DİĞER İÇERİKLER

AHMET HAŞİM’İN HAYATI, ESERLERİ VE EDEBİ KİŞİLİĞİ

Ana Sayfa » 11.SINIF » TÜRK EDEBİYATI » 11.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI » AHMET HAŞİM’İN HAYATI, ESERLERİ VE EDEBİ KİŞİLİĞİ
Sitemize 12 Nisan 2015 tarihinde eklenmiş ve 339 views kişi tarafından ziyaret edilmiş.

AHMET HAŞİM

Babasının memuriyeti dolayısıyla uzun müddet düzenli bir tahsil hayatı göremeyen Haşim, sekiz yaşlarında iken annesini kaybetti. 11 yaşındayken de babası onu İstanbul’a getirdi. Öksüzlüğü, yaşının küçüklüğü ve yabancı bir çevre onun üzerinde hep menfî ve ürkütücü tesirler uyandırıyordu. Yaşı ve sınıfı ilerledikçe, Ahmed Hikmet’in büyük tesiriyle –ilk zamanlar pek boş ve manasız bulduğu- edebiyata heves etmeye ve şiirler yazmaya başladı. 17 yaşındayken ilk şiiri olan ve Mecmuâ-yı Edebiyye’de yayımlanan “Hayâl-i Aşkım”ı yazdı. Bu manzumeden sonra aynı dergide birçok şiiri basıldı. Aradan bir yıl geçtikten sonra, bir öğretmeninin şiirle uğraşmasından hoşlanmadığı için şiir yazmaktan vazgeçti. Araya üç yıllık bir fâsıla girdikten sonra, günün birinde, Fransız sembolistlerinin şiirlerini taşıyan bir antolojinin eline geçmesiyle içindeki şiir aşkı tekrar uyandı ve hayatının ikinci devresi başladı.

Ahmed Haşim’in manevi hayatı, çetin bir kaderin çok erken başlayan belirtileri üzerine kurulmuştur. Onun hayatındaki en kalın çizgiyi “içinde bulunduğu çevreye uyamamak” teşkil eder.Çok zeki ve hassas bir çocuk olan küçük Haşim, çocukluk günlerini, sekiz yaşına kadar yine hassas ve hasta bir anne ile haşin bir babanın arasında geçirir. Aile hayatının bu hazin huzursuzluğu, çocuğun bedenî ve ruhî gelişmesi üzerinde etkilerini göstermekte gecikmez. Babanın sertliği karşısında sadece hasta bir annenin kırık kanatlarına sığınır. Bu hasta anne ve çocuğu, her gece Dicle’nin kıyısında gölgeler gibi sessiz sessiz dolaşırlar. Mehtapsız gecelerde yine Dicle’nin kıyısında dolaşırken “boşlukları denizler gibi dolduran karanlığın” ortasında, o mariz çocuk kapkara bir düşüncenin ürküntüsünü duyar ve günden güne, aile çevresindeki şefkat eksikliğinin yarattığı “yabancılık” ve “yalnızlık” duygusunu pekiştirir. Bunun sonucunda da çevreye karşı ürkeklik ve çekingenliği arttı, kendi kabuğuna çekildi.

Okul sıralarında arkadaşları arasında başlayan “Araplık” isnadı, Haşim’i huzursuz etmiş ve içindeki yabancılık ve yalnızlık duygusunu katlanarak çoğaltmıştır. Bu nedenlerden dolayı Haşim, etrafını çeviren her varlığa karşı güvensiz, daima tetikte ve saldırıya hazır haldedir. Haşim, “Şir-i Kamer”de görüldüğü üzere, geçmişin şefkatli hatıralarına kaçarak avunmaya çalıştığı gibi; bazen de hayalinin yarattığı ülkelere sığınır. “Kimsesiz, bomboş ve ebedî” uzanan yollara düşerek bir “Belde-i Hayâl”e erişmek için çırpınır. “O Belde”, genellikle sükûnun, hayalin ve iç ferahlığının sembolü olan “mavi” renginin atmosferi içindedir; orada yaşayanlar arasında tam bir anlayış ve huzur havası eser, hepsi de kardeş veya sevgilidirler, yani birbirlerini severler. Haşim’in, ilk şiirini yazdığı 1901 yılından 1908 yılına kadar süren safhada en çok beğendiği şairler Hâmid, Muallim Naci, Fikret ve Cenab’tır. Bu süre içerisinde bir yandan Fransız şiiri ile temasa geçen şair, yerli tesirden hızla sıyrılarak 1908’den sonra yeni bir şahsiyetle ortaya çıkar. Bu sıralarda tamamladığı “Şi’r-i Kamer” serisi, hayal zenginliği, iç ahenkteki kuvvet ve büyük telkin kabiliyeti ile dikkat çeker.

“Piyale”’ye yazdığı önsözde (Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar’da) şiirin özelliklerini şöyle açıklar:

Şiirin asıl özelliği duyulmaktır.

Şiirin dili musiki ile söz arasında ve sözden ziyade musikiye yakındır.Yani bu dil, bir açıklama vasıtası olmaktan ziyade bir telkin vasıtasıdır ve şiirde musiki, anlamdan öncegelir. Bu bakımdan kelimeler, şiire anlam değerinden çok musiki değerleri ile girerler.Haşim’de sembolizmin şiir anlayışına yakınlıklar vardır. Ancak sembolist şiirin asıl unsuru olansembol Haşim’in şiirlerinde yoktur. Onun şiirine enuygun anlayış tarzının empresyonizm (izlenimcilik)olduğu kabul edilebilir.  

Şiirlerinde, dış âleme aitgözlemlerinin iç âlemde yarattığı izlenimleriaksettirmesi, bu anlayış tarzının çok açık delilidir.Onun şiirlerinde hâkim olan temalar ise, “çocuklukanıları, aşk ve tabiat”tır. Yaşanılan hayattan uzak vetamamıyla hayalî bir âleme sığınma isteği, birçokmanzumesinde yer alır. Şiirlerine aldığı tabiat manzaraları ise, sembolistlerin de genelde tercih ettikleri, “akşam, gurup, şafak, gece, mehtap,yıldızlar, göller, ormanlar…” gibi duygulanmaya, hayal kurmaya en elverişli olanlarıdır. Haşim’in şiirleri dil bakımından iki safhada incelenebilir. 1901-1915 arasındaki birinci safhada dili, Edebiyatı-ı Cedîde şiirinin dilinden farksızdır. Daha sonraki safhada ise dilinde açık bir değişiklik olduğu görülür ve konuşulan Türkçeye doğru büyük bir yönelişe başlar. Vezin olarak ise aruzu kullanır.“Köylü vezni” diye vasıflandırdığı heceyi, musiki bakımından çok yetersiz buluyordu.

Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar

-Haşim’e göre sanat, hiçbir fikre hizmet edemez.Ona göre şiir, sosyal hayatın dışında ve sanat odaklıdır.

-O, şiirde düşünceye önem vermez. Ona göre şiir,“hikâye değil sessiz bir şarkı”dır. Nitekim Haşim’inşiirleri dikkatli bir biçimde, bu bilgi doğrultusunda okunsa müzikal bir biçim ortaya çıkar.

-Ona göre şair, ne kanun yapıcı ne de hakikat habercisidir. Belagatli bir insan da değildir.

-Şiirin dili eşittir musiki. Şiir, nesir gibi anlaşılmak için değil duyulmak için vücut bulur. Sadece  ihsas ettirmek içindir. Musiki ile söz arasında; ama musikiye daha yakındır.

-Nesirle nazım birbirinden ayrı şeylerdir. Nazım tamamen ahenkten oluşmalıdır.

-Ona göre nesri doğuran akıl ve mantık, şiiri doğuran ise kutsî ve isimsiz bir kaynaktır. Şiir,nesre çevrilemeyen nazımdır (Şeyh Galib etkisi görülmektedir).

-Şiirde, nesrin aksine ilk okunduğunda anlaşılacakdiye bir kaide yoktur. Herkes şiiri anlamak durumunda da değildir. Şiirden bir anlam çıkartmak için çabalanamaz.

-Şiir belli bir hazırlık ister, dış etkilerden etkilenir.

-Şiir, peygamberlerin sözü gibidir, kutsaldır.Muhtelif yorumlara elverişlidir ve anlam derinliklerine inilir.

-Şiirde, -empresyonistlerin yaptığı gibi- izlenimler aktarılır.

 

Paylaş
Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

Bu Yazıya Toplam 0 Yorum Yapılmış

İsminiz

E-Posta Adresiniz

Şehir

Önceki yazıyı okuyun:
ÖMER SEYFEDDİN VE YENİ LİSÂN

ÖMER SEYFEDDİN VE YENİ LİSÂN Yeni Lisan davasını ilk defa ortaya atarak onu tam bir sebat ve samimiyetle açıklayıp savunan...

Kapat