Anektodlar

Sitemize 14 Ağustos 2014 tarihinde eklenmiş ve 756 views kişi tarafından ziyaret edilmiş.

Velâyetin Gördüğü

 

Fatih Sultan Mehmet, çocukluğunda biraz yaramazlık yapınca, babası olan 2. Murat Han:

-"Ne kadar yaramaz bir çocuksun, senden adam olmaz" diye çıkışır.

Orada bulunan ve velâyet sırrıyla kalp gözü açık olan Akşemseddin Hazretleri, hafifçe gülümseyerek şöyle der:

-Peder ne der, kader ne der.

 

 

Eyaz`ın Sırrı

 

Gazneli Sultan Mahmud'un has kölesi Eyaz saraya geldiği ilk gün üstünde olan postuyla çarığını bir odaya asmış, o günleri unutmamak için onları orada tutuyordu. Odanın kapısına bir kilit vurmuştu, kimseleri oraya sokmuyordu. Eyaz her gün bu odaya gelir, orada oturur ve kendi kendine: "Boşuna büyüklük taslamaya kalkışma işte çarığın işte postun," derdi.

 

Düşmanları, onun padişaha olan yakınlığını kıskananlar, Eyaz'ın bu odada bir hazine sakladığını, altın ve gümüş torbaları biriktirdiğini sanarak onu gözden düşürmek için Sultan Mahmud'a şikayette bulundular:

 

"Sen bu kadar değer veriyor, bu kadar ihsanda bulunuyorsun, o ise senden çaldığı altınları ve gümüşleri bir odaya kitlemiş oraya kimseyi sokmuyor," dediler. (MESNEVÎ'den)

 

Padişah bunu söyleyenlere:

"Gece yarısından sonra o odanın kilidini açarak içe riye girin, oradaki altınları, gümüş ve mücevherleri size bağışladım. Fakat neler gördüğünüzü gelip bana anlatacaksınız," dedi.

 

Adamlar sevinerek padişahın huzurundan ayrıldılar. Sabırsızlıkla beklemeye başladılar. Gece yarısı olunca da kapının kilidini kırarak odaya daldılar. Fakat o ne? Odada bir çift çarıktan ve eski bir posttan başka bir şey yoktu. Belki yere gömmüştür altınları diye odanın içini kazmaya başladılar. Fakat yine de bir şey bulamayarak yaptıklarından ve söylediklerinden pişman olarak Sultan Mahmud'un huzuruna varıp gördüklerini olduğu gibi anlattılar.

 

Gönülsüz Gönül

 

Abdülhak Hâmid' in evindeki sohbette, konu gençlik ve ihtiyarlıktan açılır. Yaşı geçmiş bir hanım, Abdülhak Hamid' e döner ve:

-Efendim, gönül kocamaz! der.

Hamid cevap verir:

-Kocamaz ama kocamış bir vücut içinde oturmak da istemez.

 

Böyle Korunur

 

Çok değerli olan kütüphanesini millete vakfeden Koca Ragıp Paşa, onların bakımı için tanıdıklarından birini memur tayin eder.

Bir gün ansızın kütüphanesini ziyarete giden Paşa, etrafı ve kitapları toz, toprak içinde bulunca canı çok sıkılır ve belli etmemeye çalışarak:

-Seni tebrik ederim yavrum, der. Gerçekten de emniyetli bir adammışsın. Teslim edilen şeylere hiç el sürmemişsin, âferin!

Velâyetin Gördüğü

 

Fatih Sultan Mehmet, çocukluğunda biraz yaramazlık yapınca, babası olan 2. Murat Han:

-"Ne kadar yaramaz bir çocuksun, senden adam olmaz" diye çıkışır.

Orada bulunan ve velâyet sırrıyla kalp gözü açık olan Akşemseddin Hazretleri, hafifçe gülümseyerek şöyle der:

-Peder ne der, kader ne der.

Akif ve Mana

 

Mehmet Akif, Baytar Mektebi'nde müdür muavini olarak çalıştığı bir dönemde, muhasebeden gelen bir yazıyı anlayamaz. Yazıyı kaleme alan Salih Efendi'yi aratarak yazıda ne demek istediğini sorar:

-Salih Efendi İki türlü mana çıksın diye böyle yazdık efendim" cevabını verince, Akif dayanamaz ve:

-Hayret doğrusu, der. Biz birini bile çıkartamadık da.

 

 

Sokrat ve Bileytaşı

 

Talebelerden biri Sokrat'a sormuş:

-Herkese güzel konuşma dersleri verdiğin ve onlara hitabet sanatını öğrettiğin halde, niçin sen de çıkıp bir konuşma yapmıyorsun?

-Evlat, demiş Sokrat. Bileytaşı keskin değildir amma, en sert demiri bile keskin eder…

 

 

Anladığını Anlatmak

 

Tanıdıklardan biri, yazdığı romanın müsveddelerini Neyzen Tevfik'e göstererek fikrini sorar:

Neyzen beğenmediğini ifade edince, adam:

-İyi ama der. Siz hiç roman yazmadınız ki!

Neyzen Tevfik şu cevabı verir:

-Ben yumurtanın tazesini bayatını iyi anlarım. Ama bu güne kadar hiç yumurtlamadım.

 

 

Her şey Sana Bağlı

 

Hâkim, kaza yaparak birkaç kişinin ölümüne yol açan bir şoförün ehliyetini iptal edince, şoför:

-Aman hâkim bey, diye sızlanmış. Benim yaşayabilmem, şoförlük yapmama bağlı.

Hâkim cevap vermiş:

-Başkalarının yaşaması da sizin şoförlük yapmamanıza bağlı.

 

 

Akşam Yemeği

 

Yahya Kemâl, dostlarından birine:

-Bu akşam yemeği benimle yer misin? Diye sorunca, arkadaşı:

-Hay hay! Der. Çok memnun olurum. Hiçbir mazeretim yok!

Yahya Kemal gülümseyerek karşılık verir:

-İyi öyleyse, bu akşam size geliyorum.

 

 

Diyojen ve Kibirli Zengin

 

Dünya nimetlerine ehemmiyet vermeyen yaşayış ve felsefesiyle ünlü filozof Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta zenginliğinden başka hiçbir şeyi olmayan kibirli bir adamla karşılaşır. İkisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değildir. Mağrur zengin, hor gördüğü filozofa:

 

-Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem` der.

Diyojen, kenara çekilerek gayet sakin şu karşılığı verir:

 

-Ben çekilirim.

 

 

Mehmet Akif

 

Bir toplantıda, bir genç Mehmet Akif` i küçük düşürmek ister:

-Affedersiniz, siz veteriner misiniz?` Mehmet Akif hiç istifini bozmadan şöyle cevap verir:

 

-Evet, bir yeriniz mi ağrıyordu?

 

 

Sokrates ve Eşi

 

Sokrates ve eşi bir türlü iyi geçinemezlermiş. Bir gün eşi Sokrates`e verip veriştirmiş, ağzına geleni söylemiş. Bakmış kocası hiç bir tepki göstermiyor; bir kova suyu alıp başından aşağı boşaltmış.

 

Sokrat, gayet sakin: – "Bu kadar gök gürültüsünden sonra bir sağanak zaten bekliyordum." demiş.

 

 

Bernard Shaw ile Churchill

 

Bernard Shaw ile Churchill hiç geçinemez ve sık sık birbirlerini iğnelermiş. Bernard Shaw, bir oyununun ilk gecesine, Churchill'i davet etmiş ve davetiyeye de bir pusula iliştirmiş:

 

-Size iki kişilik davetiye gönderiyorum. Bir dostunuzu alıp gelebilirsiniz. Tabii dostunuz varsa." Churchill, hemen cevap göndermiş:

 

-Maalesef o gece başka bir yere söz verdiğim için oyununuzu seyretmeye gelemeyeceğim. İkinci gece gelebilirim, tabii oyununuz ikinci gece de oynarsa."

 

 

Eflatun ve Öğrencisi

 

 

Bir gün Eflatun, talebelerinden birini kumar oynarken yakalamış ve şiddetle azarlamış.

Talebesi:

 

-İyi ama ben çok az bir paraya oynuyordum." diye itiraz edecek olunca Eflatun cevap vermiş:

 

 

-Ben seni kaybettiğin para için değil, kaybettiğin zaman için azarlıyorum."

 

 

Galile’nin Kulakları

 

Kulaklarının büyüklüğü ile ünlü Galile'ye hasımlarından biri:

-Efendim, kulaklarınız, bir insan için biraz büyük değil mi?`

 

Galile: – "Doğru, benim kulaklarım bir insan için biraz büyük ama seninkiler bir eşek için fazla küçük sayılmaz mı?"

 

 

Yavuz ve Vezir

 

Yavuz Sultan Selim, birçok Osmanlı padişahı gibi sefere çıkacağı yerleri gizli tutarmış. Bir sefer hazırlığında, vezirlerinden biri ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca,

Yavuz ona: – "Sen sır saklamayı bilir misin?" diye sormuş.

Vezir: – "Evet hünkârım, bilirim` dediğinde, Yavuz cevabı yapıştırmış: – `İyi, ben de bilirim."

 

 

Sheakspeare

 

Bir şemsiye tamircisi, yazmış olduğu türleri incelemesi için Sheaksper'a gönderdiğinde, ünlü yazarın cevabı şu olur:

 

"Dostum, siz şemsiye yapın, hep şemsiye yapın, sadece şemsiye yapın."

 

 

Napolyon

 

Fransa hükümet ricalinden biri Napolyon' un bir muharebede tenkide kalkışıp parmağını harita üzerinde gezdirerek:

"Önce şurasını almalıydınız, sonra buradan geçerek ötesini zapdetmeliydiniz." gibi fikirler belirtmeye başlayınca, Napolyon: "Evet, Onlar parmakla alınabilseydi dediğin gibi yapardım." demiş.

 

 

Alparslan’ın inancı

 

Sultan Alparslan 27 bin askeriyle Bizans topraklarında ilerlerken, keşfe gönderdiği askerlerden biri huzuruna gelip telaşla: 300 bin kişilik düşman ordusu bize doğru yaklaşıyor, der.

Alparslan hiç önemsemeyerek şöyle der: Biz de onlara yaklaşıyoruz.

 

 

Sokrates

 

Sokrat Ölüme mahkûm edildiğinde, eşi: Haksız yere öldürülüyorsun, diye ağlamaya başlayınca,

Sokrat: "Ne yani, bir de haklı yere mi öldürülseydim!" demiş

 

 

Churchill ve Zehirli Kahve

 

Churchill, avam kamarasında konuşurken, muhalif partiden bir kadın milletvekili, Churchill'e kızgın kızgın şöyle seslenir:

"Eğer, karınız olsaydım, kahvenizin içine zehir karıştırırdım."

Churchill, oldukça sakin kadına döner ve lafı yapıştırır: – "Hanımefendi, eğer karım siz olsaydınız, o kahveyi seve seve içerdim."

 

 

Ölüler Çiçek Koklamaz

 

Amerikalı iş adamı, bir Çinli'ye alay ederek sormuş:

-Ölüleriniz, mezarlarına koyduğunuz pirinçleri ne zaman yiyecek?

Çinli başını kaldırmadan cevap vermiş:

– Sizin ölüleriniz, koyduğunuz çiçekleri kokladığı zaman.

 

 

Yıka da Getir

 

Süleyman Nazif ve Abdülhak Şinasi birlikte yemek yerken, Şinasi garsonu çağırır ve su ister. Şinasi'nin kirden ve mikroptan eldivenle el sıkacak derecede korktuğunu bilen Süleyman Nazif garsona seslenmeden edemez:

            -Oğlum, beyefendinin suyunu yıka da öyle getir.

 

 

 

Ne Alırsınız?

 

Yahya Kemal bir yokuşu çıkıncaya kadar nefes nefese kalır. Yokuşun sonundaki lokantadan bir garson seslenir:

            -Buyurun beyim ne alırsınız?

            Yahya Kemal tebessümle:

            -Evlat, müsaade edersen bir nefes alacağım.

 

 

Çanakkale İçinde

 

İngiliz garson, Türk müşteriye:

-"Çanakkale'de çok askerimizi öldürdüğünüz için sizleri pek sevmeyiz" deyince, bizimkinden gayet soğukkanlı bir şekilde şu cevabı almış:

-Orada ne işiniz vardı?

 

 

Neyzen’ in Nezaketi!

 

Mehmet Âkif, elini yıkadıktan sonra, Neyzen Tevfik' in kendisine uzattığı havlunun kirini görünce:

-Hayır, diye bağırmış. Elimi daha yeni yıkadım.

 

 

Hz. Adem’in Mirası

 

Fatih Sultan Mehmet, adamları ile gezerken, yanına sokulan dilenciye bir altın vermiş. Dilenci parayı alınca:

-Aman Sultanım, demiş. Koskoca bir padişah, kardeşine bu kadar para verir mi?

Fatih Sultan Mehmet, nereden kardeş olduğunu sorunca, dilenci:

-İkimiz de Hazreti Âdem' in çocukları değil miyiz? demiş. Elbette kardeşiz.

Sultan Fatih:

-Bu keşfini sakın başkasına söyleme, diye gülümsemiş. Diğer kardeşlerimiz de pay isterse, sana zırnık bile düşmez.

 

 

Düşmanın Canı

 

Şair Nef' i bir toplantıda konuşurken, düşmanlarından biri içeri girmiş, fakat herkese selam verdiği halde kendisine:

-Merhaba canım! demiş.

Nef'i durur mu? Hemen cevabı yapıştırmış:

-Derhal çıkıyorum.

 

 

Kısır Fikirler

 

Şahabettin Süleyman, bir gün Ahmet Haşim' e:

-Üç günden beri zihnimde önemli bir fikir saklıyorum, dediğinde, Ahmet Haşim, onun fikir üretmedeki kısırlığını ima ederek şöyle demiş:

-Günahtır yahu, salıver gitsin şu fikri. Zavallıcık günlerden beri tek başına kim bilir ne kadar sıkılmıştır?

 

 

Dünyanın Yüzü

 

Hastalıktan ötürü gözleri kapanmış olan bir adam, halk şairi Seyrani' ye:

-Bende dünyayı görecek göz mü kaldı? diye şikayette bulununca, söz eri Seyrani:

-Hiç üzülme dostum demiş. Zaten dünyaya da bakılacak surat kalmadı.

 

 

Şiirden Başka her şey

 

Genç bir şair, saçma sapan şiirlerini Victor Hugo' ya okuduktan sonra:

-Üstad, diye sormuş. Şiirlerimi nasıl buldunuz?

Victor Hugo:

-Vezinsiz, kafiyesiz ve manasız bir şey yazmak istemiş ve tam muvaffak olmuşsunuz, demiş. Bravo doğrusu.

 

 

Sanatçı Farkı

 

Nazım Hikmet'in Bursa Cezaevi'nde tutsaklık günleri. Koğuş arkadaşlarını okumaya yazmaya yönlendiren Nazım, aynı zamanda cezaevi yönetimine de yardım etmektedir.
        Cezaevi denetimine Adalet Bakanlığı'ndan bir müfettiş gelir. Bir kaç gün denetim yaptıktan sonra müdüre:
        – Nazım da buradaymış, çağır da görelim nasıl biridir? der.
         Nazım'i odaya getirirler. Müdür koltuğuna iyice kurulan müfettiş Nazım'ı tepeden tırnağa süzer ve:
         -Demek Nazım sizsiniz, der. Nazım'a oturması için yer göstermez. Kısa bir konuşma sonrası, gidebilirsiniz, der.
         Nazım tam kapıdan çıkarken durur ve müfettişe:
         -Ömer Hayyam adını duydunuz mu? diye sorar. Müfettiş hemen atılır:
         -Kim duymaz Hayyam'i. 
         Nazım:
         -Hayyam zamanında İran hükümdarı kimdi? diye sorar. Müfettiş şaşırır. Nazım konuşmasını sürdürür, görüyorsunuz sanatcıyı anımsadınız ama hükümdarı anımsamadınız. Yıllar sonra beni dünya anımsayacak ama dönemin Adalet Bakanı'nı ve sizi kimse anımsamayacak, der çıkar.
         Müfettiş yaptığı yanlışı anlar, Nazım'ı geri çağırır ama Nazım koğuşunun yolunu tutmuştur.

         Sahi, o dönemin Adalet Bakanı kimdi?

 

 

Bernard Shaw

Bernard Shaw, İngiltere'nin en çok kazanan yazarlarından biriydi. Yazdığı her sözcük için bir şilin alırdı. Ama bunu da az görür, Amerika'da basılacak yazılarının her sözcüğü için bir dolar isterdi.

Bir gün Amerikalı yayıncılardan biri, muziplik olsun diye yazara bir dolar gönderdi ve"Bana bir kelime yollar mısınız?" notunu ekledi. Bernard Shaw, doları aldı ve kağıdın üzerine şu tek kelimeyi yazarak yayıncıya geri gönderdi. "Mersi"

 

 

Meramına Bakar!

Fransızcayı gerçekten iyi bilen, Türkçe'nin unutulmaz eleştirmeni Nurullah Ataç, kendisine, "meramını anlatacak kadar" Fransızca'nın ne kadar sürede öğrenilebileceğini soranlara,

"Meramına bakar" dermiş.

 

 

Diğer şair kim

Bir tanıdığı, Necip Fazıl Kısakürek'e,
      -Fransa'da yayımlanan bir ansiklopediye, Türkiye'den yalnızca iki şair almışlar, der.
       Necip Fazıl hemen sorar:
      -Diğer şair kim?

 

 

Ne diye vapura bindin ki

Ne diye vapura bindin ki,

yüzerek geçseydin ya karşıya

 

            Necip Fazıl, bir gün vapurla Kadıköy'e geçerken, yanına biri yaklaşarak;

            –"Üstad! Peygambere neden gerek duyuldu? Biz insanlar kendi yolumuzu bulabilirdik" der.

            Necip Fazıl, ona şu cevabı verir:

            –"Ne diye vapura bindin ki, yüzerek geçseydin ya karşıya"

Paylaş
Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

Bu Yazıya Toplam 0 Yorum Yapılmış

İsminiz

E-Posta Adresiniz

Şehir

İlgili Terimler :