“Bölükpörçük Yaşamlar” ve kelimeler – Nazan BEKİROĞLU

Ana Sayfa » GÜZEL YAZILAR » “Bölükpörçük Yaşamlar” ve kelimeler – Nazan BEKİROĞLU
Sitemize 20 Temmuz 2014 tarihinde eklenmiş ve 224 views kişi tarafından ziyaret edilmiş.

Bir şair başka bir şairin romanını yazmaya kalkışınca ortaya çıkan sonuç, şairane bir üslûp. Kendisi de bir şair olan Anne Michaels’ın bol ödüllü gençlik yapıtı Bölükpörçük Yaşamlar (Timaş, 2013; mükemmel çeviri Kemal Atakay’a ait) bir şairden başka bir şaire uzanan bir metin. Nazi zulmü ölçeğinde şiddete dair bir kitap bu. Ama aynı zamanda kelimelere. 

Çünkü şiddet, kelimelerle yakın ilişki içindedir. Ten unutsa bile acıyı kelimeler taşır. Değil kelime, bir harf bile tene değebilir, onu incitebilir. Kendini tamamıyla tesadüfe bırakmayan belki tek şey olan kelimeler insanı öldürebilir.

Diğer yandan gizlenerek geçirilen yıllar boyunca zamanı geçirmenin yolu ayrıntıya dalmak olabilir ancak ve ayrıntı kelimelerdedir. Zamanı tüketirken kendi çoğalır dilin. Yeni hayatında yeni diller öğrenmek mecburiyetinde kalan Jakob, en fazla da ana dilini unutmamaya çalışır. Çünkü ana dilde en fazla da geçmişimiz saklıdır. Bu yüzden kahraman yeni bir dili konuştuğu yeni yaşamında geçmişinin ukdesi, kız kardeşi Bella’nın kendisini aradığını ama bulamayacağını sanır. Bu yüzden çocukluğundaki olayları o olayların yaşanmadığı bir dilde kâğıda dökmeye başladığında korunduğunu hisseder.

Bulabildiği her şeyi okuyan ve ayrıntılara düşkünlüğü incitici olan biridir Jakob. Onca dehşete uğrayan insanları düşünürken tek bir şey merak eder; sessiz miydiler yoksa konuşmuşlar mıydı? Geçmişe dair sadece anıları vardır, onlar da kelimelerin taşıdığı kadardır.

İsim varlıktır. Varlığın kabulü ve ilânıdır. Bu yüzden iki çocuğunu gettoda kaybeden çift, üçüncü çocuklarına bir isim vermekten kaçınır. İsmi yoksa varlığı, varlığı yoksa yokluğu da olmaz çünkü insanın. Sıradan bir sözcük, ceket, küpe, bilek aklını başından alabilir Jakob’un. Onun için sözcükleri kendisine zırh edinmiş, İngilizce ağzında tehlikeli ve canlı, yakıcı ve sıcak bir nesneye dönüşmüş bir kıza âşık olabilir. Dili ancak o zaman tutulabilir.

Hal böyleyken teknik olarak ana hikâyenin çerçevesini çizse de “II. Kısım olmasa da olurdu” denebilir mi bu roman için? Sanmam. Kendi acısını başkasının mısralarında okumanın sağaltıcı etkisinin biricikliği azımsanamaz ki. Aynı vahşi şiddeti terennüm (tecrübe yetmez) etmiş birini bulmuşsak bir yerlerde, kelimelerin, bir başka yaşamı kurtarması başka nasıl gösterilebilir ki? Çünkü kelimeler sağaltıcıdır. İçimizden ırmaklar gibi taşan manayı kelimenin sırtına vurmazsak boğar bizi o. Kelime emniyettir. Şiir diline dökülen acı; estetize edilmiş, fıtrata uygun hale çekilmiş, öyleyse katlanılır kılınmış demektir. Bir acıdan kurtulmanın en kestirme yolu onu şiirleştirmek hiç olmazsa benzer bir şiiri okumaktan geçmez mi? Kelimelere sığınarak sen öznesine hitap etmekten daha kurtarıcı ne olabilir? Aynanın içinde acı yok olur o zaman, görüntüsü baki kalsa da kokusu yoktur orada kanın ve etin. Mektup yazmayı bilmeyenlerin acıları ebedidir bu yüzden. Yangında ilk kurtarılacak, kelimelerdir. Kelimelerimiz yanıp kül olduğunda başlar tükeniş. Aşk, susmayı seçmekle biter. Kavga varsa kelimeler var, yani ümit vardır. Bu yüzden değil mi bazen on tedavi seansında bulamadığımız dermanı bir şiirden çekip çıkarmamız.

Tahtanın büyük sırrı yanmasında değil suda yüzmesindedir diyordu anlatıcı. Sebepsiz değil bu irkiltici cümle. Dil, yanmış, kararmış ama küle dönmemiş tahtaları da bağrında yüzdüren su değil mi?

Neticede dil bir bilinç halidir. Duygu bile dil ile bilgiye dönüşür. Kelimeye dökülen hele de şiirleşen acının katlanırlığı bundan. Dilin büyüsü kelimeler dünyasında karşılığı olanın katlanırlık sınırına gelip dayanması. Öyle olmasa anlatıcı bütün insanlar uyusa yani kesintisiz düşünme bir an için bile dursa dünyanın çökeceğine böyle kuvvetle inanır mıydı?

Aristo haklı, dilde olmayanın hayatta karşılığı yok. Ve kelimelerle büyülenenler mazur ve masum. Onun için karanlık bir ormanda korkan kahraman kalp atışının yerine geçirdiği iki heceyi tekrarlayarak hayatta kalmayı başarmıştır ve içindeki her şeyi ortaya dökmeden bu dünyadan ayrılması olanaksızdır.

Paylaş
Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

Bu Yazıya Toplam 0 Yorum Yapılmış

İsminiz

E-Posta Adresiniz

Şehir

Önceki yazıyı okuyun:
CEMAL SÜREYA – On üç Günün Mektupları

   12 Temmuz 1972 Zuhal’im, hayat!                            ...

Kapat