CAHİT SITKI TARANCI’NIN ŞİİR ANLAYIŞI

Ana Sayfa » GÜZEL YAZILAR » CAHİT SITKI TARANCI’NIN ŞİİR ANLAYIŞI
Sitemize 20 Temmuz 2014 tarihinde eklenmiş ve 474 views kişi tarafından ziyaret edilmiş.

Savrulup gidiyorum.

 

Serçe kadar pervasız, bir günden ötekine

 

Atlayıp gidiyorum. Bütün kumaşlarımı açtığım gibi yine

Katlayıp gidiyorum.

 

Bir kış güneşi gibi ben keyfimin esiri

 

Görünüp gidiyorum.

 

Ne belli bir yerim var, ne de sevdiğim biri

 

Sürünüp gidiyorum.

 

Gençler  Diyorlar  ki2    başlıklı  söyleşide,  şiirlerini  önce  içtihat  dergisine Abdullah Cevdet’e götürdüğünü, onun şiirlerini okuduktan sonra şiire yeteneği olduğunu, ama yayımlatmaktan   vazgeçmesini    söylediğini    belirtiyor.   Daha    sonra    Baudelaire’i okuduğunu, bir defter dolusu şiirini Servet-i Fünun dergisinin yazı işleri müdürü Halit Fahri’ye götürdüğünü, bir şiirinin yayımlandığını söylüyorsa  da adını vermiyor. Bu nedenle ilk yayımlanan şiiri olarak Gidiyorum’u aldık.

 

Cahit Sıtkı, yazına karşı ilgisinin ilkokulda, Namık Kemal, Tevfik Fikret ve Mehmet Emin okuyarak başladığını söylüyor. Ancak şiir yazma dürtüsünü geliştiren Baudelaire olmuştur.

 

“……..bende  edebiyata  bilhassa  şiire  karşı  hakiki  ve  köklü  denilebilecek  ilk  alaka Galatasaray onuncu sınıfta sıra arkadaşım Ziya Osman Saba’nın delaletiyle tanıdığım Baudelaire’le başlar. Bu Fransız şairini içime sindire sindire okuduktan sonradır ki şiir yazmak benim için teneffüs etmek, yemek içmek kadar tabii bir hayat faaliyeti oldu.”3

 

Baudelaire’in onda, yaşamını Baudelaire’den önce ve sonra diye ikiye ayıracak denli etkisi  olmuştur.  Ancak  bu etkileniş, ele aldığı  temalar  bakımından  değil,  söyleyiş bakımındandır.

“Yaşadığının farkına varmak için” şiir yazdığını söyleyen Cahit Sıtkı, “Şiirlerinizi nasıl yazarsınız?” sorusuna şu yanıtı veriyor:

 

“Yolda  giderken,  yemek  yerken  bir  dize  geliverir.  O  dize  kılavuzunuz  olur. Yazacağınız şiiri, konusunu, biçimini o belirler. Şiir bitinceye değin, işgal altında bir ülke gibisinizdir.  Kalbinizin,     sinirlerinizin,  kafanızın,    dahası    kollarınızın   ve ayaklarınızın bir işbirliği halinde çalıştığını görürsünüz. Gerçekten güzel şiirlerdeki hayatiyet belki de buradan geliyor.”

 

Aynı  konuşmada  şiirin  nereden  doğduğunu  “……….şiir  insanoğlundaki  yaşadığını yeniden yaşamak,  yaşadığı anı uzatmak, hasılı yaşadığını teyid etmek ihtiyacından doğmuştur.”  Biçiminde  ifade  eden  şair,   şiiri  de  “Bir  çığlıktır,  bir  ümittir,  bir kurtuluştur.” Biçiminde tanımlıyor.

 

Cahit Sıtkı’nın şiirleri bir çığlık mıdır? Genelde insanlardan kaçış, yalnızlık ve ölüm temalarını işleyen şairin şiirlerinde yakınmalar bir çığlıktır.

 

Örneğin; Anne Ne Yaptın? başlıklı şiirinde çığlığı açıkça duyuyoruz.

 

 

Anne Ne Yaptın?

 

 

Anne sana kim dedi yavrunu doğurmayı? Sanki karnında fazla yaramazlık mı ettim? Sende istemiyordum ne tacı ne sarayı; Karnında yaşıyordum, kâfiydi saadetim

 

Bir kere doğurdunsa, sonra niçin büyüttün? Kundakta, beşikte de bir zahmetim mi vardı? Koynundan niçin attın yavrunu bütün bütün?

 

Bilmiyor muydun ki o yalnızlıktan korkardı.

 

Sütünden tatlı mıdır, anne, sanki bu hayat? Bana sorsana anne yaşamak bir hüner mi? El aç, yalvar gündüze, geceye boyun uzat. Bu uğurda bir ömür çürütme değer mi!

 

Karnında yaşıyordum, kâfiydi saadetim! Anne istemiyordum ne tacı, ne sarayı! Anne, karnında fazla yaramazlık mı ettim! Anne, sana kim dedi yavrunu doğurmayı?

 

Şiirlerine seçtiği temalarda toplumsal bir kaygı taşımayan, kendi duygulanışlarını dile getiren şair en çok ölüm temasını işlemiştir.

 

 

Ölüm kimi zaman “Ölüm sinsi ölüm” dizesinde olduğu gibi, sinsidir. Kimi zaman “Ölmek, olacak o başka bir haz” dizesinde olduğu gibi bir hazdır. Kimi zaman ölüm derhal gelebilir, kapısı açıktır. “Derhal gelebilirsin ölüm; / Kapı açıktır, lâmba sönük.” Kimi zaman ölüme kapı açılmaz. “Kapımı çalma ölüm / Açmam; / Ben ölecek adam değilim.” Kimi zaman da “ölüm kapıda sabırsız kişner.”

 

 

Düşten Güzel’de toplanan, evlendikten sonra yazdığı şiirlerinde, yaşama sevincinin güçlendiğini görüyoruz.  Düşten Güzel, Bahar Hikâyesi, Kış Gecesi Rüyası, Gönül Sarhoşluğu,  Müjde,  Sabah  Duası,  sevdiğim,   İyimserlik,  Karanlıktaki  Hazine  de yaşama sevincini yansıttığı şiirleri.

 

Cahit  Sıtkı  Tarancı,  1940’lı  yıllarda  roman  ve  öyküde  egemen  olan  toplumcu gerçekçiliği   eleştiriyor,   bu                           temaları   işleyen   şairleri   de   “sözde   şairler”   olarak nitelendiriyor..

 

 “Sözde  şairler  diyeceğim  bu  adamlardan  kimisi,  güzel  şiir  yazmak  endişesinden ziyade, mahalli motifler  işler. Yerli mevzular terennüm eder, vatanperver, milliyetçi görünmüş olmak için, memleket, bozkır, bayrak,  mehmetçik gibi, aslında birer tedai (çağrışım)  hazinesi  olan  kelimelere  bir  şair idraki  ve  muhabbetiyle  değil,  çıkarını arayan bir adam temahiyle tasarruf eder. Maksat şiir ve şairlik yoluyla bir mevki ve servet sahibi olmaktır.”

 

Dahası, onları şiiri yakalayamamakla suçlar:

 

“Yazılarında cemiyet dertlerinden bir vaiz edasıyla bol bol bahsedilse de hakii şiire rastlanmaz.  Topluluğa  dalkavukluk  ederek  ondan  alkış  ve  itibar  beklediklerinden, söyleyişten  fazla  söylenen  şeye  ehemmiyet  verdiklerinden  şiiri  yakalayamamaları gayet tabiidir.”

 

Cahit Sıtkı Tarancı’nın şiirde ölçü konusunda, belli bir ölçüye saplanıp kalmaktan yana olmadığını  görüyoruz. Bu konuda “Şiirde Vezin Taassubu”  başlıklı yazısında şunları söylüyor:

 

“Şair, şiirinin müştak olduğu (türediği) vezni keşfedebilen adamdır. Hece vezniyle yazılmış öyle şiirler vardır ki, okurken: ‘Keşke serbest vezinle yazılsaydı.’ deriz. Buna mukabil  serbest  vezinle  yazılmış  nice   şiirler  vardır  ki:  ‘Benim  vezinli  kafiyeli yazılmam icap ederdi.’ diye bar bar bağırır.

 

 

Bunun için vezne saplanıp kalmak, her nebatın her toprakta yetişebileceğini iddia etmekten farksızdır. Ve hakiki bir şairin bu kadar gaflet içinde olabileceğine ihtimal vermiyorum. O halde, şiirde vezin taassubu gösteren şairin şairliğinden şüphe ettiğimi söylemekten çekinmeyeceğim.”

 

Belli bir ölçüyle şiir yazan şairlerin, kendi kullandıkları dışında ölçüyle yazılan şiirlere değer vermeyişlerini de “dar bir şiir anlayışıyla hareket etmek” olarak nitelendiriyor.

 

Kendisi  şiirlerinde  değişik  nazım  biçimleri  ve  hece  ölçüsü  kullanmış,  bir  ölçüye bağlanıp kalmamıştır.

 

Örneğin: “Gitti gelmez bahar yeli;

 

Şarkılar yarıda kaldı.”  dizelerinde sekiz hece kullanmış.

 

 

“Kimdir bana gülümseyen yeşillik balkonundan

 

Demek gecelerden sonra nihayet gün doğuyor”8

 

 

 

dizeleri on beş heceyle yazılmış.

Kimi zaman da bir şiirde değişik ölçüler kullanır. “Ne bileyim ben

 

Kimdi Amerika’yı keşfeden

 

Ne eder beş kere beş

 

Güneyden mi kuzeyden mi doğardı güneş”9

 

 

 

Cahit Sıtkı’ya göre şiir bir yandan da “kelimelerle güzel şekiller kurmak sanatıdır. Başka bir şey değildir.”10

 

 

Ayrıca şiirde, sözcükleri kullanmayı da bilmek gerekir.

 

 

 

“Şairin hisleri, fikirleri, hayalleri, dünya görüşü, felsefesi, şahsiyeti, her şeyi şiirde belli olur. Şu var ki  kelimeleri tanımak, sevmek, okşamasını bilmek lâzım. Hangi kelime, hangi kelime ile yan yana geldiğinde nasıl bir ışık peyda olur? Bunu bilmek lâzım.”

 

 

 

 

İşte Tarancı’nın şiirlerinde yaptığı sözcük oyunları, değişik söyleyiş ve benzetmelere yol açıyor.

 

 

Sayısız siyah telli bir kemana

Ne kadar benziyor şimdi kuduran yağmur. (Yağmur)

 

Pırıl pırıl yanan karanlıklara dal; Ve geceler gibi bilmecelerle kal! (Bilmecelerle Kal)

 

 

Gece akasya dalında asılı gölgeydi. (Sen Yoksun ki)

 

 

Ben aşkın ağaçta çatlattığı nar

 

(Nar)

 

Gitti gelmez bahar yeli; Şarkılar yarıda kaldı. Bütün bahçeler kilitli; Anahtar Tanrı’da kaldı.

Sanatkârın Ölümü)

 

 

 

Birdenbire kalbi titreten bir bülbül sesi,

 

Dağ ardından doğan mehtap gibi vurdu suya. (Bir Uykusuzluk Gecesi)

 

 

Öyle dalmışım ki bu akşam üstü, Komşu arsadadır gözümde gökyüzü

(Öyle Dalmışım ki)

 

 

Her ne kadar  “Konuşma dilinden ayrı bir şiir dili benim şiir anlayışıma göre olmaz.”12

 

dese de verdiğimiz örnekler onun bir şiir dili yarattığını gösteriyor.

 

 

!930’da basılan şiirinden başlayarak verdiğimiz örneklerde Türkçe sözcüklere oldukça yer veren Tarancı, dilin Türkçeleşmesinden duyduğu sevinci “Yeni Türkçe Kelimelere Dair”13 başlıklı yazısında şöyle dile getiriyor:

 

 

“Dilimizin  yabancı  kelimelerden  silkinip  kökü  Türk  olan  kelimeler  kazanmak yolundaki kalkınmasına  Türkçeyi seven bir vatandaş sevinirse de yalnız edebiyatçı bayram eder.”

 

Fuzuli’nin, Ahmet Haşim’in, Halit Ziya’nın, o günün gençlerince anlaşılmayışının, Türkçenin  o  yıllardaki  karmaşıklığı  yüzünden  olduğundan,  bu  durumun  o  şair  ve yazarların bahtsızlığı olduğundan söz ettikten sonra yeni sözcüklerin kabul edilmesinin halkın onayına bağlı olduğunu, eni sözcükleri toplumun oldurduğunu,  şairin de ona şiirdeki yerini verdiğini belirliyor.

 

Yazısını, Türk şairinin yeni sözcükler karşısındaki tutumunun ne olacağını belirleyen şu sözlerle bitiriyor: “……günümüzün Türk şairi, Türk halkı nezdinde (yanında) taliini deneyen  yeni  kelimelerin  macerasına  bugünlük  seyirci  kalacak,  ancak  tutunmaya muvaffak  olanların  aradan  zaman  geçtikten,  bu  kelimeler  şarap  gibi,  dostluk  gibi eskidikten sonra sırası gelince şiir şerbetinde vişne veya şeker yerine kullanılacaktır. Ve  nihayet  bilinmelidir ki,  eski  yahut  yeni  her  kelime,  şiire  girmedikçe  ölmezlik sırrına eremez.”

 

Burada  şairin,  sözcüklerin  ölmezliğe  ulaşabilmeleri  için  şiire  girmesi  gerektiğini söylemesi dikkati  çekiyor. Gerçekten de 1940’lı yılların şairleri Türkçe sözcükleri şiirlerinde  kullanmışlar  ve  okuyanları   etkilenmişlerdir.  Cahit  Sıtkı  da  şiirlerinde elinden geldiğince Türkçe sözcüklere yer vermiştir.

 

Şiirlerini 40’lı yıllarda yazıp yayımlamasına karşın, o yıllarda egemen olan toplumcu gerçekçi şairlerin dışında kalan Tarancı, şiirlerinde ölümle birlikte yaşama sevincini de işleyerek kendi çizgisinde kalmış, kendisinden sonra               gelenleri etkilemiş bir şairimizdir.

Paylaş
Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

Bu Yazıya Toplam 0 Yorum Yapılmış

İsminiz

E-Posta Adresiniz

Şehir

Önceki yazıyı okuyun:
SESSİZLİK – CEMİL KAVUKÇU

O çocuk saatlerce, hiç bıkmadan denize neden bakar? Açıkta demirlemiş gemilere mi, balıkçı teknelerine mi, denize düşecekmişçesine bir taş gibi...

Kapat