Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı Konu Anlatımı

Ana Sayfa » EDEBİYAT TARİHİ » Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı Konu Anlatımı
Sitemize 16 Ağustos 2014 tarihinde eklenmiş ve 627 views kişi tarafından ziyaret edilmiş.
CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATININ OLUŞUMU
 
Cumhuriyetin ilanından günümüze kadar edebiyatımızı etkileyen sosyal, siyasi,
Kültürel, ekonomik, coğrafi olaylar:
·         Kılık kıyafet değişikliği
·         Kadın erkek eşitliği
·         Yeni partilerin kurulmasına izin verilmesi
·         Çok partili hayata geçiş
·         Milletler Cemiyetine Katılış
 
Cumhuriyet Dönemi Türk edebiyatının oluşumunda etkili olan ve eserlere yansıyan
Karakteristik özellikler:
·         Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında genel olarak Anadolu'ya yönelme görülür.
·         Eserler Anadolu anlatılmış, aydınların Anadolu'yu tanımadıklarından bahsedilmiştir. Bu gibi şeylerle memleket anlayışı ortaya çıkmıştır.
·         Aydınların halka yönelmesi ile birlikte kurtuluşun sadece İstanbul'dan
olamayacağı anlaşılmıştır. Anadolu çoğu zaman yöneticiler ve aydınlar tarafından
bir zahire ve asker deposu olarak görülmüş, gerekli hizmet devlet tarafından
verilmemiştir. Yani Osmanlı'nın Anadolu'yu göz ardı etmesi aydınları Anadolu'ya
dönük eserler vermeye itmiştir.
 
Yukarıda ifade edilen temalar bu dönemin anlayışı hakkında ipuçları vermektedir.
 
·         Cumhuriyetten önceki dönemlerde Anadolu çoğunlukla eserlere yansıtılmamıştır.
·         Hikâye ve tiyatrolarda anlatılan olayların çoğu İstanbul'da geçmektedir.
·         Cumhuriyetten önceki dönemler de anlatılacak olay yazar tarafından seçilir yazar olayı kurgular öyle anlatırdı. Yani yazılarda çoğunlukla sanat yapma amacı vardı. Cumhuriyetten sonraki dönemlerde ise sanat kaygısı güdülmeksizin doğrudan anlatım kullanılmıştır. Hayat olduğu gibi okuyucuya aktarılmıştır.
·         (Türk Edebiyatında Anadolu ilk kez Çalıkuşu romanında anlatılmıştır.)
 
 
 
Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatının dayandığı siyasi, sosyal ve fikri temeller:
·         1. Milli edebiyat dönemindeki eserlerin konuları Cumhuriyet döneminde devam etti.
·         2. Atatürk ün kişiliği, ilkeleri anlatıldı. Sevinçler, acılar coşkular işlendi.
·         3. Çağdaş uygarlık seviyesine yükselmek fikir olarak benimsemek
·         4. Eskiyi tamamen yok ederek yeniye ulaşmak
·         5. Anadolu'ya(halka) yönelmek
 
 
Buraya kadar öğrendiklerimizden Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatının özelliklerini sıralayalım:
 
·         1. Cumhuriyet Döneminde memleket edebiyatı zevkiyle Batı'dan gelen anlatım biçimleri Türk edebiyatında başarılı bir şekilde kullanılmıştır.
 
·         2. Cumhuriyet döneminde Anadolu coğrafyası, Anadolu insanının hayatı, zevkleri edebi eserlerde çok fazla işlenmiştir.
 
·         3. Cumhuriyet döneminde birey ön plana çıktığı için, bireyi yakından ilgilendiren psikoloji ve psikiyatri bilimlerinden yararlanılmıştır.
 
·         4. Cumhuriyet döneminde milleti oluşturan değerler farklı yönleriyle edebi eserlerde yer almıştır.
 
·         5. Cumhuriyet döneminde batı düşüncesindeki gelişmelerden doğan yeni açılımlar eserlerde kendini göstermiştir.
 
·         6. Sezgicilik, varoluşçuluk, gerçeküstücülük gibi batılı akımların etkisi vardır.
 
·         7. Cumhuriyet döneminde önceki dönemlerin tersine İstanbul ve İstanbul hayatına değil; Anadolu'ya ve Anadolu hayatına yönelme söz konusudur.
 
·         8. Cumhuriyet döneminde Şiirde hece kullanılmış, dil sadeleşmiş, konularda Anadolu işlenmiş, Anadolu ya yönelme başlamıştır. Çağdaşlaşma için neler yapılması gerektiğinden bahsedilmiş, konu olarak ve eserlerde Atatürk‘ün ilkeleri bir yol olarak görülmüştür. Atatürk ilke ve inkılâplarının halka benimsetilmesi amacıyla eserlere yansıdığı görülür.
 
 
 
Öz Şiir Anlayışını Sürdüren Şiir
      Öz Şiir Anlayışını Sürdürenlerin şiirlerini inceleme
 
      Necip Fazıl Kısakürek,
      Ahmet Hamdi Tanpınar,
      Ahmet Muhip Dıranas,
      Ziya Osman Saba,
      Yaşar Nabi Nayır
      Cahit Sıtkı Tarancı
 
·         Şiirde ahengi; söyleyiş tarzı, ritm, kafiye, iç kafiye ve aliterasyon gibi ses benzerlikleri oluşturur.
·         Millî Edebiyat Dönemindeki şiir hareketleri ve etkinlikleri bu dönemin şiirini oluşturur.
·         Şiire özgü düşsel bir âlem kurulmuştur.
 
 
Serbest Nazım ve Toplumcu Şiir (1920-1960)
      1920-1960 yılları arasında toplumcu gerçekçi şiirleri inceleme
      Nazım Hikmet Ran
      Yahya Kemal Beyatlı
      Necip Fazıl Kısakürek
      Mehmet Akif Ersoy
      Açıklamalar:
      1920'lerde yeni bir şiir söyleyişine ihtiyaç duyulmuştur. Geniş kitlelere hitap etmek, onları harekete geçirmek veya onların temsilcisi görünmek;  dilin kalabalıkları harekete geçirme işlevinin
ağırlık kazandığı bir şiir söyleyişine ihtiyaç duyulmuştur. XX. yüzyıl başlarında bütün dünyada yukarıda belirtilen özelliklere sahip şiire bir yöneliş olduğu görülür.
Sosyal problemlerin ifadesinde, şiire özgü söyleyiş dışında Söylev üslûbundan da yararlanılmıştır.
     
 
 
Millî Edebiyat Zevk ve Anlayışını Sürdüren Şiir
      Millî Edebiyat Zevk ve Anlayışını Sürdürenlerin Şiirlerini inceleme
      Faruk Nafiz Çamlıbel
      Ahmet Kutsi Tecer
      Kemalettin Kamu
      Orhan Şaik Gökyay
      Zeki Ömer Defne
      Arif Nihat Asya
      Çalışma/Uygulama/Etkinlikler
      Millî ve memleketçi edebiyat zevk ve anlayışının kaynakları, özellikleri
      ve şiirde görünüşü problem olarak ele alınır.
 
 
BEŞ HECECİLER
·         Hecenin beş şairi adıyla da anılan bu sanatçılar milli edebiyat akımından etkilenmiş ve şiirlerinde hece veznini kullanmışlardır.
 
·         Şiirde sade ve özentisiz olmayı ve süsten uzak olmayı tercih etmişlerdir.
 
 
·         Beş hececiler şiire birinci dünya savaşı ve milli mücadele döneminde başlamışlardır.
 
·         Beş hececiler ilk şiirlerinde aruz veznini kullanmışlar daha sonra heceye geçmişlerdir.
 
 
·         Şiirde memleket sevgisi, yurdun güzellikleri, kahramanlıklar ve yiğitlik gibi temaları işlemişlerdir.
 
·         Hece vezni ile serbest müstezat yazmayı da denediler.
 
 
·         Mısra kümelerinde dörtlük esasına bağlı kalmadılar yeni yeni biçimler aradılar.
 
·         Nesir cümlesini şiire aktardılar ve düzyazıdaki söz dizimini şiirlerde de görülmesi beş hececiler de çok rastlanan bir özelliktir.

Beş hececiler şu sanatçılardan oluşmuştur: 
Faruk Nafız Çamlıbel, Yusuf Ziya Ortaç,Enis Behiç Koryürek, Halit Fahri Ozansoy ,Orhan Seyfi Orhon
   
 

FARUK NAFIZ ÇAMLIBEL(1898-1973)
Şiire 1.dünya savaşında aruzla başladı. Daha sonra da hece vezniyle şiirler yazmaya başladı; fakat, heceyle şiirler yazarken  aruzla de yazmaya devam etti.
Duygu ve düşünceyi bir arada yürüten, romantik ve realist konu ve hayatları işleyen şiirleriyle ün yapmıştır.
Şiirlerinde Anadolu'yu ve memleket sevgisini anlatır.
Şiirlerindeki başlıca temalar aşk, hasret, tabiat, ölüm, kahramanlık ve ihtirastır.
Dili sadece akıcıdır. Söz sanatlarına yer veren güçlü bir üslubu vardır.

ESERLERİ:  
Han Duvarları, Dinle Neyden, Çoban Çeşmesi, Gönülden Gönüle, Bir Ömür Böyle Geçti, 
Elimle Seçtiklerim, Heyecan ve Sükun
Tiyatroları: Özyurt, Canavar, Akın, Kahraman
   
 
ENİS BEHİÇ KORYÜREK (1891-1949)
İlk şiirlerini servet-i fünun etkisinde yazdı.
Şiire aruz vezniyle başlamıştır.
Hece ile yazdığı ilk şiirlerinde aşk duygularına yer vermekle beraber, daha sonra kurtuluş savaşı yıllarında milli duyguları ve tarihi kahramanlıkları işleyen heyecan yüklü epik şiirler yazmıştır.

ESERLERİ:  
Miras ve Güneşin Ölümü adlı şiir kitabı vardır.
    
 
HALİT FAHRİ OZANSOY (1891-1971)

Şiire aruzla başlamıştır. Aruza veda adlı şiiriyle, aruz veznini bırakıp heceye yönelmiştir.
Şiirlerinde çoğunlukla egzotik sahnelere, hüzün ve melankoli gibi bireysel duygulara, aşk ve ölüm temalarına rastlanır.
Şiirlerinde konuşulan Türkçeyi başarıyla kullanmıştır.
Şiir, roman ve tiyatro türlerinde eserler vardır.

ESERLERİ:  
Baykuş, Efsaneler, Cenk Duyguları, Hayalet.
   

YUSUF ZİYA ORTAÇ(1896-1967)

Yusuf Ziya da diğerleri gibi şiire aruzla başlamış daha sonra heceye geçmiştir.
Şiirlerinde günlük hayatın çeşitli görünümlerini sade bir dille işlemiştir.
Akbaba adlı mizah dergisini çıkarmıştır.
ESERLERİ: Akından Akına, Bir Rüzgar Esti, Yanardağ, Aşıklar Yolu.

ORHAN SEYFİ ORHON(1890-1972)
Şiire aruzla başlar daha sonra heceyle devam eder.
Şiirlerinde daha çok şahsi konuları işler.
Bazı şiirlerinde halk şiirinin şekillerini de kullanmıştır.
Bireysel duyguları işleyen ,ahenkli,ve zarif şiirlerinde temiz duru bir Türkçe kullanmıştır.
ESERLERİ: Fırtına ve Kar, Gönülden Sesler, Peri Kızı İle Çoban, O Beyaz Bir Kuştu.
 
 
 
1940 SONRASI EDEBİYATI
 
İkinci Dünya Savaşı sonrasında "insan", "yaşam" ve "dünya" arasında güvenilir olmayı gerektirir;   yeni ortaya çıkan dünya görüşleri;   sanat anlayışımızda köklü değişikliklere yol açar.
Hikâye, roman ve tiyatro eserlerinde "yurt" ve "köy" sorunlarına yönelim başladı.
1940 yılında Orhan Veli Kanık,  Melik Cevdet Anday,  Oktay Rıfat Horozcu, "Garip" adlı bir şiir kitabı yayınlayarak yeni bir hareketi başlattılar. Buna "I. YENİ HAREKETİ" adı verildi. Amaçları, şiirde iç ahengi yakalamıştır. Dış ahenk ögesi olan ölçü ve uyağa önem vermezler. Söz sanatların şiir için zararlı bulmuşlar ve şiirin kaynağının
 
Bilinçaltı olması gerektiğini savunmuşlardır. "şiir halka seslenmelidir" anlayışıyla günlük hayatta olan her şeyi şiire konu olarak almışlardır.
 
Daha sonraları ortaya çıkan ve "İKİNCİ YENİLER"  adı verilen şairler ise "şiir için sanat  "  anlayışına dayanan,  sürrealizmden daha aşırı bir soyutlama anlayışını sürdürmüşlerdir.  Bu sanatçılardan bazıları şunlardır:  İlhan Berk,  Turgut Uyar,  Edip Cansever, Cemal Süreya, Ece Ayhan.
 
 
 
 
GARİP AKIMI (BİRİNCİ YENİ )
·         1940'ta Garipçiler adıyla çıkan topluluğun ortaya koyduğu bir sanat anlayışıdır.
·         Şiirde her türlü kurala ve belirli kalıplara karşı çıkmışlardır.
·         Şiirde ölçü, kafiye ve dörtlüğe karşı çıkmışlardır.
·         Şiirde şairaneliği, mecazlı söyleyiş ve sanatları kabul etmediler.
·         Süslü, sanatlı dile karşı çıkıp sade bir dil kullandılar.
·         Şiirde o güne kadar işlenmedik konuları ele aldılar.
·         Konuşma dili ile günlük sıradan konuları işlediler.
·         İşledikleri konular günlük hayattan sıradan insanların problemleri, yaşama sevinci ve hayattaki bazı garipliklerdir.
·         Halk deyişlerinden yararlanmışlar, toplumsal yergiye yer vermişlerdir.
·         Garipçiler: Orhan Veli, Melih Cevdet Anday, Oktay Rıfat Horozcu'nun oluşturduğu bir topluluklardır.
 
 
ORHAN  VELİ  KANIK (1914-1950)
Türk şiirinde iki arkadaşıyla birlikte büyük bir atılım yapmış, yeni bir anlayışın öncüsü olmuştur.1914'te arkadaşlarıyla birlikte yayımladıkları Garip adlı şiir kitabı ve yazdığı önsöz, Türk şiirinde günden güne donmuş olan eski değerleri yıkmış, şiire başka bir açıdan bakılmasını sağlamıştır.
Şiire getirdiği ilkeler :
-Ölçüye baş kaldırıp serbest yazmak
-Kafiyeyi şiir için gerekli görmekten vazgeçmek
-Şairane duyuları, parlak görüntüleri şiirden silmek
-Şiiri hayal gücünün kapalı duvarlarından kurtarıp gerçek hayata çıkarmak, yapmacıksız tabii bir söylentiyle, günlük yaşayış içinde halktan insanları yakalamak.Her çeşit kelimeyi konuyu şiire sokmak, halk deyişlerinden yararlanmak ve toplumla ilgili yergiye yer vermek
ESERLERİ:
Şiirleri: Garip,Vazgeçemediğim, Destan Gibi , Yenisi, Karşı
Nesirleri: Sanat ve Edebiyatımız, Bindiğimiz Dal
 

OKTAY RIFAT HOROZCU(1914-1988)
Garip akımının temsilcilerindendir.
Başlangıçta, yeni bir hava içinde, güçlü aşk şiirleri; toplumcu sanat ilkesinden hareketle halk deyimi ve söyleyişlerinden masal ve tekerlemelerden faydalanarak başarılı taşlamalar; sosyal şiirler yazdı. Perçemli Sokak adlı kitabıyla birlikte şiir anlayışında büyük değişiklik olmuş soyut şiire kaymıştır.
Son şiirlerinde öz ve biçim yoğunlaştırmalarıyla estetik planda yeni ve güçlü bir şiir estetiği yakalamıştır.
ESERLERİ :  
Şiirleri; Yaşayıp Ölmek, Aşk ve Avarelik Üzerine Şiirler, Güzelleme, Karga İle Tilki, Aşk Merdiveni, Denize Doğru Konuşma, Dilsiz ve Çıplak, 
Koca Bir Yaz
  
 
MELİH CEVDET ANDAY  (1915)
Garip akımının temsilcilerindendir.
Şiirlerinde toplumsal gerçekliği inceler.
Daha sonra ilk şiirlerindeki romantizmden sıyrılarak duygulardan çok aklın egemenliğine, güzel günlerin özlemine bırakır.
Söz oyunlarında arınmış yalın bir dil vardır. Düz yazılarında ise yoğun bir düşünce, şiirsel, esprili, özlü bir dil vardır.
Fıkra, makale, gezi, roman, tiyatro ve şiir yazmıştır. Çevirilerde yapmıştır.
 

ESERLERİ : Şiirleri: Garip, Rahatı Kaçan Ağaç,Telgrafname, Yanyana.
Denemeleri : Çevirileri; İngiliz Edebiyatından Denemeler
Tiyatroları :  Komedya, İçerdekiler, Gizli Emir
 
 
     İkinci Yeni
Bu tutumun belli başlı özellikleri şöyle sıralanabilir:
      – İmgeye kapıları yeniden ve sonuna kadar açmak
      – Edebi sanatlara özgürlük tanımak
      – Basitlik , sadelik ve aleladelikten ayrılmak.
      – Konuşma diline sırt çevirmek
      – Halkın hayatından ve kültüründen uzaklaşmak , folkoru şiire düşman
      bellemek
      – Şehirli adam tipi çizmeğe boş vermek
      – Nükte , şaşırtma ve tekerlemeden kaçmak
      – Şiiri ustan ve anlamdan kaydırmak
      – Duyguya ve çağrışıma yaslanmak
      – Konuyu , hikayeyi , olayı atmak
      – Fakir çoğunluğa değil , aydın azınlığa seslen
    İkinci Yeni Öncüleri :Oktay Rifat , İlhan Berk , Turgut uyar , Edip
Cansever , Cemal Süreya , Sezai Karakoç , Ece Ayhan , Ülkü Tamer , Tevfik Akdağ , Yılmaz Gruda gibi şairlerdir.
     
Cemal Süreyya
 
Asıl adı Cemalettin Seber'dir. 1931 yılında Erzincan'da doğdu, 9 Ocak 1990 tarihinde İstanbul'da öldü. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü'nü bitirdi. Maliye Bakanlığı'nda müfettişlik, darphane müdürü, Kültür Bakanlığı'nda yayın kurulu danışma üyeliği, Orta Doğu İktisat Bankası yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. Yayınevlerinde danışmanlık, ansiklopedilerde redaktörlük, çevirmenlik yaptı.
 
Papirüs dergisini üç kez çeşitli aralıklarla çıkardı. Pazar Postası, Yeditepe, Oluşum, Türkiye Yazıları, Politika, Yeni Ulus, Aydınlık, Saçak, Yazko Somut, 2000'e Doğru gibi yayın organlarında şiir ve yazılarını yayımladı.
 
İkinci Yeni şiirinin en önemli isimlerindendir. Geleneğe karşı olmasına karşın geleneği şiirinde en güzel kullanan şairlerden birisiydi. Kendine özgü söyleyiş biçimi ve şaşırtıcı buluşlarıyla, zengin birikimi ile, duyarlı, çarpıcı,yoğun, diri imgeleriyle İkinci Yeni şiirinin en başarılı örneklerini vermiştir.
 
YAPITLARI
 
Üvercinka (1958)
Göçebe (1965)
Beni Öp Sonra Doğur Beni (1973)
Sevda Sözleri (1984, Uçurumda Açan ile birlikte toplu şiirleri)
Güz Bitiği (1988)
Sıcak Nal (1988)
Sevda Sözleri (1990, 1995, tüm şiirleri, ölümünden sonra)
 
ÖDÜLLERİ
 
1959 Yeditepe Şiir Armağanı
1966 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü
1988 Behçet Necatigil Şiir Ödülü
 
ŞİİR ÇEVİRİLERİ
 
Ayağı Karıncalı – Federico Garcia LORCA
Barışın Tadı – Eugène GUILLEVIC
Dada Şarkısı – Tristan TZARA
Karanlık Sunu – Maurice MAETERLINCK
Mirabeau Köprüsü – Guillaume APOLLINAIRE
Mutlu Aşk Yok Ki Dünyada – Louis ARAGON
Şiir – Paul ELUARD
Yürek Ki Paramparça – Pierre REVERDY
 
 
 
 
 
 
Turgut Uyar
 
1927 Ankara doğumlu. Askeri Liseyi ve Askeri Memurlar Okulu'nu bitirdi. İlk şiiri 1947'de Yedigün dergisinde çıktı. Kaynak dergisinin bir şiir yarışmasında Arz-ı Hal şiiri ikincilik kazanınca Nurullah Ataç'ın güvendiği şairler arasına girdi. İkinci Yeni Şiir akımının önde gelen şairlerindendir. 1985'de öldü.
 
Şiir Kitapları:
Arz-i Hal (1949), Türkiyem (1952), Dünyanın En Güzel Arabistanı (1959),
Tütünler Islak (1962), Her Pazartesi (1968), Divan (1970), Toplandılar
(1974), Kayayı Delen Zincir (1981), Büyük Saat (Bütün Şiirleri, 1984).
 
 
 
 
 
 
Sezai Karakoç
Sezai Karakoç, 1933 yılında Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde dünyaya gelir. Babası Yasin Efendi'nin koyduğu isim Muhammed Sezai'dir. Nüfus kayıtlarında Ahmet Sezai olarak geçer. Dedeleri, Ergani ve yöresinde oldukça etkin kişilerdendir. Babasının babası Hüseyin efendi, Plevne savaşına katılmış; Gazi Osman Paşa'nın takdirini kazanmıştır. Aile Leventoğulları olarak anılır.
 
Devlet, millet ve medeniyet kavramlarına farklı boyutlarda anlam yükleyen Sezai Karakoç'un kırk-bir yıllık ‘Diriliş' doktrini etrafında düşünsel alanda bir Diriliş Nesli oluşur.
Şiir, sanat ve düşünce ile yüklü hayatına, çilesine, duygu ve duyarlıklarına değinmek çok da kolay değil. Bunun için büyük bir çalışma gerekir. Kısaca, ‘şiir üslubu bakımından, az çok İkinci Yeni'ye yakın sayılsa da, şiirinde işlediği temalar, inandığı değerler bakımından şiirimizde yeni ve değişik bir sestir' demek mümkün.
 
Şiir Kitapları:
 
Körfez (1959), Şahdamar (1962), Hızır'la Kırk Saat (1967), Sesler (1968), Taha'nın Kitabı (1968), Kıyamet Asisi (1968), Mağara ve Işık (düzyazı şiirler, 1969), Gül Muştusu (1969), Zamana Adanmış Sözler (1970), Ayinler (1977), Leyla ile Mecnun (1981), Ateş Dansı (1987)
 
 
 
Özdemir İnce
 
İlk şiiri 1954'te "Kaynak" dergisinde yayınlandı. Pazar Postası, Türk Dili, a, Değişim, Dost, Şiir Sanatı, Papirüs, Soyut, Türkiye Yazıları, Milliyet Sanat, Yusufçuk, Adam Sanat gibi dergilerde yayınlanan şiirleriyle tanındı. Şiir üzerine kuramsal yazılar ve değişik konularda denemeler, eleştirel denemeler yazdı.
 
ŞİİRLERİ  [değiştir]Kargı 1963
Tutanaklar 1967
Kiraz Zamanı 1969
Karşı Yazgı 1974
Rüzgara Yazılıdır 1979
Elmanın Tarihi 1981
Kentler 1981
Yedi Deryalar Geçsen 1983
Siyasetname 1984
Eski Şiirler 1985
Hayatbilgisi 1986
R*k�L"m�Z; �9 ont-family:Arial;color:blue;mso-fareast-language: TR'>
 
 
ŞİİR:
Tâmât (1887): Şiir
Seçme Şiirleri (1934, ölümünden sonra)
Bütün Şiirleri (1984, ölümünden sonra)
 
TİYATRO:
Körebe (1917)
 
DÜZYAZI:
Hac Yolunda (1909)
Evrak-ı Eyyam (1915)
Afak-ı Irak (1917)
Avrupa Mektupları (1919)
Nesr-i Harp, Nesr-i Sulh ve Tiryaki Sözleri (1918)
Vilyam Şekispiyer(1932)
 
Halit Ziya Uşaklıgil (1866-1945)
 
İstanbul'da doğdu, 22 Mart 1945'te aynı kentte öldü. Mahalle mektebinden sonra Fatih Rüştiyesi'ne gitti. Tüccar olan babasının işlerinin bozulması üzerine, 1879'da İzmir'e yerleştiler. Halit Ziya orada bir süre rüştiyeye, sonra da Fransızca öğrenmesi için rahipler okuluna gönderildi. Fransızca'dan ilk çevirilerini bu yıllarda yaptı. Tevfik Nevzat ile 1884'te Nevruz dergisini, 1886'da da Hizmet gazetesini çıkarttı. İlk romanlarını bu gazetede yayımladı. Okulu bitirdikten sonra bir yandan İzmir Rüştiyesi'nde Fransızca öğretmenliği yaparken, bir yandan da Osmanlı Bankası'nda memur olarak çalıştı. 1893'te Reji İdaresi'nde başkâtiplik göreviyle İstanbul'a geldi. Hüseyin Siret, Mehmet Rauf, Rıza Tevfik, Hüseyin Cahit, Ahmet Rasim gibi yazarlarla dostluk kurdu ve 1896'da Edebiyat-ı Cedide topluluğuna katılarak Servet-i Fünun dergisinde kendine geniş ün sağlayan romanlarını yayımladı. 1901-1908 arasında yazarlığı bıraktıysa da II. Meşrutiyet döneminde yeniden başladı, ancak 1923'e değin yazdıklarını yayımlamadı. Bu arada, Darülfünun'da estetik ve batı edebiyatı dersleri verdi. V. Mehmed'in tahta geçmesi üzerine onun mabeyn başkâtipliğine atandı, dört yıl bu görevde kaldı. Daha sonra Reji İdaresi'nde yönetim kurulu başkanı oldu. Son yıllarını Yeşilköy'deki evinde anılarını yazarak geçirdi.
 
Edebi Kişiliği
 
1. Uşaklıgil'in İzmir'deyken yazdığı Nemide, Bir Ölünün Defteri, Ferdi ve Şürekâsı gibi ilk yapıtları, karşılıksız sevgiyi konu alan, acıklı, duygusal kısa romanlardır.
 
2. İstanbul'a geldikten sonra Sevet-i Fünun dergisinde yayımladığı Mai ve Siyah ile acemilik dönemini geride bıraktığı izlenir. Daha önceki yapıtlarında ön planda gelen acıklı aşk serüveni, burada ikinci plana atılmıştır. Şairler, gazeteciler, yayınevi sahipleri ve yazarlar arasında geçen olayları ele aldığı bu romanda, hem o dönemin Babıâli dünyasını, hem de bu dünyanın gerçekleri karşısında yaşamda yenik düşen Ahmet Cemil'in hayalci kişiliğinde bütün bir Edebiyat-ı Cedide kuşağının bakış açısını yansıtmıştır.
 
3. 1898-1900 arasında yazdığı Aşk-ı Memnu ilk büyük Türk romanı kabul edilir. Sağlam bir yapısı ve tekniği olan yapıtta zengin bir adamla evlenen genç ve güzel bir kadının yaşlıca kocasına sadık kalmak kararına karşın, elinde olmayarak yasak bir aşka sürüklenişi, olayın psikolojik nedenleri üstünde de durularak, gerçekçi bir biçimde anlatılmıştır.
 
4. Uşaklıgil Edebiyat-ı Cedide'nin sanat anlayışı doğrultusunda yeni bir dil yaratmaya çaba göstermiştir. Osmanlıca'da bile kullanılmayan Farsça ve Arapça sözcükler bularak, Türkçe'de olmayan kurallarla tamlamalar yaparak konuşulan dilden çok ayrı, süslü ve yapay bir sanat dili oluşturmuştur.
 
5. Aşk-ı Memnu'yu yazdıktan sonra dil konusundaki görüşleri değişmiş, Edebiyat-ı Cedide'nin yarattığı dili aşırı süslü, ağdalı ve yapay bulduğu için Kırık Hayatlar'ı yalın bir dille yazmaya karar vermiştir. Daha sonraki yıllarda romanlarının yeni baskıları yapılırken de bunların dilini bir ölçüde yalınlaştırmak gereğini duymuştur. Son romanı Kırık Hayatlar, 1901'de Servet-i Fünun'da tefrika edilirken, sansürün karışması yüzünden yarıda kalmış, ancak 1923'te yeniden yayımlanmıştır. Uşaklıgil romana yazdığı önsözde, Kırık Hayatlar'ın daha önceki romanları gibi "hülya" ve "süs"e dayanmadığını, tam tersine yalnızca yaşamı ve gerçekleri yansıttığını belirtmiştir.
 
6. Uşaklıgil pek çok öykü de yazmış ve Batı türü öykü anlayışının Türkiye'de yayılmasında rol oynamıştır. Öykülerinin konusunu ve kişilerini daha çok halkın fakir kesiminden almış, bu insanların acılarını dile getirmeye çalışmıştır.
 
7. Romanlarında Uşaklıgil'in ilgi alanı dardır. Kişilerini ve onların sorunlarını işlerken sınırlı bir yaşantı çerçevesinin dışına çıkmaz. Duyarlı genç kadın ve erkeklerin aşkta uğradıkları hayal kırıklığı başlıca teması olmuştur. Ancak aşk konusunda görüşünün romantiklikten gerçekliğe doğru bir değişim geçirdiği gözlemlenir. İlk romanlarında daha platonik ve romantik olan aşk ilişkileri, son iki romanında yasak aşkla noktalanan cinsel bir tutkuya dönüşür.
 
8. Yaşantı alanının darlığına karşın, Uşaklıgil Türk romanının öncüsü sayılmıştır. Çünkü ondan önce, romanı bir sanat yapıtı kabul ederek onun kadar ciddiye alan, bir sanatçı titizliğiyle romanın yapısına ve tekniğine gereken önemi veren başka bir Türk yazarı olmamıştır.
 
9. Halit Ziya Uşaklıgil'in romanların realizmin ve natüralizmin etkileri görülür.
 
10. Edebiyatımızda mensur şiirin ilk örneklerini o vermiştir.
 
Eserleri:
 
ROMAN:
Nemide (1889)
Bir Ölünün Defteri (1890)
Ferdi ve Şürekası (1894-1985)
Mai ve Siyah (1895-1988)
Aşk-ı Memnu (1925-1987)
Kırık Hayatlar(1924-1989)
Sefile (1886)
 
ÖYKÜ:
Bir İzdivacın Tarih-i Muâşakası (1889)
Bir Muhtıranın Son Yaprakları (1889)
Küçük Fıkralar (3 Cilt) (1896)
Bir Yazın Tarihi (1898-1988)
Solgun Demet (1901)
Sepette Bulunmuş (1920)
Bir Hikâye-i Sevda (1922-1987)
Hepsinden Acı (1934-1984)
Onu Beklerken (1935-1940)
Aşka Dair (1935-1986)
İhtiyar Dost (1939)
Kadın Pençesi (1039-1987)
İzmir Hikâyeleri (1950)
 
ANILAR:
Kırk Yıl (1936-1969)
Bir Acı Hikaye (1942)
Saray ve Ötesi (1942-1981)
 
DENEME:
Fransız Edebiyatının Numune ve Tarihi (1885)
Hikaye ve Temaşa (1889)
Yunan Edebiyatı (1912)
Latin Edebiyatı (1912)
Alman Tarihi Edebiyatı (1912)
Fransız Tarihi Edebiyatı (1912)
Sanata Dair (1938-1955)
 
OYUN:
Kabus (1959)
 
Mehmet Rauf
 
12 Ağustos 1875'te İstanbul'da doğdu. 23 Aralık 1931'de yine İstanbul'da yaşamını yitirdi. Türk edebiyatında psikolojik roman türünün ilk örneklerinden olan "Eylül" isimli romanıyla tanınır. İlk ve orta öğrenimini İstanbul Balat'taki mahalle mektebiyle, Soğukçeşme Askeri Rüşdiyesi'nde yaptı. Bahriye mektebini bitirdi, deniz subayı oldu. 1894'te staj için Girit'e, 1895'te Kiel kanalının açılış töreni için Almanya'ya gönderildi. Trabya'da elçilik gemilerinin irtibat subaylığına atandı. Üç kez evlendi. 1908'den sonra bahriyeden ayrılarak sadece yazarlık yaptı. 1908-1909 arasında "Mehasin", 1923-1924 arasında "Süs" adlarında iki kadın dergisi yayınladı. Bir süre ticaretle uğraştı. Yaşamının son yıllarını yoksulluk içinde geçirdi. İlk öyküsünü 16 yaşında yazdı. "Düşüş" isimli bu öykü Halit Ziya Uşaklıgil'in İzmir'de çıkardığı "Hizmet" gazetesinde yayınlandı. Mektep ve Servet-i Fünun dergilerindeki yazılarıyla tanındı. Asıl ününü Servet-i Fünun'da tefrika edilen "Eylül" adlı romanıyla yaptı. 1946'da basılan bu roman, Türk edebiyatındaki ilk psikolojik romandır. Konusu karı-koca-aşık üçlü ilişkisi olan bu romanda, sade ve akıcı bir dille ruhsal çözümlemelere yer verdi. Bu başarıyı diğer eserlerinde yineleyemedi.
 
Edebi Kişiliği
 
1. Mehmet Rauf, Servet-i Fünun romanının Halit Ziya'dan sonraki en önemli temsilcisidir. Roman, öykü, tiyatro, mensur şiir türlerinde eser veren sanatçı, halit Ziya'nın etkisinde kalmıştır.
 
2. Eserlerinde romantik duygular, hayaller, hüzünler, karamsarlık, aşk gibi konuları işlemiş; sosyal yaşama pek yer vermemiştir.
 
3. Mehmet rauf'un süslü, şiirsel bir anlatımı vardır. Dili ve üslubu çağdaşlarına göre daha sade ve abartısızdır.
 
4. realizmin ve natüralizmin izleri eserlerinde çokça görülse de aşk ve sevgi temalarını işlediği için romantizmin etkisi daha belirgindir.
 
5. Psikolojik tahlillere büyük önem verir, ruh tahlillerinde oldukça başarılıdır. Edebiyatımızın ilk psikolojik romanı kabul edilen Eylül onun romanıdır. Dil örgüsü bakımından zayıf olan eser, psikolojik konulardaki derinliğiyle önemlidir.
 
6. Yasak bir aşkı konu alan Eylül'de, Suat Hanım ile Süreyya Bey mesut bir çifttir. Bunların aile dostu olan Necip ile Suat Hanım arasında birr yasak ilişki başlar…
 
Eserleri:
 
Roman:
 
Eylül
Ferda-i Garam
Karanfil ve Yasemin
Genç Kız kalbi
Son Yıldız
 
Hikaye:
 
İntizar
Aşıkâne
Son Emel
Hanımlar Arasında
 
Mensur Şiir:
 
Siyah İnciler
 
Oyun:
 
Pençe
Cidal
Sansar
 
 
Hüseyin Cahit Yalçın (1874-1957)
 
7 Aralık 1875'te Balıkesir'de doğdu. 18 Ekim 1957'de İstanbul'da yaşamını yitirdi. Edebiyat-ı Cedide akımının önde gelen isimlerinden. 1895-6'da Mülkiye Mektebi'ni bitirdi. Maarif Nezareti Mektubi Kalemi'nde memur olarak çalıştı. 1897'den sonra Vefa ve Mercan idadilerinde Fransızca ve Türkçe öğretmenliği, yöneticilik yaptı. Tevfik Fikret'ten sonra Servet-i Fünun dergisinin yönetimini üstlendi. Bir çevirisi nedeniyle yargılanıp aklandı ama dergi kapatıldı. 1908'de 2'nci Meşrutiyet'in ilanından sonra Tevfik Fikret ve Hüseyin Kazım Kadri ile birlikte Tanin Gazetesi'ni çıkardı. Aynı yıl İttihat ve Terakki Cemiyeti'nden İstanbul mebusu seçildi. 1920'de İstanbul'un İngilizler tarafından işgalinden sonra tutuklanıp Malta Adası'na sürüldü. 1922'de sürgün dönüşü Tanin'i yeniden çıkardı. Cumhuriyet'in ilk yıllarında çıkarılan yasaları ve bazı uygulamaları eleştirince İstiklal Mahkemesi'nde yargılandı ve beraat etti. 1925'te ikinci kez yargılandı, Çorum'a süresiz sürgüne gönderildi, Tanin gazetesi kapatıldı. 1926'da af sonucu cezası kalkınca İstanbul'a döndü. 1933-1940 arasında "Fikir Hareketleri" dergisini çıkardı. Atatürk'ün ölümünden sonra tekrar politikaya döndü. 1935-1939 arasında Çankırı, 1943-1946 arasında İstanbul milletvekili oldu. 1943-1947 arasında Tanin gazetesini tekrar yayınladı. Ulus gazetesinde başyazarlık yaptı. Ulus'ta yayınlanan bir yazısı nedeniyle dokunulmazlığı kaldırıldı. 1954'te bu kez Demokrat Parti aleyhindeki yazıları nedeniyle hapse mahkum edildi, ama cumhurbaşkanı tarafından affedildi. Öğrencilik yıllarında yazmaya başladı. Yazıları Mütalaa, Tarik, Sabah ve Saadet gibi gazetelerde yayınlandı. Biçim ve öz bakımından Ahmet Mithat etkisi görülen ilk romanı "Nadide" 1981'de basıldı. İkinci romanı "Hayal İçinde"de gerçekçi bir yaklaşım temelinde ruhsal çözümlemelere yer verdi. Öykülerinde İstanbul'da yaşayan azınlıkları, seçkin kişileri anlattı. Servet-i Fünun dergisinin yanında, Edebiyat-ı Cedide Kütüphanesi'nin kurulmasını sağladı. Ayrıca Servet-i Fünun karşıtı yazarlarla yapılan kalem kavgalarında hep ön planda yer aldı. Çeviriler yaptı, elli kadar eseri Türkçeye kazandırdı.
 
Edebi Kişiliği
 
1. Servet-i Fünun edebiyatının öykü, roman, deneme, sohbet ve eleştiri yazarlarından Hüseyin Cahit yalçın, daha çok gazeteciliği ve eski edebiyat taraftarlarına karşı yeni edebiyat anlayışını savunan yazılarıyla tanınmıştır.
 
2. Edebiyat-ı Cedide döneminde eski edebiyata karşı yeni edebiyatı, Doğu kültürüne karşı Batı kültürünü savunmuştur. Eleştirileri daha çok Servet-i Fünun anlayışına karşı yapılan eleştirilere cevap niteliğindedir.
 
3. Öykü ve romanlarını gözleme dayanan, gerçekçi, şairane ve süslü bir üslupla yazmıştır. Politik yazıları ise sadedir.
 
4. Yoğun bir fikir yapısı, keskin bir eleştiri anlayışı vardır. Pervasız, cesur politik makaleler yüzünden çoğu kez ölüm teditleri almış, hapse girmiş; sürgüne gönderillmiştir.
 
5. Zamanın bütün tartışmalarına katılmış, inandığı davalar uğruna ömrünün sonuna kadar kalem savaşına devam etmiştir.
 
6. Fransız İhtilali'ni konu alan Edebiyat ve Hukuk başlıklı çeviri makalesi, Servet-i Fünun dergisinin kapanmasına yol açmıştır.
 
Eserleri:
 
Roman
Nadide (1891)
Hayal İçinde (1901)
 
Öykü
Hayat-ı Muhayyel (1899)
Niçin Aldatırlarmış? (1922)
Hayat-ı Hakikiye Sahneleri (1909)
 
Diğer
Kavgalarım (1910)
Edebi Hatıralar (1935)
Siyasal Anılar (1975)
Talat Paşa (1943)
Türkçe Sarf ve Nahiv (1908)
Benim Görüşümle Olaylar (4 cilt, 1945-47)
Seçme Makaleler (1951)
 
 
 
Süleyman Nazif
 
1870 yılında Diyarbakır'da doğdu.Osmanlı ve erken cumhuriyetin önemli Türk aydınlarındandır. Öğrenimini özel yollardan gerçekleştirdi. II. Abdülhamit yönetimine karşı mücadale edebilmek için 1887'de Paris'e kaçmak zorunda kaldı, sekiz ay sonra döndü. II. Abdülhamit tarafından vilayet mektupçusu sıfatıyla Bursa'da ikamete memur edildi. (1897-1908) Daha sonra İttihat ve Terakki(Birleşme ve Yükselme)Fırkası(Partisi)'ne üye oldu.
 
II. Meşrutiyet'ten sonra Basra (1909), Kastamonu (1910), Trabzon (1911), Musul (1913) ve Bağdat(1914) valilikleri görevinde bulundu. 1915'te devlet memurluğundan ayrılıp tüm zamanını yazarlığa ayırdı.Hadisat gazetesinde İstanbul'u işgal eden emperyalistleri uyararak halkın böyle bir işgali kaldıramayacağını söyledi.İstanbul'un işgalini sert dille eleştirince İngilizler tarafından Malta adasına sürüldü. Orada 20 ay kadar kaldı. Dönüşünde bir süre daha yazmaya devam etti. 1927'de zatürreden öldü. Edirnekapı mezarlığına gömülüdür.
 
Edebi Kişiliği
 
1. Servet-i Fünun edebiyatının sanatçılarından olan Süleyman Nazif, iyi bir eğitim görmüş; Batı edebiyatıyla Doğu edebiyatını iyi tanımıştır.
 
2. Hatipliği ile de ünlü sanatçı, vatan, millet sevgisini işlemiştir.
 
3. Gür bir edası ve ahenkli bir dili vardır. Bu özelliğiyle Namık kemal geleneğini devam ettiren Süleyman Nazif, Türklüğe hayrandır.
 
4. Vatan, millet sevgisini kahramanca bir edayla kaleme aldığı için namık kemal'e benzer.
 
Eserleri:
 
Gizli Figânlar
Firak-ı Irak
Batarya İle Ateş
Malta Geceleri
Çal Çoban Çal
 
Süleyman Nazif çok bilinmesede sivri dilli bir yazardır aynı zamanda. Birkaç örnek:
 
Malta sürgünlerinin arasında kimler yokki? Rauf Orbay, Cevat Çobanlı, Ziya Gökalp, Cemal Mersinli, Ali Fethi Okyar, Enver Paşa'nın babası, Süleyman Nazif….
 
Malta sürgünleri Malta'ya giderken Süleyman Nazif Enver Paşa'nın pederinin yanına oturur. Birlikte muhabbet ederlerken şu sözler sarfedilir:
 
S.N -Amca sana bir İngiliz hatun bulalımmı?
E.P.B-Niye evladım?
S.N-Türk eşinden olan oğlun koskoca Devlet-i Osmaniye-i Ali'yi batırdıda.İngiliz eşinden olan oğlunda Britanya'yı batırsın.Hepimiz kurtulalım.
E.P.B-Niye böyle söylüyorsun evlat,Ben ömrümde harama uçkur açmadım.
S.N-Keşke helalede açmasaydın.
 
Bir genç Abdullah Cevdet hakkında alçak der.
 
S.N-Ona kimse alçak diyemez!
Genç-Ama siz daha geçen hafta neler demiştiniz?
S.N-Alçağın bile bir hududu vardır,bu herif düpedüz çukur.
 
Süleyman Nazif Bağdat valisiyken kendisine ordu komutanlığından bir telgraf gelir:
 
Acil 10.000 okka çay temin ediniz.
 
Süleyman Nazif'in cevabı: Çin imparatoruna gönderdiğiniz bir telgraf yanlışlıkla vilayetimize gelmiştir. Malumatınıza.
 
Malta sürgününden dönen Süleyman Nazif,Ahmet Haşim'e başından geçenleri anlatır:
 
Ahmet Haşim -Orda et veriyorlarmı?
S.N-Ne eti,verdikleri konserveler Pastörlü yıllardan kalma
Ahmet Haşim kızdırmak için şunu sorar:
A.H-İnsan etimi?
S.N-İnsan etini başkasına yedirirlermi?
 
 
Ahmet Hikmet Müftüoğlu(1870-1927)
 
1870 yılında İstanbul'da doğdu. Babası Müftüoğlu Sezai Beydir. Dedesi Yunanlılar tarafından şehid edilen Mora Müftüsü Abdülhalim Efendidir. Dedesinin müftü olması sebebiyle Müftüoğlu adını almıştır.
 
Ahmed Hikmet, sık sık hastalanması sebebiyle okula muntazaman devam edememesine rağmen, Dökmecilerdeki Taş Mektebi ile Mahmudiye Vakıf ve Soğukçeşme Askeri Rüşdiyesini bitirerek Galatasaray Mekteb-i Sultanisine girdi. Dördüncü sınıftayken ilk eserinin basılışı edebiyata ilgisini artırdı. 1888'de Galatasaray'ı bitirdi ve Hariciye Nezareti Umur-ı Şehbenderi Kalemine memur tayin edildi ve vazifesi dışında Fransızcadan roman tercümeleri yaptı. Marsilya, Pire ve 1890 yılında da Kafkasya'ya gönderildi. Sefaretlerde çalışan yazar, 1896'da İstanbul'a dönerek Umur-ı Şehbenderi Kalemi Ser-halifeliğine getirildi. Meşrutiyete kadar Hariciye Nezareti merkezinde çalıştı. Bir yıla yakın Nafia Nezaretinde, Ticaret Müdiriyet-i Umumiyesinde vazife aldı. Tekrar Hariciye Nezaretine dönerek 1912'de Peşte Başşehbenderi oldu. Bu tarihe kadar geçen zaman içinde Ahmed Hikmet, 1908 yılında Türk Derneğinin ve 1911 yılında da Türk Yurdu'nun kurucu üyesi olarak hizmet verdi. 1918'de İstanbul'a dönen yazar, 1924 yılında Halife Abdülmecid Efendinin Ser-karinliğine, iki yıl sonra da Hariciye Vekaleti Müsteşarlığına getirildi. Anadolu-Bağdat Demiryolları İdare Meclisi Azalığı ve Elektrik Şirketi İdare Meclisi Azalığı görevlerini de üstlendi. Ahmed Hikmet 19 Mayıs 1927 günü karaciğer kanserinden öldü.
 
Edebi Kişiliği
 
1. Ahmed Hikmet'in edebiyat merakı daha lise yıllarında başlamıştı. Bu alandaki merakının, aileden gelen bir haslet olduğunu ifade eder.
 
2. İlk olarak Asır Kütüphanesi neşriyatı arasında çıkan Leyla Yahut Bir Mecnunun İntikamı yayınlandı. Daha sonra Fransızcadan Tuvalet ve Letafet ve Bir Riyazinin Muaşakası adlarında iki eser tercüme ettiyse de, doğu ile batı kültürünün çok farklı olduğunu görerek bir daha eser tercüme etmedi.
 
3. Servet-i Fünun devrinde, İkdam ve Servet-i Fünun dergilerinde yazdığı hikaye ve nesirlerini 1901 yılında Haristan ve Gülistan adlı eserlerde topladı. Bu iki eserinde Ahmed Hikmet Müftüoğlu, daha iyi tesir yapmak, gönülleri heyecanlandırmak için mübalağalı bir üslub kullandığını, ağır ve anlaşılması güç Servet-i Fünun dilini işlediğini ve hayal mahsulü konular anlattığını bizzat kendisi söyler. Kendisinin de ifade ettiği sebeplerden dolayı bu iki eseri fazla itibar kazanamamıştır.
 
4. İkinci Meşrutiyetten sonra, zamanın modasına uyarak o da Turancılık edebiyatı akımına uymuştur. Bu akıma bağlı olarak yazdığı yazıların büyük kısmını Çağlayanlar (1922) adlı eserinde toplamıştır.
 
5. Bu eserinde yazar arı Türkçeciliğe yönelmiş, fakat bu defa da kelime uydurma ve Servet-i Fünundan kalma hayalcilikten kendini kurtaramamıştır.
 
6. Gönül Hanım adlı romanı Tasvir-i Efkar Gazetesinde tefrika edilmiş ve 1970'de kitap olarak bastırılmıştır.
 
7. Ahmed Hikmet, yazılarında daha ziyade kelime bulmaya ve üsluba dikkat ettiği için, konulara dikkat etmemiş ve bu yüzden zamanındakilerin ayarında bir edebiyatçı olamamıştır.
 
8. Yeğenim adlı eseri Türk edebiyatının en meşhur ve en güzel monologlarındandır.
 
Eserleri:
 
Patates (ilmî, 1890)
Leyla yahud Bir Mecnunun İntikamı (hikaye, 1891)
Tuvalet yahud Letafet-i Aza (tercüme ve ilaveler, 1892)
Bir Riyazinin Muaşakası yahud Kamil (tercüme, roman, 1892)
Haristan ve Gülistan (hikaye, 1901)
Gönül Hanım (roman tefrikası, 1920)
Çağlayanlar (hikaye, 1922).
 
 
Servet-i Fünun Edebiyatı Konu Testi

KONU TESTİ
 
 
 
 
1.  Aşağıdakilerin hangisinde Servet-i  Fünun  öykü ve romanının özelliğiyle ilgili yanlış bir bilgi verilmiştir?
 
A)  Realizm ve natüralizm akımlarının etkileri görülmektedir.
B)  Anlatım teknikleri Tanzimat edebiyatına göre daha gelişkindir.
C) Olaylar genellikle İstanbul ve çevresinde geçerken roman kahramanları da genellikle varlıklı ailelerden gelen kişilerdir.
D) Eserlerde kişilerin psikolojik yapıları geniş ölçüde ele alınmıştır.
E)  Yazarlar yapıtlarında kişiliklerini gizlemeye çalışmamışlardır.
 
 
 
 
 
2.  Romanlarıyla tanınır; ama yazınsal ve siyasal değerde anıları da ünlüdür. Bu anılardan "Kırk Yıl"da (5 cilt),  edebiyat yaşamında kırk yılı;  "Saray ve Öte- si"nde, Sultan Reşat'ın Mabeyn Başkâtipliği dönemini; "Bir Acı Hikâye"de, oğlu Vedat'ın ölümünü anlatır.
 
Bu parçada sözü edilen yazar,  aşağıdakilerden hangisidir?
 
A)  Halit Ziya Uşaklıgil
B)  Yakup Kadri Karaosmanoğlu
C) Recaizade Mahmut Ekrem
D) Falih Rıfkı Atay
E)  Mehmet Rauf
 
 
 
 
•3.       27 Mart 1891'de ilk sayısı yayımlanan – – – – dergisi, Recaizade Mahmut
 
Ekrem'in önayak olmasıyla,  7 Şubat 1896 tarihli 256. sayısından başlayarak – – – –   yönetiminde çıktı ve edebiyat dergisi niteliğine bu dönemde kavuştu.
 
Bu cümlede boş bırakılan yerlere aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
 
A)  Servet-i Fünun – Tevfik Fikret
B)  Tercüman-ı Ahval – Tevfik Fikret
C) Servet-i Fünun – Hüseyin Cahit
D) Genç Kalemler – Ömer Seyfettin
E)  Malumat – Ahmet Mithat
 
4.  Tanzimat edebiyatının sonlarına doğru edebiyatımızda eski-yeni tartışmasıyla birlikte yeni bir edebiyat anlayışı  (Servet-i  Fünun  edebiyatı)  doğdu.  Bu dö- nemde şiirde Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin; roman ve öyküde Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmet Rauf; tiyatro- da ise Ahmet Vefik Paşa öne çıkan isimlerdi.
 
Yukarıda adı geçen sanatçılardan hangisi Servet-i Fünun edebiyatı için doğru bir örnekdeğildir?
 
A) Tevfik Fikret
B) Cenap Şahabettin
C) Halit Ziya Uşaklıgil
D) Mehmet Rauf
E) Ahmet Vefik Paşa
 
 
 
 
 
5.  (I) Tevfik Fikret, Servet-i Fünun edebiyatının nazım dalında en önemli temsilcisidir. (II) Aruzu başarıyla kullanan şair, tüm şiirlerini aruzla yazmıştır. (III) Şiirlerinde parnasizmin etkisi görülür.  (IV)  Nazmı nesre yaklaştırarak şiire yenilik getirmiştir. (V) Çocuk şiirlerini "Şermin" adlı kitapta toplamıştır.
 
Tevfik  Fikret'le  ilgili  olarak,  numaralandırılmış yerlerden hangisinde bilgi yanlışı vardır?
 
A) I.        B) II.         C) III.        D) IV.       E) V.
 
 
 
6.  Recaizade Ekrem'in yönlendirmesi sonucu – – – – dergisinin yönetimini üstlenmiştir. Dergi yöneticiliği beş yıl kadar süren – – – -, bu dönemden sonra bireysel duyarlıkların şairi olmaktan çıkmıştır. Artık toplumsal konulu şiirlere yönelmiş; yönetimi, düzeni eleştiren, kurtuluşu gençlerden, Batı'nın bilim ve tekniğinden bekleyen bir düşünce şiirine ulaşmıştır.
 
Bu parçada boş bırakılan yerlere, sırasıyla aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
 
A)  Genç Kalemler – Tevfik Fikret
B)  Tercüman-ı Ahval – Namık Kemal
C) Tevfik Fikret – Servet-i Fünun
D) Servet-i Fünun – Tevfik Fikret
E)  Servet-i Fünun – Ömer Seyfettin
 
7.     I. Mülkiye mezunu Ahmet Cemil'in,  "mavi ümitleri"nin, zamanla "siyah gerçekler"e dönüşmesinin romanıdır.
II. Boğaziçi'nde yaşayan, geçim kaygısından uzak belli bir toplum katının insanlarını, onlar arasındaki kimi "yasak aşk"ları anlatır.
III. Doktor Ömer Behiç'in, evi ve gizli ilişkileri arasında bocalayışının romanıdır.
 
Halit Ziya Uşaklıgil'in bu cümlelerde sözü edilen romanları, aşağıdakilerin hangisinde doğru sıralanmıştır?
 
A)  Mai ve Siyah – Aşk-ı Memnu – Kırık Hayatlar
B)  Aşk-ı Memnu – Mai ve Siyah – Kırık Hayatlar
C) Kırık Hayatlar – Aşk-ı Memnu – Mai ve Siyah
D) Aşk-ı Memnu – Kırık Hayatlar – Mai ve Siyah
E)  Mai ve Siyah – Kırık Hayatlar – Aşk-ı Memnu
 
 
 
 
 
 
 
8.   Tevfik FikretServet-i Fünun sanatçılarındandır. Önceleri "sanat için sanat"
                 I                    II                                                                              III
 
anlayışına bağlı kalarak sanatını sanattan anlayanların hizmetine sunmuştur.
 
 Batı'ya yönelmenin yılmaz savunucusu olan sanatçı, sadece sembolizmin
 
     IV                                                                                                             V
 
 
etkisinde eserler vermiştir.
 
 
      
 
Yukarıda numaralanmış yerlerin hangisinde, bilgi yanlışı vardır?
 
A) I.       B) II.        C) III.        D) IV.       E) V.
 
 
 
 
 
 
9.  Aşağıdaki niteliklerin hangisine Servet-i  Fünun romanında rastlanmaz?
 
A)  Olaylar İstanbul'da, yalılarda, konaklarda geçer.
B)  Realist akımın etkisiyle,  yazar,  romana  kendini katmaz.
C) Çevre tasvirleri önemli yer tutar.
D) "Sanat için sanat" anlayışıyla yazılır.
       E)  Toplumsal sorunlar ve zıtlıklar işlenmiştir.
 
10. Aşağıdakilerden hangisi Servet-i  Fünun  şiirinin özelliklerinden biri değildir?
 
A)  Sembolizmin ve parnasizmin etkileri görülmektedir.
 
B)  "Kulak için hafiye" anlayışı yerine "göz için kafiye" anlayışı benimsenmiştir.
C) Dilde sadeleşme hareketinden uzaklaşılırken, Divan edebiyatında bile bulunmayan sözcükler, tamlamalar kullanılmıştır.
D) Büyük ölçüde aruz ölçüsü kullanılmış ve Türkçe aruza başarıyla uygulanmıştır.
E)  Batı edebiyatından alınan "sone, terza rima" nazım biçimleri kullanılmaya başlanmıştır.
 
 
 
 
11. Servet-i Fünun edebiyatıyla ilgili aşağıdaki yargılardan hangisi yanlıştır?
 
 
A)  "Sanat, sanat içindir" ilkesi benimsenmiştir.
B)  Dil, Tanzimat'a göre daha ağırdır.
C) Nazım, düzyazıya yaklaştırılmış, konu bütünlüğüne önem verilmiştir.
D) Tiyatro türü de, roman ve öykü türü gibi gelişme göstermiştir.
E)  Dönemin siyasi özelliğine bağlı olarak toplumsal konulardan kaçınılmış, kişisel konular yer almıştır.
 
 
 
 
 
12. Aşağıdaki yapıtların hangisinin türü diğerlerinden farklıdır?
 
 
A) Mai ve Siyah                    B) Eylül
C) Aşk-ı Memnu                    D) Hac Yolunda
E) Kırık Hayatlar
 
1.E       2.A      3.A      4.E       5.B      6.D      7.A      8.E       9.E       10.B    11.D    12.D
Paylaş
Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

Bu Yazıya Toplam 0 Yorum Yapılmış

İsminiz

E-Posta Adresiniz

Şehir

Önceki yazıyı okuyun:
MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİ

MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİ İLE İLGİLİ BİLİNMESİ GEREKENLER MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİ Genel Özellikler   Tanzimat dönemine kadar "Türk" terimi, Osmanlı İmparatorluğundaki...

Kapat