DİL BİLİMİ ve DİL BİLGİSİ – Efrasiyap GEMALMAZ

Ana Sayfa » GÜZEL YAZILAR » DİL BİLİMİ ve DİL BİLGİSİ – Efrasiyap GEMALMAZ
Sitemize 20 Temmuz 2014 tarihinde eklenmiş ve 252 views kişi tarafından ziyaret edilmiş.

Devingen dizgeler (dinamik sistemler) arasındaki her türlü iletişimi (haberleşmeyi) ve denetimi (kontrolü) saglayan duragan biçimsel dizgelere (statik/formel sistemlere), türüne ve düzeyine bakmaksızın en geniş anlamıyla dil (langage) diyoruz. Bu açıdan bakıldıgında, dil, canlılarla canlılar, canlılarla canlı sayılabilecek varlıklar (makinalar) ve canlılarla cansızlar (fizikoşimik dünya) arasındaki iletişimi saglayan araç takımlarının genel adıdır.

Dil bilimi, genel anlamıyla, önce her tür ve her düzeydeki dilleri araştıran ve inceleyen, bu dillerle ilgili genelceleri bulmaya çalışan, bu yolda yöntemler geliştiren bilim dallarının ortak adı olarak alınmıştır. Bu bilim dalının en önemli özelligi, buyurucu degil, belirleyici olmasıdır. Daha somut bir örnekle açıklarsak; bir hekim için, anatomi bilimi neyse; bir dil ögreticisi için dil bilimi de odur. Bilindigi gibi anatomi bilimi de buyurucu degildir ve olamaz. O, organların yapılarını, yapı ilişkilerini, görev ve işlevlerini inceler, saglıklı ve saglıksız durumlarını belirler. Hekimlik bilgisi ise buyurucudur; saglıksız vy kusurlu sayılan bir durumun düzeltilmesi için zamana ve şartlara göre yapılması gereken şeyleri buyurur. Hekim de bu buyrukları yerine getirmeye çalışır.

Dil bilimci, belli bir kullanım alanı ve düzeyi için, belli bir dili vy dilleri inceler; bu dilin vy dillerin ifade inceliklerini belirlemeye çalışır; söz konusu dili vy dilleri gerektiginde başka dillerle karşılaştırır; gerekiyorsa belli bir dilin ifade gücünü artırmanın yollarını göstermeye çalışır. Dil ögreticisi, dil bilgisi ögretmeni ise, belli bir dilin benimsenmiş kurallarını belletmeyi ve uygulatmayı görev edinmiştir; onun için olandan çok, olması gereken önemlidir. Nasıl hekimlik bilgisi, anatomi biliminin uygulama alanlarından biriyse, dil bilgisi de, dil biliminin uygulama alanlarından birisidir. Canlılarla canlı sayılabilecek varlıklar (örn.: insan – makina) arasındaki iletişim kuralları, her makinanın "kullanım kılavuzu"nda gösterildigi gibi; canlılarla cansızlar (örn.: insan – fizikoşimik dünya) arasındaki iletişim kuralları da çeşitli bilim dallarının "uygulama kaynakları"nda ele alınır. İnsanla insan arasındaki iletişim kurallarının sözlü, özellikle sözlü dil üzerine kurulmuş yazılı bölümü ise "dil bilgisi çalışmaları"nın konusunu oluşturur.

Dil bilimi konusunda yeteri kadar bilgisi olmayan dil bilgisi uzmanları için, dil, bütün etkinlikleriyle büyülü bir varlık görünümü kazanır. Bazıları onun canlı olduguna inanır. Bazıları, onu ulus olmanın tek ve yeterli şartı sanır. Hal bu ki, dil, büyülü degil, büyülemek için de kullanılan bir araçtır. Canlıların en belirgin özelligi, dogmak, yaşamak ve ölmektir. Dil ise, dogmaz; yapılır; ona, kullanıcılarının müdahale hakkını, aralarındaki iletişimin ihtiyaçları belirler. Yaşamak ise, dil için, kullanımda olmak demektir. Dil, ölmez de, ama aşırı müdahalelerle bir ölçüde bozulabilir. Yine de, dil, insan oglunun kullandıgı takımlar arasında yapma ve bozma özelligi en fazla olanlarından biri olmasına ragmen, en az bozulanı ve onarımı en kolay olanlarından biridir de. Dil için ölmek, kullananları belki öldügü için, kullanımdan kalkmış olması demektir. O halde dil canlı da degil; canlılar arası iletişimi saglamakta kullanılan bir araçtır.

Dil birligi, ulus olmak için yeterli degil; ulus olarak kalmak için gerekli şartlardan biridir. Tarihin akışı içerisinde çeşitli sebeplerle oluşan sosyokültürel şartlar bazan degişik dilleri kullanan insanları birlikte yaşamaya zorlar. Birlikte yaşayan insanlar, biribirleriyle kaynaşarak ulus olmayı amaçladıklarında ortak bir dili de benimserler. Bazan bir yabancı dilin inceliklerini ana dilimizden, kültürünü kendi öz kültürümüzden daha iyi ögrenmiş olmamıza ragmen, o dilin ve kültürün sahibi olan ulustan olamayız. Çünkü, dili ve kültürü edinmek akıl işi, kendisini bir ulustan hissetmekse gönül işidir.

Dil bilimi konusunda yeteri kadar bilgisi olmayan dil bilgisi uzmanları için, dilin ögeleri şekil olmaktan kurtulup asıl görevleri olan anlam taşıma düzeyine ulaşmakta güçlük çekerler. Bunlar için,

"Ders+//+i+ñ+i çalış-//-t+ı+//+ñ mı sınıf+//+ı+ñ+ı geç-//-ecek+//+sin." 
cümlesindeki 
"çalış-//-ır+//-sa+ñ"ın eşdegeri "çalış-//-t+ı+//+ñ mı", "çalış-" eyleminin "görülen geçmiş zamanının 2. teklik kişisinin soru şekli"dir.

"Ev+//+den gel-//-i+yor+//+um."

"Ögren-+ci+//+ler+i+m+den bir+//+i+n+i gör-//-d+ü+//+m."

"Kahve+//+ø+ñ+iz+den bir+//+i+si iç-//-miş."

"Ben+//+den büyük+//+sün+üz."

…….

cümlelerindeki "+den" eki, "ablatif/ayrılma/ / /den/ vs. hali" ekidir.

Bunlar "gel-//-me-//+m" , "gel-//-me-//+yiz" çekimli şekillerinde "geniş zaman" ekine ne oldugunu açıklayamazlar. "okul çanta+//+"ndaki "+"yı, bir zamanlar benim de yaptıgım gibi, "iyelik 3. teklik kişi eki" sanırlar.

Bunlar için,

"Bu kitab+//+ı sen de oku-//-muş+//+sun+dur."

cümlesindeki "+dur" eki "bildirme 3. teklik kişi eki"dir ve İngilizcedeki "is"in, Fransızcadaki "est"nin, Almancadaki "ist"in karşılıgıdır.

Bunların önemli bir kesimi "ses"le "harf"i ayıramazlar. Bu yüzden, yazı devrimimizin başlıca nedeni olarak, bin yılı aşkın bir süre Türkçeyi yazmakta kullanılmış Arap harflerinin Türkçenin seslerini karşılamakta yetersiz oldugunu ileri sürer; gerçekleri araştırmayı düşünemezler. Bunların yazdıklarında "sesli harf" ve "sessiz harf"ler vardır. "sagır kef", "nazal nun", "geniz 'n'si"; "gırtlaklı/bogazlı/hırıltılı hı" gibi ne ifade ettigi açık olmayan ses bilgisi terimleri kullanılmıştır.

Bunlar, Türkçemizdeki ses uyumlarının oluşma sebeplerini, bu uyumların dilimize ne kazandırıp, ne kaybettirdigini açıklayamazlar. Hatta, bu uyumları dogru dürüst tarif bile edemezler. Uyum, benzeşme ve aykırılaşma, bunların verdikleri tariflerde biri birine karışmış bir durumdadır. Yazım için veya konuşma için gerekli olanı ayıramazlar. 
  
Bunlar, ana dilimiz oldugu için kolay ögrendigimizi sandıgımız Türkçemizin, dünyanın ögrenilmesi en kolay dili oldugunu ileri sürerler. Ana dili bir başka dil olan bir yabancının, kendi yazdıkları eserlerden Türkçe ögrenirken çektigi zorlukları kavrayamazlar. Yazımda, satır sonlarındaki tirelemeyi (kelime bölmeyi), seslendirmeyi esas alarak tarif ettikleri için, harfler arası ilişkiler üzerine kurulması gereken, kelime işleme (word processor) programlarının tireleme alt programlarının Türkçeye uyarlanmasında, tariflerinin bir işe yaramadıgını bilemezler.

Dil bilgisi çalışmalarımız genelde başka dillerle ilgili çalışmaların dilimize birer uyarlanması şeklinde gerçekleştirilir. 20. yüzyıla kadar Batıda da durum böyleydi. Bu yüzden, Türkçede bir fiil çekiminin varlıgını tartışmak yerine, bir fiil çekimi tablosu oluşturmak, ve bir çeşit şimdiki zaman olan "gel-//-mek+te+//+yim …" gibi kuruluşlara bu tabloda yer vermemek bütün dil bilgisi kitaplarımızın ortak yanıdır.

Egitim sistemimiz bilim alışkanlıgı kazandırmaktan çok bilgi yıgdırmaya yatkın oldugu için, dil bigisi kitaplarımız da genelde biribirlerinden aynı yanlış ve eksiklikleri almayı sürdürürler. Hiçbirimiz sormayız; Kaşgarlı'nın Divanü Lügat-it-Türk'ünde, madde başı olarak eylemlerin niçin "görülen geçmiş zaman 3. teklik kişi"leri alınmıştır da (örn.: aldı, gitti, öldü, vbg.), Dil Kurumumuzun Türkçe Sözlük'ünde bunlar "mastar" şekilleriyle verilmiştir (örn.: almak,gitmek, ölmek, vbg.)? Farsça vy Arapça tamlamaların günümüz yazımında içlerinde bulundurdukları "-" işaretlerinin hikmeti ne ola (örn.: Farsça : Servet-i Fununruy-i zemin; Arapça : Divanü Lügat-it-Türk vbg.)? Neden cümleler, dize başları, özel isimler büyük harfle başlatılır?

Neden yazı çeviriminde (transliterasyonda) ya da yazıya geçirmede (transkripsiyonda) ötümsüz art damak sızıcısı " " «hı», altı çanaklı bir "h"  ' ' ile, neden ötümsüz art damak patlayıcısı " " «qaf»,  altı noktalı "k"  ' ' ile gösterilir? 
 

Dilbilgimizin degişik konularıyla ilgili verdigimiz bu örnekleri, ciddi bir araştırma ile daha da artırabiliriz. Ancak, konumuz, dil bilgisi araştırmaları yapılırken dil biliminin önemini belirtmek oldugu için bu örneklerin yeterli olacagını sanıyorum.

Kültürümüzün taşıyıcısı olan Türkçemizi daha iyi tanıyıp ögrenebilmemiz ve ögretebilmemiz için, üniversitelerimizdeki Türk dili ve edebiyatı bölümlerinde dil bilimi derslerinin -dil bilimi tarihi degil- okutulması kaçınılmazdır. Dil bilimi dersleriyle desteklenecek olan dil bilgisi derslerini alan ögrenciler, ileride, bilgilerini geliştirip dilimiz üzerinde düşünecek, birçok soru sorup dogru cevablarını bulacak, daha saglıklı, daha yararlı dil bilgisi çalışmalarının gerçekleştirilmesine katılabileceklerdir.


ATATÜRK KÜLTÜR, DİL ve TARİH YÜKSEK KURUMU

TÜRK DİL KURUMU BAŞKANLIGI

TÜRK DİLİ

DİL ve EDEBİYAT

DERGİSİ

Sayı: 517 (Ocak 1995)'den

Ankara 1995

 

Paylaş
Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

Bu Yazıya Toplam 0 Yorum Yapılmış

İsminiz

E-Posta Adresiniz

Şehir

Önceki yazıyı okuyun:
TÜRK DİLİNİ ÖĞRETMEK- Gülcan ÇOLAK

Üniversite öğrencilerine yönelik eleştirilerden biri de, onların “dil”i kullanmadaki başarısızlıkları... Düzgün, açık ve konuşmanın amacına uygun cümle kuramamaları, Türk dilinin...

Kapat