EDEBİ AKIMLAR – SANAT AKIMLARI – EDEBİYAT AKIMLARI DERS NOTU

Ana Sayfa » LYS EDEBİYAT » EDEBİ AKIMLAR – SANAT AKIMLARI – EDEBİYAT AKIMLARI DERS NOTU
Sitemize 16 Ağustos 2014 tarihinde eklenmiş ve 2.858 views kişi tarafından ziyaret edilmiş.
KLASİSİZM (SOYYAPITÇILIK)
Latince "classius (seçme)" sözünden gelen "klasik" sözcüğü; geniş anlamda, bir dilin örnek yapıtı, ya da sanatçısı için kullanılır.  Konumuzla ilgili olarak ise XVII. yüzyılda Fransa’da ortaya çıkan  "klasisizm"  akımının ilkelerine uyan yapıt ya da sanatçı anlamına gelir.
 
KLASİSİZMİN DOĞUŞU
Klasisizmin toplumsal altyapısı, krallık rejimi (merkezi krallık)'dir. XVII. yüzyılda Avrupa’da kral, en üstün ve kusursuz kişidir. Bu dönemde, saray ve çevresindeki görkemli yaşam,  törelere ve kurallara bağlanmıştır.  Monarşilerin güçlenmesiyle, toplumsal yaşamda kural, yasa ve düzen egemen olmuştur. Bu gelişmeler sanat ve edebiyata da yansımış, kral ve çevresinin ideal yaşantısı sanatçıya esin kaynağı olmuş, dil ve edebiyatın kuralları belirlenmiştir. Bu çağın insanı, soyluların üstünlüğünü özümsemiş "seçkin insan"dır. Seçkin insanın sanat zevki de klasisizmin en belirleyici ölçüsü olmuştur. Demokratik hak ve özgürlüklerin gelişmediği bu dönemde, kuşkusuz "düşünce özgürlüğünün ve eleştirinin" yeri de yoktu.
Klasisizmin düşünsel temelini ise Descartes’in  "akılcılık (rasyonalizm)" felsefesi oluşturur.
"Düşünüyorum, öyleyse varım." diyen Descartes'in bu felsefesine göre, gerçek ve doğru, ancak akıl yoluyla bulunabilir.  Duygular  (aşk,  kin,  sevinç,  keder…)  yanıltıcıdır; bunlar mutlaka aklın denetiminde olmalıdır.
Klasisizmin ilkeleri, eleştirmen Boileau'nun L'art Poetique (Şiir Sanatı) adlı yapıtında dile getirilmiştir.
 
KLASİSİZMİN ÖZELLİKLERİ
1.  Akıl ve sağduyu önemlidir.  İnsanı yanıltacağı için, duygu ve coşku önemsenmez.
2.  "Doğa" olarak, insanın değişmeyen iç dünyası ele alınır; sürekli değişen dış dünya ve doğa, aldatıcı bulu- nur. Bu yüzden, gerçek doğa betimlemelerinden kaçınılır.
3.  Günlük ve gelip geçici konular değil, kalıcı olanlar işlenir. Bu yüzden, Eski Yunan ve Latin edebiyatı kaynakları tekrar tekrar ele alınır.
4.  İdeal ve mükemmel insan tipi işlenir, değişmez tipler yaratılır.
5.  Konudan çok,  konunun en güzel biçimle,  kusursuz soylu bir dil ve anlatımla ortaya konması önemsenir.
6.  Akla ve doğallığa önem verildiği için, tiyatroda "üç birlik kuralı" uygulanır (üç birlik: yer, zaman, olay birliği).
      7.  Kötü ve çirkin konular ele alınmaz.
8.  Yapıtlarda, sanatçının öznel açıklamalarına yer verilmez.
 
KLASİSİZMİN BAŞLICA TEMSİLCİLERİ
DESCARTES (1596–1650): Klasisizmin düşünsel yönünü hazırlamış, Tanrının varlığını kanıtlayacak bir felsefe sis- temi kurmaya çalışmıştır. Gerçeği, sahteden ayıran ma- tematik yöntemini anlatmayı denemiş, metafizik ve fiziksel evren üzerine yapıtlar vermiştir.
Yapıtları: Metot Üzerine Konuşma, Metafizik Düşünceler, Felsefenin İlkeleri, Ahlak Üzerine Mektuplar, Tabi- at Işığı Altında…
 
BOİLEAU  (1636–1711): Yergiler ve eleştiriler yazmıştır. Eleştirilerinde, sanatta işçiliğin önemini belirtmiş ve nazmın kurallarını koymuştur.
Yapıtı: Şiir Sanatı.
 
CORNEİLLE (1606–1684): Fransız tragedyasının kurucu- su sayılır. Kahramanları, tüm engelleri aşan, iradesi güçlü kişilerdir. Komedyaları da vardır.
Yapıtları: Le Cid, Horace, Cinna, Polyeucte…
 
LA ROCHEFOUCAULT  (1613–1680):  Özdeyiş türünün kurucusu ve en büyük yazarıdır.  İnsanların kusurlarını, yaşam deneyimlerine dayalı özdeyişlerle yansıtmıştır.
Yapıtı: Özdeyişler.
 
LA FONTAİNE (1621–1695): Yunan fabl ustası Aisopos'tan etkilenmiştir.  Hayvanlar ve insanlar üzerinde gözlemler yapmış; hayvanlar arasında geçen olaylardan hareketle insanların kusurlarını anlatmıştır.
Yapıtları: Fabller (12 cilt).
 
MOLİÉRE (1622–1673): Dünya komedyasının en büyük ustasıdır. Güldürürken düşündürmeyi amaçlamıştır. Yapıtlarını gülünç gelenekler ve karakterler üzerine kurmuş; olumsuz tipleri işleyerek mükemmel insanı duyurmak istemiştir.
Yapıtları: Tartuffe, Don Juan, Zoraki Tabip, Cimri, Kibarlık Budalası,  Gülünç Kibarlar,  Hastalık Hastası, Kocalar Okulu, Kadınlar Okulu…
 
PASCAL  (1623–1662):  Fizikçi ve matematikçidir.  Genç yaşında manastıra çekilmiş; orada teoloji, felsefe ve psikoloji konusunda notlar tutmuştur.
Yapıtlar: Düşünceler, Taşra Mektupları.
 
Diğer Temsilcileri:
Mme DE LA FAYETTE (1634–1693)
J.RACİNE (1639–1699)
LA BRUYÉRE (1645–1696)
FENELON (1651–1715)
 
KLASİSİZMİN TÜRK EDEBİYATINA ETKİLERİ – TÜRK EDEBİYATINDA KLASİSİZM
Klasisizmin Türk edebiyatına etkileri çok belirgin değildir. Ancak, Şinasi'nin Şair Evlenmesi'nde üç birlik kuralını uygulaması ve La Fontaine'den yaptığı çeviriler; Ahmet Vefik Paşa'nın Molière'den yaptığı çeviri ve uyarlamalar; Yusuf Kâmil Paşa'nın Fenelon'dan yaptığı Telemak çevirisi; Åli Bey'in  Molière'den  yaptığı  Kokona  Yatıyor  uyarlaması, klasisizmin Türk edebiyatındaki etkisini göstermektedir.
 
KLASİSİZM ÖRNEK SORULAR
ÖRNEK 1
"Her şeyi,  erdemi, dehayı, zekâyı ve sanatı meydana getiren yalnız sağduyudur, yalnız akıldır. Erdem nedir? Aklın uygulama alanına geçirilmesi! Sanat nedir? Parlak sözler- le ortaya atılan akıl! Zekâ nedir? Aklın incelikle anlatımı!"
 
Yukarıdaki parçanın yazarı, aşağıdaki edebiyat akımlarından hangisinin içinde olabilir?
A) Klasisizmin     B) Romantizmin     C) Realizmin
     D) Natüralizmin                    E) Sembolizmin
 
ÇÖZÜM
Aklı ve sağduyuyu her şeyin üzerinde tutan edebi akım, klasisizmdir.
Yanıt: A
 
ÖRNEK 2
Moliére, Racine ve La Fontaine’nin ortak yönü aşağıdakilerden hangisidir?
A) Tanzimatçıları en çok etkileyen yazarlar olmaları
B) Klasik akımın temsilcileri olmaları
C) Aynı türden eserler vermeleri
D) Değişik sanat akımlarının kurucuları olmaları
E) Kendi alanlarındaki ilk eserleri vermiş olmaları
(1988 ÖYS)
 
ÇÖZÜM
Moliére, klasik akıma bağlı komedi yazarı, Racine, klasik akıma bağlı trajedi yazarı, La Fontaine, klasik akıma bağlı fabl yazarı olduğuna göre bunların ortak yanları klasik akıma bağlı olmalarıdır.
Yanıt: B
 
ÖRNEK 3
Türk edebiyatı Batı’ya açılmaya başladığında, Batı’da – – – – dönemi tamamlanmış; hatta ondan sonra gelen akım da dönemini tamamlamaya başlamıştı. Şinasi ve Ahmet Vefik Paşa’yı saymazsak bu akımın edebiyatçılarımızı hiç etkilemediğini bile söyleyebiliriz.
Bu parçada boş bırakılan yere, aşağıdaki akım adla-rından hangisi getirilmelidir?
A) klasisizm           B) romantizm         C) realizm
D) natüralizm         E) parnasizm
 
KLASİSİZM (SOYYAPITÇILIK) DERS NOTU 2
Edebiyatta eski Yunan ve Roma sanatını temel alan tarihselci yaklaşım ve estetik tutumdur. Yeniden doğuş diye adlandırılan Rönesans döneminde gelişmiştir. Bu akamın izleri bir önceki dönemde Rebelais ve Montaigne de hatta Aristoteles'tedir. Klasizmin temel öğeleri kendi içinde soyluluk, akılcılık, uyum, açıklık, sınırlılık, evrensellik, idealizm, denge, ölçülülük, güzellik, görkemliliktir. Yani bir eserin klasik sayılabilmesi için bu özellikleri barındırması gerekmektedir. Kısaca klasik bir eser, bir üslubun en yetkin ve en uyumlu ifadesini bulduğu eserdir. Klasizm temellerini Rönesans aristokrasisinden alır. Klasizm bir bakıma aristokrasinin akımıdır. 16. yüzyılda Fransa'da doğmuştur. Gerçeğin yalnızca akıl yoluyla bulunacağı savunulur. Sanat ideal insanı ele almalıdır, sanat eseri ahlaka uygun olmalıdır. Monteigne, Descartes, Racine, La Fontaine, Moliere, Comeille bu akımın önemli temsilcilerindendir.
    Türk edebiyatında Şinasi klasisizme yakınlığıyla bilinir. Ahmet Vefik Paşa da Moliere'den çeviriler yapmıştır.
ÇÖZÜM
Edebiyatımızın Batı’ya açılmaya başladığı Tanzimat döneminde, klasisizm, devrini tamamlamış; hatta romantizmin bile sonlarına gelinmişti. Tanzimat edebiyatçılarının çoğu da romantizmden etkilendiler. Sadece Şinasi ve çevirileriyle Ahmet Vefik Paşa’da klasisizmin etkileri görülmüştür.
Yanıt: A
 
 
 
REALİZM (GERÇEKÇİLİK)
Realizm, XIX. yüzyılın ikinci yarısında, romantizme tepki olarak Fransa'da ortaya çıkmıştır.
REALİZMİN DOĞUŞU
XIX. yüzyılın ikinci yarısında deneysel bilimlerde önemli gelişmeler olmuştur. Varlıkları ve olayları duygu ve hayalle değil, maddi gerçekliklerle kanıtlayan görüşler öne çıkmıştır. Yaşamla ilgili bilimsel açıklamalar sanat ve edebiyatta da benimsenmiş, böylece realizmin oluşumu hızlanmıştır. Yani sanatçı, bir ahlakçı gibi değil, belgeye ve gözleme önem veren bir bilim adamı gibi davranarak yapıtlarını oluşturmalıdır. Örneğin, "iyilik ve kötülük" kavramları bile, "demir ve tuz" gibi maddi gerçekliklere benzer şekilde ele alınmış, çözümlenmiştir.
 
Bilimsel alandaki gelişmeler, felsefe alanında gerçekdışı her şeyin dışlanmasına yol açmıştır.       Öncülüğünü A.Comte'un yaptığı, duyguları değil, yalnız duyularla algılanabilen olguları esas alanpozitivizm, sanat alanında da realizmin düşünsel temelini oluşturmuştur.
XIX. yüzyıl Avrupa'sında görülen sosyal çalkantılar, insanları yeni bir sosyal yapı araştırmaya yöneltmiştir. Bu ise, öncelikle toplum gerçeğinin tanınmasını zorunlu kılmıştır. Duygu ve hayalden yola çıkan bir sanatçı, toplumun beklentilerine yanıt veremeyeceği için gerçekçi olmak zorunda kalmıştır.
Realizm, akım olarak XIX. yüzyılın ikinci yarısında başlamakla birlikte romantik kuşak sanatçıları olan Balzac ve Stendhal, realizmi önceden müjdeleyen sanatçılardır. Bu nedenle, Stendhal ve Balzac'a, realizmin öncüleri de denmektedir.  Realizmin romantizme üstünlüğü ise,  Gustav Flaubert'in 1857 yılında yayımladığı Madame Bovary romanı ile kanıtlanmıştır.
Realizm ve natüralizm, XX. yüzyılda "toplumcu gerçekçilik"e (sosyal realizm) dönüşmüştür. Böylece, realist ve natüralist sanatçılar, bu yüzyılda gerçeği anlamakla yetinmeyip gerçeklerden yola çıkarak toplumu değiştirmeyi de amaçlamışlardır.
 
REALİZMİN ÖZELLİKLERİ
1.  Gözlem ve belgeye dayanır; insan, içinde bulunduğu çevrenin özellikleriyle değerlendirilir.
2.  Sanatçı, taraf tutmaz; kendi duygu ve düşüncelerini yapıtına yansıtmaz.
3.  İnsan ve toplum, "iyi-kötü, güzel-çirkin" demeden, olduğu gibi yansıtılır. (Klasikler, "olması gerektiği gibi"; romantikler, "kendi istedikleri gibi" anlatırlar.)
4.  Anlatım kusursuzdur, üsluba önem verilir. Kişiler, sosyal düzeylerine göre değil, sanatçının üslup özellikleri- ne göre konuşturulur.
5.  Betimlemeler, ruhsal özellikleri yansıtmak amacıyla ve yapıttaki kişilerin gözüyle yapılır.
6.  Toplum gerçekleri ele alınmasına karşın, "sanat için sanat" anlayışı benimsenir.
7.  Realist edebiyatta tiyatro, özellikle de roman türü çok gelişmiştir.
 
REALİZMİN BAŞLICA TEMSİLCİLERİ
STENDHAL  (1783–1842):  Gezi,  anı,  deneme,  öykü ve roman türlerinde yapıtlar veren yazarın süssüz bir anlatımı vardır. Hafif alaycılığı ve psikolojik çözümlemeleri, yaşa- dığı dönemde anlaşılamamıştır.
Yapıtları: Kırmızı ve Siyah, Parma Manastırı, Kastro
Rahibesi, Racine ve Shakespeare…
 
H. DE BALZAC (1799–1850): "İnsanlık Komedyası" genel başlığı altında topladığı romanlarında, insan hayatının çeşitli yönlerini eşsiz bir gözlem gücüyle yansıtmayı başar mış, dünya edebiyatına ölmez tipler bırakmıştır.
Yapıtları:  Eugènie  Grandet,  Goriot  Baba,  Vadideki Zambak, Otuz Yaşındaki Kadın, Köy Hekimi, Mutlak Peşinde, Tılsımlı Deri…
 
G. FLAUBERT (1821–1880): Yapıtlarında, kahramanlarının gerçeğe uygun olmasına, söyleyişe ve biçime önem vermiş, kendi kişiliğini gizlemiştir.
Yapıtları: Madame Bovary, Salambo, Duygusal Eğitim, Üç Hikâye…
 
Rus Edebiyatında Realistler
N. GOGOL (1809–1852): Öykü, roman ve oyun türlerinde yazmıştır. Yapıtlarında "didaktik" bir eğilim görülür.
Yapıtları: Petersburg Hikâyeleri, Palto, Bir Delinin Hatıra Defteri, Masallar, Ölü Canlar, Müfettiş, Kumarcılar…
 
İ. TURGENYEV (1818–1883): Yapıtlarında gerçekle şiir, gözlemle düşsel sezgi arasında uyumlu bir denge kurmayı başaran yazar, köylülerin ve toprak sahiplerinin portrelerini çizmiştir. Toprak köleliğine karşı olan tutumu, toprak köleliğinin kaldırılmasında etkili olmuştur.
Yapıtları: Babalar ve Oğullar, Fırtınadan Önce, Bir Avcının Notları, Taşralı Kadın, Köyde Bir Ay…
 
F. DOSTOYEVSKİ (1822–1881): Acıma ve psikoloji, he- men bütün yapıtlarının temel öğesidir. Bu nedenle, çağdaş psikologlar ve egzistansiyalistler, onun sezgilerinden yararlanmışlardır.
Yapıtları: Suç ve Ceza, Karamazov Kardeşler, Budala, Kumarbaz, Ölüler Evinden Hatıralar, Yeraltından Not- lar…
 
L. TOLSTOY (1828–1910): Düşünce ve hayal zenginliği taşıyan yapıtlarında yarattığı tipler, anlattığı olaylar, törelerle ilgili betimlemeler,  gerçeklere çok yakındır.  Bütün bunları yalın bir üslupla anlatmayı başarmıştır.
Yapıtları: Savaş ve Barış, Anna Karenina, Diriliş, İvan İlyiç’in Ölümü,  Hacı Murat,  Sivastopol 1855  (roman, öykü); Karanlığın Kudreti, Yaşayan Ölü (tiyatro)
 
A. ÇEHOV (1860–1904): Öykü ve oyunlarıyla tanınır. Hayatın gelişigüzel,  önemsiz yanlarını anlatır.  Olaya pek önem vermemiş, konuyla doğrudan ilgili olmayan ayrıntı- lardan kaçınmıştır.
Yapıtları: Hikâyeler, (4 cilt, öykü); Martı, Üç Kızkardeş, Vanya Dayı, Vişne Bahçesi (oyun)…
 
M. GORKİ (1868–1936)
Hiçbir öğrenim görmeyen; kendini yetiştiren yazar, "Rus edebiyatı"  ile  "Sovyet edebiyatı"  arasında bir köprü ve "sosyal gerçekçilik"in öncüsü sayılır.
Yapıtları: Çocukluğum, Ekmeğimi Kazanırken, Benim Üniversitelerim, Ana, Klim Samgin'in Hayatı(roman); Stepte, Sıkıntı, Serseriler (öykü); Ayaktakımı Arasında, Küçük Burjuvalar  (oyun);  Edebiyat Yaşamım,  Tolstoy’dan Anılar (anı, deneme)…
 
İngiliz Edebiyatında Realistler
C.  DİCKENS  (1812–1870):  Yazdıklarında toplumsal sorunları sergilemiş; ama bunların nedenlerini, çözüm yollarını göstermede pek başarılı olamamıştır.
Yapıtları:  Büyük  Ümitler,  Antikacı  Dükkânı,  Oliver
Twist, David Copperfield, İki Şehrin Hikâyesi…
 
Amerikan Edebiyatında Realistler
M. TWAİN (1835–1910): Yapıtlarında, başından geçen serüvenleri yansıtmış, romantik ve realist öğeleri dengeli bir biçimde kullanmıştır.
Yapıtları: Tom Sawyer'in Maceraları, Mississipi'de Ha- yat, Huckleberry Finn'in Maceraları…
 
J.LONDON (1876–1916): Pek çok yapıtında insanların (ve hayvanların) toplumsal davranışı altında görülen "kabalık" kavramıyla uğraşmıştır.
Yapıtları:  Vahşetin Çağırışı,  Âdem’den Önce,  Deniz Kurdu, Kurt Kanı, Demir Ökçe, Martin Eden, Sevginin Katıksızı, Ateş Yakmak…
 
E. HEMİNGWAY (1898–1961): Yalın bir anlatımı vardır.
Yapıtları: Güneş de Doğar, Silahlara Veda, Çanlar Kimin İçin Çalıyor? İhtiyar Adam ve Deniz, Afrika'nın Yeşil Tepeleri…
 
J. STEİNBECK (1902–1968): Genellikle toprakla uğraşan insanları, köy ve sayfiyeleri anlatmıştır. İyi bir gözlemcidir.
Yapıtları: Fareler ve İnsanlar, Gazap Üzümleri, Bitme- yen Kavga, Cennet Çayırları, Yukarı Mahalle, Uğurlu Perşembe…
 
REALİZMİN TÜRK EDEBİYATINA ETKİLERİ – TÜRK EDEBİYATINDA REALİZM
Realizm, Tanzimat edebiyatının ikinci döneminden başlayarak Türk edebiyatının bütün topluluklarında etkisini göstermiştir. Recaizade M. Ekrem (Araba Sevdası), Sami- paşazade Sezai (Sergüzeşt) ile başlayan realist etkilenme, Servet-i Fünun edebiyatında Halit Ziya ile en önemli temsilcisine kavuşur. Servet-i Fünun'un diğer realist ya- zarları, Mehmet Rauf ve Hüseyin Cahit'tir. Bağımsız ya- zarlardan Hüseyin Rahmi, Ahmet Mithat Efendi ve Ah- met Rasim de bu yönde yapıtlar kaleme almışlardır.
Türk edebiyatının realist kabul edilen diğer yazarları şunlardır:  Yakup Kadri,  Refik Halit,  Reşat Nuri,  Halide Edip, Ebubekir Hazım, Ömer Seyfettin, Sabahattin Ali, Memduh Şevket, Halikarnas Balıkçısı, Orhan Kemal, Kemal Tahir, Yaşar Kemal, Fakir Baykurt…
 
ÖRNEK 7
İyi, kötü, güzel, çirkin demeksizin çevreyi, toplumu ve insanı olduğu gibi yansıtmak gerekir.  Bunun için de dış dünya ve sosyal çevreye bakmak yetmez, bunlar yakından gözlenmelidir. Sanatçı bu gözlemlerini belgelere dayandırmalı,  içine kendi duygu ve düşüncelerini karıştırmamalıdır.
 
Böyle söyleyen bir yazar,  aşağıdaki hangi edebiyat akımına bağlı olabilir?
A) Klasisizm       B) Realizm        C) Romantizm
D) Sürrealizm     E) Natüralizm
 
ÇÖZÜM
Paragrafta verilen özelliklere bağlı bir sanatçı “realizm” akımına bağlıdır; çünkü özellikler, realizmin özellikleridir. (Bak. s.92)
Yanıt: B
 
 
ÖRNEK 8
Aşağıdakilerden hangisi realizmin özelliklerinden değildir?
      A)  Toplum ve insan gerçekleri ele alınır.
B)  Yaşanan ve gözlenen gerçek, bütün çıplaklığıyla anlatılır.
C) Gerçeğin tam yansıtılabilmesi için gerektiğinde anket gibi bazı sanat dışı yöntemlere başvurulur.
D) İnsan psikolojisi,  insanın kişiliğini etkileyen çevrenin tanıtımı, içinde bulunulan ortam, ayrıntılarıyla verilir.
      E)  Dine ve milliyetçiliğe büyük önem verilir.
 
ÇÖZÜM
Realizmin özellikleri arasında “dine ve milliyetçiliğe önem vermek” yoktur. Bu, romantizm akımının bir özelliğidir.
Yanıt: E
 
ÖRNEK 9
Batı’da başlayıp gelişen edebiyat akımları bizim edebiyatımızı da etkilemiştir. Şinasi, Ahmet Vefik paşa – – – – akımının; Namık Kemal, Abdülhak Hâmit – – – – akımının; Halit Ziya, Ömer Seyfettin, Yakup Kadri – – – – akımının etkisinde kalmışlardır.
Bu parçada boş bırakılan yerlere, sırasıyla aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
A)  klasisizm – realizm – romantizm
B)  romantizm – nütaralizm – klasisizm
C) realizm – romantizm – klasisizm
D) klasisizm – romantizm – realizm
E)  romantizm – realizm – klasisizm
 
ÇÖZÜM
Paragraftaki boşluklara sırasıyla “klasisizm”, “romantizm”  ve “realizm” getirilmelidir.
Yanıt: D
 
 
 
 
ROMANTİZM  (COŞUMCULUK):  Romantizm,  XVII.  ve XVIII. yüzyılda klasisizme tepki olarak Fransa'da ortaya çıkmıştır.
ROMANTİZMİN DOĞUŞU
XVIII. yüzyıl, Avrupa'da, ekonomik ve toplumsal alanlarda büyük çalkantıların yaşandığı bir dönemdir.  Toplumsal güç dengesinin değişmesi, düşünce ve felsefe alanlarına da yansır. 1689'da İnsan Hakları Bildirgesi'nin kabul edilmesinden 1789 Fransız İhtilali’ne kadar geçen sürede Rousseau, Montesqieu, Diderot, Voltaire gibi düşünürler, cumhuriyet, eşitlik, adalet ve özgürlük kavramlarını işlemiş, yeni bir düşünce çağı başlatmışlardır. Romantizm, "Aydınlanma Çağı" da denen böyle bir düşünsel ortamın ürünüdür.
Romantizmin ilkeleri, ilk kez Victor Hugo'nun “Cromwell” adlı oyununun önsözünde açıklanmıştır.  Romantizmin klasisizme üstünlüğü ise aynı yazarın “Hernani” dramının sahnelenmesiyle (Hernani Savaşı) kanıtlanmıştır.
 
ROMANTİZMİN ÖZELLİKLERİ
Romantizm, klasisizme tepki olarak doğduğu için, romantizmin özellikleri ile klasisizmin özellikleri arasında tam bir karşıtlık vardır:
1.  Hayal ve duygu, akıl kadar gerekli ve önemlidir.
2.  Dış dünya, doğa, renkli ve göz alıcı betimlemelerle anlatılır.
3.  Kusursuz, genel ve evrensel olan konular değil, özel ve yerel olan konular işlenir.
4.  Yunan mitolojisi yerine Hıristiyanlık mucizeleri ve ulusal efsaneler işlenir. Konular, tarihten ya da günlük ya- şamdan alınır.
5.  Ölüm, acı, aşk, intihar gibi temalar işlenir.
6.  Konular işlenirken iyi-kötü, doğru-yanlış, ak-kara gibi karşıtlıklardan yararlanılır.
7.  Tiyatroda üç birlik kuralı kaldırılır ve "dram" türü başlatılır. (Dram türünün ilk izleri Shakespeare'de görülür; ama türü yaygınlaştıran romantiklerdir.  Bu nedenle, romantizmin kaynağının Shakespeare olduğu unutul- mamalıdır.)
8.  Toplum için sanat anlayışı benimsenir.
9.  Sanatçı,  yapıtında, kişiliğini gizleme gereği duymaz; olaylara karışır ve iyiden yana tavır alır.
 
ROMANTİZMİN BAŞLICA TEMSİLCİLERİ
J.J  ROUSSEAU  (1712-1778):  Romantik  bir  sanatçı olmaktan çok, bir aydınlanmacıdır. Fransız İhtilali'nin "kalbi" sayılmıştır. Halk egemenliği, eşitlik ve özgürlük temelleri- ne dayanan yeni bir toplum düzeni tasarlamış; bilim ve sanatta ilerlemenin ahlakta ilerlemeyi de birlikte getiremediğini, bu nedenle de ilkel insanın uygar insandan üstün olduğunu savunmuştur.
Yapıtları: Toplumsal Sözleşme, Emile, İtiraflar, Diyaloglar…
 
VOLTAIRE: Romantizm öncesi, aydınlanmacıdır. Kendin- den sonraki sanatçıları etkileyen güçlü bir düşünürdür.
Yapıtları: Zadig, Candide, Çıraklık Yılları (roman); Seçme Şiirler…
 
V. HUGO (1802–1885): Romantizmin kurucusu ve kuramcısıdır. Ressamlığının izleri yazdıklarına yansımıştır. Şiirlerindeki ana duygu aşk, doğa, özgürlük, vatan ve insan sevgisidir. Roman ve oyunlarında Fransız toplumunun çeşitli dönemlerini anlatmıştır.
Yapıtları: Sonbahar Yaprakları, Akşam Şarkıları, Işıklar ve Gölgeler (şiir); Ruy Blas, Kral Eğleniyor, Cromwell, Hernani (oyun); Sefiller, Notre-Dame'ın Kamburu (roman)…
 
GOETHE (1749–1832): Şiir, tiyatro, roman ve yaşamöyküsü türlerinde yapıtlar vermiştir.  Şiirlerinde,  başlangıçta Halk şiirinin olanaklarından yararlanmış, sonra da "hayat felsefesi"ni işleyen şiirler yazmıştır.
Yapıtları:   Roma Mersiyeleri,   Divan   (şiir);   Faust, İphigenie  Tauris'te,  Tasso  (oyun);  Werther,  Wilhelm Meister'in Çıraklık Yılları ve Gezileri (roman)…
 
A. PUŞKİN (1799–1837): Rus romantiklerin en büyüğüdür. Birçok türde yazmıştır.  Hareketli hayatı,  yazdıklarının renkli ve canlı olmasını sağlamıştır.
Yapıtları: Kafkas Esiri, Bahçesaray Çeşmesi, Çingeneler,  Evgeniy  Onegin (şiir, manzum  öykü),Yüzbaşının Kızı, Dubrovski, Maça Kızı, Biyelkin'in Hikâyeleri (roman, öykü)…
 
Diğer Temsilcileri
Mme DE STAÉL (1766–1817)   – Fransız
CHATEAUBRİAND (1768–1848) – Fransız
LAMARTİNE (1790–1869)         – Fransız
A. DUMAS PERE (1802–1870) – Fransız
GEORGE SAND (1804–1876)   – Fransız
SCHİLLER (1759–1805)             – Alman
LORD BYRON (1788–1824)      – İngiliz
SHELLEY (1792-1822)                – İngiliz
 
ROMANTİZMİN TÜRK EDEBİYATINA ETKİLERİ – TÜRK EDEBİYATINDA ROMANTİZM
Romantizmin Türk edebiyatındaki en yoğun etkisi Tanzimat döneminde görülür. Çeviriler yoluyla başlayan bu etki, özellikle Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi ve Abdülhak Hâmit'in yapıtlarında göze çarpar.
 
ÖRNEK 4
“Gerçeği olduğu gibi yansıtmak benim işim değildir. Dış dünyayı duygu ve hayal gücüyle zenginleştirerek vermek, tabiatın güzelliklerini dile getirmek sanatçının görevi olmalıdır.” görüşünü ileri süren bir sanatçı, aşağıdaki edebiyat akımlarından hangisinin savunucusu durumun- dadır?
A) Klasisizm       B) Romantizm      C) Realizm
D) Natüralizm       E) Sürrealizm
(2006 ÖSS)
 
ÇÖZÜM
“Dış dünya olduğu gibi değil de duygu ve hayal gücüyle zenginleştirilerek verilmelidir.”, görüşünü benimseyen sanatçı “romantizm” akımının savunucusu durumundadır.
Yanıt: B
 
ÖRNEK 5
Aşağıdaki sanatçılardan hangisi romantizm akımı içinde yer almaz?
A) J. J. Rousseau                              B) Chateaubriand C) Schiller
D) Lamartine       E) Racine
(1995 ÖYS)
 
ÇÖZÜM
“Racine” klasik bir sanatçıdır.
Yanıt: E
 
ÖRNEK 6
Bizim Yeşilçam Sokağı’nın yerli film mantığı, çok sağlam bir reçeteye bağlanmıştır. Bulaşanlar bilir: Oğlan, daima haklı, daima namuslu, daima üstündür. Kız, asla kötü niyetleri olmayan,  başına dert gelse bile  “kaderin cilvesi”nden gelmiş olan bir tazeciktir. Kötü adam, Tanrı’nın kötü yarattığı, düzeltilemez, iyi tarafı olamaz bir adamdır.
 
Bu parçaya göre, Yeşilçam filmlerinin, hangi akımın özelliklerini yansıttığı söylenebilir?
 
A) Klasisizmin   B) Romantizmin  C) Realizmin
D) Natüralizmin E) Sürrealizmin
 
ÇÖZÜM
Romantizm akımında konular işlenirken yaşantımızdaki ve doğadaki zıtlıklardan yararlanılmıştır. Bu akımda iyiler tam iyi, kötüler de tam kötüdür. Bu bakımdan parçada anlatılan Yeşilçam filmlerinin, romantizm akımının özelliklerini yansıttığını söyleyebiliriz.
Yanıt: B
 
SEMBOLİZM (SİMGECİLİK)
Parnasizme tepki olarak doğmuş bir şiir akımıdır. 1885-
1900 yılları arasında en etkili dönemini yaşamış, kendin- den sonraki dönemlerin şiir anlayışları üzerinde etkili ol- muştur. Sembolizmin öncüsü, Charles Baudelaire'dir; “Kö- tülük Çiçekleri” adlı kitabı, bu akımın özelliklerini yansıtan örnekler içerir.
 
SEMBOLİZMİN ÖZELLİKLERİ
1.  Parnasyenlerin şiirden kovdukları duygu ve hayal dünyası geri getirilir.
2.  Şiirde "anlam açıklığı"na karşı çıkılır; anlam açıklığının şiire değil, düzyazıya ait bir özellik olduğu savunulur.
3.  Sözcüklerin müzikli yapısına yaslanan bir "iç ahenk" elde edilmeye çalışılır.
4.  Sanatçı, gördüğünü değil, sezdiğini; doğayı değil, izlenimlerini anlatır.
5.  Gerçeğin nesnel anlatımına karşı olunduğu için, akşamın alacakaranlığı, günbatımının gizemli kızıllığı, ay ışıklı gece dekor olarak seçilir.
6.  Doğa, bir tül perdenin, buzlu bir camın arkasından izlenir gibi yansıtılır.
7.  Ölçü, uyak, nazım birimi gibi biçimsel özellikler ikinci plandadır.
8.  Toplumsal sorunlara yakınlık duyulmaz;  bu nedenle "sanat için sanat" anlayışı benimsenir.
 
ÖRNEK 3
1870’lerdeyiz. Genç ozanların, ozan adaylarının bir bunalımı var: Romantiklerin aşırı lirizmi (duygusallığı) ile realizmin soğukluğu arasında sıkışıp kalmışlar. Ancak buna- lımdan çıkış yolunu bulmakta gecikmiyorlar. Onlar, sözcüklerin şiirde yarattığı müziğin peşine düşüyorlar. Anlamı ikinci plana atıyorlar. Anlam kapalılığına katkısı olur diye loş ortamları, kızıl gün batışlarını, terk edilmiş parkları anlatıyorlar.
Bu parçada anlatılan sanat akımı,  aşağıdakilerden hangisidir?
A) Parnasizm     B) Sembolizm     C) Sürrealizm
D) Empresyonizm E) Natüralizm
ÇÖZÜM
Parçada anlatılan özelliklerin tümü sembolizm akımına aittir.
Yanıt: B
 
SEMBOLİZMİN BAŞLICA TEMSİLCİLERİ
E. ALLAN POE (1809–1849) ve C. BAUDELAİRE (1821-
1867)’in yapıtlarında, daha sembolist akım ortaya çıkmadan önce, bu akımın özellikleri görülür.
Yapıtları: Tamerlane ve Başka Şiirler, Kuzgun… (E. Allan Poe);  Kötülük Çiçekleri,  Yapma Cennetler…  (C. Baudelaire)
 
 
S. MALLARMÉ (1842–1898): Yapıtları: Eski Tanrılar, Şiirler, Saçmalar, Edgar Poe'nun Şiirleri…
P. VERLAİNE (1844–1896): Empresyonistler arasında da adı geçer.
Yapıtları: Âşıkların Bayramı, Güzel Şarkı, Şiir Sanatı, Sözsüz Romanlar…
 
A. RİMBAUD (1854–1891): Empresyonistler arasında adı geçmiş ve sürrealizme kaynaklık etmiştir.
Yapıtları: Sarhoş Gemi, Cehennemde Bir Mevsim, İl- hamlar…
 
ÖRNEK 4
Baudelarie,  şiirde biçim kusursuzluğuna önem vermemekle birlikte daima kendi izlenimlerini  
         I              II
anlatmıştır.   Açıklıktan kaçınmış, kapalılığa yönelmiş, duyguları sözcüklerin açık
III
anlamlarıyla anlatmak yerine ahenkleriyle
sezdirerek    Romantizm akımının öncüleri arasında yer almıştır.                                                          
            IV               V
Yukarıdaki numaralanmış yerlerin hangisinde bir bilgi yanlışı vardır?
A) I.        B) II.         C) III.          D) IV.        E) V. (1993 ÖYS)
 
ÇÖZÜM
Parçada,  Boudelaire ile birlikte özellikleri verilen akım, sembolizmdir.  Sembolizmin özellikleri,  romantizme mal edilerek bilgi yanlışı yapılmıştır.
 
Yanıt: E
 
SEMBOLİZMİN TÜRK EDEBİYATINA ETKİLERİ – TÜRK EDEBİYATINDA SEMBOLİZM
Sembolizm, Türk edebiyatında da yankısını bulmuştur. İlk etkiler, Servet-i Fünun şairi Cenap Şahabettin'de görülür. Ancak,  bu akımın bütün kurallarını benimseyen,  bunu düzyazılarında da savunan ve ona uygun şiirler yazan, Ahmet Haşim'dir. Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Ahmet Muhip Dıranas'ta da bu etki sezilmektedir.
 
ÖRNEK 5
Fransız simgecilerin yolunda giderek konu, biçim, beğeni ve anlayış yönünden şiirde anlama bağlı kalmıştır. Düzyazı alanında da yapıtlar veren sanatçı, açıklığın düzyazıya özgü olduğunu, şiirde ise güzelliğin ancak kapalılıktan doğabileceğini savunmuştur. Konuları düş gücüyle besler. Sözcükleri değişik anlamlarda kullanıp en soyut kavramları bile birtakım nesnelere benzeterek somutlayan bir anlatım yöntemi yaratır. Onun şiirlerinde sembolizm akımının tüm özelliklerini görmek mümkündür. Özellikle “Merdiven” şiiri bu bakımdan iyi bir örnektir.
 
Bu paragrafta sözü edilen sanatçı,  aşağıdakilerden hangisidir?
A) Cenap Şahabettin          B) Ahmet Haşim
C) Ahmet Hamdi Tanpınar D) Cahit Sıtkı Tarancı
E) Yahya Kemal Beyatlı
 
ÇÖZÜM
Paragrafta, sembolizm akımının özelliklerini benimsemiş bir sanatçıdan söz edilmektedir. Yahya Kemal (E) dışındaki seçeneklere götürür bizi bu bilgiler. Ancak son cümlede ünlü “Merdiven” şiirinden söz edilerek, bu sembolist sanatçının Ahmet Haşim olması gerektiği gösterilmiştir.
Yanıt: B
 
DADADİZM
Dil ve estetik kurallarını tanımayan, anlatımda başıboş bir yol tutan, bile bile kapalılığa sapan edebiyat çığırıdır. 20. yy. başlarında, anlamsız sayılan dünya değerlerine karşı çıkmak amacıyla doğmuş; akıldışı, rastlantısal, sezgisel ve anlamsız bir alaycılığı ön plana çıkarmıştır. Kuralsızlığı, kural olarak benimser. Kuşkuculuğu temel alır.
İsviçre’de Romanya asıllı Tristan Tzara ve arkadaşları ta- rafından kurulmuştur.
Zihinleri yargılardan kurtarmak bakımından önemlidir. Yerini sürrealizme (gerçeküstücülük) bırakmıştır.
 
ÖRNEK 8
– – – – , Romanya asıllı genç ozan Tristan Tzara öncülüğün- de başlamıştır. Bir kahvede, Tzara’nın, Larousse’tan gelişigüzel açtığı bir sayfada rastladığı anlamsız bir söz, an- lamsızlığı benimseyen bu akımın adı olarak kabul edilmiştir.
Bu  parçanın  başına, aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
A) Dadaizm     B) Parnasizm       C) Sembolizm
D) Sürrealizm  E) Egzistansiyalizm
 
ÇÖZÜM
Akıldışı, anlamsız bir alaycılığa dayanan ve Tristan Tzara’nın Larousse’tan seçtiği sözcük “DADA”, onun öncülüğünde ortaya çıkan bu akım da “dadaizm”dir.
Yanıt: A
 
 
EMPRESYONİZM (İZLENİMCİLİK)
XIX. yüzyılın sonlarında ortaya çıkan bu akım, asıl etkisini resim sanatında göstermiştir. Öbür sanat dallarını da etkileyen empresyonizm, özellikle şiirde, sembolistlerin uyguladığı bir yöntem olarak görülür.
Empresyonistler, sanatçının dış dünyayı olduğu gibi anlatmasının mümkün olamayacağını ileri sürmüşler;  bu dünyanın, ancak sanatçının hayalleriyle bezenmiş izlenimleri yardımıyla anlatılabileceğini savunmuşlardır. Kısaca, varlığın gerçek ve nesnel yanını anlatma değil, sanatçıda uyandırdığı izlenimleri anlatma amacını güderler.
 
EMPRESYONİZMİN BAŞLICA TEMSİLCİLERİ
Empresyonizm, sembolizmin dünyaya bakma biçimini oluşturduğu için, kaynaklarda aynı sanatçıların, hem sembolistler, hem de empresyonistler arasında sayıldığını görüyoruz.
 
R.M. RİLKE (1875–1926): Alman halk şarkıları geleneğin- den yararlanmıştır. Şiirlerinde doğa, ölüm, özlem ve aşk gibi ana duyguları işlediği görülür. Düzyazıları da vardır.
Yapıtları:  Chistop  Rilke'nin  Aşk  ve  Ölüm  Şarkısı, Duino  Mersiyeleri,  Malte  Laurids  Brigge'nin  Notları, Genç Bir Şaire Mektuplar…
 
ÖRNEK 6
Duyularımız dış dünyayı bize olduğu gibi değil, onun ger- çek görünüşünü değiştirerek ulaştırır. Bunun için de bizim anlattıklarımız, dış dünya değil, bu dünyanın hayalimizle bezenmiş bizdeki izlenimleridir.
Bu görüş aşağıdaki edebiyat akımlarından hangisiyle en çok ilgilidir?
A) Romantizm    B) Klasisizm        C) Realizm
D) Sürrealizm   E) Empresyonizm
(1986 ÖYS)
 
ÇÖZÜM
Paragrafta tanıtılan edebiyat akımı “empresyonizm”dir. Romantizm; duygu ve coşku öğesinin ağır bastığı, gerçekleri değil yüreğinin sesini dinleyen sanatçıların yarattığı bir akımdır. Klasisizm; aklın ve sağduyunun egemenliğini tanır. Realizm; gerçeği olduğu gibi yansıtır. Sürrealizm; bilinçaltı dünyasının yansımasıdır.
Yanıt: E
 
(Emperesyonizmin   resim   sanatındaki   temsilcileri: Monèt, Manèt, Degas, Gauguin, Renoir, Cezanne…)
 
ÖRNEK 7
İzlenimlerin bıraktığı etkileri, olduğu gibi göstermeyi amaç edinen sanat akımıdır. Yazar, gördüklerinin duyumlarını esas tutar. Edebiyatta okuyucunun olduğu gibi, resimde seyircinin, müzikte dinleyicinin yapıtla karşı karşıya gelir gelmez edineceği izlenim gerçeği,  bu akımın temelidir. George Duhamel bu akım için şöyle der: “Hüküm sürmeye başladığı günden beri, bu dünyanın renklerini yepyeni bir tarzda anlıyor, kavrıyoruz.”
Bu parçada sözü edilen edebi akım, aşağıdakilerden hangisidir?
A) Natüralizm    B) Parnasizm    C) Romantizm
D) Empresyonizm E) Sürrealizm
 
ÇÖZÜM
Parçada sözü edilen edebi akım, empresyonizmdir (İzlenimcilik). Çünkü empresyonizm, izlenimlerin bıraktığı etki- yi anlatmayı amaçlayan bir sanat akımıdır.
Yanıt: D
 
 
PARNASİZM
Parnasizm, XIX. yüzyılın ikinci yarısında romantik şiir anlayışına tepki olarak Fransa’da ortaya çıkan realist şiir akımıdır. Realizmle parnasizmin ortak yanı, romantizme karşı olmak ve pozitivizmi benimsemektir. Ancak, şiir ile düzyazının oluşumları çok farklı olduğu için, şiirde realizm ayrı bir akım olarak ortaya çıkmıştır.
 
Romantik çevreden gelen Thèophile Gautier ile Thèodore de Banville parnasizmin hazırlayıcısı, Leconte de Lisle de en büyük temsilcisi sayılmaktadır.
 
PARNASİZMİN ÖZELLİKLERİ
1.  "Sanat için sanat" anlayışını benimser.
2.  Duyguya ve hayale değil;  betimlemeye,  düşünceye, biçim ve söyleyiş güzelliğine önem verir.
3.  Biçimsel güzelliğe ulaşabilmek için ölçüye, uyağa, biçime önem verir; konuya uygun bir ritim yaratır.
4.  Şiiri saf güzellik olarak ele alır, “güzel”i her zaman yararlıya tercih eder. Bu nedenle zaman zaman Greko – Latin kaynaklarına yönelir.
 
PARNASİZMİN BAŞLICA  TEMSİLCİLERİ:  T.  GAUTİER  (1811-1872), T.DE BANVİLLE (1823-1894),
L. DE LİSLE (1818-1894), J.M. DE HÉRÉDİA (1842-1905), F. COPPEÉ (1842-1907)
 
ÖRNEK 1
(I) 1860–1885 yılları arasında Fransa’da, sanatçıların etkisi altında kaldıkları Parnasizm, sadece roman sanatına özgü bir akımdır. (II) Romantizme tepki olarak doğmuştur. (III) Parnasçıları romantiklerden ayıran önemli fark “Sanat, sanat içindir.” ilkesine sımsıkı bağlanmalarıdır. (IV) Türk edebiyatında ilk izleri Servet-i Fünun şairlerinde görülür. (V)  Bu akımı  bizde  ilk  tanıtan  ve  temsil  eden  Cenap Şahabettin olmuştur.
 
Yukarıdaki parçada numaralanmış cümlelerin hangi- sinde bir bilgi yanlışı vardır?
A) I.       B) II.         C) III.         D) IV.        E) V. (1994 ÖYS)
 
ÇÖZÜM
Parnasizm sadece şiirde görülen bir akımdır, roman sana- tına özgü bir akım değildir. Bu nedenle I. cümlede bilgi yanlışı vardır.
 
Yanıt: A
 
PARNASİZMİN TÜRK EDEBİYATINA ETKİLERİ – TÜRK EDEBİYATINDA PARNASİZM
Tevfik Fikret'in Servet'i   Fünun dönemi  şiirlerinde parnasizmin açık etkisi görülür. Yahya Kemal'in ilk şiirlerinde de bu akımın izleri sezilmektedir.
ÖRNEK 2
Türk edebiyatında Parnasizmin ilk izleri Tanzimat şairlerin de görülür. Cenap Şahabettin bu
                                             I                                 II                                                      III
akımı bizde ilk olarak tanıtmış ve temsil etmeye çalışmıştır. Nazım biçimlerinden
                                                                                                                     IV
 
biri olan  sone de Türk edebiyatına bu akımı benimseyen  sanatçılar
 V
aracılığıyla gelmiştir.
Yukarıdaki numaralanmış yerlerin hangisinde bir bilgi yanlışı vardır?
A) I.         B) II.        C) III.         D) IV.        E) V. (1997 ÖYS)
 
ÇÖZÜM
Türk edebiyatında parnasizmin ilk izleri Tanzimat değil, Servet-i Fünun döneminde görülür.  Bu yüzden  “Tanzimat”ın kullanılması bilgi yanlışlığına neden olmuştur.
Yanıt: B
 
 
NATÜRALİZM (DOĞALCILIK)
Natüralizm, bilimsel realizmdir. Bu akımın amacı, olayları ve kişileri bir bilim adamı gözüyle, deneysel yöntemlerle incelemek; hayatın çirkin, iğrenç görünümlerini bile anlat- maktan çekinmemek; insan karakterini kalıtımla ve içinde yetiştiği çevreyle belirtmektir.
 
Realizme tepki olarak doğmayan, onun bir türevi olan natüralizmin kurucusu Emile Zola'dır. Zola, bu akımın ilkelerini “Deneysel Roman” adlı yapıtında açıklamıştır.
 
 
EGZİSTANSİYALİZM (VAROLUŞÇULUK) Egzistansiyalizm,  kökü ilkçağ Yunan felsefesine kadar uzanan bir felsefe sistemidir. İkinci Dünya Savaşı'nın son yıllarında bağımsız bir felsefe olarak ortaya çıkmıştır. Felsefe ve edebiyat alanında en önemli temsilcisi ve kurucu- su Jean Paul Sartre'dır.
Egzistansiyalizm, insanlığın yok olma tehlikesiyle karşılaş- tığı ve bütün değer yargılarının sarsıldığı İkinci Dünya Savaşı yıllarında kendine uygun bir ortam bularak tutunmuş, yaygınlaşmış ve bir bunalım edebiyatı biçiminde "akımlar tarihi"ndeki yerini almıştır.
İnsanın bırakılmışlığını,  yalnızlığını, umutsuzluğunu, güvensizliğini belirtmek; insanın kendini tanımasını, özünü yaratmasını, baskılardan kurtulmasını sağlamak için sa- vaşmak egzi
 
 
SÜRREALİZM (GERÇEKÜSTÜCÜLÜK)
·         Cuma, 15 Mar 2013
22:17
0
 
SÜRREALİZM  (GERÇEKÜSTÜCÜLÜK)
XX. yüzyıl başlarında ortaya çıkmış bir sanat akımıdır. Bilinçaltının karanlık ve karmaşık dünyasını sanata yansıtmak amacını güder.
Fransız filozofu Henry Bergson, "sezgicilik" adı verilen felsefesiyle ruhu savunmuş, onun beyne bağlı bir nitelik olmadığını, akıl ve mantıktan daha üstün bir varlık olduğunu ileri sürmüştür. Bu felsefi bakış, sürrealizmin düşün- sel temeli olmuştur.
Dr. Sigmund Freud, insanın varlığında iki yön bulur: bilinç ve bilinçaltı. O, insanı "bilinçaltı"yla açıklar. Sürrealizmin kurucusu Fransız şair ve ruh doktoru Andrè Brèton, "Mantıkçı aklın davulunu patlatıp yırtığından içine bakmak gerekir." demiştir.
Büyük savaşların (özellikle, Birinci Dünya Savaşı‘nın) yarattığı yıkım ve bunalım, insanları gerçeklerden kopmaya zorlamıştır.  Bu nedenle,  sanatçılar,  bilinçaltı dünyasına sığınmışlar; törelere, geleneklere karşı çıkmışlardır.
 
 
KLASİSİZM (SOYYAPITÇILIK) DERS NOTU
·         Perşembe, 14 Mar 2013
22:55
0
 
 
KLASİSİZM ( KURALCILIK ) (17.yy)
 
17 . yüzyılda,”hümanizm” kaynaklı Rönesans hareketi Fransa’da klasisizme dönüşmüştür.
Bu yüzyılın ilk yıllarında Fransa bir kargaşa döneminden yeni çıkmıştır. “Ülkeye çeki düzen verecek tek güç krallık” düşüncesi aydın sanatçılar üzerinde etkili olmuştur. Topluma “mutlak monarşiyle”sanat ve edebiyata da “belli kurallar”la egemen olunmuştur. Kral ve çevresinin ideal yaşamı sanatçıya esin kaynağı olmuştur. Bu çağın sanatındaki insan soylu ve seçkindir. Soyluların sanat beğenisi, klasisizmin belirleyici ölçüsü olmuştur. Demokratik ilişkilerin hak ve özgürlükleri monarşiyle kesildiği bu dönemde sanat ve edebiyatta toplumsal eleştiride söz konusu değildir.
 
Öte yandan Descartes’in akılcılık felsefesi, klasizmin düşünsel temelini oluşturmuştur. Aşk, kin, sevinç, … gibi duygular yanıltıcıdır, gerçek ve doğru yalnızca akıl yoluyla bulunabilir: “Düşünüyorum öyleyse varım”
 
Eleştirmen Boileau, “Şiir Sanatı” (L’ art Poetique) adlı yapıtında klasisizmin temel ilkelerini ortaya koymuştur. “Aklı seviniz, eserleriniz görkem ve değerini akıldan alsın.” diyerek klasik eserin felsefesini açıklamıştır.
 
 
KLASİSİZMİN ÖZELLİKLERİ
·  Akıl ve sağduyu önemlidir, duygu ve hayal dışlanmıştır.
·  Dış dünyanın, doğanın betimlenmesinden kaçınılmıştır. Doğa olarak, insanın doğası, iç dünyası, değişmeyen yanı ele alınmıştır.
·  İdeal insan tipleri yaratılmıştır. Bu nedenle kahramanlar halk içinden değil, soylu sınıftan seçilmiştir.
·  Karakteristik ve yerel olan değil, evrensel ve kalıcı olan seçilmiştir.
·  Eserler ahlaka uygun oluşturulmuştur, aşırı tutkular akılla denetim altına alınmış ve erdemvurgulanmıştır.
·  Olayların gerçek olması değil, gerçeğe uygun olması önemsenmiştir.
·  Konudan çok, konunun işleniş biçimine önem verilmiştir.
·  Sanatçılar eserlerinde kişiliklerini gizlemişlerdir.
·  Kaba halk konuşmalarına yer verilmemiş, seçkin kişilerin dili yeğlenmiştir.
·  Anlatım, her çeşit süsten, yapaylıktan uzak, açık ve yalın kılınmıştır.
·  Sosyal ve fiziksel çevreye yer verilmemiştir.
·  Eski Yunan ve Latin Edebiyatı örnek alınmıştır. Bu edebiyatın konuları kimi zaman aynı adlarla yeniden işlenmiştir.
·  Tüm edebi türler için geçerli olan akım, etkisini daha çok tiyatroda göstermiş, bu türde üç birlik kuralı uygulanmıştır.
 
• MALHERBE (155–1628) ŞİİR
 
• CORNEİLLE (1606–1690) TREGEDYA
Fransız tragedyasının öncü yazarlarındandır.
HORACE, LE CİD, CİNNA
 
• RACİNE (1639–1690) TRAGEDYA
Eserlerinde ihtiraslarına esir olan insanın zaaflarını ortaya koymuştur. Bu yüzden oyunlarında kahraman yerine, genel insan tipleri vardır.
ANDROMAK, PHEDRE, IPHEGENİA
 
• MOLİERE (1622–1673) KOMEDYA
Dünya edebiyatının en önemli komedi yazarlarındandır. “Güldürürken düşündüren komedi”çığırının öncüsüdür. Eserlerinde toplumdaki aksaklık ve düzensizlikleri eleştirmiştir. Her çağ ve toplumda rastlanabilecek gülünç, ama düşündürücü kişileri sahnede canlandırmıştır.
CİMRİ, TARTUFFE, HASTALIK HASTASI DON JUAN, KİBARLIK BUDALASI, ZORLA EVLENME, GÜLÜNÇ KİBARLAR, ZORAKİ HEKİM, KOCALAR MEKTEBİ,   KARILAR MEKTEBİ, ADAMCIL, GEORGE DANDİNİ, SCAPİN’İN DOLAPLARI, BİLGİÇ KADINLAR…
 
•  LA FONTAINE (1621–1685) FABL
Fontaine, masalları dilden dile dolaşan Eski Yunan sanatçısı Aisopos’tan ( Ezop ) etkilenmiştir. İnsanların kurnazlık, cimrilik gibi kusurlarını, gülünç bir biçimde anlatmak için kahramanlarını hayvanlar arasından seçmiştir.
AĞUSTOSBÖCEĞİ İLE KARINCA, KARGA İLE TİLKİ, KURT İLE KUZU, ASLAN İLE FARE …
•  LA BRUYERE (1645–1696) PORTRE
     KARAKTERLER
•  DESCARTES (1596–1650) FELSEFE
•  BOILEAU (1636–1711)
    Şair ve eleştirmendir. Klâsisizm akımının kuramcısıdır.
     ŞİİR SANATI
•  PASCAL (1623–1662) FELSEFE
     DÜŞÜNCELER
•  Mme DE LA FAYETTE     ROMAN
•  FENELON      ROMAN
     TELEMAK
•  Mme DE SEVİGNE      MEKTUP
•  SAIN SİMON     ANI
•  BOSSUET      HİTABET
 
KLASİSİZMİN TÜRK EDEBİYATINA ETKİLERİ – TÜRK EDEBİYATINDA KLASİSİZM
Türk Edebiyatı’nda edebiyatın öykü, roman, tiyatro gibi türleri ortaya çıktığında Batı’da klasisizm çoktan bitmişti. Bu nedenle Türk Edebiyatı’nda bir klasik dönemden söz edilemez. Ancak klasizmin konuya değil, konunun işlenişine (biçimine) önem veren anlayışıyla Divan şiiri arasında benzerlikler görülür. Öte yandan, Şinasi, Ahmet Vefik Paşa, Ali Bey ve Yusuf Kamil Paşa gibi Tanzimat’ın birinci dönem sanatçıları, batılı klasik sanatçıların yapıtlarını Türkçeye çevirerek, uyarlayarak bu akımı Türk edebiyatına taşımıştır.
Paylaş
Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

Bu Yazıya Toplam 0 Yorum Yapılmış

İsminiz

E-Posta Adresiniz

Şehir