Edebiyat nedir?

Sitemize 12 Nisan 2015 tarihinde eklenmiş ve 290 views kişi tarafından ziyaret edilmiş.

EDEBİYAT

Duygu, düşünce, hayal… kısacası her şey.

· Edebiyat bir sanat dalıdır ve malzemesi dil ve kelimelerdir.

· Bir sanat dalı olmasına rağmen edebiyat eserlerini inceleyen edebiyata da bilim dalı, yani  Edebiyat Bilimi diyebiliriz.

· Edebiyat bilimi, sanat eserini birtakım ölçütler, bazı disiplinler, bir kısım metotlarla izah eder.

· Edebî eserin meydana getirilmesi öznel bir süreç, şahsi bir tercih iken, onun incelenmesi, disipline edilmesi, başka alanlara transferi bilimsel metotlara bağlıdır.

Edebiyatın Tanımı

Edebiyatın kesin bir tanımı olmamakla birlikte, farklı kaynaklar ve kişiler edebiyatı farklı farklı tanımlamışlardır.

Buna göre:

1. Olay, düşünce, duygu ve imajların dil aracılığıyla biçimlendirilmesi sanatı; yazın.

2. Nazımlı, nesirli güzel sözler, bu sözlerden bahseden ilim.

3. Bir ülkenin, bir devrin, bir milletin edebî eserlerinin tamamı. Edebiyatın kökü “edep”tir. Edep ise, eski Arapçada “ahlak, davet, terbiye, güzel huy” vs. gibi anlamlara gelmektedir.

Sanat: Edebiyat, kelimelerle meydana getirilen bir sanat dalıdır.

Bilim: Edebiyat; şiir, roman, hikâye gibi eserleri inceleyen bilim dalıdır.

Literatür: Edebiyat; herhangi bir ilmin, sanatın üzerine yazılmış eserlerin tamamıdır.

Edebiyat Yapmak: Edebiyat; gereksiz, boş sözlerdir.

EDEBİYAT SANATI

Sanat; var oluşu izah edebilecek bilim, ilahiyat ve felsefe gibi bir bilgi şubesidir. Güzeli arar ve anlatır. Hegel’e göre beş sanat dalı vardır. Bunlar: Mimarlık, heykeltıraşlık, resim, musiki ve şiirdir. Bu sanatlar: Plastik (mimarî, heykel, resim ve dekoratif sanatlar), Fonetik (musikî) ve Söz Sanatı (edebiyat) olmak üzere sistemleştirilmiştir. Sanat; Arapça “sun’” kökünden türemiştir. Sun’; “yapış, yapma, eser, tesir, kudret” gibi anlamlara gelir. Sanatın yaygın anlamlarından birisi şudur: “Sanat, en genel anlamıyla insanın bir anlatım yolu ve biçimidir.” İnsanla ilgili

Edebiyat Sanatı: Edebiyat sanatı; duygu, düşünce ve hayallerin, olayların, eşyanın vb. unsurların heyecan uyandıracak tarzda, estetik bir biçimde ve orijinal bir şekilde kelimelerle ifade edilmesine dayanır. Bir sanat dalı olarak nazım ve nesir türleri olan edebiyat, hem sözlü hem de yazılı mahsulleri içine alır. Edebiyat sanatının konusu her şeyden önce insandır. Fakat edebiyatta işlenmeyecek konu yok denebilir. Edebiyat sanatındaki eser; kurgusuyla yazara, birikimiyle bütün insanlığa aittir.

Edebî Eserin Tanımı: Edebiyat sanatı ile edebiyat bilimi arasındaki ilgiyi sağlayan yegâne unsur, edebî eserdir. Bir başka ifadeyle, edebiyat bilimi, incelenecek saha olarak edebî eseri temel obje seçmiştir. Eser, yazar, kullanılan dil, okuyucu, yazarın ve içinde bulunduğu cemiyetin tüm özellikleri; kültüreli sosyolojik, psikolojik, siyasi değişimler… gibi daha pek çok faktörü ele alan edebiyat biliminde, edeni eseri tanımlamak önemli bir başlangıçtır. Edebî mahsul; duygu, fikir ve muhayyilenin imtizacından müteşekkil bir varlıktır. Hissi, hayali, fikri ve zevki geliştiren; bir sanat kaygısı ve değeri taşıyan, belli bir tekniği olan esere edebî eser denir.

Edebî Eserin Genel Özellikleri:

1) Kelimelerle oluşan orijinal bir kompozisyondur.

2) Estetik terkibe dayalıdır; tesirli bir söz söyleme yoluyla meydana getirilmiştir.

3) Sosyal hayat; somut ve soyut dünya, belli bir seçmeye ve ayıklanmaya tabi tutulmuştur. Eserde yansıyan objeler öznel bir tercihle seçilmişlerdir.

4) Kendi içinde bütünlük taşıyan edebî eserde parçalar ve her türlü ayrıntı bütün içinde anlam taşır.

5) Eserde ele alınan unsurlar gerçek olmayan veya olan itibarlı bir yapı içerisinde anlatılır.

6) Sanatçı hem kendi nesline hem de gelecek nesillere mesaj verir.

7) Kişisel/Mahalli/Milli/Evrensel değerler taşır.

8) Temel konusu insandır.

9) Heyecan uyandıracak tarzda ve estetik biçimde anlatılması önemlidir.

10) Değeri, sanatçının ve okuyucunun estetik tercihlerine bağlıdır.

Edebiyat Bilimi: Edebiyat bilimi, edebî eseri en yüksek seviyede anlama, onları yorumlama, yorumladıktan sonra değerlendirme, benzerleriyle karşılaştırarak çağı içindeki yerini belirleme işlemidir. Edebiyat bilimi, klasik tasnife göre âlet ilimleri, modern tasnife göre sosyal bilimler içinde yer alır. Bir diğer görüşe göre “yorumbilim” adı verilen bir bilim dalı vardır ki; veri, ispat gibi şeyler burada çok önemli değildir. Beşeri bilimler ve edebiyat, yorum bilim içinde telâkki edilirken şimdiki bilgilerimizden faklı sonuçlara varılabilir. Yorumbilimde, biri gramatik yorum, diğeri teknik yorum olmak üzere iki temel metot teklif edilir.

Edebiyat Biliminin Dalları:

a)Edebiyat Teorisi

Edebiyatın; nasıl, neden, niçinlerine cevap arar uygulanacak ölçütleri araştırır, edebî yaratma ve edebî değer ile metot meselesini ele alır. Cevapların nirengi noktası “Edebiyatın mahiyeti nedir?” sorusu olmalıdır. Muhatabında heyecan uyandırması, estetik bir ifade, orijinal bir sunuş ve farklı bir iletişim zemini, edebiyatın en önemli özelliklerindendir. İşte bu özellikleri değerlendirmek, edebî metnin insan hayatındaki yeri ve önemine işaret etmek, cemiyete etkileri bakımından değerlendirmek, hatta tarih içinde ele alıp benzerleri arasında değerlendirmek edebiyat teorisinin işlevleri arasında sayılabilir. Edebiyat teorisi, edebiyatın tanımını, konusunu, alanını, sınırlarını; orijinal bir tanıma ulaşmış her edebî terimi ve onun kavramsal boyutunu; edebiyat sanatı ve edebiyat bilimi içinde kullanılan bütün metotları; edebiyat sahasının başka sahalar ile olan ilgilerini; edebiyatın hayata transfer edilebilecek bütün zeminlerini; edebî bilgileri; tür ve şekil konularını; edebî sanatları; bunlara ait her türlü terim, tanım ve bakış açılarını; edebiyata ait her türlü niçin ve nasıl sorularını inceler.

b) Edebiyat Tarihi Edebî olayları zaman çerçevesinde olduğu gibi sıralamak, birbirleriyle olan ilişkilerini ve dışarıdan gelen tesirleri tayin etmek, büyük fikir akımlarını ayırmak, bir devrin edebî çehresini tespitine çalışmak edebiyat tarihinin görevidir. Edebiyat tarihi, bir milletin edebî macerasını, tarih içinde edebî eserleri inceleyerek ortaya çıkarabilme uğraşıdır. Günümüzde edebiyat tarihi adıyla bilinen eserlerin eskiden tezkire adıyla düzenlendiğini; tezkireler ile şimdikiler arasında bazı farklılıklar olduğunu bilmek gerekir. Tezkire; Osmanlı toplumunun maddi ve manevi kültürünü meydana getiren her meslekten yaratıcı kişinin biyografik künye yazıcılığını temel alan bir türdür.

c) Edebî Tenkit Tek bir edebî eseri inceleme konusu yapan, eserden hareket eden, bazı kriterler uygulayarak edebî esere yaklaşan değerlendirmedir. Tenkit terimini, metin tahlili için ayrı, edebiyat araştırmaları için ayrı değerlendirmeliyiz. Eski edebiyatımızda ilm-i nakd adı verilen bu kavram için günümüze kadar bir çok kelime kullanılmıştır.

ç) Edebiyat Sosyolojisi

Edebiyatın sosyal hayat ile ilgili olan her yönünü edebiyat dünyası unsurları ile birlikte incelemektir. Edebiyat sosyolojisinin başlangıcı Mme de Stael’in Sosyal Kurumlarla Münasebetleri Bakımından Edebiyat adlı eseridir. Rönesans, aydınlanma çağı, Fransız ihtilali gibi tarihi zeminlerin oluşması edebiyat sosyolojisini hazırlayan kaynaklardan sayılmaktadır. Bunun dışında batıda yayınlanan “Sosyal Kuşaklar”, “Edebî Kuşaklar” gibi eserlerde edebiyat sosyolojisinin hazırlanmasını ve gelişmesini etkilemiştir. Edebiyat sosyolojisi, edebiyat hayatını, edeni eser, yazar, okuyucu, cemiyet, kültür değişmeleri, milli kültür, basım ve pazarlama, edebiyat dünyası unsurları ile birlikte incelemek demektir.

d) Mukayeseli Edebiyat

Sözlü edebiyatın, özellikle halk hikayelerinin temalarının ve bunların nasıl ve ne zaman yüksek artistik edebiyat haline geldiğinin incelenmesi olarak kabul edilmiştir. İki veya daha fazla edebiyat arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Ayrıca, iki edebî eserin karşılaştırılması da mukayeseli edebiyata dahildir. Mukayeseli edebiyatın varlık sebebi, insanlık tarihindeki edebiyatların birbirini etkilemesidir. En az iki kültür çevresinin birbirini etkilemesiyle gelişir, en az iki edebiyat alanının karşılaştırılması esasına dayanır. Yabancı dillerde yerleşik adıyla “komparastik” adını alır.

e) Edebiyat Eğitimi

İnsanoğlunun duygu, düşünce ve davranışlarında istenilen oluşum ve değişimi yapmak edebiyatın temel işlevidir. Eğitim, İnsanoğlunun hangi çağında başlar bilinmez ama şimdiki bilgilerimize göre ölene kadar devam eder. Eğitim, insan birikimlerinde ve davranışlarında belirli hedeflere uygun olarak istenilen olumlu tepkiler ve değişiklikler getirme sürecidir. Edebiyatı öğretmek gibi temel bir noktası olan bir eğitim çeşididir. Eğitimi genel bir süreç, öğretimi belli zaman sınırları içerisinde planlanmış eğitim faaliyetleri olarak sınırlamak en yaygın kabullerdendir. Edebiyat sosyolojisinin verdiği imkânlarla da edebiyat eğitimi hayatın içinde bir parça olarak alınabilir. Yandaki şemaya göre, toplumun nüfusu aşağıdan yukarıya doğru azalış göstermekte, üçgenin tepe noktasındaki estetik basamağında ise binde birlere varan bir azalmaya uğramaktadır. Edebiyat eğitiminin estetik ve didaktik yönleri, edebiyat sanatı gibi eğitimin de sanat olabileceğini gösterir. Edebiyat biliminin bir alt dalı olarak düşünülen edebiyat eğitiminin, edebiyatı öğretmek gibi temel bir işlevi olmalıdır. Metinden hareket; tür, şekil, teknik özellikler, anlam çağrışımları gibi unsurlar üzerinde durmayı zorunlu kılar. Bu yapılırken, edebiyat teorisi ve edebî tenkit metotları ve birikimleri kullanılarak, tematik yapıya, üsluba ve şekle ait yeni bakış açıları, eğitimin hedefiyle birleştirilebilir.

Edebiyat Eğitiminin Yorumu:

Edebiyat, her şeyden önce güzeli aramaktır. Güzel olan, yani aranan şey ise kişiden kişiye değişir. Edebiyat eğitimi verilirken bu unsur “öncelikli” olarak göz önüne alınmalıdır. Edebiyatı öğrenmeye çalışan birey, önce edebiyatı sevmelidir. Eğer bu ilk aşamada sorun çıkarsa, edebiyat eğitimi sağlıklı bir şekilde yürütülemez. Bunun yanı sıra ileride edebiyatı anlayarak belli noktalara gelmek sanıldığı kadar kolay değildir. Matematik, fizik, geometri gibi bilimlerin aksine (eğer edebiyatı bir bilim olarak kabul ediyorsak) edebiyatın yoruma dayandığı ve yorumun gücünün de yine edebî eserler sayesinde oluşacağı bilinmelidir. İnkar edilemeyecek gerçeklerden biri de şudur ki; edebiyat bilgisi şahsa indirgenmeden eğitim verilemez. Okullarda ders olarak anlatılan edebiyat şahsa indirgenemediği için öğrencilerin birçoğu edebiyattan zevk almamakta, edebiyatın o sihirli dünyasına girememektedir. Eğitimin uzun bir süreç içerisinde meydana gelen bir olgu olduğunu hatırlarsak, bu uzun sürecin ne zamandan başlayacağını düşünmek mantıklı olacaktır. Benim kararımca, edebiyatı sevdirmek istediğimiz kişiye, konuşmayı ilk öğrendiği yaşlardan itibaren edebî bilgiler aşılamalıyız. İnsan nasıl ki çevresinde olup biteni ve yine çevresindeki insanları örnek alarak zihnini şekillendirip kişiliğini geliştiriyorsa, biz de birey olarak çevremize örnek olmalıyız.

 

Paylaş
Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

Bu Yazıya Toplam 0 Yorum Yapılmış

İsminiz

E-Posta Adresiniz

Şehir

İlgili Terimler :
Önceki yazıyı okuyun:
AHMET HAŞİM’İN HAYATI, ESERLERİ VE EDEBİ KİŞİLİĞİ

AHMET HAŞİM Babasının memuriyeti dolayısıyla uzun müddet düzenli bir tahsil hayatı göremeyen Haşim, sekiz yaşlarında iken annesini kaybetti. 11 yaşındayken...

Kapat