Edebiyatçıların Hüzünlü Aşkları

Ana Sayfa » MATERYALLER » Edebiyat - Edebiyatçılar » Edebiyatçıların Hüzünlü Aşkları
Sitemize 15 Ağustos 2014 tarihinde eklenmiş ve 373 views kişi tarafından ziyaret edilmiş.

Eserleriyle okuyan herkesin yüreğinde deprem yaratan şair ve yazarlar, genelde o depremi özel hayatlarında da yaşamışlardır. Özellikle aşk konusunda. Çocukluk yaşlarından itibaren hayatlarının herhangi bir döneminde sevdiklerine kavuşamayan edebiyatçılar özlemli bekleyişler içinde yürekleri yanarak yaşadılar. Yüreklerindeki yarayı saramayanlar o aşkla ya olgunlaştılar ya da hayatlarının dengesini kaybettiler.

Uğruna her şeylerini feda edebilecekleri sevgililerine kavuşamamaları, edebiyatçıların geleceğine öyle bir gölge düşürür ki yaşadıkları sürüce geçmişlerinde kalan o hüznü büyüterek içlerinde taşırlar. Kavuşamamanın verdiği ıstırap yaşanılmayan yanlara hükmeder. Sevdiklerini hayatlarında tutamamanın acısı; bazen yalnız bir hayata tutsaklığın sebebi olur bazen de ölümsüz eserlerin mayası.

Yazdıklarından daha derin duyguları yaşadıkları için, yaşadıklarının yazdıklarından daha derin olduğunu Fuzûlî şöyle vurgular:

"Mende Mecnûn'dan füzûn âşıklık isti'dâdı var

Âşık-ı sâdık menem Mecnûn'un ancak adı var"

Edebiyat tarihinde olduğu gibi, edebiyatçıların hayatında da trajik sonu olan aşklar ölümsüzleştirilmiştir. O aşkın izlerini taşıyan hâtıralar, mektuplar, şiirler, hikâyeler, romanlar ölümsüzlüğe tanıklık etmektedir.

Edebiyatçıların hüzünlü aşkları ve aşklarının yansımalarına örnekler:

Bilinen ilk kadın şair Sappho (M.Ö. 7. YY); bir balıkçıya, başka bir rivayete göre de bir öğrencisine âşık olmuş. Aşkı karşılıksız kalınca Midilli kayalıklarından atlayarak intihar etmiş.

İtalyan şair Alighieri Dante (1265-1321), dokuz yaşındayken kendisinden bir yaş küçük komşuları Beatrice ile karşılaştı. Dante, tanıştığı ilk andan itibaren Beatrice'ye  âşık oldu. 9 yıl sonra 18 yaşında ikinci kez karşılaştılar. Bu karşılaşmadan sonra Beatrice'ye olan sevgisi daha da derinleşti. Buna rağmen Dante, Beatrice'ye hiç açılmadı. Beatrice, 1288 yılında Floransalı şövalyelerden Simone dei Burdi ile evlendi; evliliğinden iki yıl sonra, 1290'da yirmi dört yaşında öldü. Dante, ömrü boyunca Beatrice'yi unutamadı ve şiirlerinde işledi. "İlahi Komedya"yı o sevgiyle yazdı. Beatrice'nin aşkını Yeni Hayat kitabı ile de ölümsüzleştirdi.

İtalyan şairi Francesco Petrarce (1304-1374), Laura isimli bir kıza sevdalandı. Şiirlerinde bu aşkı dile getirdi.

İtalyan şairi Torquato Tasso (1544-1595), Leonora d'Este isimli bir kadına âşık olur. Leonora'nın kardeşi dük, Tasso'yu engellemek için bir hastaneye kapatır. Yedi yıl burada tutulur. Tasso, aşkını şiirlerinde işler fakat Leonora şairin tutkulu aşkının kadını gibi davranmaz.

Alman şairi ve oyun yazarı Lenz (1751-1792), Gote'nin sevdiği kadın Fredrike Brion'a âşık oldu. Ardından Gote'nin kız kardeşi Cornelia Schlosser ve daha sonra da Henriette von Wladner'e âşık oldu. Aşklarında yaşadığı hayal kırıklığı yüzünden ömrünün geri kalanını umutsuz bir yalnızlık içinde geçirdi.

Johann Friedrich Hölderlin (1770-1843); 1795'de, Frankfurtlu zengin bir banker olan J. F. Gonterd'ın çocuklarına öğretmen olarak atanır ve bankerin karısı Susette'ye ilgi duymaya başlar. 1798'de, Hölderlin'in duyguları ortaya çıkınca, öğretmenlik görevinden kovulur. Bunun üzerine Susette'ye yakın olabileceği Homburg'a yerleşir,  onunla gizlice buluşur ve mektuplaşır. 1802 Haziranı'nın sonlarında, bir salgında Susette'in ölümü üzerine sarsılır.

Fransız yazarı Stendhal (1783-1842), Metilde Dembowski'ye âşık oldu fakat aşkına karşılık bulamadı. Bu aşkını Aşk Üstüne (1822), Kırmız ve Siyah (1830) romanlarında işler.

Fransız şairi Alphonse de Lamartine (1790-1869), yirmi altı yaşında sinir hastası olur. 1816 güzünde tedavi için Aix-les-Bains kaplıcalarına gider. Orada, göğüs hastalığına çare arayan Julie Charles adlı evli bir kadınla tanışır. Bourget Gölü kıyılarındaki gezintilerden derin bir platonik aşk doğar. 1817 kışında Paris'te buluşurlar ve yaz ayında yeniden Aix-les-Bains'de, Bourget Gölü kıyısında buluşmayı kararlaştırırlar. Lamartine, Bourget Gölü'ne gelir ancak Julie Charles o sıralarda ölmüştür. Lamartine, Julie Charles'i görememenin üzüntüsü ve ona olan aşkıyla "Göl" şiirini yazar.

İngiliz şairi John Keats (1795-1821), Fanny Brawne isimli bir kıza âşık oldu. Karşılık göremeyince vereme yakalandı. Hastalığının tedavisi için sıcak bir ülkeye gitmesi gerekiyordu. İtalya'ya gitti ve orada öldü.

Polonya'nın millî şairi Adam Mickiewicz (1798-1855), genç yaşta Maria Wereszczakowna'ya âşık oldu. Fakat, Maria'nın ailesi kendileri soylu olduğu için kızlarının halk tabakasından birinin oğlu olan Mickiewicz ile evlenmesine karşı çıktı. İki genç, bu karara boyun eğerek ayrıldı. Adam Mickiewicz, aşkını hiçbir zaman unutamadı ve Wereszczakowna'nın adını  şiirlerinde işleyerek ebedileştirdi. Maria, babasının seçtiği, başka bir gençle zorla evlendirildi.

Fransız şair ve yazar Gerard de Nerval'in (1808-1855), Paris'te, Lüksemburg'da ve Hollanda'da da yaşadığı aşklar hüsranla bitmiştir. 1855 yılında, Paris'te bir parkta ilk âşık olduğu kadını ailesi ile piknik yaparken görür. Çocuklarıyla mutlu olan babayı kıskanarak tekrar bir bunalıma girer. Kısa bir süre sonra da kendini bir sokak lambasına asar. İntiharının sebebi başka bir söylentiye göre Tiyatro oyuncusu Jenny Colon'un ölümünden sonra hayata tutunamamasıdır.

Amerikan şair ve yazarı Edgar Allan Poe (1809-1849), on beş yaşlarındayken bir kıza gönül verdi. Kızın babası kavuşmalarını engellemek için kızını uzak bir yere gönderdi. Bunun üzerine Edgar Allan Poe da Boston'a gitti.

Charles Baudelaire (1821-1867), Jeanne Duval'le 1842 Mart ayında, yirmi bir yaşında iken tanıştı. 1845'te intihar girişiminde bulunduğunda bütün mal varlığını Jeanne Duval'e bıraktığını vasiyet etti. Baudelaire öldükten sonra Jeanne Duval de Paris sokaklarında sürünür.

Alexandre Dumas Fils (1824-1895) yirmi yaşındayken, aynı yaşta olan ve zengin erkekleri baştan çıkarmakla tanınan Marie Duplesis'e âşık oldu. Alexandre Dumas Fils'in parasız oluşu ile Marie Duplesis'in yaşadığı hayat aralarındaki uçurumu derinleştirdi. Fils'in kıskançlığı ile başlayan kavga dayanılmaz boyutlara ulaştı. Eylül 1844-Ağustos 1845 arasında on bir ay süren ilişki aralarına besteci Franz Lizst'in de girmesiyle bitti.  Marie Duplesis, Franz Liszt'i seviyordu fakat vereme yakalanmıştı ve hastalığı iyice ilerlemişti. Franz Liszt, Marie Duplesis'i terk etti. Marie Duplesis'in hastalığı daha da ilerledi. Hastalığına çare bulunamadı ve 1847 yılında henüz yirmi üç yaşındayken hayata veda etti. Alexandre Dumas Fils ise unutamadığı aşkının hâtırasını yirmi dört yaşında yazıp yayımlattığı "Kamelyalı Kadın" (1848) romanı ile ölümsüzleştirdi. Roman büyük ilgi gördü. Romanını 1852'de piyes olarak yeniden yazdı. Piyes de olağanüstü ilgi gördü.

ABD'li kadın şair Emily Elizabeth Dickinson (1830-1886), hayatı boyunca çevresinden pek uzaklaşmadı. Hiç evlenmedi. 1862'de eve kapandı ve en yakın arkadaşlarıyla bile ölünceye kadar bir daha hiç görüşmedi; ancak, arkadaşlarıyla olan ilişkilerini onlara mektuplar ve küçük hediyeler göndererek devam ettirdi. İnzivaya çekilmesinin sebebi olarak, umutsuz bir aşk yaşadığı da iddia edildi. Kapandığı odasında kendisini yazmaya verdi.

Fransız şair ve yazar Paul Verlaine (1844-1896);  gençlik yıllarında, henüz lisedeyken  kendisinden sekiz yaş büyük ve evli olan teyzesinin kızı Eliza Moncomble'ye âşık oldu. Platonik bir aşktı bu. Yine de Elisa'nın ilgisiyle tesilli bulan şairin mutluluğu kısa sürdü. Zor bir hamilelik geçiren Elisa, doktorun verdiği haplardan fazla dozda alınca fenalaştı ve hayatını kaybetti. Elisa'nın ani ölümü Verlaine'i yıktı ve kendini daha lise çağlarında içkiye verdi. Hayatı boyunca da aradığı huzuru bir daha bulamadı.

İrlandalı yazar William Butler Yeats (1865-1939), Maud Gonne isimli bir kıza gönül verdi. Büyük bir aşla bağlandığı Maud Gonne ise başkasıyla evlendi. Yeats, aşkının başkasıyla evlenmesiyle yıkıldı fakat ömrünün sonuna kadar onu sevdi.

Çek asıllı Franz Kafka (1883-1924), eserlerini Almanca yazdı. Yazar Milena, Kafka'nın eserlerini Çekçe'ye çevirdi. Bu sırada tanıştılar. Dostça mektuplaşmaları kısa süre içinde aşka dönüştü. Üç yıl mektuplaştılar. 2-3 kez de görüştüler. Kafka, Milena ile evlenmek istiyordu fakat Milena kocasına, Kafka da Milena'ya âşıktı. Milena ile Kafka ayrıldılar ve yazışmalar da kesildi. Bir süre sonra Kafka evlendi, Milena ise birkaç evlilik daha yaptı. Kafka, Milena'yı hiçbir zaman unutamadı. Milenasız bir hayatta yaşamak istemediği için, doktorundan kendisini öldürmesini istedi. Doktoru bu isteğini geri çevirince tedaviye cevap vermeyerek kendi kendini ölüme terk etti. Kafka'nın ölüm döşeğinde bile Milena'nın başucunda olduğunu hissettiği söylenir. Milena, Narodni Listy'deki yazısında, yaşattığı acılardan dolayı Kafka'dan özür diledi.

Lübnan asıllı yazar Halil Cibran (1883-1931) ile yine Lübnanlı yazar May Ziyade (1886-1941) birbirlerini yazdıkları mektuplardan ve çalışmalardan tanıdılar. Hiç karşılaşmadıkları hâlde 20 yıla yakın bir zaman mektuplarla süren tutkulu bir aşk yaşadılar. Halil Cibran, New York'taki küçük bir çatı katında yoksulluktan ve peş peşe gelen hastalıklardan kurtulamayarak öldü. May Ziyade, Halil Cibran'ın ölümüyle öyle sarsılır ki durumu sürekli kötüleşir. Lübnan'da bir akıl hastanesine yatırılır. Dostlarının yardımıyla toparlanmaya çalıştıysa da acısı ağır basar ve Kahire'de sessizce hayata veda eder.

Yahya Kemal Beyatlı (1884-1958) ile Nazım Hikmet'in ressam olan annesi Celile Hanım arasında büyük bir aşk vardı. Yahya Kemal ve Celile Hanım'ın bütün arzularına rağmen evlilik gerçekleşmedi.

Nurullah Ataç (1898-1957), Cenevre'de Claire isimli bir kızı sever. Evlilik hayalleri kurarken babasının beklenmedik ölümü planını bozar. Maddi sıkıntıya düşer ve İsviçre'de iş de bulamayınca İstanbul'a dönmek zorunda kalır.

Şehriyar (1904-1988), 1923'te Tahran'da tıp fakültesine girer ve burada Süreyya isimli bir kıza âşık olur. Şair, ona "Peri" demektedir. Süreyya ile Bahçetabad'da buluşmak için sözleşirler fakat Süreyya randevuya gelmez. Şehriyar da ertesi gün hükümetin ileri gelenlerinden Çırağ Ali Han Pehlevi'nin baskısıyla Tahran'ı terk etmek zorunda kalır ve Nişabur'a sürgün edilir. Perisini bir daha göremeyen Şehriyar, ölümsüz aşkını "Bahçetabad Hâtırası" şiirinde anlatır.

İtalyan şairi ve yazarı  Cesare Pavese (1908-1950), üniversitedeki son yıllarında beş yıl süren ve sonu hüsranla biten aşk ilişkisi yaşadı. Yaşadığı aşk acısından henüz kurtulmadan hayatına başka bir kadın girdi. Evlilik planları yaparken kadının yazarı terk edip Amerika'ya gitmesi, Pavese'yi hayattan tamamen kopardı. İntihar etmesinde bu aşkların önemli etkisi olmuştur.

Cemil Meriç (1916-1987), gözlerini kaybettikten sonra toparlanmaya çalışırken Lamia Hanım ile tanışır ve ona âşık olur. Lamia Hanım da Cemil Meriç'e tutkuyla bağlanır. Cemil Meriç, Fevziye Hanım ile evlidir. Cemil Meriç ile Lamia Hanım evlenemezler fakat aşkları Cemil Meriç'in ölümüne kadar sürer.

Sezai Karakoç (1933-), Mülkiye'de öğrenciyken Muazzez Akkaya'ya âşık oldu. Platonik aşkının etkisiyle 1950'de "Mona Roza" şiirini yazdı. Şiirde "Muazzez Akkayam" akrostişinin çıkmasına ve farklı yorumlarına rağmen gizemli bir şiir olarak kalmıştır.

Paylaş
Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

Bu Yazıya Toplam 0 Yorum Yapılmış

İsminiz

E-Posta Adresiniz

Şehir

Önceki yazıyı okuyun:
Ünlü yazarların ilk kitapları nasıl reddedildi?

Dünya edebiyatında, bugün birer başyapıt sayılan çok sayıda eser yayınevleri tarafından reddedilmişti. Bu reddedilme hikâyelerinden bazılarını derledik.  2007 yılında David...

Kapat