DİĞER İÇERİKLER

ELHAN-I ŞİTA – Cenap Şahabettin

Ana Sayfa » 11.SINIF » TÜRK EDEBİYATI » 11.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI » ELHAN-I ŞİTA – Cenap Şahabettin
Sitemize 16 Temmuz 2014 tarihinde eklenmiş ve 38.146 views kişi tarafından ziyaret edilmiş.

 ELHAN-I ŞİTA – Cenap Şahabettin

 

Elhan-ı Şita Şiirinin Osmanlı türkçesiyle  yazılmış hali (orijinal metin)

elhani1 

Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş,
Eşini gaaib eyleyen bir kuş
gibi kar
Geçen eyyâm-ı nev-bahârı arar.
Ey kulübün sürûd-i şeydâsı,
Ey kebûterlerin neşîdeleri,
O baharın bu işte ferdası:
Kapladı bir derin sükûta yeri
Karlar
Ki hamûşâne dem-be-dem ağlar

Bir beyaz titreyiş, bir dumanlı uçuş,
Eşini kaybeden kuş gibi kar
Gibi kar
Geçen ilkbahar günlerini arar…
Ey kalplerin delice türküleri,
Ey güvercinlerin marşları,
O baharın işte yarını bu:
Yeri bir derin sessizliğe kapladı
Karlar
Ki sessizce daima ağlarlar

elhani2

Ey uçarken düşüp ölen kelebek,
Bir beyaz rîşe-yî cenâh-ı melek
gibi kar
Seni solgun hadîkalarda arar.

Ey uçarken düşüp ölen kelebek,
Bir beyaz melek kanadının saçağı
gibi kar
Seni solgun bahçelerde arar

elhani3

Sen açarken çiçekler üstünde
Ufacık bir çiçekli yelpaze,
Na’şın üstünde şimdi, ey mürde,
Başladı parça parça pervâze karlar
Ki semâdan düşer düşer ağlar.

Sen açarken çiçekler üstünde
Ufacık bir çiçekli yelpaze gibi
Ey ölü, şimdi senin cenazen üstünde
Parça parça uçmaya başladılar
karlar
Ki gökten durmadan ağlar gibi düşüyorlar.

elhani4

Uçtunuz, gittiniz siz ey kuşlar;
Küçücük, ser-sefîd baykuşlar
gibi kar
Sizi dallarda, lânelerde arar.

Uçtunuz, gittiniz siz ey kuşlar,
Küçücük, beyaz başlı baykuşlar
gibi kar
Sizi dallarda, yuvalarda arar.

elhani5

Gittiniz, gittiniz siz ey mürgaan,
Şimdi boş kaldı ser-te-ser yuvalar.
Yuvalarda – yetîm-i bî-efgaan!
Son kalan mâi tüyleri kovalar
karlar
Ki havada uçar uçar ağlar.

Gittiniz, gittiniz ey kuşlar,
Şimdi yuvalar baştanbaşa boş kaldı.
Yuvalarda – figansız yetim kalan-
Son kalan mavi tüyleri kovalayan
karlar
Havada ağlar gibi uçuyorlar.

elhani6

Destinde ey semâ-yı şitâ tûde tûdedir
Berk-î semen, cenâh-ı kebûter, sehâb-ı ter…
Dök ey semâ, revân-ı tabîat günüdedir.
Hâk-î siyahın üstüne safî şükûfeler!

Ey gök, senin elinde
Yasemin yaprağı, güvercin kanadı, sabah bulutu yığın yığındır.
Ey gök, -akan tabiat uykudadır-
Kara toprağın üstüne bembeyaz çiçekleri dök.

elhani7

Her şâh-sâr şimdi – ne yaprak, ne bir çiçek!
Bir tûde-yî zılâl ü siyeh-reng ü nâ-ümîd…
Ey dest-i âsumân-ı şitâ, durma, durma çek
Her şâh-sârın üstüne bir sütre-yî sefîd.

Her ağaçlık, şimdi -yapraksız, çiçeksiz-
Bir gölgelik, siyahlık ve ümitsizlik yığınıdır.
Ey kış semasının eli, durma,
Her ağaçlığın üzerine beyaz bir örtü çek.

elhani8

Göklerden emeller gibi rîzân oluyor kar,
Her suda hayâlim gibi pûyân oluyor kar,
Bir bâd-ı hamûşun per-i safında uyuklar
Tarzında durur bir aralık, sonra uçarlar.

Kar emeller gibi gökten yağıyor.
Kar her tarafta hayalim gibi koşuyor.
Sessiz bir rüzgârın saf kanadında uyuklarmış gibi
Bir aralık durup sonra uçuyorlar.

elhani9

Soldan sağa, sağdan sola lerzân ü girîzân
Gah uçmada tüyler gibi, gah olmada rîzân
Karlar, bütün elhânı mezâmîr-i sükûtun,
Karlar, bütün ezhârı riyâz-î melekûtun.

Soldan sağa, sağdan sola titreyerek ve kaçarak,
Baz’an tüyler gibi uçuyor, baz’an dökülüyorlar,
Karlar sessizlik ilâhilerinin ezgileridir.
Melekler âleminin bahçelerinin çiçekleridir.

elhani10

Dök hâk-i siyah üstüne, ey dest-î semâ, dök;
Ey dest-i semâ, dest-i kerem, dest-i şitâ dök;
Ezhâr-ı baharın yerine berf-‘i sefîdi,
Elhân-ı tuyûrun yerine samt-ı ümidi.

Ey göğün eli kara toprak üzerine dök,
Ey göğün eli, cömertliğin eli, kışın eli dök:
Bahar çiçeklerinin yerine beyaz karı, (dök)
Kuşların nağmeleri yerine ümit sessizliğini (dek).

 

 

        KELİMELER
elhân-ı şitâ . . . . . . . . . . . . . .    :Kış nameleri.
lerze   . . . . . . . . . . . . . . . . . .    :Titreyiş.
gâib  . . . . . . . . . . . . . . . . . . .    :Kayıp.
eyyam-ı nevbahar  . . . . . . .    :İlkbahar günleri.
kulûb  . . . . . . . . . . . . . . . . . .    :Kalpler.
sürûd-ı şeydâ  . . . . . . . . . . .    :Çılgınca aşk şarkıları.
kebûter  . . . . . . . . . . . . . . . .    :Güvercin.
neşide   . . . . . . . . . . . . . . . . .    : Dillerde dolaşan, tanınmış şiir.
ferda  . . . . . . . . . . . . . . . . . .    : Ertesi gün, yarın, aydınlık .
sükût  . . . . . . . . . . . . . . . . . .    :Sessizlik.
hamuşâne  . . . . . . . . . . . . . .    :Susmuş, sessizce.
dem-be-dem  . . . . . . . . . . . .    :Her an, sık sık.
rîşe-i cenâh-i melek  . . . . . .    :Melek kanadının saçağı.
hadika  . . . . . . . . . . . . . . . . .    :Bahçe.
na'ş  . . . . . . . . . . . . . . . . . . .    :Cansız gövde.
mürde  . . . . . . . . . . . . . . . . .    :Ölü.
pervâz  . . . . . . . . . . . . . . . . .    :Uçma.
ser-sefîd   . . . . . . . . . . . . . . .    :Beyaz başlı.
lâne  . . . . . . . . . . . . . . . . . . .    :Yuva.
mürgân  . . . . . . . . . . . . . . . .    :Kuşlar.
serteser  . . . . . . . . . . . . . . . .    :Baştan başa.
bî-efgân  . . . . . . . . . . . . . . . .    :Sessiz, sesi çıkmayan.
sema-yi şita   . . . . . . . . . . . .    :Kış seması.
tûde  . . . . . . . . . . . . . . . . . . .    :Yığın.
berk-i semen   . . . . . . . . . . .    :Yasemin yaprağı.
cenâh-ı kebûter  . . . . . . . . .    :Güvercin kanadı.
sehâb-ı ter   . . . . . . . . . . . . .    :Taze ıslak bulut.
revân-ı tabiat  . . . . . . . . . . .    :Tabiatın canlılığı.
günûde   . . . . . . . . . . . . . . . .    :Uyumuş.
hâk-i siyah  . . . . . . . . . . . . .    :Kara toprak.
safi  . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .    :Katıksız.
şükûfe  . . . . . . . . . . . . . . . . .    :Çiçek.
tûde-i  zilâl-i siyeh-reng   . .    : Siyah renkli gölgeler yığını.
nâ-ümid   . . . . . . . . . . . . . . .    :Ümitsiz.
dest-i asmân-i şitâ  . . . . . . .    :Kış semasının eli.
sansar  . . . . . . . . . . . . . . . . .    :Ağaçlık.
sütre-i sefîd  . . . . . . . . . . . . .    :Beyaz örtü.
rizân  . . . . . . . . . . . . . . . . . .    :Dökülen, akan.
pûyân   . . . . . . . . . . . . . . . . .    :Koşmak, yüzmek.
bâd-ı hamûş  . . . . . . . . . . . .    :Susmuş rüzgâr.
per-i sâf  . . . . . . . . . . . . . . . .    :Saf kanat.
lerzan   . . . . . . . . . . . . . . . . .    :Titreyen.
girizan  . . . . . . . . . . . . . . . . .    :Kaçan.
elhân  . . . . . . . . . . . . . . . . . .    :  Sessizliğin tatlı mırıltıları, musikisi.
mezamir………………………    :  Zebur  adlı  kutsal  kitabın  sureleri  veya  Davut
peygamberin Mizmar adlı sazla söylediği şiirler.
ezhâr  . . . . . . . . . . . . . . . . . .    :Çiçekler.
riyâz-i melekût  . . . . . . . . . .    :Meleklerin bahçesi.
dest-i semâ  . . . . . . . . . . . . .    :Gökyüzünün eli.
dest-i kerem  . . . . . . . . . . . .    :Cömertliğin eli.
dest-i şitâ   . . . . . . . . . . . . . .    :Kışın eli.
berf-i sefîd   . . . . . . . . . . . . .    :Beyaz kar.
elhân-i tuyûr   . . . . . . . . . . .    :Kuşların nağmeleri.

        

Elhan-ı Şita Şiirinin Tahlili/incelemesi

"Şita" kış, "elhan" sesler demektir; bu söz "Kış sesleri, kış nağmeleri, kış ezgileri, kış musikileri" gibi bugünkü Türkçeye çevrilmektedir.

"Elhan-ı Şita" Cenap Şahabettin'in önemli şiirlerinden biridir.

Şair, bu şiirde ahengi sağlamak için değişik yollar denemiştir. Şiirde üç farklı aruz kalıbı kullanılmıştır. Serbest müstezat biçimindeki artık dize­lerin yer aldığı bölümde uzun dizelerde

feilâtün-mefâilün-feilün
(Failâtün)              (Fa'lün) kalıbı kullanılmıştır.
"Gibi kar / karlar" sözlerinde
feilün   / fa'lün kalıbı

 

Dörtlüklerle kurulan ikinci bölümde vezin (kalıp) değişmiştir.
mefûlü-fâilâtü-mefâîlü-fâilün
Beyitlerle kurulan son bölümde ise kalıp
mefûlü-mefâilü-mefâîlü-faûlün biçimindedir.
 
İlk bölümde kafiye örgüsü: aabbcdcdbb
Dörtlüklerin olduğu ikinci bölümde: abab
Beyitlerle oluşturulan son bölümde: aa aa bb, cc … biçimindedir.
  • Şiirin oldukça sağlam bir kafiye düzeni vardır. Kafiyelerin iyi düzenlenmiş olması ahenge katkı sağlıyor.
  • İlk bölümde artık mısra olarak tekrarlanan "Gibi kar, kar" sözleri bir ritim oluşturmanın yanı sıra karın kesik ke­sik yağışını da çok iyi anımsatıyor.
  • "kar, arar, ağlar" kelimelerindeki "ar" kafiyeleri de "kar"ı çağrıştırıyor.
  • İkinci bölümdeki kelimelerin sıralanışından, karın daha yoğun biçimde yağdığı izlenimi oluşuyor. Bu bölümde genellikle sert ünsüzleri barındıran kelimeler tercih edilmiş. Kelime seçiminde kelimelerin müzikal değerine dik­kat eden Cenap, her kelimeyi bilinçli biçimde kullanmıştır.
  • Son bölümde kar yağışının aralıksız olduğu kelimelerin dizilişinden, tekrarlanan kelimelerden, kafiye oluşturan seslerden anlaşılabiliyor.
  • Kelimelerin dizilişi ile ağır ağır yağmakta olan bir kar manzarası ortaya konmak istenmiş. Güvercinlerin şarkıla­rı, insanların çılgın sevinçleri sona ermiş, ortalığı bir sessizlik kaplamıştır. Bu bölümde yer alan kelimeler de bu sessizliği hissettirecek şekilde dizelere yerleştirilmiş. Karlar sessiz biçimde ağlamakta, yani yağmaktadır.
  • Bu şiirde nazım birimi olarak hem bent hem kıt'a hem de beyit kullanılmıştır.
  • "Doğa" Servet-i Fünun şiirinde en sık işlenen konulardan biridir. Servet-i Fünun dönemi şiirlerinde doğa birey­sel açıdan, sübjektif biçimde yansıtılmıştır.
  • Şiirin nesre (düz yazı) yaklaştırılması Servet-i Fünuncuların şiirde gerçekleştirdikleri yeniliklerden biridir. Dili iyi kullanan Fikret ve Cenap gibi şairler adeta konuşur gibi şiirler yazmışlardır. Cenap'ın şiirinde de konuşma dili­nin doğallığını ve canlılığını yansıtan bölümler çoğunluktadır.
 "Eşini gaib eyleyen bir kuş gibi kar
  Geçen eyyam-ı nevbaharı arar"
 
"Bir bad-ı hamuşun per-i safında uyuklar
Tarzında durur bir aralık, sonra uçarlar" dizelerinde anjambman özelliği vardır. Bu söyleyiş özelliği şiire devamlılık, aynı zamanda söyleyişe akıcılık kazandır­maktadır.
Şiirde tabiatla ilgili ifadeler daha çok tamlama biçiminde yer almıştır. Bu tamlamalar alışılmıştan farklı söz öbek­leridir:
beyaz lerze, ser-sefil baykuşlar, berg-i semen, cenah-ı kebûter,
Bir tude-i zılâl u siyah-rengü na-ümid, dest-i asman-ı şita, bad-ı hamuşun per-i safında, dest-i sema, dest-i şita
Bu tamlamaların pek çoğunda kapalı istiare sanatı vardır.

Söylemek istediklerini açık bir biçimde söylemek yerine; kapalı, istiareli bir anlatımı tercih eden bir şair sembolizm akımına bağlı olmalıdır.

"Geçen eyyam-ı nevbahar-ı arar
O baharın bu işte ferdası
Ki semadan düşer düşer ağlar!
Son kalan mavi tüyleri kovalar
Ki havada uçar uçar ağlar

Yukarıdaki dizelerde yan anlamlı kelimeler vardır.

rişe-i cenah-ı melek, mezamir-i sükût

Bunlar Servet-i Fünun döneminde görülmeye başlayan alışılmıştan farklı tamlamalardır. Bu tamlamaların muci­di, onları ilk kullanan Cenap Şahabettin'dir. Böyle tamlamalarda soyut varlık ya da kavramlar somut kavram­larla bir tamlama içinde kullanılmıştır. "Melek" soyuttur, kanadını da gören yoktur. "Sessizlik ilahileri" veya şii­rin başında yer alan "beyaz lerze" (titreyiş) de böyledir; titreyişin bir renginin olması alışılmış bir kullanım de­ğildir. Tanzimat şiirinde hiçbir zaman böyle soyut imgeler yoktur. Tanzimat şiirinde Divan edebiyatının imge ve mazmun­ları egemendir. Servet-i Fünun şiirindeki bu tip kullanımların kaynağı Fransız şiiri ve sembolizm akımıdır.

 

"Göklerden emeller gibi rizan oluyor kar"

Bu dizede, "kar", "emeller"e benzetilmiştir, "teşbih" (benzetme) sanatı vardır. Somut olan kar, soyut olan hayalle­re benzetilmiş.

Her suda hayalim gibi pûyan oluyor kar "kar bu dizede "hayaller"e benzetilmiştir teşbih sanatı yapılmıştır. Bu beyitteki benzetmeler ve teşhis ile manzaraya hareketlilik kazandırılmıştır.

Bir bâd-ı hamuşun per-i safında uyuklar
Tarzında durur bir aralık, sonra uçarlar

"Bir bad-ı hamuşun per-i safı", sessiz bir rüzgârın saf kanadı anlamına gelmektedir. Bu sözde kapalı istiare vardır. Rüzgâr, kanadı olan bir şeye benzetilmiş ama neye benzetildiği açıkça belirtilmemiştir. Karların uyuklaması ve uçması ifadelerinde teşhis sanatı vardır.

  • Şair, şiir boyunca karları sürekli değiştirmiş, çok farklı varlık ve kavramlara benzetmiştir. Böylelikle okurun göz­lerinin önünde bir manzara canlandırma çabasında olmuştur.
  • Şiirde hem mutluluk hem de hüzün vardır; ama ağır basan hüzündür. Bunların bütününde sembolizm akımının et­kisi vardır.
  • Servet-i Fünun şiirinin bir özelliği de bireysel olması, gözlem ve tasvirlerin sübjektifliğidir. Şairin bu parçada or­taya koyduğu duyguları bir başkası hissedemeyecektir.
  • Servet-i Fünun döneminde sanatçıların siyasi konularla ilgilenme şansı yoktur. Hem dönemin siyasi şartları hem de sanatçıların sanat anlayışları böyle bir duruma fırsat vermez. Onlar siyasi ve toplumsal konular yerine, şiir­lerinde aşkı, doğayı ve bireysel konuları işlemişler; kendilerine özgü bir sanat anlayışı oluşturmuşlardır.
  • Elhan-ı Şita bir tabiat hadisesi olan karın yağışının duygulara bağlı olarak anlatıldığı devrim niteliğinde bir şiir­dir. Kar, şairin duygularını ortaya koyacak, aydınlatacak biçimde çok iyi tasvir edilmiş; canlandırılmış, hareket ettirilmiş, bazen bir insan gibi davranmıştır.
  • Şiirde mükemmel bir anlatım vardır. Şair seçtiği kelimelerle bir müzikalite yakalamıştır. Şiirde konuşma dilinin do­ğallığını yansıtan son derece akıcı bir üslup vardır.

İsmet ÖZEL'den Elhan-ı Şita Şiiri

 

Batı etkisindeki Türk edebiyatının ilk dönemi Tanzimat'tır. Ancak Tanzimat dönemi şiirinde içerik dışında pek yenilik yoktur. Tanzimat şairleri Divan şiirine uygun biçimde, Divan edebiyatı nazım biçimlerini kullanarak şiirler yazdılar. Batı şiirini anlayacak durumda değillerdi. Şiirin biçimi üzerinde bir yenilik yapamadılar.

Servet-i Fünuncular iyi okullarda öğrenim görmüş, yabancı dil bilen kişilerdi. Özellikle Fransa'daki edebi faaliyet­leri yakından takip ediyorlardı. Kendilerine Fransız edebiyatını örnek almışlardı. Fransa'da ortaya çıkan edebi akım­ları da yakından izliyorlardı.

Şiirin biçiminde, içeriğinde ve üslupta önemli yenilikler gerçekleştiren Servet-i Fünuncular, modern Türk şiirinin ilk örneklerini vermişlerdir.

Anjambman nedir? 

Anjanbman ya da ulantı, şiirde cümlelerin bir dize ya da beyitte bitmeyip diğer dize, beyit veya bendlere kaymasıdır. Türk Edebiyatına Fransız şiirinden geçmiştir. Servet-i Fünun döneminde yaygınlaşmıştır. Düzyazıyı şiire yaklaştıran önemli bir tekniktir. Yani söz işlemesidir.

Örneğin: 
Geçen akşam eve geldim. Dediler:
Seyfi Baba
Hastalanmış, yatıyormuş.
– Nesi varmış acaba?
– Bilmeyiz, oğlu haber verdi
geçerken bu sabah.
– Keşke ben evde olaydım…
Esef ettim. Vah vah!
Bir fener yok mu, verin…
Nerde sopam?
Kız çabuk ol…
Gecikirsem kalırım beklemeyin.
Zira yol
Hem uzun, hem de bataktır…

Mehmed Âkif Ersoy

 

Elhan-ı Şita Şiirinin Nazım Şekli:

Şiir mısraların kümelenişi itibariyle karışık düzenli serbest bir şekle sahiptir. Muhteva ile birlikte kurgulanmıştır. “ Elhân-ı Şitâ’nın dış şekli, tamamen müzikal bir karakter arz eder. Fakat bu musikî prensibi sadece dış şekle değil, iç şekle, muhtevanın düzenlenmesine de hâkimdir. Bahara ve kışa ait muhtelif unsurları birer “leit-motif” gibi kullanan Cenab, onları karların yağış hareketlerine uygun şekilde münavebeli bir hareket içinde ele alıyor.”


Elhan-ı Şita Şiirinin Dili :

Servet-i Fünûn döneminin özelliklerini gösterir ve dili ağırdır. Şiirde çokça tamlamaya, sıfatlara, mecazlara yer verilmiştir.


Elhan-ı Şita Şiirinde Üslup:

İzlenimlerinden algıladıkları kendi ruhuna ait tasavvurları birleştirmiştir. Edebi sanatlara, mecazlara, sıfat terkiplerine sıkça başvurmuştur. Yer yer hitabet üslubuna da başvurmuştur.


Elhan-ı Şita Şiirinde Âhenk:

Şiirde ince bir musikî vardır. Ünlü ve ünsüzler belirli bir tertibe göre dizilmişlerdir. Bu konuda Mehmet Kaplan şöyle der: “Şiirde âdeta “lâ” sesini veren kelime “kar”dır. Seçilen kafiyelerden büyük bir kısmı ona uyuyor. “Arar, ağlar, kuşlar, yuvalar, kovalar, uçarlar”. Mısraların içi “r” sesini ihtiva eden birçok kelimelerle kaynaşır: “lerze, serd, kebûter, bahar, derin, yeri, rîşe, mürde, düşer, dallar, serteser, tüyler”.Kışın hâkim olduğu kısımlarda ise sert ünsüzleri ihtiva eden kelimeler çoğalıyor ve aliterasyon yapılıyor.” Kelime sentaksına büyük önem vermiştir. Musikîyi yaratan unsurlardan biri de tekrarlardır. Şâir sıkça vezin ve şekil tekrarları yapmıştır. Sıkça kullanılan heyecanı ifade eden ‘ey’ ile başlayan mısralarda âhenk oluşturmuştur.


Elhan-ı Şita Şiirinin Kafiyesi:

Cenab Şehabeddin klasik ahenk unsurlarından kafiyeye ve vezne kuvvetle bağlı bir şairdir. Âhenk sağlamak için bol miktarda kafiyeye başvurmuştur. Tam kafiye, yarım kafiye sıkça başvurmuştur. Kelimeleri bir müzikalite oluşturabilmek için adeta seçmiştir.


Elhan-ı Şita Şiirinin Vezni:

Elhân-ı Şitâ’da vezin olarak şu kalıplar kullanılmıştır:
1. Feilâtün mefâilün feilün
(fâilâtün) ( fâ’lün)
2.Mef’ûlü fâilâtü mefâilü fâilün
3.Mef’ûlü mefâîlü mefâîlü feûlün
Şâir bu karışık kalıpları kullanarak muhteva ile şekli birleştirmiştir. Karların hareketini hem tasvir ederek hem de vezinleri kullanarak bizlere göstermiştir. Adeta bir ressam gibi çizmiş olduğu kar tasvirine seçmiş olduğu fiiller ve vezin sayesinde canlı bir hayat sahnesini bizlere sunmuştur.

 

Paylaş
Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

Bu Yazıya Toplam 0 Yorum Yapılmış

İsminiz

E-Posta Adresiniz

Şehir

Önceki yazıyı okuyun:
Hasta Bir Telde Hasta Bir Nağme – Tahsin Nahit

Âh ben, ben, ne hastayım bilsen: Kalbimin ızdırâb-ı mâlûlü, Rûhumun ihtisâs-ı meçhûlü Ne kadar başka herkesinkinden   Sen ki feyfâ-yı...

Kapat