Huzur Romanı Dokuzuncu Bölümden – Ahmet Hamdi Tanpınar

Ana Sayfa » GÜZEL YAZILAR » Huzur Romanı Dokuzuncu Bölümden – Ahmet Hamdi Tanpınar
Sitemize 20 Temmuz 2014 tarihinde eklenmiş ve 135 views kişi tarafından ziyaret edilmiş.

Kanlıca koyu eski mehtap safalarının cümbüşünü yaşıyordu. Hemen hemen kendilerinden başka kimse yoktu. Zaten gece epey ilerlemişti. Evlerin pencerelerinden akseden son radyolar da susmuştu. Ay, onun altın hayaller dünyası, sessizlik musikisi ve kendileri vardı. Ve bu musiki gittikçe kudretini arttırıyor, bir musallat fikir gibi insana saldırıyordu.

Nuran ikide bir elini denize sokuyor, ayın etrafına gerdiği mavi ipek kumaşı bir tarafından çekip zorluyor, belki de ancak o zaman bunun bir hayal, bir vehim olduğunu anlıyordu. 

 

-Ancak o suretle sahife üzerine kalmamak mümkün olur. Bir çekirdeğin etrafını alan meyva gibi esas fikrin….

 

Nuran: 

– Buldum… dedi. Bütün Boğaz, Marmara, İstanbul, gördüğümüz ve görmediğimiz şeyler, hepimiz ayın çekirdeği etrafında bir meyva gibiyiz… Hep ona bağlandık. Şu tepelere bak… 

 

Hemen herşey teker teker ayı kabül ediyordu. Adeta kadınca bir insiyakla, “Gel beni değiştir, işle, başka bir şey yap, yaprağımı parlat, gölgemi daha sert ve karanlık bir madene çevir…” diyordu.Ve onu derisinden, kabuğundan, yüzünden içeri doğru çekiyor, benliğine almaya çalışıyordu.Nuran’ ın yüzü billur bir kase gibi bu parıltıyla doluydu. Yanı başlarından geçen sandalın kürekleri elmastan yapılmış eşyanın parıltısıyla suya dalıp çıkıyordu. Evet, kainat ortasından bölünmüş bir meyva idi ve ay onun, her şeyi etrafında toplayan çekirdeğine benziyordu. 

 

-Esas fikir diyorsun o ne? 

 

Mümtaz, hiçbir cevap vermedi, hakikaten esas düşünce ne idi?

 

– Aşk… dedi. Hayatın içimizde gülümseyen yüzü.

 

Gece gittikçe serinleşiyordu. Ara sıra küçük bir rüzgar kabarıyor, suyun üzerinde şuradan buradan taşıdığı çiçek kokularıyla sade özden bir bahar, hayal bir bahçe yapıyordu. Akıntı yerlerinde harap rıhtımlarda dalgalar çırpınıyordu. 

 

Nuran: 

-Ayın çamaşırları yıkanıyor, dedi. 

 

Masmavi bir dünya içinde idiler. Buğulu, şeffaf bir mavilik, sonra benek benek, yaprak yaprak dağılan, geniş oluklar halinde akan bir altın yağması. Yüzlerce görünmeyen ağzın üflediği ney nağmeleri ve onun etrafında bu musiki ile beraber büyüyen, değişen, ilerleyen sessizlik.

Geceyle, sokak fenerleri, mehtaptan gayrı her ışık garip bir durgunluk kazanmıştı. Öyle sessiz, sadece kendileri olarak suyun üstünde ve içinde sütunlarını, kemerlerini, altın saçaklardan kapılarını uzatıyorlardı. Bazen bu ışıklar daha inceliyor, gene altın yosunlar gibi birbirlerine karışıyorlardı. 

Ve ay hepsinin ortasında bozulmaya başlayan bir meyvanın çekirdeği gibi, olgunluğunun son anlarını yaşayan bu ihtişamı kendi etrafında topluyordu.

Garip ir saltanattı bu. Her şey ona kendini açıyor, nizamını kabül ediyor ve bu nizam her şey içinden değiştiriyordu, hepsini birden büyük, esrarlı bir varlığın rüyası yapıyordu. 

 

-Yaratılışın kemeri üzerimize kapandı, tek bir alemin parçasıyız.

 

Bebek önlerinde, gölgeler denizin büyük kısmını kaplamıştı. Fakat etrafındaki ışıklar, ta karşıdan gelenler, bu kuytu gölgeye durmadan uzanıyorlar, onun içinde kimbilir hangi geleceği hazırlamak ister gibi derin çalışıyorlardı.

 

 

Huzur Romanı Dokuzuncu Bölümden – Ahmet Hamdi Tanpınar

Paylaş
Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

Bu Yazıya Toplam 0 Yorum Yapılmış

İsminiz

E-Posta Adresiniz

Şehir

İlgili Terimler :
Önceki yazıyı okuyun:
Seninle farkına vardım – Nurullah Genç

Seninle farkına vardım içimin ücra köşelerinin. Karanlıklar içinde bırakılmış onurumuzu kurtarmak için bilendim seninle. Kıskacına sıkıştığım fasit bir daireyi, sathî...

Kapat