İRLANDA MİLLİ MARŞINI YAZAN TÜRK!

Ana Sayfa » MATERYALLER » Edebiyat - Edebiyatçılar » İRLANDA MİLLİ MARŞINI YAZAN TÜRK!
Sitemize 11 Şubat 2015 tarihinde eklenmiş ve 538 views kişi tarafından ziyaret edilmiş.

İRLANDA MİLLİ MARŞINI YAZAN TÜRK!

“İrlanda” deyince, aralarında: Samuel Beckett, W. B. Yeats, G. Bernard Show, James Joyce, Oscar Wilde’ın da yer aldığı Dünya Edebiyatı’na önemli eserler kazandırmış şair ve yazarları akla gelir. Bu kadar ünlü ve maharetli isimlerin varlığına rağmen İrlanda milli marşını kaleme alan kişi ve onun farklı özellikleri insanı şaşırtır.

İrlanda'nın başkenti Dublin'in Saint Stephen Meydanı'nın ortasında bir şair heykeli bulunur. Bizim hiç tanımadığımız bu şair İrlanda Ulusal marşının şairi Mangan’dır. Sonradan Clarence göbek adını da kullanmaya başlayan James Clarence Mangan, hiç tanımamamıza rağmen fazlasıyla bizden biridir. Kendi çabalarıyla birçok dil öğrenen ve bu yeteneğiyle kütüphanede tercümeler yapan Mangan’ın öğrendiği diller arasında Türkçe de yer almaktadır.

vlcsnap-2013-07-23-16h34m55s117

“Oxford Book of English Verse” kitabındaki 900 şiir arasında tek bir gazel vardır; o gazelin altında “Mangan” imzası yer alır. 'Oxford Antologie English Verse'e baktığınızda Mangan’ı İrlandalı şairler arasında değil, Türk şairleri başlığı altında görürsünüz. O kadar bizdendir.


İrlanda'da doğup büyümüş, dört bin kilometre uzaklıktaki Türkiye'ye de hiç gelmemiş birisi Mangan. 1 Mayıs 1803'te Dublin'de doğdu, 20 Haziran 1849'da aynı kentte yaşama veda etmiş. Fakir bir ailenin çocuğu. Nitekim babasına parasal açıdan yük olmamak için öğrenimini yarıda bırakıp bir kütüphanede çalışmaya başladığı biliniyor. Türkiye'ye ve Türkçeye neden ilgi duyduğu ise cevaplanmayan sorular arasında. 

220px-James_Clarence_Mangan 220px-Grave_of_James_Clarence_Mangan

Mangan'ın  şiirlerine baktığınızda onun İrlandalı  okura seslendiğini düşünmek oldukça zor. Zira sadece Türk tarihini ve coğrafyasını bilenlerin anlamlandırabileceği eserler ortaya koymuş. Biraz daha ileri giderek şiirlerini kendisini  'Türk hissederek' kaleme aldığını söylemek abartı değil. 

vlcsnap-2013-07-23-16h35m21s201-1
Örneğin hayatı boyunca İrlanda’dan hiç çıkmamış olmasına rağmen  'Karamanian Exile' (Karamanlı Sürgün) adlı şiiri ata yurdu Karaman'dan koparılıp Erzurum'a cepheye gönderilen bir askerin ağzından yazılmış: 
"Kan, kemik ve boğazlanmış erkekler/ Murad-ı Ekber…" diye başlıyor: 
Keza 'Three Khalenders' (Üç Kalender) şiirini okuyunca onun Türkiye'yi hiç görmediğine de inanası gelmiyor insanın: 


"…La ilahe illallah 
Kuşlar gibi neşeli uçtuk 
Biz: Emrah, Osman, Perizat 
Güldük, şakalaştık ve seyrettik 
Şarap, güller, neş'e… Türkü söyledik 
Bütün unvanlardan vazgeçtik 
La ilahe illallah 
Boğaziçi, Boğaziçi 
Bize hiç engel çıkarmadı ki…" 
Yeşil boğazı yelkenliyle geçtik… 


Mangan'ı tanıyanlar döneminde daktilo olmadığı için elle yapılan çoğaltma işlerinde çalıştığını, özellikle adli metinlerin kopyalarını çıkardığını anlatıyorlar. Boş vakitlerini İrlanda şapkasını başına geçirip uzun yürüyüşler yapmakla geçirdiği, bu gezintiler sırasında eline geçen lügatlardan yararlanarak Latince, Almanca ve Türkçe öğrendiği sanılıyor… Bir yakınına Türkçe ve Türk şiiriyle Almanca bir tercüme sayesinde tanıştığını anlatmış. Hangi şairlerimizdi onu bize bağlayan belli değil. Ama ondan sonra çalıştığı kütüphanedeki görevini ihmal etmek pahasına hemen bütün gününü Türkçe öğrenmeye ve Türkiye'yle ilgili kitaplar okumaya ayırdığı gerçek. Öyle ki bir ara işten ayrılıp sadece Türkçe çalışmaya vakit  ayırmak isteğine dahi kapılmış.

University Magazin'de Türkiye üzerine yazı yazmaya başlaması da bu dönemde… Türk şiiri üzerine çalışmanın zorluğunu anlatmaya çalışıyor okuyucularına: 
"Türk edebiyatını anlamak çok zor. Türkçe gramer okumakla, küçük izahları dinlemekle olacak iş değil bu. O bilgiyle Osmanlıcayı yazıp okuyamazsınız. İşi ciddi tutmak, uzun bir süre için kendi memleketinizi unutmanız gerekiyor. Adeta yeminli bir Müslüman gibi olmalısınız. Osmanlı'yı, Türk şiirini anlamak ancak böyle mümkün. Yani Avrupalılığın bütün eskimiş paçavralarından kurtulmak onları rüzgâra savurmak gerek…" 
Nitekim şu mısralar, hissetmeden yazılacak gibi değil: 
"Nihayet kafes çöküyor, demirler dağılacak yakında Elveda gaileli dünya, günahlarla haşırneşir dünya Ruhum Allah'ın sükûnet ülkesinde dinlenecek artık 
(…) 
Seni daima rüyalarımda görürüm Karaman! 
Senin yüzlerce tepeni, binlerce dereni 
Karaman..Karaman…" 

Ve Mangan yoksulluk içinde öldüğünde yastığının altında bulunan gazelin İngiliz şiir tekniğine uymayan Türk kafiye anlayışına bağlı kalarak yazılmış şu satırlar: 
"Bu hana ve bu handan 
Kaç seyyah geldi geçti 
Kaç kervan kefenlenip gitti 
Herkes geldi, herkes gitti 
Kimse bilmedi neden geldiğini 
Nereye gittiğini…" 
Bir 'divan'lık şiir 

Mangan ölmeden önce yazdığı son şiirlerinden birinde şöyle demektedir:
“Şimdi kervan yola çıkıyor… meçhul bir ülkeye doğru / Çanları hareket işaretini vermeye başladı bile… / Sevin ruhum… zavallı kuşum, kurtuldun nihayet / Nihayet kafesin çöküyor…Demirleri dağılacak yakında / Elvedâ gaileli dünya, günahlarla haşir neşir olan dünya / Ruhum Allah’ın sakin yurdunda dinlenecek artık…”

“kuş-kafes” ilişkisiyle “ten ile can” ortaya konuyor. Bu benzetmeler Doğu Şiiri’ne dolayısıyla Osmanlı Şiiri’ne ait. Kervan’ın “meçhul bir ülkeye doğru” yola çıkması… Sanki Mangan’ın ölümünden kırk yıl sonra dünyaya gelen Yahya Kemal’e ait. Yahya Kemal’in “Sessiz Gemi”si şu beyitle açılıyordu:
“Artık demir almak günü gelmişse zamandan / Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan”
 

vlcsnap-2013-07-23-16h25m44s8
James Clarence Mangan ölümünden önce Türkçe yazmaya başladı. Kendi ifadesiyle 'denemeydi' kalkıştığı, kelime dağarcığının azlığından yakınıyordu. Ama ciddiye aldı bu hevesini de. Osmanlı şairlerine özgü bir divan oluşturacak kadar Türkçe eser bıraktı arkasında… Döneminde bedava gezi ve tantanalı ağırlamadan yararlanmak, Osmanlı sarayından bahşiş koparmak için eser üreten tipte sanatçılardan biri değil Mangan. Bizden habersiz, 'bizce', kendisini bizim yerimize koyarak yazmış biri… 
Türkiye onu tanımadı; hiçbir eseri Türkçeye çevrilmiş de değil… Avrupa'nın öbür ucunda bizden habersiz bizi anlamaya, anlatmaya çalıştı sadece…

Bir şairin gitmediği, yaşamadığı bir coğrafyaya dair şiir yazması anlaşılır bir şeydir. Edebiyat Tarihi’mizde bunun çok ve başarılı örnekleri mevcuttur; fakat bir toplumun değerlerine “iltica” ederek o değerler içinden ortaya başarılı şiirler koymak oldukça güçtür. Bu güçlüğü, 4000 kilometre uzaklıktan, bundan 160 yıl önce aşabilmiş bir örnek olarak duruyor karşımızda Mangan. Hiçbir ülke edebiyatında buna benzer bir örnek gösteremeyiz. Mangan, sıradan bir empatiyle sadece kendisini  “Türk” yerine koymamıştır;  “Türkçe”yi de dilinin yerine koymuştur. Bu ülkede ömrünü edebiyata vakfetmişler arasında, bir avuç insan dışında Mangan’ın ismini duyan yok. Bu da meselenin başka bir yönü!

Paylaş
Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

Bu Yazıya Toplam 0 Yorum Yapılmış

İsminiz

E-Posta Adresiniz

Şehir

Önceki yazıyı okuyun:
İSTANBUL’DA EDEBİYATÇILARIN UĞRAK YERİ OLAN KAHVEHANELER

İSTANBUL’DA EDEBİYATÇILARIN UĞRAK YERİ OLAN KAHVEHANELER İstanbul, kültürel ve tarihi dokusuyla tarih boyunca edebiyatçılara esin kaynağı olmuş ve Türkiye’de edebiyat...

Kapat