İSTANBUL’DA EDEBİYATÇILARIN UĞRAK YERİ OLAN KAHVEHANELER

Ana Sayfa » MATERYALLER » Edebiyat - Edebiyatçılar » İSTANBUL’DA EDEBİYATÇILARIN UĞRAK YERİ OLAN KAHVEHANELER
Sitemize 28 Ocak 2015 tarihinde eklenmiş ve 665 views kişi tarafından ziyaret edilmiş.

İSTANBUL’DA EDEBİYATÇILARIN UĞRAK YERİ OLAN KAHVEHANELER

İstanbul, kültürel ve tarihi dokusuyla tarih boyunca edebiyatçılara esin kaynağı olmuş ve Türkiye’de edebiyat dünyasının başkenti olma özelliğini her zaman korumuştur. Buna koşut olarak, İstanbul’un bazı kahveleri, pastahaneleri ve meyhaneleri, Cumhuriyet döneminden itibaren, kimi zaman farklı kimi zaman benzer edebiyat anlayışına sahip edebiyatçıların uğrak yerleri olmuştur. Söz konusu mekânların önemi, bir tartışma platformu görevi üstlenerek edebiyatçıları kamusal yaşamda bir araya getirmeleri ve genç edebiyat heveslilerine, dönemin önemli edebiyatçılarıyla tanışma imkânı vermelerinden kaynaklanmaktadır.

Edebiyatçıların yazarlık kariyerlerinde ve anılarında bu mekânların büyük önemi olduğu görülür. Özellikle gençlik yıllarında,edebiyat dünyasına adım atarken beğendikleri yazarların gidip geldiği mekânlarda bulunmak ve onlarla iletişime geçme Şansını yakalamak, bu genç yazarların edebiyata daha güçlü bağlarla bağlanmalarını sağlamıştır.

Etkileşim içinde yeni meraklar edinen bu genç yazarlar, yazdıkları yazıları, öyküleri ve Şiirleri kahvelerde ya da pastanelerde birbirlerine okumuş, kimi zaman büyük tartışmalar yaşamış, kimi zaman da kendilerinden önceki kuşağa yönelik isyanlarını yeni edebiyat dergileri yayımlama kararı vererek göstermişlerdir. Her Şekilde bu mekânlar bazı edebiyatçılar için “okul” işlevi görmüş, farklı işlerde çalışır ya da farklı fakültelerde okurlarken, edebiyat eğitimlerini hayatın merkezinde yer alan bu mekânlarda almışlardır. Anılardan yola çıkarak, kahvelerde, pastane ve meyhanelerde yazarların neler konuştuklarını hatta masada kimin kimin yanına oturduğunu, kimin kiminle daha iyi anlaştığını, ünlü bir edebiyatçının basit zaaflarını öğrenmek bile, o dönemin ruhunu ve edebiyatın yaşam damarlarını idrak etmemize yardımcı olacaktır.

Tanzimat‟tan sonraki en ünlü kahveler, Arşak ve Cafe Flammedır.Flamme, sadece müdavimleriyle değil, Abdülhak Hamit‟in Şinasi ile tanışmak için üç gün beklemesiyle de meşhurdur. Abdülhak Hamit‟in bütün çabalarınarağmen Şinasi ortalıkta görünmeyince elinden bir şey gelmeyen şair, evinin yolunu tutacaktır.

 

Arşak:

1865 yıllarında Taksim Caddesi'ndeki "Arşak'ın Kahvesi" çok nam salmıştır. Buraya Jön Türkler de gelir… Akşamları kahveyi ince saz coşturur. İnce saz, çoğunlukla Kör Sebuh'un yönetimindedir.

Cafe Flamme:

cafe-flamme

Jön Türklerin bir arada göründükleri bir yer de "Café Flamme"dır. Fransız Bilim Akademisi üyelerinden ve biyolojide dönüşümcü kuramı savunanlardan Edmond Perrier İstanbul'a geldiğinde burada Sadullah Paşa, Münif Paşa, Ethem Paşa ve bütün Cemiyet-i İlmiye-i Osmani üyeleriyle buluşup konuşur.Şinasi ve Namık Kemal ile de bu kahvede tanışmıştır.
Café Flamme'da çalgı ve şarkı da vardır.Yalnız, şarkıcılar burada alafranga söylerler. En ünlüleri de Fransız şarkıcı Rizette'dir. Ne var ki, müşteriler Rizette'den çabuçak bıkacak, o da adını Finette'e çevirerek Alhambra şarkılı kahvesine geçecek ve Ahmet Mithat Efendi'nin dediği gibi, binlerce gaz ışını arasında bir defa daha parlamak yolunu araştıracaktır.


Flamme Kahvesinde garsonlar hep kızdır. Gece yarısından sonra evlerine dönerken müşterilerden birinin kendilerine eşlik etmesine ses çıkarmazlar. Dahası, gecenin o ilerlemiş saatinde müşterileri bir de kendi evlerine dönme yorgunluğundan kurtarmak için (!) onları yataklarına alırlardı.. Kahvede şampanya şişelerini patlattıranlar, o gece kızlardan birini alıp gideceklerine iyice inanırlar. Ama kimi zaman kızlardan şöyle karşılık alınır : "Özür dilerim, Bu gece eşlik için bir efendiye söz verdim. Başka bir zaman da sizin eşliğinizi kabul ederim.."

 

Çiçekçi Kahvehanesi:

Üsküdar semtinde de 19. yüzyılın ilk yarısında pek çok kahve vardır. O zamanlar tulumbacı kahvesi işleten Vasıf Hoca, Üsküdar‟ın edebiyatçı kahvelerinden Çiçekçi Kahvehânesini şu sözlerle anlatır: “Bu kahvenin hemen bütün müşterileri, gediklileri edipler, zarifler, bilim ve sanat erbabı idi. Nice beyler, paşalar, olgun-dolgun kalem efendileri bu kahveye çıkarlardı. İçlerinde emekliler, gecelik entarileri üzerine ceket, sako, palto alıp gelirlerdi. Dedikodu yapılmaz, edipçe, rintçe ve bilgece sohbet edilir, sevgiyle vakit geçirilirdi”

 

Darüttalim Kıraathanesi:

Vezneciler‟deki Darüttalim Kıraathanesi de aydın müşteri kitlesiyle dikkati çeken kahvelerden biridir. Müdavimleri arasında üniversite profesörleri, öğrenciler, aktörler, musikiciler, gazeteciler, ressamlar vardır. İkinci Dünya Savaşı yıllarından önce Ali Nihat Tarlan, Sadettin Nüzhet, Sabahattin Batur ve İbrahim Olgun burada sık sık görünürler. Salâh Birsel‟in belirttiğine göre Ahmet Hamdi Tanpınar‟ın da buraya özel bir tutkunluğu vardır. Hatta Tanpınar‟ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü adlı romanının kişilerini çoğunlukla bu kahveden çıkardığı söylenir. Tanpınar, bu kahvede konuşulanlar hakkında şunları söyler: “Tarih, Bergson felsefesi, Aristo mantığı,Yunan Şiiri, ruhçözüm, sıradan dedikodu, çıplak öykü, korkunç ya da meraklı serüven, günlük siyasal olay, birbiriyle sarmaş dolaş, biri öbürünü yarıda bırakarak, beraberinde her rasgeldiğini taşıyan bir bahar seli gibi kabararak bu konuşmalarda beyhude ve şaşırtıcı bir  biçimde akar giderdi” 

Ahmet Hamdi Tanpınar Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanında bu kıraathaneyi şöyle anlatmış: “Kahvehaneye her cins ve meşrepten insan geliyordu. Zengin mirasyedi, müflis ve tutunmuş tüccar, şöhretsiz şair, gazeteci, ressam, yüksek memur, satranç ve dama ustaları, eski pehlivanlar, bir-iki Darülfünun hocası, bir yığın talebe, aktörler, musikişinaslar, hülasa her meslekten adam…” 

 

Uzunkahve (Okçularbaşı Kahvesi):

Salâh Birsel‟in belirttiğine göre kahvesinde gazete ve dergi bulundurarak müşterilerine sunan ilk kahveci Okçularbaşı‟nda 1857yılında açılan Uzunkahve‟nin sahibi Sarafim Efendi‟dir. Bu kahve ramazan geceleri bir Şiir ve edebiyat yuvası halini alır. Namık Kemal, Süleyman Paşa, Hasan Suphi gibi isimler ve diğer pek çok edebiyatçı ve gazeteci çoğunlukla burada toplanır ve matematikten edebiyata,siyasetten toplumbilime kadar her konuyu masaya yatırırlar. Uzunkahve daha sonraları Okçularbaşı Kahvesi diye de anılmaya baŞlar. En sonunda Sarafim Efendi Kıraathanesi adını alır. Burada artık kitap satışı da yapılmakta ve kahveye gelen müşteriler masaların üstünde son çıkan kitapları bulabilmektedirler. Bu kahvenin ilginç yanı, yalnızca İstanbul sınırları içindeki okuryazarlarla değil taşrayla da ilişki kurmuş olmasıdır. Herhangi bir konuda bilgi isteyen kişilerin mektupları karşılıksız bırakılmaz. Denebilir ki Sarafim Efendi‟nin Kıraathanesi, yüklendiği işlevle “kıraathane” nitelemesini tam anlamıyla hak eden kahvelerden biri olmuştur.

Öte yandan, Birsel‟in belirttiğine göre kahveye sarhoş gelmek, yüksek sesle konuşmak, masaya çat çat vurarak “bana bir kahve” diye bağırmak, yan oturmak kesinlikle görülmeyen hareketlerdir. Sarafim Efendi‟ye daha sonraları kimi hececi Şairler de gidip gelmeye başlar. Özelikle Yusuf Ziya Ortaç lise yıllarından itibaren kahvenin gediklisi haline gelir.

 

Hacı Reşit Çayhanesi:

1880’lerden 1910’lara kadar Şehzadebaşı’nda hizmet verdiği bilinen Hacı Reşit Çayhanesi ile ilgili Cenap Şahabettin şöyle yazmış: “… havasında bir lezzet-i edebiye vardı… Çay füruş Hacı Reşid’i tanımamak, Muallim Naci’yi bilmemek veya Ahmed Mithad Efendi ile görüşmemiş olmak gibi bir nakise, bir mahrumiyetti.” Duvarlarında Arapça ve Farsça beyitler bulunan çayhanenin sahibinin şairlik iddiası dönemin edebiyatçılarını bu kahveye çekmiş. Çayhanenin yeri bugün bilinmiyor.

 

İkbal kahvesi:

İKBAL KAHVEHANESİ

Nuruosmaniye caddesinin sonunda, sol köşede yer alır. Babıâli‟ye, Cağaloğlu‟na yakın olduğu için edebiyatçılar kadar gazetecilerin de uğrak yeridir.

Birinci Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında kahveye uğrayan edebiyatçılar arasında Fuat Köprülü, Yusuf Ziya Ortaç, Enis Behiç, Agâh Sırrı, Falih Rıfkı sayılabilir. Sürekli edebiyatın, Şiirin tartışıldığı mekâna savaşın sonlarına doğru Nazım Hikmet de uğramaya başlar. O yılların önemli edebiyat dergilerinden olan Dergâh‟ın basım yeri kahveye çok yakın olduğu için İkbal kahvesi kısa zamanda Dergâhçıların da uğrak  yeri olur. Dergâh dergisinin çıkarılmasına da bu kahvede karar verilmiştir (Birsel 2002, 260).

Savaş yıllarında Hasan Âli Yücel ile kimi felsefeci arkadaşları İkbal’e yeni bir canlılık kazandırırlar. Hasan Âli oraya Ahmet Hamdi Tanpınar‟ı, dolayısıyla Yahya Kemal‟i de çeker.

Kahveler aynı zamanda ünlü edebiyatçıların tanışmalarını sağlayan yerler de olmuştur. Örneğin Tanpınar, Ahmet Haşim ile tanışmasını Şöyle anlatır: Ahmed Hâşim’i Dergâh‟ın çıkacağı günlerde tanımıştım. O zamanlar biz Dergâhçılar İkbal Kıraathanesinde toplanırdık. Yahya Kemalde hemen her zaman buraya gelirdi. Ben tâ ilk  okumalar çağından beri hayranı olduğum Ahmed Hâşim ile tanışmağı çok istiyordum. Fakat sıkılgan tabiatlı olmam bir türlü onu bizzat gidip görmeme mâni oluyordu. […] Onun için işi tesadüfe bırakmıştım. Nihayet bir gün arkadaşlardan biri Hâşim “in öğle yemeğinden sonra İkbal’e geleceğini haber verdi. Ben gittiğim zaman onu her vakitki köşemizde, önünde bir nargile, kaşlarını kaldıra kaldıra konuşur buldum. (1999, 289)

1950‟li yıllarda İkbal kahvesi Orhan Kemal ve arkadaşlarının mekânı haline gelir. Orhan Kemal ve arkadaşlarının taktığı adla “Kahvetül-ikbal”, 1960′ların sonlarında kapanana kadar sabah sohbetlerinin ev sahibiydi. Orhan Kemal‟in hemen hemen bütün günü orada geçer. “Kışları sabah dokuz sularında damlarsa, yazları altıda, pek pek yedide oradadır. Kahve kuşu adına da en çok hak kazanan odur” (Birsel 2002, 264). Salâh Birsel‟e göre İkbal’e gelip giden çoğu edebiyatçı buraya Orhan Kemal için gelirler. Bu isimler arasında Muzaffer Buyrukçu, Yaşar Kemal, Ece Ayhan, Oktay Akbal, Konur Ertop, Behçet Necatigil, Ümit Yaşar sayılabilir. 1960‟lı yılların ortalarında İkbal Kıraathanesi kapanır ve 1966 yılında yerine bir halı mağazası açılır.

 

Küllük Kahvesi:

küllük-kahvesi

1930‟lu yıllarda edebiyatçı mekânlarından biri haline gelen ve adına Şiirler yazılıp dergi basılan Küllük kahvesi ise kuşkusuz Beyazıt‟ın en önemli kahvesi olmuştur. Beyazıt Camii‟nin Kapalıçarşı “ya bakan tarafında yer alan bu mekâna en çok rağbet edenler Şairler, romancılar, gazeteciler ve hikâyecilerdir. Tarık Buğra bir yazısında kahveyi Şu sözlerle anlatır: “Bu bir kahvedir; Beyazıd‟da meydanın sağ tarafında, içerlek bir Şey. Oraya “Küllük‟ derler. Küllük‟ün geniş bir bahçesi, bahçesinde de yaşlı ıhlamur ağaçları, dalyan boylu akasya ve kestane ağaçları vardır” Necip Fazıl Kısakürek ise bir yazısında Küllük kahvesini eleştirel bir tavırla betimler:

Beyazıd Camii‟ne bitişik ağaçlıklı kahve. Arkasını verdiği camiinin vakarlı duvarı ve yüzünü verdiği lokantanın döner kebabı arasında, züppe tabiriyle janr sahibi bir yer. Her cinsten, sınıftan, mezhepten, zevkten, kılıktan, edadan bir mahşer… Arada bir musalla taşına varabilmek için bu kalabalıktan yol rica eder cenazeler. İslam cenazesi geçerken Frenk muaşeret kitaplarındaki bir kaide titizliğiyle ayağa kalkan zarif adamlar kütlesi

1940 kuşağı olarak kabul edilen bütün edebiyatçılar bu mekânın müdavimleridir. 1940 kuşağı edebiyatçılarının yazılarında Küllük‟ten izler ve etkiler görmek mümkündür. Unutulmuş bir Şair olan Sıtkı Akozan “Küllüknâme” isimli uzun bir şiir yazmış ve bu şiiri küçük bir kitap olarak yayımlamıştır. Şiirin beyitlerinden biri Şöyledir: “Sanmayın âvâre bülbüller gibi güllükteyiz / Biz yanık bir kor gibi sabah akşam Küllükteyiz”.Küllüknâme

Asaf Halet Çelebi, Yahya Kemal, Faruk Nafiz, Ahmet Hamdi Tanpınar, Mustafa Şekip Tunç, Hilmi Ziya Ülken, Şükufe Nihal, Abdülbaki Gölpınarlı gibi pek önemli isim Küllük‟ün daimi ziyaretçilerindendir. Faruk Nafiz Çamlıbel ve Behçet Kemal Çağlar’ın 10. Yıl Marşı’nı Küllük’te yazdığı rivayet edildi.

Salâh Birsel‟in belirttiğine göre 1940 yılından sonra kahvenin havası epey değişir. Burayı artık “genç kuşak” adıyla anılan irili ufaklı yazarlar doldurmaya başlar. Abidin Dino, Fikret Adil, Rıfat Ilgaz, Hüsamettin Bozok, Sabahattin Kudret, Suat Derviş gibi isimler Küllük‟te az ya da çok görünürler. Küllük‟teki yeni eğilimin başını çeken isim Abidin Dino‟dur. Dino aynı zamanda 1940 yılında “Küllük” adında bir dergi de çıkarmıştır.

Beyazıt Camii‟nin bitişiğinde yer alan Küllük kahvesi,1950‟li yıllarda çevre düzenleme çalışmaları sırasında yıkılınca Küllük‟e gelip giden bazı yazarlar tramvay yolunun öte yakasındaki Marmara kahvesine uğramaya başlarlar.

 

Marmara Kıraathanesi:

marmara kiraathanesi

Marmara kahvesi en yoğun günlerini 1959-1971 yılları arasında yaşar. Türkiye’nin toplumsal değişimler yaşadığı ve siyasi çalkantılara sahne olduğu yıllarda yalnızca güncel siyasi tartışmalara değil, kültürel ve edebi sohbetlere de ev sahipliği yapar. “Beyazıt’ta Bir Akademi: Marmara Kıraathanesi” başlıklı yazısında Ahmet Güner Elgin kahvenin müşterilerini Şu sözlerle anlatır: “Kıraathanenin Beyazıt Meydanı‟na bakan penceresi önündeki büyük masanın çevresinde toplananlar üniversite profesörü ve bir esnaf, bir dolmuş Şoförü veya bir avukat olsun, ülkenin günlük meseleleri dışında edebiyat ve bilim adamlarının yönlendirdiği sohbetleri çok ciddi bir ilgi içinde dinler, gerektiğinde de rahatça görüşlerini belirtirlerdi” (2006, 93).

Elgin’in belirttiğine göre Marmara Kıraathanesinin müdavimleri arasında Erol Güngör, Mehmet Çavuşoğlu, Durali Yılmaz, Uğur Kökden, Necip Fazıl Kısakürek, Sezai Karakoç, İsmet Zeki Eyüboğlu, Yahya Kemal‟in kardeşi Reşat Beyatlı, Ali Ihsan Yurt gibi önemli isimler vardır. Burada edebi sohbetler genellikle Divane debiyatı üzerine yoğunlaşır. Günün Şiir akımları ve yeni yayımlanan kitaplar da tartışılan konular arasındadır.

Marmara Kıraathanesinin sağ- sol kavgalarının hâkim olduğu dönemde sağın tekeline girdiğini belirten Muhsin Öztürk de o dönemde sağ camianın neleri tartıştığını bu kahvede görebileceğimizi söyler ve “en uç fikirlerin at koşturduğu kahve”nin ispiyonculardan ve hafiyelerden azade olmadığını belirtir. Örneğin Necip Fazıl adım adım izlenmekte ve her yaptığı rapor edilmektedir (Öztürk 2002).

 

Çınaraltı Kahvesi:

Küllük kahvesinin yerini alan mekânlardan biri de olmuştur. Sennur Sezer’in belirttiğine göre buraya uğrayan yazarlar arasında Onat Kutlar, Adnan Özyalçıner, Afşar Timuçin, Ece Ayhan, Önay Sözer, Ülkü Tamer gibi birçoğu 1950 kuşağı yazarı olan isimler vardır.

 

Kemal Beyin Kahvesi:

Tavla oynanması yasak olan bu kahvede kitap okuma odası bulunur; ders çalışan ya da kitaplarını okuyan gençler daha sonra bahçeye çıkıp çay-gazoz içerler. O dönemde kahveye, yıldızı parlamaya aday Yeşilçam oyuncuları ve tiyatrocular da uğrar. Örneğin Ali Poyrazoğlu kışları kahvede tek kişilik oyunlar oynamış, oyuncu Savaş Dinçel karikatür sergisi açmıştır.

 

Meserret Kahvesi:

meserret-kahvesi

Bazı edebiyatçıların anılarında sık sık adı geçen Meserret Kahvesi de eski ve köklü bir kahvedir, Ankara Caddesi ile Ebussuut Caddesi’nin kesiştiği köşededir. Halit Ziya, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit gibi Servet-i Fünun yazarlarının sıkça uğradığı kahvenin o zamanki adı Yıldız Kahvesi‟dir. Salâh Birsel‟in anlattığına göre Meserret Kahvesi tüm İstanbul’un kahvesidir. Orada hiç değilse bir kez oturmamış bir edebiyatçı bulmak zordur. Ayrıca kahve bazı dergilerin yönetim yeri olmuştur. Örneğin, Rıfat Ilgaz, Hüsamettin Bozok, Ömer Faruk Toprak Yürüyüş dergisini burada çıkarmışlardır. Yayın hayatına geçmemiş pek çok gazete ve dergi tasarılarına da sahne olan kahveye Peyami Safa, Fikret Adil, Reşat Nuri, Ahmet Kutsi gibi edebiyatçılar özellikle gençlik yıllarında sık sık uğrar, gazete ve dergi tasarıları üzerinde tartışırlar. Meserret Kahvesi, Ada’dan gelen Sait Faik’in de vazgeçilmez mekânlarından olmuştur. Orhan Kemal’in de İkbal Kahvesi’ni mekân tutmazdan önce hemen hemen her gün Meserret’e geldiği söylenir. Salâh Birsel, Orhan Kemal için “sabahın çok erken saatinde kapağı buraya atar, pencere önünde yanlar, Haliç Feneri‟ndeki iki odanın yıllık kirası kırk lirayı nereden, nasıl bulacağını düşünür de düşünür” der.

1950‟lerin sonları nadoğru Muzaffer Buyrukçu ve Edip Cansever de arada tavla oynamaya gelir Meserret‟e. Orhan Kemal birçok eserine burada başlarken kahveyi “Meserret Bâb-ı Ali’den ekmeğimi çıkarmaya çalışmanın başlangıç noktasıdır” diye andı.

 

Elit Kahvesi:

Beyoğlu’nun kahvelerinden, 1936 yılında açılan bu kıraathane Asmalı mescitte 1940‟lı yılların sonuna kadar popüler edebiyatçı kahvelerinden biri olmayı sürdürmüştür. Bir Alman’ın işlettiği Elit Kahvesi’ne Sait Faik, Sabahattin Kudret, Samim Kocagöz, Necati Cumalı, ünlü Seçilmiş Hikâyeler dergisinin sahibi Salim Şengil, Özdemir Asaf gibi isimler  gelip gider. Birsel’in belirttiğine göre Elit’e gelenlerin en kültürlüsü, en bilgilisi Cemil Meriç‟tir. Bu nedenle soruların muhatabı genellikle Meriç olur. (Birsel 1983, 258) Oktay Akbal ve Attilâ İlhan, Elit’te tanışmışlar. Şimdi yerinde bir restoran olan Elit, 1949 yılında kapanmış.

 

Eftalikus Kahvesi: 

Taksim Meydanı’ndan İstiklal Caddesi’ne girerken köşedeki Burger King’i bilirsiniz. 1970’li yıllarda burada Eftalikus adı verilen bir kahvehane varmış. Salah Birsel, “Bir gözlem kulesidir Eftalikus. Pek çok insan da buraya bunun için gelir. Ama Abidin Dino, Arif Kaptan, Sait Faik, Hüsamettin Bozok, Arif Dino, Asaf Halet Çelebi, İlhan Berk kendileri için gelirler. Eftalikus yine de en çok Sait Faik’in yurdudur.” diye anlatıyor mekânı. Faik’in kahvehanenin ismiyle yazılmış bir öyküsü var. Eftalikus sadece yazarların değil aktörlerin ve aktör adaylarının buluşma yeri. Çünkü karşısında Taksim sineması varmış. Senaryo yazarı Bülent Oran burada az çalışmamış.


İhsan Kıraathanesi: 

Bâbıâli Yoku-şu’ndaki İhsan Kıraathanesi’nde muhabirler özel olmayan haberlerini değiş tokuş etmek için toplanırmış. Penceresinden bakınca neler neler görünürmüş. Valiyi görmeye gelenler, politikacılar, yabancı donanmaların komutanları, ecnebi sefirler… Hemen yanında defterdarlık, Türk Ocağı, belediye. Havadis borsası gibi bir mekân. Kıraathanenin bulunduğu bina, 1950’li yıllarda yıkılmış ve şimdi yerinde kağıtçıların bulunduğu bir iş hanı var.

 

Cem Sökmen’in “Eski İstanbul Kahvehaneleri” adlı kitabından ve Jale Özata Dirlikyapan'ın "İstanbul’da Edebiyatçıların mekânları" adlı makalesinden yararlanılmıştır.

Paylaş
Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

Bu Yazıya Toplam 0 Yorum Yapılmış

İsminiz

E-Posta Adresiniz

Şehir

Önceki yazıyı okuyun:
İSTANBUL’DA EDEBİYATÇILARIN UĞRAK YERİ OLAN PASTANELER

İSTANBUL’DA EDEBİYATÇILARIN UĞRAK YERİ OLAN PASTANELER İstanbul, kültürel ve tarihi dokusuyla tarih boyunca edebiyatçılara esin kaynağı olmuş ve Türkiye’de edebiyat...

Kapat