İSTANBUL’DA EDEBİYATÇILARIN UĞRAK YERİ OLAN PASTANELER

Ana Sayfa » MATERYALLER » Edebiyat - Edebiyatçılar » İSTANBUL’DA EDEBİYATÇILARIN UĞRAK YERİ OLAN PASTANELER
Sitemize 28 Ocak 2015 tarihinde eklenmiş ve 759 views kişi tarafından ziyaret edilmiş.

İSTANBUL’DA EDEBİYATÇILARIN UĞRAK YERİ OLAN PASTANELER

İstanbul, kültürel ve tarihi dokusuyla tarih boyunca edebiyatçılara esin kaynağı olmuş ve Türkiye’de edebiyat dünyasının başkenti olma özelliğini her zaman korumuştur. Buna koşut olarak, İstanbul’un bazı kahveleri, pastahaneleri ve meyhaneleri, Cumhuriyet döneminden itibaren, kimi zaman farklı kimi zaman benzer edebiyat anlayışına sahip edebiyatçıların uğrak yerleri olmuştur. Söz konusu mekânların önemi, bir tartışma platformu görevi üstlenerek edebiyatçıları kamusal yaşamda bir araya getirmeleri ve genç edebiyat heveslilerine, dönemin önemli edebiyatçılarıyla tanışma imkânı vermelerinden kaynaklanmaktadır.

Edebiyatçıların yazarlık kariyerlerinde ve anılarında bu mekânların büyük önemi olduğu görülür. Özellikle gençlik yıllarında,edebiyat dünyasına adım atarken beğendikleri yazarların gidip geldiği mekânlarda bulunmak ve onlarla iletişime geçme Şansını yakalamak, bu genç yazarların edebiyata daha güçlü bağlarla bağlanmalarını sağlamıştır.

Etkileşim içinde yeni meraklar edinen bu genç yazarlar, yazdıkları yazıları, öyküleri ve Şiirleri kahvelerde ya da pastanelerde birbirlerine okumuş, kimi zaman büyük tartışmalar yaşamış, kimi zaman da kendilerinden önceki kuşağa yönelik isyanlarını yeni edebiyat dergileri yayımlama kararı vererek göstermişlerdir. Her Şekilde bu mekânlar bazı edebiyatçılar için “okul” işlevi görmüş, farklı işlerde çalışır ya da farklı fakültelerde okurlarken, edebiyat eğitimlerini hayatın merkezinde yer alan bu mekânlarda almışlardır. Anılardan yola çıkarak, kahvelerde, pastane ve meyhanelerde yazarların neler konuştuklarını hatta masada kimin kimin yanına oturduğunu, kimin kiminle daha iyi anlaştığını, ünlü bir edebiyatçının basit zaaflarını öğrenmek bile, o dönemin ruhunu ve edebiyatın yaşam damarlarını idrak etmemize yardımcı olacaktır.

İstanbul’da, Osmanlı’nın Avrupa kültürüne yakınlaştığı Tanzimat döneminden itibaren, Batılı tarzda bazı pastaneler ve kahveler açılmaya başlar. Başlıcaları Lebon,, Markiz, Baylan ve Nisuaz’dır.

 

Lebon Pastanesi: 

lebon pastanesi3

19. yüzyılın ortalarında Fransız Eduard Lebon tarafından açılan ve Fransız “café” geleneğinin ilk örneği olan “Lebon Pastanesi”, Namık Kemal ve Ziya Paşa’dan başlayarak Servet-i Fünuncuları, Fecr-i Aticileri ve daha sonra çağdaş edebiyatçıları ağırlayan başlıca yerlerden biri olmuştur. Salâh Birsel’in belirttiğine göre Ziya Paşa kimi zaman konuşma sırasında sonradan Zafernâme‟de yer alacak Şiirler de yazar. Zaten o Zafernâme‟yi çoğu zaman kahvelerde bilardo oynarken söylemiş ve yazdırmıştır (1983, 43).Yahya Kemal ve Abdülhak Hâmit de 1911-12 yıllarında sık sık gelirler Lebon‟a. Lebon‟un pastaları o kadar meşhurdur ki, Orient Express treni ile İstanbul’a gelen misafirler öncelikle Lebon'a uğrayıp pasta yerler.

lebon pastanesi2

Seçkinler merkezi olarak bilinen ve “chez Lebon, tout est bon” (Lebon‟da her Şey güzeldir) deyişiyle belleklerde yer edinen Lebon'a zamanında Şapkasız beyefendi ve hanımefendilerin

giremediği söylenir. Lebon Pastanesi‟nin 1940 yılında yolun karşısına geçmesiyle, onun yerine Markiz Pastanesi Açılmıştır. Lebon 1960’larda eski canlılığını kaybetti, daha sonra da kapandı. 1992’de Hotel Richmond’un altında tekrar açıldı. Günümüzde İstiklâl Caddesi’ndeki Hidivyal Palas’ın altında 231/a numarada Lebon ismine sahip bir mekân müşterilerine hizmet vermektedir.

Lebon'dan anılar 

Abdülhak Şinasi, Süleyman Nazif’le Lebon Pastanesi’nde bir masada otururken içeri Abdülhak Şinasi’nin küçük kardeşi girer. Kardeşini Süleyman Nazif’le tanıştırmak isteyen Abdülhak Şinasi, kardeşine “Geliniz, sizi Süleyman Nazif Bey’e takdim edeyim.” der. Süleyman Nazif, Abdülhak Şinasi’nin kardeşiyle bile “siz”li konuşmasına çok şaşırır ve espriyi patlatır: “Kuzum, siz Paris’te bulunduğunuz zaman Sen Nehri’ne de Siz Nehri mi derdiniz?”

 

Markiz Pastanesi:

MARKİZ PASTANESİ

Markiz Pastanesi de yeni edebiyatçı müdavimler edinerek ününü günümüze kadar taşımıştır. Yahya Kemal, Ahmet Haşim, Faruk Nafiz, Yakup Kadri gibi pek çok ünlü yazar ve sanatçıyı ağırlayan Markiz Pastanesi, Avrupalı dekorasyonu, ünlü “ilkbahar” ve “sonbahar” tabloları, süsleme ve vitrayları ile1970`li yıllara kadar Beyoğlu tarihine tanıklık eder. 70`li yıllarda önce içinde bulunduğu Aynalı Pasajı, ardında da 1980‟de Markiz Pastanesi kapatılır. Haldun Taner’in Markiz’in kapatılmaması için verdiği mücadele, sevenleri için unutulmayacak kadar değerlidir. Pastane, bazı şairlerin şiirlerinde de geçer. Örneğin Ümit Yaşar Oğuzcan‟ın“Ayten‟in Sonu” Şiirine mekân olmuştur:

Ayten’i Markiz pastanesinde vurdular Onu ben vurdum
Ayten kanlar içinde düştü yere
Bense ağlıyordum
Aldılar götürdüler beni
Bu cinayetin hesabını sordular 
Dedim Ayten’i ben vurmadım
Onu Markiz pastanesinde vurdular. (Oğuzcan 2007, 365)

 

İkinci yeni Şairi Edip Cansever ise “Ben Ruhi Bey Nasılım” Şiirinde uğramıştır Markiz’e:

Markiz'e uğradım, dört mevsimden süzülmüş bir konyak içtim
Düzeltip arada bir bıyıklarımı
Uçları hafifçe ıslak 
Bir ara pencere camında kendime baktım
Baktım ki, ben Ruhi Bey
Nasıl olan Ruhi Bey

 

Baylan Pastanesi:

baylan-pastanesi

1923 yılında açılan, bu nedenle de Cumhuriyetle yaşıt olan Baylan pastanesi ise Beyoğlu İstiklal Caddesi'nde Luvr Apartmanı’nın zemin katındadır. Kurulduğu yıllarda Fransızca I'Orient (şark)sözcüğünün okunuşu olan “Loryan” adını taşımaktadır. Yabancı adların Türkçeleştirilmesini öngören yasa uyarınca 1934 yılında pastane, “kusursuzluk, mükemmellik" anlamına gelen “Baylan” adını alır. Bugün çoğu hayatta olmayan birçok edebiyatçı, Şair, ressam, karikatürist ve tiyatrocunun buluşma yeri olan İstiklal Caddesi’ndeki Baylan’ın müdavimleri arasında Attilâ İlhan, Oktay Akbal, Behçet Necatigil, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Haldun Taner, Salah Birsel, Peyami Safa, Orhan Kemal, Orhan Duru, Ahmet Oktay gibi yazarlar vardır. Leyla Erbil, Tomris Uyar, Sevim Burak gibi kadın yazarlar da pastanenin müdavimlerindendir.

baylan pastanesi

Salâh Birsel’in belirttiğine göre, 1948 yılında bir akşamüstü Baylan’a girecek olursanız orada Oktay Akbal’ı, Behçet Necatigil’i, Salâh Birsel’i görebilirsiniz; ancak burası “asıl şenliğini 1952 yılında Attilâ İlhan buraya gelip de otağ kurduktan sonra kazanacaktır” (1983,312). Nitekim Attilâ İlhan, etkileyici üslûbu ve genç edebiyatçıları çevresine toplayabilme yeteneğiyle 1950 kuşağı yazarlarını, en azından bir dönem, etkisi altına alan önemli bir isimdir. Bu etkiyi Birsel, çarpıcı bir anekdotla anlatır: Attilâ İlhan 1956 yılının başlarında Mavi dergisinde sosyal realizm (toplumcu gerçekçilik)üzerine birtakım yazılar yazmaya başlar. Baylan’daki edebiyatçıları İlhan’ın çevresine toplayan da başlangıçta bu yazılar olmuştur. İlhan’ın romanı Zenciler Birbirine Benzemez 1957 yılında yayımlanmadan önce Baylancılar bu romanı bizzat yazarının ağzından dinlerler. İlhan çevresindekilere bir önceki romanı Sokaktaki Adam’ı okuyup okumadıklarını sorduğunda aldığı yanıt çarpıcıdır: “Okumak ne demek? Ezberledik abi” (1983, 319). Bu “kayıtsız Şartsız” denebilecek bağlılığa karşılık, İlhan’ın epeyce “yürekli” çıkışları (örneğin bir konuşmasının sonunda iyice coşmuş ve “Biz sosyalistiz arkadaşlar!” diye bağırmıştır), çevresindeki genç edebiyatçıların da sivil polis takibine alınmalarına neden olmuştur. Birsel’in belirttiğine göre, Baylan’daki masaların yarısını edebiyatçılar doldurmuşsa, bir  bölümünü de sivil polisler işgal etmektedir (1983, 320). Ahmet Oktay, Baylan’ı Şu sözlerle anlatır: “Baylan, İstiklal Caddesi’nde, Atlas Sineması’nın tam karşısında bir pastaneydi. Yüksek tavanlı, aydınlık, temiz. Burasını yazarların, Şairlerin karargâhı yapan Attilâ İlhan’dı.

Türk edebiyat tarihi açısından Baylan Pastanesinin önemi tartışılmaz. Pek çok önemli edebiyatçının bir araya geldiği, yeni yazdıkları Şiir, öykü ya da makaleleri birbirlerine ilk kez okuduğu bir mekândır Baylan. Pek çok edebiyat meselesini tartışarak bu tartışmalardan edindikleri izlenimlerle yazılar yayımlayan Baylancılar, özellikle 1950-1960 arasında edebiyat dünyasında yaşanan hareket ve bereketin baş aktörleri olmuşlar ve Mavi hareketinin öncülüğünü yapmışlardır. Baylan Pastanesi de hiç şüphesiz bu tartışmaların yaşandığı ve ev sahipliği yaptığı genç edebiyatçıların katılımıyla Mavi dergisinin neredeyse bir akım kimliği kazanmasına yol açan renkli bir sahnedir.

Fikret Hakan, edebiyatçı adıyla Bumin Gaffar ise Baylan hakkında Şunları söyler: Ömer Faruk Toprak’tan tut da Atilla İlhan’a varıncaya kadar Baylancıydık. Bizler çömezlerdik. Erdal Öz, ben, Hilmi Yavuz. Ankara‟dan geldikçe Bekir Çiftçi, Güner Sümer, bizlere katılırlardı. Ahmet Oktay vardı. Baylan aslında genç edebiyatçıların bir yuvası halindeydi. Bir tür sanatevi gibiydi. Güzel bir okul oldu bizler için orası. 1953-58 arası çok etkiliydi Baylan. Aklınıza gelen bütün edebiyatçılar uğrardı. Çok güzel bir  mozaiktik orda. (Hakan 2005)

 

Nisuaz Pastanesi:

nisuaz-pastanesi

Beyoğlu’nun diğer önemli edebiyatçı pastanesi, Nisuaz Pastanesi’dir. Ayhan Işık Sokağı ile İstiklal Caddesi’nin köşesinde, Şimdiki Garanti Bankası’nın yerinde bulunan pastanenin sahibi Niko Kiriçis ve tüm çalışanları Rum’dur. Pastane, özellikle Cumartesi günleri pek çok edebiyatçıyı ağırlar. Sait Faik 14 Mart 1941′de Orhan Veli’ye mektubunda “Burada eski tas eski hamam. Cumartesi günleri Nisuaz’da üdeba toplanır. Kararlar verilir” diye bahseder bu pastaneden.

Salâh Birsel Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu kitabında Nisuaz için Şunları söyler: “Cumartesileri Nisuaz'ın arka dilimi tam bir edebiyat fakültesine dönüşür. O gün oraya edebiyatçılardan başka profesörler de dolar. Bunların tümü de kahve kurtaran aslanlardır. Yirmi yıllarını Nisuaz‟ı kurtarmaya vermişlerdir. Onlar burada ta 1930‟lardan beri toplanırlar” (1983, 109). Ardından Birsel Cumartesi toplantılarına gelenleri Şöyle sıralar: “işte en önde Sabri Esat Siyavuşgil. Onun arkasında her konuda yazan Hilmi Ziya Ülken. Onun arkasında Nisuaz Edebiyat Fakültesi Dekanı Mustafa Şekip Tunç. Onun arkasında yere basmadan yürüyen Vehbi Eralp. Onun arkasında Kırtipil adıyla ün salmış Ahmet Hamdi Tanpınar”(1983, 109).

1945-1955 yılları arasında Nisuaz‟a uğramamış bir edebiyatçı yok gibidir: Sait Faik, Celâl Sılay, Arif Dino, Sabahattin Kudret Aksal, Hasan İzzetin Dinamo, Asaf Hâlet Çelebi, Hüsamettin Bozok, Orhon Murat Arıburnu ve daha pek çok edebiyatçının vazgeçilmez mekânlarındandır Nisuaz. Sevengül Sönmez’in “Nisuaz’da Buluşalım” yazısında belirttiğine göre, pastane yalnızca edebiyatçıların birbirlerine Şiirlerini okudukları, tartışmalar yaptıkları bir yer olmakla kalmamış, pek çok derginin de yayımlanma fikri burada doğmuŞ ve bu dergilerin yayın toplantıları da burada yapılmıştır. Örneğin Hilmi Ziya‟nın İnsan‟ı ve Burhan Arpad‟ın İnanç’ı Nisuaz da doğmuş dergilerdendir (2006, 78).

Hilmi Yavuz Ceviz Sandıktaki Anılar kitabında, 1950 kuşağı edebiyatçılarının Beyoğlu pastanelerine olan düşkünlüklerini şöyle yorumlar: “İlk gençliklerini 1950‟li yılların sonuna doğru kapatmakta olan bizler için Tünel ile Taksim arasındaki pastanelerde oturmak, o hep gidebilme düşleri kurduğumuz Paris ya da Viyana’daki zarif  kaldırım üstü kahvelerinden birinde oturmak gibi duyumsanıyordu”(2001, 127). Hilmi Yavuz yine anılarında, Tokatlıyan, Lebon, Markizgibi pastanelerin o dönemin yeniyetme edebiyatçılarına Yahya Kemal‟in, Abdülhak Şinasi‟nin oturdukları mekânlar olarak uzak, eski ve yabancı geldiğini, bu mekânlara gitmemezlik edemediklerini ama biraz çekinerek içeri girdiklerini söyler (2001, 128). Her ne kadar bazı kuşak çatışmaları yaşansa ve pastanelerin müdavimleri bazı çevrelerce özenti olmakla, yerli değerleri küçük görmekle suçlansalar da, öyle görünüyor ki Beyoğlu’nun pastaneleri, edebiyatçılar için uzun yıllar gözde mekânlar olmayı sürdürmüştür.

Jale Özata Dirlikyapan'ın İstanbul’da Edebiyatçıların mekânları adlı makalesinden yararlanılmıştır.

Paylaş
Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

Bu Yazıya Toplam 0 Yorum Yapılmış

İsminiz

E-Posta Adresiniz

Şehir

Önceki yazıyı okuyun:
İSTANBUL’DA EDEBİYATÇILARIN UĞRAK YERİ OLAN LOKANTA VE MEYHANELER

İSTANBUL’DA EDEBİYATÇILARIN UĞRAK YERİ OLAN LOKANTA VE MEYHANELER İstanbul, kültürel ve tarihi dokusuyla tarih boyunca edebiyatçılara esin kaynağı olmuş ve...

Kapat