DİĞER İÇERİKLER

ÖMER SEYFEDDİN VE YENİ LİSÂN

Ana Sayfa » 11.SINIF » TÜRK EDEBİYATI » 11.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI » ÖMER SEYFEDDİN VE YENİ LİSÂN
Sitemize 12 Nisan 2015 tarihinde eklenmiş ve 95 views kişi tarafından ziyaret edilmiş.

ÖMER SEYFEDDİN VE YENİ LİSÂN

Yeni Lisan davasını ilk defa ortaya atarak onu tam bir sebat ve samimiyetle açıklayıp savunan ve ilk başarılı örneklerini de veren Ömer Seyfeddin, son devir Türk hikâyeciliğinin en mühim şahsiyetidir. Konularını çoğunlukla gerçek hayattan alan eserlerinde yapmak istediği şey, millî şuuru kuvvetlendirmek ve – aksak yönleri mizah yollu tenkit ederek- Türkiye’nin medeni kalkınmasını hızlandırmaktır. Bunun içindir ki Batı medeniyetini yarım yamalak benimsemeyi meziyet sayanlara, züppe ve dejenerelere şiddetle düşmandır.

Yeni Lisân11 Nisan 1911’de Genç Kalemler’de yayımlanan Yeni Lisân adlı makalenin yazar hanesinde “?”  vardır. Bazı araştırmacılar, bu makalenin –sahip olduğu üsluptan hareketle- yazarının Ömer Seyfeddin olabileceğini savunur. Ömer Seyfeddin, Yeni Lisân makalesinin, "Eski Lisân" başlığı altındaki ilk kısmında; Asya’dan garba, Anadolu'ya hicret ettiğimizi, din ve edebiyatın bize Arabî ve Farisî öğrettiğini söyler. Ona göre, hicretin ilk asırlarında Arap ve Fars dillerinden lisanımıza birçok kelimeler girmiştir. Edebiyat, sanat ve süsleme fikri Arabî ve Fârisî kaideler de getirmiştir. Türkçe böylelikle sun'î bir hal almış, fakat aslını, esası olan fiilleri ve sığaları muhafaza etmiştir. Bu durum Ömer Seyfeddin'e ve millî edebiyatçılara Türkçeyi tekrar eski sâfiyet ve tabiiliğine ircâ etmek ümidini vermiştir.

Ona göre edebiyatımız iki devre ayrılır:

I- Şarka doğru: İran'a,

II- Garba doğru: Fransa’ya.

Eski edebiyatın son mümessili Muallim Naci’dir. Ondan sonra, Akif Paşa'dan beri teşkiline başlanan Avrupa mektebi meydana çıkar. Servet-i Fünuncular'dan Tevfik Fikret ve Cenab Şahabeddin, milliyetimize, hissimize, zevkimize muhalif; fakat güzel şiirler, Fransız tarzı şiirler vücûda getirmişlerdir. Servet-i Fünuncular'dan hiçbirisi esaslı ve mühim bir yenilik göstermiş sayılamazlar. Onlarda öyle mısralara rastlanır ki, içinde hiç Türkçe kelime yoktur. Eski nazım şekillerini değiştirip, soneleri almış ve bir salon edebiyatı vücuda getirmişlerdir. Fecr-i Âticiler de Servet-i Fünuncuları tekrar etmişlerdir. Servet-i Fünunculardan tek ayrıldıkları nokta, onların en kullanılmayan kelimeleri kamuslardan bulmalarına mukabil, Fecr-i Ati mensuplarının bunu yapmamasıdır. Fecr-i Âticiler gençtirler, zekidirler, vatanın ümidi onlardadır. Onlar çalışacak, okuyacak, tekâmül edeceklerdir. Bizi millî bir edebiyattan mahrum bırakan eski ve sun'i lisanı terk edeceklerdir. Dünküleri taklit etmekten vazgeçtikleri gün hakiki bir fecir olacak, onların sayesinde yeni bir lisanla terennüm olunan millî bir edebiyat doğacaktır.

Ömer Seyfeddin'e göre, şimdi yeni bir hayata, bir intibak devresine giren Türklere tabii bir lisan, kendi lisanları lazımdır. Millî bir edebiyat vücuda getirmek için, önce millî dil gerekir. Eski lisan hastadır. Hastalıkları, bilhassa içindeki yabancı kaidelerdedir. Artık hareket zamanı gelmiş, hatta geçmiştir. Bize geniş, muntazam ve mazbut bir dil lazımdır. Türkçe dünyanın en mükemmel, sade ve tabii gramerine sahiptir. Onun içinden ecnebi kaideleri; Arabî ve Farisi terkipleri, edatları çıkarır ve şimdilik edebî ve fennî ıstılahlara dokunmazsak dilimiz, ileride bunları da Türkçeleştirmek şartıyla, millî ve mükemmel bir dil olabilir.

  1. Arabî ve Farisî kaideleriyle yapılan bütün terkipler terk olunacak. Tekrar edelim: Fevkalâde, hıfzıssıhha, darbımesel, sevkitabii gibi klişe olmuş şeyler müstesna…
  2. II. Türkçe cem edatından başka kat'iyyen ecnebi cem edatları kullanılmayacak: İhtimâlât, mekâtip, memurin, hastegân yazacak yerde ihtimaller, mektepler, memurlar, hastalar yazacaksınız. Tabii kâinat, inşaat, ahlâk, Müslüman gibi klişe hâline gelmişler müstesna…
  3. III. Diğer Arabi ve Farisi edatları da atacaksınız! Eyâ, ecil, ez, men, an, ender, ba, beray, bi, na, ter,çi, çent, zi, âlâ, fi, gâh, gin, âza, veş, ver, nâk… gibi edatlar terk olunacak; ancak tekellüme girmiş tamamıyle Türkçeleşmiş olan, ama, şayet, şey, keşki, lâkin, nâşi, hemen, hem, henüz, yâni… gibileri kullanılacak. Unutmayalım ki, terk olunmasını arzu ettiğimiz bu edatlar kullanılsa bile terkip kaideleri gibi lisanın tekellümüne giren, "san'atkâr gibi kelimeleri serbestçe söyler ve yazabiliriz.

Farisi kelimeleri, Türkçemizdeki manalarına göre isim veyahut sıfat telâkki edeceğiz. Farisî ve Arabî nispet manasını ve edatını haiz olan kelimelere umumiyetle sıfat diyeceğiz. Lisanımızda yalnız Türkçe kaideleri hükmedecek, yalnız Türkçe kaideleri… Türkçenin mekanizmasını bozan Arabî ve Farisi kaideleri bilmeyeceğiz. Anlamayacağız. Bu adım kat'i adım olacak, yeni lisanla ilmî, edebî, fennî yazılar yazacağız, hikâyeler telif, şiirler tanzim edeceğiz ve eskilerden kimse, hatta Edebiyat-ı Cedîde'nin, şimdi susan o meyus ve müteheyyic münekkidi bile artık mütehekkimâne "bizim lisanımızı, dünkülerin lisanını telâffuz ediyorsunuz “demeye cesaret edemeyecek. Görecekler ki bu lisan başka bir şeydir. Saftır, tabiidir. Fuzuli ve Nef'i lisanının bir karikatürü, bir taklidi, bir harabesi, yani dünkülerin lisanı değildir. Şüphesiz ihtiyarlar mevcudiyetlerini muhafaza etmek hissine mağlup olacaklar, ölümlerini tahakkuk ettirecek, henüz altında kımıldadıkları taze kabirlerinin üzerine bir nisyan abidesi dikecek olan bu teşebbüse tenezzül etmiyorlarmış gibi -hücum etmezlerse bile- düşman kalacaklardır.

Paylaş
Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

Bu Yazıya Toplam 0 Yorum Yapılmış

İsminiz

E-Posta Adresiniz

Şehir

Önceki yazıyı okuyun:
MEHMED EMİN YURDAKUL’UN HAYATI, ESERLERİ VE EDEBİ KİŞİLİĞİ

MEHMED EMİN YURDAKUL Henüz Mekteb-i Hukuk’ta bulunduğu esnada, Fazilet ve Asalet isimli, ruh asaletinin soy asaletinden üstün olduğu fikrini ileriye...

Kapat