OSMANLI TÜRKÇESİ SÖZLÜĞÜ – OSMANLICA SÖZLÜK ( İ – J – K – L )

Ana Sayfa » MATERYALLER » SÖZLÜKLER » OSMANLI TÜRKÇESİ SÖZLÜĞÜ – OSMANLICA SÖZLÜK ( İ – J – K – L )
Sitemize 18 Ağustos 2014 tarihinde eklenmiş ve 333 views kişi tarafından ziyaret edilmiş.
 
 
İ
 
i’câz (A.) [ زﺎﺠﻋا ] 1.aciz bırakma. 2.şaşırtma. i’dâdî (A.) [ یداﺪﻋا ] lise.
i’dâm (A.) [ ماﺪﻋا ] yok etme, öldürme. i’lâ (A.) [ ﻼﻋا ] yükseltme, yüceltme. i’lâ edilmek yükseltilmek, yüceltilmek. i’lâm (A.) [ مﻼﻋا ] bildirme.
i’lâm edilmek bildirilmek. i’lân (A.) [ نﻼﻋا ] ilan.
i’mâl (A.) [ لﺎﻤﻋا ] yapma, işleme.
 
i’mâr (A.) [ رﺎﻤﻋا ] bayındırlaştırma, mamûr etme. i’râz (A.) [ ضاﺮﻋا ] 1.yüz çevirme. 2.uzak durma.
i’tâ (A.) [ ﺎﻄﻋا ] 1.verme. 2.verilme. 3.ödeme. 4.ödenme. i’tâ edilmek 1.verilmek. 2.ödenmek.
i’tâ etmek 1.vermek. 2.ödemek. i’tâ olunmak verilmek.
i’tâk (A.) [ قﺎﺘﻋا ] âzâd etme, özgür bırakma.
 
i’tikâf (A.) [ فﺎﮑﺘﻋا ] bir yere kapanma, köşesine çekilerek yaşama. i’tilâ (A.) [ ﻼﺘﻋا ] 1.yükselme. 2.yüksek rütbeye ulaşma.
i’tizâl (A.) [ لاﺰﺘﻋا ] köşesine çekilme. i’tizâr (A.) [ راﺬﺘﻋا ] özür dileme.
i’vicâc (A.) [ جﺎﺝﻮﻋا ] eğrilme, burkulma.
 
i’zâm (A.) [ ماﺰﻋا ] 1.gönderme. 2.gönderilme. i’zâm edilmek gönderilmek, yollanmak.
i’zâm etmek göndermek, yollamak.
 
i’zâz (A.) [ زاﺰﻋا ] 1.değer verme. 2.ağırlama. iâde (A.) [ ﻩدﺎﻋا ] geri verme, geri gönderme. iâde edilmek geri verilmek, geri gönderilmek, iâde etmek geri vermek, geri göndermek.
iâde eylemek geri vermek.
 
iâde -i âfiyet etmek sağlığına kavuşmak. iâde -i itibâr edilmek itibarı geri verilmek. iâde -i ziyâret etmek ziyarete karşılık vermek. iâdeten (A.) [ ةدﺎﻋا ] geri verilmek üzere.
iânât (A.) [ تﺎﻥﺎﻋا ] yardımlar, bağışlar. iâne (A.) [ ﻪﻥﺎﻋا ] yardım, bağış.
iâşe (A.) [ ﻪﺵﺎﻋا ] geçindirme. ib’âd (A.) [ دﺎﻌﺑا ] uzaklaştırma.
ibâ’ (A.) [ ءﺎﺑا ] çekinme, uzak durma, kaçınma. ibâ’ etmek çekinmek, uzak durmak, kaçınmak. ibâd (A.) [ دﺎﺒﻋ ] kullar.
ibâdât (A.) [ تادﺎﺒﻋ ] ibadetler. ibâdet (A.) [ تدﺎﺒﻋ ] klluk, tapınma. ibâdet etmek kulluk etmek, tapınmak.
ibadetgâh (A.-F.) [ ﻩﺎﮕﺕدﺎﺒﻋ ] ibadet yeri, mabet.
 
ibâdethâne (A.-F.) [ ﻪﻥﺎﺧ تدﺎﺒﻋ ] ibadet edilecek yer. ibâdullah (A.) [ ﷲادﺎﺒﻋ ] 1.Tanrı’nın kulları. 2.çok, bol. ibâhat (A.) [ ﺖﺣﺎﺑا ] helal sayma, mübah görme.
ibâhî (A.) [ ﯽﺣﺎﺑا ] helal sayan, mübah gören. ibârât (A.) [ تارﺎﺒﻋ ] 1.cümleler. 2.paragraflar. ibâre (A.) [ ﻩرﺎﺒﻋ ] 1.cümle. 2.paragraf.
ibâret (A.) [ ترﺎﺒﻋ ] meydana gelen, oluşan.
 
ibâte (A.) [ ﻪﺕﺎﺑا ] gece yatırma, geceyi geçirtme, barındırma. ibdâ’ (A.) [ عاﺪﺑا ] yeni bir şey getirme, yaratma, geliştirme. ibdâ’ etmek yeni bir şey getirmek, yaratmak, geliştirmek. ibdâ’kâr (A.-F.) [ رﺎﮑﻋاﺪﺑا ] yaratıcı, yenilik getiren.
ibhâm (A.) [ مﺎﻬﺑا ] belirsizlik. ibhâmât (A.) [ تﺎﻡﺎﻬﺑا ] belirsizlikler.
ibkâ (A.) [ ﺎﻘﺑا ] 1.devamlılık kazandırma. 2.sınıfta bırakma. ibkâ etmek devamlılık kazandırmak, yaşatmak.
ibkâen (A.) [ ءﺎﻘﺑا ] eski yerinde bırakarak. ibl (A.) [ ﻞﺑا ] deve.
iblâğ (A.) [غﻼﺑا] 1.bildirme. 2.ulaştırma. iblîs (A.) [ ﺲﻴﻠﺑا ] 1.şeytan. 2.hileci. iblîsâne (A.-F.) [ ﻪﻥﺎﺴﻴﻠﺑا ] şeytanca.
ibn (A.) [ ﻦﺑا ] oğul.
 
ibrâ’ (A.) [ ءاﺮﺑا ] aklanma. ibrâ’ etmek aklanmak.
 
ibrâm (A.) [ ماﺮﺑا ] zorlama.
 
ibrânâme (A.-F.) [ ﻪﻡﺎﻥاﺮﺑا ] aklanma belgesi. ibrâz (A.) [ زاﺮﺑا ] gösterme.
ibrâz edilmek gösterilmek. ibrâz etmek göstermek.
ibre (A.) [ ﻩﺮﺑا ] 1.iğne. 2.gösterge. ibret (A.) [ تﺮﺒﻋ ] hayat dersi.
ibretâmîz (A.-F.) [ ﺰﻴﻡﺁ تﺮﺒﻋ ] ibret verici, ders verici. ibretbahş (A.-F.) [ ﺶﺨﺑ تﺮﺒﻋ ] ibret verici.
ibreten (A.) [ ةﺮﺒﻋ ] ibret olsun diye, ibret olarak.
 
ibrîk (A.) [ ﻖیﺮﺑا ] ibrik, ıbrık, su, şarap gibi sıvı konulan kap. ibrişim (F.) [ﻢﺸیﺮﺑا]  ipek, ibrişim.
ibtâl (A.) [ لﺎﻄﺑا ] geçersiz kılma, kaldırma, bozma.
 
ibtâl edilmek geçersiz kılınmak, kaldırılmak, bozulmak. ibtâl etmek geçersiz kılmak, kaldırmak, bozmak.
ibtidâ (A.) [ اﺪﺘﺑا ] 1.ilkin, önce. 2.başlangıç. 3.başlama. ibtidâ’ etmek başlamak.
ibtidâ’î (A.) [ ﯽﺋاﺪﺘﺑا ] 1.ilkel. 2.ilkokul. ibtidâr (A.) [ راﺪﺘﺑا ] başlama, girişme. ibtidâr edilmek başlanmak, girişilmek. ibtidâr etmek başlamak, girişmek. ibtihâc (A.) [ جﺎﻬﺘﺑا ] sevinme.
ibtilâ (A.) [ ﻼﺘﺑا ] tutkunluk, müptelalık, düşkünlük.
 
ibtinâ (A.) [ ﺎﻨﺘﺑا ] 1.bina etme. 2.dayanma. 3.bina edilme. ibtinâ etmek 1.kurmak. 2.dayanmak.
ibtinâ’en (A.) [ ءﺎﻨﺘﺑا ] dayanarak. ibzâr (A.) [ راﺰﺑا ] gösterme.
îcâb (A.) [ بﺎﺠیا ] gerekme, gerek.
 
îcâbât (A.) [ تﺎﺑﺎﺠیا ] gereklilikler, gerekler. icâbet (A.) [ ﺖﺑﺎﺝا ] 1.kabul edilme. 2.uyma. icâbet etmek uymak, muvafakat etmek.
îcâd (A.) [ دﺎﺠیا ] 1.var etme, yaratma. 2.icat.
 
îcâd edilmek 1.var edilmek, yaratılmak. 2.icat edilmek, buluş yapılmak. îcâd etmek 1.var etmek, yaratmak. 2.icat etmek, buluş yapmak.
icâleten (A.) [ ﺔﻝﺎﺠﻋ ] aceleyle, acele olarak.
 
îcâr (A.) [ رﺎﺠیا ] 1.kiralama. 2.kiraya verme. 3.kira. îcâr edilmek kiraya verilmek.
îcâr etmek kiraya vermek. icâre (A.) [ ﻩرﺎﺝا ] kira geliri.
îcâz (A.) [ زﺎﺠیا ] veciz anlatma, özlü söyleme.
 
icâzet (A.) [ تزﺎﺝا ] 1.izin. 2.mezuniyet belgesi, diploma. icâzetnâme (A.-F.) [ ﻪﻡﺎﻥ تزﺎﺝا ] diploma.
icbâr (A.) [ رﺎﺒﺝا ] zorlama. icbâr edilmek zorlanmak. icbâr etmek zorlamak.
iclâl (A.) [ لﻼﺝا ] ululama.
 
icmâ’ (A.) [ عﺎﻤﺝا ] bir araya getirme.
 
icmâl (A.) [ لﺎﻤﺝا ] 1.özetleme. 2.özet. 3.toplam. icmâl edilmek öçetlenmek.
icmâl etmek özetlemek.
 
icmâlen (A.) [ ﻻﺎﻤﺝا ] özetle, özetleyerek. icmâlî (A.) [ ﯽﻝﺎﻤﺝا ] derli toplu, özet halinde.
icrâ (A.) [ اﺮﺝا ] 1.yürütme, yapma, yerine getirme. 2.yapılma, yerine getirilme, yürütülme.
 
icrâ edilmek yürütülmek, yapılmak, yerine getirilmek. icrâ etmek yürütmek, yapmak, yerine getirmek.
icrâât (A.) [ تﺁاﺮﺝا ] yapılanlar.
 
ictihâd (A.) [ دﺎﻬﺘﺝا ] 1.çalışma, çabalama. 2.görüş. 3.dinî kaynaklar ışığında görüş bildirme.
 
ictimâ’ (A.) [ عﺎﻤﺘﺝا ] 1.toplanma, bir araya gelme, toplantı. 2.toplum. ictimâ’ etmek toplanmak, bir araya gelmek.
ictimâât (A.) [ تﺎﻋﺎﻤﺘﺝا ] toplantılar, bir araya gelişler. ictimâî (A.) [ ﯽﻋﺎﻤﺘﺝا ] toplumsal, sosyal, toplumbilimsel. ictimâileşme (A.-T.) sosyalleşme, sosyalizasyon. ictimâîleşmek sosyalleşmek.
ictimâiyyât (A.) [ تﺎﻴﻋﺎﻤﺘﺝا ] sosyoloji, toplumbilim. ictimâiyyâtçı (A.-T.) sosyolog, toplumbilimci.
ictimâiyyûn (A.) [ نﻮﻴﻋﺎﻤﺘﺝا ] sosyologlar, toplumbilimciler. ictinâb (A.) [ بﺎﻨﺘﺝا ] kaçınma, uzak durma, çekinme.
ictinâb etmek kaçınmak, uzak durmak, çekinmek.
 
ictisâr (A.) [ رﺎﺴﺘﺝا ] yüreklenme, cesaret bulma. ictisâr etmek cesaretlenmek, cesaret bulmak.
îd (A.) [ ﺪﻴﻋ ] bayram.
 
îd -i adhâ [ ﯽﺤﺽا ﺪﻴﻋ ] kurban bayramı.
 
îd -i fıtr [ ﺮﻄﻓ ﺪﻴﻋ ] ramazan bayramı, şeker bayramı. idâme (A.) [ ﻪﻡادا ] devam ettirme, sürdürme.
idâme edilmek sürdürülmek, devam edilmek.
 
idâre (A.) [ ﻩرادا ] 1.döndürme. 2.çekip çevirme, yönetme. 3.devlet dairesi.
 
4.yönetim.
 
idâre -i maslahat etmek işleri öyle veya böyle idare etmek. idâre -i örfiyye [ ﻪﻴﻓﺮﻋ ﻩرادا ] sıkıyönetim.
idârehâne (A.-F.) [ ﻪﻥﺎﺧ ﻩرادا ] yönetim bürosu. idârî (A.) [ یرادا ] yönetimsel.
idbâr (A.) [ رﺎﺑدا ] talihsizlik.
 
iddiâ (A.) [ ﺎﻋدا ] 1.düşüncesinde ısrar etme. 2.dava etme. 3.inat.
 
idhâl (A.) [ لﺎﺧدا ] 1.içeri alma, sokma. 2.yurt dışından getirme, dışalım, ithal. idhâl edilmek 1.içeri alınmak, sokulmak. 2.dışalım yapılmak.
idhâl etmek 1.içeri almak, sokmak. 2.yurt dışından getirmek, dışalım yapmak, ithal etmek.
 
idhâlât (A.) [ تﻻﺎﺧدا ] ithalat, dışalım malları. îdiyye (A.) [ ﻪیﺪﻴﻋ ] bayramlık, bayram bahşişi. idmân (A.) [ نﺎﻡدا ] 1.alıştırma. 2.spor, egzersiz. idrâk (A.) [ کاردا ] 1.kavrama, anlama. 2.erişme.
idrâk edilmek 1.kavranmak, anlaşılmak. 2.yaşanmak.
 
idrak etmek1.kavramak, anlamak. 2.yaşamak, görmek. idrâr (A.) [ راردا ] sidik.
îfâ (A.) [ ﺎﻔیا ] 1.yapma, yerine getirme. 2.ödeme.
 
îfâ edilmek 1.yapılmak, yerine getirilmek. 2.ödenmek. îfâ etmek 1.yapmak, yerine getirmek. 2.ödemek.
îfâ -yı vazife [ ﻪﻔﻴﻇو یﺎﻔیا ] görev yapma.
 
îfâ -yı vazife etmek görev yapmak, görevini yerine getirmek. ifâdât (A.) [ تادﺎﻓا ] ifadeler.
ifâde (A.) [ ﻩدﺎﻓا ] söylem, anlatım, dile getirme.
 
ifâde edilmek anlatılmak, belirtilmek, dile getirilmek. ifâde etmek anlatmak, belirtmek, dile getirmek.
ifâkat (A.) [ ﺖﻗﺎﻓا ] iyileşme. ifâkat bulmak iyileşmek.
ifâze (A.) [ ﻪﺽﺎﻓا ] 1.taşma. 2.bereketlendirme. iffet (A.) [ ﺖﻔﻋ ] namusluluk, namus düşkünlüğü. ifhâm (A.) [ مﺎﻬﻓا ] anlatma.
ifhâm etmek anlatmak.
 
iflâh (A.) [ حﻼﻓا ] rahata erme, kurtulma. iflâh etmek ondurmak, dertten kurtarmak. iflâh olmak iyileşmek, kurtulmak.
iflâs (A.) [ سﻼﻓا ] her şeyini yitirme, bitip tükenme. ifnâ (A.) [ ﺎﻨﻓا ] yok etme.
ifrâğ (A.) [ غاﺮﻓا ] dökme, boşaltma.
 
ifrât (A.) [ طاﺮﻓا ] aşırıya kaçma.
 
ifrâtkâr (A.-F.) [ رﺎﮑﻃاﺮﻓا ] aşırıya kaçan. ifratperestî (A.) [ ﯽﺘﺱﺮﭘ طاﺮﻓا ] aşırıcılık.
ifrâz (A.) [ زاﺮﻓا ] 1.parçalara bölme. 2.parselleme. 3.salgı. ifraz edilmek salgılanmak, çıkarılmak.
ifrâzât (A.) [ تﺎﺽاﺮﻓا ] 1.salgılar. 2.parsellemeler. ifrît (A.) [ ﺖیﺮﻔﻋ ] mitolojik canavar.
ifsâd (A.) [ دﺎﺴﻓا ] 1.bozma. 2.bozgunculuk yapma. ifsâd etmek bozmak, fesada sürüklemek.
ifşâ (A.) [ ﺎﺸﻓا ] açığa vurma. ifşâ edilmek açığa vurulmak. ifşâ etmek açığa vurmak.
ifşâât (A.) [ تﺁﺎﺸﻓا ] açığa vurmalar.
 
iftâr (A.) [ رﺎﻄﻓا ] 1.oruç açma. 2.Ramazan ayında verilen akşam yemeği. iftâr etmek oruç açmak.
iftâriyye (A.) [ ﻪیرﺎﻄﻓا ] iftarlık, iftar için hazırlanan yiyecek. iftihâr (A.) [ رﺎﺨﺘﻓا ] övünme, kıvanma, kıvanç.
iftihar etmek övünmek, gurur duymak. iftihâr etmek övünmek, kıvanç duymak. iftikâr (A.) [ رﺎﻘﺘﻓا ]yoksulluk çekme.
iftirâ (A.) [ اﺮﺘﻓا ] birine işlemediği suçu yıkma. iftirâk (A.) [ قاﺮﺘﻓا ] ayrılık.
iftirâs (A.) [ ساﺮﺘﻓا ] parçalama.
 
iftitâh (A.) [ حﺎﺘﺘﻓا ] 1.açılış. 2.başlama. iftizâh (A.) [ حﺎﻀﺘﻓا ] rezillik, skandal.
iğbirâr (A.) [ راﺮﺒﻏا ] kırılma, alınma, gücenme.
 
iğfâl (A.) [ لﺎﻔﻏا ] 1.aldatma, kandırma. 2.ırza geçme.
 
iğfâl edilmek 1.aldatılmak, kandırılmak. 2.ırzına geçilmek. iğfâl etmek 1.aldatmak, kandırmak. 2.ırzına geçmek.
iğlâk (A.) [ قﻼﻏا ] üstü kapalı konuşma. iğlât (A.) [ طﻼﻏا ] yanıltma.
iğmâz (A.) [ ضﺎﻤﻏا ] görmezden gelme, göz yumma.
 
iğnâ (A.) [ ﺎﻨﻏا ] zengin etme, kimseye muhtaç olmayacak hale getirme. iğrâk (A.) [ قاﺮﻏا ] 1.boğma. 2.abartma.
iğtinâm (A.) [ مﺎﻨﺘﻏا ] 1.ganimet bilme. 2.ganimet alma. iğtişâş (A.) [ شﺎﺸﺘﻏا ] karışıklık, kargaşa, anarşi. iğtişâşât (A.) [ تﺎﺵﺎﺸﺘﻏا ] karışıklıklar, anarşiler.
iğvâ (A.) [ اﻮﻏا ] azdırma, ayartma. iğvâ etmek azdırmak, ayartmak.
ihâle (A.) [ ﻪﻝﺎﺣا ] havale etme, bırakma.
 
îhâm (A.) [ مﺎﻬیا ] iki anlama gelen kelimenin uzak anlamını kasdetme. ihânet (A.) [ ﺖﻥﺎها ] hainlik.
ihâta (A.) [ ﻪﻃﺎﺣا ] 1.kavrama. 2.kuşatma, sarma. ihâta edilmek çevrelenmek, sarılmak, kuşatılmak. ihâta etmek 1.kavramak. 2.kuşatmak, sarmak. ihbâr (A.) [ رﺎﺒﺧا ] bildirme, haber verme.
 
ihbar etmek bildirmek, haber vermek. ihbârnâme (A.-F.) [ ﻪﻡﺎﻥرﺎﺒﺧا ] bildiri kağıdı. ihdâ (A.) [ اﺪها ] hediye etme.
ihdâ edilmek hediye edilmek. ihdâ etmek hediye etmek.
ihdâs (A.) [ ثاﺪﺣا ] kurma, oluşturma, meydana getirme. ihdâs edilmek kurulmak, oluşturulmak, meydana getirilmek. ihdâs etmek kurmak, oluşturmak, meydana getirmek.
ihdas olunmak kurulmak, oluşturulmak, konulmak. ihfâ (A.) [ ﺎﻔﺧا ] gizleme, saklama.
ihfâf (A.) [ فﺎﻔﺧا ] hafife alma. ihkâk (A.) [ قﺎﻘﺣا ] hakkını verme. ihkâk -ı hak [ ﻖﺣ قﺎﻘﺣا ] hakkını verme. ihlâ (A.) [ ﻼﺧا ] boşaltma.
ihlâk (A.) [ کﻼها ] helak etme, yok etme, öldürme. ihlâl (A.) [ لﻼﺧا ] bozma, lekeleme, halel getirme. ihlâl edilmek bozulmak, halel getirilmek.
ihlâl etmek bozmak, halel getirmek. ihlâs (A.) [ صﻼﺧا ] içtenlik, dürüstlük.
ihmâl (A.) [ لﺎﻤها ] önemsememe, savsaklatma. ihmâlkâr (A.-F.) [ رﺎﮑﻝﺎﻤها ] ihmalci.
ihrâc (A.) [ جاﺮﺧا ] 1.çıkartma. 2.dışsatım, yurt dışına gönderme. ihrâc edilmek 1.çıkarılmak. 2.dışsatım yapılmak, ihraç edilmek.
 
ihrâc etmek 1.çıkarmak. 2.dışsatım yapmak, ihraç etmek. ihrac olunmak çıkarılmak.
ihrâcât (A.) [ تﺎﺝاﺮﺧا ] 1.çıkarmalar. 2.dışsatımlar. ihrâk (A.) [ قاﺮﺣا ] yakma.
ihrak edilmek yakılmak. ihrak olunmak yakılmak.
ihrâm (A.) [ ماﺮﺣا ] hac zamanı giyilen beyaz giysi. ihrâz (A.) [ زاﺮﺣا ] kazanma, elde etme.
ihraz etmek kazanmak, elde etmek. ihsâ (A.) [ ﺎﺼﺣا ] sayma.
ihsâî (A.) [ ﯽﺋﺎﺼﺣا ] sayım ile ilgili, istatistik. ihsâiyyât (A.) [ تﺎﻴﺋﺎﺼﺣا ] istatistik.
ihsâiyye (A.) [ ﻪﻴﺋﺎﺼﺣا ] istatistik. ihsân (A.) [ نﺎﺴﺣا ] 1.bağış. 2.iyilik. ihsâs (A.) [ سﺎﺴﺣا ] hissettirme.
ihtâr (A.) [ رﺎﻄﺧا ] uyarı, hatırlatma. ihtâr edilmek uyarılmak, hatırlatılmak. ihtâr etmek uyarmak, hatırlatmak. ihticâc (A.) [ جﺎﺠﺘﺣا ] kanıt gösterme.
ihtidâ (A.) [ اﺪﺘها ] hidayete erme, müslüman olma. ihtidâ etmek hidayete ermek, müslüman olmak. ihtifâ (A.) [ ﺎﻔﺘﺧا ] gizlenme.
ihtifâl (A.) [ لﺎﻔﺘﺣا ] anma töreni.
 
ihtikâr (A.) [ رﺎﮑﺘﺣا ] vurgun.
 
ihtilâc (A.) [ جﻼﺘﺧا ] 1.çırpınma. 2.seğirme. ihtilâf (A.) [ فﻼﺘﺧا ] uyuşmazlık.
ihtilâfat (A.) [ تﺎﻓﻼﺘﺧا ] uyuşmazlıklar.
 
ihtilâl (A.) [ لﻼﺘﺧا ] 1.bozukluk, arıza. 2.ihtilal. ihtilâlat (A.) [ تﻻﻼﺘﺧا ] 1.bozukluklar. 2.ihtilaller. ihtilâm (A.) [ مﻼﺘﺣا ] düşazma, şeytan aldatması.
ihtilâs (A.) [ سﻼﺘﺧا ] zimmetine para geçirme, para çalma. ihtilât (A.) [ طﻼﺘﺧا ] 1.karışma. 2.görüşme, kaynaşma. ihtilât etmek karışmak.
ihtimâl (A.) [ لﺎﻤﺘﺣا ] 1.olasılık. 2.yüklenme. 3.belki. ihtimal ki (A.-F.) [ ﻪﮐ لﺎﻤﺘﺣا ] belki de, muhtemelen. ihtimal vermek sanmak, tahmin etmek.
ihtimâlât (A.) [ تﻻﺎﻤﺘﺣا ] olasılıklar. ihtimâm (A.) [ مﺎﻤﺘها ] özen.
ihtinâk (A.) [ قﺎﻨﺘﺧا ] boğulma. ihtirâ (A.) [ عاﺮﺘﺧا ] icat, buluş. ihtirâat (A.) [ تﺎﻋاﺮﺘﺧا ] buluşlar. ihtirak (A.) [ قاﺮﺘﺣا ] yanma.
ihtirâm (A.) [ ماﺮﺘﺣا ] saygı duyma, hürmet etme. ihtirâmen (A.) [ ﺎﻡاﺮﺘﺣا ] saygıyla, saygı duyarak. ihtirâs (A.) [ صاﺮﺘﺣا ] aşırı hırs.
ihtirâz (A.) [ زاﺮﺘﺣا ] kaçınma, çekinme, uzak durma, geri durma.
 
ihtirâz etmek kaçınmak, çekinmek, uzak durmak, geri durmak. ihtisâr (A.) [ رﺎﺼﺘﺧا ] kısaltma, özetleme.
ihtisâr edilmek kısaltılmak, özetlenmek. ihtisâr etmek kısaltmak, özetlemek.
ihtisâren (A.) [ ارﺎﺼﺘﺧا ] özetle, kısaltarak, kısaca. ihtisâs (A.) [ صﺎﺼﺘﺧا ] uzmanlık.
ihtişâm (A.) [ مﺎﺸﺘﺣا ] görkem. ihtitâm (A.) [ مﺎﺘﺘﺧا ] sona erme. ihtivâ (A.) [ اﻮﺘﺣا ] içerme. ihtivâ etmek içermek.
ihtiyâc (A.) [ جﺎﻴﺘﺣا ] 1.gereksinim2.yoksulluk. ihtiyâcât (A.) [ تﺎﺝﺎﻴﺘﺣا ] gereksinimler.
ihtiyâl (A.) [ لﺎﻴﺘﺣا ] hile yapma.
 
ihtiyâr (A.) [ رﺎﻴﺘﺧا ] 1.seçme. 2.seçilme. 3.seçme hakky. 4.yaşlı. ihtiyârî (A.) [ یرﺎﻴﺘﺧا ] kişisel seçime bağlı, isteğe bağlı.
ihtiyât (A.) [ طﺎﻴﺘﺣا ] 1.tedbirli davranış. 2.yedek.
 
ihtiyâten (A.) [ ﺎﻃﺎﻴﺘﺣا ] tedbirli davranarak, ihtiyatlı olarak. ihtiyatkâr (A.-F.) [ رﺎﮐ طﺎﻴﺘﺣا ] tedbirli, ihtiyatlı.
ihtizâr (A.) [ رﺎﻀﺘﺣا ] can çekişme. ihtizâz (A.) [ زاﺰﺘها ] titreme, titreyiş. ihvân (A.) [ ناﻮﺧا ] dostlar.
ihyâ (A.) [ ﺎﻴﺣا ] 1.diriltme, yaşatma. 2.canlılık kazandırma. 3.geceyi ibadet ederek geçirme.
 
ihyâ olunmak yaşatılmak, canlandırılmak.
 
ihzâr (A.) [ رﺎﻀﺣا ] 1.çağırma, huzura getirme. 2.hazırlama. 3.hazırlanma. ihzar etmek 1.hazırlamak. 2.getirmek.
ihzârî (A.) [ یرﺎﻀﺣا ] hazırlayıcı. ik’âd (A.) [ دﺎﻌﻗا ] oturtma.
îkâ (A.) [ ﺎﻘیا ] yapma.
 
îka etmek vermek, bırakmak. ikâb (A.) [ بﺎﻘﻋ ] ceza.
ikâl (A.) [ لﺎﻘﻋ ] 1.bağ. 2.köstek, pranga.
 
ikâme (A.) [ ﻪﻡﺎﻗا ] 1.kaldırma. 2.oturma. 3.yerine koyma. ikâme etmek yerine koymak.
ikâmet (A.) [ ﺖﻡﺎﻗا ] 1.oturma. 2.namaza durma. ikâmetgah (A.-F.) [ ﻩﺎﮕﺘﻡﺎﻗا ] oturma yeri.
îkâz (A.) [ ظﺎﻘیا ] 1.uyandırma. 2.uyarma. îkâz edilmek uyarılmak.
îkâz etmek uyarmak.
 
ikbâl (A.) [ لﺎﺒﻗا ] 1.talih. 2.mutluluk. ikdâm (A.) [ ماﺪﻗا ] girişim.
iklîm (A.) [ ﻢﻴﻠﻗا ] 1.ülke, yer, diyar. 2.coğrâfî yaşam koşulları. ikmâl (A.) [ لﺎﻤﮐا ] 1.tamamlama, bitirme. 2.bütünleme.
ikmâl edilmek tamamlanmak, bitirilmek. ikmâl etmek tamamlamak, bitirmek.
iknâ (A.) [ عﺎﻨﻗا ] razı etme.
 
iknâ etmek razı etmek.
 
ikrâh (A.) [ ﻩاﺮﮐا ] tiksinme, iğrenme. ikrâh etmek tiksinmek, iğrenmek.
ikrâhen (A.) [ ﺎهاﺮﮐا ] tiksinerek, iğrenerek.
 
ikrâm (A.) [ ماﺮﮐا ] 1.cömertlik. 2.sunma, armağan etme.
 
ikrâmiyye (A.) [ ﻪﻴﻡاﺮﮐا ] 1.bahşiş. 2.ikrâm olarak verilen para veya eşya. ikrâr (A.) [ راﺮﻗا ] 1.itiraf. 2.dile getirme. 3.kabullenme.
ikrâr etmek 1.itiraf etmek. 2.dile getirmek. 3.kabullenmek. ikrâz (A.) [ ضاﺮﻗا ] borçlandırma, borç verme.
iksîr (A.) [ ﺮﻴﺜﮐا ] olağanüstü etkileri olan şurup. iktibâs (A.) [ سﺎﺒﺘﻗا ] alıntı.
iktibâs edilmek alınmak.
 
iktibâs etmek alıntı yapmak, ödünç almak. iktibâsât (A.) [ تﺎﺱﺎﺒﺘﻗا ] alıntılar.
iktidâ (A.) [ اﺪﺘﻗا ] uyma. iktidâ etmek uymak.
iktidâr (A.) [ راﺪﺘﻗا ] 1.güçlülük, kudret. 2.görev başındaki yönetim. iktifâ (A.) [ ﺎﻔﺘﮐا ] yetinme.
iktifâ edilmek yetinilmek. iktifâ etmek yetinmek.
iktihâl (A.) [ لﺎﺤﺘﮐا ] sürme çekme.
 
iktirâh (A.) [ ﻩاﺮﺘﻗا ] içinden gelerek konuşma. iktirân (A.) [ ناﺮﺘﻗا ] yakınlaşma, yaklaşma.
 
iktisâ (A.) [ ﺎﺴﺘﮐا ] giyinme, bürünme. iktisâ etmek giymek
iktisâb (A.) [ بﺎﺴﺘﮐا ] kazanma, çalışarak kazanma. iktisâb etmek kazanmak.
iktisâb eylemek kazanmak.
 
iktisâd (A.) [ دﺎﺼﺘﻗا ] 1.tutum. 2.ekonomi. iktisâdî (A.) [ یدﺎﺼﺘﻗا ] ekonomik. iktisâdiyyât (A.) [ تﺎیدﺎﺼﺘﻗا ] ekonomi.
iktisâdiyyûn (A.) [ نﻮیدﺎﺼﺘﻗا ] iktisatçılar, ekonomistler. iktisâr (A.) [ رﺎﺼﺘﻗا ] kısaltma.
iktitâf (A.) [ فﺎﻄﺘﻗا ] derme, devşirme, seçme. iktizâ (A.) [ ﺎﻀﺘﻗا ] 1.gerekme. 2.ihtiyaç.
iktizâ etmek gerekmek. ilâ (A.) [ ﯽﻝا ] –e kadar.
ilâc (A.) [ جﻼﻋ ] 1.ilaç. 2.tedavi. 3.çare. ilâcnâpezîr (A.-F.) [ ﺮیﺬﭘﺎﻥ جﻼﻋ ] tedavi edilmez. ilâh (A.) [ ﺦﻝا ] ve benzerleri, ve diğerleri.
ilâh (A.) [ ﻪﻝا ] tanrı, ilah. ilâhe (A.) [ ﻪﻬﻝا ] tanrıça.
ilâhî (A.) [ ﯽﻬﻝا ] 1.tanrısal. 2.ilahî, dinî şarkı. ilâhî (A.) [ ﯽﻬﻝا ] Tanrım.
ilâhiyyât (A.) [ تﺎﻴﻬﻝا ] tanrıbilim, teoloji. ilânihâye (A.) [ ﻪیﺎﻬﻥ ﯽﻝا ] sonuna kadar.
 
ilâvât (A.) [ تاوﻼﻋ ] ilaveler, ekler. ilâve (A.) [ ﻩوﻼﻋ ] ek.
ilave etmek eklemek.
 
ilâveten (A.) [ ةوﻼﻋ ] ek olarak, yanı sıra. ilel (A.) [ ﻞﻠﻋ ] 1.hastalıklar. 2.sebepler. ilelebed (A.) [ ﺪﺑﻻا ﯽﻝا ] sonsuza dek.
ilgâ (A.) [ ﺎﻐﻝا ] lağvetme, kaldırma. ilgâ eylemek lağvetmek, kaldırmak.
ilhâd (A.) [ دﺎﺤﻝا ] dinden çıkma, dinsizlik.
 
ilhâk (A.) [ قﺎﺤﻝا ] 1.katma, karıştırma. 2.katılma. ilhak olunmak katılmak.
ilhâm (A.) [ مﺎﻬﻝا ] esin.
 
ilhâmât (A.) [ تﺎﻡﺎﻬﻝا ] ilhamlar, esinler. ilim (A.) [ ﻢﻠﻋ ] ilim.
ilkâ (A.) [ ﺎﻘﻝا ] atma, bırakma. ilkâ etmek atmak.
ilkâh (A.) [ حﺎﻘﻝا ] aşılama, dölleme.
 
illâ (A.) [ ﻻا ] 1. -den başka. 2.ille de, mutlaka. 3.yoksa, aksi takdirde. illet (A.) [ ﺖﻠﻋ ] 1.hastalık. 2.sebep.
illî (A.) [ ﯽﻠﻋ ] nedensel.
 
illiyyet (A.) [ ﺖﻴﻠﻋ ] nedensellik. ilm (A.) [ ﻢﻠﻋ ] bilim.
ilmî (A.) [ ﯽﻤﻠﻋ ] bilimsel.
 
ilmiyye (A.) [ ﻪﻴﻤﻠﻋ ] din bilginleri.
 
ilsâk (A.) [ قﺎﺼﻝا ] bitiştirme, yapıştırma, kavuşturma. iltibâs (A.) [ سﺎﺒﺘﻝا ] benzerlik.
ilticâ (A.) [ ﺎﺠﺘﻝا ] sığınma.
 
ilticâgâh (A.-F.) [ ﻩﺎﮔﺎﺠﺘﻝا ] sığınak, sığınma yeri.
 
iltifat (A.) [ تﺎﻔﺘﻝا ] 1.dönme. 2.ilgi gösterme. 2.gönül alma. iltihâb (A.) [ بﺎﻬﺘﻝا ] 1.alevlenme. 2.yangı.
iltihak (A.) [ قﺎﺤﺘﻝا ] katılma. iltihak etmek katılmak.
iltihâm (A.) [ مﺎﻬﺘﻝا ] yara kapanması. iltimâs (A.) [ سﺎﻤﺘﻝا ] kayırma.
iltisâk (A.) [ قﺎﺼﺘﻝا ] kavuşma, yapışma. iltisak etmek kavuşmak.
iltiyâm (A.) [ مﺎﻴﺘﻝا ] yara iyileşmesi.
 
iltizâm (A.) [ ماﺰﺘﻝا ] 1.gerekli görme. 2.taraf tutma. iltizâz (A.) [ ذاﺬﺘﻝا ] lezzet alma.
ilzâm (A.) [ ماﺰﻝا ] susturma.
 
îmâ (A.) [ ﺎﻤیا ] dolaylı anlatım, işaret. îmâ etmek işaret etmek, göstermek. imâd (A.) [ دﺎﻤﻋ ] direk.
imâl etmek yapmak.
 
imâle (A.) [ ﻪﻝﺎﻡا ] kısa heceyi uzun okuma.
 
imâm (A.) [ مﺎﻡا ] 1.namaz kıldıran. 2.önder, lider. 3.Hz. Ali’nin soyundan gelen.
 
îmân (A.) [ نﺎﻤیا ] inanma. iman etmek inanmak.
imâret (A.) [ ترﺎﻤﻋ ] 1.aşevi. 2.bayındırlık. imdâd (A.) [ داﺪﻡا ] yardım isteme, imdat. imhâ (A.) [ ﺎﺤﻡا ] 1.yok etme. 2.yok edilme. imhâ edilmek yok edilmek.
imhâ etmek yok etmek. imkân (A.) [ نﺎﮑﻡا ] olanak.
imlâ (A.) [ ﻼﻡا ] 1.doldurma. 2.yazı bilgisi. 3.yazı
 
imrâr (A.) [ راﺮﻡا ] geçirme.
 
imsâk (A.) [ کﺎﺴﻡا ] orucun başlangıç saati.
 
imsâkiyye (A.) [ ﻪﻴﮐﺎﺴﻡا ] oruca başlama ve oruç açma saatlerini gösteren çizelge.
 
imtidad etmek uzanmak.
 
imtihân (A.) [ نﺎﺤﺘﻡا ] 1.sınav. 2.deneme. imtinâ (A.) [ عﺎﻨﺘﻡا ] kaçınma.
imtinâ etmek kaçınmak, geri durmak.
 
imtisâl (A.) [ لﺎﺜﺘﻡا ] 1.boyun eğme. 2.verilen işi yapma. imtiyâz (A.) [ زﺎﻴﺘﻡا ] 1.ayrıcalık. 2.kapitülasyon.
imtizâc (A.) [ جاﺰﺘﻡا ] uyuşma, uzlaşma. imtizâc etmek uyuşmak, uzlaşmak.
în (F.) [ ﻦیا ] bu.
 
in’âm (A.) [ مﺎﻌﻥا ] 1.bağış, ihsan. 2.bahşiş.
 
in’ikâd (A.) [ دﺎﻘﻌﻥا ] 1.bağlanma. 2.toplanma. in’ikâs (A.) [ سﺎﮑﻌها ] yanıyma.
in’itâf (A.) [ فﺎﻄﻌﻥا ] 1.bükülme. 2.dönme. in’itâf etmek çevrilmek, dönmek.
inâd (A.) [ دﺎﻨﻋ ] inat. inân (A.) [ نﺎﻨﻋ ] dizgin.
inâre (A.) [ ﻩرﺎﻥا ] aydınlatma. inâyât (A.) [ تﺎیﺎﻨﻋ ] iyilikler. inâyet (A.) [ ﺖیﺎﻨﻋ ] iyilik.
incizâb (A.) [ باﺬﺠﻥا ] cazibeye kapılma. ind (A.) [ ﺪﻨﻋ ] 1.kat. 2.görüş. 3.yan.
indî (A.) [ یﺪﻨﻋ ] kişisel, kişinin kendi kanısına dayanan. indifâ (A.) [ عﺎﻓﺪﻥا ] püskürme.
indifâ etmek püskürmek. ineb (A.) [ ﺐﻨﻋ ] üzüm.
infâk (A.) [ قﺎﻔﻥا ] geçindirme, nafakalandırma.
 
infâz (A.) [ ذﺎﻔﻥا ] uygulama, yerine getirme, yapma. infiâl (A.) [ لﺎﻌﻔﻥا ] kırılma, gücenme.
infikâk (A.) [ کﺎﮑﻔﻥا ] ayrılış. infilâk (A.) [ قﻼﻔﻥا ] patlama.
infirâd (A.) [ داﺮﻔﻥا ] bir başına kalma. infirâd ettirilmek bir başına bırakılmak. infisâl (A.) [ لﺎﺼﻔﻥا ] ayrılma.
 
inhibât (A.) [ طﺎﺒﻬﻥا ] düşüş. inhidâm (A.) [ ماﺪﻬﻥا ] yıkılma.
inhilâl (A.) [ لﻼﺤﻥا ] 1.çözülme, ayrışma. 2.dağılma. inhimâk (A.) [ کﺎﻤﻬﻥا ] aşırı düşkünlük.
inhinâ (A.) [ ﺎﻨﺤﻥا ] 1.eğri, yay. 2.kıvrılma, bükülme, yay şeklini alma. inhirâf (A.) [ فاﺮﺤﻥا ] sapma.
inhiraf olunmak dönülmek.
 
inhisâf (A.) [ فﺎﺴﺨﻥا ] 1.ay tutulması. 2.gelişimini yitirmek, parlaklığını
 
kaybetmek.
 
inhisâr (A.) [ رﺎﺼﺤﻥا ] tekel.
 
inhitat (A.) [ طﺎﻄﺤﻥا ] çöküş, düşüş. inhizâm (A.) [ ماﺰﻬﻥا ] bozguna uğrama. inkâr (A.) [ رﺎﮑﻥا ] yadsıma, reddetme. inkâr edilmek yadsınmak.
inkâr etmek yadsımak.
 
inkılâb (A.) [ بﻼﻘﻥا ] 1.devrim. 2.değişim, dönüşüm. inkılâb etmek dönüşmek.
inkırâz bulmak tükenmek, çökmek.
 
inkıtâ (A.) [ عﺎﻄﻘﻥا ] kesilme, kesintiye uğrama. inkıyâd (A.) [ دﺎﻴﻘﻥا ] bağlanma, boyun eğme. inkızâ (A.) [ ﺎﻀﻘﻥا ] geçip gitme.
inkibâz (A.) [ ضﺎﺒﻘﻥا ] kabızlık.
 
inkirâz (A.) [ ضاﺮﻘﻥا ] çökme, tükeniş.
 
inkisâm (A.) [ مﺎﺴﻘﻥا ] bölünme. inkisâm etmek bölünmek.
inkisâr (A.) [ رﺎﺴﮑﻥا ] 1.ilenme, beddua etme. 2.kırılma. inkişâf (A.) [ فﺎﺸﮑﻥا ] 1.ortaya çıkma. 2.gelişim, gelişme. inkişaf bulmak gelişmek.
inkişaf etmek gelişmek. insâf (A.) [ فﺎﺼﻥا ] acıma.
insânî (A.) [ ﯽﻥﺎﺴﻥا ] 1.insanlık. 2.insan ile ilgili. insaniyu’l-merkez (A.) [ ﺰﮐﺮﻤﻝا ﯽﻥﺎﺴﻥا ] insan merkezli. insâniyyet (A.) [ﺖﻴﻥﺎﺴﻥا]  insanlık.
insibab etmek dökülmek.
 
insicâm (A.) [ مﺎﺠﺴﻥا ] düzen, sıra. insiyâk (A.) [ قﺎﻴﺴﻥا ] içgüdü. insiyâkî (A.) [ ﯽﻗﺎﻴﺴﻥا ] içgüdüsel.
insücin (A.) [ ﻦﺝ و ﺲﻥا ] insanlar ve cinler.
 
inşâ (A.) [ ﺎﺸﻥا ] 1.yapma. 2.güzel yazı yazma. 3.kompozisyon. inşiâb (A.) [ بﺎﻌﺸﻥا ] 1.bölünme. 2.dallanma.
inşikâk (A.) [ قﺎﻘﺸﻥا ] yarılma, bölünme. inşikâk etmek yarılmak, bölünmek. inşirâh (A.) [ حاﺮﺸﻥا ] açılma, ferahlama.
intâc (A.) [ جﺎﺘﻥا ] 1.sonuçlandırma. 2.doğurma. intâc etmek 1.sonuçlandırmak. 2.doğurmak. intâk (A.) [ قﺎﻄﻥا ] konuşturma.
 
intânî (A.) [ ﯽﻥﺎﺘﻥا ] mikroplu.
 
intibâ (A.) [ عﺎﺒﻄﻥا ] 1.izlenim. 2.basılma. intibâh (A.) [ ﻩﺎﺒﺘﻥا ] uyanış.
intibâk (A.) [ قﺎﺒﻄﻥا ] uyum.
 
intifâ (A.) [ ﺎﻔﻄﻥا ] ateşin sönmesi. intifâ’ (A.) [ عﺎﻔﺘﻥا ] yararlanma.
intihâ (A.) [ ﺎﻬﺘﻥا ] 1.son. 2.sona erme.
 
intihâb (A.) [ بﺎﺨﺘﻥا ] 1.seçme. 2.seçilme. 3.seçim. intihâb edilmek seçilmek.
intihab eylemek seçmek.
 
intihâbât (A.) [ تﺎﺑﺎﺨﺘﻥا ] seçimler.
 
intihâl (A.) [ لﺎﺤﺘﻥا ] bir başkasının eserini sahiplenme. intihâr (A.) [ رﺎﺤﺘﻥا ] kendini öldürme, canına kıyma. intihâr etmek kendini öldürmek, canına kıymak.
intikâd (A.) [ دﺎﻘﺘﻥا ] eleştiri, tenkit.
 
intikâl (A.) [ لﺎﻘﺘﻥا ] 1.göçme, taşınma. 2.kavrama. 3.miras geçmesi. intikal etmek geçmek
intikâm (A.) [ مﺎﻘﺘﻥا ] öc. intikam almak öc almak.
intikâmcû (A.-F.) [ ﻮﺝ مﺎﻘﺘﻥا ] intikamcı.
 
intisâb (A.) [ بﺎﺴﺘﻥا ] 1.bir yere mensup olma. 2.bir yere bağlanma, bir yerde çalışmaya başlama.
 
intişâr (A.) [ رﺎﺸﺘﻥا ] 1.yayılma. 2.yayınlanma. 3.üreme.
 
intişâr etmek 1.yayılmak. 2.yayınlanmak. intizâ’ (A.) [ عاﺰﺘﻥا ] söküp alma.
intizâm (A.) [ مﺎﻈﺘﻥا ] düzen.
 
intizamperver (A.-F.) [ روﺮﭘ مﺎﻈﺘﻥا ] düzeni seven, düzenli, tertipli. intizâr (A.) [ رﺎﻈﺘﻥا ] bekleme, bekleyiş.
intizâr etmek beklemek. inzâl (A.) [ لاﺰﻥا ] indirme.
inzibât (A.) [ طﺎﺒﻀﻥا ] zapturapt altında bulunma, düzen. inzimâm (A.) [ مﺎﻤﻀﻥا ] eklenme.
inzivâ (A.) [ اوﺰﻥا ] köşesine çekilme, tek başına yaşama. inzivagâh (A.-F.) [ ﻩﺎﮔاوﺰﻥا ] köşeye çekilme yeri, inziva yeri. irâ’e (A.) [ ﻪﺋارا ] gösterme.
irâ’e etmek göstermek.
 
îrâd (A.) [ داﺮیا ] 1.getirme, söyleme. 2.gelir, kazanç. irâde (A.) [ ﻩدارا ] 1.istek. 2.buyruk.
irâdet (A.) [ تدارا ] isteme, istek. îrânî (F.) [ ﯽﻥاﺮیا ] İranlı.
ircâ’ (A.) [ عﺎﺝرا ] eski haline döndürme, çevirme. ircâ’ etmek döndürmek, çevirmek.
irfân (A.) [ نﺎﻓﺮﻋ ] 1.bilme. 2.kültür. irfanperver (A.-F.) [ روﺮﭘ نﺎﻓﺮﻋ ] kültürlü.
irs (A.) [ ثرا ] 1.miras. 2.soyaçekim, kalıtım. irsâl (A.) [ لﺎﺱرا ] gönderme.
 
irsen (A.) [ ﺎﺛرا ] kalıtımsal, miras yoluyla. irsî (A.) [ ﯽﺛرا ] kalıtımsal.
irsiyyet (A.) [ ﺖﻴﺛرا ] kalıtımsallık, irsîlik.
 
irşâd (A.) [ دﺎﺵرا ] hidayete erdirme, doğru yolu gösterme. irşâd etmek hidayete erdirmek, doğru yolu göstermek. irtiâş (A.) [ شﺎﻌﺕرا ] titreme.
irtibât (A.) [ طﺎﺒﺕرا ] bağlantı, ilişki, ilgi.
 
irticâ (A.) [ عﺎﺠﺕرا ] 1.geriye dönüş. 2.gericilik. irticakâr (A.-F.) [ رﺎﮑﻋﺎﺠﺕرا ] gerici.
irticâlen (A.) [ ﻻﺎﺠﺕرا ] düşünmeden söyleyerek. irtidâd (A.) [ داﺪﺕرا ] dinden çıkma.
irtifâ (A.) [ عﺎﻔﺕرا ] yükseklik.
 
irtihâl (A.) [ لﺎﺤﺕرا ] 1.göçme. 2.ölüm. irtihâl etmek ölmek.
irtikâ (A.) [ ﺎﻘﺕرا ] 1.yükselme. 2.yüksek mevkiye gelme. irtikâb (A.) [ بﺎﮑﺕرا ] suç işleme.
irtisam etmek resmedilmek, izi düşmek. irtişâ (A.) [ ﺎﺸﺕرا ] rüşvet yeme.
irtizâk (A.) [ قاﺰﺕرا ] rızıklanma.
 
irzâ (A.) [ ﺎﺽرا ] ikna etme, razı etme. irzâ’ (A.) [ عﺎﺽرا ] emzirme, süt verme. is’âd (A.) [ دﺎﻌﺹا ] yükseltme.
is’âd etmek yükseltmek, çıkartmak.
 
is’âd olunmak yükseltilmek. is’af olunmak yerine getirilmek. is’âr (A.) [ رﺎﻌﺱا ] fiyat belirleme.
isâbet (A.) [ ﺖﺑﺎﺹا ] rastgelme. 2.tutarlılık. isâet (A.) [ ﺖﺋﺎﺱا ] kötülük etme.
îsâl (A.) [ لﺎﺼیا ] kavuşturma, ulaştırma. isâl etmek ulaştırmak.
isâle (A.) [ ﻪﻝﺎﺱا ] akıtma. isbât (A.) [ تﺎﺒﺛا ] kanıtlama.
isbât -ı vücûd etmek bir yerde bulunmak, varlığını göstermek. îsevî (A.) [ یﻮﺴﻴﻋ ] Hıristiyan.
îseviyyet (A.) [ ﺖیﻮﺴﻴﻋ ] Hıristiyanlık. isfenc (F.) [ ﺞﻨﻔﺱا ] sünger.
ishâl (A.) [ لﺎﻬﺱا ] sürgün, cırcır olma.
 
iskân (A.) [ نﺎﮑﺱا ] 1.yerleştirme. 2.yerleştirilme. iskân edilmek yerleştirilmek.
iskân etmek yerleştirmek. iskat (A.) [ طﺎﻘﺱا ] düşürme. iskât (A.) [ تﺎﮑﺱا ] susturma. iskât etmek susturmak.
islâm (A.) [ مﻼﺱا ] 1.müslümanlık. 2.müslüman. islâmiyyet (A.) [ ﺖﻴﻡﻼﺱا ] müslümanlık.
ism (A.) [ ﻢﺱا ] ad.
 
ismet (A.) [ ﺖﻤﺼﻋ ] 1.masumluk. 2.haramdan kaçınma. isnâ’aşer (A.) [ ﺮﺸﻋ ﯽﻨﺛا ] oniki.
isnâd (A.) [ دﺎﻨﺱا ] 1.dayama, yükleme. 2.iftira. isneyn (A.) [ ﻦﻴﻨﺛا ] pazartesi.
isrâf (A.) [ فاﺮﺱا ] savurganlık.
 
istî’âb (A.) [ بﺎﻌﻴﺘﺱا ] kapasite, alım gücü, sığıdırma. isti’câl (A.) [ لﺎﺠﻌﺘﺱا ] aceleci davranış.
isti’fâ (A.) [ ﺎﻔﻌﺘﺱا ] 1.affını isteme. 2.görevinden ayrılma. isti’kâf (A.) [ فﺎﮑﻌﺱا ] bir yere kapanma.
isti’lâm (A.) [ مﻼﻌﺘﺱا ] bilgi isteme.
 
isti’mâl (A.) [ لﺎﻤﻌﺘﺱا ] 1.kullanma. 2.kullanılma. 3.yapılma. isti’mâl edilmek kullanılmak.
isti’mâl etmek kullanmak.
 
istiâne (a.) [ ﻪﻥﺎﻌﺘﺱا ] yardım isteme. istiâne olunmak yardım istenmek. istib’âd (A.) [ دﺎﻌﺒﺘﺱا ] uzak görme. istibdâd (A.) [ داﺪﺒﺘﺱا ] baskı rejimi. istibdâdkâr (A.-F.) [ رﺎﮐداﺪﺒﺘﺱا ] baskıcı. isticâbet (A.) [ ﺖﺑﺎﺠﺘﺱا ] kabul edilme. isticvâb etmek sorgulamak.
istid’â (A.) [ ﺎﻋﺪﺘﺱا ] 1.dilekçe. 2.yalvararak isteme. istid’ânâme (A.-F.) [ ﻪﻡﺎﻥﺎﻋﺪﺘﺱا ] dilekçe.
istîdâd (A.) [ داﺪﻌﺘﺱا ] yetenek.
 
istidlâl (A.) [ لﻻﺪﺘﺱا ] delil ile hüküm çıkarma, akıl yürütme, delillerin ışığında yargıda bulunma.
 
istifâdebahş (A.-F.) [ ﺶﺨﺑ ﻩدﺎﻔﺘﺱا ] yararlı. istifhâm (A.) [ مﺎﻬﻔﺘﺱا ] 1.sorma. 2.soru işareti. istifrâğ (A.) [غاﺮﻔﺘﺱا] kusma.
istifrâğ etmek kusmak.
 
istifsâr etmek açıklama istemek. istigâse (A.) [ ﻪﺛﺎﻐﺘﺱا ] yardım isteme.
istiğnâ (A.) [ ﺎﻨﻐﺘﺱا ] 1.kimseye muhtaç olmama. 2.eyvallah etmeme.
 
3.tokgözlülük.
 
istiğrâk (A.) [ قاﺮﻐﺘﺱا ] 1.dalma, gömülme. 2.boğulma. 3.kendinden geçme. istihâle (A.) [ ﻪﻝﺎﺤﺘﺱا ] 1.başkalaşım, değişim. 2.imkansızlık.
istihâre (A.) [ ﻩرﺎﺨﺘﺱا ] bir işin nasıl sonuçlanacağını anlamak için ibadetten sonra uykuya yatma.
 
istihâse (A.) [ ﻪﺛﺎﺤﺘﺱا ] fosilleşme.
 
istihbâr (A.) [ رﺎﺒﺨﺘﺱا ] duyum, haber alma.
 
istihbârât (A.) [ تارﺎﺒﺨﺘﺱا ] duyumlar, haber almalar. istihdâf (A.) [ فاﺪﻬﺘﺱا ] hedef edinme.
istihdaf eylemek hedef edinmek. istihdâm (A.) [ ماﺪﺨﺘﺱا ] hizmete alma.
istihfâf (A.) [ فﺎﻔﺨﺘﺱا ] hafife alma, küçümseme. istihfâfkâr (A.-F.) [ رﺎﮑﻓﺎﻔﺨﺘﺱا ] hafife alan, küçümseyen. istihfafkârlık (A.-F.-T.) küçümseme, hafife alma. istihkak (A.) [ قﺎﻘﺤﺘﺱا ] 1.hak etme. 2.hak edilmiş şey.
 
istihkâm (A.) [ مﺎﮑﺤﺘﺱا ] 1.sağlamlık. 2.siper. istihkâr (A.) [ رﺎﻘﺤﺘﺱا ] aşağılama.
istihlâk (A.) [ کﻼﻬﺘﺱا ] tüketim. istihlâk etmek tüketmek, harcamak.
istihmâm (A.) [ مﺎﻤﺤﺘﺱا ] banyo yapma, yıkanma.
 
istihrâc (A.) [ جاﺮﺨﺘﺱا ] 1.çıkarma. 2.hüküm çıkarma. 3.anket. istihrâc etmek çıkarmak.
istihsâl (A.) [ لﺎﺼﺤﺘﺱا ] 1.elde etme. 2.elde edilme. 3.üretim. istihsân (A.) [ نﺎﺴﺤﺘﺱا ] güzel bulma, beğenme.
istihyâ (A.) [ ﺎﻴﺤﺘﺱا ] utanma. istihzâ (A.) [ اﺰﻬﺘﺱا ] alay. istihzâ etmek alay etmek.
istihzâr (A.) [ رﺎﻀﺤﺘﺱا ] 1.hazırlama. 2.hazırlanma. 2.huzura çağırma. istikâmet (A.) [ ﺖﻡﺎﻘﺘﺱا ] 1.doğruluk. 2.dürüstlük. 3.yön.
istikamet vermek yön vermek. istikbâh (A.) [ حﺎﺒﻘﺘﺱا ] ayıplama.
istikbâl (A.) [ لﺎﺒﻘﺘﺱا ] 1.karşılama. 2.gelecek. 3.kıbleye dönme. istikbal etmek karşılamak.
istikbâr (A.) [ رﺎﺒﮑﺘﺱا ] büyüklenme. istikfâf (A.) [ فﺎﻔﮑﺘﺱا ] yetinme. istiklâl (A.) [ لﻼﻘﺘﺱا ] bağımsızlık. istikmâl (A.) [ لﺎﻤﮑﺘﺱا ] tamamlama.
istikrâh (A.) [ ﻩاﺮﮑﺘﺱا ] iğrenme, tiksinme.
 
istikrâh etmek iğrenmek, tiksinmek. istikrâr (A.) [ راﺮﻘﺘﺱا ] kararlılık. istikrâz (A.) [ ضاﺮﻘﺘﺱا ] borçlanma.
istikşâf (A.) [ فﺎﺸﮑﺘﺱا ] keşif çalışması yapma. istîlâ (A.) [ ﻼﻴﺘﺱا ] yayılma, ele geçirme.
istîlâ etmek yayılmak, ele geçirmek.
 
istilzâm (A.) [ ماﺰﻠﺘﺱا ] gerekme, gerektirme. istilzâm etmek gerekmek, gerektirmek. istilzâm eylemek gerektirmek.
istimâ’ (A.) [ عﺎﻤﺘﺱا ] dinleme, kulak verme. istimâ’ etmek kulak vermek, dinlemek. istimdâd (A.) [ داﺪﻤﺘﺱا ] yardım isteme. istimhâl (A.) [ لﺎﻬﻤﺘﺱا ] ek süre isteme. istimlâk (A.) [ کﻼﻤﺘﺱا ] kamulaştırma. istimlâk edilmek kamulaştırılmak.
istimlâk etmek kamulaştırmak. istimnâ’ (A.) [ ءﺎﻨﻤﺘﺱا ] mastürbasyon. istimrâr (A.) [ راﺮﻤﺘﺱا ] süreklilik.
istinâd (A.) [ دﺎﻨﺘﺱا ] 1.dayanma. 2.güvenme. istinâd etmek dayanmak.
istinâden (A.) [ ادﺎﻨﺘﺱا ] 1.dayanarak. 2.güvenerek. istinadgâh (A.-F.) [ ﻩﺎﮔدﺎﻨﺘﺱا ] dayanak.
 
istînâf (A.) [ فﺎﻨﻴﺘﺱا ] üst mahkemeye başvurarak alt mahkemenin kararının feshini isteme.
 
istinbât (A.) [ طﺎﺒﻨﺘﺱا ] anlam çıkarma, hüküm çıkarma. istinkâf (A.) [ فﺎﮑﻨﺘﺱا ] çekimserlik.
istinkâf etmek çekimser kalmak.
 
istinşâk (A.) [ قﺎﺸﻨﺘﺱا ] buruna su çekme. istintâk (A.) [ قﺎﻄﻨﺘﺱا ] sorgulama.
istintâk etmek sorgulamak, sorguya çekmek. istirâhat (A.) [ ﺖﺣاﺮﺘﺱا ] dinlenme.
istirâhat etmek dinlenmek.
 
istirâk-ı sem’ etmek kulak misafiri olmak. istirdâd (A.) [ دادﺮﺘﺱا ] geri isteme, geri alma. istirdâd edilmek geri alınmak.
istirdâd etmek geri almak.
 
istirhâm (A.) [ مﺎﺣﺮﺘﺱا ] rica etme, yalvararak isteme. istirhâm etmek rica etmek, yalvararak istemek. istirhamkâr (A.-F.) [ رﺎﮑﻡﺎﺣﺮﺘﺱا ] yalvarırcasına. istirkab etmek çekememek.
istiskâ (A.) [ ﺎﻘﺴﺘﺱا ] 1.yağmur duasına çıkma. 2.vücutta su toplanması. istiskâl (A.) [ لﺎﻘﺜﺘﺱا ] hoş karşılamama, yüz vermeme.
istisnâ (A.) [ ﺎﻨﺜﺘﺱا ] kural dışı. istisnâ’î (A.) [ ﯽﺋﺎﻨﺜﺘﺱا ] kural dışı. istişâre (A.) [ ﻩرﺎﺸﺘﺱا ] danışma.
 
istişâre etmek danışmak.
 
istişhâd (A.) [ دﺎﻬﺸﺘﺱا ] 1.kanıt gösterme. 2.örnek verme. istişhâd yapmak örnek vermek.
istitâat (A.) [ ﺖﻋﺎﻄﺘﺱا ] güç. istitâr (A.) [ رﺎﺘﺘﺱا ] örtünme.
istitrâden (A.) [ اداﺮﻄﺘﺱا ] sırası gelmişken. istivâ (A.) [ اﻮﺘﺱا ] 1.eşitlik. 2.düzlük.
istiz’âf (A.) [ فﺎﻌﻀﺘﺱا ] zayıf düşürme, zayıf görme. istîzâh (A.) [ حﺎﻀﻴﺘﺱا ] gensoru.
istîzân (A.) [ ناﺬﻴﺘﺱا ] izin isteme. isyân (A.) [ نﺎﻴﺼﻋ ] başkaldırı.
îş (A.) [ ﺶﻴﻋ ] 1.yaşama. 2.eğlenme, gününü gün etme. iş’âr (A.) [ رﺎﻌﺵا ] bildirme, gösterme.
işâa (A.) [ ﻪﻋﺎﺵا ] duyurma, yayma. işârât (A.) [ تارﺎﺵا ] işaretler.
işâret (A.) [ ترﺎﺵا ] 1.gösterme. 2.alamet. 3.iz. işâreten (A.) [ ةرﺎﺵا ] işaret ederek.
işbâ’ (A.) [ عﺎﺒﺵا ] 1.doyurma. .doldurma.
 
işgâl (A.) [ لﺎﻐﺵا ] 1.meşgul etme. 2.ele geçirme. işgal etmek 1.meşgul etmek. 2.ele geçirmek. işhâd (A.) [ دﺎﻬﺵا ] tanık getirme.
işkence (F.) [ ﻪﺠﻨﮑﺵا ] acı verme, eziyet etme. işmi’zâz (A.) [ زاﺰﺌﻤﺵا ] 1.surat ekşitme. 2.ürperme.
 
işrâk (A.) [ قاﺮﺵا ] 1.doğma. 2.aydınlatma. işrâkî (A.) [ ﯽﻗاﺮﺵا ] Pisagorcu.
işret (A.) [ تﺮﺸﻋ ] 1.içki. 2.içki alemi. işrîn (A.) [ ﻦیﺮﺸﻋ ] yirmi.
iştiâl (A.) [ لﺎﻌﺘﺵا ] alevlenme, yalazlanma, parlama, tutuşma. iştibâh (A.) [ ﻩﺎﺒﺘﺵا ] kuşkuya düşme.
iştigâl (A.) [ لﺎﻐﺘﺵا ] uğraşı.
 
iştigâl etmek uğraşmak, meşgul olmak. iştihâ (A.) [ ﺎﻬﺘﺵا ] iştah.
iştihâengîz (A.) [ ﺰﻴﮕﻥا ﺎﻬﺘﺵا ] iştah açıcı, iştah verici. iştihâr (A.) [ رﺎﻬﺘﺵا ] meşhur olma.
iştihâr etmek meşhur olmak. iştikâk (A.) [ قﺎﻘﺘﺵا ] türeme. iştimâl (A.) [ لﺎﻤﺘﺵا ] kapsama. iştirâ (A.) [ اﺮﺘﺵا ] satın alma. iştirâ etmek satın almak.
iştirâk (A.) [ کاﺮﺘﺵا ] 1.katılım. 2.ortaklık. iştirâkiyye (A.) [ ﻪﻴﮐاﺮﺘﺵا ] komünizm.
iştiyâk (A.) [ قﺎﻴﺘﺵا ] şevklenme, şevk duyma. îşü nûş etmek yiyip içmek, gününü gün etmek. işve (A.) [ ﻩﻮﺸﻋ ] cilve, naz, eda.
işvebâz (A.-F.) [ زﺎﺑ ﻩﻮﺸﻋ ] işveli. işveger (A.-F.) [ ﺮﮔ ﻩﻮﺸﻋ ] işveli.
 
işvekâr (A.-F.) [ رﺎﮐ ﻩﻮﺸﻋ ] işveli, şivekâr. it’âm (A.) [ مﺎﻌﻃا ] doyurma, yemek verme. itâat (A.) [ ﺖﻋﺎﻃا ] uyma, boyun eğme.
itâat etmek uymak, boyun eğmek.
 
itâb (A.) [ بﺎﺘﻋ ] azarlama, paylama, çıkışma. itâle (A.) [ ﻪﻝﺎﻃا ] uzatma.
itbâ (A.) [ عﺎﺒﺕا ] tabi kılma. itfâ (A.) [ ﺎﻔﻃا ] söndürme. itfâ etmek söndürmek.
itfâiyye (A.) [ ﻪﻴﺋﺎﻔﻃا ] yangın söndürme teşkilatı.
 
ithâf (A.) [ فﺎﺤﺕا ] 1.hediye etme. 2.eser sahibinin eserini birine veya bir kuruluşa manen hediye etmesi.
 
ithâm (A.) [ مﺎﻬﺕا ] suçlama, töhmet altında bırakma. itham etmek suçlamak.
itibâr (A.) [ رﺎﺒﺘﻋا ] saygınlık.
 
itibar etmek 1.değerlendirmek, dikkate almak. itibâren (A.) [ ارﺎﺒﺘﻋا ] –den beri.
itibârî (A.) [ یرﺎﺒﺘﻋا ] 1.göz kararı. 2.var sayılan. itibariyle (A.-T.) bakımından.
itidâl (A.) [ لاﺪﺘﻋا ] denge, ölçülü olma. itikâd (A.) [ دﺎﻘﺘﻋا ] inanç.
itikâd etmek inanmak.
 
itikâdât (A.) [ تادﺎﻘﺘﻋا ] inançlar.
 
itikadiyât (A.) [ تﺎیدﺎﻘﺘﻋا ] inançla ilgili şeyler. itikadperverlik (A.-F.-T.) inanç besleme.
itilâf (A.) [ فﻼﺘﺋا ] 1.uzlaşma, görüş birliğine varma. 2.alışma. itilafkâr (A.-F.) [ رﺎﮑﻓﻼﺘﺋا ] uzlaştırıcı, birleştirici.
itimâd (A.) [ دﺎﻤﺘﻋا ] güven. itimâd edilmek güvenilmek. itimâd etmek güvenmek.
itimâden (A.) [ ادﺎﻤﺘﻋا ] güvenerek.
 
itimâdnâme (A.-F.) [ ﻪﻡﺎﻥدﺎﻤﺘﻋا ] güven mektubu. itinâ (A.) [ ﺎﻨﺘﻋا ] özen.
itinâ edilmek özen gösterilmek. itinâ etmek özen göstermek.
itinakâr (A.-F.) [ رﺎﮐﺎﻨﺘﻋا ] özen gösteren, itinalı.
 
itirâf (A.) [ فاﺮﺘﻋا ] 1.sakladığı şeyi söyleme. 2.hakkın verme. itisâf (A.) [ فﺎﺴﺘﻋا ] yolsuzluk.
itiyâd (A.) [ دﺎﻴﺘﻋا ] alışkanlık.
 
itiyâd kesb etmek alışkanlık kazanmak.
 
itizâm -ı mâ lâ yelzem [ مﺰﻠی ﻻ ﺎﻡ ماﺰﺘﻝا ] abesle iştigal etmek. itkân (A.) [ نﺎﻘﺕا ] 1.emin olma. 2.sağlamlaştırma.
itlâf (A.) [ فﻼﺕا ] öldürme, telef etme, ortadan kaldırma. itmâm (A.) [ مﺎﻤﺕا ] tamamlama, bitirme.
itmâm edilmek tamamlanmak, bitirilmek. itmâm etmek tamamlamak, bitirmek.
 
itmînân (A.) [ نﺎﻨﻴﻤﻃا ] emin olma, kendine güvenme. ittibâ (A.) [ عﺎﺒﺕا ] uyma, izleme.
ittibâ etmek uymak, izlemek.
 
ittibâen (A.) [ ﺎﻋﺎﺒﺕا ] uyarak, izleyerek, ardından giderek. ittifâk (A.) [ قﺎﻔﺕا ] birleşme.
ittifâken (A.) [ ﺎﻗﺎﻔﺕا ] tesadüfen, rastgele. ittifâkî (A.) [ ﯽﻗﺎﻔﺕا ] tesadüfî.
ittihâd (A.) [ دﺎﺤﺕا ] birlik.
 
ittihâd -ı islâm [ مﻼﺱا دﺎﺤﺕا ] panislamizm. ittihâm (A.) [ مﺎﻬﺕا ] töhmet altında kalma.
ittihâz (A.) [ ذﺎﺨﺕا ] 1.alma. 2.kabul etme. 3.kullanma. 4.değerlendirme.
 
ittihâz edilmek 1.alınmak. 2.kabul edilmek. 3.kullanılmak. 4.değerlendirilmek. ittihâz etmek 1.almak. 2.kabul etmek. 3.kullanmak. 4.değerlendirmek.
ittikâ (A.) [ ﺎﮑﺕا ] dayanma, yaslanma. ittikâ etmek dayanmak, yaslanmak.
ittisâ (A.) [ عﺎﺴﺕا ] 1.genişlik. 2.genişleme.
 
ittisâl (A.) [ لﺎﺼﺕا ] 1.birleşme, kavuşma. 2.bitişik. ityân (A.) [ نﺎﻴﺕا ] getirme.
ivaz (A.) [ ضﻮﻋ ] karşılık, bedel.
 
ivazan (A.) [ ﺎﺽﻮﻋ ] karşılığında, karşılık olarak. iyâbüzihâb (A.) [ بﺎهذ و بﺎﻴﻋ ] gidiş geliş.
iyâl (A.) [ لﺎﻴﻋ ] hanım, eş.
 
iyân (A.) [ نﺎﻴﻋ ] açık, ayan beyan.
 
iz’âc etmek rahatsız etmek. iz’âf (A.) [ فﺎﻌﺽا ] zayıflatma.
iz’ân (A.) [ نﺎﻋذا ] 1.kavrayış. 2.terbiye. iz’ân etmek akıl etmek.
izâbe (A.) [ ﻪﺑاذا ] eritme.
 
izâe (A.) [ ﻪﺋﺎﺽا ] aydınlatma. izâfe (A.) [ ﻪﻓﺎﺽا ] ekleme.
izâfet (A.) [ ﺖﻓﺎﺽا ] 1.ilgi, bağ. 2.tamlama. izâfeten (A.) [ ﺔﻓﺎﺽا ] ek olarak, yanı sıra. izâfî (A.) [ ﯽﻓﺎﺽا ] göreceli.
izâfiyyet (A.) [ ﺖﻴﻓﺎﺽا ] görecelilik. îzâh (A.) [ حﺎﻀیا ] açıklama.
îzâh edilmek açıklanmak. îzâh etmek açıklamak.
îzâhât (A.) [ تﺎﺣﺎﻀیا ] açıklamalar.
 
îzâhât vermek açıklamada bulunmak, açıklama yapmak. îzâhen (A.) [ ﺎﺣﺎﻀیا ] açıklayarak.
izâle (A.) [ ﻪﻝازا ] 1.yok etme. 2.giderme. izâle edilmek 1.yok edilmek. 2.giderilmek. izâle etmek 1.yok etmek. 2.gidermek.
izâm (A.) [ مﺎﻈﻋ ] büyükler, ulular. izâr (A.) [ رازا ] peştemal.
izâr (A.) [ راﺬﻋ ] yanak.
 
izdihâm (A.) [ مﺎﺣدزا ] aşırı kalabalık, aşırı yığılma. izdivâc (A.) [ جاودزا ] evlilik.
izdiyâd (A.) [ دﺎیدزا ] artış, çoğalma. îzed (F.) [ دﺰیا ] Tanrı.
izhâr (A.) [ رﺎﻬﻇا ] gösterme.
 
izhâr etmek göstermek, belli etmek, açığa vurmak. izin (A.) [ نذا ] izin.
izkâr (A.) [ رﺎﮐذا ] zikretme, dile getirme, hatırlatma. izlâl (A.) [ لﻻذا ] alçaltma.
izmihlâl (A.) [ لﻼﺤﻤﺽا ] yok olma. izn (A.) [ نذا ] izin.
izz (A.) [ ﺰﻋ ] 1.değer. 2.yücelik.
 
izzet (A.) [ تﺰﻋ ] 1.değer. 2.yücelik. 3.saygı.
 
 
 
 
 
 
J
 
 
jâj (F.) [ ژاژ ] anlamsız söz, zırva.
 
jâjhây (F.) [ یﺎﺧژاژ ] boşboğaz, zevzek. jâle (F.) [ ﻪﻝاژ ] çiy, şebnem.
jeng (F.) [ ﮓﻥژ ] pas. jengâr (F.) [ رﺎﮕﻥژ ] pas. jerf (F.) [ فرژ ] derin. jerfâ (F.) [ ﺎﻓرژ ] derinlik.
jerfbîn (F.) [ ﻦﻴﺑ فرژ ] ayrıntılı düşünen, dikkatli. jinde (F.) [ ﻩﺪﻥژ ] 1.yırtık, eski. 2.yamalı hırka.
jindepûş (F.) [ شﻮﭘ ﻩﺪﻥژ ] 1.yamalı hırka giyen. 2.derviş. jiyân (F.) [ نﺎیژ ] 1.kükremiş. 2.kızgın.
jülîde (F.) [ ﻩﺪﻴﻝوژ ] dağınık, karışık.
 
 
 
 
 
 
K
 
ka’b (A.) [ ﺐﻌﮐ ] 1.aşık kemiği. 2.tavla zarı. 3.küp. ka’r (A.) [ ﺮﻌﻗ ] 1.derinlik. 2.çukur. 3.dip.
kabâ (A.) [ ﺎﺒﻗ ] cübbe.
 
kabahat (A.) [ ﺖﺣﺎﺒﻗ ] suç, kusur.
 
kabâih (A.) [ ﺢﺋﺎﺒﻗ ] suçlular, kabahatliler. kabâil (A.) [ ﻞﺋﺎﺒﻗ ] kâbileler.
kabîh (A.) [ ﺢﻴﺒﻗ ] çirkin, hoş olmayan. kâbil (A.) [ ﻞﺑﺎﻗ ] 1.mümkün. 2.yetenekli. kabîl (A.) [ ﻞﻴﺒﻗ ] gibi, benzeri.
kâbil olmak mümkün olmak, elvermek. kâbile (A.) [ ﻪﻠﺑﺎﻗ ] ebe.
kabîle (A.) [ ﻪﻠﻴﺒﻗ ] boy, kâbile.
 
kâbil-i kıyas [ سﺎﻴﻗ ﻞﺑﺎﻗ ] kıyaslanabilir, karşılaştırılabilir. kâbiliyet (A.) [ ﺖﻴﻠﺑﺎﻗ ] yetenek.
kâbiliyyât (A.) [ تﺎﻴﻠﺑﺎﻗ ] yetenekler. kâbin (F.) [ ﻦﻴﺑﺎﮐ ] mehir.
kabir (A.) [ ﺮﺒﻗ ] mezar. kabl (A.) [ ﻞﺒﻗ ] önce.
kablelmîlad (A.) [ دﻼﻴﻤﻝا ﻞﺒﻗ ] milattan önce. kablettârih (A.) [ ﺦیرﺎﺘﻝا ﻞﺒﻗ ] tarih öncesi.
 
kablettarihî (A.) [ ﯽﺨیرﺎﺘﻝا ﻞﺒﺹ ] tarih öncesi. kabr (A.) [ ﺮﺒﻗ ] mezar kabir.
kabristan (A.-F.) [ نﺎﺘﺱﺮﺒﻗ ] mezarlık. kabul (A.) [ لﻮﺒﻗ ] 1.kabul etme. 2.alma. kâbûs (A.) [ سﻮﺑﺎﮐ ] karabasan.
kabz (A.) [ ﺾﺒﻗ ] tutma, kavrama. kabza (A.) [ﻪﻀﺒﻗ ] sap.
kâc (F.) [ جﺎﮐ ] çam. kad (A.) [ ﺪﻗ ] boy. kadd (A.) [ ﺪﻗ ] boy.
kadeh (A.) [ حﺪﻗ ] 1.bardak. 2.içki kadehi. kadem (A.) [ مﺪﻗ ] 1.adım. 2.ayak.
kademe (A.) [ ﻪﻡﺪﻗ ] 1.basamak. 2.derece. kader (A.) [ رﺪﻗ ] ilahî takdir.
kadh (A.) [ حﺪﻗ ] kötüleme, kınama. kadı (A.) [ ﯽﺽﺎﻗ ] dinî yargıç.
kadid (A.) [ ﺪیﺪﻗ ] 1.kurutulmuş et, kadit. 2.canlı cenaze. kâdilkudât (A.) [ تﺎﻀﻘﻝا ﯽﺽﺎﻗ ] başkadı.
kadim (A.) [ ﻢیﺪﻗ ] eski. kadîmen (A.) [ ﺎﻤیﺪﻗ ] eskiden. kâdir (A.) [ ردﺎﻗ ] güçlü.
kadîr (A.) [ ﺮیﺪﻗ ] çok güçlü.
 
kadirdân (A.-F.) [ نادرﺪﻗ ] değerbilir.
 
kadirşinâs (A.-F.) [ سﺎﻨﺵرﺪﻗ ] değerbilir. kadirşinaslık (A.-F.-T.) değerbilirlik.
kadr (A.) [ رﺪﻗ ] 1.değer. 2.şeref. 3.derece. kadrdân (A.-F.) [ نادرﺪﻗ ] değerbilir. kadrşinâs (A.-F.) [ سﺎﻨﺵرﺪﻗ ] değerbilir. kafâ (A.) [ ﺎﻔﻗ ] baş.
kafes (F.) [ ﺲﻔﻗ ] 1.kafes. 2.pencere kafesi. kâffe (A.) [ ﻪﻓﺎﮐ ] tümü, hepsi.
kâfi (A.) [ ﯽﻓﺎﮐ ] yeterli.
 
kâfile (A.) [ ﻪﻠﻓﺎﻗ ] 1.kervan. 2.topluluk, kafile. kafiyeperdâz (A.-F.) [ زادﺮﭘ ﻪﻴﻓﺎﻗ ] şair.
kâğıd (F.) [ ﺪﻏﺎﮐ ] kağıt. kâh (F.) [ خﺎﮐ ] köşk, kasır. kâh (F.) [ ﻩﺎﮐ ] saman.
kahbe (A.) [ ﻪﺒﺤﻗ ] 1.fahişe, 2.alçak, namussuz. kâhgil (F.) [ ﻞﮕهﺎﮐ ] sıva.
kahhar (A.) [ رﺎﻬﻗ ] kahredici.
 
kahır (A.) [ ﺮﻬﻗ ] 1.yok etme. 2.çok üzülme. kâhil (A.) [ ﻞهﺎﮐ ] tembel.
kâhin (A.) [ ﻦهﺎﮐ ] gaipten haber veren, kehanette bulunan. kâhir (A.) [ ﺮهﺎﻗ ] kahreden, yok eden.
kahpe (A.) [ ﻪﺒﺤﻗ ] 1.fahişe. 2.alçak, namussuz. kahr (A.) [ ﺮﻬﻗ ] 1.yok etme. 2.çok üzülme.
 
kahraman (F.) [ نﺎﻡﺮﻬﻗ ] yiğit kahrübâ (A.) [ ﺎﺑﺮهﺎﮐ ] kehribar. kaht (A.) [ ﻂﺤﻗ ] kıtlık.
kahve (A.) [ ﻩﻮﻬﻗ ] kahve. kâid (A.) [ ﺪﺋﺎﻗ ] komutan.
kâide (A.) [ ﻩﺪﻋﺎﻗ ] 1.kural. 2.temel, esas.
 
kâideten (A.) [ ةﺪﻋﺎﻗ ] kural olarak, esas itibarıyla. kâil (A.) [ ﻞﺋﺎﻗ ] 1.söyleyen. 2.razı olan.
kâil olmak razı olmak.
 
kâim (A.) [ ﻢﺋﺎﻗ ] 1.ayakta. 2.yerine geçen. 3.dik. kâim olmak (A.-T.) yerine geçmek.
kâime (A.) [ ﻪﻤﺋﺎﻗ ] 1.kağıt para. 2.ferman.
 
kâimmakam (A.) [ مﺎﻘﻡ ﻢﺋﺎﻗ ] 1.kaymakam. 2.yerine geçen. kâin (A.) [ ﻦﺋﺎﮐ ] bulunan, yer alan.
kâinât (A.) [ تﺎﻨﺋﺎﮐ ] 1.evren. 2.dünya. kâkül (F.) [ ﻞﮐﺎﮐ ] perçem.
kâl (A.) [ لﺎﻗ ] söz, laf.
 
kal’ (A.) [ ﻊﻠﻗ ] koparma, sökme. kal’a (A.) [ ﻪﻌﻠﻗ ] kale
kâlâ (F.) [ ﻻﺎﮐ ] 1.mal. 2.kumaş. kalb (A.) [ ﺐﻠﻗ ] 1.yürek. 2.gönül. kalb (A.) [ ﺐﻠﻗ ] değiştirme.
kalb etmek dönüştürmek, değiştirmek.
 
kalbî (A.) [ ﯽﺒﻠﻗ ] 1.yürekten. 2.kalp ile ilgili. kalbüd (F.) [ ﺪﺒﻝﺎﮐ ] 1.beden. 2.kalıp. 3.kireç kalıpı. kalbzen (A.-F.) [ نز ﺐﻠﻗ ] kalpazan.
kalem (A.) [ ﻢﻠﻗ ] 1.kalem. 2.keski. 3.büro.
 
kalemkârî (A.-F.) [ یرﺎﮑﻤﻠﻗ ] 1.nakkaşlık. 2.kalem işi. kalemrev (A.-F.) [ وﺮﻤﻠﻗ ] ülke, diyar, topraklar.
kâlıb (A.) [ ﺐﻝﺎﻗ ] 1.kalıp. 2.beden. kalil (A.) [ ﻞﻴﻠﻗ ] az.
kallâş (A.) [ شﻼﻗ ] kalleş. kalyân (F.) [ نﺎﻴﻠﻗ ] nargile.
kâm (F.) [ مﺎﮐ ] 1.damak. 2.arzu. kamer (A.) [ ﺮﻤﻗ ] ay.
kameriyye (A.) [ ﻪیﺮﻤﻗ ] çardak. kâmet (A.) [ ﺖﻡﺎﻗ ] boy.
kâmil (A.) [ ﻞﻡﺎﮐ ] 1.tam. 2.olgun. 3.bilgili.
 
kâmilen (A.) [ ﻼﻡﺎﮐ ] tamamen, büsbütün, tümüyle. kamîs (A.) [ ﺺﻴﻤﻗ ] gömlek.
kâmkâr (F.) [ رﺎﮑﻡﺎﮐ ] mutlu. kamus (A.) [ سﻮﻡﺎﻗ ] sözlük. kâmyâb (F.) [ بﺎﻴﻡﺎﮐ ] mutlu.
kân (F.) [ نﺎﮐ ] 1.maden ocağı. 2.yurt, ocak. kanâat (A.) [ ﺖﻋﺎﻨﻗ ] yetinme.
kanaat etmek yetinmek.
 
kanât (A.) [ تﺎﻨﻗ ] yeraltı su kanalı. kand (A.) [ ﺪﻨﻗ ] şeker.
kâni (A.) [ ﻊﻥﺎﻗ ] yetinen, kanaat eden. kâni etmek ikna etmek.
kâni olmak ikna olmak. kannâd (A.) [ دﺎﻨﻗ ] şekerci. kantar (A.) [ رﺎﻄﻨﻗ ] baskül.
kanun (A.) [ نﻮﻥﺎﻗ ] 1.yasa. 2.yol yordam.
 
kânûn (A.) [ نﻮﻥﺎﮐ ] 1.ocak. 2.mangal. 3.Aralık ve Ocak ayları. kanunî (A.) [ ﯽﻥﻮﻥﺎﻗ ] 1.yasal. 2.kanun çalan. 3.yasa koyucu.
kâr (F.) [ رﺎﮐ ] iş.
 
kâr etmek işlemek, tesir etmek.
 
karâbet (A.) [ ﺖﺑاﺮﻗ ] yakınlık, akrabalık. karâin (A.) [ ﻦﺋاﺮﻗ ] ipuçları, karineler.
karar (A.) [ راﺮﻗ ] 1.durma. 2.devamlılık. 3.yeterli ölçü. karargîr (A.-F.) [ ﺮﻴﮔراﺮﻗ ] karar verilmiş.
karargîr olmak karara bağlanmak. kârbân (F.) [ نﺎﺑرﺎﮐ ] kervan.
kârd (F.) [ درﺎﮐ ] bıçak. kârdân (F.) [ نادرﺎﮐ ] işbilir. kârgâh (F.) [ ﻩﺎﮔرﺎﮐ ] işlik, iş yeri. kârger (F.) [ ﺮﮔرﺎﮐ ] işçi.
karha (A.) [ ﻪﺣﺮﻗ ] yara.
 
kârhane (F.) [ ﻪﻥﺎﺧرﺎﮐ ] 1.fabrika. 2.işlik. kâr-ı kadim [ ﻢیﺪﻗ رﺎﮐ ] eski el işi.
kâri’ (A.) [ ءرﺎﻗ ] okuyucu. kâri’în (A.) [ ﻦﻴﺋرﺎﻗ ] okuyucular. kâria (A.) [ ﻪﺋرﺎﻗ ] bayan okuyucu. karîb (A.) [ ﺐیﺮﻗ ] yakın.
karîben (A.) [ ﺎﺒیﺮﻗ ] yakında.
 
karîha (A.) [ ﻪﺤیﺮﻗ ] düşünme gücü. karin (A.) [ ﻦیﺮﻗ ] 1.yakın. 2.eş dost. karîne (A.) [ ﻪﻨیﺮﻗ ] ipucu.
kâriz (F.) [ ﺰیرﺎﮐ ] yeraltı su kanalı. karn (A.) [ نﺮﻗ ] 1.boynuz. 2.yüzyıl.
kârşinâs (F.) [ سﺎﻨﺵرﺎﮐ ] uzman, işten anlayan. karûre (A.) [ ﻩرورﺎﻗ ] idrar şişesi, ördek.
kârvan (F.) [ ناورﺎﮐ ] kervan.
 
karvanserây (A.) [ یاﺮﺱ ناورﺎﮐ ] kervansaray. karye (A.) [ ﻪیﺮﻗ ] köy.
karz (A.) [ ضﺮﻗ ] borç. kârzâr (F.) [ رازرﺎﮐ ] savaş.
kasab (A.) [ ﺐﺼﻗ ] 1.şeker kamışı. 2.nefes borusu. 3.ince keten. kasaba (A.) [ ﻪﺒﺼﻗ ] kasaba.
kasâid (A.) [ ﺪﺋﺎﺼﻗ ] kasideler.
 
kasâvet (A.) [ توﺎﺴﻗ ] 1.katılık, sertlik. 2.keder.
 
kasd (A.) [ ﺪﺼﻗ ] 1.kasıt. 2.dövme. kasden (A.) [ اﺪﺼﻗ ] kasıtlı olarak. kâse (F.) [ ﻪﺱﺎﮐ ] 1.çanak, kâse. kâse-i ser [ ﺮﺱ ءﻪﺱﺎﮐ ] kafatası.
kâselîs (F.) [ ﺲﻴﻝ ﻪﺱﺎﮐ ] çanak yalayıcı. kasem (A.) [ ﻢﺴﻗ ] yemin.
kasır (A.) [ ﺮﺼﻗ ] köşk. kâsib (A.) [ ﺐﺱﺎﮐ ] kazanan.
kâsid (A.) [ ﺪﺹﺎﻗ ] 1.ulak. 2.kasteden. kaside (A.) [ ﻩﺪﻴﺼﻗ ] kaside.
kasîdeserâ (A.-F.) [ اﺮﺱ ﻩﺪﻴﺼﻗ ] kaside şairi. kasîr (A.) [ ﺮﻴﺼﻗ ] kısa.
kasr (A.) [ ﺮﺼﻗ ] kasır, köşk. kassab (A.) [ بﺎﺼﻗ ] kasap.
kassar (A.) [ رﺎﺼﻗ ] çamaşırcı, çırpıcı.
 
kasvet (A.) [ تﻮﺴﻗ ] 1.katılık. 2.gönül darlığı. kasvet basmak gönlü daralmak.
kâş (F.) [ شﺎﮐ ] keşke.
 
kâşâne (F.) [ ﻪﻥﺎﺵﺎﮐ ] 1.yuva. 2.mâlikâne. kâşî (F.) [ ﯽﺵﺎﮐ ] çini, fayans.
kâşif (A.) [ ﻒﺵﺎﮐ ] keşfeden. kâşki (F.) [ ﯽﮑﺵﺎﮐ ] keşke.
kat’ (A.) [ ﻊﻄﻗ ] 1.kesme. 2.kesilme.
 
kat’an (A.) [ ﺎﻌﻄﻗ ] kesinlikle. kat’en (A.) [ ﺎﻌﻄﻗ ] kesinlikle. kat’î (A.) [ ﯽﻌﻄﻗ ] kesin.
kat’î sûrette kesin olarak, kesinlikle. kat’iyet (A.) [ ﺖﻴﻌﻄﻗ ] kesinlik.
kat’iyyen (A.) [ ﺎﻴﻌﻄﻗ ] 1.kesinlikle. 2.asla. katarât (A.) [ تاﺮﻄﻗ ] damlalar.
katf (A.) [ ﻒﻄﻗ ] devşirme.
 
kâtıbeten (A.) [ ﺔﺒﻃﺎﻗ ] asla, kesinlikle. kâti’ (A.) [ ﻊﻃﺎﻗ ] kesen, kesici.
kâtib (A.) [ ﺐﺕﺎﮐ ] yazıcı. kâtil (A.) [ ﻞﺕﺎﻗ ] öldüren. katil (A.) [ ﻞﺘﻗ ] öldürme. kâtip (A.) [ ﺐﺕﺎﮐ ] yazıcı.
katl (A.) [ ﻞﺘﻗ ] öldürme, katil. katre (A.) [ ﻩﺮﻄﻗ ] damla. kavâfil (A.) [ ﻞﻓاﻮﻗ ] kafileler.
kavâid (A.) [ ﺪﻋاﻮﻗ ] kurallar, kâideler. kavânîn (A.) [ ﻦﻴﻥاﻮﻗ ] kanunlar.
kavî (A.) [ یﻮﻗ ] güçlü.
 
kavim (A.) [ مﻮﻗ ] topluluk, ulus. kavis (A.) [ سﻮﻗ ] yay.
kaviyü’l-bünye (A.) [ ﻪﻴﻨﺒﻝا یﻮﻗ ] sağlam yapılı.
 
kavl (A.) [ لﻮﻗ ] söz.
 
kavm (A.) [ مﻮﻗ ] kavim, topluluk. kavmî (A.) [ ﯽﻡﻮﻗ ] kavme dayalı. kavmiyet (A.) [ ﺖﻴﻡﻮﻗ ] kavimlik. kavs (A.) [ سﻮﻗ ] yay.
kay’ (A.) [ ء ﯽﻗ ] kusma.
 
kayd (A.) [ ﺪﻴﻗ ] 1.bağ. 2.zincir. 3.kayıt.
 
kazâ (A.) [ ﺎﻀﻗ ] 1.ilahî takdir. 2.kadılık. 3.kaza. 4.ilçe. kazâî (A.) [ ﯽﺋﺎﻀﻗ ] yargı ile ilgili.
kazârâ (A.-F.) [ ارﺎﻀﻗ ] tesadüfen.
 
kazâyâ (A.) [ ﺎیﺎﻀﻗ ] meseleler, problemler. kâzî (A.) [ ﯽﺽﺎﻗ ] kadı.
kâzib (A.) [ بذﺎﮐ ] yalancı.
 
kaziyye (A.) [ ﻪﻴﻀﻗ ] 1.mesele. 2.önerme.
 
ke’enlemyekün (A.) [ ﻦﮑی  ﻢﻝ نﺄﮐ ] olmamışçasına, yok sayarak. ke’s (A.) [ سﺄﮐ ] 1.çanak. 2.kadeh.
kebed (A.) [ ﺪﺒﮐ ] karaciğer. kebîr (A.) [ ﺮﻴﺒﮐ ] büyük. kebş (A.) [ ﺶﺒﮐ ] koç.
kebûd (F.) [ دﻮﺒﮐ ] mavi. kebûter (F.) [ دﻮﺒﮐ ] güvercin. kec (F.) [ ﺞﮐ ] eğri.
kecbîn (F.) [ ﻦﻴﺒﺠﮐ ] şaşı.
 
keçel (F.) [ ﻞﭽﮐ ] kel. kedd (A.) [ ﺪﮐ ] emek.
keder (A.) [ رﺪﮐ ] 1.üzüntü. 2.bulanıklık. kedernâk (A.-F.) [ کﺎﻥرﺪﮐ ] üzüntülü, kederli. kedhüda (F.) [ اﺪﺧﺪﮐ ] kâhya.
kedû (F.) [ وﺪﮐ ] kabak. kef (F.) [ ﻒﮐ ] köpük.
kefâlet (A.) [ ﺖﻝﺎﻔﮐ ] kefillik. kefçe (F.) [ ﻪﭽﻔﮐ ] kepçe. kefel (A.) [ ﻞﻔﮐ ] kalça. kefere (A.) [ ﻩﺮﻔﮐ ] kafirler.
keff (A.) [ ﻒﮐ ] 1.aya. 2.avuç. keffe (A.) [ ﻪﻔﮐ ] kefe.
kefgîr (F.) [ ﺮﻴﮕﻔﮐ ] kevgir.
 
kefil (A.) [ ﻞﻴﻔﮐ ] kefil, kefalet eden. kefş (F.) [ ﺶﻔﮐ ] ayakkabı.
keftâr (F.) [ رﺎﺘﻔﮐ ] sırtlan. kefter (F.) [ ﺮﺘﻔﮐ ] güvercin.
kehânet (A.) [ ﺖﻥﺎﻬﮐ ] falcılık, kahinlik. kehene (A.) [ ﻪﻨﻬﮐ ] kahinler.
kehf (A.) [ ﻒﻬﮐ ] mağara.
 
kehhâl (A.) [ لﺎﺤﮐ ] 1.göze sürme çeken. 2.göz hekimi. kehkeşan (F.) [ نﺎﺸﮑﻬﮐ ] samanyolu.
 
kej (F.) [ ﮋﮐ ] eğik, eğri. kejdüm (F.) [ مدﮋﮐ ] akrep.
kelâğ (F.) [ غﻼﮐ ] karakarga, kuzgun. kelâm (A.) [ مﻼﮐ ] söz.
kelâm-ı kadim [ ﻢیﺪﻗ مﻼﮐ ] Kur’ân.
 
kelâm-ı kibâr [ رﺎﺒﮐ مﻼﮐ ] büyük insanların özlü sözleri. kelb (A.) [ ﺐﻠﮐ ] köpek.
kelimât (A.) [ تﺎﻤﻠﮐ ] kelimeler, sözcükler. kelime (A.) [ ﻪﻤﻠﮐ ] sözcük.
kelle (F.) [ ﻪﻠﮐ ] baş.
 
kem (F.) [ ﻢﮐ ] az, eksik.
 
kemâbîş (F.) [ ﺶﻴﺑﺎﻤﮐ ] az çok, aşağı yukarı. kemâfissâbık (A.) [ ﻖﺑﺎﺴﻝا ﯽﻓ ﺎﻤﮐ ] eskiden olduğu gibi. kemâkân (A.) [ نﺎﮐﺎﻤﮐ ] eskiden olduğu gibi.
kemâl (A.) [ لﺎﻤﮐ ] olgunluk, mükemmellik. kemal-i dikkatle (A.-F.-T.) büyük bir dikkatle. kemâl-i ihtimâm ile  büyük bir özenle.
kemân (F.) [ نﺎﻤﮐ ] 1.yay. 2.keman.
 
kemânebrû (F.) [ وﺮﺑا نﺎﻤﮐ ] kaşı yay gibi olan sevgili. kemankeş (F.) [ ﺶﮑﻥﺎﻤﮐ ] okçu, yay çeken. kemâyenbağî (A.) [ ﯽﻐﺒﻨی ﺎﻤﮐ ] gerektiği gibi.
kemend (F.) [ ﺪﻨﻤﮐ ] kement.
 
kemend-i zülf (F.) [ ﻒﻝز ﺪﻨﻤﮐ ] saçlarının kemendi.
 
kemer (F.) [ ﺮﻤﮐ ] bel.
 
kemerbend (F.) [ ﺪﻨﺑﺮﻤﮐ ]] bel kayışı. kemîn (F.) [ ﻦﻴﻤﮐ ] pusu, tuzak. kemmiyet (A.) [ ﺖﻴﻤﮐ ] nicelik. kemmiyet (A.) [ ﺖﻴﻤﮐ ] nicelik.
kemter (F.) [ ﺮﺘﻤﮐ ] 1.daha az. 2.değersiz. kemyâb (F.) [ بﺎﻴﻤﮐ ] az bulunur.
kenâr (F.) [ رﺎﻨﮐ ] 1.kıyı. 2.kenar, yan. kenef (A.) [ ﻒﻨﮐ ] 1.çevre. 2.sığınacak yer. kenîse (A.) [ ﻪﺴﻴﻨﮐ ] kilise.
kenîz (F.) [ ﺰﻴﻨﮐ ] cariye. kenz (A.) [ ﺰﻨﮐ ] hazine. ker (F.) [ ﺮﮐ ] sağır.
kerâhet (A.) [ ﺖهاﺮﮐ ] iğrenme tiksinme.
 
kerâmet (A.) [ ﺖﻡاﺮﮐ ] 1.cömertlik, kerem. 2.velîlerin gösterdikleri olağandışı
 
hal.
 
kerân (F.) [ ناﺮﮐ ] uç, kıyı. kere (A.) [ ﻩﺮﮐ ] kez.
kerefs (F.) [ ﺲﻓﺮﮐ ] kereviz. kerem (A.) [ مﺮﮐ ] cömertlik.
kerem kılmak kerem etmek, iyilik etmek. keremkâr (A.-F.) [ رﺎﮑﻡﺮﮐ ] cömert.
kerhen (A.) [ ﺎهﺮﮐ ] istemeyerek, iğrenerek.
 
kerîh (A.) [ ﻪیﺮﮐ ] iğrenç.
 
kerîm (A.) [ ﻢیﺮﮐ ] 1.cömert. 2.yüce. kerîme (A.) [ ﻪﻤیﺮﮐ ] kız çocuk. kerkes (A.) [ ﺲﮐﺮﮐ ] akbaba.
kerrât (A.) [ تاﺮﮐ ] defalar. kerre (A.) [ ﻩﺮﮐ ] defa.
kerûbî (A.) [ ﯽﺑوﺮﮐ ] büyük melek. kervan (F.) [ ناوﺮﮐ ] kafile, kervan. kervansaray bk. karvanserây.
kes (F.) [ ﺲﮐ ] kişi, kimse.
 
kesâd (A.) [ دﺎﺴﮐ ] sürümsüz, kesat.
 
kesâfet (A.) [ ﺖﻓﺎﺜﮐ ] 1.yoğunluk. 2.çokluk. kesâlet (A.) [ ﺖﻝﺎﺴﮐ ] tembellik, gevşeklik. kesb (A.) [ ﺐﺴﮐ ] çalışarak kazanma.
kesbî (A.) [ ﯽﺒﺴﮐ ] çalışarak elde edilen. kese (F.) [ ﻪﺴﻴﮐ ] torba, küçük torba.
kesîf (A.) [ ﻒﻴﺜﮐ ] 1.yoğun. 2.kalın. 3.koyu. kesîr (A.) [ ﺮﻴﺜﮐ ] çok, bol.
kesîrü’l-istimâl (A.) [ لﺎﻤﻌﺘﺱﻻاﺮﻴﺜﮐ ] çok kullanılan. kesret (A.) [ تﺮﺜﮐ ] çokluk, bolluk.
kesretle :(A.-T.) çokça, bolca. kesretli (A.-T.) çok, fazla.
keşf (A.) [ ﻒﺸﮐ ] keşif, bulma, ortaya çıkarma.
 
keşif (A.) [ ﻒﺸﮐ ] keşfetme, bulma.
 
keşkûl (F.) [ لﻮﮑﺸﮐ ] 1.dilenci çanağı. 2.keşkül, bir tür tatlı. keşmekeş (F.) [ ﺶﮑﻤﺸﮐ ] kargaşa, çekişme.
keştî (F.) [ ﯽﺘﺸﮐ ] gemi. keştîbân (F.) [ نﺎﺒﻴﺘﺸﮐ ] kaptan.
ketif (A.) [ ﻒﺘﮐ ] 1.omuz. 2.kürek kemiği. ketm (A.) [ ﻢﺘﮐ ] gizleme, saklama.
kettân (A.) [ نﺎﺘﮐ ] keten.
 
ketûm (A.) [ مﻮﺘﮐ ] sır saklayan, ağzı sıkı. kevâkib (A.) [ ﺐﮐاﻮﮐ ] yıldızlar.
kevkeb (A.) [ ﺐﮐﻮﮐ ] yıldız. kevkebe (A.) [ ﻪﺒﮐﻮﮐ ] gösteriş. kevn (A.) [ نﻮﮐ ] varlık.
kevser (A.) [ ﺮﺛﻮﮐ ] 1.cennet. 2.cennetteki bir havuz. keyd (A.) [ ﺪﻴﮐ ] hile, düzen.
keyf (A.) [ ﻒﻴﮐ ] keyif, afiyet.
 
keyfe mâ ittafak (A.) [ ﻖﻔﺕا ﺎﻡ ﻒﻴﮐ ] rastgele. keyfiyet (A.) [ ﺖﻴﻔﻴﮐ ] nitelik
keyfiyyet (A.) [ ﺖﻴﻔﻴﮐ ] nitelik. keyhân (F.) [ نﺎﻬﻴﮐ ] dünya.
keyvan (F.) [ ناﻮﻴﮐ ] Satürn, Zuhal. kezâ (A.) [ اﺬﮐ ] aynı şekilde, böylece. kezâlik (A.) [ ﮏﻝاﺬﮐ ] aynı şekilde.
 
kezzâb (A.) [ باﺬﮐ ] çok yalancı. kıbâb (A.) [ بﺎﺒﻗ ] kubbeler. kıbel (A.) [ ﻞﺒﻗ ] taraf, yön.
kıble (A.) [ ﻪﻠﺒﻗ ] 1.Kâbe tarafı. 2.güney. 3.güney rüzgarı. kıbtî (A.) [ ﯽﻄﺒﻗ ] çingene.
kıdem (A.) [ مﺪﻗ ] eskilik. kıdve (A.) [ ﻩوﺪﻗ ] önder. kılâ’ (A.) [ عﻼﻗ ] kaleler. kıllet (A.) [ ﺖﻠﻗ ] azlık. kırâat (A.) [ ﺖﺋاﺮﻗ ] okuma. kırâat etmek okumak.
kırâathâne (A.-F.) [ ﻪﻥﺎﺧ ﺖﺋاﺮﻗ ] 1. kahvehane. 2.okuma salonu.
 
kıran (A.) [ ناﺮﻗ ] 1.yakınlaşma. 2.iki gezegenin aynı burçta birbirine yaklaşması.
 
kırba (A.) [ ﻪﺑﺮﻗ ] deriden yapılmış su kabı. kırtâsiye (A.) [ ﻪﻴﺱﺎﻃﺮﻗ ] kağıt işleri.
kısas (A.) [ ﻪﺼﻗ ] kıssalar, hikayeler. kısm (A.) [ ﻢﺴﻗ ] kısım, bölüm. kısmen (A.) [ ﺎﻤﺴﻗ ] bir kısmı.
kısmet (A.) [ ﺖﻤﺴﻗ ] 1.nasip, pay. 2.bölme. kıssa (A.) [ ﻪﺼﻗ ] 1.öykü, fıkra. 2.olay.
kıst (A.) [ ﻂﺴﻗ ] 1.taksit. 2.parça. kıstas (A.) [ سﺎﻄﺴﻗ ] 1.ölçü. 2.terazi.
 
kışr (A.) [ ﺮﺸﻗ ] kabuk. kıt’a (A.) [ ﻪﻌﻄﻗ ] parça.
kıtal (A.) [ لﺎﺘﻗ ] 1.savaş. 2.birbirini öldürme. kıyafet (A.) [ ﺖﻓﺎﻴﻗ ] kılık, görünüm.
kıyâm (A.) [ مﺎﻴﻗ ] 1.kalkma. 2.ayaklanma.
 
kıyam etmek başkaldırmak, isyan etmek, ayaklanmak. kıyamet (A.) [ ﺖﻡﺎﻴﻗ ] 1.mahşer günü. 2.gürültü patırtı. kıyas (A.) [ سﺎﻴﻗ ] karşılaştırma, mukayese.
kıymet (A.) [ ﺖﻤﻴﻗ ] değer. kıymet vermek değer vermek. kıymetbilmez (A.-T.) değer bilmeyen. kıymetdar (A.-F.) [ راﺪﺘﻤﻴﻗ ] değerli. kıyr (A.) [ ﺮﻴﻗ ] katran, zift.
kıyye (A.) [ ﻪﻴﻗ ] okka.
 
kibar (A.) [ رﺎﺒﮐ ] büyükler.
 
kibr (A.) [ ﺮﺒﮐ ] büyüklük taslama, şişinme. kifayet (A.) [ ﺖیﺎﻔﮐ ] 1.yeterli olma. 2.yararlılık. kifâyetsizlik (A.-T.) yetersizlik.
kihâlet (A.) [ ﺖﻝﺎﺤﮐ ] 1.göz hekimliği. 2.sürmecilik. kîl (A.) [ ﻞﻴﻗ ] söz.
kilâb (A.) [ بﻼﮐ ] köpekler. kîle (A.) [ ﻪﻠﻴﮐ ] kile.
kilîsa (F.) [ ﺎﺴﻴﻠﮐ ] kilise.
 
kilk (F.) [ ﮏﻠﮐ ] kamış kalem. kîlükâl (A.) [ لﺎﻗ و ﻞﻴﻗ ] dedikodu. kilye (A.) [ ﻪﻴﻠﮐ ] böbrek.
kimyâger (A.-F.) [ ﺮﮔﺎﻴﻤﻴﮐ ] kimyacı. kimyevî (A.) [ یﻮﻴﻤﻴﮐ ] kimyasal. kinâyeâmîz (A.-F.) [ ﺰﻴﻡﺁ ﻪیﺎﻨﮐ ] kinayeli. kindar (F.) [ راﺪﻨﻴﮐ ] kinci.
kînecû (F.) [ ﻮﺝ ﻪﻨﻴﮐ ] kinci.
 
kirâm (A.) [ ماﺮﮐ ] 1.yüce kişiler. 2.cömertler. kirâren (A.) [ اراﺮﮐ ] defalarca.
kirbâs (A.) [ سﺎﺑﺮﮐ ] bez.
 
kirm (F.) [ مﺮﮐ ] kurt, kurtçuk.
 
kirm-i ebrîşem [ ﻢﺸیﺮﺑا مﺮﮐ ] ipek böceği. kirm-i şebefruz [ زوﺮﻓا ﺐﺵ مﺮﮐ ] ateş böceği. kîse (F.) [ ﻪﺴﻴﮐ ] 1.torba, kese. 2.para kesesi. kisve (A.) [ ﻩﻮﺴﮐ ] giysi.
kisvet (A.) [ تﻮﺴﮐ ] 1.giysi. 2.güreşçi kisbeti. kîş (F.) [ ﺶﻴﮐ ] din.
kişt (F.) [ ﺖﺸﮐ ] ekin. kiştzar (F.) [ راﺰﺘﺸﮐ ] tarla. kişver (F.) [ رﻮﺸﮐ ] ülke.
kişverküşâ (F.) [ ﺎﺸﮐرﻮﺸﮐ ] fatih, ülkeler alan. kitâb (A.) [ بﺎﺘﮐ ] kitap.
 
kitâbe (A.) [ ﻪﺑﺎﺘﮐ ] 1.mezar taşı yazısı. 2.yazıt. kitabhâne (A.-F.) [ ﻪﻥﺎﺨﺑﺎﺘﮐ ] kütüphane.
kitmân (A.) [ نﺎﻤﺘﮐ ] sır saklama, ketumluk. kitmân etmek saklamak.
kiyâset (A.) [ ﺖﺱﺎﻴﮐ ] zekilik, uyanıklık. kizb (A.) [ بﺬﮐ ] yalan.
köhne (F.) [ ﻪﻨﻬﮐ ] eski. kubh (A.) [ ﺢﺒﻗ ] çirkinlik. kubûr (A.) [ رﻮﺒﻗ ] mezarlar. kûçe (F.) [ ﻪچﻮﮐ ] sokak. kudât (A.) [ تﺎﻀﻗ ] kadılar. kûdek (F.) [ کدﻮﮐ ] çocuk. kudemâ (A.) [ ﺎﻡﺪﻗ ] eskiler. kudret (A.) [ ترﺪﻗ ] güç. kudsî (A.) [ ﯽﺱﺪﻗ ] kutsal.
kudsiyân (A.-F.) [ نﺎﻴﺱﺪﻗ ] melekler. kudsiyet (A.) [ ﺖﻴﺱﺪﻗ ] kutsallık.
kudsiyetşiken (A.-F.) [ ﻦﮑﺵ ﺖﻴﺱﺪﻗ ] kutsallığı bozan; kutsal olan şeylere karşı
 
saygısız.
 
kudûm (A.) [ موﺪﻗ ] 1.gelme. 2.kudüm. kudûmzen (A.-F.) [ نز موﺪﻗ ] kudüm çalan. kûfe (F.) [ ﻪﻓﻮﮐ ] küfe.
kufl (A.) [ ﻞﻔﻗ ] kilit.
 
kûfte (F.) [ ﻪﺘﻓﻮﮐ ] 1.ezik. 2.köfte. kûh (F.) [ ﻩﻮﮐ ] dağ.
kûhân (F.) [ نﺎهﻮﮐ ] hörgüç. kûhistan (F.) [ نﺎﺘﺴهﻮﮐ ] dağlık. kuhl (A.) [ ﻞﺤﮐ ] göz sürmesi.
kulel (A.) [ ﻞﻠﻗ ] 1.kuleler. 2.doruklar. kullâb (A.) [ بﻼﻗ ] kanca, çengel. kulle (A.) [ ﻪﻠﻗ ] 1.kule. 2.doruk.
kulûb (A.) [ بﻮﻠﻗ ] kalpler. kumâr (A.) [ رﺎﻤﻗ ] kumar. kumâş (A.) [ شﺎﻤﻗ ] kumaş. kumrî (A.) [ یﺮﻤﻗ ] kumru. kûr (F.) [ رﻮﮐ ] kör.
kur’a (A.) [ ﻪﻋﺮﻗ ] kur’a, ad çekme. kurâ (A.) [ ءاﺮﻗ ] köyler.
kurâze (A.) [ ﻪﺽاﺮﻗ ] kırıntı, döküntü. kurb (A.) [ بﺮﻗ ] 1.yakınlık. 2.yakın. kûre (F.) [ ﻩرﻮﮐ ] kuyumcu ocağı.
kûrî (F.) [ یرﻮﮐ ] körlük.
 
kurrâ (A.) [ ءاﺮﻗ ] Kur’ân okuyucular. kurs (A.) [ صﺮﻗ ] yuvarlak.
kurûn (A.) [ نوﺮﻗ ] 1.yüzyıllar. 2.çağlar. kurûn-i kadîme (F.) [ ﻪﻤیﺪﻗ نوﺮﻗ ] eski çağlar.
 
kurûn-i ûlâ [ ﯽﻝوا نوﺮﻗ ] ilkçağ. kurûn-i vüstâ [ ﯽﻄﺱو نوﺮﻗ ] ortaçağ. kûs (F.) [ سﻮﮐ ] kös, büyük davul. kûse (F.) [ ﻪﺱﻮﮐ ] köse.
kusûr (A.) [ رﻮﺼﻗ ] 1.kasırlar. 2.eksiklik, hata, ihmal. kusur eylemek ihmalde bulunmak, hata yapmak.
kûşe (F.) [ ﻪﺵﻮﮐ ] köşe. kûşiş (F.) [ ﺶﺵﻮﮐ ] çaba. kûşk (F.) [ ﮏﺵﻮﮐ ] köşk.
kût (A.) [ تﻮﻗ ] azık, yiyecek. kûtah (F.) [ ﻩﺎﺕﻮﮐ ] kısa.
kûtahnazar (F.-A.) [ ﺮﻈﻥ ﻩﺎﺕﻮﮐ ] kıt görüşlü, basiretsiz. kutb (A.) [ ﺐﻄﻗ ] kutup.
kutn (A.) [ ﻦﻄﻗ ] pamuk. kutr (A.) [ ﺮﻄﻗ ] çap.
kuûd (A.) [ دﻮﻌﻗ ] oturma.
 
kuvâ (A.) [ اﻮﻗ ] güçler, kuvvetler. kuvve (A.) [ ﻩﻮﻗ ] güç, kuvvet.
kuvve-i muhayyile [ ﻪﻠﻴﺨﻡ ءﻩﻮﻗ ] hayal gücü. kuvve-i müeyyide [ ﻩﺪیﺆﻡ ءﻩﻮﻗ ] yaptırım gücü. kuvvet (A.) [ تﻮﻗ ] 1.güç. 2.askerî güç.
kûy (F.) [ یﻮﮐ ] 1.köy. 2.sokak. 3.sevgilinin evinin bulunduğu yer. kuyûd (A.) [ دﻮﻴﻗ ] 1.bağlar. 2.kayıtlar.
 
kuyûdat (A.) [ تادﻮﻴﻗ ] kayıtlar. kuzât (A.) [ تﺎﻀﻗ ] kadılar. kûze (F.) [ ﻩزﻮﮐ ]] testi.
kübrâ (A.) [ اﺮﺒﮐ ] en büyük. küdûr (A.) [ روﺪﮐ ] kederler.
küdûret (A.) [ تروﺪﮐ ] 1.bulanıklık. 2.tasa. küffar (A.) [ رﺎﻔﮐ ] kafirler.
küfr (A.) [ ﺮﻔﮐ ] 1.kafirlik. 2.küfür. küfrbâz (A.-F.) [ زﺎﺑﺮﻔﮐ ] küfürbaz. kühen (F.) [ ﻦﻬﮐ ] eski.
külah (F.) [ ﻩﻼﮐ ] şapka. külbe (F.) [ ﻪﺒﻠﮐ ] kulübe. küleh (F.) [ ﻪﻠﮐ ] külah, şapka.
külfet (A.) [ ﺖﻔﻠﮐ ] 1.zahmet. 2.merasim. küll (A.) [ ﻞﮐ ] tüm, bütün.
küllî (A.) [ ﯽﻠﮐ ] 1.genel. 2.çok. külliyyen (A.) [ ﺎﻴﻠﮐ ] tamamen, tümü. künc (F.) [ ﺞﻨﮐ ] köşe.
küngüre (F.) [ ﻩﺮﮕﻨﮐ ] şerefe. künh (A.) [ ﻪﻨﮐ ] asıl, öz. künûn (F.) [ نﻮﻨﮐ ] şimdi. künûz (A.) [ زﻮﻨﮐ ] hazineler. küre (A.) [ ﻩﺮﮐ ] küre.
 
küre-i arz [ ضرا ءﻩﺮﮐ ] yerküre, dünya. kürevî (A.) [ یوﺮﮐ ] küresel.
kürre (F.) [ ﻩﺮﮐ ] 1.sıpa. 2.tay.
 
kürsî (A.) [ ﯽﺱﺮﮐ ] 1.kürsü, taht. 2.başkent.
 
küsûf (A.) [ فﻮﺜﮐ ] 1.güneş tutulması. 2.tutulma. küsûr (A.) [ رﻮﺴﮐ ] 1.kesirler. 2.parçalar.
küşad (F.) [ دﺎﺸﮐ ] 1.açma. 2.açılma, açılış. küşâd etmek açılış yapmak, açmak.
küştî (F.) [ ﯽﺘﺸﮐ ] güreş.
 
küttâb (A.) [ بﺎﺘﮐ ] kâtipler, yazıcılar. kütüb (A.) [ ﺐﺘﮐ ] kitaplar.
kütübhâne (A.-F.) [ ﻪﻥﺎﺨﺒﺘﮐ ] kütüphane.
 
 
 
 
 
 
L
 
 
lâ (A.) [ ﻻ ] 1.hayır. 2.yoktur.
 
la’l (A.) [ ﻞﻌﻝ ] 1.al. 2.lal taşı. 3.kırmızı dudak. lâakal (A.) [ ﻞﻗاﻻ ] en azından, hiç olmazsa. lâbe (F.) [ ﻪﺑﻻ ] yalvarma.
lâbis (A.) [ ﺲﺑﻻ ] giyen. lâbis olmak giymek.
lâbüd (A.) [ ﺪﺑﻻ ] gerekli, lazım. lâcerem (A.) [ مﺮﺝﻻ ] kuşkusuz. lâcverd (F.) [ درﻮﺝﻻ ] lacivert. lâdînî (A.) [ ﯽﻨیدﻻ ] laik, din dışı. lâf (F.) [ فﻻ ] söz.
lafazan (F.) [ نﺰﻓﻻ ] geveze. lafız (A.) [ ﻆﻔﻝ ] söz.
lâfügüzâf (F.) [ فاﺰﮔ و فﻻ ] boş söz, zırva. lafz (A.) [ ﻆﻔﻝ ] söz, lafız.
lafzî (A.) [ ﯽﻈﻔﻝ ] lafız ile ilgili, söz ile ilgili. lâgar (F.) [ ﺮﻏﻻ ] zayıf, cılız.
lağv (A.) [ ﻮﻐﻝ ] 1.kaldırma. 2.boşuna.
 
lağvedilmek (A.-T.) 1.kaldırılmak. 2.hükümsüz kılınmak. lağvetmek (A.-T.) 1.kaldırmak. 2.hükümsüz kılmak.
 
lağvolmak (A.-T.) 1.kaldırılmak. 2.hükümsüz kalmak. lağvolunmak (A.-T.) 1.kaldırılmak. 2.hükümsüz kılınmak. lağz (A.) [ ﺰﻐﻝ ] sürçme.
lağziş (F.) [ شﺰﻐﻝ ] sürçme, kayma. lahd (A.) [ ﺪﺤﻝ ] mezar, lahit.
lahika (A.) [ ﻪﻘﺣﻻ ] ek. lahm (A.) [ ﻢﺤﻝ ] et.
lahn (A.) [ ﻦﺤﻝ ] 1.uyum. 2.tavır. 3.dil. laht (F.) [ ﺖﺨﻝ ] parça.
lâhûtî (A.) [ ﯽﺕﻮهﻻ ] ilahî. lahza (A.) [ ﻪﻈﺤﻝ ] an, lahza. laîn (A.) [ ﻦﻴﻌﻝ ] lanetlenmiş. lakab (A.) [ ﺐﻘﻝ ] lakap. lâkayd (A.) [ ﺪﻴﻗﻻ ] kayıtsız.
lâkaydî (A.) [ یﺪﻴﻗﻻ ] kayıtsızlık. lâkin (A.) [ ﻦﮑﻝ ] ancak, ne var ki. laklâk (A.) [ قﻼﻘﻝ ] leylek.
laklaka (A.) [ ﻪﻘﻠﻘﻝ ] boş laf. lâl (F.) [ لﻻ ] dilsiz.
lâle (F.) [ ﻪﻝﻻ ] lale çiçeği.
 
lâlekâ (F.) [ ﺎﮑﻝﻻ ] 1.pabuç. 2.taç, ibik. lâlettayin (A.) [ ﻦﻴﻴﻌﺘﻝا ﯽﻠﻋ ﻻ ] gelişigüzel. lâlezar (F.) [ راز ﻪﻝﻻ ] lale bahçesi.
 
lâmehâle (A.) [ ﻪﻝﺎﺤﻡﻻ ] ister istemez, çaresiz. lâmekan (A.) [ نﺎﮑﻡﻻ ] mekansızlık.
lâmi’ (A.) [ ﻊﻡﻻ ] parlayan. lâmia (A.) [ ﻪﻌﻡﻻ ] parlayan.
lâmise (A.) [ ﻪﺴﻡﻻ ] dokunma duyusu. lâne (F.) [ ﻪﻥﻻ ] yuva.
lanet (A.) [ ﺖﻨﻌﻝ ] lanet, beddua. lâsiyyema (A.) [ ﺎﻤﻴﺱﻻ ] özellikle. lâşe (F.) [ ﻪﺵﻻ ] leş.
lâşehâr (F.) [ راﻮﺧ ﻪﺵﻻ ] leş yiyen. latif (A.) [ ﻒﻴﻄﻝ ] hoş, yumuşak. latife (A.) [ ﻪﻔﻴﻄﻝ ] şaka.
latife etmek (A.-T.) şaka yapmak. latifegû (A.-F.) [ ﻮﮔ ﻪﻔﻴﻄﻝ ] şakacı. latme (A.) [ ﻪﻤﻄﻝ ] tokat.
lâubali (A.) [ ﯽﻝﺎﺑاﻻ ] kayıtsız, gamsız. lâubalîlik (A.-T.) kayıtsızlık, gamsızlık. lây (F.) [ یﻻ ] 1.çamur. 2.tortu.
lâya’kil (A.) [ ﻞﻘﻌیﻻ ] kendinde olmayan. lâyemut (A.) [ تﻮﻤیﻻ ] ölümsüz.
lâyenkatı (A.) [ ﻊﻄﻘﻨیﻻ ] kesintisiz, sürekli. lâyetecezza (A.) [ اﺰﺠﺘیﻻ ] parçalanmaz, ayrılmaz. lâyetegayyer (A.) [ ﺮﻴﻐﺘیﻻ ] değişmez.
 
lâyetenâhi (A.) [ ﯽهﺎﻨﺘی ﻻ ] sonsuz. lâyetezelzül (A.) [ لﺰﻝﺰﺘی ﻻ ] sarsılmaz. lâyiha (A.) [ ﻪﺤیﻻ ] tasarı.
lâyuad (A.) [ ﺪﻌیﻻ ] sayısız.
 
lâzevâl (A.) [ لاوزﻻ ] yok olmaz, ölümsüz. lâzım (A.) [ مزﻻ ] 1.gerekli. 2.geçişsiz. lâzıme (A.) [ ﻪﻡزﻻ ] gerekli.
leâli (A.) [ ﯽﻝﺎﺌﻝ ] inciler. leb (F.) [ ﺐﻝ ] dudak.
lebâleb (F.) [ ﺐﻝﺎﺒﻝ ] ağzına kadar dolu. leben (A.) [ ﻦﺒﻝ ] süt.
leb-i derya (F.) [ ﺎیرد ﺐﻝ ] sahil, deniz kenarı. lecâcet (A.) [ ﺖﺝﺎﺠﻝ ] inat.
lecûc (A.) [ جﻮﺠﻝ ] inatçı.
 
ledünnî (A.) [ ﯽﻥﺪﻝ ] Tanrı sırlarıyla ilgili. leffen (A.) [ ﺎﻔﻝ ] ilişikte.
leh (A.) [ ﻪﻝ ] yan, yana, yararına.
 
lehv (A.) [ ﻮﻬﻝ ] 1.oyun. 2.yararı olmayan işler. leîm (A.) [ ﻢﻴﺌﻝ ] alçak.
leîmâne (A.-F.) [ ﻪﻥﺎﻤﻴﺌﻝ ] alçakça. leked (F.) [ ﺪﮑﻝ ] 1.tekme. 2.çifte. lekedâr (F.) [ راد ﻪﮑﻝ ] lekeli. lem’a (A.) [ ﻪﻌﻤﻝ ] parıltı.
 
lemeân (A.) [ نﺎﻌﻤﻝ ] parıldama. lemeât (A.) [ تﺎﻌﻤﻝ ] parıltılar. lems (A.) [ ﺲﻤﻝ ] dokunma.
lemyezel (A.) [ لﺰی  ﻢﻝ ] 1.yok olmayan, kalıcı. 2.Tanrı. leng (F.) [ ﮓﻨﻝ ] aksak, topal.
lerzân (F.) [ نازﺮﻝ ] titrek. lerziş (F.) [ شزﺮﻝ ] titreme.
leşker (F.) [ ﺮﮑﺸﻝ ] 1.asker. 2.ordu.
 
letâfet (A.) [ ﺖﻓﺎﻄﻝ ] 1.hoşluk. 2.yumuşaklık. 3.güzellik. letâif (A.) [ ﻒﺋﺎﻄﻝ ] şakalar, fıkralar, latifeler.
levâhık (A.) [ ﻖﺣاﻮﻝ ] ekler. levâyih (A.) [ ﺢیاﻮﻝ ] tasarılar.
levâzım (A.) [ مزاﻮﻝ ] gereçler, gerekli şeyler.
 
levend (F.) [ ﺪﻥﻮﻝ ] 1.Osmanlı deniz eri. 2.ayyaş. 3.zampara. 4.kabadayı. levh (A.) [ حﻮﻝ ] levha.
levha (A.) [ ﻪﺣﻮﻝ ] plaka, tabela. levn (A.) [ نﻮﻝ ] 1.renk. 2.tür. levs (A.) [ ثﻮﻝ ] pislik.
levze (A.) [ ﻩزﻮﻝ ] 1.badem. 2.bademcik. leyâlî (A.) [ ﯽﻝﺎﻴﻝ ] geceler.
leyl (A.) [ ﻞﻴﻝ ] gece. leyle (A.) [ ﻪﻠﻴﻝ ] gece. leylî (A.) [ ﯽﻠﻴﻝ ] yatılı.
 
leylünehâr (A.) [ رﺎﻬﻥ و ﻞﻴﻝ ] gece gündüz. leyyin (A.) [ ﻦﻴﻝ ] yumuşak.
lezâiz (A.) [ تاﺬﻝ ] lezzetler. lezîz (A.) [ ﺬیﺬﻝ ] lezzetli.
lezzât (A.) [ تاﺬﻝ ] 1.lezzetler. 2.zevkler. lezzet (A.) [ تﺬﻝ ] 1.lezzet, tad. 2.zevk. libas (A.) [ سﺎﺒﻝ ] giysi.
licâm (F.) [ مﺎﺠﻝ ] gem. lifâfe (A.) [ ﻪﻓﺎﻔﻝ ] sargı.
ligâm (F.) [ مﺎﮕﻝ ] 1.gem. 2.dizgin. lihâf (A.) [ فﺎﺤﻝ ] yorgan.
lihye (A.) [ ﻪﻴﺤﻝ ] sakal.
 
lîk (F.) [ ﮏﻴﻝ ] ama ancak.
 
likâ (A.) [ ﺎﻘﻝ ] 1.buluşma. 2.yüz. lîme (F.) [ ﻪﻤﻴﻝ ] parça.
lîmû (F.) [ ﻮﻤﻴﻝ ] limon. lisân (A.) [ نﺎﺴﻝ ] dil.
lisanî (A.) [ ﯽﻥﺎﺴﻝ ] dil ile ilgili. lisâniyyat (A.) [ تﺎﻴﻥﺎﺴﻝ ] dilbilim. lise (A.) [ ﻪﺜﻝ ] diş eti.
livâ (A.) [ اﻮﻝ ] sancak, bayrak.
 
livata (A.) [ﻪﻃاﻮﻝ  ] kulamparalık, oğlancılık. liyakat (A.) [ ﺖﻗﺎﻴﻝ ] yaraşma.
 
lu’bet (A.) [ ﺖﺒﻌﻝ ] oyuncak. lu’betbaz (A.-F.) [ زﺎﺑ ﺖﺒﻌﻝ ] kuklacı. luâb (A.) [ بﺎﻌﻝ ] salya.
lugât (A.) [ تﺎﻐﻝ ] 1.sözlük. 2.kelimeler. lugat (A.) [ ﺖﻐﻝ ] 1.söz. 2.sözlük. 3.kelime. lugaz (A.) [ ﺰﻐﻝ ] bilmece.
lukme (A.) [ ﻪﻤﻘﻝ ] lokma.
 
lûle (F.) [ ﻪﻝﻮﻝ ] 1.boru. 2.lüle, kağıt külah. lutf (A.) [ ﻒﻄﻝ ] 1.iyilik, lütuf. 2.güzellik. lutfeylemek ilgi göstermek, iyilik etmek. lutfkâr (A.-F.) [ رﺎﮑﻔﻄﻝ ] lütuf sahibi.
lutufdîde (A.-F.) [ ﻩﺪید ﻒﻄﻝ ] iyilik görmüş, lütuf görmüş. lutufkâr (A.-F.) [ رﺎﮑﻔﻄﻝ ] lütuf sahibi.
lü’lü (A.) [ ﺆﻝﺆﻝ ] inci. lübb (A.) [ ﺐﻝ ] öz.
lücce (A.) [ ﻪﺠﻝ ] 1.kalabalık. 2.gümüş. 3.deniz, engin su. lüknet (A.) [ ﺖﻨﮑﻝ ] dil tutukluğu.
lüle (F.) [ ﻪﻝﻮﻝ ] 1.boru. 2.lüle, kağıt külah. lüzum (A.) [ موﺰﻝ ] gereklilik, lazım olma. lüzum görmek gerekli bulmak.
 
 
 
 
 

 

Paylaş
Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

Bu Yazıya Toplam 0 Yorum Yapılmış

İsminiz

E-Posta Adresiniz

Şehir

Önceki yazıyı okuyun:
OSMANLI TÜRKÇESİ SÖZLÜĞÜ – OSMANLICA SÖZLÜK

  A   â  (F.)  [ﺁ]    1.ünlem  edatı  ey,  hey.  2.iki  kelimenin  arasına  girerek,  anlamı   pekiştiren yeni kelimeler türetmeye...

Kapat