OSMANLI TÜRKÇESİ SÖZLÜĞÜ – OSMANLICA SÖZLÜK (M – N )

Ana Sayfa » MATERYALLER » SÖZLÜKLER » OSMANLI TÜRKÇESİ SÖZLÜĞÜ – OSMANLICA SÖZLÜK (M – N )
Sitemize 18 Ağustos 2014 tarihinde eklenmiş ve 227 views kişi tarafından ziyaret edilmiş.
M
 
 
 
 
 
mâ (A.) [ ﺎﻡ ] su.
 
mâ (F.) [ ﺎﻡ ] biz.
 
ma’âyib (A.) [ ﺐیﺎﻌﻡ ] kusurlar, ayıplar. ma’ber (A.) [ ﺮﺒﻌﻡ ] geçit.
ma’ni (A.) [ ﯽﻨﻌﻡ ] anlam. ma’raz (A.) [ ضﺮﻌﻡ ] sergi. ma’reke (A.) [ﻪﮐﺮﻌﻡ ] savaş alanı. ma’şerî (A.) [ یﺮﺸﻌﻡ ] kollektif.
maâbid (A.) [ ﺪﺑﺎﻌﻡ ] mabetler, ibadet yerleri. maâbir (A.) [ ﺮﺑﺎﻌﻡ ] geçitler.
maâd (A.) [ دﺎﻌﻡ ] 1.dönüş yeri. 2.ahiret.
 
mâadâ (A.) [ اﺪﻋﺎﻡ ] dışında, -den başka, başka, öte, yanı sıra. maâdin (A.) [ ندﺎﻌﻡ ] madenler.
maalesef (A.) [ ﻒﺱﻷا ﻊﻡ ] ne yazık ki. maalmemnûniye (A.) [ ﻪﻴﻥﻮﻨﻤﻤﻝا ﻊﻡ ] seve seve. maânî (A.) [ ﯽﻥﺎﻌﻡ ] anlamlar.
maârif (A.) [ فرﺎﻌﻡ ] 1.bilimler. 2.kültür. 3.Millî Eğitim Bakanlığı. maarif nezareti millî eğitim bakanlığı.
maâş (A.) [ شﺎﻌﻡ ] 1.geçim. 2.aylık.
 
maatteessüf (A.) [ ﻒﺱﺄﺘﻝا ﻊﻡ ] ne yazık ki, üzülerek, maalesef. maazâlik (A.) [ ﮏﻝذ ﻊﻡ ] bununla birlikte.
maâzallah (A.) [ ﷲا ذﺎﻌﻡ ] Allah esirgesin.
 
mâba’dut-tabîa (A.) [ ﻪﻌﻴﺒﻄﻝاﺪﻌﺑﺎﻡ ] fizik ötesi, doğa ötesi. mâba’duttabîiyye (A.) [ ﻪﻴﻌﻴﺒﻄﻝاﺪﻌﺑﺎﻡ ] metafizik, doğa ötesi. mâbad (A.) [ ﺪﻌﺑﺎﻡ ] sonraki.
mâbadı var (A.-T.) devam edecek, sürecek, arkası var. mabed (A.) [ ﺪﺒﻌﻡ ] 1.tapınak. 2.ibadethane.
mâbeyn (A.) [ ﻦﻴﺑﺎﻡ ] 1.arası. 2.padişah sarayı. mabud (A.) [ دﻮﺒﻌﻡ ] ibadet edilen,
mâcera (A.) [ اﺮﺝﺎﻡ ] 1.cereyan eden. 2.serüven. mâceraperest (A.-F.) [ ﺖﺱﺮﭘاﺮﺝﺎﻡ ] maceracı.
maceraperestî (A.-F.) [ ﯽﺘﺱﺮﭘاﺮﺝﺎﻡ ] maceracılık, maceraperestlik. mâdâmülhayat (A.) [ تﺎﻴﺤﻝﺎﻡادﺎﻡ ] ömür boyu.
madde be madde (A.-F.) [ ﻩدﺎﻤﺑ ﻩدﺎﻡ ] madde madde. maddî (A.) [ یدﺎﻡ ] 1.madde ile ilgili. 2.materyalist. maddiyet (A.) [ ﺖیدﺎﻡ ] maddîlik.
maddiyye (A.) [ ﻪیدﺎﻡ ] 1.madde ile ilgili. 2.matetaryalist. mâde (F.) [ ﻩدﺎﻡ ] dişi.
mâdelet (A.) [ ﺖﻝﺪﻌﻡ ] adalet.
 
madeniyyât (A.) [ تﺎﻴﻥﺪﻌﻡ] madencilik bilimi, mineraloji. mâder (F.) [ ردﺎﻡ ] anne.
maderî (F.) [ یردﺎﻡ ] anne ile ilgili, ana tarafı.
 
mâderzâd (F.) [ دازردﺎﻡ ] anadan doğma. mâdiyân (F.) [ نﺎیدﺎﻡ ] kısrak.
madûd (A.) [ دوﺪﻌﻡ ] sayılı. madûd olmak sayılmak.
mâdum (A.) [ موﺪﻌﻡ ] yok olmuş. mâdumiyet (A.) [ ﺖﻴﻡوﺪﻌﻡ ] yokluk. mâdun (A.) [ نودﺎﻡ ] ast, aşağıda, alt. mâfevk (A.) [ قﻮﻓﺎﻡ ] üst, üstü, yukarısı. mafsal (A.) [ ﻞﺼﻔﻡ ] eklem.
magâre (A.) [ ﻩرﺎﻐﻡ ] mağara.
 
mağâk (F.) [ کﺎﻐﻡ ] 1.çukur. 2.mezar.
 
mağâzî (A.) [ یزﺎﻐﻡ ] 1.savaşlar, gazalar. 2.savaş öyküleri. mağbûn (A.) [ نﻮﺒﻐﻡ ] aldatılmış.
mağdûr (A.) [ روﺪﻐﻡ ] haksızlığa uğramış.
 
mağdur etmek haksızlığa uğratarak zor durumda bırakmak. mağdur olmak haksızlığa uğramayarak zor durumda kalmak. mağduriyet (A.) [ ﺖیروﺪﻐﻡ ] haksızlığa uğrama, mağdur olma. mağfiret (A.) [ تﺮﻔﻐﻡ ] yarlıgama.
mağfiret etmek yarlıgamak. mağfur (A.) [ رﻮﻔﻐﻡ ] yarlıganmış.
mağlata (A.) [ ﻪﻄﻠﻐﻡ ] laf salatası, yanıltmaca. mağlub (A.) [ بﻮﻠﻐﻡ ] yenik.
mağmûm (A.) [ مﻮﻤﻐﻡ ] gamlı, kederli.
 
mağrib (A.) [ بﺮﻐﻡ ] 1.batı. 2.akşam namazı. 3.Kuzeybatı Afrika. 4.Fas. mağrur (A.) [ روﺮﻐﻡ ] gururlu, kendini beğenmiş.
mağrûr olmak gururlanmak.
 
mağrûrane (A.-F.) [ ﻪﻥاروﺮﻐﻡ ] gururlanarak, kendini beğenerek. mağsub (A.) [ بﻮﺼﻐﻡ ] gaspedilmiş.
mağşuş (A.) [ شﻮﺸﻐﻡ ] karışmış.
 
mağz (F.) [ ﺰﻐﻡ ] 1.beyin. 2.iç, öz. 3.ilik. mağzûb (A.) [ بﻮﻀﻐﻡ ] gazaba uğratılmış. mâh (F.) [ ﻩﺎﻡ ] ay.
mahabbet (A.) [ ﺖﺒﺤﻡ ] sevgi. mahabbet eylemek sevmek.
mahâfil (A.) [ ﻞﻓﺎﺤﻡ ] 1.mahfiller. 2.toplantı yerleri. mahâkim (A.) [ ﻢﮐﺎﺤﻡ ] mahkemeler.
mahal (A.) [ ﻞﺤﻡ ] yer. mahall (A.) [ ﻞﺤﻡ ] yer.
mahallî (A.) [ ﯽﻠﺤﻡ ] 1.yerel. 2.yerli. mahalliye (A.) [ ﻪﻴﻠﺤﻡ ] yerel. mâhâne (F.) [ ﻪﻥﺎهﺎﻡ ] aylık.
mahâret (A.) [ ترﺎﻬﻡ ] beceri. mâhasal (A.) [ ﻞﺼﺣﺎﻡ ] sonuç.
mahâsin (A.) [ ﻦﺱﺎﺤﻡ ] iyilikler, güzellikler. mâhazar (A.) [ ﺮﻀﺣﺎﻡ ] hazırda olan. mahâzin (A.) [ نزﺎﺨﻡ ] mahzenler.
 
mahâzîr (A.) [ ﺮیذﺎﺤﻡ ] sakıncalar. mahbes (A.) [ ﺲﺒﺤﻡ ] hapishane.
mahbûb (A.) [ بﻮﺒﺤﻡ ] 1.sevilen. 2.sevgili.
 
mahbus (A.) [ سﻮﺒﺤﻡ ] 1.hapsedilmiş. 2.hapishane. mahcûb (A.) [ بﻮﺠﺤﻡ ] 1.örtülmüş. 2.utangaç. mahcûb etmek utandırmak.
mahcûb olmak utanmak.
 
mahcûbiyet (A.) [ ﺖﻴﺑﻮﺠﺤﻡ ] utangaçlık. mahcûz (A.) [ ظﻮﺠﺤﻡ ] hacizli.
mahcûz olmak haczedilmek.
 
mahdud (A.) [ دوﺪﺤﻡ ] sınırlı, kasıtlı. mahdum (A.) [ موﺪﺨﻡ ] oğul.
mâhe (F.) [ ﻪهﺎﻡ ] matkap. mahfaza (A.) [ ﻪﻈﻔﺤﻡ ] kutu, kap. mahfî (A.) [ ﯽﻔﺨﻡ ] gizli.
mahfil (A.) [ ﻞﻔﺤﻡ ] 1.toplantı yeri. 2.cami mahfili. mahfiyyen (A.) [ ﺎﻴﻔﺨﻡ ] gizlice.
mahfuz (A.) [ ظﻮﻔﺤﻡ ] korunmuş, saklanmış. mâh-ı nev (F.) [ ﻮﻥ ﻩﺎﻡ ] hilal, ay.
mâh-ı sipihr [ ﺮﻬﭙﺱ ﻩﺎﻡ ] ay, gökyüzündeki ay. mâhî (F.) [ ﯽهﺎﻡ ] balık.
mahir (A.) [ ﺮهﺎﻡ ] becerili, maharetli. mahiyet (A.) [ ﺖﻴهﺎﻡ ] asıl, esas, içyüzü.
 
mahkûk (A.) [ کﻮﮑﺤﻡ ] kazılmış, kazılarak yazılmış, yontulmuş. mahkum (A.) [ مﻮﮑﺤﻡ ] hüküm giymiş.
mahkûm etmek hüküm giydirmek. mahkum olmak hüküm giymek. mahlas (A.) [ ﺺﻠﺨﻡ ] takma ad.
mahlû (A.) [ عﻮﻠﺨﻡ ] tahttan indirilmiş. mahluk (A.) [ قﻮﻠﺨﻡ ] yaratık.
mahlul (A.) [ لﻮﻠﺤﻡ ] erimiş, çözülmüş, hallolmuş. mahlut (A.) [ طﻮﻠﺨﻡ ] karışık.
mahmûd (A.) [ دﻮﻤﺤﻡ ] 1.övülmüş. 2.hamd edilmiş. mahmul (A.) [ لﻮﻤﺤﻡ ] yüklü.
mahmur (A.) [ رﻮﻤﺨﻡ ] uykulu, baygın.
 
mâhpâre (F.) [ ﻩرﺎﭘ ﻩﺎﻡ ] 1.ay parçası. 2.çok güzel. mahrec (A.) [ جﺮﺨﻡ ] çıkış yeri.
mahrem (A.) [ مﺮﺤﻡ ] 1.nikah düşmeyen. 2.gizli. mâhru (F.) [ وﺮهﺎﻡ ] ay yüzlü, güzel yüzlü. mahruk (A.) [ قوﺮﺤﻡ ] yanık, yanmış.
mahrûkat (A.) [ تﺎﻗوﺮﺤﻡ ] yakacak. mahrum (A.) [ موﺮﺤﻡ ] yoksun. mahrum etmek yoksun bırakmak. mahrum olmak yoksun kalmak.
mahrumiyet (A.) [ ﺖﻴﻡوﺮﺤﻡ ] yoksunluk, mahrumluk. mahrut (A.) [ طوﺮﺨﻡ ] koni.
 
mahsûb (A.) [ بﻮﺴﺤﻡ ] hesap edilen. mahsûl (A.) [ لﻮﺼﺤﻡ ] ürün, sonuç. mahsur (A.) [ رﻮﺼﺤﻡ ] kuşatılmış.
mahsus (A.) [ صﻮﺼﺨﻡ ] 1.özgü, ayrılmış. 2.bilerek. mahsûs (A.) [ صﻮﺼﺨﻡ ] hissedilen, hissedilir.
mahşer (A.) [ ﺮﺸﺤﻡ ] 1.kıyamet yeri. 2.aşırı kalabalık. mâhtâb (F.) [ بﺎﺘهﺎﻡ ] mehtap.
mahtûm (A.) [ مﻮﺘﺨﻡ ] mühürlü.
 
mahtût (A.) [ طﻮﻄﺨﻡ ] 1.yazılı. 2.çizili. mahv (A.) [ ﻮﺤﻡ ] 1.yok etme. 2.yok olma. mahvetmek (A.-T.) yok etmek.
mahz (A.) [ ﺾﺤﻡ ] sırf, sade, tam.
 
mahzar (A.) [ ﺮﻀﺤﻡ ] 1.huzur, kat. 2.görünüş. mahzun (A.) [ نوﺰﺤﻡ ] hüzünlü.
mahzun etmek hüzünlendirmek. mahzun olmak hüzünlenmek.
mahzûnane (A.-F.) [ ﻪﻥﺎﻥوﺰﺤﻡ ] hüzünlü bir halde. mahzur (A.) [ روﺬﺤﻡ ] sakınca.
mahzur görmek sakıncalı bulmak.
 
mahzûzat (A.) [ تﺎﻇﻮﻈﺤﻡ ] hoşa gidecek şeyler. mâî (A.) [ ﯽﺋﺎﻡ ] 1.su ile ilgili. 2.mavi.
mâ-i mukattar [ ﺮﻄﻘﻡ ءﺎﻡ ] damıtık su. mâide (A.) [ ﻩﺪﺋﺎﻡ ] sofra.
 
mâil (A.) [ ﻞﺋﺎﻡ ] 1.eğilimli, istekli. 2.eğimli, meyilli. 3.çalan. mâil olmak eğilim göstermek.
maîşet (A.) [ ﺖﺸﻴﻌﻡ ] geçim, dirlik.
 
maiyyet (A.) [ ﺖﻴﻌﻡ ] birlik, beraberlik, yanında bulunma. mak’ad (A.) [ ﺪﻌﻘﻡ ] 1.makat, kıç. 2.minder.
makâbir (A.) [ ﺮﺑﺎﻘﻡ ] mezarlar, kabirler. mâkabl (A.) [ ﻞﺒﻗﺎﻡ ] önceki, önü. mâkablettârih (A.) [ ﺦیرﺎﺘﻝا ﻞﺒﻗﺎﻡ ] tarih öncesi. makâl (A.) [ لﺎﻘﻡ ] söz.
makam (A.) [ مﺎﻘﻡ ] 1.yer. 2.kat, huzur. 3.musikî makamı
 
makâmat (A.) [ تﺎﻡﺎﻘﻡ ] makamlar. makarr (A.) [ ﺮﻘﻡ ] 1.başkent. 2.merkez. makâsıd (A.) [ ﺪﺹﺎﻘﻡ ] maksatlar. makber (A.) [ ﺮﺒﻘﻡ ] mezar.
makbere (A.) [ ﻩﺮﺒﻘﻡ ] mezar.
 
makbul (A.) [ لﻮﺒﻘﻡ ] kabul edilen, beğenilen. makbuz (A.) [ ضﻮﺒﻘﻡ ] 1.alınmış. 2.alındı belgesi. makdem (A.) [ مﺪﻘﻡ ] gelme, geliş.
makdur (A.) [ روﺪﻘﻡ ] 1.güç. 2.elden gelen. makes (A.) [ ﺲﮑﻌﻡ ] yansıma yeri.
makes bulmak (A.-T.) yansımak, yansıyacak yer bulmak. makes olmak (A.-T.) yansıtmak, yansıma yeri olmak.
makhûr (A.) [ رﻮﻬﻘﻡ ] 1.kahrolmuş, yenilmiş. 2.gazaba uğramış.
 
mâkiyan (F.) [ نﺎﻴﮐﺎﻡ ] tavuk. makrun (A.) [ نوﺮﻘﻡ ] yakın. maksad (A.) [ ﺪﺼﻘﻡ ] amaç.)
maksûd (A.) [ دﻮﺼﻘﻡ ] istenilen, maksat. makta (A.) [ ﻊﻄﻘﻡ ] 1.kesim yeri. 2.kesit.)
maktel (A.) [ ﻞﺘﻘﻡ ] 1.öldürme yeri. 2.ünlü birinin ölümü üzerine yazılan şiir. maktû (A.) [ عﻮﻄﻘﻡ ] 1.kesilmiş, kesik. 2.pazarlık yapılmaz.
maktül (A.) [ لﻮﺘﻘﻡ ] öldürülen. maktül olmak öldürülmek. mâkul (A.) [ لﻮﻘﻌﻡ ] akla uygun.
makûlat (A.) [ تﻻﻮﻘﻌﻡ ] aklî bilgiler. makûle (A.) [ ﻪﻝﻮﻘﻡ ] kategori.
makûs (A.) [ سﻮﮑﻌﻡ ] 1.ters. 2.uğursuz. mal (A.) [ لﺎﻡ ] 1.mal. 2.servet.
mâlâmâl (F.) [ لﺎﻡﻻﺎﻡ ] dopdolu.
 
mâlî (A.) [ ﯽﻝﺎﻡ ] 1.mal ile ilgili. 2.maliye ile ilgili. mâlihulya (Yun.-A.) [ ﺎﻴﻝﻮﺧ ﯽﻝﺎﻡ ] melankoli.
mâlik (A.) [ ﮏﻝﺎﻡ ] sahip.
 
mâlikiyet (A.) [ ﺖﻴﮑﻝﺎﻡ ] sahip olma.
 
maliye (A.) [ ﻪﻴﻝﺎﻡ ]  devletin gelir ve gider işlerini takip eden bakanlık ve ona bağlı daireler.
 
malûl (A.) [ لﻮﻠﻌﻡ ] özürlü, hastalıklı.
 
malûlen (A.) [ ﻻﻮﻠﻌﻡ ] sakatlanmış olarak, özürlü olarak.
 
malûlîn (A.) [ ﻦﻴﻝﻮﻠﻌﻡ ] hastalar, sakatlar. malûm (A.) [ مﻮﻠﻌﻡ ] bilinen.
malûm olmak anlaşılmak, bilinmek. malûmat (A.) [ تﺎﻡﻮﻠﻌﻡ ] bilgi.
malûmatfurûş (A.-F.) [ شوﺮﻓ تﺎﻡﻮﻠﻌﻡ ] bilgiçlik taslayan. malûmatfurûşluk (A.-F.-T.) bilgiçlik taslama. malûmatfurûşluk etmek bilgiçlik taslamak.
mâmafih (A.) [ ﻪﻴﻓﺎﻡ ﻊﻡ ] bununla birlikte. mâmelek (A.) [ ﮏﻠﻡﺎﻡ ] sahip olunan.
mamûl (A.) [ لﻮﻤﻌﻡ ] 1.yapılmış, imal edilmiş. 2.alışılmış. mamûlat (A.) [ تﻻﻮﻤﻌﻡ ] imal edilenler.
mamûlün fevkinde alışılmışın ötesinde. mamûr (A.) [ رﻮﻤﻌﻡ ] bayındır, imar edilmiş. mamûr edilmek bayındırlaştırılmak, imar edilmek. mamûr etmek bayındırlaştırmak.
mamûr olmak bayındır olmak. mamûre (A.) [ ﻩرﻮﻤﻌﻡ ] bayındır yer. mamûriyet (A.) [ ﺖیرﻮﻤﻌﻡ ] bayındırlık. mana (A.) [ ﯽﻨﻌﻡ ] anlam. manalandırmak anlam kazandırmak.
manen (A.) [ ﺎﻨﻌﻡ ] 1.mana yolu ile. 2.gönülden. mânend (F.) [ ﺪﻨﻥﺎﻡ ] gibi.
manevî (A.) [ یﻮﻨﻌﻡ ] 1.anlam ile ilgili. 2.ruh ile ilgili.
 
maneviyat (A.) [ تﺎیﻮﻨﻌﻡ ] 1.manaya dayalı şeyler. 2.moral değerler. mani (A.) [ ﯽﻨﻌﻡ ] engel.
mani olmak engel olmak. mânia (A.) [ ﻪﻌﻥﺎﻡ ] engel.
manidar (A.-F.) [ راد ﯽﻨﻌﻡ ] anlamlı.
 
mansıb (A.) [ ﺐﺼﻨﻡ ] devlet memuriyetindeki makam. mansıbdar (A.-F.) [ راﺪﺒﺼﻨﻡ ] makam sahibi devlet memuru. mansur (A.) [ رﻮﺼﻨﻡ ] Tanrı’nın yardımıyla zafer kazanan. mantıkan (A.) [ ﺎﻘﻄﻨﻡ ] mantık bakımından.
mantıkî (A.) [ ﯽﻘﻄﻨﻡ ] mantıklı.
 
mantıkiyyûn (A.) [ نﻮﻴﻘﻄﻨﻡ ] mantıkçılar, mantık bilginleri. manzar (A.) [ ﺮﻈﻨﻡ ] 1.seyir yeri. 2.görünüş. 3.yüz. manzara (A.) [ ﻩﺮﻈﻨﻡ ] görünüm.
manzum (A.) [ مﻮﻈﻨﻡ ] nazmedilmiş. manzûmât (A.) [ تﺎﻡﻮﻈﻨﻡ ] manzumeler.
manzûme (A.) [ ﻪﻡﻮﻈﻨﻡ ] 1.dizilmiş. 2.vezinli söz, şiir. 3.sistem. manzur (A.) [ رﻮﻈﻨﻡ ] 1.bakılan. 2.dikkat çeken.
manzur olmak görülmek, göze çarpmak. mâr (F.) [ رﺎﻡ ] yılan.
maraz (A.) [ ضﺮﻡ ] hastalık.
 
marazî (A.) [ ﯽﺽﺮﻡ ] hastalıklı, hastalkla ilgili. mârgîr (F.) [ ﺮﻴﮔرﺎﻡ ] yılancı, yılan tutan.
marifet (A.) [ ﺖﻓﺮﻌﻡ ] 1.bilme. 2.ustalık, beceri. 3.aracı.
 
mariz (A.) [ ﺾیﺮﻡ ] hasta.
 
mârpîç (F.) [ ﭻﻴﭘرﺎﻡ ] marpuç, nargile marpucu. maruf (A.) [ فوﺮﻌﻡ ] 1.bilinen. 2.ünlü, tanınmış. marûf olmak tanınmak, bilinmek.
maruz (A.) [ ضوﺮﻌﻡ ] 1.arzedilen, sunulan. 2.karşı karşıya kalma, tutulma. maruz olmak karşı karşıya kalmak.
maruzat (A.) [ تﺎﺽوﺮﻌﻡ ] sunulanlar, arzedilecek şeyler. mâsabak (A.) [ ﻖﺒﺱﺎﻡ ] geçen, geçmiş.
masâri (A.) [ عرﺎﺼﻡ ] dizeler, mısralar. masârif (A.) [ فرﺎﺼﻡ ] harcamalar.
masdar (A.) [ رﺪﺼﻡ ] 1.çıkış yeri, kaynak. 2.masdar. mâsebak (A.) [ ﻖﺒﺱﺎﻡ ] geçen, geçmiş.
mashara (A.) [ ﻩﺮﺨﺴﻡ ] soytarı.
 
mâsiva (A.) [ یﻮﺱﺎﻡ ] 1.Tanrı’nın dışındaki varlıklar. 2.dünyaya özgü her şey. masiyet (A.) [ ﺖﻴﺼﻌﻡ ] 1.günah. 2.isyan.
maskat (A.) [ ﻂﻘﺴﻡ ] 1.düşüş yeri. maskat-ı re’s [ سأر ﻂﻘﺴﻡ ] doğum yeri. maslahat (A.) [ ﺖﺤﻠﺼﻡ ] 1.iş. 2.dirlik düzenlik.
maslahatgüzar (A.-F.) [راﺰﮔ ﺖﺤﻠﺼﻡ ] elçi adına devlet işlerini yürüten. masnû (A.) [ عﻮﻨﺼﻡ ] 1.yapma, yapay. 2.sanatlı.
masraf (A.) [ فﺮﺼﻡ ] harcama, gider. masrû (A.) [ عوﺮﺼﻡ ] saralı.
masrûf (A.) [ فوﺮﺼﻡ ] harcanmış.
 
masruf olmak harcanmak. mass (A.) [ ﺺﻡ ] emme. massetmek emmek, çekmek. mâst (F.) [ ﺖﺱﺎﻡ ] yoğurt.
mastaba (A.) [ ﻪﺒﻄﺼﻡ ] 1.meyhane. 2.sedir.
 
masum (A.) [ مﻮﺼﻌﻡ ] 1.suçsuz, günahsız. 2.küçük çocuk. masumane (A.-F.) [ ﻪﻥﺎﻡﻮﺼﻌﻡ ] masumca.
masume (A.) [ ﻪﻡﻮﺼﻌﻡ ] 1.suçsuz, günahsız. 2.küçük kız çocuğu. masumiyet (A.) [ ﺖﻴﻡﻮﺼﻌﻡ ] masumluk, suçsuzluk.
masûn (A.) [ نﻮﺼﻡ ] korunmuş, saklanmış. masûn kalmak korunmak, zarar gelmemek. mâşe (F.) [ ﻪﺵﺎﻡ ] maşa.
maşer (A.) [ ﺮﺸﻌﻡ ] toplum.
 
maşerî (A.) [ یﺮﺸﻌﻡ ] kollektif, ortaklaşa.
 
mâşıta (A.) [ ﻪﻄﺵﺎﻡ ] kadın makyajcısı, kadın kuaförü. mâşî (A.) [ ﯽﺵﺎﻡ ] yürüyen.
mâşiyen (A.) [ ﺎﻴﺵﺎﻡ ] yürüyerek. maşrık (A.) [ قﺮﺸﻡ ] doğu.
maşûk (A.) [ قﻮﺸﻌﻡ ] (erkek) sevgili. maşuka (A.) [ ﻪﻗﻮﺸﻌﻡ ] (bayan) sevgili. matbaa (A.) [ ﻪﻌﺒﻄﻡ ] basımevi.
matbah (A.) [ ﺦﺒﻄﻡ ] mutfak.
 
matbû (A.) [ عﻮﺒﻄﻡ ] 1.basılı. 2.hoşa giden, hoş.
 
matbûat (A.) [ تﺎﻋﻮﺒﻄﻡ ] 1.basın. 2.basılı şeyler. mâtem (A.) [ ﻢﺕﺎﻡ ] yas.
mâtem tutmak yas tutmak. mâtemdar (A.-F.) [ راﺪﻤﺕﺎﻡ ] yaslı. mâtemî (A.-F.) [ ﯽﻤﺕﺎﻡ ] yaslı. mâtemli (A.-T.) yaslı.
mâtemserâ (A.-F.) [ اﺮﺴﻤﺕﺎﻡ ] yas tutulan ev. mâtemzede (A.-F.) [ ﻩدز ﻢﺕﺎﻡ ] yaslı.
matla (A.) [ ﻊﻠﻄﻡ ] 1.doğuş yeri. 2.kaside ve gazelin ilk beyti. matlab (A.) [ ﺐﻠﻄﻡ ] 1.konu. 2.istek.
matlub (A.) [ بﻮﻠﻄﻡ ] 1.istenilen, aranan. 2.alacak. matlûb etmek istemek.
matrûd (A.) [ دوﺮﻄﻡ ] kovulmuş.
 
matrûş (A.) [ شوﺮﻄﻡ ] 1.sakalsız. 2.tıraşlanmış. matuf (A.) [ فﻮﻄﻌﻡ ] yönelik, çevrili.
matûh (A.) [ ﻩﻮﺘﻌﻡ ] bunak, bunamış.
 
matûhe (A.) [ ﻪهﻮﺘﻌﻡ ] bunak, bunamış (bayan). mâvaka (A.) [ ﻊﻗوﺎﻡ ] olup biten.
mâverâ (A.) [ اروﺎﻡ ] 1.öte, ötesinde. 2.ahiret, öbür dünya. mavtın (A.) [ ﻦﻃﻮﻡ ] yurt tutulan yer.
mâye (F.) [ ﻪیﺎﻡ ] 1.maya. 2.para. 3.mal. 4.güç.
 
mâyedar (F.) [ راد ﻪیﺎﻡ ] 1.mayalı. 2.paralı. 3.mal sahibi. 4.güçlü. mâyi (A.) [ ﻊیﺎﻡ ] sıvı.
 
mayûb (A.) [ بﻮﻴﻌﻡ ] 1.kusurlu. 2.ayıplanmış. mazanna (A.) [ ﻪﻨﻈﻡ ] 1.ermiş sanılan.2.zan altındaki. mazarrat (A.) [ تﺮﻀﻡ ] 1.zarar verme. 2.zarar. mazarrât (A.) [ تاﺮﻀﻡ ] zararlar.
mazbata (A.) [ ﻪﻄﺒﻀﻡ ] tutanak.
 
mazbata tanzim etmek tutanak düzenlemek.
 
mazbut (A.) [ طﻮﺒﻀﻡ ] 1.zaptedilmiş. 2.kayda geçirilmiş. 3.derli toplu. 4.sağlam. mazbutat (A.) [ تﺎﻃﻮﺒﻀﻡ ] kayda geçirilenler.
mazeret (A.) [ ترﺬﻌﻡ ] özür.
 
mazerethâh (A.-F.) [ ﻩاﻮﺧ ترﺬﻌﻡ ] özür dileyen.
 
mazhar (A.) [ ﺮﻬﻈﻡ ] 1.ortaya çıkış yeri. 2.şereflenme, nail olma. mazhar olmak karşılaşmak, nail olmak.
mâzi (A.) [ ﯽﺽﺎﻡ ] geçmiş, geçmiş zaman.
 
mazlum (A.) [ مﻮﻠﻈﻡ ] 1.zulme uğramış. 2.sesiz sedasız. mazlumâne (A.-F.) [ ﻪﻥﺎﻡﻮﻠﻈﻡ ] mazlumca.
mazlûmiyet (A.) [ ﺖﻴﻡﻮﻠﻈﻡ  ]  1.mazlumluk, zulme uğramışlık. 2.sesiz sedasız olma.
 
mazmaza (A.) [ ﻪﻀﻤﻀﻡ ] gargara.
 
mazmaza yapmak gargara yapmak, ağızda su çalkalamak. mazmun (A.) [ نﻮﻤﻀﻡ ] 1.kavram. 2.ince söz.
maznun (A.) [ نﻮﻨﻈﻡ ] zanlı. maznun olmak zan altında kalmak.
mazrub (A.) [ بوﺮﻀﻡ ] 1.dövülen. 2.çarpılan.
 
mazruf (A.) [ فوﺮﻈﻡ ] 1.kaba konulan. 2.zarflı. mâzu (F.) [ وزﺎﻡ ] mazı.
mazûl (A.) [ لوﺰﻌﻡ ] görevden alınmış, azledilmiş. mazul olmak görevden alınmak, azledilmek.
mazur (A.) [ روﺬﻌﻡ ] özürlü. me’vâ (A.) [ اوﺄﻡ ] sığınma yeri. me’yûs (A.) [ سﻮیﺄﻡ ] umutsuz. me’yûs etmek umutsuz bırakmak. me’yûs olmak umudunu yitirmek. meâb (A.) [ بﺂﻡ ] sığınma yeri.
meâd (A.) [ دﺎﻌﻡ ] 1.dönüş yeri. 2.ahiret. meâhiz (A.) [ ﺬﺧﺂﻡ ] kaynaklar.
meâl (A.) [ لﺂﻡ ] anlam.
 
meâric (A.) [ جرﺎﻌﻡ ] merdivenler.
 
meâsî (A.) [ ﯽﺹﺎﻌﻡ ] 1.isyanlar. 2.günahlar. meâyib (A.) [ ﺐیﺎﻌﻡ ] kusurlar, ayıplar.
mebâd (F.) [ دﺎﺒﻡ ] sakın, aman sakın, olmaya. mebâdâ (F.) [ ادﺎﺒﻡ ] sakın, aman sakın, olmaya. mebâdî (A.) [ یدﺎﺒﻡ ] ilkeler, prensipler. mebâhis (A.) [ ﺚﺣﺎﺒﻡ ] konular, bahisler.
mebânî (A.) [ ﯽﻥﺎﺒﻡ ] 1.temeller. 2.yapılar, binalar. mebde’ (A.) [ أﺪﺒﻡ ] 1.başlangıç noktası.
mebde-i tarih [ ﺦیرﺎﺕ أﺪﺒﻡ ] tarih başlangıcı.
 
mebhas (A.) [ ﺚﺤﺒﻡ ] 1.bölüm, fasıl. 2.bilim. mebhûs (A.) [ ثﻮﺤﺒﻡ ] bahsedilen.
mebhût (A.) [ تﻮﻬﺒﻡ ] şaşkın. meblağ (A.) [ ﻎﻠﺒﻡ ] 1.tutar. 2.para. mebnâ (A.) [ ﯽﻨﺒﻡ ] bina.
mebnî (A.) [ ﯽﻨﺒﻡ ] 1.dayanan. 2.bina edilmiş. mebsût (A.) [ طﻮﺴﺒﻡ ] yaygın, açık.
mebsûten (A.) [ ﺎﻃﻮﺴﺒﻡ ] yaygın olarak.
 
mebus (A.) [ ثﻮﻌﺒﻡ ] 1.gönderilmiş. 2.milletvekili. 3.ölümden sonra dirilen. mebzûl (A.) [ لوﺬﺒﻡ ] bol.
mebzûlen (A.) [ ﻻوﺬﺒﻡ ] bolca. mebzûliyet (A.) [ ﺖﻴﻝوﺬﺒﻡ ] bolluk. mec’ûl (A.) [ لﻮﻌﺠﻡ ] yapay.
mecâl (A.) [ لﺎﺠﻡ ] 1.güç, kuvvet. 2.fırsat. mecâlis (A.) [ ﺲﻝﺎﺠﻡ ] meclisler.
mecâmi (A.) [ ﻊﻡﺎﺠﻡ ] toplantı yerleri. mecânîn (A.) [ ﻦﻴﻥﺎﺠﻡ ] mecnunlar, çılgınlar. mecbûr (A.) [ رﻮﺒﺠﻡ ] 1.zorunlu. 2.zora koşulmuş. mecbûrî (A.) [ یرﻮﺒﺠﻡ ] zorunlu.
mecbûriyet (A.) [ ﺖیرﻮﺒﺠﻡ ] zorunluluk. meccânen (A.) [ ﺎﻥﺎﺠﻡ ] parasız olarak. meccânî (A.) [ ﯽﻥﺎﺠﻡ ] parasız.
mecd (A.) [ ﺪﺠﻡ ] ululuk.
 
mecelle (A.) [ ﻪﻠﺠﻡ ] dergi.
 
mechûl (A.) [ لﻮﻬﺠﻡ ] bilinmeyen. mechûlât (A.) [ تﻻﻮﻬﺠﻡ ] bilinmeyenler. mechûliyet (A.) [ ﺖﻴﻝﻮﻬﺠﻡ ] bilinmezlik.
mechûlünneseb (A.) [ ﺐﺴﻨﻝا لﻮﻬﺠﻡ ] onun bunun çocuğu. mecîd (A.) [ ﺪﻴﺠﻡ ] ulu.
meclis (A.) [ ﺲﻠﺠﻡ ] toplantı yeri.
 
meclisefrûz (A.-F.) [ زوﺮﻓا ﺲﻠﺠﻡ ] meclisi aydınlatan, meclisi şenlendiren. meclûb (A.) [ بﻮﻠﺠﻡ ] 1.celbedilmiş. 2.aşık, tutkun.
mecma’ (A.) [ ﻊﻤﺠﻡ ] toplantı yeri. mecmû’ (A.) [ عﻮﻤﺠﻡ ] toplam, tümü.
mecmûa (A.) [ ﻪﻋﻮﻤﺠﻡ ]  1.dergi. 2.küçük risale veya farklı kitapların bir araya getirildiği eser.
 
mecmûan (A.) [ ﺎﻋﻮﻤﺠﻡ ] toplam olarak.
 
mecnûn (A.) [ نﻮﻨﺠﻡ ] 1.delice seven. 2.cinli. 3.Leyla’nın aşığı. mecnûnâne (A.-F.) [ ﻪﻥﺎﻥﻮﻨﺠﻡ ] çılğınca, delicesine.
mecrâ (A.) [ اﺮﺠﻡ ] 1.su yatağı. 2.yol, güzergah. mecrûh (A.) [ حوﺮﺠﻡ ] yaralı.
mecrûhîn (A.) [ ﻦﻴﺣوﺮﺠﻡ ] yaralılar.
 
mecûsî (A.) [ ﯽﺱﻮﺠﻡ ] ateşperest, ateşe tapan.
 
meczûb (A.) [ بوﺬﺠﻡ ] 1.cezbedilmiş. 2.Tanrı sevgisiyle cezbeye kapılan. 2.deli. med’uv (A.) [ ﻮﻋﺪﻡ ] davetli.
med’uvvîn (A.) [ ﻦیﻮﻋﺪﻡ ] davetliler.
 
medâfin (A.) [ ﻦﻓاﺪﻡ ] mezarlar.
 
medâr (A.) [ راﺪﻡ ] 1.yörünge 2.dönence. 3.vesile, vasıta. 4.yardımcı. medâric (A.) [ جراﺪﻡ ] merdivenler.
medâris (A.) [ سراﺪﻡ ] medreseler. medd (A.) [ ﺪﻡ ] 1.uzatma. 2.çekme.
meddâh (A.) [ حاﺪﻡ ] 1.çok öven. 2.meddah. meded (A.) [ دﺪﻡ ] yardım, medet.
mededhâh (A.-F.) [ ﻩاﻮﺧدﺪﻡ ] yardım isteyen. mededkâr (A.-F.) [ رﺎﮐدﺪﻡ ] yardım eden, yardımcı. mededres (A.-F.) [ سردﺪﻡ ] yardıma koşan, imdada koşan.
medenî (A.) [ ﯽﻥﺪﻡ ] 1.şehirli. 2.uygar. 3.görgülü. 4.Medineli. medenîleşmek uygarlaşmak.
medeniyyet (A.) [ ﺖﻴﻥﺪﻡ ] uygarlık. medfa (A.) [ ﻊﻓﺪﻡ ] top.
medfen (A.) [ ﻦﻓﺪﻡ ] mezar, defin yeri.
 
medfû (A.) [ عﻮﻓﺪﻡ ] 1.çıkarılmış. 2.dışkı. 3.para kasasından çıkmış. medfûn (A.) [ نﻮﻓﺪﻡ ] gömülü, defnedilmiş.
medfûn edilmek gömülmek. medh (A.) [ حﺪﻡ ] övgü.
medhal (A.) [ ﻞﺧﺪﻡ ] 1.giriş. 2.giriş yeri. 3.başlangıç. 4.dehalet. medhaldâr (A.-F.) [ راﺪﻠﺧﺪﻡ ] parmağı olan, müdahale etmiş olan. medhaldar bulunmak (A.-F.-T.) parmağı olmak; müdahalesi bulunmak. medhedilmek övülmek.
 
medhetmek övmek.
 
medhiye (A.) [ ﻪﻴﺣﺪﻡ ] övgü. medhiyyât (A.) [ تﺎﻴﺣﺪﻡ ] övgüler. medhûş (A.) [ شﻮهﺪﻡ ] dehşete kapılmış. medîd (A.) [ ﺪیﺪﻡ ] 1.uzun. 2.çekilmiş. medîde (A.) [ ﻩﺪیﺪﻡ ] 1.uzun. 2.çekilmiş. medîha (A.) [ ﻪﺤیﺪﻡ ] övgü şiiri, kaside.
medîhagû (A.-F.) [ ﻮﮔ ﻪﺤیﺪﻡ ] övgü şairi, kaside şairi. medîne (A.) [ ﻪﻨیﺪﻡ ] 1.şehir. 2.Medine. medînetünnebî (A.) [ ﯽﺒﻨﻝا ﺔﻨیﺪﻡ ] Medine. medînetüsselam (A.) [ مﻼﺴﻝا ﺔﻨیﺪﻡ ] Bağdat.
medlûl (A.) [ لﻮﻝﺪﻡ ] kanıt olarak gösterilen. medresevî (A.) [ یﻮﺱرﺪﻡ ] medrese ile ilgili.
medrûs (A.) [ سورﺪﻡ ] 1.eski, yırtık pırtık. 2.ders olarak verilen. medyûn (A.) [ نﻮیﺪﻡ ] borçlu.
mefâhîm (A.) [ ﻢﻴهﺎﻔﻡ ] mefhumlar. mefâhir (A.) [ ﺮﺧﺎﻔﻡ ] övünülecek şeyler. mefâsıl (A.) [ ﻞﺹﺎﻔﻡ ] eklemler.
mefâtih (A.) [ ﺢﻴﺕﺎﻔﻡ ] anahtarlar. mefhar (A.) [ ﺮﺨﻔﻡ ] övünç kaynağı. mefhum (A.) [ مﻮﻬﻔﻡ ] kavram. mefhûm olmak anlaşılmak.
mefkûd (A.) [ دﻮﻘﻔﻡ ] 1.kayıp. 2.yok olmuş.
 
mefkûd olmak 1.kaybolmak. 2.yok olmak. mefkûre (A.) [ ﻩرﻮﮑﻔﻡ ] ülkü, ideal. mefkûrevî (A.) [ یورﻮﮑﻔﻡ ] ülkü ile ilgili. meflûc (A.) [ جﻮﻠﻔﻡ ] felçli.
meflûc olmak felç olmak, kımıldayamaz hale gelmek. meflûciyet (A.) [ ﺖﻴﺝﻮﻠﻔﻡ ] 1.felçlilik. 2.kıpırdayamama. mefrûş (A.) [ شوﺮﻔﻡ ] döşenmiş.
mefrûşat (A.) [ تﺎﺵوﺮﻔﻡ ] döşeme. mefrûz (A.) [ زوﺮﻔﻡ ] ayırılmış. mefrûz (A.) [ ضوﺮﻔﻡ ] farzedilmiş.
meftûh (A.) [ حﻮﺘﻔﻡ ] 1.açık. 2.fethedilmiş. 3.fethalı. meftûn (A.) [ نﻮﺘﻔﻡ ] tutkun, aşık.
meftûn etmek aşık etmek.
 
meftûn olmak aşık olmak, tutulmak. meftûniyet (A.) [ ﺖﻴﻥﻮﺘﻔﻡ ] tutkunluk. meger (F.) [ ﺮﮕﻡ ] 1.meğer. 2.oysa. meges (F.) [ ﺲﮕﻡ ] sinek.
meğâk (F.) [ کﺎﻐﻡ ] 1.çukur. 2.mezar. meh (F.) [ ﻪﻡ ] ay.
mehâbet (A.) [ ﺖﺑﺎﻬﻡ ] heybetlilik. mehâlik (A.) [ ﮏﻝﺎﻬﻡ ] tehlikeli yerler. mehâr (F.) [ رﺎﻬﻡ ] yular, dizgin. mehaz (A.) [ ﺬﺧﺄﻡ ]] kaynak.
 
mehbil (A.) [ ﻞﺒﻬﻡ ] rahim yolu. mehd (A.) [ ﺪﻬﻡ ] beşik.
mehekk (A.) [ ﮏﺤﻡ ] mihenk taşı. mehîb (A.) [ ﺐﻴﻬﻡ ] heybetli.
mehl (A.) [ ﻞﻬﻡ ] süre tanıma. mehleke (A.) [ ﻪﮑﻠﻬﻡ ] tehlikeli yer.
mehlikâ (F.-A.) [ ﺎﻘﻝ ﻪﻡ ] ay yüzlü, güzel yüzlü. mehpare (F.) [ ﻩرﺎﭘ ﻪﻡ ] 1.ay parçası. 2.güzel yüzlü. mehpeyker (F.) [ ﺮﮑﻴﭘ ﻪﻡ ] güzel yüzlü, parlak yüzlü. mehr (A.) [ ﺮﻬﻡ ] mehir.
mehrû (F.) [ وﺮﻬﻡ ] ay yüzlü, güzel yüzlü. mehtâb (F.) [ بﺎﺘﻬﻡ ] mehtap, ay ışığı. mehûz (A.) [ ذﻮﺧﺄﻡ ] alınmış.
mehveş (F.) [ شﻮﻬﻡ ] 1.ay gibi, ay kadar güzel. 2.güzel yüzlü. mekân (A.) [ نﺎﮑﻡ ] 1.yer. 2.ev.
mekâre (A.) [ ﻩرﺎﮑﻡ ] kiralık binek veya yük hayvanı. mekâreci (A.-T.) binek veya yük hayvanı kiralayan. mekârim (A.) [ مرﺎﮑﻡ ] cömertlikler.
mekâtîb (A.) [ ﺐﻴﺕﺎﮑﻡ ] mektuplar. mekâtib (A.) [ ﺐﺕﺎﮑﻡ ] okullar.
mekâtib-i âliye [ ﻪﻴﻝﺎﻋ ﺐﺕﺎﮑﻡ ] yüksekokullar. mekâtib-i askeriye [ ﻪیﺮﮑﺴﻋ ﺐﺕﺎﮑﻡ ] askerî okullar. mekhûl (A.) [ لﻮﺤﮑﻡ ] sürmeli.
 
meknûn (A.) [ نﻮﻨﮑﻡ ] 1.dizili. 2.gizli. mekr (A.) [ ﺮﮑﻡ ] hile.
mekrûh (A.) [ ﻩوﺮﮑﻡ ] iğrenç.
 
meks (A.) [ ﺚﮑﻡ ] duralama, duraklama. meksur (A.) [ رﻮﺴﮑﻡ ] kırık.
mekşûf (A.) [ فﻮﺸﮑﻡ ] keşfedilmiş. mekteb (A.) [ ﺐﺘﮑﻡ ] 1.okul. 2.ekol. mekteb-i âlî [ ﯽﻝﺎﻋ ﺐﺘﮑﻡ ] yüksekokul.
mekteb-i harbiye [ ﻪﻴﺑﺮﺣ ﺐﺘﮑﻡ ] harp okulu. mekteb-i i’dâdî [ یداﺪﻋا ﺐﺘﮑﻡ ] lise.
mekteb-i ibtidâî [ ﯽﺋاﺪﺘﺑا ﺐﺘﮑﻡ ] ilkokul. mekteb-i rüşdî [ یﺪﺵر ﺐﺘﮑﻡ ] ortaokul.
mekteb-i sultânî [ ﯽﻥﺎﻄﻠﺱ ﺐﺘﮑﻡ ] Galatasaray Lisesi. mektep (A.) [ ﺐﺘﮑﻡ ] okul.
mektub (A.) [ بﻮﺘﮑﻡ ] 1.yazılı. 2.mektup. mektûbat (A.) [ تﺎﺑﻮﺘﮑﻡ ] mektuplar.
mektûbî (A.) [ ﯽﺑﻮﺘﮑﻡ ] valilik özel kalem müdürü. mektûm (A.) [ مﻮﺘﮑﻡ ] gizli.
melabe (A.) [ ﻪﺒﻌﻠﻡ ] oyuncak. melâbis (A.) [ ﺲﺑﻼﻡ ] giysiler. melah (F.) [ ﺦﻠﻡ ] çekirge.
melahat (A.) [ ﺖﺣﻼﻡ ] yüz güzelliği.
 
melâhide (A.) [ ﻩﺪﺣﻼﻡ ] dinsizler, tanrıtanımazlar.
 
melâik (A.) [ ﮏﺋﻼﻡ ] melekler. melâike (A.) [ ﻪﮑﺋﻼﻡ ] melekler.) melâl (A.) [ لﻼﻡ ] sıkıntı, usanma. melalli (A.-T.) sıkıntılı.
melanet (A.) [ ﺖﻨﻌﻠﻡ ] melunluk.
 
melce (A.) [ ﺄﺠﻠﻡ ] sığınak, sığınacak yer. melekât (A.) [ تﺎﮑﻠﻡ ] yetiler.
meleke (A.) [ ﻪﮑﻠﻡ ] yeti.
 
meleksîmâ (A.) [ ﺎﻤﻴﺱ ﮏﻠﻡ ] melek yüzlü güzel. melekût (A.) [ تﻮﮑﻠﻡ ] ruhlar alemi.
melfûfen (A.) [ ﺎﻓﻮﻔﻠﻡ ] ilişikte.
 
melhûz (A.) [ ظﻮﺤﻠﻡ ] düşünülen, öngörülen. melik (A.) [ ﮏﻠﻡ ] padişah.
mellah (A.) [ حﻼﻡ ] gemici. melsûk (A.) [ قﻮﺼﻠﻡ ] yapışık. melûf (A.) [ فﻮﻝﺄﻡ ] alışık. melun (A.) [ نﻮﻌﻠﻡ ] lanet olası.
memâlik (A.) [ ﮏﻝﺎﻤﻡ ] 1.ülkeler. 2.topraklar, diyarlar. memât (A.) [ تﺎﻤﻡ ] ölüm.
memduh (A.) [ حوﺪﻤﻡ ] övülmüş. memer (A.) [ ﺮﻤﻡ ] geçit. memhûr (A.) [ رﻮﻬﻤﻡ ] mühürlü.
memleket (A.) [ ﺖﮑﻠﻤﻡ ] 1.ülke. 2.şehir.
 
memlûk (A.) [ کﻮﻠﻤﻡ ] köle. memnû (A.) [ عﻮﻨﻤﻡ ] yasak. memnûa (A.) [ ﻪﻋﻮﻨﻤﻡ ] yasak.
memnûiyet (A.) [ ﺖﻴﻋﻮﻨﻡ ] yasak olma hali. memnûn (A.) [ نﻮﻨﻤﻡ ] 1.mutlu, razı. 2.sevinçli.
memnun etmek 1.mutlu edilmek, razı edilmek. 2.sevindirilmek. memnuniyet (A.) [ ﺖﻴﻥﻮﻨﻤﻡ ] memnunluk.
memûl (A.) [ لﻮﻡﺄﻡ ] umulan, beklenilen.
 
memur (A.) [ رﻮﻡﺄﻡ ] 1.görevli. 2.devlet memuru. memurîn (A.) [ ﻦیرﻮﻡﺄﻡ ] memurlar, görevliler. memûriyet (A.) [ ﺖیرﻮﻡﺄﻡ ] memurluk.
memzuc (A.) [ جوﺰﻤﻡ ] karışık. men (F.) [ ﻦﻡ ] ben.
men’  (A.)  [  ﻊﻨﻡ  ]   1.engel  olma,  alıkoyma.  2.engel  olunma,  alıkonulma.
 
3.yasaklama. 4.yasaklanma. men’ edilmek yasaklanmak.
men’ etmek 1.engel olmak, alıkoymak. 2.yasaklamak. men’ olunmak yasaklanmak.
menâbi’ (A.) [ ﻊﺑﺎﻨﻡ ] kaynaklar.
 
menâfi’ (A.) [ ﻊﻓﺎﻨﻡ ] menfaatler, çıkarlar, yararlar.
 
menâkıb (A.) [ ﺐﻗﺎﻨﻡ ] menkıbeler, övgüye değer özellikler. menâm (A.) [ مﺎﻨﻡ ] 1.uyku. 2.rüya.
menâre (A.) [ ﻩرﺎﻨﻡ ] minare.
 
menâsıb (A.) [ ﺐﺹﺎﻨﻡ ] makamlar. menâtık (A.) [ ﻖﻃﺎﻨﻡ ] bölgeler. menâzır (A.) [ ﺮﻇﺎﻨﻡ ] manzaralar.
menâzil (A.) [ لزﺎﻨﻡ ] 1.konaklar. 2.aşamalar. menba (A.) [ ﻊﺒﻨﻡ ] 1.kaynak. 2.pınar.
menfâ (A.) [ ﯽﻔﻨﻡ ] sürgün.
 
menfaat (A.) [ ﺖﻌﻔﻨﻡ ] çıkar, yarar. menfaatperest (A.-F.) [ ﺖﺱﺮﭘ ﺖﻌﻔﻨﻡ ] çıkarcı. menfâlık (A.-T.) sürgün hayatı.
menfez (A.) [ ﺬﻔﻨﻡ ] nüfuz etme yeri, delik, yarık, giriş veya çıkış yolu.
 
menfî  (A.)  [  ﯽﻔﻨﻡ  ]   1.olumsuz. 2.hep  olumsuz düşünen, her  şeye  olumsuz yaklaşan. 3.sürgüne gönderilmiş.
 
menfur (A.) [ رﻮﻔﻨﻡ ] nefret edilen. menhî (A.) [ ﯽﻬﻨﻡ ] yasaklanmış. menhiyat (A.) [ تﺎﻴﻬﻨﻡ ] yasaklar. menhus (A.) [سﻮﺤﻨﻡ  ] uğursuz. meni (A.) [ ﯽﻨﻡ ] sperma.
menî (F.) [ ﯽﻨﻡ ] benlik.
 
menî’ (A.) [ ﻊﻴﻨﻡ ] aşılmaz, sarp, geçit vermez.
 
menkabe (A.) [ ﻪﺒﻘﻨﻡ  ]  ünlü kişilerin yaşamlarına ilişkin ve çoğu gerçekle bağdaşmaz öyküler.
 
menkûha (A.) [ ﻪﺣﻮﮑﻨﻡ ] nikahlı hanım, eş.
 
menkul (A.) [ لﻮﻘﻨﻡ ] 1.nakledilen. 2.anlatılan, rivayet edilen. menkûş (A.) [ شﻮﻘﻨﻡ ] nakışlı, işlemeli, desenli.
 
mensûb (A.) [ بﻮﺼﻨﻡ ] nispet edilen, ait, bağlı. mensûbîn (A.) [ ﻦﻴﺑﻮﺼﻨﻡ ] mensuplar.
mensubiyet (A.) [ ﺖﻴﺑﻮﺼﻨﻡ ] mensup olma, bağlı olma. mensûc (A.) [ جﻮﺴﻨﻡ ] dokunmuş.
mensûcât (A.) [ تﺎﺝﻮﺴﻨﻡ ] 1.dokumalar. 2.dokuma sektörü. mensûh (A.) [ خﻮﺴﻨﻡ ] hükümsüz.
mensûr (A.) [ رﻮﺜﻨﻡ ] düzyazı. menşe (A.) [ ﺎﺸﻨﻡ ] köken..
menşur (A.) [ رﻮﺸﻨﻡ ] 1.ferman. 2.prizma. menus (A.) [ سﻮﻥﺄﻡ ] 1.alışılmış. 2.alışkın. menût (A.) [ طﻮﻨﻡ ] bağlı.
menzil (A.) [ لﺰﻨﻡ ] 1.konak. 2.ev. 3.bir günde gidilebilen yol. menzil alınmak yol alınmak.
menzil almak yol almak.
 
menzilgâh (A.-F.) [ ﻩﺎﮕﻝﺰﻨﻡ ] konak yeri. mer’î (A.) [ ﯽﺋﺮﻡ ] yürürlükte, geçerli. mera (A.) [ ﯽﻋﺮﻡ ] otlak.
merâkiz (A.) [ ﺰﮐاﺮﻡ ] merkezler.
 
merâm (A.) [ ماﺮﻡ ] amaç, anlatılmak istenen şey. merâret (A.) [ تراﺮﻡ ] acılık.
merâsî (A.) [ ﯽﺛاﺮﻡ ] ağıtlar, mersiyeler. merâsim (A.) [ ﻢﺱاﺮﻡ ] 1.törenler. 2.tören. merâtib (A.) [ ﺐﺕاﺮﻡ ] rütbeler, mertebeler.
 
merbut (A.) [ طﻮﺑﺮﻡ ] bağlı.
 
merbûtiyet (A.) [ ﺖﻴﻃﻮﺑﺮﻡ ] 1.bağlılık. 2.düşkünlük, aşırı ilgi. mercân (A.) [ نﺎﺝﺮﻡ ] mercan.
merci (A.) [ ﻊﺝﺮﻡ ] başvuru yeri. merd (F.) [ دﺮﻡ ] 1.adam. 2.yiğit. merdâne (F.) [ ﻪﻥادﺮﻡ] yiğitçe. merdiven (F.) [ نﺎﺑدﺮﻥ ] merdiven.
merdûd (A.) [ دودﺮﻡ ] reddedilmiş, kabul edilmemiş. merdum (F.) [ مدﺮﻡ ] 1.insan. 2.halk. 3.gözbebeği. merdumharlık (F.-T.) insan eti yeme, yamyamlık.. merdüm (F.) [ مدﺮﻡ ] 1.insan. 2.halk. 3.gözbebeği. merdümek (F.) [ ﮏﻡدﺮﻡ ] gözbebeği.
merdümgiriz (F.) [ ﺰیﺮﮕﻡﺮﻡ ] insanlardan kaçan. merdümhar (F.) [ راﻮﺧ مدﺮﻡ ] insan yiyen, yamyam. merdümî (F.) [ ﯽﻡدﺮﻡ ] 1.insanlık. 2.yiğitlik. meremmet (A.) [ ﺖﻡﺮﻡ ] onarım.
meremmet etmek onarmak. merg (F.) [ گﺮﻡ ] ölüm.
mergub (A.) [ بﻮﻏﺮﻡ ] rağbet edilen, aranılan, istenilen. merhale (A.) [ ﻪﻠﺣﺮﻡ ] 1.aşama. 2.konak, menzil. merhamet (A.) [ ﺖﻤﺣﺮﻡ ] acıma.
merhamet etmek acımak. merhametli (A.-T.) acıyan.
 
merhametsiz (A.-T.) acımasız.
 
merhem (A.) [ ﻢهﺮﻡ ] pomad, yara kremi. merhemsâz olmak çare bulmak.
merhûm (A.) [ مﻮﺣﺮﻡ ] (erkek) ölü. merhûme (A.) [ ﻪﻡﻮﺣﺮﻡ ] (bayan) ölü.
merhun (A.) [ نﻮهﺮﻡ ] 1.rehinli, ipotekli. 2.zamana bağlı, bir şeye bağlı. merih (A.) [ ﺦیﺮﻡ ] Mars.
merkad (A.) [ ﺪﻗﺮﻡ ] mezar.
 
merkeb (A.) [ ﺐﮐﺮﻡ ] 1.binit. 2.eşek.
 
merkum (A.) [ مﻮﻗﺮﻡ ] adı geçen, anılan; yazılmış. merkûz (A.) [ زﻮﮐﺮﻡ ] dikili, dikilmiş.
mermi (A.) [ ﯽﻡﺮﻡ ] kurşun.
 
mermûz (A.) [ زﻮﻡﺮﻡ ] 1.gizemli. 2.rumuzlu. merrât (A.) [ تاﺮﻡ ] defalar.
merre (A.) [ ﻩﺮﻡ ] defa.
 
mersiye (A.) [ ﻪﻴﺛﺮﻡ ] ağıt, mersiye. mertebe (A.) [ ﻪﺒﺕﺮﻡ ] 1.derece. 2.miktar. merzagî (A.) [ ﯽﻏزﺮﻡ ] bataklık.
merzüban (F.) [ نﺎﺑزﺮﻡ ] 1.sınır muhafızı. 2.sınır beyi. mesâ (A.) [ ﺎﺴﻡ ] akşam.
mesâcid (A.) [ ﺪﺝﺎﺴﻡ ] mesçitler. mesafe (A.) [ ﻪﻓﺎﺴﻡ ] uzaklık. mesâha (A.) [ ﻪﺣﺎﺴﻡ ] ölçüm.
 
mesai (A.) [ ﯽﻋﺎﺴﻡ ] çalışma, çalışmalar. mesâib (A.) [ ﺐﺋﺎﺼﻡ ] musibetler.
mesâil (A.) [ ﻞﺋﺎﺴﻡ ] meseleler.
 
mesâkîn (A.) [ ﻦﮐﺎﺴﻡ ] 1.yoksullar. 2.miskinler. mesâkin (A.) [ ﻦﮐﺎﺴﻡ ] konutlar.
mesâme (A.) [ ﻪﻡﺎﺴﻡ ] derideki küçük delikler. mesârif (A.) [ فرﺎﺼﻡ]  harcamalar.
mesâvî (A.) [ یوﺎﺴﻡ ] kötülükler. mescid (A.) [ ﺪﺠﺴﻡ ] mesçit.
mesdûd (A.) [ دوﺪﺴﻡ ] kapalı, set çekili, tıkalı.
 
mesel (A.) [ ﻞﺜﻡ ] 1.örnek. 2.özlü söz. 3.öğretici hikaye. meselâ (A.) [ ﻼﺜﻡ ] örneğin.
mesele (A.) [ ﻪﻠﺌﺴﻡ ] 1.mesele, konu. 2.sorun. 3.problem. meserrât (A.) [ تاﺮﺴﻡ ] sevinçler.
meserret (A.) [ تﺮﺴﻡ ] sevinç. mesh (A.) [ ﺦﺴﻡ ] silme, sıvama. meshetmek silmek, sıvamak. meshûr (A.) [ رﻮﺤﺴﻡ ] büyülenmiş. meshûr etmek büyülemek.
meshûr olmak büyülenmek. mesîh (A.) [ ﺢﻴﺴﻡ ] İsa.
mesîhî (A.) [ ﯽﺤﻴﺴﻡ ] Hıristiyan. mesîhiyyet (A.) [ ﺖﻴﺤﻴﺴﻡ ] Hıristiyanlık.
 
mesîr (A.) [ ﺮﻴﺴﻡ ] 1.seyir yeri. 2.güzergah. mesîre (A.) [ ﻩﺮﻴﺴﻡ ] gezinti yeri.
mesken (A.) [ ﻦﮑﺴﻡ ] konut. mesken etmek yurt tutmak.
mesken ittihaz etmek (A.-T.) yurt tutmak, mesken edinmek. meskenet (A.) [ ﺖﻨﮑﺴﻡ ] miskinlik.
meskûkât (A.) [ تﺎﮐﻮﮑﺴﻡ ] madenî paralar, sikkeler. meskûn (A.) [ نﻮﮑﺴﻡ ] yerleşilmiş, iskan edilmiş. meslah (A.) [ ﺦﻠﺴﻡ ] mezbaha.
meslek (A.) [ ﮏﻠﺴﻡ ] 1.yol, tarz. 2.sistem. 3.uğraşı, meslek. meslûl (A.) [ لﻮﻠﺴﻡ ] veremli.
mesmû (A.) [ عﻮﻤﺴﻡ ] duyulan, işitilen.
 
mesmûat (A.) [ تﺎﻋﻮﻤﺴﻡ ] duyulanlar, işitilenler. mesmûm (A.) [ مﻮﻤﺴﻡ ] zehirli.
mesned (A.) [ ﺪﻨﺴﻡ ] 1.dayanak. 2.makam. mesnevîhan (A.-F.) [ ناﻮﺧ یﻮﻨﺜﻡ ] mesnevi okuyan. mesruk (A.) [ قوﺮﺴﻡ ] çalınmış.
mesrûr (A.) [ روﺮﺴﻡ ] sevinçli. mesrûrane (A.-F.) [ ﻪﻥاروﺮﺴﻡ ] sevinçle. messah (A.) [ حﺎﺴﻡ ] ölçümcü.
mest (F.) [ ﺖﺴﻡ ] sarhoş, mest. mestâne (F.) [ ﻪﻥﺎﺘﺴﻡ ] sarhoşça. mestî (F.) [ ﯽﺘﺴﻡ ] sarhoşluk.
 
mest-i harâb (F.-A.) [ باﺮﺧ ﺖﺴﻡ ] körkütük sarhoş. mest-i harâb olmak körkütük sarhoş olmak.
mestûr (A.) [ رﻮﺘﺴﻡ ] örtülü, gizli, kapalı. mestûr (A.) [ رﻮﻄﺴﻡ ] yazılı.
mesud (A.) [ دﻮﻌﺴﻡ ] 1.mutlu, saadetli. 2.kutlu. mesûdâne (A.-F.) [ ﻪﻥادﻮﻌﺴﻡ ] mesutça, bahtiyarlıkla. mesuliyet (A.) [ ﺖﻴﻝﻮﺌﺴﻡ ] sorumluluk.
meş’al (A.) [ ﻞﻌﺸﻡ ] meşale.
 
meş’um (A.) [ مﻮﺌﺸﻡ ] uğursuz, şom. meş’ûr (A.) [ رﻮﻌﺸﻡ ] bilinçli, şuurlu. meşâgil (A.) [ ﻞﻏﺎﺸﻡ ] uğraşlar. meşâhîr (A.) [ ﺮﻴهﺎﺸﻡ ] ünlüler.
meşâil (A.) [ ﻞﻋﺎﺸﻡ ] meşaleler. meşakkat (A.) [ ﺖﻘﺸﻡ ] sıkıntı, güçlük.
meşakkat çekmek sıkıntı çekmek, güçlüğe katlanmak. meşâmm (A.) [ مﺎﺸﻡ ] burun.
meşârık (A.) [ قرﺎﺸﻡ ] doğular. meşâyih (A.) [ ﺦیﺎﺸﻡ ] şeyhler.
meşbû (A.) [ عﻮﺒﺸﻡ ] 1.dolu. 2.tok, doygun. meşcer (A.) [ ﺮﺠﺸﻡ ] ağaçlık.
meşcere (A.) [ ﻩﺮﺠﺸﻡ ] ağaçlık. meşgale (A.) [ ﻪﻠﻐﺸﻡ ] uğraşı. meşgûliyet (A.) [ ﺖﻴﻝﻮﻐﺸﻡ ] iş güç.
 
meşhed (A.) [ ﺪﻬﺸﻡ ] şehit düşülen yer. meşher (A.) [ ﺮﻬﺸﻡ ] sergi, sergilenen yer. meşhûd (A.) [ دﻮﻬﺸﻡ ] görülmüş, gözlenmiş. meşhûd olmak görülmek, gözlenmek. meşhûn (A.) [ نﻮﺤﺸﻡ ] dolu.
meşhûr (A.) [ رﻮﻬﺸﻡ ] ünlü, tanınmış, bilinen. meşîhat (A.) [ ﺖﺨﻴﺸﻡ ] 1.şeyhlik. 2.şeyhlik makamı. meşk (A.) [ ﻖﺸﻡ ] 1.yazı örneği. 2.temrin.
meşk (F.) [ ﮏﺸﻡ ] kırba.
 
meşkûk (A.) [ کﻮﮑﺸﻡ ] şüphe götürür. meşkûkiyyet (A.) [ ﺖﻴﮐﻮﮑﺸﻡ ] şüphe götürme. meşkûr (A.) [ رﻮﮑﺸﻡ ] övülen, beğenilen.
meşreb (A.) [ بﺮﺸﻡ ] 1.yaratılış, tabiat. 2.içme yeri. meşrebe (A.) [ ﻪﺑﺮﺸﻡ ] maşrapa.
meşrû (A.) [ عوﺮﺸﻡ ] yasal.
 
meşrûbât (A.) [ تﺎﺑوﺮﺸﻡ ] içilecek şeyler. meşrûh (A.) [ حوﺮﺸﻡ ] açıklanmış, şerhedilmiş. meşrûhât (A.) [ تﺎﺣوﺮﺸﻡ ] açıklamalar. meşrûiyyet (A.) [ ﺖﻴﻋوﺮﺸﻡ ] yasallık.
meşrût (A.) [ طوﺮﺸﻡ ] koşullu. meşrut olunmak şart koşulmak. meşşâte (A.) [ ﻪﻃﺎﺸﻡ ] gelin süsleyen. meşveret (A.) [ ترﻮﺸﻡ ] danışma.
 
meşveret etmek danışmak. metâ (A.) [ عﺎﺘﻡ ] mal, eşya.
metâli (A.) [ ﻊﻝﺎﻄﻡ ] doğuş yerleri. metânet (A.) [ ﺖﻥﺎﺘﻡ ] dayanıklılık.
metbû (A.) [ عﻮﺒﺘﻡ ] uyulan, izinden gidilen, tâbi olunan. metin (A.) [ ﻦﻴﺘﻡ ] sağlam, dayanıklı.
metn (A.) [ ﻦﺘﻡ ] yazıya dökülmüş bilgi. metremik’ab (A.) [ ﺐﻌﮑﻡ وﺮﺘﻡ ] metreküp. metrûk (A.) [ کوﺮﺘﻡ ] terkedilmiş.
metrûkat (A.) [ تﺎﮐوﺮﺘﻡ ] miras olarak bırakılanlar, geride bırakılanlar. metrûkiyete uğramak (A.-T.) terkedilmek, metruk bırakılmak.
mev’ize (A.) [ ﻪﻈﻋﻮﻡ ] öğüt.
 
mev’ûd (A.) [ دﻮﻋﻮﻡ ] 1.vaat edilmiş. 2.vadeli. mevâd (A.) [ داﻮﻡ ] maddeler.
mevârid (A.) [ دراﻮﻡ ] konular, hususlar, yerler. mevc (A.) [ جﻮﻡ ] dalga.
mevce (A.) [ ﻪﺝﻮﻡ ] dalga.
 
mevcûd (A.) [ دﻮﺝﻮﻡ ] 1.var. 2.hazır. 3.varlık. mevcûdât (A.) [ تادﻮﺝﻮﻡ ] varlıklar. mevcûdiyet göstermek varlık göstermek. mevcûdiyyet (A.) [ ﺖیدﻮﺝﻮﻡ ] var olma, varlık. meveddet (A.) [ تدﻮﻡ ] sevgi.
mevhibe (A.) [ ﻪﺒهﻮﻡ ] bağış.
 
mevhûm (A.) [ مﻮهﻮﻡ ] vehmedilmiş, asılsız, kuruntuya dayalı. mevki (A.) [ ﻊﻗﻮﻡ ] 1.durum, konum. 2.yer.
mevkib (A.) [ ﺐﮐﻮﻡ ] alay, kafile.
 
mevkif (A.) [ ﻒﻗﻮﻡ ] 1.durak. 2.istasyon.
 
mevki-i rüchan (A.-F.) [ نﺎﺤﺝر ﻊﻗﻮﻡ ] tercih mevkii. mevkûf (A.) [ فﻮﻗﻮﻡ ] vakfedilmiş.
mevkufleh (A.) [ ﻪﻝ فﻮﻗﻮﻡ ] vakfeden.
 
mevlâ (A.) [ ﯽﻝﻮﻡ ] 1.Tanrı. 2.efendi. 3.velî. 4.köle azat eden. mevlid (A.) [ ﺪﻝﻮﻡ ] 1.doğum yeri, doğuş yeri. 2.mevlüt. mevsuk (A.) [ قﻮﺛﻮﻡ ] güvenilir, belgeye dayanan.
mevsûkiyet (A.) [ ﺖﻴﻗﻮﺛﻮﻡ ] güvenilirlik, belgeye dayanma. mevsûm (A.) [ مﻮﺱﻮﻡ ] adlandırılmış.
mevt (A.) [ تﻮﻡ ] ölüm. mevtâ (A.) [ ﺎﺕﻮﻡ ] ölüler. mevtâî (A.) [ ﯽﺋﺎﺕﻮﻡ ] ölümcül. mevtın (A.) [ ﻦﻃﻮﻡ ] yurt. mevzi (A.) [ ﻊﺽﻮﻡ ] yer. mevzi’î (A.) [ ﯽﻌﺽﻮﻡ ] yerel. mevzû (A.) [ عﻮﺽﻮﻡ ] konu.
mevzu-i bahis (A.-F.) [ ﺚﺤﺑ عﻮﺽﻮﻡ ] sözkonusu. mevzun (A.) [ نوزﻮﻡ ] 1.biçimli, düzgün. 2.vezinli. mey (F.) [ ﯽﻡ ] 1.şarap. 2.içki.
meyânında (F.-T.) arasında.
 
meydân (A.) [ ناﺪﻴﻡ ] alan.
 
meygûn (F.) [ نﻮﮕﻴﻡ ] şarap rengi.
 
meyhâne (F.) [ ﻪﻥﺎﺨﻴﻡ ] şarap içilen yer, içkievi. meyhâr (F.) [ راﻮﺨﻴﻡ ] içkici.
meyil (A.) [ ﻞﻴﻡ ] istek, eğilim. meyil vermek eğilim göstermek. meykede (F.) [ ﻩﺪﮑﻴﻡ ] meyhane.
meyl (A.) [ ﻞﻴﻡ ] 1.eğim. 2.eğilim, istek. 3.yatkınlık. meyl etmek (A.-T.) eğilmek.
meymene (A.) [ ﻪﻨﻤﻴﻡ ] sağ kanat. meymûn (A.) [ نﻮﻤﻴﻡ ] uğurlu. meysere (A.) [ ﻩﺮﺴﻴﻡ ] sol kanat. meyt (A.) [ ﺖﻴﻡ ] ölü.
meyus (A.) [ سﻮیﺄﻡ ] umutsuz, üzgün. meyvedâr (F.) [ راد ﻩﻮﻴﻡ ] meşveli. meyyâl (A.) [ لﺎﻴﻡ ] 1.eğimli. 2.eğilimli. meyyit (A.) [ ﺖﻴﻡ ] ölü.
mezâhib (A.) [ ﺐهاﺬﻡ ] mezhepler. mezâlim (A.) [ ﻢﻝﺎﻈﻡ ] zulümlerr.
mezâmin (A.) [ ﻦﻡﺎﻀﻡ ] 1.kavramlar. 2.incelikler. 3.semboller. mezargâh (A.-F.) [ ﻩﺎﮔراﺰﻡ ] mezar yeri.
mezâri (A.) [ عراﺰﻡ ] tarlalar.
 
mezâyâ (A.) [ ﺎیاﺰﻡ ] meziyetler, üstünlükler.
 
mezbele (A.) [ ﻪﻠﺑﺰﻡ ] çöplük, döküntü alanı. mezbuh (A.) [ حﻮﺑﺬﻡ ] boğazlanmış.
mezbûr (A.) [ رﻮﺑﺰﻡ ] anılan, belirtilen. mezc (A.) [ جﺰﻡ ] karıştırma. mezcetmek (A.-T.) karıştırmak. mezellet (A.) [ ﺖﻝﺬﻡ ] düşkünlük.
mezheb (A.) [ ﺐهﺬﻡ ] 1.yol. 2.mezhep. 3.ekol. mezîd etmek (A.-T.) arttırmak, çoğaltmak. meziyyât (A.) [ تﺎیﺰﻡ ] meziyetler, üstünlükler. meziyyet (A.) [ ﺖیﺰﻡ ] üstünlük.
mezkûr (A.) [ رﻮﮐﺬﻡ ] zikredilen, belirtilen, adı geçen. mezmûm (A.) [ مﻮﻡﺬﻡ ] kötülenmiş, ayıplanmış.
mezra (A.) [ عرﺰﻡ ] tarla. mezra’a (A.) [ ﻪﻋرﺰﻡ ] tarla. mezrû (A.) [ عورﺰﻡ ] ekili.
mezun (A.) [ نوذﺄﻡ ] 1.izinli. 2.diplomalı. mezunen (A.) [ ﺎﻥوذﺄﻡ ] izin alarak, izinli olarak. mıkraz (A.) [ ضاﺮﻘﻡ ] makas.
mıntaka (A.) [ ﻪﻘﻄﻨﻡ ] 1.bölge, mıntıka. 2.iklim kuşağı. mısbah (A.) [ حﺎﺒﺼﻡ ] kandil.
mısdak (A.) [ قاﺪﺼﻡ ] ölçüt, kriter. mısra (A.) [ عاﺮﺼﻡ ] dize.
mıtrak (A.) [ قﺮﻄﻡ ] 1.değnek. 2.tokmak. 3.çekiç.
 
mızrab (A.) [ بﺮﻀﻡ ] mızrap. mızrak (A.) [ قارﺰﻡ ] kargı. miâd (A.) [ دﺎﻌﻴﻡ ] buluşma yeri. micmer (A.) [ ﺮﻤﺠﻡ ] buhurdan.
midevî (A.) [ یوﺪﻌﻡ ] mideyi yormayan. midhat (A.) [ ﺖﺣﺪﻡ ] övgü.
mie (A.) [ ﻪﺋﺎﻡ ] yüz.
 
miftah (A.) [ حﺎﺘﻔﻡ ] anahtar. miğfer (A.) [ ﺮﻔﻐﻡ ] tulga. mîh (F.) [ ﺦﻴﻡ ] çivi.
mihekk (A.) [ ﮏﺤﻡ ] mihenk taşı. mihen (A.) [ ﻦﺤﻡ ] sıkıntılar. mihmân (F.) [ نﺎﻤﻬﻡ ] konuk.
mihmannevaz (F.) [ زاﻮﻥ نﺎﻤﻬﻡ ] misafirsever. mihmannevazlık (F.-T.) misavirseverlik. mihmannüvaz (F.) [ زاﻮﻥ نﺎﻤﻬﻡ ] misafirsever. mihmânserâ (F.) [ اﺮﺱ نﺎﻤﻬﻡ ] misafirhane. mihnet (A.) [ ﺖﻨﺤﻡ ] sıkıntı, acı, dert.
mihr (F.) [ ﺮﻬﻡ ] 1.sevgi. 2.güneş. mihrak (A.) [ قاﺮﺤﻡ ] odak.
mihrbân (F.) [ نﺎﺑﺮﻬﻡ ] sevgi dolu, şefkatli.
 
mihter (F.) [ ﺮﺘﻬﻡ ] 1.daha büyük. 2.büyük insan. mihver (A.) [ رﻮﺤﻡ ] eksen.
 
mik’ab (A.) [ ﺐﻌﮑﻡ ] küp.
 
mîkat (A.) [ تﺎﻘﻴﻡ ] 1.buluşma yeri. 2.buluşma zamanı. mikdar (A.) [ راﺪﻘﻡ ] 1.miktar. 2.değer. 3.derece.
mikraz (A.) [ ضاﺮﻘﻡ ] makas. mikyas (A.) [ سﺎﻴﻘﻡ ] ölçek, ölçü. mil (A.) [ ﻞﻴﻡ ] 1.şiş. 2.yol işareti. mîlâd (A.) [ دﻼﻴﻡ ] doğum günü.
milel (A.) [ ﻞﻠﻡ ] 1.milletler. 2.dinler. milhafe (A.) [ ﻪﻔﺤﻠﻡ ] yorgan.
milk (A.) [ ﮏﻠﻡ ] mülk.
 
millet (A.) [ ﺖﻠﻡ ] 1.din. 2.ulus. millî (A.) [ ﯽﻠﻡ ] ulusal.
milliyetperver (A.-F.) [ روﺮﭘ ﺖیﺎﻡ ] milliyetçi, nasyonalist. milliyetperverlik (A.-F.-T.) milliyetçilik, nasyonalizm. milliyye (A.) [ ﻪﻴﻠﻡ ] ulusal.
mîna (F.) [ ﺎﻨﻴﻡ ] mine.
 
minba’d (A.) [ﺪﻌﺑ ﻦﻡ ] bundan sonra. minelkadim (A.) [ ﻢیﺪﻘﻝا ﻦﻡ ] eskiden beri. minen (A.) [ ﻦﻨﻡ ] minnetler.
minkale (A.) [ ﻪﻠﻘﻨﻡ ] iletki. minkar (A.) [ رﺎﻘﻨﻡ ] gaga. minkaş (A.) [ شﺎﻘﻨﻡ ] cımbız.
minnetdâr (A.-F.) [ راﺪﺘﻨﻡ ] minnet altında kalan.
 
minşâr (A.) [ رﺎﺸﻨﻡ ] bıçkı. minvâl (A.) [ لاﻮﻨﻡ ] tarz, yol. mir’ât (A.) [ تﺁﺮﻡ ] ayna.
mirâc (A.) [ جاﺮﻌﻡ ] miraç, göğe ağma. mîrahur (A.-F.) [ رﻮﺧﺁﺮﻴﻡ ] imrahor. miralay (F.-T.) [ یﻻﺁﺮﻴﻡ ] albay.
mirâren (A.) [ اراﺮﻡ ] defalarca, birçok kez. mirashâr (A.-F.) [ راﻮﺧ ثاﺮﻴﻡ ] mirasyedi. mirliva (F.-A.) [ اﻮﻝﺮﻴﻡ ] tuğgeneral.
mirsâd (A.) [ دﺎﺹﺮﻡ ] gözlemevi, gözlem yeri. mirvaha (A.) [ ﻪﺣوﺮﻡ ] yelpaze.
mirza (F.) [ ازﺮﻴﻡ ] beyzade. mîsak (A.) [ قﺎﺜﻴﻡ ] sözleşme. misal (A.) [ ] örnek.
misal almak örnek almak. misâli (A.-T.) gibi. misillü (A.-T.) gibi.
miskin (A.) [ ﻦﻴﮑﺴﻡ ] 1.zavallı, uyuşuk. 2.cüzzamlı. miskîn (F.) [ ﻦﻴﮑﺴﻡ ] misk sürülmüş, miskli.
misl (A.) [ ﻞﺜﻡ ] 1.gibi. 2.kat. mîşîn (F.) [ ﻦﻴﺸﻴﻡ ] meşin. mithara (A.) [ ﻩﺮﻬﻄﻡ ] matara. mîvedar (F.) [ راد ﻩﻮﻴﻡ ] meyvalı.
 
miyâh (A.) [ ﻩﺎﻴﻡ ] sular.
 
miyân (F.) [ نﺎﻴﻡ ] 1.orta. 2.bel. 3.ara. miyâr (A.) [ رﺎﻴﻌﻡ ] ölçü.
mizâc (A.) [ جاﺰﻡ ] huy, tabiat, mizaç.
 
mîzan (A.) [ ناﺰﻴﻡ ]   1.terazi. 2.ölçü. 3.terazi burcu. 4.mahşer günü, kıyamet günü.
 
mû (F.) [ ﻮﻡ ] kıl.
 
muhafazakâr (A.-F.) [ رﺎﮐ ﻪﻈﻓﺎﺤﻡ ] tutucu.
 
mu‘arrif (A.) [ فﺮﻌﻡ ]  1.tanıtan, sunan, bildiren. 2.hayır sahiplerinin adlarını
 
okuyan müezzin.
 
mu’cizât (A.) [ تاﺰﺠﻌﻡ ] mucizeler.
 
mu’cizegû (A.-F.) [ ﻮﮔ ﻩﺰﺠﻌﻡ ] 1.mucizeler anlatan. 2.mucize gibi söyleyen. mu’tâ (A.) [ ﯽﻄﻌﻡ ] 1.veri. 2.verilen, verilmiş.
mu’tâd (A.) [ دﺎﺘﻌﻡ ] alışılmış. mu’tâde (A.) [ ﻩدﺎﺘﻌﻡ ] alışılmış. mu’tiyat (A.) [ تﺎﻴﻄﻌﻡ ] veri.
muabbir (A.) [ ﺮﺒﻌﻡ ] rüya yorumcusu.
 
muaccel (A.) [ ﻞﺠﻌﻡ ] 1.peşin. 2.acele edilmiş. muaddil (A.) [ لﺪﻌﻡ ] denk.
muâdele (A.) [ ﻪﻝدﺎﻌﻡ ] denklem. muâdelet (A.) [ ﺖﻝدﺎﻌﻡ ] denklik. muâdil (A.) [ لدﺎﻌﻡ ] denk, eşdeğer.
muâfiyet (A.) [ ﺖﻴﻓﺎﻌﻡ ] 1.muaf tutulma. 2.bağışıklık. muâhede (A.) [ ﻩﺪهﺎﻌﻡ ] ahitleşme, antlaşma.
 
muâhede yapmak antlaşma yapmak.
 
muâhedenâme (A.-F.) [ ﻪﻡﺎﻥ ﻩﺪهﺎﻌﻡ ] antlaşma metni. muâheze (A.) [ ﻩﺬﺧاﺆﻡ ] çıkışma, azarlama, paylama. muahhar (A.) [ ﺮﺧﺆﻡ ] sonraki, daha sonraki, geç. muakkib (A.) [ ﺐﻘﻌﻡ ] takip eden, izleyen.
mualla (A.) [ ﯽﻠﻌﻡ ] yüce, yüksek. muallak (A.) [ ﻖﻠﻌﻡ ] asılı, havada.
muallakiyet (A.) [ ﺖﻴﻘﻠﻌﻡ ] havada kalma, asılı kalma, hükümsüz olma. muallim (A.) [ ﻢﻠﻌﻡ ] öğretmen.
muallimât (A.) [ تﺎﻤﻠﻌﻡ ] bayan öğretmenler. muallime (A.) [ ﻪﻤﻠﻌﻡ ] bayan öğretmen. muallimîn (A.) [ ﻦﻴﻤﻠﻌﻡ ] öğretmenler. muamelat (A.) [ تﻼﻡﺎﻌﻡ ] işlemler.
muamele (A.) [ ﻪﻠﻡﺎﻌﻡ ] 1.işlem. 2.davranış. muamma (A.) [ ﺎﻤﻌﻡ ] bilmece.
muanber (A.) [ ﺮﺒﻨﻌﻡ ] hoş kokulu, amberli. muânid (A.) [ ﺪﻥﺎﻌﻡ ] inatçı.
muannid (A.) [ ﺪﻨﻌﻡ ] inatçı. muâraza (A.) [ ﻪﺽرﺎﻌﻡ ] çatışkı. muârız (A.) [ ضرﺎﻌﻡ ] karşıt, itirazcı. muarrâ (A.) [ یﺮﻌﻡ ] arınmış.
muâsır (A.) [ ﺮﺹﺎﻌﻡ ] çağdaş. muasırlaşmak çağdaşlaşmak.
 
muâşaka (A.) [ ﻪﻘﺵﺎﻌﻡ ] sevişme. muâvaza (A.) [ ﻪﺽوﺎﻌﻡ ] değiştokuş. muavenet (A.) [ ﺖﻥوﺎﻌﻡ ] yardım. muavenet etmek yardım etmek. muavin (A.) [ نوﺎﻌﻡ ] yardımcı. muayede (A.) [ ﻩﺪیﺎﻌﻡ ] bayramlaşma. muayyen (A.) [ ﻦﻴﻌﻡ ] belirli. muazzam (A.) [ ﻢﻈﻌﻡ ] azametli, ulu.
muazzeb (A.) [ بﺬﻌﻡ ] acı çeken, azap çeken. muazzez (A.) [ زﺰﻌﻡ ] değerli, aziz.
mubassır (A.) [ ﺮﺼﺒﻡ ] okul düzenini sağlayan görevli. mûcez (A.) [ ﺰﺝﻮﻡ ] derli toplu, özlü.
mûcib (A.) [ ﺐﺝﻮﻡ ] 1.gereken. 2.sebep. mûcib olmak sebep olmak.
mûcid (A.) [ ﺪﺝﻮﻡ ] icat eden, mucit. mudhike (A.) [ ﻪﮑﺤﻀﻡ ] gülünç. mufassalan (A.) [ ﻼﺼﻔﻡ ] ayrıntılı olarak. mugâlata (A.) [ ﻪﻄﻝﺎﻐﻡ ] yanıltmaca. mugannî (A.) [ ﯽﻨﻐﻡ ] şarkıcı.
muganniye (A.) [ ﻪﻴﻨﻐﻡ ] bayan şarkıcı. mugâyeret (A.) [ تﺮیﺎﻐﻡ ] zıtlık, aykırılık. mugayir (A.) [ ﺮیﺎﻐﻡ ] aykırı, zıt.
mugîlân (A.>F.) [ نﻼﻴﻐﻡ ] deve dikeni.
 
muğber (A.) [ ﺮﺒﻐﻡ ] kırgın, gücenik. muğber olmak kırılmak, gücenmek. muğfil (A.) [ ﻞﻔﻐﻡ ] aldatan, aldatıcı. muğlak (A.) [ ﻖﻠﻐﻡ ] karmaşık, çapraşık.
muğlakiyet (A.) [ ﺖﻴﻘﻠﻐﻡ ] karmaşıklık, çapraşıklık. muhabbet (A.) [ ﺖﺒﺤﻡ ] sevgi.
muhabere (A.) [ ﻩﺮﺑﺎﺨﻡ ] haberleşme. muhabir (A.) [ ﺮﺑﺎﺨﻡ ] haberci. muhâceret (A.) [ تﺮﺝﺎﻬﻡ ] göç.
muhacim (A.) [ ﻢﺝﺎﻬﻡ ] 1.saldıran. 2.saldırgan. muhacir (A.) [ ﺮﺝﺎﻬﻡ ] göçmen.
muhaddir (A.) [ رﺪﺨﻡ ] uyuşturucu. muhaddis (A.) [ ثﺪﺤﻡ ] hadis bilgini. muhafaza (A.) [ ﻪﻈﻓﺎﺤﻡ ] koruma. muhafaza etmek korumak, saklamak. muhafaza olunmak korunmak, saklanmak. muhafazakâr (A.-F.) [ رﺎﮐ ﻪﻈﻓﺎﺤﻡ ] tutucu. muhafazakârlık (A.-F.-T.) tutuculuk. muhaffef (A.) [ ﻒﻔﺨﻡ ] hafifletilmiş. muhaffif (A.) [ ﻒﻔﺨﻡ ] hafifletici.
muhâfız (A.) [ ﻆﻓﺎﺤﻡ ] koruyucu.
 
muhâkemat (A.) [ تﺎﻤﮐﺎﺤﻡ ] 1.hüküm yürütmeler. 2.yargılamalar. muhakeme (A.) [ ﻪﻤﮐﺎﺤﻡ ] 1.hüküm yürütme. 2.yargılama.
 
muhakkak (A.) [ ﻖﻘﺤﻡ ] 1.doğru. 2.kesin. 3.mutlaka. muhakkık (A.) [ ﻖﻘﺤﻡ ] araştırmacı, tahkik edici. muhâl (A.) [ لﺎﺤﻡ ] imkansız.
muhalefet (A.) [ ﺖﻔﻝﺎﺨﻡ ] karşı düşüncede olma. muhallil (A.) [ ﻞﻠﺤﻡ ] hülleci.
muhammen (A.) [ ﻦﻤﺨﻡ ] tahmin edilen. muhammer (A.) [ ﺮﻤﺨﻡ ] mayalı.
muhammes (A.) [ ﺲﻤﺨﻡ ] 1.beşli. 2.beşgen. 3.beş dizeli şiir. muhannens (A.) [ ﺚﻨﺨﻡ ] kalleş.
muhannet (A.) [ ﻂﻨﺤﻡ ] kalleş.
 
muhannetlik etmek kalleşlik etmek, edilik etmek. muharebat (A.) [ تﺎﺑرﺎﺤﻡ ] harpler, muharebeler. muharebe (A.) [ ﻪﺑرﺎﺤﻡ ] harbetme, savaş. muharib (A.) [ برﺎﺤﻡ ] savaşçı.
muharremât (A.) [ تﺎﻡﺮﺤﻡ ] dinî yasaklar. muharrer (A.) [ رﺮﺤﻡ ] yazılı.
muharrib (A.) [ بﺮﺨﻡ ] tahrip edici, yıkıcı. muharrik (A.) [ قﺮﺤﻡ ] yakıcı.
muharrir (A.) [ رﺮﺤﻡ ] yazar.
 
muhasara (A.) [ ﻩﺮﺹﺎﺤﻡ ] sarma, kuşatma. muhasara etmek sarmak, kuşatmak. muhasib (A.) [ ﺐﺱﺎﺤﻡ ] muhasebeci. muhassala (A.) [ ﻪﻠﺼﺤﻡ ] sonuç.
 
muhassas (A.) [ ﺺﺼﺨﻡ ] tahsis edilmiş, özgü. muhât (A.) [ طﺎﺤﻡ ] çevrili, kuşatılmış.
muhatara (A.) [ ﻩﺮﻃﺎﺨﻡ ] 1.tehlike. 2.zarar, ziyan. muhavere (A.) [ ﻩروﺎﺤﻡ ] konuşma.
muhayyel (A.) [ ﻞﻴﺨﻡ ] hayal edilen. muhayyile (A.) [ ﻪﻠﻴﺨﻡ ] hayal gücü.
muhayyirülukûl (A.) [ لﻮﻘﻌﻝاﺮﻴﺤﻡ ] akıllara durgunluk veren. muhbir (A.) [ ﺮﺒﺨﻡ ] haber veren, haberci.
muhık (A.) [ ﻖﺤﻡ ] haklı. muhib (A.) [ ﺐﺤﻡ ] seven.
mûhiş (A.) [ ﺶﺣﻮﻡ ] korkunç, korkutucu. muhit (A.) [ ﻂﻴﺤﻡ ] 1.çevre. 2.saran, kuşatan. muhtâc (A.) [ جﺎﺘﺤﻡ ] 1.ihtiyaç sahibi. 2.yoksul. muhtariyet (A.) [ ﺖیرﺎﺘﺨﻡ ] özerklik.
muhtasar (A.) [ ﺮﺼﺘﺨﻡ ] kısa, özlü. muhtasaran (A.) [ اﺮﺼﺘﺨﻡ ] kısaca. muhtekir (A.) [ ﺮﮑﺘﺤﻡ ] vurguncu. muhtelefünfîh (A.) [ ﻪﻴﻓ ﻒﻠﺘﺨﻡ ] ihtilaflı. muhtelif (A.) [ ﻒﻠﺘﺨﻡ ] türlü.
muhtelit (A.) [ ﻂﻠﺘﺨﻡ ] karışık.
 
muhterem (A.) [ مﺮﺘﺤﻡ ] saygın, saygıdeğer. muhterik olmak yanmak.
muhteriz (A.) [ زﺮﺘﺤﻡ ] kaçınan, uzak duran.
 
muhteşem (A.) [ ﻢﺸﺘﺤﻡ ] görkemli, ihtişamlı. muhteva (A.) [ اﻮﺘﺤﻡ ] içerik.
muhtevî (A.) [ یﻮﺘﺤﻡ ] içeren, içine alan. muhtevî olmak içermek, içine almak. muhteviyat (A.) [ تﺎیﻮﺘﺤﻡ ] içindekiler. muhyî (A.) [ ﯽﻴﺤﻡ ] hayat veren.
mukâbil (A.) [ ﻞﺑﺎﻘﻡ ] 1.karşılığında. 2.karşılık. mukaddem (A.) [ مﺪﻘﻡ ] 1.önde. 2.önce, önceki. mukaddemâ (A.) [ ﺎﻡﺪﻘﻡ ] önceden.
mukadderat (A.) [ تارﺪﻘﻡ ] yazgı. mukaddes (A.) [ سﺪﻘﻡ ] kutsal.
mukaddesat (A.) [ تﺎﺱﺪﻘﻡ ] kutsal değerler. mukaddime (A.) [ ﻪﻡﺪﻘﻡ ] 1.giriş. 2.önsöz. mukallid (A.) [ ﺪﻠﻘﻡ ] taklitçi.
mukanna (A.) [ ﻊﻨﻘﻡ ] peçeli. mukannin (A.) [ ﻦﻨﻘﻡ ] yasa koyucu. mukarreb (A.) [ بﺮﻘﻡ ] yakın.
mukarrer (A.) [ رﺮﻘﻡ ] 1.kararlaştırılmış. 2.kesin. mukarrerat (A.) [ تارﺮﻘﻡ ] kararlar.
mukassır (A.) [ ﺮﺼﻘﻡ ] kusurlu. mukattar (A.) [ ﺮﻄﻘﻡ ] damıtılmış. mukavelat (A.) [ تﻻوﺎﻘﻡ ] sözleşmeler. mukavele (A.) [ ﻪﻝوﺎﻘﻡ ] sözleşme.
 
mukavelename (A.-F.) [ ﻪﻡﺎﻥ ﻪﻝوﺎﻘﻡ ] sözleşme metni.) mukavemet (A.) [ ﺖﻡوﺎﻘﻡ ] karşı koyma, direnme. mukavemet etmek karşı koymak, direnmek.
mukavim (A.) [ موﺎﻘﻡ ] karşı koyan, direnen, dirençli. mukavvî (A.) [ یﻮﻘﻡ ] güç veren.
mukâyese (A.) [ ﻪﺴیﺎﻘﻡ ] kıyaslama, karşılaştırma. mukayyed (A.) [ ﺪﻴﻘﻡ ] 1.bağlı, zincire vurulmuş. 2.kayıtlı. mukayyi (A.) [ ءﯽﻴﻘﻡ ] kusturucu.
mukırr (A.) [ ﺮﻘﻡ]  itirafçı.
 
mukîm (A.) [ ﻢﻴﻘﻡ ] oturan, yerleşik. mukni (A.) [ ﻊﻨﻘﻡ ] ikna edici.
muktebes (A.) [ ﺲﺒﺘﻘﻡ ] alıntı yapılmış. muktedâ (A.) [ اﺪﺘﻘﻡ ] uyulan.
muktedî (A.) [ یﺪﺘﻘﻡ ] uyan. muktedî olmak uymak.
muktedir (A.) [ رﺪﺘﻘﻡ ] güçlü, iktidarlı. muktesid (A.) [ ﺪﺼﺘﻘﻡ ] tutumlu, iktisatlı.) muktezî (A.) [ ﯽﻀﺘﻘﻡ ] gereken.
mûmâileyh (A.) [ ﻪﻴﻝا ﯽﻡﻮﻡ ] anılan, adı geçen. mûmâileyhim (A.) [ ﻢﻬﻴﻝا ﯽﻡﻮﻡ ] adı geçenler. mumza (A.) [ ﯽﻀﻤﻡ ] imzalı, imzalanmış. munfasıl (A.) [ ﻞﺼﻔﻨﻡ ] ayrı.
munis (A.) [ ﺲﻥﻮﻡ ] cana yakın, alışılmış.
 
munkalib (A.) [ ﺐﻠﻘﻨﻡ ] değişen, dönüşen. munkalib olmak değişmek, dönüşmek. munkarız (A.) [ ضﺮﻘﻨﻡ ] yıkılan, çöken, sönen. munkarız olmak yıkılmak, çökmek, sönmek. munsarif (A.) [ فﺮﺼﻨﻡ ] vazgeçen.
munsarif olmak vazgeçmek. munsif (A.) [ ﻒﺼﻨﻡ ] insaflı.
muntabık (A.) [ ﻖﺒﻄﻨﻡ ] uygun, uyumlu.
 
muntazam (A.) [ ﻢﻈﺘﻨﻡ ] düzenli, düzgün, intizamlı. muntazaman (A.) [ ﺎﻤﻈﺘﻨﻡ ] düzenli olarak.
muntazır (A.) [ ﺮﻈﺘﻨﻡ ] bekleyen. munzam (A.) [ ﻢﻀﻨﻡ ] ek.
mûr (F.) [ رﻮﻡ ] karınca.
 
murabba (A.) [ ﻊﺑﺮﻡ ] 1.dörtgen. 2.kare.
 
murabbauşşekl (A.) [ ﻞﮑﺸﻝا ﻊﺑﺮﻡ ] dörtgen şeklinde, kare şeklinde. murâd (A) [ داﺮﻡ ] istek, arzu.
murâfaa (A.) [ ﻪﻌﻓاﺮﻡ ] duruşma. murahhas (A.) [ ﺺﺧﺮﻡ ] delege.
murakabe (A.) [ ﻪﺒﻗاﺮﻡ ] 1.denetim. 2.kendi iç dünyasına dalma. murakıb (A.) [ ﺐﻗاﺮﻡ ] denetçi.
murakka (A.) [ ﻊﻗﺮﻡ ] yamalı.
 
murassa (A.) [ ﻊﺹﺮﻡ ] değerli taşlarla süslenmiş. murg (F.) [ غﺮﻡ ] kuş.
 
murûr etmek geçmek.
 
murzia (A.) [ ﻪﻌﺽﺮﻡ ] sütanne.
 
musâb (A.) [ بﺎﺼﻡ ] yakalanmış, tutulmuş, uğramış. musâb olmak yakalanmak, tutulmak.
musadif (A.) [ فدﺎﺼﻡ ] rastlayan. musâfaha (A.) [ ﻪﺤﻓﺎﺼﻡ ] tokalaşma. musâfaha etmek tokalaşmak, el sıkışmak.
musahabe (A.) [ ﻪﺒﺣﺎﺼﻡ ] konuşma, sohbet etme. musahhah (A.) [ ﺢﺤﺼﻡ ] düzeltilmiş.
musahib (A.) [ ﺐﺣﺎﺼﻡ ]  1.arkadaş, sohbet arkadaşı. 2.padişahın özel işlerine bakan.
 
musalaha (A.) [ ﻪﺤﻝﺎﺼﻡ ] barış.
 
musanna 1.gösterişli. 2.usta elinden çıkmış. musannif (A.) [ ﻒﻨﺼﻡ ] yazar, kitap yazarı.
musarra (A.) [ عﺮﺼﻡ ] iki mısraı birbiriyle kafiyelendirilmiş beyit. musattah (A.) [ ﺢﻄﺴﻡ ] düz.
musavver (A.) [ رﻮﺼﻡ ] 1.resimli. 2.tasvir edilmiş. musavvir (A.) [ رﻮﺼﻡ ] ressam.
mushaf (A.) [ ﻒﺤﺼﻡ ] Kur’ân.
 
musîbet (A.) [ ﺖﺒﻴﺼﻡ ] 1.bela. 2.şirret, uğursuz. mûsikîşinas (A.-F.) [ سﺎﻨﺵ ﯽﻘﻴﺱﻮﻡ ] müzisyen. musir (A.) [ ﺮﺼﻡ ] ısrarcı, ısrar eden.
musirrane (A.-F.) [ ﻪﻥاﺮﺼﻡ] ısrarla, ısrar ederek.
 
mustakim (A.) [ ﻢﻴﻘﺘﺴﻡ ] doğru, düz, dosdoğru. mûş (F.) [ شﻮﻡ ] fare.
muşamma (A.) [ ﻊﻤﺸﻡ ] muşamba. mûşikâfâne (F.) [ ﻪﻥﺎﻓﺎﮑﺵﻮﻡ ] kılı kırk yararak. muşt (F.) [ ﺖﺸﻡ ] 1.yumruk. 2.avuç.
muta’assıb (A.) [ ﺐﺼﻌﺘﻡ ] taassup gösteren, aşırı tutucu, yobaz. mutabık (A.) [ ﻖﺑﺎﻄﻡ ] uyan, uyumlu.
mutâlebât (A.) [ تﺎﺒﻝﺎﻄﻡ ] istekler.
 
mutâlebe (A.) [ ﻪﺒﻝﺎﻄﻡ] 1.istek. 2.isteme, talep. mutâlebe etmek istemek, talep etmek.
mutantan (A.) [ ﻦﻄﻨﻄﻡ ] 1.tantanalı. 2.gösterişli. mutarriden (A.) [ ادﺮﻄﻡ ] biteviye.
mutasarrıf (A.) [ فﺮﺼﺘﻡ ] sancak beyi. mutasavvıfâne (A.-F.) [ ﻪﻥﺎﻓﻮﺼﺘﻡ ] sûfice.
mutâva’at (A.) [ ﺖﻋوﺎﻄﻡ ] baş eğme, boyun eğme, itaat. mutavattın (A.) [ ﻦﻃﻮﺘﻡ ] yurt tutmuş.
mutayebe (A.) [ ﻪﺒیﺎﻄﻡ ] şakalaşma, birbirine fıkra anlatma. mutazammin (A.) [ ﻦﻤﻀﺘﻡ ] içeren.
mutazarrır (A.) [ رﺮﻀﺘﻡ ] zarar gören. mutazarrır olmak zarar görmek.
muteber (A.) [ ﺮﺒﺘﻌﻡ ] 1.itibarlı. 2.geçerli.
 
mutedil (A.) [ لﺪﺘﻌﻡ ] 1.ylıman. 2.mülayim, hoşgörülü. mutekid (A.) [ ﺪﻘﺘﻌﻡ ] inanan, inancında olan.
 
mutemed (A.) [ ﺪﻤﺘﻌﻡ ] güvenilir.
 
mutî (A.) [ ﻊﻴﻄﻡ ] itaat eden, boyun eğen. mutî olmak itaat etmek, boyun eğmek. mutlak (A.) [ ﻖﻠﻄﻡ ] kesin.
mutlaka (A.) [ ﺎﻘﻠﻄﻡ ] kesinlikle, zorunlu olarak, kayıtsız şartsız. mutrib (A.) [ بﺮﻄﻡ ] 1.çalgıcı. 2.şarkıcı.
muttasıl (A.) [ ﻞﺼﺘﻡ ] sürekli, durmadan. muvacehe (A.) [ ﻪﻬﺝاﻮﻡ ] karşı, yüzyüze. muvaffak (A.) [ ﻖﻓﻮﻡ ] başarılı.
muvaffak olmak başarmak, başarılı olmak. muvaffakiyet (A.) [ ﺖﻴﻘﻓﻮﻡ ] başarı. muvaffakiyet ihraz etmek başarı göstermek. muvafık gelmek uygun olmak.
muvahhiş (A.) [ ﺶﺣﻮﻡ ] korkutucu. muvakkar (A.) [ ﺮﻗﻮﻡ ] ağırbaşlı. muvakkat (A.) [ ﺖﻗﻮﻡ ] geçici. muvakkaten (A.) [ ﺎﺘﻗﻮﻡ ] geçici olarak.
muvâsalat (A.) [ تﻼﺹاﻮﻡ ] varma, ulaşma. muvâsalat etmek ulaşmak, varmak. muvâzaten (A.) [ ﺎﺕازاﻮﻡ ] paralel olarak. muvazene (A.) [ ﻪﻥزاﻮﻡ ] denge.
muvazene-i umûmiye kanunu bütçe kanunu. muvazenesiz (A.-T.) dengesiz.
 
muvazi (A.) [ یزاﻮﻡ ] paralel. muvazzaf (A.) [ ﻒﻇﻮﻡ ] görevli. muzaffer olmak zafer kazanmak.
muzafferiyet (A.) [ ﺖیﺮﻔﻈﻡ ] zafer kazanma. muzdarip (A.) [ بﺮﻄﻀﻡ ] ızdıraplı, acı çeken. muzdarip etmek ızdırap vermek, üzmek.
muzır (A.) [ ﺮﻀﻡ ] zararlı, muzur. muzlim (A.) [ ﻢﻠﻈﻡ ] karanlık.
muztarib (A.) [ بﺮﻄﻀﻡ ] acı çeken, ızdıraplı. mübadele (A.) [ ﻪﻝدﺎﺒﻡ ] değiştokuş, alışveriş. mübahesat (A.) [ تﺎﺜﺣﺎﺒﻡ ] tartışmalar. mübahese (A.) [ ﻪﺜﺣﺎﺒﻡ ] tartışma.
mübahese olunmak tartışılmak.
 
mübalağa (A.) [ ﻪﻐﻝﺎﺒﻡ] 1.abartma. 2.abartı. mübalağa edilmek abartılmak.
mübalağa etmek abartmak.
 
mübarek (A.) [ کرﺎﺒﻡ ] kutlu, bereketli.
 
mübareze (A.) [ ﻩزرﺎﺒﻡ ] 1.uğraşı, mücadele. 2.savaş. mübareze etmek mücadele etmek.
mübaşeret olunmak girişilmek, işe başlanmak. mübâyaa (A.) [ ﻪﻌیﺎﺒﻡ ] satın alma.
mübâyaa edilmek alınmak, satın alınmak. mübâyaa etmek almak, satın almak.
 
mübdi (A.) [ عﺪﺒﻡ ] yenilik getiren, yeni bir şey bulan. mübeşşir (A.) [ ﺮﺸﺒﻡ ] müjdeci, müjdeleyen.
mübhem (A.) [ ﻢﻬﺒﻡ ] belirsiz.
 
mübin (A.) [ ﻦﻴﺒﻡ ] açıklayan, açıklayıcı. mübrem (A.) [ مﺮﺒﻡ ] kaçınılmaz, zorunlu. mübremleşmek kaçınılmaz bir hal almak.
mübtedi (A.) [ یﺪﺘﺒﻡ ] 1.başlayan. 2.ilkokula başlayan öğrenci. mübtela (A.) [ ﻼﺘﺒﻡ ] uğramış, tutulmuş, yakalanmış.
mübtela olmak uğramak, tutulmak, yakalanmak. mübtenî (A.) [ ﯽﻨﺘﺒﻡ ] dayanan.
mübtezel (A.) [ لﺬﺘﺒﻡ ] 1.ele ayağa düşmüş. 2.orta malı. 3.çok bulunan. mücadele (A.) [ ﻪﻝدﺎﺠﻡ ] savaşım.
mücavir (A.) [ روﺎﺠﻡ ] komşu.
 
mücazat (A.) [ تازﺎﺠﻡ ] 1.cezalandırma. 2.karşılık verme. mücbir (A.) [ ﺮﺒﺠﻡ ] zorlayıcı.
müceddid (A.) [ دﺪﺠﻡ ] yenilikçi. mücehhez (A.) [ ﺰﻬﺠﻡ ] donanmış. mücellâ (A.) [ ﻼﺠﻡ ] cilalı. mücellid (A.) [ ﺪﻠﺠﻡ ] ciltçi. mücerreb (A.) [ بﺮﺠﻡ ] deneyimli.
mücerred (A.) [ دﺮﺠﻡ ] 1.bekar. 2.soyut. mücmelen (A.) [ ﻼﻤﺠﻡ ] özetle.
mücrim (A.) [ مﺮﺠﻡ ] suçlu.
 
müctemi’ (A.) [ ﻊﻤﺘﺠﻡ ] derli toplu. müdafaa (A.) [ ﻪﻌﻓاﺪﻡ ] savunma. müdahale (A.) [ ﻪﻠﺧاﺪﻡ ] karışma.
müdahene (A.) [ ﻪﻨهاﺪﻡ ] yağcılık, yardakçılık. müdavim (A.) [ مواﺪﻡ ] devam eden.
müddeî (A.) [ ﯽﻋﺪﻡ ] 1.davacı. 2.inatçı. müddet (A.) [ تﺪﻡ ] süre.
müddet-i muvakkata [ ﻪﺘﻗﻮﻡ تﺪﻡ ] geçici süre. müddet-i tahsiliye [ ﻪﻴﻠﻴﺼﺤﺕ تﺪﻡ ] öğrenim süresi. müdevver (A.) [ روﺪﻡ ] yuvarlak.
müdhiş (A.) [ ﺶهﺪﻡ ] dehşet verici. müdhişe (A.) [ ﻪﺸهﺪﻡ ] dehşet verici. müdrik (A.) [ کرﺪﻡ ] idrak eden. müdrik olmak idrak etmek. müebbeden (A.) [ اﺪﺑﺆﻡ ] ömür boyu.
müellefat (A.) [ تﺎﻔﻝﺆﻡ ] telif edilmiş yapıtlar. müellif (A.) [ ﻒﻝﺆﻡ ] yazar.
müesses (A.) [ ﺲﺱﺆﻡ ] kurulu, kurulmuş.
 
müessesat (A.) [ تﺎﺴﺱﺆﻡ ] kurumlar, kuruluşlar, müesseseler. müessese (A.) [ ﻪﺴﺱﺆﻡ] kurum, kuruluş.
müessif (A.) [ ﻒﺱﺆﻡ ] üzücü.
 
müessir (A.) [ ﺮﺛﺆﻡ ]1.etkileyici, etkili. müessiriyet (A.) [ ﺖیﺮﺛﺆﻡ ] etkileme gücü.
 
müessis (A.) [ ﺲﺱﺆﻡ ] kurucu. müeyyide (A.) [ ﻩﺪیﺆﻡ ] yaptırım. müfekkire (A.) [ ﻩﺮﮑﻔﻡ ] düşünme gücü. müfid (A.) [ ﺪﻴﻔﻡ ] yararlı.
müflis (A.) [ ﺲﻠﻔﻡ ] 1.iflas etmiş. 2.sefil. müfreze (A.) [ ﻩزﺮﻔﻡ ] askerî birlik. müfrit (A.) [ طﺮﻔﻡ ] aşırı.
müfsid (A.) [ ﺪﺴﻔﻡ ] bozucu. müftehir (A.) [ ﺮﺨﺘﻔﻡ ] iftihar eden.
müftekir (A.) [ ﺮﻘﺘﻔﻡ ] 1.yoksul. 2.bağlı, muhtaç. müfteri (A.) [ یﺮﺘﻔﻡ ] iftiracı.
müheyya (A.) [ ﺎﻴﻬﻡ ] hazır.
 
müheyyic (A.) [ ﺞﻴﻬﻡ ] heyecan verici. mühim (A.) [ ﻢﻬﻡ ] önemli.
mühimmat (A.) [ تﺎﻤﻬﻡ ] savaş malzemesi. mühimme (A.) [ ﻪﻤﻬﻡ ] önemli.
mühlet (A.) [ ﺖﻠﻬﻡ ] tanınmış süre. mühlet vermek süre tanımak. mühlik (A.) [ ﮏﻠﻬﻡ ] öldürücü. mühr (F.) [ ﺮﻬﻡ ] mühür.
mühtedî (A.) [ یﺪﺘﻬﻡ ] islam dinini kabul etmiş. mühtez (A.) [ ﺰﺘﻬﻡ ] titrek.
mühürdar (F.) [ رادﺮﻬﻡ ] özel kalem müdürü.
 
müje (F.) [ ﻩﮋﻡ ] kirpik.
 
müjgan (F.) [ نﺎﮔﮋﻡ ] 1. kirpik. 2.kirpikler. mükâfat (A.) [ تﺎﻓﺎﮑﻡ ] ödül.
mükâleme (A.) [ ﻪﻤﻝﺎﮑﻡ ] konuşma. mükâtebe (A.) [ ﻪﺒﺕﺎﮑﻡ ] yazışma. mükedder (A.) [ رﺪﮑﻡ ] kederli.
mükemmelen (A.) [ ﻼﻤﮑﻡ ] tam olarak, mükemmel olarak. mükemmeliyet (A.) [ ﺖﻴﻠﻤﮑﻡ ] mükemmellik.
mükerrer (A.) [ رﺮﮑﻡ ] tekrarlanmış, yinelenmiş. mükerreren (A.) [ ارﺮﮑﻡ ] tekrar tekrar.
mükeyyif (A.) [ ﻒﻴﮑﻡ ] keyif verici. mükteseb (A.) [ ﺐﺴﺘﮑﻡ ] kazanılmış. müktesebat (A.) [ تﺎﺒﺴﺘﮑﻡ ] bilgi birikimi. müktesebe (A.) [ ﻪﺒﺴﺘﮑﻡ ] kazanılmış.
mülakat (A.) [ تﺎﻗﻼﻡ ] 1.buluşma. 2.görüşme. mülâki olmak 1.karşılaşmak. 2.görüşmek. mülayim (A.) [ ﻢیﻼﻡ ] yumuşak.
mülazemet etmek 1.devam etmek. 2.staj yapmak. 3.bir işle ilgilenmek. mülazım (A.) [ مزﻼﻡ ] teğmen.
mülazım-ı evvel [ لوا مزﻼﻡ ] üsteğmen. mülazım-ı sâni [ ﯽﻥﺎﺛ مزﻼﻡ ] teğmen. mülevven (A.) [ نﻮﻠﻡ ] rengarenk. mülevves (A.) [ ثﻮﻠﻡ ] kirli.
 
mülga (A.) [ ﺎﻐﻠﻡ ] kaldırılmış.
 
mülhakat (A.) [ تﺎﻘﺤﻠﻡ ] 1.ekler. 2.bir yere bağlı olan başka yerler. mülk (A.) [ ﮏﻠﻡ ] 1.yurt. 2.kazanç getiren taşınmaz.
mülteci (A.) [ ﯽﺠﺘﻠﻡ ] sığınmacı.
 
mültefit (A.) [ ﺖﻔﺘﻠﻡ ] iltifat eden, güleryüzlü. mülûk (A.) [ کﻮﻠﻡ ] melikler.
mümane’et (A.) [ ﺖﻌﻥﺎﻤﻡ ] engelleme. mümaselet (A.) [ ﺖﻠﺛﺎﻤﻡ ] benzerlik. mümasil (A.) [ ﻞﺛﺎﻤﻡ ] benzer, andıran. mümasil olmak berbirine benzemek.
mümâşat (A.) [ تﺎﺵﺎﻤﻡ ] uysallık, suyuna gitme, alttan alma. mümessil (A.) [ ﻞﺜﻤﻡ ] 1.temsilci. 2.sınıf temsilcisi. mümeyyiz (A.) [ ﺰﻴﻤﻡ ] 1.katip. 2.sınava giren öğretmen. mümeyyize (A.) [ ﻩﺰﻴﻤﻡ ] tırnak işareti.
mümin (A.) [ ﻦﻡﺆﻡ ] inanan, iman eden. müminîn (A.) [ ﻦﻴﻨﻡﺆﻡ ] inananlar, iman edenler. mümkin (A.) [ ﻦﮑﻤﻡ ] mümkün.
mümsik (A.) [ ﮏﺴﻤﻡ ] elisıkı. mümtaz (A.) [ زﺎﺘﻤﻡ ] seçkin.
mümtehin (A.) [ ﻦﺤﺘﻤﻡ ] sınav yapan, sınayan. mümteni (A.) [ ﻊﻨﺘﻤﻡ ] imkansız.
mümzâ (A.) [ ﯽﻀﻤﻡ ] imzalı, imzalanmış. mün’adim olmak yok olmak.
 
mün’akid (A.) [ ﺪﻘﻌﻨﻡ ] yapılmış, imzalanmış, kabul edilmiş. mün’akis (A.) [ ﺲﮑﻌﻨﻡ ] yansıtan.
mün’im (A.) [ ﻢﻌﻨﻡ ] 1.Tanrı. 2.velînimet. münâcat (A.) [ تﺎﺝﺎﻨﻡ ] Tanrı’ya yakarma.
münâdi (A.) [ یدﺎﻨﻡ ] 1.müezzin. 2.tellal, çığırtkan. münafık (A.) [ ﻖﻓﺎﻨﻡ ] ikiyüzlü, nifak sokucu. münâkalat (A.) [ تﻼﻗﺎﻨﻡ ] taşımacılık.
münâkasa (A.) [ ﻪﺼﻗﺎﻨﻡ ] açık eksiltme. münâkaşa [ ﻪﺸﻗﺎﻨﻡ ] 1.tartışma. 2.irdeleme. münâkız olmak (A.-T.) çelişmek.
münakkaş (A.) [ ﺶﻘﻨﻡ ] nakışlı, işlemeli, desenli. münasebat (A.) [ تﺎﺒﺱﺎﻨﻡ ] münasebetler.
münatif (A.) [ ﻒﻄﻌﻨﻡ ] çevrilmiş,yönelik. münatif olmak çevrilmek.
münâvebeten (A.) [ ﺔﺑوﺎﻨﻡ ] dönüşümlü olaram. münaza’ât (A.) [ تﺎﻋزﺎﻨﻡ ] çatışmalar, çekişmeler. münbais (A.) [ ﺚﻌﺒﻨﻡ ] ileri gelen, kaynaklanan. münbit (A.) [ ﺖﺒﻨﻡ ] verimli.
müncemid (A.) [ ﺪﻤﺠﻨﻡ ] donuk. müncer olmak sonuçlanmak.
mündemic (A.) [ ﺞﻡﺪﻨﻡ ] içinde yer alan, içinde bulunan. mündericât (A.) [ تﺎﺝرﺪﻨﻡ ] içindekiler.
münderis olmak izi kalmamak.
 
münebbih (A.) [ ﻪﺒﻨﻡ ] uyarıcı, uyandırıcı. münekkid (A.) [ ﺪﻘﻨﻡ ] eleştirmen.
münevver (A.) [ رﻮﻨﻡ ] 1.aydınlanmış, parlak. 2.aydın fikirli. münevver eylemek aydınlatmak.
münfail olmak gücenmek, alınmak.
 
münferid (A.) [ دﺮﻔﻨﻡ ] 1.ayrı, tek başına. 2.tektük. münhal (A.) [ ﻞﺤﻨﻡ ] 1.boş, açık. 2.çölülmüş. münhasır (A.) [ ﺮﺼﺤﻨﻡ ] dönük, ait, yönelik. münhasıran (A.) [ اﺮﺼﺤﻨﻡ ] sırf, sadece.
münhedim olmak yıkılmak, yok olmak. münhezim (A.) [ مﺰﻬﻨﻡ ] bozguna uğramış. münhezim olmak bozguna uğramak. müneccim (A.) [ ﻢﺠﻨﻡ ] yıldızbilimci, astrolog. münkasım (A.) [ ﻢﺴﻘﻨﻡ ] bölünmüş.
münkasım olmak bölünmek, bölünmüş olmak. münker (A.) [ ﺮﮑﻨﻡ ] inkâr edilen.
münkesir (A.) [ ﺮﺴﮑﻨﻡ ] kırık. münkesir olmak kırılmak. münkir (A.) [ ﺮﮑﻨﻡ ] inkâr eden. münselib olmak kalmamak.
müntahab (A.) [ ﺐﺨﺘﻨﻡ ] seçilmiş, seçkin. müntahabat (A.) [ تﺎﺒﺨﺘﻨﻡ ] seçki, antoloji. müntakim (A.) [ ﻢﻘﺘﻨﻡ ] intikam alan.
 
münteha (A.) [ ﺎﻬﺘﻨﻡ ] son.
 
müntehi olmak sona ermek, son bulmak. müntesib (A.) [ ﺐﺴﺘﻨﻡ ] mensup, intisab etmiş. müntesip bk. müntesib.
münteşir (A.) [ ﺮﺸﺘﻨﻡ ] yaygın.
 
müphem (A.) [ ﻢﻬﺒﻡ ] belirsiz, belli belirsiz.
 
müptelâ (A.) [ ﻼﺘﺒﻡ ] uğramış, tutulmuş, yakalanmış. müptelâ olmak tutulmak, yakalanmak, uğramak. mürâat (A.) [ تﺎﻋاﺮﻡ ] gözetme.
müracaat (A.) [ ﺖﻌﺝاﺮﻡ ] başvuru. 2.geri dönüş. müracaat etmek 1.başvurmak. 2.geri dönmek. müradif (A.) [ فداﺮﻡ ] eşanlamlı.
mürai (A.) [ ﯽﺋاﺮﻡ ] ikiyüzlü.
 
müraselât (A.) [ تﻼﺱاﺮﻡ ] mektuplaşmalar. mürasele (A.) [ ﻪﻠﺱاﺮﻡ ] mektuplaşma. mürde (F.) [ ﻩدﺮﻡ ] ölü.
mürebbî (A.) [ ﯽﺑﺮﻡ ] eğitmen, eğitici.
 
müreccah (A.) [ ﺢﺝﺮﻡ ] tercih sebebi, tercih edilir. müreffeh (A.) [ ﻪﻓﺮﻡ ] refah içinde, bolluk içinde. mürekkeb (A.) [ ﺐﮐﺮﻡ ] 1.oluşan, bileşen. 2.mürekkep.
müretteb (A.) [ ﺐﺕﺮﻡ ] 1.düzenlenmiş, tertip edilmiş. 2.dizilmiş. mürettib (A.) [ ﺐﺕﺮﻡ ] dizgici.
mürevvic (A.) [ جوﺮﻡ ] revaç veren, propagandasını yapan.
 
mürg (F.) [ غﺮﻡ ] kuş.
 
mürgâb (F.) [ بﺎﻏﺮﻡ ] 1.ördek. 2.kurbağa.
 
mürid (A.) [ ﺪیﺮﻡ ] 1.buyuran. 2.şeyhe bağlı kişi, mürit. mürit bk. murid.
mürşid (A.) [ ﺪﺵﺮﻡ ] 1.şeyh. 2.doğru yolu gösteren, irşad eden. mürteci (A.) [ ﻊﺠﺕﺮﻡ ] gerici.
mürted (A.) [ ﺪﺕﺮﻡ ] islam dininden çıkan. mürtefi (A.) [ ﻊﻔﺕﺮﻡ ] yüksek.
mürtehen (A.) [ ﻦﻬﺕﺮﻡ ] rehinli, ipotekli. mürteiş (A.) [ ﺶﻌﺕﺮﻡ ] titrek.
mürtekib (A.) [ ﺐﮑﺕﺮﻡ ] kötü bir iş yapan, işleyen. mürteşî (A.) [ ﯽﺸﺕﺮﻡ ] rüşvetçi, rüşvet yiyen. mürûr (A.) [ روﺮﻡ ] geçme, geçip gitme, geçiş. mürûr -i zaman [ نﺎﻡز روﺮﻡ ] zamanın akışı.
mürûr etmek geçmek.
 
mürûr eylemek 1.geçmek. 2.uğramak. mürüvvet (A.) [ توﺮﻡ ] 1.insanlık. 2.iyilik. müsaade (A.) [ ﻩﺪﻋﺎﺴﻡ ] 1.izin. 2.yardım. müsaade edilmek izin verilmek.
müsaade etmek izin vermek.
 
müsaadekâr (A.-F.) [ رﺎﮐ ﻩﺪﻋﺎﺴﻡ ] yardımcı, izin verici. müsaadekârlık (A.-F.-T.) yardımcı olma, izin verme. müsabaka (A.) [ ﻪﻘﺑﺎﺴﻡ ] yarışma.
 
müsabık (A.) [ ﻖﺑﺎﺴﻡ ] yarışmacı.
 
müsademe (A.) [ ﻪﻡدﺎﺼﻡ ] 1.çarpışma. 2.çatışma. müsadere (A.) [ ﻩردﺎﺼﻡ ] mal varlığına el koyma. müsadere edilmek mal varlığına el konulmak. müsadere etmek mal varlığına el koymak. müsâdif (A.) [ فدﺎﺼﻡ ] rastlar, rastlayan.
müsafir (A.) [ ﺮﻓﺎﺴﻡ ] 1.yolcu. 2.konuk. müsâhelekârlık (A.-F.-T.) kolaylık gösterme. müsaid (A.) [ ﺪﻋﺎﺴﻡ ] uygun.
müsalaha (A.) [ ﻪﺤﻝﺎﺼﻡ ] barış yapma. müsalemetkâr (A.-F.) [ رﺎﮐ ﺖﻤﻝﺎﺴﻡ ] barışçıl. müsâmaha (A.) [ ﻪﺤﻡﺎﺴﻡ ] hoşgörü. müsâmahakâr (A.-F.) [ رﺎﮐ ﻪﺤﻡﺎﺴﻡ ] hoşgörülü.
müsamere (A.) [ ﻩﺮﻡﺎﺴﻡ ] 1.gece eğlencesi. 2.okul piyesi. müsâvat (A.) [ تاوﺎﺴﻡ ] eşitlik.
müsâvatsızlık (A.-T.) eşitsizlik. müsbet (A.) [ ﺖﺒﺜﻡ ] olumlu, pozitif. müsebbib (A.) [ ﺐﺒﺴﻡ ] yol açan, sebep olan. müseccel (A.) [ ﻞﺠﺴﻡ ]  tescilli.
müsekkin (A.) [ ﻦﮑﺴﻡ ] sakinleştirici, yatıştırıcı. müsekkit (A.) [ ﺖﮑﺴﻡ ] susturucu.
müsellah (A.) [ ﺢﻠﺴﻡ ] silahlı.
 
müselleme (A.) [ ﻪﻤﻠﺴﻡ ] herkes tarafından kabul edilmiş.
 
müselles (A.) [ ﺚﻠﺜﻡ ] üçgen. müsellesat (A.) [ تﺎﺜﻠﺜﻡ ] trigonometri. müsellesüşşekl (A.) [ ﻞﮑﺸﻝا ﺚﻠﺜﻡ ] üçgen şeklinde. müselmân (A.) [ نﺎﻤﻠﺴﻡ ]  müslüman.
müselsel (A.) [ ﻞﺴﻠﺴﻡ ] zincirleme. müsemma (A.) [ ﯽﻤﺴﻡ ] adlandırılmış.
müshil (A.) [ ﻞﻬﺴﻡ ] 1.kolaylaştıran. 2.ishal edici. müsin (A.) [ ﻦﺴﻡ ] yaşlı.
müskirat (A.) [ تاﺮﮑﺴﻡ ] sarhoş edici şeyler. müslim (A.) [ ﻢﻠﺴﻡ ] müslüman.
müsmir (A.) [ ﺮﻤﺜﻡ ] 1.verimli. 2.iyi sonuç veren. müsmiriyet (A.) [ ﺖیﺮﻤﺜﻡ ] verimlilik.
müsrif (A.) [ فﺮﺴﻡ ] savurgan. müsta’mere (A.) [ ﻩﺮﻤﻌﺘﺴﻡ ] sömürge. müstab’ed (A.) [ ﺪﻌﺒﺘﺴﻡ ] uzak.
müsta'fî (A.) [ ﯽﻔﻌﺘﺴﻡ ] istifa etmiş, istifa eden. müstağnî (A.) [ ﯽﻨﻐﺘﺴﻡ ] doygun, eyvallah etmeyen. müstahak (A.) [ ﻖﺤﺘﺴﻡ ] hak kazanmış.
müstahdem (A.) [ مﺪﺨﺘﺴﻡ ] çalışan, hizmet eden. müstahdemîn (A.) [ ﻦﻴﻡﺪﺨﺘﺴﻡ ] çalışanlar, hizmet edenler. müstaid (A.) [ ﺪﻌﺘﺴﻡ ] yetenekli.
müstakil (A.) [ ﻞﻘﺘﺴﻡ ] bağımsız.
 
müstakillen (A.) [ ﻼﻘﺘﺴﻡ ] bağımsız olarak, ayrıca.
 
müstakraza (A.) [ ﻪﺽﺮﻘﺘﺴﻡ ] borç alınan.
 
müstamel (A.) [ ﻞﻤﻌﺘﺴﻡ ] 1.kullanılmış. 2.kullanılan. müstantık (A.) [ ﻖﻄﻨﺘﺴﻡ ] sorgu yargıcı.
müste’cir (A.) [ ﺮﺝﺄﺘﺴﻡ ] kiracı. müstebân olmak anlaşılmak. müstebid (A.) [ ﺪﺒﺘﺴﻡ ] despot. müstefid olmak yararlanmak. müstehlik (A.) [ ﮏﻠﻬﺘﺴﻡ ] tüketici. müstehzi (A.) [ یﺰﻬﺘﺴﻡ ] alaycı.
müstemleke (A.) [ ﻪﮑﻠﻤﺘﺴﻡ ] sömürge, koloni. müstenid (A.) [ ﺪﻨﺘﺴﻡ ] dayanan.
müsteniden (A.) [ اﺪﻨﺘﺴﻡ ] dayanarak. müsterih (A.) [ ﺢیﺮﺘﺴﻡ ] gönlü rahat.
müstesnâ (A.) [ ﯽﻨﺜﺘﺴﻡ ] 1.apayrı. 2.dışında haricinde. müsteşar (A.) [ رﺎﺸﺘﺴﻡ ] danışman.
müsteşrik (A.) [ قﺮﺸﺘﺴﻡ ] doğubilimci, oryantalist. müsvedde (A.) [ ﻩدﻮﺴﻡ ] taslak.
müşa’şa (A.) [ ﻊﺸﻌﺸﻡ ] gösterişli, şaşaalı. müşabehet (A.) [ ﺖﻬﺑﺎﺸﻡ ] benzerlik. müşabih (A.) [ ﻪﺑﺎﺸﻡ ] benzer.
müşahedât (A.) [ تاﺪهﺎﺸﻡ ] gözlemler. müşâhede (A.) [ ﻩﺪهﺎﺸﻡ ] gözlem. müşâhede edilmek gözlemlenmek.
 
müşâhede olunmak gözlemlenmek. müşahhas (A.) [ ﺺﺨﺸﻡ ] somut. müşarik (A.) [ کرﺎﺸﻡ ] ortak.
müşarünileyh (A.) [ ﻪﻴﻝا رﺎﺸﻡ ] anılan, adı geçen. müşavere (A.) [ ﻩروﺎﺸﻡ ] danışma.
müşavere etmek danışmak.
 
müşekkel (A.) [ ﻞﮑﺸﻡ ] biçimli, kalıplı. müşerref olmak şeref kazanmak. müşevveş (A.) [ شﻮﺸﻡ ] karışık.
müşfik (A.) [ ﻖﻔﺸﻡ ] şefkatli. müşir (A.) [ ﺮﻴﺸﻡ ] mareşal. müşkil (A.) [ ﻞﮑﺸﻡ ] güç, zor.
müşkilât (A.) [ تﻼﮑﺸﻡ ] güçlükler, zorluklar. müşkilat çekmek zorluk çekmek, sıkıntı çekmek. müşkilpesend (A.-F.) [ ﺪﻨﺴﭘ ﻞﮑﺸﻡ ] güç beğenen. müşt (F.) [ ﺖﺸﻡ ] 1.yumruk. 2.avuç.
müştail (A.) [ ﻞﻌﺘﺸﻡ ] alevli.
 
müştak (A.) [ قﺎﺘﺸﻡ ] çok isteyen, can atan. müştehir (A.) [ ﺮﻬﺘﺸﻡ ] ünlü.
müşteki (A.) [ ﯽﮑﺘﺸﻡ ] şikayetçi.
 
müştemilat (A.) [ تﻼﻤﺘﺸﻡ ] eklentiler, ek yapılar. müştereken (A.) [ ﺎﮐﺮﺘﺸﻡ ] ortaklaşa.
mütalaa (A.) [ ﻪﻌﻝﺎﻄﻡ ] 1.okuma. 2.görüş. 3.inceleme.
 
mütareke (A.) [ ﻪﮐرﺎﺘﻡ ] bırakışma, karşılıklı silah bırakma. müteaddid (A.) [ دﺪﻌﺘﻡ ] birçok.
müteaffin (A.) [ ﻦﻔﻌﺘﻡ ] kokuşmuş.
 
müteahhid (A.) [ ﺪﻬﻌﺘﻡ ] taahhüt eden, üstlenen. müteakib (A.) [ ﺐﻗﺎﻌﺘﻡ ] ardından.
müteallik (A.) [ ﻖﻠﻌﺘﻡ ] ilgili, ilişkin. müteallim (A.) [ ﻢﻠﻌﺘﻡ ] öğrenci. müteammim (A.) [ ﻢﻤﻌﺘﻡ ] yaygın. müteannid (A.) [ ﺪﻨﻌﺘﻡ ] inatçı.
müteârife (A.) [ ﻪﻓرﺎﻌﺘﻡ ] kanıtlanmak gerektirmeyecek kadar açık. müteassıb (A.) [ ﺐﺼﻌﺘﻡ ] taassup gösteren.
mütebahhir (A.) [ ﺮﺤﺒﺘﻡ ] derin bilgi sahibi. mütebahhirane (A.-F.) [ ﻪﻥاﺮﺤﺒﺘﻡ ] derinlemesine. mütebaki (A.) [ ﯽﻗﺎﺒﺘﻡ ] kalan, geriye kalan. mütebariz (A.) [ زرﺎﺒﺘﻡ ] açık seçik, belirgin. mütebasbıs (A.) [ ﺺﺒﺼﺒﺘﻡ ] yaltakçı, yardakçı.
mütebessim (A.) [ ﻢﺴﺒﺘﻡ ] gülümseyen, tebessüm eden. mütecânis (A.) [ ﺲﻥﺎﺠﺘﻡ ] aynı cinsten, homojen.
mütecâviz (A.) [ زوﺎﺠﺘﻡ ]  1.aşkın. 2.saldırgan, tecavüzkâr. 3.sarkıntılık eden, tecavüzcü.
 
müteceddid (A.) [ دﺪﺠﺘﻡ ] 1.yenilikçi. 2.yenileşen. mütecellî (A.) [ ﯽﻠﺠﺘﻡ ] görünen, tecelli eden. mütecessis (A.) [ ﺲﺴﺠﺘﻡ ] meraklı, merak eden.
 
mütecessisâne (A.-F.) [ ﻪﻥﺎﺴﺴﺠﺘﻡ ] merak ederek, meraklı. mütedair (A.) [ ﺮﺋاﺪﺘﻡ ] ilişkin.
mütedeyyin (A.) [ ﻦیﺪﺘﻡ ] dindar, dinine düşkün. müteehhil (A.) [ ﻞهﺄﺘﻡ ] evli.
müteellim (A.) [ ﻢﻝﺄﺘﻡ ] elemli. müteessif (A.) [ ﻒﺱﺄﺘﻡ ] üzgün. müteessif olmak üzülmek.
müteessifâne (A.-F.) [ ﻪﻥﺎﻔﺱﺄﺘﻡ ] üzgün, esefli. müteessir (A.) [ ﺮﺛﺄﺘﻡ ] 1.üzgün. 2.etkilenen. müteessir olmak 1.üzülmek. 2.etkilenmek. müteezzî (A.) [ یذﺄﺘﻡ ] eziyet çekmiş, eza görmüş. müteezzi etmek acı çektirmek.
mütefekkir (A.) [ ﺮﮑﻔﺘﻡ ] 1.düşünür. 2.düşünceli. mütefekkirane (A.-F.) [ ﻪﻥاﺮﮑﻔﺘﻡ ] düşünceli düşünceli. mütefelsifâne (A.-F.) [ ﻪﻥﺎﻔﺴﻠﻔﺘﻡ ] bir filozof gibi.
mütefennin (A.) [ ﻦﻨﻔﺘﻡ ] fen bilimleri ile uğraşan, teknik ile uğraşan. müteferrik (A.) [ قﺮﻔﺘﻡ ] dağınık.
mütefessih (A.) [ ﺦﺴﻔﺘﻡ ] bozulmuş, kokuşmuş, çürümüş. mütegallib (A.) [ ﺐﻠﻐﺘﻡ ] zorba.
mütegâyir (A.) [ ﺮیﺎﻐﺘﻡ ] birbirine zıt.
 
mütehaccir (A.) [ ﺮﺠﺤﺘﻡ ] taşlaşmış, fosilleşmiş. mütehalif (A.) [ ﻒﻝﺎﺨﺘﻡ ] birbirine uymayan. mütehammil (A.) [ ﻞﻤﺤﺘﻡ ] dayanan.
 
müteharrî (A.) [ یﺮﺤﺘﻡ ] araştırıcı, araştıran. müteharrik (A.) [ کﺮﺤﺘﻡ ] hareket eden, kıpırdayan. mütehassıs (A.) [ ﺺﺼﺨﺘﻡ ] uzman.
mütehassir (A.) [ ﺮﺴﺤﺘﻡ ] özlem duyan. mütehassis (A.) [ ﺲﺴﺤﺘﻡ ] duygulu. mütehâşi (A.) [ ﯽﺵﺎﺤﺘﻡ ] çekingen. mütehavvil (A.) [ لﻮﺤﺘﻡ ] değişken. mütehayyir (A.) [ ﺮﻴﺤﺘﻡ ] şaşkın, şaşırmış. mütekâbil (A.) [ ﻞﺑﺎﻘﺘﻡ ] karşılıklı. mütekâbile (A.) [ ﻪﻠﺑﺎﻘﺘﻡ ] karşılıklı. mütekâbilen (A.) [ ﻼﺑﺎﻘﺘﻡ ] karşılıklı olarak. mütekaddim (A.) [ مﺪﻘﺘﻡ ] geçmiş, eski. mütekaid (A.) [ ﺪﻋﺎﻘﺘﻡ ] emekli.
mütekamil (A.) [ ﻞﻡﺎﮑﺘﻡ ] olgun, tam, gelişmiş.
 
mütekebbir (A.) [ ﺮﺒﮑﺘﻡ ] kendini beğenmiş, şişinen, büyüklenen. mütekeddir (A.) [ رﺪﮑﺘﻡ ] kederli.
mütekellim (A.) [ ﻢﻠﮑﺘﻡ ] 1.konuşan. 2.birinci tekil şahıs. mütelebbis (A.) [ ﺲﺒﻠﺘﻡ ] giyinmiş, kuşanmış.
mütelevvin (A.) [ نﻮﻠﺘﻡ ] renkten renge giren, yanar döner. mütemadi (A.) [ یدﺎﻤﺘﻡ ] sürekli.
mütemadiyen (A.) [ ﺎیدﺎﻤﺘﻡ ] sürekli olarak.
 
mütemayil (A.) [ ﻞیﺎﻤﺘﻡ ] 1.eğimli. 2.eğilimli, yönelik. mütemeddin (A.) [ نﺪﻤﺘﻡ ] uygar.
 
mütemellik (A.) [ ﮏﻠﻤﺘﻡ ] dalkavuk, yardakçı. mütemerkiz (A.) [ ﺰﮐﺮﻤﺘﻡ ] bir merkezde toplanma. mütemevvic (A.) [ جﻮﻤﺘﻡ ] dalgalı.
mütemevvil (A.) [ لﻮﻤﺘﻡ ] varlıklı, zengin. mütemmim (A.) [ ﻢﻤﺘﻡ ] 1.tamamlayıcı. 2.tümleç. mütenâhi (A.) [ ﯽهﺎﻨﺘﻡ ] sona eren.
mütenasib (A.) [ ﺐﺱﺎﻨﺘﻡ ] uygun, uyumlu. mütenavib (A.) [ بوﺎﻨﺘﻡ ] dönüşümlü.
mütenâzır (A.) [ ﺮﻇﺎﻨﺘﻡ ] 1.birbirine bakan. 2.simetrik.
 
müteneffizân (A.-F.) [ ناﺬﻔﻨﺘﻡ ] etkili kişiler, nüfuz sahipleri, sözü geçenler. mütenevvi (A.) [ عﻮﻨﺘﻡ ] çeşitli, türlü türlü.
müteradif (A.) [ فداﺮﺘﻡ ] eşanlamlı.
 
müterafik (A.) [ ﻖﻓاﺮﺘﻡ ] 1.refakat eden. 2.karışık, bir arada. mütercem (A.) [ ﻢﺝﺮﺘﻡ ] çevrilmiş, tercüme edilmiş. mütercim (A.) [ ﻢﺝﺮﺘﻡ ] çevirmen.
mütesadif (A.) [ فدﺎﺼﺘﻡ ] rastlayan, tesadüf eden. mütesâvi (A.) [ یوﺎﺴﺘﻡ ] eşit.
mütesâviyen (A.) [ ﺎیوﺎﺴﺘﻡ ] eşit olarak. müteselli (A.) [ ﯽﻠﺴﺘﻡ ] teselli bulan, avunan. müteselli olmak teselli bulmak, avunmak. müteselsil (A.) [ ﻞﺴﻠﺴﺘﻡ ] zincirleme.
müteselsilen (A.) [ ﻼﺴﻠﺴﺘﻡ ] zincirleme olarak, birbirinin ardı sıra. müteşâir (A.) [ ﺮﻋﺎﺸﺘﻡ ] şair geçinen, şair müsveddesi.
 
müteşebbis (A.) [ ﺚﺒﺸﺘﻡ ] 1.girişen, teşebbüs eden. 2.girişimci. müteşekkî (A.) [ ﯽﮑﺸﺘﻡ ] şikayetçi.
müteşekkil (A.) [ ﻞﮑﺸﺘﻡ ] oluşmuş, teşekkül etmiş. müteşekkir (A.) [ ﺮﮑﺸﺘﻡ ] şükran borçlu.
müteşettit (A.) [ ﺖﺘﺸﺘﻡ ] karışık, dağınık. mütetebbi (A.) [ ﻊﺒﺘﺘﻡ ] araştırmacı. mütevakkıf (A.) [ ﻒﻗﻮﺘﻡ ] bağlı. mütevaliyen (A.) [ ﺎﻴﻝاﻮﺘﻡ ] sürekli olarak.
mütevattın (A.) [ ﻦﻃﻮﺘﻡ ] yerleşik, yurt tutmuş. mütevâzı (A.) [ ﻊﺽاﻮﺘﻡ ] alçakgönüllü.
mütevâzıyâne (A.-F.) [ ﻪﻥﺎﻴﺽاﻮﺘﻡ ] alçakgönüllülükle. mütevazin (A.) [ نزاﻮﺘﻡ ] oranlı, uyumlu, dengeli. müteveccih (A.) [ ﻪﺝﻮﺘﻡ ] dönük, yönelik.
müteveccihen (A.) [ ﺎﻬﺝﻮﺘﻡ ] 1.dönük olarak. 2.bir yere gitmek üzere. müteveffâ (A.) [ ﺎﻓﻮﺘﻡ ] ölmüş, ölü.
mütevekkil (A.) [ ﻞﮐﻮﺘﻡ ] tevekkül eden her işini Tanrı’nın iradesine bırakan. mütevellî (A.) [ ﯽﻝﻮﺘﻡ ] bir vakfın üst yöneticisi.
mütevellid (A.) [ ﺪﻝﻮﺘﻡ ] 1.doğan. 2.ileri gelen, kaynaklanan. müteverrim (A.) [ مرﻮﺘﻡ ] veremli, verem hastası. müteyakkız (A.) [ ﻆﻘﻴﺘﻡ ] uyanık, teyakkuz durumunda olan. mütezâyid (A.) [ ﺪیاﺰﺘﻡ ] artan, çoğalan.
mütezelzil (A.) [ لﺰﻝﺰﺘﻡ ] sarsılan. mütezelzil olmak 1.sarsılmak. 2.bozulmak.
 
müttefik (A.) [ ﻖﻔﺘﻡ ] birlik olmuş, ittifak yapmış. müttehid (A.) [ ﺪﺤﺘﻡ ] birleşik.
müvekkil (A.) [ ﻞﮐﻮﻡ ] vekalet veren. müverrah (A.) [ خرﻮﻡ ] tarihli.
müverrih (A.) [ خرﻮﻡ ] tarihçi, tarih yazarı. müverrihin (A.) [ ﻦﻴﺧرﻮﻡ ] tarihçiler. müyesser olmak gerçekleşmek.
müzaheret (A.) [ تﺮهﺎﻈﻡ ] destek, yardım, arka çıkma. müzahrefat (A.) [ تﺎﻓﺮﺧﺰﻡ ] 1.pislikler, süprüntüler, döküntüler. müzakere (A.) [ ﻩﺮﮐاﺬﻡ ] görüşme.
müzayede (A.) [ ﻩﺪیاﺰﻡ ] açık arttırma. müzehheb (A.) [ ﺐهﺬﻡ ] altın yaldızlı. müzekker (A.) [ ﺮﮐﺬﻡ ] eril.
müzevvir (A.) [ روﺰﻡ ] arabozucu. müzeyyen (A.) [ ﻦیﺰﻡ ] süslü, ziynetli. müzmin (A.) [ ﻦﻡﺰﻡ ] kronik, süreğen.
 
 
 
 
 
 
N
 
 
 
 
 
nâ (F.) [ ﺎﻥ ] olumsuzluk eki.
 
na’l (A.) [ ﻞﻌﻥ ] nal.
 
na’lbend (A.-F.) [ ﺪﻨﺒﻠﻌﻥ ] nalbant. na’lbur (A.-F.) [ ﺮﺒﻠﻌﻥ ] nalbur. na’lçe (A.-F.) [ ﻪﭽﻠﻌﻥ ] nalça. na’nâ’ (A.) [ عﺎﻨﻌﻥ ] nane.
na’re (A.) [ ﻩﺮﻌﻥ ] nara, haykırma. na’ş (A.) [ ﺶﻌﻥ ] naaş, cenaze.
na’t (A.) [ ﺖﻌﻥ ] 1.övme. 2.Hz. Muhammed’i övücü şiir. nââşnâ (F.) [ ﺎﻨﺵﺁ  ﺎﻥ ] yabancı.
naat (A.) [ ﺖﻌﻥ ] 1.övme. 2.Hz. Muhammed’i övücü şiir. nâb (F.) [ بﺎﻥ ] saf, halis, katışıksız.
nâbecâ (F.) [ ﺎﺠﺑﺎﻥ ] yersiz.
 
nâbehre (F.) [ ﻩﺮﻬﺑﺎﻥ ] 1.nasipsiz. 2.soysuz. nâbekâr (F.) [ رﺎﮑﺑﺎﻥ ] 1.hayırsız. 2.işe yaramaz. nâbîna (F.) [ ﺎﻨﻴﺑﺎﻥ ] kör.
nâbûd (F.) [ دﻮﺑﺎﻥ ] 1.yok. 2.yokluk. 3.perişan. nabz (A.) [ ﺾﺒﻥ ] nabız.
nabzgîr (A.-F.) [ ﺮﻴﮔ ﺾﺒﻥ ] nabza göre şerbet veren.
 
nâcî (A.) [ ﯽﺝﺎﻥ ] kurtulan.
 
nâcins (F.-A.) [ ﺲﻨﺝﺎﻥ ] soysuz, cinsi bozuk.
 
nâçâr (F.) [ رﺎچﺎﻥ ] 1.çaresiz, sorunda. 2.ister istemez. nâçîz (F.) [ ﺰﻴچﺎﻥ ] değersiz, önemsiz.
nâdân (F.) [ نادﺎﻥ ] 1.cahil. 2.hödük. nâdânlık (F.-T.) 1.cahillik. 2.hödüklük. nâdî (A.) [ یدﺎﻥ ] seslenen, çağıran. nâdim (A.) [ مدﺎﻥ ] pişman.
nâdim etmek pişman etmek. nâdim olmak pişman olmak. nâdir (A.) [ ردﺎﻥ ] az bulunur.
nâdirât (A.) [ تاردﺎﻥ ] az bulunur şeyler. nâdire (A.) [ ﻩردﺎﻥ ] az bulunur.
nâdiren (A.) [ اردﺎﻥ ] nadir olarak.
 
nâehl (F.-A.) [ ﻞهأﺎﻥ ] ehil olmayan, ehliyetli olmayan. nâf (F.) [ فﺎﻥ ] göbek.
nafaka (A.) [ ﻪﻘﻔﻥ ] geçim parası.
 
nâfe (F.) [ ﻪﻓﺎﻥ ] 1.ceylanın göbeğinden çıkan misk. 2.sevgilinin saçı. nâfercâm (F.) [ مﺎﺝﺮﻓﺎﻥ ] sonu iyi olmayan, yararsız.
nâfıa (A.) [ ﻪﻌﻓﺎﻥ ] bayındırlık işleri.
 
nâfıa müdüriyeti bayındırlık müdürlüğü. nâfıa nâzırı bayındırlık bakanı.
nâfıa nezareti bayındırlık bakanlığı.
 
nâfıa vekâleti bayındırlık bakanlığı.
 
nâfile (A.) [ ﻪﻠﻓﺎﻥ ] 1.boşuna. 2.nafile namazı, farz dışında kılınan namaz. nâfiz (A.) [ ﺬﻓﺎﻥ ] etkileyici, nüfuz edici, işleyici.
nâgâh (F.) [ ﻩﺎﮔﺎﻥ ] ansızın. nâgehan (F.) [ نﺎﻬﮔﺎﻥ ] ansızın. nağamât (A.) [ تﺎﻤﻐﻥ ] nağmeler. nağme (A.) [ ﻪﻤﻐﻥ ] ezgi, melodi. nağz (F.) [ ﺰﻐﻥ ] güzel, hoş. nâhak (F.-A.) [ ﻖﺣﺎﻥ ] haksız.
nâhalef (F.-A.) [ ﻒﻠﺧﺎﻥ ] hayırsız evlat. nahçîr (F.) [ ﺮﻴﭽﺨﻥ ] av hayvanı.
nâhencâr (F.) [ رﺎﺠﻨهﺎﻥ ] doğru olmayan, uygun olmayan. nâhid (F.) [ ﺪﻴهﺎﻥ ] Venüs, Çulpan, Zühre.
nahif (A.) [ ﻒﻴﺤﻥ ] cılız.
 
nâhiye (A.) [ ﻪﻴﺣﺎﻥ ] 1.yöre, bölge. 2.bucak. 3.taraf. nahl (A.) [ ﻞﺨﻥ ] hurma ağacı.
nahl (A.) [ ﻞﺤﻥ ] bal arısı.
 
nahlistan (A.-F.) [ نﺎﺘﺴﻠﺨﻥ ] hurmalık. nâhoş (F.) [ شﻮﺧﺎﻥ ] hoş olmayan. nahs (A.) [ ﺲﺤﻥ ] uğursuzluk.
nâhudâ (F.) [ اﺪﺧﺎﻥ ] kaptan. nâhudâ (F.) [ اﺪﺧﺎﻥ ] Allahsız. nâhun (F.) [ ﻦﺧﺎﻥ ] tırnak.
 
nahv (A.) [ ﻮﺤﻥ ] 1.sözdizimi. 2.taraf. 3.gibi. nahvet (A.) [ تﻮﺨﻥ ] böbürlenme.
nahvî (A.) [ یﻮﺤﻥ ] gramerci, nahiv uzmanı. nâib (A.) [ ﺐﺋﺎﻥ ] 1.vekil. 2.kadı, yargıç.
nâil (A.) [ ﻞﺋﺎﻥ ] erişen, kavuşan, murada eren. nail olmak muradına ermek, kavuşmak, erişmek. nâim (A.) [ ﻢﺋﺎﻥ ] uyuyan.
nâka (A.) [ ﻪﻗﺎﻥ ] dişi deve.
nakd (A.) [ ﺪﻘﻥ ] 1.nakit. 2.madeni para. nakden (A.) [ اﺪﻘﻥ ] peşin olarak.
nâkes (F.) [ ﺲﮐﺎﻥ ] 1.soysuz, işe yaramaz. 2.pinti, nekes. nâkıs (A.) [ ﺺﻗﺎﻥ ] 1.eksik. 2.eksi.
nakış (A.) [ ﺶﻘﻥ ] desen.
nakib (A.) [ ﺐﻴﻘﻥ ] 1.şeyh yardımcısı. 2.reis vekili. nâkil (A.) [ ﻞﻗﺎﻥ ] 1.taşıma, nakil. 2.anlatan, nakleden. nakîsa (A.) [ ﻪﺼﻴﻘﻥ ] kusur.
nakîse (A.) [ ﻪﺼﻴﻘﻥ ] kusur. nakkad (A.) [ دﺎﻘﻥ ] eleştirmen.
nakkal (A.) [ لﺎﻘﻥ ] nakleden, öykü veya masal anlatan. nakkare (A.) [ ﻩرﺎﻘﻥ ] 1.davul. 2.dümbelek.
nakl (A.) [ ﻞﻘﻥ ] 1.nakil, anlatma. 2.taşıma. nakledilmek 1.anlatılmak. 2.taşınmak.
naklen (A.) [ ﻼﻘﻥ ] naklederek, nakil yolu ile.
 
nakletmek 1.anlatmak. 2.taşımak. nakliyat (A.) [ تﺎﻴﻠﻘﻥ ] taşımacılık. nakliye (A.) [ ﻪﻴﻠﻘﻥ ] taşıma.
nakş (A.) [ ﺶﻘﻥ ] 1.nakış, desen. 2.resim. 3.duvar resmi. nakşedilmek işlenmek.
nakş etmek işlemek. nâkus (A.) [ سﻮﻗﺎﻥ ] çan.
nakz (A.) [ ﺾﻘﻥ ] 1.yok sayma. 2.bozma, çözme. nâlân (F.) [ نﻻﺎﻥ ] inleyen.
nâlân etmek inletmek. nâlân olmak inlemek. nâle (F.) [ ﻪﻝﺎﻥ ] inilti.
nâlende (F.) [ ﻩﺪﻨﻝﺎﻥ ] inleyen.
 
nâm (F.) [ مﺎﻥ ] 1.ad. 2.adında, adlı. 3.ün, şöhret. nam vermek ad vermek, adlandırmak.
nâmahdud (F.-A.) [ دوﺪﺤﻡﺎﻥ ] sınırsız.
 
nâmahrem  (F.-A.)  [  مﺮﺤﻡﺎﻥ ]   1.mahrem  olmayan.  2.nikah  düşmeyen  kişi.
 
3.yabancı.
 
nâmahsus (F.-A.) [ سﻮﺴﺤﻡﺎﻥ ] hissedilmeyen. nâmakbul (F.-A.) [ لﻮﺒﻘﻡﺎﻥ ] makbul olmayan. nâmakul (F.-A.)) [ لﻮﻘﻌﻡﺎﻥ ] makul olmayan. nâmalûm (F.-A.) [ مﻮﻠﻌﻡﺎﻥ ] bilinmeyen. nâmâver (F.) [ روﺁ مﺎﻥ ] ünlü, sanlı.
 
namaz (F.) [ زﺎﻤﻥ ] namaz.
 
namazgâh (F.) [ ﻩﺎﮔزﺎﻤﻥ ] namazlık, üstü açık mesçit. nâmberdar (F.) [ رادﺮﺒﻡﺎﻥ ] ünlü, sanlı.
nâmcû (F.) [ ﻮﺠﻡﺎﻥ ] yiğit.
 
nâmdar (F.) [ راﺪﻡﺎﻥ ] ünlü, namlı. nâme (F.) [ ﻪﻡﺎﻥ ] 1.mektup. 2.kitap.
nâme’mûl (F.-A.) [ لﻮﻡﺄﻡﺎﻥ ] umulmayan, beklenmedik. nâmefhûm (F.-A.) [ مﻮﻬﻔﻡﺎﻥ ] anlaşılmaz.
nâmer’î (F.-A.) [ ﯽﺋﺮﻡﺎﻥ ] görülmeyen, görülmez. nâmerd (F.) [ دﺮﻡﺎﻥ ] alçak, aşağılık, namert.
nâmesbûk (F.-A.) [ قﻮﺒﺴﻡﺎﻥ ] olmamış, geçmemiş, cereyan etmemiş. nâmına (F.-T.) adına.
nâmî (F.) [ ﯽﻡﺎﻥ ] ünlü, namlı.
 
nâmurad (F.-A.) [ داﺮﻡﺎﻥ ] muradına ermemiş.
 
nâmus (A.<Yun.) [ سﻮﻡﺎﻥ ] 1.ırz. 2.dürüstlük. 3.yasa. nâmuskâr (A.-F.) [ رﺎﮑﺱﻮﻡﺎﻥ ] namuslu.
namuskârane (A.-F.) [ ﻪﻥارﺎﮑﺱﻮﻡﺎﻥ ] namusluca, namuslulara yakışır. nâmüsaid (F.-A.) [ ﺪﻋﺎﺴﻡﺎﻥ ] uygun olmayan.
nâmütenahi (F.-A.) [ ﯽهﺎﻨﺘﻡﺎﻥ ] sonsuz, engin. nâmver (F.) [ رﻮﻡﺎﻥ ] ünlü.
namzed (F.) [ دﺰﻡﺎﻥ ] 1.aday. 2.nişanlı. nân (F.) [ نﺎﻥ ] ekmek.
nâpâyidar (F.) [ راﺪیﺎﭘﺎﻥ ] kalıcı olmayan.
 
nâpervâ (F.) [ اوﺮﭘﺎﻥ ] korkusuz, pervasız. nâr (A.) [ رﺎﻥ ] ateş.
nâr (F.) [ رﺎﻥ ] nar.
 
nârencî (F.) [ ﯽﺠﻥرﺎﻥ ] turuncu.
 
nâres (F.) [ سرﺎﻥ ] ham, olgunlaşmamış. nâresâ (F.) [ ﺎﺱرﺎﻥ ] 1.ham. 2.uygun olmayan. nârevâ (F.) [ اورﺎﻥ ] yakışık almaz.
narh (F.) [ خﺮﻥ ] nark. nâs (A.) [ سﺎﻥ ] insanlar.
nasâra (A.) [ ارﺎﺼﻥ ] Hıristiyanlar. nasâyih (A.) [ ﺢیﺎﺼﻥ ] öğütler.
nasib (A.) [ ﺐﻴﺼﻥ ] 1.pay. 2.Tanrı’nın kula verdiği. nasihat (A.) [ ﺖﺤﻴﺼﻥ ] öğüt.
nâsipas (F.) [ سﺎﭙﺱﺎﻥ ] nankör. nâsiye (A.) [ ﻪﻴﺹﺎﻥ ] alın.
nasrâni (A.) [ ﯽﻥاﺮﺼﻥ ] Hıristiyan. nass (A.) [ ﺺﻥ ] kesinlik.
nâsûtî (A.) [ ﯽﺕﻮﺱﺎﻥ ] insanlık ile ilgili.
 
nâşî (A.) [ ﯽﺵﺎﻥ ] ileri gelen, kaynaklanan, dolayı. nâşinas (F.) [ سﺎﻨﺵﺎﻥ ] yabancı.
nâşir (A.) [ ﺮﺵﺎﻥ ] yayıncı.
 
nâtamam (F.-A.) [ مﺎﻤﺕﺎﻥ ] tamamlanmamış, yarım kalmış. nâtık (A.) [ ﻖﻃﺎﻥ ] konuşan.
 
nâtıka (A.) [ ﻪﻘﻃﺎﻥ ] konuşma gücü.
 
nâtıkaperdâz (A.-F.) [ زادﺮﭘ ﻪﻘﻃﺎﻥ ] düzgün ve etkili konuşan. nats (A.) [ ﺲﻄﻥ ] nadas.
natûk (A.) [ قﻮﻄﻥ ] düzgün konuşan. nâtüvân (F.) [ ناﻮﺕﺎﻥ ] güçsüz, zayıf. nâv (F.) [ وﺎﻥ ] 1.gemi. 2.kayık. nâvdan (F.) [ نادوﺎﻥ ] oluk.
nâvek (F.) [ کوﺎﻥ ] ok.
 
nây (F.) [ یﺎﻥ ] 1.ney. 2.kamış. nâyçe (F.) [ ﻪﭽیﺎﻥ ] küçük ney. nâyî (F.) [ ﯽیﺎﻥ ] neyzen. nâyzen (F.) [ نﺰیﺎﻥ ] neyzen.
naz (F.) [ زﺎﻥ ] 1.işve, cilve. 2.kapris. 3.naz. naza çekmek nazlanmak.
nâzan (F.) [ نازﺎﻥ ] nazlı.
 
nazar (A.) [ ﺮﻈﻥ ] 1.bakış. 2.ilgi gösterme, iltifat etme. 3. bakış açısı. nazaran (A.) [ اﺮﻈﻥ ] göre, nispetle, bakılırsa.
nazargâh (A.-F.) [ ﻩﺎﮔﺮﻈﻥ ] 1.bakış yeri. 2.bakılan yer. nazar-ı şübhe [ ﻪﻬﺒﺵ ﺮﻈﻥ ] şüpheli göz, şüpheli bakış. nazarında (A.-T.) göre, fikrince, gözünde.
nazarî (A.) [ یﺮﻈﻥ ] teorik.
 
nazariyat (A.) [ تﺎیﺮﻈﻥ ] teoriler, nazariyeler. nazariye (A.) [ ﻪیﺮﻈﻥ ] teori.
 
nazariyyat (A.) [ تﺎیﺮﻈﻥ ] teoriler, nazariyeler. nâzende (F.) [ ﻩﺪﻥزﺎﻥ ] nazlı.
nâzenin (F.) [ ﻦﻴﻥزﺎﻥ ] 1.nazlı. 2.narin.
 
nâzım (A.) [ ﻢﻇﺎﻥ ] 1.düzenleyen. 2.nazmeden. nâzır (A.) [ ﺮﻇﺎﻥ ] 1.bakan. 2.nezaret eden. nâzırlık (A.-T.) bakanlık.
nazif (A.) [ ﻒﻴﻈﻥ ] temiz.
 
nâzik (F.) [ کزﺎﻥ ] 1.ince. 2.kibar. nâzikâne (F.) [ ﻪﻥﺎﮐزﺎﻥ ] kibarca, nazikçe. nâzil (A.) [ لزﺎﻥ ] inen.
nâzil olmak inmek.
 
nazile (A.) [ ﻪﻝزﺎﻥ ] 1.nezle. 2.inmiş. 3.sıkıntı. nazîr (A.) [ ﺮﻴﻈﻥ ] benzer.
nazm (A.) [ ﻢﻈﻥ ]  1.dizme. 2.düzenleme, tertip etme. 3.vezinli ve kafiyeli söz söyleme.
 
nazmen (A.) [ ﺎﻤﻈﻥ ] manzum olarak. nâzperver (F.) [ روﺮﭘزﺎﻥ ] nazlı, naz eden.
nâzperverde (F.) [ ﻩدروﺮﭘزﺎﻥ ] nazlı, naz içinde büyümüş. nebât (A.) [ تﺎﺒﻥ ] bitki.
nebat (F.) [ تﺎﺒﻥ ] nöbet şekeri.
 
nebâtât (A.) [ تﺎﺕﺎﺒﻥ ] 1.bitkiler. 2.botanik. nebatî (A.) [ ﯽﺕﺎﺒﻥ ] bitkisel.
neberd (F.) [ دﺮﺒﻥ ] savaş.
 
nebî (A.) [ ﯽﺒﻥ ] peygamber. nebîre (A.) [ ﻩﺮﻴﺒﻥ ] torun. necabet (A.) [ ﺖﺑﺎﺠﻥ ] soyluluk. necâset (A.) [ ﺖﺱﺎﺠﻥ ] pislik.
necîb (A.) [ ﺐﻴﺠﻥ ] soylu, asil, kişizade. necîs (A.) [ ﺲﻴﺠﻥ ] pis.
necm (A.) [ ﻢﺠﻥ ] yıldız.
 
nedâmet (A.) [ ﺖﻡاﺪﻥ ] pişmanlık. nedâmet getirmek pişman olmak.
nedim (A.) [ ﻢیﺪﻥ ] 1.padişahların ve yüksek rütbeli devlet ricalinin sohbet arkadaşı. 2.güzel hikaye anlatan.
 
nedret (A.) [ ترﺪﻥ ] azlık. nef’ (A.) [ ﻊﻔﻥ ] çıkar, yarar.
nefâis (A.) [ ﺲﺋﺎﻔﻥ ] değerli ve nefis eserler. nefâset (A.) [ ﺖﺱﺎﻔﻥ ] nefislik.
nefer (A.) [ ﺮﻔﻥ ] 1.kişi. 2.asker.
 
nefh etmek nefes vermek, kazandırmak. nefha (A.) [ ﻪﺤﻔﻥ ] üfürme.
nefîr (A.) [ ﺮﻴﻔﻥ ] boynuzdan yapılmış boru. nefrin (F.) [ ﻦیﺮﻔﻥ ] lanet, ilenç.
nefs (A.) [ ﺲﻔﻥ ] 1.nefis, can. 2.kendi. 3.iç.
 
nefs- i emmâre [ ﻩرﺎﻡا ﺲﻔﻥ ] kötülükleri emreden nefis. nefs-i (A.-F.) [ ِﺲﻔﻥ ] içinde.
 
nefsî (A.) [ ﯽﺴﻔﻥ ] 1.nefis ile ilgili. 2.subjektif. neftî (F.) [ ﯽﺘﻔﻥ ] petrol yeşili.
nefy (A.) [ ] sürgün. nehâr (A.) [ رﺎﻬﻥ ] gündüz.
nehârî (A.) [ یرﺎﻬﻥ ] yatılı olmayan okul. nehc (A.) [ ﺞﻬﻥ ] 1.yol. 2.kast teşkilatı. neheng (F.) [ ﮓﻨﻬﻥ ] timsah.
nehiy (A.) [ ﯽﻬﻥ ] 1.olumsuzluk. 2.yasaklama. nehr (A.) [ ﺮﻬﻥ ] ırmak, nehir.
nehy (A.) [ ﯽﻬﻥ ] 1.olumsuzluk. 2.yasaklama. nehy etmek yasaklamak.
nejad (F.) [ داﮋﻥ ] soy, ırk.
 
nekahet (A.) [ ﺖهﺎﻘﻥ ] hastalıktan sonraki tehlikeli geçiş dönemi. nekbet (A.) [ ﺖﺒﮑﻥ ] 1.talihsizlik. 2.felaket.
nekes (F.) [ ﺲﮑﻥ ] 1.hayırsız. 2.elisıkı. nem (F.) [ ﻢﻥ ] rutubet.
nemâ (A.) [ ﺎﻤﻥ ] 1.gelişme, büyüme, serpilme. 2.faiz. nemed (F.) [ ﺪﻤﻥ ] keçe.
nemedpûş (F.) [ شﻮﭘﺪﻤﻥ ] derviş. nemek (F.) [ ﮏﻤﻥ ] tuz.
neml (A.) [ ﻞﻤﻥ ] karınca. nemnâk (F.) [ کﺎﻨﻤﻥ ] nemli. neng (F.) [ ﮓﻨﻥ ] ar, utanma.
 
nerd (F.) [ دﺮﻥ ] tavla.
 
nerm (F.) [ مﺮﻥ ] yumuşak. nermin (F.) [ ﻦﻴﻡﺮﻥ ] yumuşak. nesc (A.) [ ﺞﺴﻥ ] doku.
neseb (A.) [ ﺐﺴﻥ ] soy.
 
nesh (A.) [ ﺦﺴﻥ ] 1.hükümsüz kılma. 2.nesih yazı. nesîm (F.) [ ﻢﻴﺴﻥ ] meltem, esinti.
nesl (A.) [ ﻞﺴﻥ ] kuşak, nesil. nesr (A.) [ ﺮﺜﻥ ] düzyazı. nesren (A.) [ اﺮﺜﻥ ] düzyazı ile.
nesrin (F.) [ ﻦیﺮﺴﻥ ] yaban gülü. nessac (A.) [ جﺎﺴﻥ ] dokumacı. nesteren (F.) [ نﺮﺘﺴﻥ ] yaban gülü.
neş’et (A.) [ ﺖﺌﺸﻥ ] kaynaklanma, ileri gelme, doğma, doğuş. neş’et etmek kaynaklanmak, ileri gelmek.
neşat (A.) [ طﺎﺸﻥ ] sevinç.
 
neşîde (A.) [ ﻩﺪﻴﺸﻥ ] 1.şiir. 2.besteli ve güfteli eser.
 
neşr (A.) [ ﺮﺸﻥ ] 1.yayma. 2.yayınlama. 3.yayınlanma. neşr etmek 1.yaymak. 2.yayınlamak.
neşr olunmak yayınlanmak. neşriyat (A.) [ تﺎیﺮﺸﻥ ] yayın.
neşv ü nemâ (A.) [ ﺎﻤﻥ و ﻮﺸﻥ ] serpilme, gelişme, büyüme. neşv ü nemâ bulmak gelişmek, yayılmak.
 
neşve (A.) [ ﻩﻮﺸﻥ ] sevinç.
 
neşvedâr (A.-F.) [ راد ﻩﻮﺸﻥ ] neşeli. neşveyâb olmak neşelenmek. netâic (A.) [ ﺞﺋﺎﺘﻥ ] sonuçlar.
netîce (A.) [ ﻪﺠﻴﺘﻥ ] sonuç.
 
netice çıkarmak sonuç çıkarmak, sonuca varmak. netîcepezîr olmak sonuçlanmak.
nev (F.) [ ﻮﻥ ] 1.yeni. 2.taze, körpe. nev’ (A.) [ عﻮﻥ ] tür, nevi, çeşit. nev’an mâ (A.) [ ﺎﻡ ﺎﻋﻮﻥ ] bir bakıma. nevâ (F.) [ اﻮﻥ ] ses.
nevâde (F.) [ ﻩداﻮﻥ ] torun.
 
nevâdir (A.) [ رداﻮﻥ ] nadir olan değerli eşyalar. nevâle (A.) [ ﻪﻝاﻮﻥ ] 1.kısmet. 2.azık.
nevâz (F.) [ زاﻮﻥ ] okşayan. nevâziş (F.) [ شزاﻮﻥ ] okşama. nevâziş eylemek okşamak. nevbahar (F.) [ رﺎﻬﺑﻮﻥ ] ilkbahar. nevbet (A.) [ ﺖﺑﻮﻥ ] sıra, nöbet.
nevcivan (F.) [ ناﻮﺝﻮﻥ ] delikanlı, genç. nevdevlet (F.-A.) [ ﺖﻝودﻮﻥ ] sonradan görme. neve (F.) [ ﻩﻮﻥ ] torun.
nevha (A.) [ ﻪﺣﻮﻥ ] ağıt.
 
nevi (A.) [ عﻮﻥ ] tür, çeşit. nevid (F.) [ ﺪیﻮﻥ ] müjde. nevin (F.) [ ﻦیﻮﻥ ] yeni. nevm (A.) [ مﻮﻥ ] uyku.
nevmîd (F.) [ ﺪﻴﻡﻮﻥ ] umutsuz.
 
nevmîd etmek umutsuzluğa düşürmek. nevmîd olmak umutsuzluğa kapılmak. nevnihal (F.) [ لﺎﻬﻥﻮﻥ ] genç fidan. nevres (F.) [ سرﻮﻥ ] yeti yetişmiş.
nevruz (F.) [ زورﻮﻥ ] 1.yeni gün. 2.nevruz.
 
nevruziye (F.-A.) [ ﻪیزورﻮﻥ ] nevruz için yazılan kaside. nevzad (F.) [ دازﻮﻥ ] 1.yeni doğmuş. 2.bebek.
neyistan (F.) [ نﺎﺘﺴﻴﻥ ] sazlık, kamışlık. neyzâr (F.) [ راﺰﻴﻥ ] sazlık, kamışlık. neyzen (F.) [ نﺰﻴﻥ ] ney üfleyen.
nez’ edilmek (A.-T.) ayırılmak, çekip atılmak, sökülmek.
 
nez’ (A.) [ عﺰﻥ ] 1.can çekişme. 2.sökme, koparma, zorla alma. nez’ eylemek ayırmak, çekip atmak, sökmek, koparmak. nezâfet (A.) [ ﺖﻓﺎﻈﻥ ] temizlik.
nezâket (Osmanlıca>A.) [ ﺖﮐاﺰﻥ ] 1.incelik. 2.hassaslık. nezâret (A.) [ ترﺎﻈﻥ ] 1.nazırlık. 2.gözetme.
nezd (F.) [ دﺰﻥ ] 1.yan, yanı. 2.kat. nezih (A.) [ ﻪیﺰﻥ ] temiz.
 
nezr (A.) [ رﺬﻥ ] adak. nezr etmek adamak.
nısf (A.) [ ﻒﺼﻥ ] yarı, yarım.
 
nısf -ı ahîr [ ﺮﻴﺧا ﻒﺼﻥ ] son yarısı. nısfunnehâr (A.) [ رﺎﻬﻨﻝا ﻒﺼﻥ ] meridyen. niam (A.) [ ﻢﻌﻥ ] nimetler.
nida etmek seslenmek.
 
nidâ eylemek seslenmek, duyurmak. nidâ’ (A.) [ ءاﺪﻥ ] ses.
nifâk (A.) [ قﺎﻔﻥ ] ikiyüzlülük. nigâh (F.) [ ﻩﺎﮕﻥ ] bakış.
nigâh eylemek bakmak.
 
nigâr (F.) [ رﺎﮕﻥ ] 1.sevgili. 2.resim. nigeh (F.) [ ﻪﮕﻥ ] bakış.
nigîn (F.) [ ﻦﻴﮕﻥ ] 1.yüzük. 2.yüzük kaşı. 3.mühür. nihâd (F.) [ دﺎﻬﻥ ] yaratılış, tabiat.
nihâl (F.) [ لﺎﻬﻥ ] fidan.
 
nihân (F.) [ نﺎﻬﻥ ] 1.gizli. 2.gizlice.
 
nihan olmak gizlenmek, saklanmak, kaybolmak. nihayet (A.) [ ﺖیﺎﻬﻥ ] son.
nihayet bulmak sona ermek. nijâd (F.) [ داﮋﻥ ] soy.
nîk (F.) [ ﮏﻴﻥ ] iyi, güzel.
 
nikab (A.) [ بﺎﻘﻥ ] peçe. nikbin (F.) [ ﻦﻴﺒﮑﻴﻥ ] iyimser. nilgun (F.) [ نﻮﮕﻠﻴﻥ ] lacivert.
nîm (F.) [ ﻢﻴﻥ ] 1.yarı. 2.yarım. 3.buçuk. nîm muzlim (F.-A.) [ ﻢﻠﻈﻡ ﻢﻴﻥ ] loş.
nîm cahilî (F.-A.) [ ﯽﻠهﺎﺝ ﻢﻴﻥ ] yarıcahil, yarı cahilî. nimet (A.) [ ﺖﻤﻌﻥ ] 1.iyilik. 2.yiyecek.
nîm resmî (F.-A.) [ ﯽﻤﺱر  ﻢﻴﻥ ] yarı resmî. nîreng (F.) [ ﮓﻥﺮﻴﻥ ] 1.afsun. 2.hile, düzen. nisâ (A.) [ ﺎﺴﻥ ] kadınlar.
nisâb (A.) [ بﺎﺼﻥ ] 1.aranan sınır. 2.sermaye. nisâr (A.) [ رﺎﺜﻥ ] saçma.
nisâr etmek saçmak.
 
nisbet (A.) [ ﺖﺒﺴﻥ ] 1.oran. 2.oranla. nisbî (A.) [ ﯽﺒﺴﻥ ] göreceli.
nisvân (A.) [ ناﻮﺴﻥ ] kadınlar.
 
nisyân (A.) [ نﺎﻴﺴﻥ ] 1.unutma. 2.unutulma.
 
nişan (F.) [ نﺎﺸﻥ ] 1.iz. 2.belirti. 3.nişan yeri. 4.devlet madalyası. nişâne (F.) [ ﻪﻥﺎﺸﻥ ] belirti, işaret.
nişangâh (F.) [ ﻩﺎﮕﻥﺎﺸﻥ ] nişan tahtası. nişîn (F.) [ ﻦﻴﺸﻥ ] oturan.
niyâbet (A.) [ ﺖﺑﺎﻴﻥ ] naiplik, vekillik. niyâm (F.) [ مﺎﻴﻥ ] kın.
 
niyâz (F.) [ زﺎﻴﻥ ] 1.yalvarma. 2.dua. niyâz etmek 1.yalvarmak. 2.rica etmek. niyâzmend (F.) [ ﺪﻨﻡزﺎﻴﻥ ] muhtaç.
niyyet (A.) [ ﺖﻴﻥ ] niyet.
 
nizâ (A.) [ عاﺰﻥ ] kavga, çekişme. nizâm (A.) [ مﺎﻈﻥ ] düzen.
nizâm bulmak düzene girmek. nizâmname (A.-F.) [ ﻪﻡﺎﻥ مﺎﻈﻥ ] tüzük. nîze (F.) [ ﻩﺰﻴﻥ ] 1.mızrak. 2.süngü. nohudî (F.) [ یدﻮﺨﻥ ] nohut rengi.
noksân (A.) [ نﺎﺼﻘﻥ ] 1.eksiklik. 2.kusur. 3.eksik. nokta-i nazar [ ﺮﻈﻥ ءﻪﻄﻘﻥ ] görüş açısı, bakım. nuhbe (A.) [ ﻪﺒﺨﻥ ] seçkin.
nukât (A.) [ طﺎﻘﻥ ] noktalar, hususlar. nukud (A.) [ دﻮﻘﻥ ] nakitler.
nukûş (A.) [ شﻮﻘﻥ ] nakışlar, işlemeler. nur (A.) [ رﻮﻥ ] ışık.
nuranî (A.) [ ﯽﻥارﻮﻥ ] nurlu, ışıklı. nush (A.) [ ﺢﺼﻥ ] öğüt, nasihat. nusrat vermek üstünlük vermek.
nusret (A.) [ تﺮﺼﻥ ] 1.Tanrı’nın yardımı. 2.üstünlük. nûş etmek içmek.
nûşin (F.) [ ﻦﻴﺵﻮﻥ ] tatlı.
 
nutfe (A.) [ ﻪﻔﻄﻥ ] sperma.
 
nutk (A.) [ ﻖﻄﻥ ] 1.nutuk, söylev. 2.konuşma. nuzzâr (A.) [ رﺎﻈﻥ ] nazırlar.
nübüvvet (A.) [ تﻮﺒﻥ ] peygamberlik. nücum (A.) [ مﻮﺠﻥ ] 1.yıldızlar. 2.astoroloji. nüfus (A.) [ سﻮﻔﻥ ] 1.nefisler. 2.insanlar.
nüfuz (A.) [ ذﻮﻔﻥ ] 1.etki etme, işleme. 2.etki gücü. nüfuz etmek işlemek, etki etmek.
nükhet (A.) [ ﺖﻬﮑﻥ ] koku. nükte (A.) [ ﻪﺘﮑﻥ ] ince anlam.
nüktedan (A.-F.) [ ناد ﻪﺘﮑﻥ ] zarif insan, nükteli sözler bilen. nümayan (F.) [ نﺎیﺎﻤﻥ ] görünen.
nümayan olmak görünmek. nümayiş (F.) [ ﺶیﺎﻤﻥ ] gösteri. nümune (F.) [ ﻪﻥﻮﻤﻥ ] örnek. nüsah (A.) [ ﺦﺴﻥ ] nüshalar.
nüsha (A.) [ ﻪﺨﺴﻥ ] 1.yazılı belge. 2.muska. 3.süreli yayın sayısı. nüve (A.) [ ﻩﻮﻥ ] çekirdek.
nüvid (F.) [ ﺪیﻮﻥ ] müjde.
 
nüzhet (A.) [ ﺖهﺰﻥ ] gezinti, gezip dolaşma. nüzul

 

Paylaş
Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

Bu Yazıya Toplam 0 Yorum Yapılmış

İsminiz

E-Posta Adresiniz

Şehir