OSMANLI TÜRKÇESİ SÖZLÜĞÜ – OSMANLICA SÖZLÜK ( Ö – P – R)

Ana Sayfa » MATERYALLER » SÖZLÜKLER » OSMANLI TÜRKÇESİ SÖZLÜĞÜ – OSMANLICA SÖZLÜK ( Ö – P – R)
Sitemize 18 Ağustos 2014 tarihinde eklenmiş ve 176 views kişi tarafından ziyaret edilmiş.
Ö
 
ömr (A.) [ ﺮﻤﻋ ] ömür.
 
örf (A.) [ فﺮﻋ ] gelenek, âdet. örfen (A.) [ ﺎﻓﺮﻋ ] geleneğe göre. örfî (A.) [ ﯽﻓﺮﻋ ] geleneksel.
örfî idare [ ﻩرادا ﯽﻓﺮﻋ ] sıkıyönetim.
 
örfiyyât (A.) [ تﺎﻴﻓﺮﻋ ] gelenekle ilgili şeyler. öşr (A.) [ ﺮﺸﻋ ] 1.onda bir. 2.öşür vergisi.
özr (A.) [ رﺬﻋ ] 1.özür. 2.bahane. 3.engel. özrhâh (A.-F.) [ ﻩاﻮﺧرﺬﻋ ] özür dileyen.
 
 
 
 
 
 
P
 
 
 
 
 
pâ (F.) [ ﺎﭘ ] ayak.
 
pâbend (F.) [ ﺪﻨﺑﺎﭘ ] ayak bağı.
 
pâbercâ (F.) [ ﺎﺝﺮﺑﺎﭘ ] yerinde, duran, ayakta duran.
 
pâberikâb (F.-A.) [ بﺎﮐﺮﺑﺎﭘ ] gitmek üzere, hareket etmek üzere. pâbeste (F.) [ ﻪﺘﺴﺑﺎﭘ ] ayağı bağlı.
pâbirehne (F.) [ ﻪﻨهﺮﺑﺎﭘ ] yalınayak. pâbûsî (F.) [ ﯽﺱﻮﺑﺎﭘ ] ayak öpme. pâcâme (F.) [ ﻪﻡﺎﺝﺎﭘ ] pijama.
pâçe (F.) [ ﻪچﺎﭘ ] paça.
 
pâdşâh (F.) [ ﻩﺎﺵدﺎﭘ ] padişah. pâdşâhî (F.) [ ﯽهﺎﺵدﺎﭘ ] padişahlık. pâdzehr (F.) [ ﺮهزدﺎﭘ ] panzehir. paha (F.) [ ﺎﻬﺑ ]değer, kıymet.
pâk (F.) [ کﺎﭘ ] temiz.
 
pâkbâz (F.) [ زﺎﺒﮐﺎﭘ ] 1.fedai. 2.canını hiçe sayan aşık. pâkdâmen (F.) [ ﻦﻡاد کﺎﭘ ] iffetli.
pâkîze (F.) [ ﻩﺰﻴﮐﺎﭘ ] temiz. paklanmak temizlenmek.
pâlân (F.) [ نﻻﺎﭘ ] semer, palan.
 
pâlânduz (F.) [ زود نﻻﺎﭘ ] semerci.
 
pâmâl (F.) [ لﺎﻡﺎﭘ ] ezilmek, çiğnenmek.
 
pâmâl olmak ezilmek, çiğnenmek, ayaklar altında kalmak. pâpûş (F.) [ شﻮﭘﺎﭘ ] pabuç.
paralamak parçalamak, parça parça etmek. paralanmak parça parça olmak.
pârçe (F.) [ ﻪچرﺎﭘ ] parça. pâre (F.) [ ﻩرﺎﭘ ] parça.
pâre pâre (F.) 1.parça parça. 2.paramparça. pârelenmek parça parça olmak.
pars (F.) [ سرﺎﭘ ] İran, Pers ülkesi. pars (F.) [ سرﺎﭘ ] panter.
pârsâ (F.) [ ﺎﺱرﺎﭘ ] sofu. pârsî (F.) [ ﯽﺱرﺎﭘ ] farsça.
pâsban (F.) [ نﺎﺒﺱﺎﭘ ] bekçi, gece bekçisi. pâş (F.) [ شﺎﭘ ] saçan, serpen.
pây (F.) [ یﺎﭘ ] 1.ayak. 2.dip. pâyân (F.) [ نﺎیﺎﭘ ] son.
pâyânsız (F.-T.) sonsuz, bitmez tükenmez, engin. pâybend (F.) [ ﺪﻨﺒیﺎﭘ ] 1.ayak bağı. 2.engel.
pâybûsî (F.) [ ﯽﺱﻮﺒیﺎﭘ ] ayak öpme.
 
pâydâr (F.) [ راﺪیﺎﭘ ] kalıcı, sağlam, sürekli, devamlı. pâye (F.) [ ﻪیﺎﭘ ] 1.rütbe, derece. 2.basamak.
 
pâyende (F.) [ ﻩﺪﻨیﺎﭘ ] 1.kalıcı, sürekli. 2.payanda, destek. pâyidar (F.) [ راﺪیﺎﭘ ] kalıcı, sağlam, sürekli, devamlı. pâyin (F.) [ ﻦﻴیﺎﭘ ] aşağı.
pâyitaht (F.) [ ﺖﺨﺘیﺎﭘ ] başkent. pâyîz (F.) [ ﺰﻴیﺎﭘ ] güz.
pâykûb (F.) [ بﻮﮑیﺎﭘ ] dans eden.
 
pâzâr (F.) [ رازﺎﺑ ] 1.çarşı, pazar. 2.alışveriş. pazar eylemek alışveriş yapmak.
peder (F.) [ رﺪﭘ ] baba. pederâne (F.) [ ﻪﻥارﺪﭘ ] babaca.
pederî (F.) [ یرﺪﭘ ] 1.babalık. 2.babaya ait, baba tarafı. pederşâhî (F.) [ ﯽهﺎﺵرﺪﭘ ] ataerkil.
pehlevân (F.) [ ناﻮﻠﻬﭘ ] 1.yiğit. 2.pehlivan. pehlivan bk. pehlevân.
pehlû (F.) [ ﻮﻠﻬﭘ ] böğür, yan. pehn (F.) [ ﻦﻬﭘ ] geniş.
pehnâver (F.) [ روﺎﻨﻬﭘ ] 1.engin. 2.geniş.
 
pejmürde (F.) [ ﻩدﺮﻡﮋﭘ ] 1.solgun. 2.dağınık. 3.yırtık. pelas (F.) [ سﻼﭘ ] 1.kilim. 2.çul.
peleng (F.) [ ﮓﻨﻠﭘ ] 1.leopar. 2.kaplan. pelîd (F.) [ ﺪﻴﻠﭘ ] kirli.
penah (F.) [ ﻩﺎﻨﭘ ] sığınma.
 
penahgâh (F.) [ ﻩﺎﮕهﺎﻨﭘ ] sığınacak yer, sığınak.
 
penâhî (F.) [ ﯽهﺎﻨﭘ ] sığınma.
 
penbe (F.) [ ﯽهﺎﻨﭘ ] 1.pamuk. 2.pembe. penc (F.) [ ﺞﻨﭘ ] beş.
pence (F.) [ ﻪﺠﻨﭘ ] pençe. pencidü bk. pencüdü. pencise bk. pencüse. penciyek bk. pencüyek.
pencüdü (F.) [ ود و ﺞﻨﭘ ] beş ve iki. pencüse (F.) [ ﻪﺱ و ﺞﻨﭘ ] beş ve üç. pencüyek (F.) [ ﮏی و ﺞﻨﭘ ] beş ve bir. pençe (F.) [ ﻪﺠﻨﭘ ] pençe.
pend (F.) [ ﺪﻨﭘ ] öğüt.
 
pendname (F.) [ ﻪﻡﺎﻥﺪﻨﭘ ] öğüt kitabı. penîr (F.) [ ﺮﻴﻨﭘ ] peynir.
per (F.) [ ﺮﭘ ] 1.kanat. 2.kuşların iri tüyü, yelek. perakende (F.) [ ﻩﺪﻨﮐاﺮﭘ ] 1.dağınık. 2.toptan olmayan.
perçem (F.) [ ﻢچﺮﭘ ] 1.kakül. 2.yele. 3.bayrak. 4.bayrak püskülü. perdedar (F.) [ راد ﻩدﺮﭘ ] kapı görevlisi.
perend (F.) [ ﺪﻥﺮﭘ ] atlas.
 
perende (F.) [ ﻩﺪﻥﺮﭘ ] 1.kuş. 2.takla. perest (F.) [ ﺖﺱﺮﭘ ] tapan.
perestâr (F.) [ رﺎﺘﺱﺮﭘ ] 1.tapan. 2.besleme. 3.dalkavuk.
 
perestîde (F.) [ ﻩﺪﻴﺘﺱﺮﭘ ] 1.tapınılan. 2.taparcasına sevilen, sevgili.
 
perestiş (F.) [ ﺶﺘﺱﺮﭘ ] 1.tapınma. 2.taparcasına sevme. perestişgâh (F.) [ ﺶﺘﺱﺮﭘ ] mabet, tapınak.
perestişkâr (F.) [ رﺎﮑﺸﺘﺱﺮﭘ ] 1.tapan. 2.taparcasına seven. perestişkârâne (F.) [ ﻪﻥارﺎﮑﺸﺘﺱﺮﭘ ] taparcasına.
perestû (F.) [ ﻮﺘﺱﺮﭘ ] kırlangıç. pergâl (F.) [ لﺎﮔﺮﭘ ] pergel. pergâr (F.) [ رﺎﮔﺮﭘ ] pergel.
perhizkâr (F.) [ رﺎﮐﺰﻴهﺮﭘ ] sakınan.
 
perîçihre (F.) [ ﻩﺮﻬچ یﺮﭘ ] 1.peri kadar güzel yüzlü. perihan (F.) [ نﺎﺧ یﺮﭘ] peri padişahı.
perîpeyker (F.) [ ﺮﮑﻴﭘ یﺮﭘ ] peri kadar güzel yüzlü.
 
perîşan (F.) [ نﺎﺸیﺮﭘ ] 1.dağınık. 2.kötü durumda, perişan. perişan olmak darmadağın olmak.
perîşanhal (F.-A.) [ لﺎﺣ نﺎﺸیﺮﭘ ] hali perişan olan. perîveş (F.) [ شو یﺮﭘ ] peri gibi güzel.
perniyân (F.) [ نﺎﻴﻥﺮﭘ ] işlemeli atlas. pertavsız (F.) büyüteç.
pertev (F.) [ ﻮﺕﺮﭘ ] ışık.
 
pertevsuz (F.) [ زﻮﺱﻮﺕﺮﭘ ] büyüteç. pervâ (F.) [ اوﺮﭘ ] 1.çekinme. 2.korku.
pervâne (F.) [ ﻪﻥاوﺮﭘ ] 1.pervane böceği. 2.fırıldak, pervane. 3.ulak. pervâneveş (F.) [ شو ﻪﻥاوﺮﭘ ] pervane gibi.
pervâsız (F.-T.) [ﺰﺱاوﺮﭘ ] 1.çekinmeyen. 2.korkmayan.
 
pervaz (F.) [ زاوﺮﭘ ] 1.uçma. 2.saçak.
 
perver (F.) [ روﺮﭘ ] yetiştiren, eğiten, büyüten, besleyen. perverde etmek beslemek, gütmek.
perverdigâr (F.) [ رﺎﮔدروﺮﭘ ] Tanrı. pervin (F.) [ ﻦیوﺮﭘ ] Ülker, Süreyya. pes (F.) [ ﺲﭘ ] arka.
pesend (F.) [ ﺪﻨﺴﭘ ] beğenen.
 
pesendîde (F.) [ ﻩﺪیﺪﻨﺴﭘ ] beğenilmiş, makbul. pesmânde (F.) [ ﻩﺪﻥﺎﻡ ﺲﭘ ] arta kalan.
peszinde (F.) [ ﻩﺪﻥز ﺲﭘ ] geriye kalan, yaşayan son örnekler. peşîman (F.) [ نﺎﻤﻴﺸﭘ ] pişman.
peşin (F.) [ ﻦﻴﺸﻴﭘ ] önceden. peşm (F.) [ ﻢﺸﭘ ] yün.
peşşe (F.) [ ﻪﺸﭘ ] sivrisinek. peşşebend (F.) [ ﺪﻨﺑ ﻪﺸﭘ ] cibinlik.
peştemal (F.) [ لﺎﻤﺘﺸﭘ ] peştemal, hamam havlusu. peyâm (F.) [ مﺎﻴﭘ ] haber.
peyamber (F.) [ ﺮﺒﻡﺎﻴﭘ ] peygamber. peydâ (F.) [ اﺪﻴﭘ ] ortada, açıkta.
peyderpey (F.) [ ﯽﭘ رد ﯽﭘ ] peşpeşe, ardy sıra. peygam (F.) [ مﺎﻐﻴﭘ ] haber.
peygamber (F.) [ ﺮﺒﻤﻐﻴﭘ ] 1.peygamber. 2.haberci. peyk (F.) [ ﮏﻴﭘ ] ulak.
 
peykân (F.) [ نﺎﮑﻴﭘ ] temren. peyke (F.) [ ﻪﮑﻴﭘ ] sedir, kanepe. peyker (F.) [ ﺮﮑﻴﭘ ] yüz.
peymâ (F.) [ ﺎﻤﻴﭘ ] yol alan, kateden, ölçen. peymâne (F.) [ ﻪﻥﺎﻤﻴﭘ ] kadeh.
pîl (F.) [ ﻞﻴﭘ ] fil.
 
pinhan (F.) [ نﺎﻬﻨﭘ ] gizli, saklı.
 
pîr (F.) [ ﺮﻴﭘ ] 1.yaşlı. 2.tarikat kurucusu. pîrahen (F.) [ ﻦهاﺮﻴﭘ ] gömlek, mintan. pîrâye (F.) [ ﻪیاﺮﻴﭘ ] süs.
pîrezen (F.) [ نز ﻩﺮﻴﭘ ] yaşlı kadın. pistan (F.) [ نﺎﺘﺴﭘ ] meme.
piste (F.) [ ﻪﺘﺴﭘ ] fıstık.
 
pîş (F.) [ ﺶﻴﭘ ] 1.ön. 2.yan. 3.huzur. 4.önce. pîşânî (F.) [ ﯽﻥﺎﺸﻴﭘ ] alın.
pîşdar (F.) [ راﺪﺸﻴﭘ ] öncü.
 
pîşe (F.) [ ﻪﺸﻴﭘ ] 1.meslek. 2.sanat. 3.huy.
 
pîşekâr (F.) [ رﺎﮐ ﻪﺸﻴﭘ ]   1.sanatçı. 2.meslek sahibi. 3.ortaoyununda oyunu başlatan sanatçı.
 
pîşgâh (F.) [ ﻩﺎﮕﺸﻴﭘ ] 1.ön. 2.huzur. pîşgîr (F.) [ ﺮﻴﮕﺸﻴﭘ ] peşkir.
pîşîn (F.) [ ﻦﻴﺸﻴﭘ ] peşin.
 
pîşva (F.) [ اﻮﺸﻴﭘ ] önder, lider.
 
piyâde (F.)  [  ﻩدﺎﻴﭘ  ]   1.yaya, yürüyen. 2.askerlikte piyade sınıfy. 3.satranç taşlarından paytak.
 
piyâle (F.) [ ﻪﻝﺎﻴﭘ ] 1.kadeh. 2.şarap kadehi.
 
post (F.) [ ﺖﺴﭘ ] 1.hayvan derisi. 2.post. 3.makam. postîn (F.) [ ﻦﻴﺘﺴﭘ ] kürk.
postnişin (F.) [ ﻦﻴﺸﻥ ﺖﺴﭘ ]  1.postta oturan. 2.pîre vekaletle postta oturan, tekke
 
şeyhi.
 
pûd (F.) [ دﻮﭘ ] argaç, dokumada enine dokunulan ip. puhte (F.) [ ﻪﺘﺨﭘ ] pişmiş, pişkin, olgun.
pul (F.) [ لﻮﭘ ] para.
 
pûlâd (F.) [ دﻻﻮﭘ ] çelik, polat. pulat (F.) [ دﻻﻮﭘ ] çelik, polat. pur (F.) [ ﺮﭘ ] dolu.
pûr (F.) [ رﻮﭘ ] oğul.
 
pûş (F.) [ شﻮﭘ ] giyen, örten.
 
pûşîde (F.) [ ﻩﺪﻴﺵﻮﭘ ] 1.örtülü. 2.gizli. 3.kapalı. 4.örtü. pûte (F.) [ ﻪﺕﻮﭘ ] pota.
pûyân (F.) [ نﺎیﻮﭘ ] 1.koşan, hızla giden. 2.geçip giden. pûyân olmak geçip gitmek.
pûziş (F.) [ شزﻮﭘ ] özür. pür (F.) [ ﺮﭘ ] dolu.
pürhûn (F.) [ نﻮﺧﺮﭘ ] kan dolu, kanlı.
 
pürsükût (F.-A.) [ تﻮﮑﺱﺮﭘ ] derin sessizlik içinde. pürz (F.) [ زﺮﭘ ] hav, kumaş havı.
 
püser (F.) [ ﺮﺴﭘ ] oğul.
 
püşt (F.) [ ﺖﺸﭘ ] 1.arka. 2.sırt. 3.homoseksüel erkek. püştîban (F.) [ نﺎﺒﻴﺘﺸﭘ ] 1.destek. 2.destek veren.
 
 
 
 
 
 
R
 
 
 
 
 
ra’d (A.) [ ﺪﻋر ] gökgürültüsü.
 
ra’nâ (A.) [ ﺎﻨﻋر ] güzel, hoş. ra’şe (A.) [ ﻪﺸﻋر ] titreme. ra’şe vermek titretmek.
ra’şedâr (A.-F.) [ راد ﻪﺸﻋر ] titrek, titreyen. rabb (A.) [ بر ] 1.Tanrı, Allah. 2.efendi.
rabbânî (A.) [ ﯽﻥﺎﺑر ] 1.tanrısal, ilahî. 2.Tanrı’dan başka bir şey düşünmeyen. rabbî (A.) [ ﯽﺑر ] Tanrım.
râbıta (A.) [ ﻪﻈﺑار ] 1.bağ, ilişki, temas. 2.sıra, düzen. râbıtadar (A.-F.) [ راد ﻪﻄﺑار ] bağlantılı, ilintili.
râbi (A.) [ ﻊﺑار ] dördüncü. râbian (A.) [ ﺎﻌﺑار ] dördüncüsü. rabt (A.) [ ﻂﺑر ] bağlama.
rabt edilmek bağlanmak, tutturulmak. rabt etmek bağlamak, tutturmak.
rabt olunmak bağlanmak, tutturulmak, ilişkilendirilmek. râci (A.) [ ﯽﺝار ] 1.rica eden. 2.ümitli.
raci olmak (A.-T.) ait olmak, dönük olmak, yönelik olmak. râci’ (A.) [ ﻊﺝار ] 1.hakkında. 2.dönen.
 
racîm (A.) [ ﻢﻴﺝر ] taşlanmış, recmedilmiş. radde (A.) [ ﻩدار ] 1.derece. 2.civar.
rağbet (A.) [ ﺖﺒﻏر ] 1.istek. 2.ilgi duyma. rağbet etmek ilgi duymak.
râh (F.) [ ﻩار ] yol.
 
râhib (A.) [ ﺐهار ] rahip.
 
rahîm (A.) [ ﻢﻴﺣر ] 1.merhametli. 2.merhamet eden Tanrı. rahl (A.) [ ﻞﺣر ] semer.
rahm (A.) [ ﻢﺣر ] acıma, merhamet. rahm etmek acımak, merhamet etmek. rahm (A.) [ ﻢﺣر ] rahim, döl yatağı. rahman (A.) [ نﺎﻤﺣر ] merhametli Tanrı.
rahmet (A.) [ ﺖﻤﺣر ] 1.acıma, merhamet. 2.yağmur. râhname (F.) [ ﻪﻡﺎﻨهار ] yol haritası.
rahne (F.) [ ﻪﻨﺧر ] 1.yarık, gedik. 2.bozukluk. rahnedar etmek 1.gedik açmak. 2.zarar vermek.
rahnedar olmak 1.yarılmak, gedik açılmak. 2.bozulmak, zarar görmek. rahnüma (F.) [ ﺎﻤﻨهار ] yol gösteren, kılavuz.
rahşan (F.) [ نﺎﺸﺧر ] parlak. rahşende (F.) [ ﻩﺪﻨﺸﺧر ] parlayan.
raht (F.) [ ﺖﺧر ] 1.ev eşyası. 2.koşum takımı. rahvar (F.) [ راﻮهار ] atın eşkin yürümesi. râhzen (F.) [ نﺰهار ] yol kesen, haydut.
 
raiyyet (A.) [ ﺖﻴﻋر ] halk, hükümdar tebası.
 
râkım (A.) [ ﻢﻗار ] 1.yazan. 2.deniz seviyesinden yükseklik. rakîb (A.) [ ﺐﻴﻗر ] rakip.
râkib (A.) [ ﺐﮐار ] 1.binen. 2.binici. râkib olmak binmek.
râkiben (A.) [ ﺎﺒﮐار ] binerek. râkid (A.) [ ﺪﮐار ] durgun.
rakik (A.) [ ﻖﻴﻗر ] 1.ince. 2.hassas. 3.köle. rakkas (A.) [ صﺎﻗر ] 1.dansçı. 2.sarkaç. rakkase (A.) [ ﻪﺹﺎﻗر ] dansöz, çengi.
raks (A.) [ ﺺﻗر ] dans. raks etmek dans etmek.
râm (F.) [ مار ] itaat eden, boyun eğen.
 
râm etmek boyun eğdirmek, itaat ettirmek. râm olmak boyun eğmek, itaat etmek.
ramak (A.) [ ﻖﻡر ] 1.çok az. 2.son nefeslik hayat. ramak kalmak çok az bir şey kalmak.
ramazaniye (A.) [ ﻪﻴﻥﺎﻀﻡر ] ramazan kasidesi.
 
raptetmek (A.-T.) bağlamak, tutturmak, ilişkilendirmek. rasad (A.) [ ﺪﺹر ] 1.gözlem. 2.gözetleme.
rasad edilmek gözlemlenmek.
 
rasad etmek 1.gözlem yapmak. 2.gözetlemek. rasadhane (A.-F.) [ ﻪﻥﺎﺧﺪﺹر ] gözlemevi.
 
rasadî (A.) [ یﺪﺹر ] gözlemle ilgili.
 
râsih (A.) [ ﺦﺱار ] 1.derin din bilgisi olan. 2.temeli sağlam olan. rassad (A.) [ دﺎﺹر ] gözlemci, gözlem yapan.
râst (F.) [ ﺖﺱار ] 1.doğru. 2.düz. 3.sağ.
 
râstbin (F.) [ ﻦﻴﺑ ﺖﺱار ] gerçekçi, doğruları gören. râstgû (F.) [ ﻮﮔ ﺖﺱار ] doğru sözlü.
râstperverâne (F.) [ ﻪﻥاروﺮﭘ ﺖﺱار ] doğruluktan yana.
 
ratbüyâbis (A.) [ ﺲﺑﺎی و ﺐﻃر ] 1.yaş ve kuru. 2.düşünmeden konuşan, boşboğaz. râtib (A.) [ ﺐﻃار ] nemli, rutubetli.
râtibe (A.) [ ﻪﺒﺕار ] aylık, maaş.
 
ratl (A.) [ ﻞﻃر ] 1.hemen hemen bir litrelik sıvı ölçeği. 2.kadeh. rauf (A.) [ فؤر ] esirgeyici.
râvi (A.) [ یوار ] 1.rivayet eden. 2.anlatan, hikaye eden. ravza (A.) [ ﻪﺽور ] bahçe.
ravza-i mutahhara [ ﻩﺮﻬﻄﻡ ءﻪﺽور ] Hz. Muhammedin mezarının bulunduğu yer. rây (A.) [ یار ] 1.fikir. 2.oy.
râyât (A.) [ تﺎیار ] sancaklar. rayb (A.) [ ﺐیر ] kuşku, şüphe. râyet (A.) [ ﺖیار ] sancak.
râygân (F.) [ نﺎﮕیار ] parasız, bedava. râyic (A.) [ ﺞیار ] yaygın, revaçta. râyiha (A.) [ ﻪﺤیار ] koku.
râyihadar (A.-F.) [ راد ﻪﺤیار ] kokulu.
 
râz (F.) [ زار ] sır.
 
râzık (A.) [ قزار ] rızık veren Tanrı. râzi (A.) [ ﯽﺽار ] rıza gösteren. re’fet (A.) [ ﺖﻓأر ] esirgeme.
re’s (A.) [ سأر ] 1.baş. 2.başkan.
 
re’sen (A.) [ ﺎﺱأر ] doğrudan doğruya, danışmaksızın. re’sülmal (A.) [ لﺎﻤﻝا سأر ] sermaye, anapara, kapital. re’y (A.) [ یأر ] görüş.
reâya (A.) [ ﺎیﺎﻋر ] halk. rebî’ (A.) [ ﻊﻴﺑر ] bahar.
recâ (A.) [ ﺎﺝر ] 1.ümit. 2.rica.
 
recm (A.) [ ﻢﺝر ] taşlama, taşa tutma. recm edilmek taşlanarak öldürülmek. recül (A.) [ ﻞﺝر ] erkek.
recül-i siyasî [ ﯽﺱﺎﻴﺱ ﻞﺝر ] politikacı. recüliyyet (A.) [ ﺖﻴﻠﺝر ] erkeklik.
redd (A.) [ در ] 1.geri çevirme. 2.inkar etme. redd ü cerh etmek reddedip çürütmek.
ref’ (A.) [ ﻊﻓر ] 1.kaldırma. 2.giderme. 3.yüceltme. refâh (A.) [ ﻩﺎﻓر ] bolluk.
refâkat (A.) [ ﺖﻗﺎﻓر ] eşlik. refâkat etmek eşlik etmek. refakatinde eşliğinde, beraberinde.
 
reff (A.) [ فر ] raf.
 
refî’ (A.) [ ﻊﻴﻓر ] yüksek, yüce. refik (A.) [ ﻖﻴﻓر ] arkadaş, yoldaş.
refîka (A.) [ ﻪﻘﻴﻓر ] eş, zevce, hayat arkadaşı. reft (F.) [ ﺖﻓر ] gidiş.
reftâr (F.) [ رﺎﺘﻓر ] 1.gidiş. 2.davranış. reg (F.) [ گر ] damar.
regzen (F.) [ نز گر ] hacamatçı. reh (F.) [ ﻩر ] yol.
rehâ (F.) [ ﺎهر ] kurtuluş. rehâkâr (F.) [ رﺎﮐﺎهر ] kurtarıcı.
rehavet (A.) [ توﺎﺧر ] 1.gevşeklik. 2.tembellik. rehavetkâr (A.-F.) [ رﺎﮑﺕوﺎﺧر ] rehavet verici. rehber (F.) [ ﺮﺒهر ] kılavuz.
rehgüzâr (F.) [ راﺬﮕهر ] geçit.
 
rehîn (A.) [ ﻦﻴهر ] rehinli, ipotekli. rehn (A.) [ ﻦهر ] rehin.
rehnüma (F.) [ ﺎﻤﻨهر ] yol gösterici. reis (A.) [ ﺲﻴﺋر ] başkan.
rekâket (A.) [ ﺖﮐﺎﮐر ] 1.kekemelik. 2.söz kusuru. rekz (A.) [ ﺰﮐر ] dikme.
rekz edilmek dikilmek. rekz etmek dikmek.
 
remîde (F.) [ ﻩﺪﻴﻡر ] ürkmüş.
 
remiz (A.) [ ﺰﻡر ] 1.sembol, işaret, rumuz. reml (A.) [ ﻞﻡر ] 1.kum. 2.remil, falcılık. remmal (A.) [ لﺎﻡر ] falcı.
remz (A.) [ ﺰﻡر ] 1.sembol, işaret. 2.imalı konuşma. renc (F.) [ ﺞﻥر ] sıkıntı, zahmet, meşakkat.
rencber (F.) [ ﺮﺒﺠﻥر ] 1.sıkıntı çeken. 2.amele, yrgat. rencîde (F.) [ ﻩﺪید ﺞﻥر ] incinmiş.
rencîde etmek incitmek. rencîde olmak incinmek. rencûr (F.) [ رﻮﺠﻥر ] hasta. reng (F.) [ ﮓﻥر ] renk.
rengâreng (F.) [ ﮓﻥرﺎﮕﻥر ] renkli, renk renk. rengin (F.) [ ﻦﻴﮕﻥر ] 1.renkli. 2.hoş, havalı. resâ (F.) [ ﺎﺱر ] olgun.
resâil (A.) [ ﻞﺋﺎﺱر ] 1.risaleler. 2.dergiler.
 
resm (A.) [ ﻢﺱر ] 1.resim. 2.çizme. 3.fotoğraf. 4.tören. 5.usül. 6.vergi. resm -i geçit  geçit töreni.
resm-i küşâd [ دﺎﺸﮐ ﻢﺱر ] açılış töreni.
 
resmen (A.) [ ﺎﻤﺱر ] 1.resmî olarak.. 2.kesinlikle. resmiyet bk. resmiyyet.
resmiyete dökmek resmîleştirmek, resmîlik kazandırmak. resmiyyet (A.) [ ﺖﻴﻤﺱر ] resmîlik.
 
resul (A.) [ لﻮﺱر ] 1.elçi. 2.peygamber. reşehat (A.) [ تﺎﺤﺵر ] sızıntılar.
reşid (A.) [ ﺪﻴﺵر ] 1.ergin, büluğa ermiş. 2.doğru yolda giden. reşk (F.) [ ﮏﺵر ] kıskançlık.
reşkâver (F.) [ روﺁ ﮏﺵر ] kıskandırıcı.
 
retküfetk (A.) [ ﻖﺘﻓ و ﻖﺕر ] bir işi iyi idare etme. revâ (F.) [ اور ] uygun, layık.
revâbıt (A.) [ ﻂﺑاور ] bağlar, ilgiler, ilişkiler. revac (A.) [ جاور ] yaygınlık, revaç, sürüm. revaç bk. revac.
revak (A.) [ قاور ] 1.sundurma. 2.çardak. revân (F.) [ ناور ] 1.giden. 2.akan. 3.ruh. revan olmak gitmek, yola koyulmak. revgan bk. rugan
reviş (F.) [ شور ] 1.gidiş. 2.tarz, yöntem. revnak (A.) [ ﻖﻥور ] parlaklık.
revnak vermek canlılık kazandırmak.
 
revnakbahş (A.-F.) [ ﺶﺨﺑ ﻖﻥور ] parlaklık veren, canlılık kazandıran. revnakdar (A.-F.) [ راﺪﻘﻥور ] revnaklı.
revzen (F.) [ نزور ] pencere. re’y (A.) [ یأر ] 1.görüş. 2.oy. reyhan (A.) [ نﺎﺤیر ] fesleğen. rez (F.) [ زر ] asma.
 
rezâil (A.) [ ﻞﺋاذر ] rezaletler. rezâlet (A.) [ ﺖﻝاذر ] rezillik. rezzak (A.) [ قازر ] rızıklandıran.
rıdvan (A.) [ ناﻮﺽر ] 1.cennet. 2.cennetin kapıcısı. rıhlet (A.) [ ﺖﻠﺣر ] 1.göçüş. 2.ölme.
rızâ (A.) [ ﺎﺽر ] 1.razılık, memnunluk. 2.istek. rızk (A.) [ قزر ] rızık.
riâyet (A.) [ ﺖیﺎﻋر ] 1.uyma. 2.sayma. riâyet etmek 1.uymak. 2.saymak. riâyetkâr (A.-F.) [ رﺎﮑﺘیﺎﻋر ] saygılı.
ribâ (A.) [ ﺎﺑر ] tefecinin aldığı aşırı faiz. ribâhar (F.-A.) [ راﻮﺧﺎﺑر ] tefeci.
ribat (A.) [ طﺎﺑر ] 1.konak. 2.han, kervansaray. 3.tekke. ric’at (A.) [ ﺖﻌﺝر ] 1.geri dönüş. 2.geri çekilme.
ricakâr (A.-F.) [ رﺎﮐﺎﺝر ] ricası, yalvarırcasına.
 
ricâl (A.) [ لﺎﺝر ] 1.erkekler. 2.üst düzeyde bulunanlar. ridâ (A.) [ ادر ] 1.örtü. 2.hırka. 3.derviş postu.
rie (A.) [ ﻪﺋر ] akciğer.
 
rihlet (A.) [ ﺖﻠﺣر ] 1.göç. 2.ölme. rihlet etmek 1.göçmek. 2.ölmek.
rikâb (A.) [ بﺎﮐر ] 1.üzengi. 2.huzur, kat.
 
rikkat (A.) [ ﺖﻗر ] 1.incelik, hassaslık. 2.acıma. rind (F.) [ ﺪﻥر ] dünyayı umursamayan.
 
rîş (F.) [ ﺶیر ] 1.yara. 2.sakal. 3.kök. rîşe (F.) [ ﻪﺸیر ] kök, saçaklı kök.
rîşhand (F.) [ ﺪﻨﺨﺸیر ] bıyık altından gülüş. rişvet (A.) [ تﻮﺵر ] rüşvet.
rivâyât (A.) [ تﺎیاور ] rivayetler, söylentiler.
 
rivâyet (A.) [ ﺖیاور ] 1.nakletme, hikaye etme. 2.söylenti. riyâ (A.) [ ﺎیر ] ikiyüzlü.
riyâkâr (A.-F.) [ رﺎﮐﺎیر ] ikiyüzlü. riyâkârâne (A.-F.) [ ﻪﻥارﺎﮐﺎیر ] ikiyüzlüce. riyakarlık (A.-F.-T.) ikiyüzlülük.
riyâset (A.) [ ﺖﺱﺎیر ] başkanlık. riyâset etmek başkanlık yapmak. riyâz (A.) [ ضﺎیر ] bahçeler.
riyâzet (A.) [ ﺖﺽﺎیر ] nefsinin isteklerine boyun eğmeden yaşama. riyâzî (A.) [ ﯽﺽﺎیر ] 1.matematikçi. 2.matematiksel.
riyâziyat (A.) [ تﺎﻴﺽﺎیر ] matematik. riyâziyatçı (A.-T.) matematikçi.
riyâziyyûn (A.) [ نﻮﻴﺽﺎیر ] matematikçiler. rû (F.) [ ور ] yüz.
rub’ (A.) [ ﻊﺑر ] çeyrek, dörtte bir. rûbah (F.) [ ﻩﺎﺑور ] tilki.
rubaiyat (A.) [ تﺎﻴﻋﺎﺑر ] rubailer. rûbeh (F.) [ ﻪﺑور ] tilki.
 
rûberû (F.) [ وﺮﺑور ] yüzyüze. rugan (F.) [ ﻦﻏور ] yağ.
rûh (A.) [ حور ] can, ruh. ruh (F.) [ خر ] yanak, yüz. ruham (A.) [ مﺎﺧر ] mermer. ruhbân (A.) [ نﺎﺒهر ] papazlar.
ruhbâniyyet (A.) [ ﺖﻴﻥﺎﺒهر ] ruhbanlık. rûhefza (A.-F.) [ اﺰﻓا حور ] cana can katan. rûhî (A.) [ ﯽﺣور ] 1.ruh ile ilgili. 2.ruhsal. rûhiyyat (A.) [ تﺎﻴﺣور ] psikoloji.
ruhsâr (F.) [ رﺎﺴﺧر ] yüz. ruhsat (A.) [ ﺖﺼﺧر ] izin.
ruk’a (A.) [ ﻪﻌﻗر ] 1.pusula. 2.dilekçe. 3.yama. rumûz (A.) [ زﻮﻡر ] işaretler, semboller.
rûşen (F.) [ ﻦﺵور ] 1.aydınlık. 2.açık, aşikar. rûşen kılmak açıklamak, söylemek.
rutûbet (A.) [ ﺖﺑﻮﻃر ] nem. rûy (F.) [ یور ] yüz.
rûy-i zemin (F.) [ ﻦﻴﻡز یور ] 1.yeryüzü. 2.yer. rûz (F.) [ زور ] 1.gün. 2.gündüz.
rûz -i cezâ [ اﺰﺝ زور ] kıyamet günü. rûze (F.) [ ﻩزور ] oruç.
rûzgâr (F.) [ رﺎﮔزور ] zaman.
 
rûznâmçe (F.) [ ﻪﭽﻡﺎﻥزور ] yevmiye defteri. rûzüşeb (F.) [ ﺐﺵ و زور ] gündüz gece. rü’yet (A.) [ ﺖیؤر ] görme.
rübab (A.) [ بﺎﺑر ] rebap.
 
rübai (A.) [ ﯽﻋﺎﺑر ] dörtlük, rubai. rüchan (A.) [ نﺎﺤﺝر ] üstünlük. rücû (A.) [ عﻮﺝر ] geri dönme.
rüesâ (A.) [ ﺎﺱؤر ] başkanlar, reisler. rüfekâ (A.) [ ﺎﻘﻓر ] arkadaşlar.
rükn (A.) [ ﻦﮐر ] 1.direk, sütun. 2.esas. rüsum (A.) [ مﻮﺱر ] 1.vergi. 2.tören. rüsûmat (A.) [ تﺎﻡﻮﺱر ] gümrük idaresi. rüsvâ /y (F.) [ یاﻮﺱر ] rezil.
rüşd (A.) [ ﺪﺵر ] 1.gelişme. 2.erginlik. 3.doğru yolda gidiş. rüşvet (A.) [ تﻮﺵر ] rüşvet.
rüya (A.) [ ﺎیور ] düş.
 
rüzgâr (F.) [ رﺎﮔزور ] 1.zaman. 2.devir.
 
 
 

 

Paylaş
Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

Bu Yazıya Toplam 0 Yorum Yapılmış

İsminiz

E-Posta Adresiniz

Şehir

Önceki yazıyı okuyun:
OSMANLI TÜRKÇESİ SÖZLÜĞÜ – OSMANLICA SÖZLÜK

  A   â  (F.)  [ﺁ]    1.ünlem  edatı  ey,  hey.  2.iki  kelimenin  arasına  girerek,  anlamı   pekiştiren yeni kelimeler türetmeye...

Kapat