OSMANLI TÜRKÇESİ SÖZLÜĞÜ – OSMANLICA SÖZLÜK ( U -Z )

Ana Sayfa » MATERYALLER » SÖZLÜKLER » OSMANLI TÜRKÇESİ SÖZLÜĞÜ – OSMANLICA SÖZLÜK ( U -Z )
Sitemize 18 Ağustos 2014 tarihinde eklenmiş ve 244 views kişi tarafından ziyaret edilmiş.

U

 

 

 

 

u’cûbe (A.) [ ﻪﺑﻮﺠﻋا ] acayip, şaşılacak şey. ubûdiyyet (A.) [ ﺖیدﻮﺒﻋ ] kulluk.

ubûr (A.) [ رﻮﺒﻋ ] geçiş.

 

ucb (A.) [ ﺐﺠﻋ ] kendini beğenme. ûd (A.) [ دﻮﻋ ] 1.öd ağacı. 2.ud.

ûdî (A.) [ یدﻮﻋ ] ud sanatçısı. udûl (A.) [ لوﺪﻋ ] vazgeçme. udûl etmek vazgeçmek.

ufuk (A.) [ ﻖﻓا ] ufuk.

 

ufûnet (A.) [ ﺖﻥﻮﻔﻋ ] 1.yangı. 2.kötü koku. uhde (A.) [ ﻩﺪﻬﻋ ] sorumluluk.

uhrâ (A.) [ یﺮﺧا ] başka, diğer. uhrevî (A.) [ یوﺮﺧا ] ahiret ile ilgili. uht (A.) [ ﺖﺧا ] kızkardeş.

uhuvvet (A.) [ تﻮﺧا ] kardeşlik. ukâb (A.) [ بﺎﻘﻋ ] kartal.

ukalâ (A.) [ ﻼﻘﻋ ] akıl sahipleri. ukbâ (A.) [ ﯽﺒﻘﻋ ] ahiret.

ukde (A.) [ ﻩﺪﻘﻋ ] 1.düğüm. 2.gönül üzüntüsü. 3.sorun.

 

ukûbât (A.) [ تﺎﺑﻮﻘﻋ ] cezalar. ukûbet (A.) [ ﺖﺑﻮﻘﻋ ] ceza. ukûbet bulmak cezalandırılmak. ukûd (A.) [ دﻮﻘﻋ ] akitler.

ukûl (A.) [ لﻮﻘﻋ ] akıllar. ûlâ (A.) [ ﯽﻝوا ] ilk, birinci. ulemâ (A.) [ ﺎﻤﻠﻋ ] bilginler.

ulûfe (A.) [ ﻪﻓﻮﻠﻋ ] 1.yem. 2.yeniçeri maaşı. ulûhiyyet (A.) [ ﺖﻴهﻮﻝا ] tanrılık.

ulûm (A.) [ مﻮﻠﻋ ] ilimler.

 

ûlülazm (A.) [ ﻢﻈﻌﻝا ﻮﻝوا ] büyük peygamber. ûlülebsâr (A.) [ رﺎﺼﺑﻻا ﻮﻝوا ] görüş sahipleri. ûlülemr (A.) [ ﺮﻡﻻا ﻮﻝوا ] padişah.

ulüvv (A.) [ ﻮﻠﻋ ] yücelik. ulvî (A.) [ یﻮﻠﻋ ] yüce.

ulyâ (A.) [ ﺎﻴﻠﻋ ] 1.çok yüce. 2.yukarı, üst. umde (A.) [ ﻩﺪﻤﻋ ] 1.dayanak. 2.ilke, prensip. umk (A.) [ ﻖﻤﻋ ] derinlik.

ummâl (A.) [ لﺎﻤﻋ ] 1.görevliler. 2.yöneticiler. ummân (A.) [ نﺎﻤﻋ ] okyanus.

umran (A.) [ ناﺮﻤﻋ ] bayındırlık.

 

umûm (A.) [ مﻮﻤﻋ ] 1.genel. 2.halk. 3.tüm. umûmen (A.) [ ﺎﻡﻮﻤﻋ ] genellikle.

 

umûmhâne (A.-F.) [ ﻪﻥﺎﺧ مﻮﻤﻋ ] genelev. umûmî (A.) [ ﯽﻡﻮﻤﻋ ] genel. umûmîleşmek genelleşmek.

umûmiyyet (A.) [ ﺖﻴﻡﻮﻤﻋ ] genellik. umûmiyyetle (A.-T.) genellikle. umûr (A.) [ رﻮﻡا ] işler.

unf (A.) [ ﻒﻨﻋ ] sertlik, katılık, şiddet.

 

unfen (A.) [ ﺎﻔﻨﻋ ] sertçe, şiddet kullanarak, kabalıkla. unfuvân (A.) [ ناﻮﻔﻨﻋ ] gençlik ödnemi.

unmûzec (A.) [ جذﻮﻤﻥا ] örnek. unnâb (A.) [ بﺎﻨﻋ ] hünnap.

unsur (A.) [ ﺮﺼﻨﻋ ] 1.eleman.madde. 2.topluluk. urefâ (A.) [ ﺎﻓﺮﻋ ] arifler.

urûc (A.) [ جوﺮﻋ ] yükselme, göklere ağma. urûc etmek yükselmek, göklere ağmak.

urûk (A.) [ قوﺮﻋ ] 1.damarlar. 2.ırklar. urve (A.) [ ﻩوﺮﻋ ] kulp.

uryân (A.) [ نﺎیﺮﻋ ] çıplak, üryan. usâre (A.) [ ﻩرﺎﺼﻋ ] özsuyu.

usr (A.) [ ﺮﺴﻋ ] güçlük.

 

usret (A.) [ تﺮﺴﻋ ] güçlük, sıkıntı, zorluk. ustûre (A.) [ ﻩرﻮﻄﺱا ] efsane, mitoloji. ustûrevî (A.) [ یورﻮﻄﺱا ] efsanevî, mitolojik.

 

usûl (A.) [ لﻮﺹا ] 1.asıllar. 2.yöntem, yol yordam, metod. usûlî (A.) [ ﯽﻝﻮﺹا ] metodik.

uşşâk (A.) [ قﺎﺸﻋ ] aşıklar. utrûş (A.) [ شوﺮﻃا ] sağır. utûfet (A.) [ ﺖﻓﻮﻄﻋ ] şefkat. uyûb (A.) [ بﻮﻴﻋ ] kusurlar. uyûn (A.) [ نﻮﻴﻋ ] gözler.

uzlet (A.) [ ﺖﻝﺰﻋ ] köşesine çekilme. uzletgâh (A.-F.) [ ﻩﺎﮕﺘﻝﺰﻋ ] inziva yeri.

uzletgüzin (A.-F.) [ ﻦیﺰﮔ ﺖﻝﺰﻋ ] köşesine çekilen, münzevi. uzletgüzin olmak köşesine çekilmek.

uzmâ (A.) [ ﯽﻤﻈﻋ ] büyük, çok büyük.

 

uzûbet (A.) [ ﺖﺑوﺬﻋ ] 1.tatlılık. 2.şirinlik, alımlılık. uzûbet (A.) [ ﺖﺑوﺰﻋ ] bekarlık.

uzv (A.) [ ﻮﻀﻋ ] 1.organ. 2.üye. uzvî (A.) [ یﻮﻀﻋ ] organik.

uzviyye (A.) [ ﻪیﻮﻀﻋ ] canlı, organik. uzviyyet (A.) [ ﺖیﻮﻀﻋ ] canlı.

 

 

 

 

 

 

Ü

 

 

 

 

 

übbehet (A.) [ ﺖﻬﺑا ] ululuk.

 

übüvvet (A.) [ تﻮﺑا ] babalık.

 

ücret (A.) [ تﺮﺝا ] hizmet karşılığında verilen para. ücûr (A.) [ رﻮﺝا ] ücretler.

ücûrât (A.) [ تارﻮﺝا ] ücretler. üdebâ (A.) [ ﺎﺑدا ] edipler.

üf’ûle (A.) [ ﻪﻝﻮﻌﻓا ] .görev, fonksiyon.

 

üf’ûlevî (A.) [ یﻮﻝﻮﻌﻓا ] görevle ilgili, fonksiyonel.

 

üftâde (F.) [ ﻩدﺎﺘﻓا ] 1.düşmüş. 2.düşkün. 3.aşık. 4.zavallı.

 

üftâdegân (F.) [ نﺎﮔدﺎﺘﻓا ] 1.düşmüşler. 2.düşkünler. 3.aşıklar. 4.zavallılar. üftânühîzân (F.) [ ناﺰﻴﺧ و نﺎﺘﻓا ] düşe kalka.

üfûl (A.) [ لﻮﻓا ] 1.batış. 2.ölüm.

 

ükül (A.) [ ﻞﮐا ] 1.meyva. 2.azık. 3.zeka.

 

ülfet (A.) [ ﺖﻔﻝا ] 1.dostluk. 2.kaynaşma. 3.görüşme, konuşma.

 

ülfet etmek 1.dostluk kurmak. 2.kaynaşmak, alışmak. 3.görüşmek, konuşmak. ümem (A.) [ ﻢﻡا ] ümmetler.

ümenâ (A.) [ ﺎﻨﻡا ] güvenilir kişiler. ümerâ (A.) [ اﺮﻡا ] emirler.

ümîd (F.) [ﺪﻴﻡا ] ümit, umut.

 

ümîd etmek umutlanmak.

 

ümîdbahş (F.) [ ﺶﺨﺑﺪﻴﻡا ] ümit verici. ümîdbahşî (F.) [ ﯽﺸﺨﺑﺪﻴﻡا ] ümit verme. ümîdvâr (F.) [ راوﺪﻴﻡا ] ümitli.

ümîdvârî (F.) [ یراوﺪﻴﻡا ] ümitli olma. ümm (A.) [ ما ] anne, ana.

ümmehât (A.) [ تﺎﻬﻡا ] 1.anneler. 2.temeller, esaslar. ümmet (A.) [ ﺖﻡا ] ümmet, bir peygambere bağlı olanlar. ümmîd (F.) [ ﺪﻴﻡا ] ümit.

ümmiyyet (A.) [ ﺖﻴﻡا ] ümmîlik, hiç okuma yazma bilmeyen. ümmülbilâd (A.) [ دﻼﺒﻝا ما ] Mekke.

ümmülkitâb (A.) [ بﺎﺘﮑﻝا ما ] 1.Fâtiha sûresi. 2.levhimahfuz. ümmülkurâ (A.) [ اﺮﻘﻝا ما ] Mekke.

ümrân (A.) [ ناﺮﻤﻋ ] bayındırlık, kalkınma. ünâs (A.) [ سﺎﻥا ] halk.

ünbûbe (A.) [ ﻪﺑﻮﺒﻥا ] 1.boru. 2.kılcal damar. üns (A.) [ ﺲﻥا ] alışma.

ünsiyyet (A.) [ ﺖﻴﺴﻥا ] alışma. ünsiyyet kesb etmek alışmak. ünûset (A.) [ ﺖﺛﻮﻥا ] dişilik.

ürcûfe (A.) [ ﻪﻓﻮﺝرا ] yalan dolan, uydurma söz, martaval. üryân (A.) [ نﺎیﺮﻋ ] çıplak, anadan doğma.

üsbû’ (A.) [ عﻮﺒﺱا ] hafta.

 

üsbû’î (A.) [ ﯽﻋﻮﺒﺱا ] haftalık. üserâ (A.) [ اﺮﺱا ] tutsaklar, esirler. üskuf (A.) [ ﻒﻘﺱا ] papaz.

üslûb (A.) [ بﻮﻠﺱا ] anlatım tarzı. üss (A.) [ سا ] 1.üs. 2.esas.

üssülesâs (A.) [ سﺎﺱﻻا سا ] asıl, temel.

 

üstâd (F.) [ دﺎﺘﺱا ] 1.üstat. 2.profesör. 3.usta. üstâdâne (F.) [ ﻪﻥادﺎﺘﺱا ] ustaca.

üstâdî (F.) [ یدﺎﺘﺱا ] 1.ustalık. 2.üstatlık. üstûr (F.) [ رﻮﺘﺱا ] binek ve yük hayvanı.

üstûre (A.) [ ﻩرﻮﻄﺱا ] 1.efsane. 2.uydurma söz. üstühan (F.) [ ناﻮﺨﺘﺱا ] kemik.

üstüre (F.) [ ﻩﺮﺘﺱا ] ustura. üstüvâne (A.) [ ﻪﻥاﻮﺘﺱا ] silindir.

üstüvâr (F.) [ راﻮﺘﺱا ] 1.sağlam. 2.güvenilir. üstüvârî (F.) [یراﻮﺘﺱا] 1.sağlamlık. 2.güvenilirlik. üştür (F.) [ ﺮﺘﺵا ] deve.

üştürban (F.) [ نﺎﺑﺮﺘﺵا ] deveci. üştürdil (F.) [ لدﺮﺘﺵا ] kinci.

üştürhâr (F.) [ رﺎﺧﺮﺘﺵا ] deve dikeni. üzn (A.) [ نذا ] kulak.

 

 

 

 

 

 

V

 

 

 

 

 

va’d (A.) [ ﺪﻋو ] vaat.

 

va’d edilmek vaat edilmek. va’d etmek vaat etmek.

va’z (A.) [ ﻆﻋو ] vaaz, dinî öğüt. vâbeste (F.) [ ﻪﺘﺴﺑاو ] bağlı. vâbestegân (F.) [ نﺎﮕﺘﺴﺑاو ] bağlılar. vâcib (A.) [ ﺐﺝاو ] gerekli.

vâcib olmak gerekmek.

 

vâcibât (A.) [ تﺎﺒﺝاو ] gerekenler, yapılması gerekli olanlar. vâcibe (A.) [ ﻪﺒﺝاو ] gereken, yapılması gerekli olan.

vâcibülîfâ (A.) [ ﺎﻔیﻻا ﺐﺝاو ] yapılması gereken, yerine getirilmesi gereken. vâcibülvücûd (A.) [ دﻮﺝﻮﻝا ﺐﺝاو ] Tanrı.

vâcid (A.) [ ﺪﺝاو ] 1.Tanrı. 2.meydana getiren.

 

vâdî (A.) [ یداو ] 1.vadi. 2.nehir yatağı. 2.saha, alan. vâfir (A.) [ ﺮﻓاو ] bol.

vâh (A.) [ ﻩاو ] vah, yazık.

 

vâha (A.) [ ﻪﺣاو ] vaha, çöl ortasındaki yeşil alan.

 

vahâmet (A.) [ ﺖﻡﺎﺧو ] korkunçluk, vehamet, tehlikeli durum. vâhasretâ (A.) [ ﺎﺕﺮﺴﺣاو ] eyvahlar olsun.

 

vâhayfâ (A.) [ ﺎﻔﻴﺣاو ] yazıklar olsun, eyvahlar olsun, vah vah. vahdânî (A.) [ ﯽﻥاﺪﺣو ] Tanrı’nın birliği ile ilgili.

vahdâniyyet (A.) [ ﺖﻴﻥاﺪﺣو ] Tanrı’nın tekliği. vahdet (A.) [ تﺪﺣو ] 1.teklik. 2.birlik, beraberlik. vâhî (A.) [ ﯽهاو ] yararsız.

vâhid (A.) [ ﺪﺣاو ] tek, bir tane. vahîd (A.) [ ﺪﻴﺣو ] tek, biricik. vahîm (A.) [ ﻢﻴﺧو ] korkunç. vahş (A.) [ ﺶﺣو ] yabanıl.

vahşet (A.) [ ﺖﺸﺣو ] 1.yabanîlik. 2.korku.

 

vahşetengîz (A.-F.) [ ﺰﻴﮕﻥا ﺖﺸﺣو ] korkunç, korku salan. vahşetnâk (A.-F.) [ کﺎﻨﺘﺸﺣو ] 1.korkunç. 2.ıssız.

vahşî (A.) [ ﯽﺸﺣو ] 1.yabanî. 2.acımasız. vahy (A.) [ ﯽﺣو ] vahiy.

vâiz (A.) [ ﻆﻋاو ] vaaz veren, dinî öğütler eden.

 

vâjgûn (F.) [ نﻮﮔژاو ] baş aşağı, tepetakla, tersyüz olmuş. vak’a (A.) [ ﻪﻌﻗو ] 1.olay. 2.savaş.

vak’anüvis (A.-F.) [ ﺲیﻮﻥ ﻪﻌﻗو ] tarih yazarı. vak’anüvîsân (A.-F.) [ نﺎﺴیﻮﻥ ﻪﻌﻗو ] tarih yazarları. vakar (A.) [ رﺎﻗو ] ağırbaşlılık.

vakâyi’ (A.) [ ﻊیﺎﻗو ] olaylar.

 

vakf (A.) [ ﻒﻗو ] 1.durma, duruş. 2.durdurma. 3.vakıf. 4.adama. vakfe (A.) [ ﻪﻔﻗو ] durma, duraklama.

 

vakfegâh (A.-F.) [ ﻩﺎﮔ ﻪﻔﻗو ] durulacak yer, durak. vakfiyye (A.) [ ﻪﻴﻔﻗو ] vakıf belgesi.

vâkıa (A.) [ ﻪﻌﻗاو ] 1.olay. 2.gerçek. vâkıât (A.) [تﺎﻌﻗاو ] olaylar.

vâkıf (A.) [ ﻒﻗاو ] 1.vakfeden. 2.anlamak, bilmek.

 

vâki (A.) [ ﻊﻗاو ] olan, meydana gelen, gerçekleşmiş olan.

 

vâki’ olmak 1.olmak, meydana gelmek, gerçekleşmek. 2.bulunmak, yer almak. vakiyye (A.) [ ﻪﻴﻗو ] okka.

vakt (A.) [ ﺖﻗو ] vakit.

 

vaktâki (A.-F.) [ ﻪﮐﺎﺘﻗو ] –diği zaman. vakûr (A.) [ رﻮﻗو ] ağırbaşlı.

vakûrâne (A.-F.) [ ﻪﻥارﻮﻗو ] ağırbaşlılıkla. vâlâ (F.) [ ﻻاو ] yüksek, yüce.

vâlâcâh (F.) [ ﻩﺎﺝﻻاو ] yüksek mevki sahibi. vâlâkadr (F.-A.) [ رﺪﻗﻻاو ] saygıdeğer.

vâlid (A.) [ ﺪﻝاو ] 1.baba. 2.yol açan, doğuran. vâlide (A.) [ ﻩﺪﻝاو ] anne, ana.

vâlideyn (A.) [ ﻦیﺪﻝاو ] anababa. vâlih (A.) [ ﻪﻝاو ] şaşkın.

vâliyân (A.-F.) [ نﺎﻴﻝاو ] valiler. vâm (F.) [ ماو ] borç.

vâmdâr (F.) [ راﺪﻡاو ] borçlu. vâmhâh (F.) [ ﻩاﻮﺨﻡاو ] alacaklı.

 

vâpesin (F.) [ ﻦﻴﺴﭘاو ] sonuncu. vâr (F.) [ راو ] gibi, benzer.

varak (A.) [ قرو ] 1.yaprak. 2.kağıt. 3.plaka. varaka (A.) [ ﻪﻗرو ] 1.belge. 2.bir yaprak.

varakpâre (A.-F.) [ ﻩرﺎﭘ قرو ] 1.kağıt parçası. 2.pusula, not. vâreste (F.) [ ﻪﺘﺱراو ] 1.kurtulmuş, rahat. 2.uzak.

vârî (F.) [ یراو ] gibi.

 

vârid (A.) [ دراو ] 1.gelen, ulaşan. 2.sözkonusu. vâridât (A.) [ تادراو ] kazanç, gelir.

vâride (A.) [ ﻩدراو ] 1.gelen, ulaşan. 2.akla gelen. vâris (A.) [ ثراو ] mirasçı.

varta (A.) [ ﻪﻃرو ] 1.uçurum. 2.tehlike. vârûn (F.) [ نوراو ] ters, başaşağı. vârûne (F.) [ ﻪﻥوراو ] ters, başaşağı. vasat (A.) [ ﻂﺱو ] 1.orta. 2.ortalama. vasatî (A.) [ ﯽﻄﺱو ] 1.ortalama. 2.orta.

vasf (A.) [ ﻒﺹو ] 1.nitelik, özellik. 2.övgü. vâsıl (A.) [ ﻞﺹاو ] ulaşan, kavuşan, gelen. vâsıl olmak ulaşmak, kavuşmak.

vâsıta (A.) [ ﻪﻄﺱاو ] 1.aracı. 2.araç, alet.

 

vâsi’ (A.) [ ﻊﺱاو ] 1.geniş. 2.yaygın. 3.kapsamlı. 4.enli. 5.bol. vasiyyet (A.) [ ﺖﻴﺹو ] vasiyet.

vasiyyetnâme (A.-F.) [ ﻪﻡﺎﻥ ﺖﻴﺹو ] vasiyet mektubu.

 

vasl (A.) [ ﻞﺹو ] 1.ulaşma. 2.kavuşma, vuslat. 3.bağlama, ulama. vassaf (A.) [ فﺎﺹو ] öven, anlatan, tavsif eden.

vassal (A.) [ لﺎﺹو ] ulaştıran. vatan (A.) [ ﻦﻃو ] yurt.

vatandaş (A.-T.) [ شاﺪﻨﻃو ] yurttaş. vatanî (A.) [ ﯽﻨﻃو ] yurt ile ilgili. vatanperver (A.-F.) [ روﺮﭘ ﻦﻃو ] yurtsever.

vatanperverâne (A.-F.) [ ﻪﻥاروﺮﭘ ﻦﻃو ] yurtseverce. vâveylâ (A.) [ ﻼیواو ] 1.yazık, eyvahlar olsun. 2.çığlık. vâveylâ düşmek çığlıklar atılmak.

vâye (F.) [ ﻪیاو ] kısmet.

 

vaz’ (A.) [ ﻊﺽو ] 1.koyma, konulma. 2.bırakma. 3.atama. 4.durum, konum. vaz’ -ı haml [ ﻞﻤﺣ ﻊﺽو ] doğum.

vaz’ -ı kadîm [ ﻢیﺪﻗ ﻊﺽو ] eski konum, eski durum. vaz’ -ı yed [ ﺪی ﻊﺽو ] el koyma.

vaz’ -ı yed edilmek el konulmak. vaz’ -ı yed etmek el koymak.

vaz’ etmek koymak.

 

vaz’an (A.) [ ﺎﻌﺽو ] konumu bakımından. vazâif (A.) [ ﻒﺋﺎﻇو ] görevler, ödevler.

vâzı’ (A.) [ ﻊﺽاو ] 1.koyan, koyucu. 2.hazırlayıcı. vâzıh (A.) [ ﺢﺽاو ] açık, net.

vâzıhan (A.) [ ﺎﺤﺽاو ] açıkça, açık olarak.

 

vazî' (A.) [ ﻊﻴﺽو ] 1.alçak, aşağı. 2.mütevazi. vazîfe (A.) [ ﻪﻔﻴﻇو ] 1.görev. 2.ödev.

vazîfedâr (A.-F.) [ راد ﻪﻔﻴﻇو ] görevli. vazîfeşinas (A.) [ سﺎﻨﺵ ﻪﻔﻴﻇو ] görevine düşkün. vaziyet (A.) [ ﺖﻴﻌﺽو ] durum, konum.

vebâl (A.) [ لﺎﺑو ] günah.

 

vecâhet (A.) [ ﺖهﺎﺝو ] yüz güzelliği. vecd (A.) [ ﺪﺝو ] coşku.

vecdâver (A.-F.) [ روﺁﺪﺝو ] coşkulu, heyecanlandıran.

 

vech (A.) [ ﻪﺝو ] 1.yüz. 2.sebep, ilgi, münasebet, vasıta. 3.yüzey. veche (A.) [ ﻪﻬﺝو ] 1.yüz. 2.yön, taraf.

vecîbe (A.) [ ﻪﺒﻴﺝو ] yapılması gereken, görev. vecîz (A.) [ ﺰﻴﺝو ] özlü.

vecîze (A.) [ ﻩﺰﻴﺝو ] özdeyiş.

 

vedâ (A.) [ عادو ] ayrılış, ayrılma. vedâyi’ (A.) [ ﻊیادو ] emanetler. vedîa (A.) [ ﻪﻌیدو ] emanet.

vefâ (A.) [ ﺎﻓو ] 1.sözünde durma. 2.dostluğu sürdürme. vefâ etmek sözünde durmak, vefa göstermek.

vefâdâr (A.-F.) [ رادﺎﻓو ] vefalı. vefâkâr (A.-F.) [ رﺎﮐﺎﻓو ] vefalı. vefât (A.) [ تﺎﻓو ] ölüm.

vefât etmek ölmek.

 

vefeyât (A.) [ تﺎﻴﻓو ] ölümler.

 

vefk (A.) [ ﻖﻓو ] 1.uyum. 2.uygun. vegayrühü (A.) [ ﻩﺮﻴﻏو ] ondan başka. vegayrühüm (A.) [ ﻢهﺮﻴﻏو ] ondan başkaları. veh (F.-A.) [ ﻩو ] vah.

vehb (A.) [ ﺐهو ] bağış, vergi. vehbî (A.) [ ﯽﺒهو ] Tanrı vergisi.

vehelümmecerrâ (A.) [ یﺮﺝ ﻢﻠه و ] var gerisini kıyas et. vehhâb (A.) [ بﺎهو ] çok bağışlayıcı Tanrı.

vehhâbiyyet (A.) [ ﺖﻴﺑﺎهو ] vehhâbîlik. vehhâbiyyûn (A.) [ نﻮﻴﺑﺎهو ] vehhâbîler. vehim (A.) [ ﻢهو ] kuruntu.

vehleten (A.) [ ﺔﻠهو ] ansızın. vehm (A.) [ ﻢهو ] kuruntu.

vehmî (A.) [ ﯽﻤهو ] kuruntuya dayalı, evham üstüne kurulmuş. vehmnâk (A.-F.) [ کﺎﻨﻤهو ] kuruntulu.

veillâ (A.) [ ﻻاو ] yoksa, aksi takdirde.

 

vekâhat (A.) [ ﺖﺣﺎﻗو ] arsızlık, utanmazlık, hayasızlık. vekâlet (A.) [ ﺖﻝﺎﮐو ] 1.vekillik. 2.bakanlık. 3.avukatlık. vekâleten (A.) [ ﺔﻝﺎﮐو ] vekil olarak.

vekâletnâme (A.-F.) [ ﻪﻡﺎﻥ ﺖﻝﺎﮐو ] vekillik belgesi. vekâletpenâh (A.-F.) [ ﻩﺎﻨﭘ ﺖﻝﺎﮐو ] sadrazam. vekâyi’ (A.) [ ﻊیﺎﻗو ] 1.olaylar. 2.savaşlar.

 

vekıs’alâhâzâ (A.) [ اﺬه ﯽﻠﻋ ﺲﻗو ] bununla kıyasla.

 

vekil (A.) [ ﻞﻴﮐو ] 1.avukat. 2.biri tarafından yetki verilmiş. 3.bakan. velâdet (A.) [ تدﻻو ] 1.doğum. 2.doğum günü.

velâyet (A.) [ ﺖیﻻو ] 1.velîlik. 2.dostluk. 3.otorite. velev (A.) [ ﻮﻝو ] olsa da.

velhâsıl (A.) [ ﻞﺹﺎﺤﻝاو ] kısaca, sözün kısası.

 

velî (A.) [ ﯽﻝو ] 1.ermiş, velî. 2.çocuktan sorumlu olan. velî (F.) [ ﯽﻝو ] ama, fakat.

velîahd (A.) [ ﺪﻬﻌﻴﻝو ] veliaht. velîk (F.) [ ﮏﻴﻝو ] ama, ancak. velîkin (F.) [ ﻦﮑﻴﻝو ] ama, ancak.

velîme (A.) [ ﻪﻤﻴﻝو ] 1.ziyafet. 2.düğün. velûd (A.) [ دﻮﻝو ] 1.doğurgan. 2.üretken. velvele (A.) [ ﻪﻝﻮﻝو ] gürültü patırtı.

verâ (A.) [ ارو ] öte.

 

verâset (A.) [ ﺖﺛارو ] varislik. verd (A.) [ درو ] gül.

verem (A.) [ مرو ] 1.şişkinlik, şiş. 2.verem, tüberküloz. verese (A.) [ ﻪﺛرو ] varisler, mirasçılar.

verîd (A.) [ ﺪیرو ] toplardamar. vesâik (A.) [ ﻖﺋﺎﺛو ] belgeler. vesâil (A.) [ ﻞﺋﺎﺱو ] sebepler.

vesâit (A.) [ ﻂﺋﺎﺱو ] 1.araçlar. 2.aracılar.

 

vesâtet (A.) [ ﺖﻃﺎﺱو ] aracılık. vesâyâ (A.) [ ﺎیﺎﺹو ] vasiyetler. vesîka (A.) [ ﻪﻘﻴﺛو ] belge.

vesîle (A.) [ ﻪﻠﻴﺱو ] 1.sebep, bahane. 2.yol. vesme (A.) [ ﻪﻤﺱو ] rastık.

vesvese (A.) [ ﻪﺱﻮﺱو ] kuruntu. veş (F.) [ شو ] gibi.

veşak (A.) [ ﻖﺵو ] vaşak. veted (A.) [ ﺪﺕو ] kazık.

veter (A.) [ ﺮﺕو ] 1.kiriş. 2.saz teli.

 

vetîre (A.) [ ﻩﺮﻴﺕو ] 1.üslup. 2.süreç. 3.dar yol.

 

veyl (A.) [ ﻞیو ] yazık, yazıklar olsun, eyvahlar olsun. vezâif (A.) [ ﻒﺋﺎﻇو ] görevler, ödevler.

vezân (F.) [ نازو ] esen. vezâret (A.) [ ترازو ] vezirlik.

vezîr (A.) [ ﺮیزو ] eskiden bakanlık görevini üstlenen kişi. vezn (A.) [ نزو ] ağırlık.

vezne (A.) [ ﻪﻥزو ] 1.ağırlık. 2.tartı. 3.para gişesi. veznedâr (A.-F.) [ راد ﻪﻥزو ] gişe görevlisi. vicâhen (A.) [ ﺎهﺎﺝو ] yüzleşerek, yüzüne karşı. vicâhî (A.) [ ﯽهﺎﺝو ] yüzyüze.

vicdân (A.) [ ناﺪﺝو ] iyi ile kötüyü ayırt edip değerlendirme duygusu. vicdânen (A.) [ ﺎﻥاﺪﺝو ] vicdan bakımından.

 

vidâd (A.) [ دادو ] 1.sevgi. 2.dostluk. vikâye (A.) [ ﻪیﺎﻗو ] koruma.

vikâye etmek korumak, esirgemek, kayırmak. vilâdet (A.) [ تدﻻو ] 1.doğum. 2.doğum günü. vilâyât (A.) [ تﺎیﻻو ] vilayetler.

vildân (A.) [ ناﺪﻝو ] 1.bebekler. 2.köleler.

 

vîrân (F.) [ ناﺮیو ] 1.yıkık, harap olmuş. 2.yıkıntı, harabe. vîrân etmek yıkmak, harap etmek.

vîrân olmak 1.yıkılmak, harap olmak. 2.perişan olmak. vîrâne (F.) [ ﻪﻥاﺮیو ] yıkıntı alan, harap yer, harap bina. vîrânî (F.) [ ﯽﻥاﺮیو ] haraplık.

vird (A.) [ درو ] dua. vird etmek dua etmek.

visâk (A.) [ قﺎﺛو ] antlaşma.

 

visâl (A.) [ لﺎﺹو ] 1.ulaşma, varma. 2.kavuşma, vuslat. vufûr (A.) [ رﻮﻓو ] bolluk.

vuhûş (A.) [ شﻮﺣو ] 1.vahşiler. 2.yaban hayvanları.

 

vukû bulmak meydana gelmek, cereyan etmek, gerçekleşmek. vukû’ (A.) [ عﻮﻗو ] meydana gelme, cereyan etme.

vukûât (A.) [ تﺎﻋﻮﻗو ] 1.olaylar. 2.polisiye olaylar.

 

vukûf (A.) [ فﻮﻗو ] bir konu hakkında geniş bilgi sahibi olma. vukufsuz (A.-T.) bilgisiz.

vuskâ (A.) [ ﯽﻘﺛو ] sağlam.

 

vusla (A.) [ ﻪﻠﺹو ] 1.ek. 2.yama.

 

vuslat (A.) [ ﺖﻠﺹو ] 1.ulaşma. 2.kavuşma. vustâ (A.) [ ﯽﻄﺱو ] orta, iç.

vusûl (A.) [ لﻮﺹو ] ulaşma, gelme. vusûl eylemek gelmek, ulaşmak. vuzû (A.) [ ءﻮﺽو ] abdest.

vuzûh (A.) [ حﻮﺽو ] açıklık. vücûb (A.) [ بﻮﺝو ] gereklilik.

vücûd (A.) [ دﻮﺝو ] 1.varlık. 2.beden. 3.var oluş. vücûd bulmak meydana gelmek, oluşmak.

vücûh (A.) [ ﻩﻮﺝو ] 1.yüzler. 2.şekiller, tarzlar. 3.yüzeyler. 4.ileri gelenler. vüfûd (A.) [ دﻮﻓو ] elçiler.

vüfûr (A.) [ رﻮﻓو ] bolluk.

 

vükelâ (A.) [ ﻼﮐو ] 1.vekiller. 2.bakanlar. vülât (A.) [ تﻻو ] valiler.

vürûd (A.) [ دورو ] giriş, geliş. vürûd etmek girmek, gelmek.

vüs’ (A.) [ ﻊﺱو ] 1.genişlik. 2.kapasite. 3.takat.

 

vüs’at (A.) [ ﺖﻌﺱو ] 1.genişlik. 2.kapasite. 3.parasal yeterlik. 4.genlik. vüskâ (A.) [ ﯽﻘﺛو ] sağlam.

vüsûk (A.) [ قﻮﺛو ] 1.sağlamlık. 2.güvenilirlik. vüzerâ (A.) [ ارزو ] vezirler.

 

 

 

 

 

 

Y

 

 

 

 

 

yâ (A.) [ ﺎی ] ey.

 

yâb (F.) [ بﺎی ] bulan. yâbis (A.) [ ﺲﺑﺎی ] kuru.

yâd (F.) [ دﺎی ] 1.hatırlama. 2.gönül, hatır. 3.anı, hatıra. yâd edilmek anılmak, hatırlanmak.

yâd etmek anmak, hatırlamak. yâdgâr (F.) [ رﺎﮔدﺎی ] 1.anı. 2.hatıra. yadigâr bk. yâdgâr.

yağmâ (F.) [ ﺎﻤﻐی ] talan, çapul.

 

yağma eylemek talan etmek, yağmalamak. yağmâger (F.) [ ﺮﮔﺎﻤﻐی ] yağmacı.

yah (F.) [ ﺦی ] buz.

 

yahbeste (F.) [ ﻪﺘﺴﺑ ﺦی ] buzlanmış, donmuş. yâhud (F.) [ دﻮﺧﺎی ] yahut.

yâis (A.) [ ﺲﺋﺎی ] umutsuz. yakaza (A.) [ ﻪﻈﻘی ] uyanıklık. yakîn (A.) [ ﻦﻴﻘی ] kesin bilgi. yakînen (A.) [ ﺎﻨﻴﻘی ] kesin olarak.

yâkût (A.) [ تﻮﻗﺎی ] 1.yakut. 2.dudak.

 

yakzân (A.) [ نﺎﻈﻘی ] uyanık. yâl (F.) [ لﺎی ] 1.yele. 2.boyun. yâleyte (A.) [ ﺖﻴﻝ ﺎی ] keşke.

yâr (F.) [ رﺎی ] 1.dost. 2.sevgili. 3.arkadaş. yârâ (F.) [ ارﺎی ] güç.

yârân (F.) [ نارﺎی ] dostlar, arkadaşlar. yârî (F.) [ یرﺎی ] 1.dostluk. 2.yardım. yâsemen (F.) [ ﻦﻤﺱﺎی ] yasemin.

yâve (F.) [ ﻩوﺎی ] zırva, saçma.

 

yâvegû (F.) [ ﻮﮔ ﻩوﺎی ] zırvalayan, saçmalayan. yâver (F.) [ روﺎی ] yardımcı.

yâzdeh (F.) [ ﻩدزﺎی ] onbir. ye’s (A.) [ سﺄی ] umutsuzluk. ye’sefzâ (A.-F.) [ اﺰﻓا سﺄی ] üzücü.

yebânî (F.) [ ﯽﻥﺎﺒی ] 1.yabanıl. 2.ürkek. 3.kaba. yed (A.) [ ﺪی ] 1.el. 2.güç.

yegân (F.) [ نﺎﮕی ] birler.

 

yegân yegân (F.) [ نﺎﮕی نﺎﮕی ] bir bir, tek tek. yegâne (F.) [ ﻪﻥﺎﮕی ] biricik.

yegânegî (F.) [ ﯽﮕﻥﺎﮕی ] birlik, teklik. yek (F.) [ ﮏی ] bir.

yekbeyek (F.) [ ﮏﻴﺑ ﮏی ] bir bir, birer birer.

 

yekcihet (F.-A.) [ ﺖﻬﺝ ﮏی ] 1.tek yön. 2.aynı görüşlü.

 

yekcins (F.-A.) [ ﺲﻨﺝ ﮏی ] aynı türden. yekdîger (F.) [ ﺮﮕید ﮏی ] birbiri.

yekdil (F.) [ لد ﮏی ] bir gönül.

 

yeknazarda (F.-A.-T.) ilk bakışta, bir bakışta. yekpâre (F.) [ ﻩرﺎﭘ ﮏی ] 1.tek parça. 2.bütün. yeksân (F.) [ نﺎﺴﮑی ] 1.bir şekilde. 2.birlikte.

yekseviye (F.-A.) [ ﻪیﻮﺱ ﮏی ] aynı düzeyde, eşit seviyeli. yekşenbe (F.) [ ﻪﺒﻨﺵ ﮏی ] pazar.

yektene (F.) [ ﻪﻨﺕ ﮏی ] tek başına. yekûn (A.) [ نﻮﮑی ] toplam.

yel (F.) [ ﻞی ] yiğit. yeldâ (F.) [ اﺪﻠی ] uzun.

yemîn (A.) [ ﻦﻴﻤی ] 1.sağ, sağ yön. 2.ant, yemin. yesâr (A.) [ رﺎﺴی ] sol, sol taraf.

yesîr (A.) [ ﺮﻴﺴی ] kolay.

 

yetîm (A.) [ ﻢﻴﺘی ] biricik, tek. 2.yetim. yetîme (A.) [ ﻪﻤﻴﺘی ] yetim kız çocuğu. yetîmhâne (A.-F.) [ ﻪﻥﺎﺧ ﻢﻴﺘی ] yetimler evi. yevâkît (A.) [ ﺖﻴﻗاﻮی ] yakutlar.

yevm (A.) [ مﻮی ] gün.

 

yevmenfeyevmen (A.) [ ﺎﻡﻮﻴﻓ ﺎﻡﻮی ] günden güne. yevmî (A.) [ ﯽﻡﻮی ] günlük, gündelik.

yevmiyye (A.) [ ﯽﻡﻮی ] gündelik ücret.

 

yezdân (F.) [ نادﺰی ] Tanrı. yubûset (A.) [ ﺖﺱﻮﺒی ] kuruluk. yûğ (F.) [ غﻮی ] boyunduruk. yûz (F.) [ زﻮی ] pars.

yübûset (A.) [ ﺖﺱﻮﺒی ] kuruluk.

 

yümkin (A.) [ ﻦﮑﻤی ] mümkün, olabilir, olası. yümn (A.) [ ﻦﻤی ] uğur.

yümnâ (A.) [ ﯽﻨﻤی ] sağ taraf. yümnî (A.) [ ﯽﻨﻤی ] uğurlu.

yüsr (A.) [ ﺮﺴی ] 1.kolaylık. 2.zenginlik. yüsrâ (A.) [ یﺮﺴی ] sol taraf.

 

 

 

 

 

 

Z

 

 

 

 

 

za’f (A.) [ ﻒﻌﺽ ] zayıflık, zaaf.

 

za’f gelmek zayıflamak. za’ferân (A.) [ ناﺮﻔﻋز ] safran.

za’fî (A.) [ ﯽﻔﻌﺽ ] zayıflıkla ilgili, zaaf ile ilgili. za’fiyyet (A.) [ ﺖﻴﻔﻌﺽ ] zayıflık, zafiyet.

zâbıta (A.) [ ﻪﻄﺑﺎﺽ ] güvenlik görevlisi. zâbih (A.) [ ﺢﺑاذ ] boğazlayan.

zâbit (A.) [ ﻂﺑﺎﺽ ] subay.

 

zâbitân (A.-F.) [ نﺎﻄﺑﺎﺽ ] subaylar.

 

zabt (A.) [ ﻂﺒﺽ ] 1.tutma. 2.ele geçirme. 3.kavrama. zabt edilmek ele geçirilmek.

zabt etmek ele geçirmek.

 

zabtiye nâzırı emniyet genel müdürü. zabtiye nezâreti emniyet genel müdürlüğü.

zabtiyye (A.) [ ﻪﻴﻄﺒﺽ ] güvenlik güçleri, polis, jandarma. zabtnâme (A.-F.) [ ﻪﻡﺎﻥ ﻂﺒﺽ ] tutanak, zabıt yazısı. zabtürabt (A.) [ ﻂﺑر و ﻂﺒﺽ ] disiplin.

zâc (A.) [ جاز ] göztaşı. zâd (A.) [ داز ] azık.

 

zâd (F.) [ داز ] 1.doğmuş. 2.doğum. zâde (F.) [ ﻩداز ] 1.doğmuş. 2.evlat.

zâdegân (F.) [ نﺎﮔداز ] soylular, aristokratlar. zâdgegânlık satmak soyluluk taslamak.

zafer (A.) [ ﺮﻔﻇ ] üstünlük kazanma.

 

zaferyâb (A.-F.) [ بﺎیﺮﻔﻇ ] üstünlük kazanan, muzaffer olan. zaferyâb olmak üstünlük kazanmak, muzaffer olmak.

zâğ (F.) [ غاز ] karga. zağan (F.) [ ﻦﻏز ] çaylak. zahâir (A.) [ ﺮﺋﺎﺧذ ] zahireler.

zâhib (A.) [ ﺐهاذ ] 1.giden. 2.sanıya kapılan. zâhib olmak 1.gitmek. 2.sanıya kapılmak.

zâhid (A.) [ ﺪهاز ] aşırı dindar, zühd ile uğraşan. zâhidâne (A.-F.) [ ﻪﻥاﺪهاز ] zahitçe.

zâhir (A.) [ ﺮهﺎﻇ  ]   1.ortaya çıkan, görünen, zuhur eden. 2.belli, açık, aşikâr.

 

3.sanırım. 4.görünüş, dış yüz.

 

zâhir olmak ortaya çıkmak, görünmek, zuhur etmek. zâhirbîn (A.-F.) [ ﻦﻴﺑﺮهﺎﻇ ] sadece görünüşe bakan. zahîre (A.) [ ﻩﺮﻴﺧذ ] depolanmış erzak.

zâhiren (A.) [ اﺮهﺎﻇ ] görünüşte, görünüşe göre.

 

zâhirî (A.) [ یﺮهﺎﻇ ] dış görünüş ile ilgili, görünüşteki. zâhirperest (A.-F.) [ ﺖﺱﺮﭘﺮهﺎﻇ ] sadece dış görünüşe bakan. zahm (F.) [ ﻢﺧز ] yara.

 

zahmdâr (F.) [ راﺪﻤﺧز ] yaralı.

 

zahme (F.) [ ﻪﻤﺧز ] 1.vuruş. 2.yara. 3.tezene, mızrap. zahmet (A.) [ ﺖﻤﺣز ] 1.sıkıntı, meşakkat. 2.güç. zahmzede (F.) [ ﻩدز ﻢﺧز ] yaralı.

zahr (A.) [ ﺮﻬﻇ ] 1.sırt, arka. 2.arka yüz.

 

zahriye (A.) [ ﻪیﺮﻬﻇ ] kağıdın arka yüzündeki yazı. zâid (A.) [ ﺪﺋاز ] 1.artık. 2.artan. 3.artı. 4.gereksiz. zaîf (A.) [ ﻒﻴﻌﺽ ] zayıf, güçsüz.

zâik (A.) [ ﻖﺋاذ ] tadan, tadına varan. zâika (A.) [ ﻪﻘﺋاذ ] tat alma duyusu. zâil (A.) [ ﻞﺋاز ] yok olan, yok olucu.

zâil olmak yok olmak, ortadan kalkmak. zâir (A.) [ ﺮﺋاز ] ziyaretçi.

zâkir (A.) [ ﺮﮐاذ ] zikreden.

 

zakkûm (A.) [ مﻮﻗز ] 1.zakkum ağacı. 2.zıkkım. zâl (F.) [ لاز ] saçları ağarmış, ihtiyar.

zalâm (A.) [ مﻼﻇ ] karanlık. zâlim (A.) [ ﻢﻝﺎﻇ ] zulüm eden. zâlimâne (A.-F.) [ ﻪﻥﺎﻤﻝﺎﻇ ] zalimce. zamâim (A.) [ ﻢﺋﺎﻤﺽ ] ekler.

zamâne (A.) [ ﻪﻥﺎﻡز ] 1.devir. 2.felek. zamîme (A.) [ ﻪﻤﻴﻤﺽ ] ek.

zamimeten (A.) [ ﺔﻤﻴﻤﺽ ] ek olarak.

 

zâmin (A.) [ ﻦﻡﺎﺽ ] tazmin eden.

 

zamîr (A.) [ ﺮﻴﻤﺽ ] 1.gönül. 2.iç. 3.zamir, adıl. zamm (A.) [ ﻢﺽ ] ekleme, arttırma.

zamm edilmek eklenmek, arttırılmak. zamm etmek eklemek, arttırmak.

zamm olunmak eklenmek, ilave edilmek. zamme (A.) [ ﻪﻤﺽ ] ötre.

zan (A.) [ ﻦﻇ ] zan, sanı. zanbak (A.) [ ﻖﺒﻥز ] zambak.

zanîn (A.) [ ﻦﻴﻨﻇ ] zan altında bulunan. zann (A.) [ ﻦﻇ ] zan, sanı.

zannedilmek sanılmak. zannetmek sanmak. zânû (F.) [ ﻮﻥاز ] diz. zapt bk. zabt.

zapt edilmek ele geçirmek. zapt etmek ele geçirmek. zaptiye bk. zabtiyye

zâr (F.) [ راز ] 1.perişan, ağlayan, inleyen. 2.inilti. zâr (F.) [ راز ] yer.

zâr etmek ağlayıp inlemek. zâr olmak ağlayıp inlemek. zarâfet (A.) [ ﺖﻓاﺮﻇ ] zariflik.

 

zarar (A.) [ رﺮﺽ ] ziyan.

 

zarardîde (A.-F.) [ ﻩﺪیدرﺮﺽ ] zarar gören. zarb (A.) [ بﺮﺽ ] vuruş.

zarbhâne (A.-F.) [ ﻪﻥﺎﺧ بﺮﺽ ] darphane.

 

zarf (A.) [ فﺮﻇ ] 1.kap. 2.mektup zarfı. 3.zarf. zarfiyyet (A.) [ ﺖﻴﻓﺮﻇ ] kapasite.

zârî (F.) [ یراز ] inleme, zar zar ağlama. zâri’ (A.) [ عراز ] ekici, çiftçi.

zarîf (A.) [ ﻒیﺮﻇ ] zarafet sahibi, nazik, nüktedan. zarîfâne (A.-F.) [ ﻪﻥﺎﻔیﺮﻇ ] zarifçe.

zarûrât (A.) [ تاروﺮﺽ ] sıkıntılar, mecburiyetler.

 

zarûret (A.) [ تروﺮﺽ ] 1.sıkıntı. 2.yoksulluk. 3.zorunluluk. zarûrî (A.) [ یروﺮﺽ ] zorunlu.

zarûriyyât (A.) [ تﺎیروﺮﺽ ] zorunluluklar. zât (A.) [ تاذ ] 1.kişi. 2.kendi.

zâten (A.) [ ﺎﺕاذ ] aslında. zâtî (A.) [ ﯽﺕاذ ] kişisel.

zâtülcenb (A.) [ ﺐﻨﺠﻝا تاذ ] akciğer zarı iltihabı, zatülcenp. zâtürrie (A.) [ ﻪﺋﺮﻝا تاذ ] zatürriye, akciğer iltihabı.

zav’ (A.) [ ءﻮﺽ ] ışık.

 

zavâhir (A.) [ ﺮهاﻮﻇ ] dış yüzler.

 

zâviye (A.) [ ﻪیواز ] 1.açı. 2.köşe. 3.küçük tekke. zâyi’ (A.) [ ﻊیﺎﺽ ] kaybolan.

 

zâyi’ etmek kaybetmek, yitirmek. zâyi’ olmak kaybolmak, yitmek. zâyi’ât (A.) [ تﺎﻌیﺎﺽ ] kayıplar. zebân (F.) [ نﺎﺑز ] dil.

zebândıraz (F.) [ زارد نﺎﺑز ] dili uzun. zebâne (F.) [ ﻪﻥﺎﺑز ] 1.yalaz. 2.dilimsi. zebânzed (F.) [ دﺰﻥﺎﺑز ] ünlü, dillerde dolaşan. zeber (F.) [ ﺮﺑز ]  üst.

zebercedî (A.) [ یﺪﺝﺮﺑز ] fıstık yeşili. zebh (A.) [ ﺢﺑذ ] boğazlama.

zebh edilmek boğazlanmak, kesilmek. zebh etmek boğazlamak, kesmek.

zebîh (A.) [ ﺢﻴﺑذ ] kesilmiş hayvan, boğazlanmış. zebîl (A.) [ ﻞﻴﺑز ] 1.pislik. 2.gübre.

zebûn (F.) [ نﻮﺑز ] 1.alçak. 2.aciz, zavallı. 3.güçsüz.

 

zebûn etmek 1.alçaltmak. 2.aciz bırakmak. 3.güçsüz bırakmak. zebûn olmak 1.alçalmak. 2.aciz kalmak. 3.güçsüz kalmak.

zecr (A.) [ ﺮﺝز ] 1.zorlama. 2.eziyet etme. zecrî (A.) [ یﺮﺝز ] zorlayarak, zorlayıcı.

zede (F.) [ ﻩدز ]  1.vurmuş, dövmüş. 2.vurulmuş, dövülmüş. 3.uğramış, müptela olmuş.

 

zehâb (A.) [ بﺎهذ ] 1.gidiş. 2.sanıya kapılma. zeheb (A.) [ ﺐهذ ] altın.

 

zehr (A.) [ ﺮهز ] çiçek. zehr (F.) [ ﺮهز ] zehir, ağı. zehre (A.) [ ﻩﺮهز ] çiçek.

zehrhand (F.) [ ﺪﻨﺧﺮهز ] acı gülüş. zehrnâk (F.) [ کﺎﻥﺮهز ] zehirli. zekâ (A.) [ ﺎﮐذ ] zekilik.

zekan (A.) [ ﻦﻗز ] çene. zekâvet (A.) [ توﺎﮐذ ] zekilik.

zeker (A.) [ ﺮﮐذ ] 1.erkek. 2.erkeklik üreme organı. zelâzil (A.) [ لزﻻز ] depremler.

zelîl (A.) [ ﻞﻴﻝذ ] düşkün, zavallı. zell (A.) [ لز ] sürçme, kayma. zelzele (A.) [ ﻪﻝﺰﻝز ] deprem.

zemân (A.) [ نﺎﻡز ] 1.zaman. 2.çağ. 3.süre. zemâne (A.) [ ﻪﻥﺎﻡز ] 1.devir. 2.felek. zemherîr (A.) [ ﺮیﺮﻬﻡز ] karakış.

zemîm (A.) [ ﻢﻴﻡذ ] kötü.

 

zemîn (F.) [ ﻦﻴﻡز ] 1.yer. 2.dünya. 3.fon. 4.konu, alan. zeminbûsî (F.) [ ﯽﺱﻮﺑ ﻦﻴﻡز ] saygı ile yer öpme. zemistan (F.) [ نﺎﺘﺴﻡز ] kış.

zemistânî (F.) [ ﯽﻥﺎﺘﺴﻡز ] kışlık. zemm (A.) [ مذ ] kötüleme, yerme. zemm edilmek kötülenmek, yerilmek.

 

zemm etmek kötülemek, yermek.

 

zemzeme (A.) [ ﻪﻡﺰﻡز ] 1.melodi. 2.mırıltı. zen (F.) [ نز ] kadın.

zenâdıka (A.) [ ﻪﻗدﺎﻥز ] zındıklar.

 

zenâne (F.) [ ﻪﻥﺎﻥز ] 1.kadınca, kadınsı. 2.kadın işi. zenb (A.) [ ﺐﻥذ ] suç, günah.

zenbîl (A.) [ ﻞﻴﺒﻥز ] zembil. zenbûrek (F.) [ کرﻮﺒﻥز ] zemberek. zencebîl (A.) [ ﻞﻴﺒﺠﻥز ] zencefil. zencî (A.) [ ﯽﺠﻥز ] siyahî, zenci. zencîr (F.) [ ﺮﻴﺠﻥز ] zincir.

zencîrî (F.) [ یﺮﻴﺠﻥز ] 1.zincirli. 2.zincirlik deli. zendeka (A.) [ ﻪﻗﺪﻥز ] zındıklık.

zendost (F.) [ ﺖﺱود نز ] zampara. zeneb (A.) [ ﺐﻥذ ] kuyruk. zenehdân (F.) [ ناﺪﺨﻥز ] çene.

zeng (F.) [ ﮓﻥز ] 1.zil. 2.pas. zengî (F.) [ ﯽﮕﻥز ] zenci, siyahî.

zengûle (F.) [ ﻪﻝﻮﮕﻥز ] 1.çan. 2.çıngırak.

 

zenne (F.) [ ﻪﻥز ] kadın rolünü üstlenen erkek sanatçı. zenperest (F.) [ ﺖﺱﺮﭘ نز ] kadın düşkünü.

zer (F.) [ رز ] 1.altın. 2.akçe. zer’ (A.) [ عرز ] ekim.

 

zerâfe (A.) [ ﻪﻓارز ] zürafa. zerbâf (F.) [ فﺎﺑرز ] sırmacı. zerd (F.) [ درز ] sarı.

zerdâlû (F.) [ ﻮﻝادرز ] zerdali.

 

zerde (F.) [ ﻩدرز ] 1.zerde. 2.sarılık. 3.safran. zerdûz (F.) [ زودرز ] sırmacı.

zerefşân (F.) [ نﺎﺸﻓارز ] altın saçılmış, altın yaldızlı. zerger (F.) [ ﺮﮔرز ] kuyumcu.

zerharîd (F.) [ ﺪیﺮﺧرز ] köle. zerîn (F.) [ ﻦیرز ] altından.

zerk (A.) [ قرز ] deri altına verme, şırınga etme. zerrâ’ (A.) [ عارز ] ekici, çiftçi.

zerrâk (A.) [ قارز ] ikiyüzlü. zerrât (A.) [ تارذ ] zerreler.

zerre (A.) [ ﻩرذ ] 1.en küçük parça, molekül. 2.azıcık, birazcık. zerreşikâf (A.-F.) [ فﺎﮑﺵ ﻩرذ ] kılı kırk yaran.

zerrin (F.) [ ﻦیرز ] altından.

 

zevâl (A.) [ لاوز ] 1.yok olma, yok oluş. 2.batma. 3.öğle. zevâlnâpezîr (A.-F.) [ ﺮیﺬﭘﺎﻥ لاوز ] yok olmayan, kalıcı. zevâlpezîr (A.-F.) [ ﺮیﺬﭙﻝاوز ] yok olucu, fani.

zevât (A.) [ تاوذ ] kişiler.

 

zevâyâ (A.) [ ﺎیاوز ] 1.açılar. 2.köşeler. 3.küçük tekkeler, zaviyeler. zevc (A.) [ جوز ] 1.koca. 2.çiftin teki.

 

zevcât (A.) [ تﺎﺝوز ] nikahlı kadınlar, karılar. zevce (A.) [ ﻪﺝوز ] nikahlı kadın, karı. zevceteyn (A.) [ ﻦﻴﺘﺝوز ] karıkoca.

zevceyn (A.) [ ﻦﻴﺝوز ] karıkoca. zevciyet (A.) [ ﺖﻴﺝوز ] eşlik. zevebân (A.) [ نﺎﺑوذ ] erime.

zevk (A.) [ قوذ ] 1.beğeni, hoşlanma. 2.tat. zevkbahş (A.-F.) [ ﺶﺨﺑ قوذ ] zevk veren. zevrak (A.) [ قروز ] kayık.

zeyl (A.) [ ﻞیذ ] 1.ek, zeyil. 2.etek. zeylen (A.) [ ﻼیذ ] ek olarak.

zeyn (A.) [ ﻦیز ] süs. zeyn olmak süslenmek. zeytûn (A.) [ نﻮﺘیز ] zeytin. zıdd (A.) [ ﺪﺽ ] zıt, karşıt.

zıddiyyet (A.) [ ﺖیﺪﺽ ] zıtlık, karşıtlık. zılâl (A.) [ لﻼﻇ ] gölgeler.

zıll (A.) [ ﻞﻇ ] gölge.

 

zımnen (A.) [ ﺎﻨﻤﺽ ] bu arada, dolayısıyla. zımnî (A.) [ ﯽﻨﻤﺽ ] dolaylı, üstü kapalı. zırh (F.) [ ﻩرز ] zırh.

zırhpûş (F.) [ شﻮﭘ ﻩرز ] zırhlı. zıyâ’ (A.) [ عﺎﻴﺽ ] kaybolma.

 

zıyâ’ (A.) [ ءﺎﻴﺽ ] çiftlikler. zî (A.) [ یذ ] sahip.

zi’b (A.) [ ﺐﺋذ ] kurt.

 

zîbâyî (F.) [ ﯽیﺎﺒیز ] güzellik. zîbâ (F.) [ ﺎﺒیز ] güzel.

zîbak (A.) [ ﻖﺒیز ] cıva.

 

zîc (A.) [ ﺞیز ] yıldız atlası. zifâf (A.) [ فﺎﻓز ] gerdek. zih (F.) [ ﻩز ] kiriş.

zîhayât (A.) [ تﺎﻴﺣ یذ ] canlı. zihgîr (F.) [ ﺮﻴﮕهز ] okçu yüzüğü. zihî (F.) [ ﯽهز ] ne güzel, bravo. zihin (A.) [ ﻦهذ ] zihin.

zihn (A.) [ ﻦهذ ] zihin.

 

zihnen (A.) [ ﺎﻨهذ ] zihin yoluyla. zihnî (A.) [ ﯽﻨهذ ] sihinsel.

zihniyyet (A.) [ ﺖﻴﻨهذ ] düşünce tarzı, anlayış. zîk (A.) [ ﻖﻴﺽ ] darlık.

zîkıymet (A.) [ ﺖﻤﻴﻗ یذ ] değerli. zikr (A.) [ ﺮﮐذ ] zikir, anma.

zikr etmek anmak.

 

zikr olunmak anılmak, zikredilmek. zîkudret (A.) [ ترﺪﻗ یذ ] güçlü, kudretli.

 

zillet (A.) [ ﺖﻝذ ] düşkünlük, aşağılık, alçaklık. zilzâl (A.) [ لاﺰﻝز ] sarsıntı.

zimâm (A.) [ مﺎﻡز ] yular.

 

zimâmdâr (A.-F.) [ راﺪﻡﺎﻡز ] 1.yular tutan. 2.işleri yürüten, sorumlu. zîmedhal (A.) [ ﻞﺧﺪﻡ یذ ] müdahalesi olan.

zimmet (A.) [ ﺖﻡذ ] elde tutma zorunluluğu. zîn (F.) [ ﻦیز ] eyer.

zinâ’ (A.) [ ءﺎﻥز ] zina, nikahsız cinsel ilişki. zinâkâr (A.-F.) [ رﺎﮐﺎﻥز ] zina eden. zencîrbend (F.) [ ﺪﻨﺑﺮﻴﺠﻥز ] zincire vurulmuş. zencîrbend edilmek zincire vurulmak.

zindân (F.) [ ناﺪﻥز ] hapishane.

 

zindânî (F.) [ ﯽﻥاﺪﻥز ] 1.zindancı. 2.mahpus. zinde (F.) [ ﻩﺪﻥز ] 1.diri, canlı. 2.sağlığı yerinde. zindegânî (F.) [ ﯽﻥﺎﮔﺪﻥز ] yaşam.

zindîk (A.) [ ﻖیﺪﻥز ] zındık. zînet (A.) [ ﺖﻨیز ] ziynet, süs. zinhâr (F.) [ رﺎﻬﻥز ] sakın.

zîr (F.) [ ﺮیز ] alt, aşağı. zîrâ (F.) [ اﺮیز ] çünkü.

zirâ’ (A.) [ عارذ ]  75-90 cm. lik bir uzunluk ölçüsü birimi, dirsek ile orta parmak ucu arasındaki uzaklık.

 

zirâ’at (A.) [ ﺖﻋارز ] tarım.

 

zirâ’î (A.) [ ﯽﻋارز ] tarımsal. zirâ’at nezareti tarım bakanlığı.

zîrdest (F.) [ ﺖﺱدﺮیز ] el altındaki, emir altındaki, ast. zîre (F.) [ ﻩﺮیز ] kimyon.

zîrek (F.) [ کﺮیز ] uyanık, zeyrek. zîrîn (F.) [ ﻦیﺮیز ] alttaki.

zîrûh (A.) [ حور یذ ] canlı. zîrüzeber (F.) [ ﺮﺑز و ﺮیز ] altüst.

zîrüzeber etmek altüst etmek, yerle bir etmek. zîrüzeber olmak altüst olmak, yerle bir olmak. zirve (A.) [ ﻩورز ] doruk.

zîşan (A.) [ نﺎﺵ یذ ] şerefli. zişt (F.) [ ﺖﺵز ] çirkin.

ziştî (F.) [ ﯽﺘﺵز ] çirkinlik. zîvekâr (A.) [ رﺎﻗو یذ ] ağırbaşlı.

zîver (F.) [ رﻮیز ] 1.süs. 2.ziynet, takı. ziyâ’ (A.) [ ءﺎﻴﺽ ] ışık.

ziyâdâr (A.-F.) [ رادﺎﻴﺽ ] aşıklı. ziyâde (A.) [ ﻩدﺎیز ] fazla, çok. ziyâfet (A.) [ ﺖﻓﺎﻴﺽ ] şölen, ziyafet. ziyân (F.) [ نﺎیز ] zarar.

ziyânkâr (F.) [ رﺎﮑﻥﺎیز ] zarar veren. ziyâretgâh (A.-F.) [ ﻩﺎﮕﺕرﺎیز ] ziyaret yeri.

 

zû’(A.) [ ءﻮﺽ ] aydınlık, ışık. zu’bân (A.) [ نﺎﺑؤذ ] kurtlar. zu’m (A.) [ ﻢﻋز ] sanı.

zuafâ’ (A.) [ ﺎﻔﻌﺽ ] zayıflar.

 

zucret (A.) [ تﺮﺠﺽ ] yürek daralması, iç sıkıntısı. zûd (F.) [ دوز ] 1.çabuk. 2.erken.

zufr (A.) [ ﺮﻔﻇ ] tırnak. zuhr (A.) [ﺮﻬﻇ ] öğle.

zuhûr (A.) [ رﻮﻬﻇ ] ortaya çıkma, görünme. zuhur etmek ortaya çıkmak, çıkmak.

zuhûrât (A.) [ تارﻮﻬﻇ ] beklenmedik gelişmeler. zukâk (A.) [ قﺎﻗز ] sokak.

zulm (A.) [ ﻢﻠﻇ ] cefa, eziyet. zulm etmek zulüm yapmak.

zulmânî (A.) [ ﯽﻥﺎﻤﻠﻇ ] karanlıkla ilgili. zulmet (A.) [ ﺖﻤﻠﻇ ] karanlık.

zulmetefzâ (A.-F.) [ اﺰﻓا ﺖﻤﻠﻇ ] karanlığı arttıran. zulümât (A.) [ تﺎﻤﻠﻇ ] karanlıklar.

zunûn (A.) [ نﻮﻨﻇ ] zanlar. zûr (F.) [ روز ] güç.

zurafâ (A.) [ ﺎﻓﺮﻇ ] 1.zarifler. 2.seviciler, sevici kadınlar. zûrbâ (F.) [ ﺎﺑروز ] 1.güçlü. 2.zorba.

zûrmend (F.) [ ﺪﻨﻡروز ] güçlü.

 

zurûf (A.) [ فوﺮﻇ ] 1.kaplar. 2.zarflar. zübde (A.) [ ﻩﺪﺑز ] öz.

zücâc (A.) [ جﺎﺝز ] cam.

 

zücâciyye (A.) [ ﻪﻴﺝﺎﺝز ] cam eşyalar. zühd (A.) [ ﺪهز ] zahitlik, aşırı sofuluk. zühhâd (A.) [ دﺎهز ] zahitler.

zühre (A.) [ ﻩﺮهز ] Venüs, Çoban Yıldızı. zührevî (A.) [ یوﺮهز ] cinsel ilişkiyle bulaşan. zühûl (A.) [ لﻮهذ ] dalgınlıkla unutma.

zükâm (A.) [ مﺎﮐز ] nezle. zükûr (A.) [ رﻮﮐذ ] erkekler. zülâl (A.) [ لﻻز ] berrak, saf. zülf (F.) [ ﻒﻝز ] zülüf.

züll (A.) [ لذ ] alçalma, alçaklık, düşkünlük, zillet. zülüf (F.) [ ﻒﻝز ] zülüf, iki yandaki lüleli saç. zümre (A.) [ ﻩﺮﻡز ] grup, topluluk.

zümûm (A.) [ مﻮﻡذ ] yermeler, kötülemeler. zümürrüd (A.) [ دﺮﻡز ] zümrüt.

zünbûr (A.) [ رﻮﺒﻥز ] eşek arısı. zünnâr (A.) [ رﺎﻥز ] papaz kuşağı.

zünûb (A.) [ بﻮﻥذ ] 1.suçlar, günahlar. 2.kuyruklar. zürâfe (A.) [ ﻪﻓارز ] zürafa.

zürefâ (A.) [ ﺎﻓﺮﻇ ] zarifler.

 

zürrâ’ (A.) [ عارز ] ekiciler, çiftçiler. zürriyyât (A.) [ تﺎیرذ ] soylar, zürriyetler. zürriyyet (A.) [ ﺖیرذ ] soy, zürriyet. züvvâr (A.) [ راوز ] ziyaretçiler.

züyûl (A.) [ لﻮیذ ] ekler, zeyiller.

Paylaş
Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

Bu Yazıya Toplam 0 Yorum Yapılmış

İsminiz

E-Posta Adresiniz

Şehir