DİĞER İÇERİKLER

SERVET-İ FUNUN DERGİSİNİN KURULUŞU

Ana Sayfa » 11.SINIF » TÜRK EDEBİYATI » 11.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI » SERVET-İ FUNUN DERGİSİNİN KURULUŞU
Sitemize 16 Temmuz 2014 tarihinde eklenmiş ve 254 views kişi tarafından ziyaret edilmiş.

SERVET-İ-FUNUN-DERGİSİNİN-KURULUŞU

 

II. Abdülhamid döneminde jurnalin kol gezdiği günlerde yayın hayatına başladı. Binbir zorluğa göğüs gererek en önemli iki edebi akımın ana rahimliğini yaptı. Meşrutiyet'e, Kurtuluş Savaşı'na, I. ve II. Dünya Savaşları'na ve daha nice olaya tanıklık etti. Servet-i Fünun dergisinin basın ve edebiyat sahalarında rolü çok büyüktü.

II. Abdülhamid ve jurnalciliğin gemi azıya aldığı günlerdir. Ahmed İhsan Mülkiye Mektebini yeni bitirmiş, Hariciye Nezareti'nde tercümanlık yapmaktadır. 1989 yılında henüz 22 yaşındadır ve hiçbir ticari tecrübesi yoktur. Ama ta çocukluktan aklına koymuştur bir kere yayıncı olmayı; aklından başka hiçbir şey geçmez… Ve o hızla ilk dergisini yayınlar: Umran. Umran'ın yaşamı iki yıl sürer. İki yıl sonra tüm dergiler gibi o da Abdülhamid'in gazabına uğrar ve kapatılır. Yeni dergi çıkarılması artık olanaksızdır. Tek çare vardır, biraz imkansız gibi görünen, o da mevcut gazetelerden birine ek olup yamanmaktır. Öğleden sonraları çıkan Servet gazetesi, bu iş için uygun gibi gözükür Ahmed İhsan'a.

Sahibi bir Rumdur -Nikolaidi- ve gazete bir yerlere yaranmaktan başka bir gaye gütmemektedir. Ahmed İhsan, Nikolaidi Efendi'yle ufak bir ücret karşılığında anlaşır ve Servet'in 'Fünun' yani fen eki olarak çıkarılması için güç bela saraydan ruhsat alınır. O dönem İstanbul'da çinkografiyi bilen kimse yoktur. Çinkografi ise resmi basmak için şarttır ve derginin bol ve güzel resimli olması İhsan Bey'in en büyük idealidir. Ruhsatını alır almaz Avrupa ile yazışır, meşhur adamların birçok galvano kalıplarını getirtir. Doğa manzaraları için gerekli kalıpları ise Mercan'daki Bible House'dan kiralar.

HAKKAKIN DANSÖZ KIZI

Ve 27 Mart 1891 günü Scrvet-i Fünun dergisi, daha doğrusu Servet gazetesinin fen eki, basın yaşamına ilk adımını atar. Ahmed İhsan Bey'in heyecanı doruktadır. Ancak esas aşkı, esas heyecanı derginin resim kalitesini arttırmaktır. Onun çaresinin de bizzat kendisinin Avrupa'ya gitmesi olduğunu İyi bilmektedir. Nitekim öyle yapar. Kısa zamanda dolaştığı Almanya, Avusturya ve Fransa'dan yepyeni kalıplarla döner. Kalıpların arasında Avusturya'da yaptırdığı İstanbul manzaraları da bulunmaktadır. İşte bu kalıplardan bir tanesi, yani Kızkulesi, Servet-i Fünun ve Ahmed İhsan'ın yaşamının dönüm noktasını oluşturacaktır.

Resmin basılı halini görüp çok beğenen Abdülhamit, Ahmed İhsan'a gerekli yardımın yapılmasını emreder. Yıldız Sarayı'nda mabeyncinin padişahın kararını bildirmesinden sonra dönerken ne hissettiğini Ahmed İhsan şöyle anlatır:

"Son derece sevinmiştim. Muhtırayı yazmak üzere eve dönerken ne büyük hayaller kuruyordum. Adeta İstanbul'da Avrupa'nın en büyük illüstrasyonunu geçecek resimli gazete kuruyordum."

Ahmed İhsan kısa bir müddet sonra devrin Sadrazamı Cevat Paşa tarafından çağrılır. Padişahın emri ona iletilmiş, o da klişe ve kalıpların temini için Müze Müdürü Osman Hamdi Bey'le görüşmüştür. Önce çok çekinir Ahmed İhsan, Osman Hamdi Bey'i ziyaret etmekten. Çünkü çok öfkeli bir zat olduğunu duymuştur. Korka korka gider yanına ama korkusunun boşuna olduğunu hemen fark eder. Osman Hamdi Bey, Ahmed İhsan'a çok yakınlık gösterir ve Paris'ten Napier isimli hakkakın gelmesini sağlar.

Napier denemesi başlı başına bir komedidir. Adam gelmeden önce, İstanbul'da diğer tüm yabancılar gibi kısa zamanda yükünü tutacağını bildiği için elindeki tüm kalıpları satmıştır. İstanbul'a gelir, yerleşir ve ilk bir ay içinde sadece iki kalıp hazırlar. Alternatifinin bulunmamasının sağladığı avantajı alabildiğine kullanmaktadır. Bu arada çok iyi derecede balık tutmasını öğrendiği için adamı denizden ayırmak mümkün değildir.

Kızı ise para kazanmak için bir başka kestirme yol bulmuş, dansöz olmuştur. Bir müddet sonra adama yüklüce bir para ödenerek İstanbul'dan uzaklaştırılır.

BABA TAHİR BELASI

Napier belasını savdıktan sonra bir başka bela daha dolanır Ahmed İhsan'ın baına: Baba Tahir isimli jurnalci gazeteci. Ama bu kez bela büyük beladır ve sonunda Servet-i Fünun'un kapanmasına bile vasıta olur: Servet-i Fünun'da dönem, Hüseyin Cahit (Yalçın) dönemiydi. Derginin 3 Ekim 1901 tarihli sayısında 'Edebiyat ve Hukuk' başlığıyla Fransız Devrimi'ni konu alan çeviri bir makale yayımlandı. Makale tüm yazılarda olduğu gibi sansürden geçmiş, gerekli görülen yerler çıkarılmış ve yayımlanmıştı. Ancak Baba Tahir yazıyı gördükten sonra kendi dergisi Malumat'a vermiş veriştirmişti. Saray, Baba Tahir'in yorumu üzerine makaleyi incelemiş ve büyük suç saymıştı. Saray hiç tereddütsüz dergiyi kapattırdı.

Dergi, mahkemede kısa zamanda beraat etti, yeniden çıkmaya başladı ama artık etliye sütlüye karışmıyor, tam bir resimli magazin olarak çıkıyordu. Sonunda Edebiyat-ı Cedide topluluğu dağıldı, üyeleri dağınık olarak faaliyetlerini sürdürdülerse de bir müddet sonra tamamen kayboldular.

Paylaş
Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

Bu Yazıya Toplam 0 Yorum Yapılmış

İsminiz

E-Posta Adresiniz

Şehir

İlgili Terimler :
Önceki yazıyı okuyun:
Servet-i Fünun Edebiyatının Özellikleri

Servet-i Fünun Edebiyatının Özellikleri o    Servet-i Fünûn dergisi etrafında toplanan gençlerin oluştur­duğu bir edebi dönemdir. o    1891 yılında Ahmet İhsan tarafından çıkarılan ve...

Kapat