Soğuk Bir Akşamüzeriydi – Selim İleri

Ana Sayfa » GÜZEL YAZILAR » Soğuk Bir Akşamüzeriydi – Selim İleri
Sitemize 20 Temmuz 2014 tarihinde eklenmiş ve 129 views kişi tarafından ziyaret edilmiş.

Soğuk bir akşamüzeriydi

Kış başlangıcında soğuk bir akşamüzeriydi, on bir on iki yıl önce. Nice anıyı çağrıştıran yağmur yağıyordu. Tersine dönen şemsiyesiyle baş edemeyerek, Beyoğlu Pub’a sırılsıklam girmiştim.

Kış bahçesini andırır bir yeri vardı Beyoğlu Pub’un. Oraya. Cam köşkte yüzlerce saksı, bitkiler, ağaççıklar. Epeydir üstümden atamadığım hiçlik duygusu. Hava kararmış, yağmur damlaları camda yol yol, yalnızlıktan ibaret bir akşam. Sonra çantamdaki dosyayı çıkardım.

Kubbealtı Neşriyat’ın yayımlayacağı Safiye Erol yazılarıydı bu dosya. 1950’lerin sonu, gazete yazıları. Kadıköyü’nün Romanı’nı okuduktan sonra yazarın tiryakisi olmuştum. 1950’lerde bir gazetede köşesi olduğunu bilmiyordum. Meğer her gün yazıyormuş.

Edebiyatımızın değerbilmezliği Safiye Erol’u okurdan uzun yıllar uzak tutmuştu. Güzelim Ülker Fırtınası, bir Huzur romanı kadar anlamlıyken, yıllar arasında yitip gitmiş. Ciğerdelen, belki biraz okunmuş…

Kubbealtı Neşriyatı onu yeniden okurla buluşturmaya çalışıyordu. İçimdeki hiçlik duygusunun, bezginliğimin etkisiyle, bu gazete yazılarını, şu satış furyasında kim okuyacak diyordum.

Aziz dostum Sinan Uluant’a rica etmiş, köşe yazılarının çıkışlarını edinmiştim. İşte bezgin, içim karanlık, okuyordum. Hayli cılız ışıkta. Yarı kış bahçesi mekân hayli serin. Çay filan ısıtmadı.

Derken bir yazısında, Beyoğlu’nda bir günü anlatıyor Safiye Erol. Şöyle hesapladım, kırk yıl öncesi. Cité de Pera’dan içeriye giriyor, bir köşede boncukçu, karşı köşede fıstıkçı. Demek öyleymiş o zamanlar. Kırk küsur yıl öncesini alımlamaya çalışıyordum.

“(…) renk renk anemon, zerrin, sümbül” satan çiçekçi, yabani kuşkonmazlar, tavşanpüskülleri, bahar dalları… İçim aydınlanmıştı, arınmaya başlamıştım. Burada, bu cam köşkümsü yerde tavşanpüskülleri filan yoktu ama, sanki aynı yeşerti…

Derken o inanılmaz “Papatya” yazısı! 29.05.1957 tarihinde yayımlanmış; sekiz yaşımdaymışım.

“Sırtı küfeli çiçekçi kadınlardan yahut diğer gezdiriciler elinden almasını sevmem, papatyayı ben kendim toplamalıyım” diyor Safiye Erol. Papatya bir ilkyaz simgesi olup çıkıyor. Varsa papatya, yoksa papatya.

Ama bir de kediler! Yazar, çocukluğunu anıyor, Acıbadem’de kırlardadır, göz alabildiğine papatya! Kış fırtınalarında, kar tipilerinde kedileriyle birlikte papatyaları düşünüyor. Baharı özlemiş. Papatyaların kekremsi bahar kokusunu özlemiş…

İşte mayısta bir gün yine papatya toplamış, eve dönmüştür. Gerisini Safiye Erol’un inceliklerle dolu kaleminden okuyalım:

“Ben soyunup dökününceye kadar fazla işgüzar bir el onları Kütahya vazosuna tıkmış. Bir de baktım, vazoda da, papatyalarda da surat bir karış; hemen çıkardım, sırlı topraktan yapılmış bir yoğurt bakracına sere serpe yasladım.

Suları ne zaman tazelenir, odanın hangi köşesinde ve ne derece bir ışıktan hazzederler, bunu düşünmek boynuma borç. Geceleri açık havada kalmak onlara yaradığını bildiğim için balkona çıkarırım. Mademki onları kendi yurtlarından kaldırdım, gurbeti hoş edecek sevgi ve bakım göstermeliyim.”

Hele son cümleye vurulmamak elde değil.

Saat on dokuz sularıydı; acı anılar geçmiş, tepeden tırnağa erinçle donanmıştım. İçimdeki yas elbette erimemişti, ama o yası göğüsleyecek güce, dermana kavuşmuştum.

Geçip giden zaman bana o akşamı unutturmalıydı. Oysa bir yazı, sevgilerle örülmüş bir yazı her şeyiyle o akşamı saniyesi saniyesine dipdiri tutuyor.

Bu, ‘ödenemeyecek’ bir borç herhalde.

 

Paylaş
Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

Bu Yazıya Toplam 0 Yorum Yapılmış

İsminiz

E-Posta Adresiniz

Şehir

Önceki yazıyı okuyun:
Üzgün kediler Gazeli’nden – Haydar Ergülen

Gözlerin yağmurdan yeni ayrılmış gibi çocuk, gibi büyük, gibi sımsıcak Sen bir şehir olmalısın ya da nar belki granada, belki...

Kapat