Edebi Akımlar

Ana Sayfa » EDEBİYAT TARİHİ » Edebi Akımlar
Sitemize 16 Ağustos 2014 tarihinde eklenmiş ve 1.456 views kişi tarafından ziyaret edilmiş.
Edebi Akımlar
 
Rus Biçimciliği
Biçimcilik 1920'li yıllara Rusya'da ortaya çıkan ve Rus Edebiyat araştırmacıları tarafından geliştirilen bir eleştiri akımıdır. Tarih, sosyoloji ve felsefe gibi diğer disiplinleri edebiyat incelemeleriyle birleştirmek suretiyle, edebiyat incelemelerine yeni bir yaklaşım getirdiler.Rus Biçimciliğinin başlangıçtaki merkezi Moskova'dır. Moskova Dilbilim Dairesi Roman Jakopson, Petr Bogatyrev ve Grigorii Vinokur tarafından 1915'te kurulmuştur. 1916'da ise, Wiktor Sklovski, Boris Eikhenbaum, lev Jakubinski, Osip Brik gibi simler de Patrograd'ta OPAJAZ (Şairâne Dil İncelemeleri Derneği)'ni kurdular. Bu iki grup araştırmalarında elde ettikleri bulgularını paylaştılar ve sürekli seyahatlerle birbirleriyle yakın ilişki kurdular ve ortak eserler yayımladılar. Moskova Dilbilim Dairesi dil incelemelerine yeni yaklaşımlar getiren ve şairâneliği geniş bir araştırma alanı olan dilbiliminin bir parçası olarak gören en önemli dilbilimcileri bünyesinde birleştirmişti. MDD üyeleri çağdaş Rus şiiri ile Rus folklörü arasına kesin çizgiler çizerek, pratik dil ile şairâne dili birbirinden ayırdılar.
OPAJAZ üyeleri ise temelde edebiyat tarihçilerinden oluşan bir gruptu. Bunlar edebiyatı dilbilimi verilerine bağlı olmadan kendi disiplini içinde araştırılması mümkün olan sözlü sanatın yegâne türü olarak görüyorlardı. Edebiyatı kendisine hükmedilen genel ilkelerle ilşkilendiren OPAJAZ üyeleri dikkatlerini Rus klasiklerine ve Avrupa edebiyatlarına yönelttiler.
OPAJAZ ve MDD üyelerinin anlayışları arasında önemli farklar olmasına rağmen, genel ilkeler bazında bu iki grup ortak paydalar taşıyordu. İlk olarak bilimsel temele dayalı edebiyat incelemelerinde bütün güçlerini birleştirdiler ve edebiyatı kendi nesnel gerçekliğini içinde taşıyan ve kendi metodu ve süreçleri olan bir inceleme alanı olarak gördüler. İkinci olarak teorinin altını çizdiler. Onlara göre sanatın kendi iç kanunlarıyla güçlendirilen yegane estetik birim olduğu görüşünde ısrar ederek, sanatın gerçeğin yansıtılması olduğu teorisinin altını çizdiler.
1930'lu yıllarda Sovyet sistemini baskıcı politikalarından dolayı Rus Biçimcileri dağıldılar ve çoğunluğu Çekoslavakya'ya göç etmek zorunda kaldı. Çekoslovakya'da Roman Jakopson, Jan Mukarovski ve René Wellek gibi isimler bir araya toplandı ve Prag Dilbilim Dairesi grubunu oluşturdu. Prag Dilbilim Dairesi ise edebî dil ile alelâde dil arasında temelli bir oppozisyon olduğu varsayımından hareket etti. Biçimcilik alelâde dilin ilk ve esas işlevinin bir mesaj veya bir bilgi olarak iletişimi sağmak olduğu düşüncesini ileri sürer. Buna karşılık biçimciler edebî dili ise kendine yönelen bir dil olarak görür. Edebî dilin işlevi harici referanslar oluşturmak değildir. Fakat edebî dil, dikkatimizi dilin kendi biçimsel unsurlarına çeker. Yani dilbilimsel işaretler kendi aralarında karşılıklı bir ilişki taşırlar. Edebiyat dilbilimsel bilimler yoluyla, eleştirel tahliller yapılacak bir nesnedir. Aynı zamanda Edebiyatın kanunları edebîliğin belirleyici unsurlarıyla oluştuğundan edebiyat alelâde söylemden farklıdır. Viktor Schklovski, dilin -zamanın periyodu içinde- kaygan, bilinçsiz veya şeffaf olma eğilimi taşıdığını ileri sürdü. Buna karşılık edebî eser,adımda adım alelâde dilde uzaklaşma eğilimindedir. Mikhail Bakhtin'in belirttiği gibi edebî dil teoriyle karşılıklı diyalog içerisindedir. Dostoyevski'nin yazıları gibi edebi eserleri tahlil eden Bakhtin, edebî dili farklı karakterlere ait seslerin karşılıklı meydana getirdikleri çok sesli bir oyun olarak görür.

Kaynaklar

Roma Jakopson, Kapalı İfade: Dilbilim ve şairânelik.
Mikhail Bakhtin. Diyalogcu Muhayyiler: Dostoyevskide Şairânelik Meseleleri.
Victor Ehrlic. Rus Biçimciliği: Tarih, Doktrin
E. M. Thompson. Rus Biçimciliği ve Anglo-Amerikan Yeni Eleştiriciliği.
René Wellek. Edebiyat Teorisi ve Prag okulu Estetiği.

 
 
Avangard (Öncü) Estetik
Avangard (Öncü) Eleştiri: Sözlük anlamı yenilik getiren, yeni moda yaratan demektir. Bu akım sık sık kitle kültürü elemanlarına başvurmak suretiyle, hayat ve edebiyat arasındaki bulanık elenen ilişkiyi en azında bulanıklaşmayı arama yoluna gitmişlerdir. Avangard sanatçılar hayat ve sanat arasındaki bulanık ilişkiyi yenileştirme amacındırlar. Aynı zamanda onlar hayatı ve sanatı kurulu düzenden yabancılaşma vasıtası olarak görürler. Avangard edebiyat ve sanat sosyal normlara be kurulu düzene meydan okumayı tercih etmiştir.
 
 
Hermaneutik / Yorumbilim
Geleneksel anlamdan bakıldığında hermeneutik bir yorumlama bilgisi veya teorisidir. Hermeneutik terimi eski Yunanca'daki hermeneuen kelimesinden gelir. Bu kelime, birinin fikrinin tercüme edilmesi veya yorumlaması demektir. Hermes, Yunan mitolojisinde Tanrıların mesajlarını ölümlülere getirirdi. Bu bakımdan Hermeneutiğin filoloji ile yakından ilişkili bir disiplin olarak ortaya çıkması ve gelişmesi son derece normaldir. Hermeneutik ondokuzuncu yüzyıldan itibaren metinlerle ilgili bir yorumlama metodolojisi olarak ortaya çıktı ve hem felsefede hem edebî metinlerde sıklıkla kullanılan bir yöntem oldu. Bilhassa beşeri kültürün ve insan davranışlarını inceleyen bilimlerin tamamında kullanılmaya başlandı. Martin Heidegger'in erken dönem çalışmlarıyla birlikte Hermeneutik beşeri dilin yorumlanmasıyla ilgili olan hemen her sahada kullanılmaya başlandı.
Alman ilâhiyatçısı Friedrich Schleiermacher genel yorumlama teorisini araştıran ve bu yorumlama teorilerini dinî metinlere uygulanan ilk araştırmacı olarak karşımıza çıkar. O, hermeneutik daire diye bilinen kavramı formülleştirmiş bir bilim adamıdır. Bir şeyin bir bölümü o şeyin tümüne ve tüm, o şeyin bir bölümüne dayalı olarak anlaşılabilir. Wilhelm von Humbolt, Wilhelm Dilthey, Martin Heidegger, Hans-Georg Gadamer, Jurgen Habermas gibi isimler hermeneutiğin en önemli isimleridir.

Kaynaklar

Habermas, Jurgen. Toplumsal Tekamül ve İletişim
Halliborton, David. Şairâne Düşünce: Heidegger'e bir Yaklaşım.
Hirsch. E. D. Yorumun Amaçları
Maglialo, Robert R. Fenomenoloji ve Edebiyat: Bir Giriş.
Heidegger, Martin: Oluş ve Zaman

 
 
Postkoloniyalism
Postkolonyalizm, sömürge sistemlerinin ve Avrupalı imparatorlukların çöküşünden sonra, üçüncü dünya ülkelerinin yaşadığı tarihsel döneme işaret eden bir edebî akımdır. Terimsel açıdan bu tür bir anlama sahip olmakla beraber, Postkolonicilik akımı (sömürge sonrası edebiyat akımı) yapılan ayrım her zaman sömürge sonrası üçüncü dünya ülkelerinde gelişen edebiyattan söz etmez. Emperyalizmin çöküşünden sonra, Asya, Afrika ve Karayiplerdeki ülkeler; kendi ülkelerini, kendi kültürlerini ve kendi hükümetlerini yeniden yaratma yoluna gittiler. Bu süreçte üçüncü dünya ülkelerinde yetişen yazarların pek çoğu koloni sonrası kültürlerde meydan gelen değişimler ve kolonicilik anlayışı üzerinde yoğunlaştılar. Sömürge ülkelerde yetişen yazarların yüzleşmek zorunda kaldıkları meydan okuyuşlar, bu yazarların hem kendi kültürlerini yeniden yaratma hem de kendi kültürlerinin ilkel kavramlarıyla mücadele etme girişimleriydi. Örneğin Edward Said Oryantalizm kelimesini Batı'nın tesis ettiği Doğu'ya dair söylemi tarif etmek için kullanmıştır.

Kaynaklar

Said Edward, Orientalism
Soyinka, Wole, Mit, Edebiyat ve Afrika Dünyası.
Guneratne, Anthony, The Virtual Spaces of Postcoloniality: Rushdie, Ondaatje, Naipaul, Bakhtin ve Diğerleri.

 
Fenomenoloji

İlk defa Edmund Husserl tarafından geliştirilmiş bir edebî-felsefî akımdır. Husserl fenomenolojik indirgemeyi önermiştir. Bütün realitelere saf fenomenler olarak bakılmalıdır. Saf fenomen soyut bilgi formudur. Husserl bilinci her zaman kastî olarak yani bilinçli akt olarak görür. Düşünülen nesnenin veya öznenin amaçladığı bu kastilik veya bilinç aktı aynı zamanda birbirinin evrimidir. Eser dünyayı algılamamızdan veya dünyayı bilmemizden ileri gelen bir fenomendir.

Kaynaklar

Edmund Husserl
İsmail Tunalı, Sanat ontolojisi
Takıyeddin Mengüşoğlu, Fenomenoloji    

 
 
Psikoanalitik Eleştiri

Modern psikolojinin getirdiği prensiplerin edebiyat incelemelerine uyarlanmasıdır. (Bilhassa Sigmund Freud ve Jacques Lacan). Psikoanalitik eleştiri yazar ruhu ile yaratma süreçlerinin incelenmesine dayanır. Edebî eserlerdeki psikolojik görünümleri veya ilkeleri inceler. Aynı zamanda edebî eserin okur üzerinde bıraktığı etkilerin psikolojik yönüne bakar.
Daha fazla bilgi için bk.
Lacan, Jacques. Ecrits
Eagleton, Terry. Edebiyat Kuramı
Freud, Sigmunt.
Jefferson, Anne ve David Robey. Modern Edebiyat Teorisi
 
 
Marksist Eleştiri
 
Edebiyata yönelik sosyolojik bir yaklaşımdır. Edebiyat ve sanat eserlerini tarihsel güçlerin ürünleri olarak görür. Marksist eleştirmenlere göre, edebiyat eserleri biçimlendikleri malzemesel koşullara bakılarak tahlil edilmelidir. Marksist ideoloji Marksistlerin dünya görüşü diye tarif edilen hakim sınıfların diğer sınıflara hükmetmesi temeline dayalıdır. Marksizm hakim sınıflarla baskı altındaki sınıflar arasında mevcut olan çatışma üzerine yoğunlaşmıştır. Herhangi bir çağın nesnel gerçekliği diye tanımladığımız şeyleri taklit etmede sanat eserlerinin cesaret verici bir niteliği vardır. Modern Marksizmin üzerinde durduğu kavramlar oldukça geniştir. Modern Marksizm sanatı üretildiği çağdan özerk ve eş zamanlı olarak üretildiği çağı yansıtan bir nesne olarak görür. Frankfurt Okulu Marksizm ile birleştirilmiştir.

Kaynaklar

Marx, Karl.
Engels, Friedrich.
Jefferson, Anne ve David Robey, Modern Edebiyat Teorisi
Bullock, Chris ve David Peck. Marksist Eleştirinin Rehberi
Ayrıca Walter Benjamin, Tony Benett, Terry Eagleton, John Frow, Friedric Jameson, Georg Lukacs ve Raymond Williams gibi teorisyenlerin eserlerine bakılabilir.

 
 
Arketipal – Mit Eleştirisi
 
C. G. Jung ve Joseph Campbell'in eserini temel alan bir eleştiri akımıdır. Robert Graves, Francis Ferguson, Philip Wheelwright, Leslie Fiedler, Northrop Fry, Maud Bodkin ve G. Wilson Kinight bu akımın en önemli temsilcileridir. Söz konusu eleştirmenler, edebiyatın bireysel ve türsel olay örgüsü kalıpları üzerinde durmuşlardır. Bunlar edebî eserleri belirli arketiplerin veya belirli mitik formüllerin tekrarı olarak gördüler. Bu yüzden Arketipçi eleştirmenler için edebî eserler oldukça gelişmiş ve gerçekçi eserlerdir. Jung'a göre, Arketipler primordial (ilk) imajlar veya psişik kalıntılardır. Bu imajlar ve kalıntılar insan ırkının insan ırkının müşterek bilinç altındadırlar ve çok eski atalarımızın hayatındaki tekrarlanan deneyim tiplerinden miras kalmıştır. Primordial imajlar ve psişik kalıntılar sadece edebî eserlerde değil, aynı zamanda mitlerde, dinî törenlerde, rüyalarda ve özel fantezilerde de ortaya çıkar.

Kaynaklar

Jung, Carl Gustav. Spirit in Man, Art and Literature.
Frazer, J. G. Altın Dal
Lentriccia, Frank. After the New Criticism
Camphell, Joseph. Hero with a Thousand Faces.
Fry, Northrop. Anotomy of Criticism and Fables of Identity

 
 
KLASİSİZM (SOYYAPITÇILIK) 
 
KLASİSİZM (SOYYAPITÇILIK)
Latince "classius (seçme)" sözünden gelen "klasik" sözcüğü; geniş anlamda, bir dilin örnek yapıtı, ya da
 
sanatçısı için kullanılır.  Konumuzla ilgili olarak ise XVII. yüzyılda Fransa'da ortaya çıkan  "klasisizm" 
 
 akımının ilkelerine uyan yapıt ya da sanatçı anlamına gelir.
 
 
DOĞUŞU
Klasisizmin toplumsal altyapısı, krallık rejimi (merkezi krallık)'dir. XVII. yüzyılda Avrupa'da kral, en üstün ve kusursuz kişidir. Bu dönemde, saray ve çevresindeki görkemli yaşam,  törelere ve kurallara bağlanmıştır.  Monarşilerin güçlenmesiyle, toplumsal yaşamda kural, yasa ve düzen egemen olmuştur. Bu gelişmeler sanat ve edebiyata da yansımış, kral ve çevresinin ideal yaşantısı sanatçıya esin kaynağı olmuş, dil ve edebiyatın kuralları belirlenmiştir. Bu çağın insanı, soyluların üstünlüğünü özümsemiş "seçkin insan"dır. Seçkin insanın sanat zevki de klasisizmin en belirleyici ölçüsü olmuştur. Demokratik hak ve özgürlüklerin gelişmediği bu dönemde, kuşkusuz "düşünce özgürlüğünün ve eleştirinin" yeri de yoktu.
 
Klasisizmin düşünsel temelini ise Descartes'in  "akılcılık (rasyonalizm)" felsefesi oluşturur.
 
"Düşünüyorum, öyleyse varım." diyen Descartes'in bu felsefesine göre, gerçek ve doğru, ancak akıl yoluyla bulunabilir.  Duygular  (aşk,  kin,  sevinç,  keder…)  yanıltıcıdır; bunlar mutlaka aklın denetiminde olmalıdır.
 
Klasisizmin ilkeleri, eleştirmen Boileau'nun L'art Poetique (Şiir Sanatı) adlı yapıtında dile getirilmiştir.
 
 
ÖZELLİKLERİ
 
1.  Akıl ve sağduyu önemlidir.  İnsanı yanıltacağı için, duygu ve coşku önemsenmez.
2.  "Doğa" olarak, insanın değişmeyen iç dünyası ele alınır; sürekli değişen dış dünya ve doğa, aldatıcı bulu- nur. Bu yüzden, gerçek doğa betimlemelerinden kaçınılır.
3.  Günlük ve gelip geçici konular değil, kalıcı olanlar işlenir. Bu yüzden, Eski Yunan ve Latin edebiyatı kaynakları tekrar tekrar ele alınır.
4.  İdeal ve mükemmel insan tipi işlenir, değişmez tipler yaratılır.
5.  Konudan çok,  konunun en güzel biçimle,  kusursuz soylu bir dil ve anlatımla ortaya konması önemsenir.
6.  Akla ve doğallığa önem verildiği için, tiyatroda "üç birlik kuralı" uygulanır (üç birlik: yer, zaman, olay birliği).
7.  Kötü ve çirkin konular ele alınmaz.
 
8.  Yapıtlarda, sanatçının öznel açıklamalarına yer verilmez.
 
BAŞLICA TEMSİLCİLERİ
 
DESCARTES (1596-1650): Klasisizmin düşünsel yönünü hazırlamış, Tanrının varlığını kanıtlayacak bir felsefe sis- temi kurmaya çalışmıştır. Gerçeği, sahteden ayıran ma- tematik yöntemini anlatmayı denemiş, metafizik ve fiziksel evren üzerine yapıtlar vermiştir.
Yapıtları: Metot Üzerine Konuşma, Metafizik Düşünceler, Felsefenin İlkeleri, Ahlak Üzerine Mektuplar, Tabi- at Işığı Altında…
 
BOİLEAU  (1636-1711): Yergiler ve eleştiriler yazmıştır. Eleştirilerinde, sanatta işçiliğin önemini belirtmiş ve nazmın kurallarını koymuştur.
Yapıtı: Şiir Sanatı.
 
CORNEİLLE (1606-1684): Fransız tragedyasının kurucu- su sayılır. Kahramanları, tüm engelleri aşan, iradesi güçlü kişilerdir. Komedyaları da vardır.
Yapıtları: Le Cid, Horace, Cinna, Polyeucte…
 
LA ROCHEFOUCAULT  (1613-1680):  Özdeyiş türünün kurucusu ve en büyük yazarıdır.  İnsanların kusurlarını, yaşam deneyimlerine dayalı özdeyişlerle yansıtmıştır.
Yapıtı: Özdeyişler.
 
 
LA FONTAİNE (1621-1695): Yunan fabl ustası Aisopos'tan etkilenmiştir.  Hayvanlar ve insanlar üzerinde gözlemler yapmış; hayvanlar arasında geçen olaylardan hareketle insanların kusurlarını anlatmıştır.
Yapıtları: Fabller (12 cilt).
 
 
MOLİÉRE (1622-1673): Dünya komedyasının en büyük ustasıdır. Güldürürken düşündürmeyi amaçlamıştır. Yapıtlarını gülünç gelenekler ve karakterler üzerine kurmuş; olumsuz tipleri işleyerek mükemmel insanı duyurmak istemiştir.
Yapıtları: Tartuffe, Don Juan, Zoraki Tabip, Cimri, Kibarlık Budalası,  Gülünç Kibarlar,  Hastalık Hastası, Kocalar Okulu, Kadınlar Okulu…
 
 
PASCAL  (1623-1662):  Fizikçi ve matematikçidir.  Genç yaşında manastıra çekilmiş; orada teoloji, felsefe ve psikoloji konusunda notlar tutmuştur.
Yapıtlar: Düşünceler, Taşra Mektupları.
 
 
Diğer Temsilcileri:
Mme DE LA FAYETTE (1634-1693)
J.RACİNE (1639-1699)
LA BRUYÉRE (1645-1696)
FENELON (1651-1715)
TÜRK EDEBİYATINA ETKİLERİ
 
Klasisizmin Türk edebiyatına etkileri çok belirgin değildir. Ancak, Şinasi'nin Şair Evlenmesi'nde üç birlik kuralını uygulaması ve La Fontaine'den yaptığı çeviriler; Ahmet Vefik Paşa'nın Molière'den yaptığı çeviri ve uyarlamalar; Yusuf Kâmil Paşa'nın Fenelon'dan yaptığı Telemak çevirisi; Åli Bey'in  Molière'den  yaptığı  Kokona  Yatıyor  uyarlaması, klasisizmin Türk edebiyatındaki etkisini göstermektedir.
 
 
ÖRNEK 1
 
"Her şeyi,  erdemi, dehayı, zekâyı ve sanatı meydana getiren yalnız sağduyudur, yalnız akıldır. Erdem nedir? Aklın uygulama alanına geçirilmesi! Sanat nedir? Parlak sözler- le ortaya atılan akıl! Zekâ nedir? Aklın incelikle anlatımı!"
 
Yukarıdaki parçanın yazarı, aşağıdaki edebiyat akımlarından hangisinin içinde olabilir?
 
A) Klasisizmin    B) Romantizmin    C) Realizmin
D) Natüralizmin                   E) Sembolizmin
 
ÇÖZÜM
Aklı ve sağduyuyu her şeyin üzerinde tutan edebi akım, klasisizmdir.
Yanıt: A
 
 
ÖRNEK 2
 
Moliére, Racine ve La Fontaine'nin ortak yönü aşağıdakilerden hangisidir?
 
A) Tanzimatçıları en çok etkileyen yazarlar olmaları
B) Klasik akımın temsilcileri olmaları
C) Aynı türden eserler vermeleri
D) Değişik sanat akımlarının kurucuları olmaları
E) Kendi alanlarındaki ilk eserleri vermiş olmaları
(1988 ÖYS)
 
ÇÖZÜM
Moliére, klasik akıma bağlı komedi yazarı, Racine, klasik akıma bağlı trajedi yazarı, La Fontaine, klasik akıma bağlı fabl yazarı olduğuna göre bunların ortak yanları klasik akıma bağlı olmalarıdır.
Yanıt: B
 
 
ÖRNEK 3
 
Türk edebiyatı Batı'ya açılmaya başladığında, Batı'da – – – – dönemi tamamlanmış; hatta ondan sonra gelen akım da dönemini tamamlamaya başlamıştı. Şinasi ve Ahmet Vefik Paşa'yı saymazsak bu akımın edebiyatçılarımızı hiç etkilemediğini bile söyleyebiliriz.
 
Bu parçada boş bırakılan yere, aşağıdaki akım adla-rından hangisi getirilmelidir?
 
A) klasisizm          B) romantizm        C) realizm
D) natürilazm        E) parnasizm
 
ÇÖZÜM
Edebiyatımızın Batı'ya açılmaya başladığı Tanzimat döneminde, klasisizm, devrini tamamlamış; hatta romantizmin bile sonlarına gelinmişti. Tanzimat edebiyatçılarının çoğu da romantizmden etkilendiler. Sadece Şinasi ve çevirileriyle Ahmet Vefik Paşa'da klasisizmin etkileri görülmüştür.
Yanıt: A
 
Yeni Eleştiri Akımı
1920'li ve 1930'lu yıllarda başlayan bir eleştiri akımıdır. Geleneksel eleştiri anlayışının yaygın olarak ilgilendiği yazarın biyografisi veya psikolojisi, eserin edebiyat teorisiyle ilişkisi gibi metin dışı unsurlara bir tepki olarak doğmuştur. Yeni Eleştiriciler edebî sanat eserinin özerk (otonom) olarak ele alınması gerektiği görüşünü ileri sürdüler. Yeni Eleştiricilere göre, dıştan gelen bir takım referanslarla edebî sanat eserini değerlendirmek doğru değildir. Şiir gerçek dünyaya dair doğruluğunu ispat edebileceğimiz çok az unsur içerir. Şiir oldukça karmaşık bir organizasyondur.

Kaynaklar 

Lentriccia, Frank. After the New Criticism, Altıncı Bölüm
Eagleton, Terry. Edebiyat Kuramı, Birinci Bölüm
Jefferson, Anne ve David Robey, Modern Edebiyat Teorileri
Zima, Peter V. Modern Edebiyat Teorilerinin Felsefesi

 
REALİZM (GERÇEKÇİLİK)
REALİZM (GERÇEKÇİLİK)
Realizm, XIX. yüzyılın ikinci yarısında, romantizme tepki olarak Fransa'da ortaya çıkmıştır.
DOĞUŞU
XIX. yüzyılın ikinci yarısında deneysel bilimlerde önemli gelişmeler olmuştur. Varlıkları ve olayları duygu ve hayalle değil, maddi gerçekliklerle kanıtlayan görüşler öne çıkmıştır. Yaşamla ilgili bilimsel açıklamalar sanat ve edebiyatta da benimsenmiş, böylece realizmin oluşumu hızlanmıştır. Yani sanatçı, bir ahlakçı gibi değil, belgeye ve gözleme önem veren bir bilim adamı gibi davranarak yapıtlarını oluşturmalıdır. Örneğin, "iyilik ve kötülük" kavramları bile, "demir ve tuz" gibi maddi gerçekliklere benzer şekilde ele alınmış, çözümlenmiştir.
 
Bilimsel alandaki gelişmeler, felsefe alanında gerçekdışı her şeyin dışlanmasına yol açmıştır.  Öncülüğünü A.Comte'un yaptığı, duyguları değil, yalnız duyularla algılanabilen olguları esas alan pozitivizm, sanat alanında da realizmin düşünsel temelini oluşturmuştur.
XIX. yüzyıl Avrupa'sında görülen sosyal çalkantılar, insanları yeni bir sosyal yapı araştırmaya yöneltmiştir. Bu ise, öncelikle toplum gerçeğinin tanınmasını zorunlu kılmıştır. Duygu ve hayalden yola çıkan bir sanatçı, toplumun beklentilerine yanıt veremeyeceği için gerçekçi olmak zorunda kalmıştır.
Realizm, akım olarak XIX. yüzyılın ikinci yarısında başlamakla birlikte romantik kuşak sanatçıları olan Balzac ve Stendhal, realizmi önceden müjdeleyen sanatçılardır. Bu nedenle, Stendhal ve Balzac'a, realizmin öncüleri de denmektedir.  Realizmin romantizme üstünlüğü ise,  Gustav Flaubert'in 1857 yılında yayımladığı Madame Bovary romanı ile kanıtlanmıştır.
Realizm ve natüralizm, XX. yüzyılda "toplumcu gerçekçilik"e (sosyal realizm) dönüşmüştür. Böylece, realist ve natüralist sanatçılar, bu yüzyılda gerçeği anlamakla yetinmeyip gerçeklerden yola çıkarak toplumu değiştirmeyi de amaçlamışlardır.
 
 
ÖZELLİKLERİ
1.  Gözlem ve belgeye dayanır; insan, içinde bulunduğu çevrenin özellikleriyle değerlendirilir.
2.  Sanatçı, taraf tutmaz; kendi duygu ve düşüncelerini yapıtına yansıtmaz.
3.  İnsan ve toplum, "iyi-kötü, güzel-çirkin" demeden, olduğu gibi yansıtılır. (Klasikler, "olması gerektiği gibi"; romantikler, "kendi istedikleri gibi" anlatırlar.)
4.  Anlatım kusursuzdur, üsluba önem verilir. Kişiler, sosyal düzeylerine göre değil, sanatçının üslup özellikleri- ne göre konuşturulur.
5.  Betimlemeler, ruhsal özellikleri yansıtmak amacıyla ve yapıttaki kişilerin gözüyle yapılır.
6.  Toplum gerçekleri ele alınmasına karşın, "sanat için sanat" anlayışı benimsenir.
7.  Realist edebiyatta tiyatro, özellikle de roman türü çok gelişmiştir.
 
BAŞLICA TEMSİLCİLERİ
 
STENDHAL  (1783-1842):  Gezi,  anı,  deneme,  öykü ve roman türlerinde yapıtlar veren yazarın süssüz bir anlatımı vardır. Hafif alaycılığı ve psikolojik çözümlemeleri, yaşa- dığı dönemde anlaşılamamıştır.
Yapıtları: Kırmızı ve Siyah, Parma Manastırı, Kastro Rahibesi, Racine ve Shakespeare…
 
H. DE BALZAC (1799-1850): "İnsanlık Komedyası" genel başlığı altında topladığı romanlarında, insan hayatının çeşitli yönlerini eşsiz bir gözlem gücüyle yansıtmayı başar mış, dünya edebiyatına ölmez tipler bırakmıştır.
 
Yapıtları:  Eugènie  Grandet,  Goriot  Baba,  Vadideki Zambak, Otuz Yaşındaki Kadın, Köy Hekimi, Mutlak Peşinde, Tılsımlı Deri…
 
G. FLAUBERT (1821-1880): Yapıtlarında, kahramanlarının gerçeğe uygun olmasına, söyleyişe ve biçime önem vermiş, kendi kişiliğini gizlemiştir.
 
Yapıtları: Madame Bovary, Salambo, Duygusal Eğitim, Üç Hikâye…
 
 
 
Rus Edebiyatında Realistler
 
N. GOGOL (1809-1852): Öykü, roman ve oyun türlerinde yazmıştır. Yapıtlarında "didaktik" bir eğilim görülür.
Yapıtları: Petersburg Hikâyeleri, Palto, Bir Delinin Hatıra Defteri, Masallar, Ölü Canlar, Müfettiş, Kumarcılar…
 
İ. TURGENYEV (1818-1883): Yapıtlarında gerçekle şiir, gözlemle düşsel sezgi arasında uyumlu bir denge kurmayı başaran yazar, köylülerin ve toprak sahiplerinin portrelerini çizmiştir. Toprak köleliğine karşı olan tutumu, toprak köleliğinin kaldırılmasında etkili olmuştur.
Yapıtları: Babalar ve Oğullar, Fırtınadan Önce, Bir Avcının Notları, Taşralı Kadın, Köyde Bir Ay…
 
F. DOSTOYEVSKİ (1822-1881): Acıma ve psikoloji, he- men bütün yapıtlarının temel öğesidir. Bu nedenle, çağdaş psikologlar ve egzistansiyalistler, onun sezgilerinden yararlanmışlardır.
Yapıtları: Suç ve Ceza, Karamazov Kardeşler, Budala, Kumarbaz, Ölüler Evinden Hatıralar, Yeraltından Not- lar…
 
L. TOLSTOY (1828-1910): Düşünce ve hayal zenginliği taşıyan yapıtlarında yarattığı tipler, anlattığı olaylar, törelerle ilgili betimlemeler,  gerçeklere çok yakındır.  Bütün bunları yalın bir üslupla anlatmayı başarmıştır.
Yapıtları: Savaş ve Barış, Anna Karenina, Diriliş, İvan İlyiç'in Ölümü,  Hacı Murat,  Sivastopol 1855  (roman, öykü); Karanlığın Kudreti, Yaşayan Ölü (tiyatro)
 
A. ÇEHOV (1860-1904): Öykü ve oyunlarıyla tanınır. Hayatın gelişigüzel,  önemsiz yanlarını anlatır.  Olaya pek önem vermemiş, konuyla doğrudan ilgili olmayan ayrıntı- lardan kaçınmıştır.
Yapıtları: Hikâyeler, (4 cilt, öykü); Martı, Üç Kızkardeş, Vanya Dayı, Vişne Bahçesi (oyun)…
 
M. GORKİ (1868-1936)
Hiçbir öğrenim görmeyen; kendini yetiştiren yazar, "Rus edebiyatı"  ile  "Sovyet edebiyatı"  arasında bir köprü ve "sosyal gerçekçilik"in öncüsü sayılır.
Yapıtları: Çocukluğum, Ekmeğimi Kazanırken, Benim Üniversitelerim, Ana, Klim Samgin'in Hayatı (roman); Stepte, Sıkıntı, Serseriler (öykü); Ayaktakımı Arasında, Küçük Burjuvalar  (oyun);  Edebiyat Yaşamım,  Tolstoy'dan Anılar (anı, deneme)…
İngiliz Edebiyatında Realistler
 
C.  DİCKENS  (1812-1870):  Yazdıklarında toplumsal sorunları sergilemiş; ama bunların nedenlerini, çözüm yollarını göstermede pek başarılı olamamıştır.
 
Yapıtları:  Büyük  Ümitler,  Antikacı  Dükkânı,  Oliver Twist, David Copperfield, İki Şehrin Hikâyesi…
 
Amerikan Edebiyatında Realistler
 
M. TWAİN (1835-1910): Yapıtlarında, başından geçen serüvenleri yansıtmış, romantik ve
 
realist öğeleri dengeli bir biçimde kullanmıştır.
 
Yapıtları: Tom Sawyer'in Maceraları, Mississipi'de Ha- yat, Huckleberry Finn'in Maceraları…
 
J.LONDON (1876-1916): Pek çok yapıtında insanların (ve hayvanların) toplumsal davranışı altında görülen "kabalık" kavramıyla uğraşmıştır.
 
Yapıtları:  Vahşetin Çağırışı,  Âdem'den Önce,  Deniz Kurdu, Kurt Kanı, Demir Ökçe, Martin Eden, Sevginin Katıksızı, Ateş Yakmak…
 
E. HEMİNGWAY (1898-1961): Yalın bir anlatımı vardır.
 
Yapıtları: Güneş de Doğar, Silahlara Veda, Çanlar Kimin İçin Çalıyor? İhtiyar Adam ve Deniz, Afrika'nın Yeşil Tepeleri…
 
J. STEİNBECK (1902-1968): Genellikle toprakla uğraşan insanları, köy ve sayfiyeleri anlatmıştır. İyi bir gözlemcidir.
 
Yapıtları: Fareler ve İnsanlar, Gazap Üzümleri, Bitme- yen Kavga, Cennet Çayırları, Yukarı Mahalle, Uğurlu Perşembe…
 
TÜRK EDEBİYATINA ETKİLERİ
Realizm, Tanzimat edebiyatının ikinci döneminden başlayarak Türk edebiyatının bütün topluluklarında etkisini göstermiştir. Recaizade M. Ekrem (Araba
 
 Sevdası), Sami- paşazade Sezai (Sergüzeşt) ile başlayan realist etkilenme, Servet-i Fünun edebiyatında Halit Ziya ile en önemli temsilcisine kavuşur.
 
 Servet-i Fünun'un diğer realist ya- zarları, Mehmet Rauf ve Hüseyin Cahit'tir. Bağımsız ya- zarlardan Hüseyin Rahmi, Ahmet Mithat Efendi ve Ah- met
 
Rasim de bu yönde yapıtlar kaleme almışlardır. Türk edebiyatının realist kabul edilen diğer yazarları şunlardır:  Yakup Kadri,  Refik Halit,  Reşat Nuri, 
 
 Halide Edip, Ebubekir Hazım, Ömer Seyfettin, Sabahattin Ali, Memduh Şevket, Halikarnas Balıkçısı, Orhan Kemal, Kemal Tahir, Yaşar Kemal,
 
 Fakir Baykurt…
 
 
 
 
ÖRNEK 7
İyi, kötü, güzel, çirkin demeksizin çevreyi, toplumu ve insanı olduğu gibi yansıtmak gerekir.  Bunun için de dış dünya ve sosyal çevreye bakmak yetmez, bunlar yakından gözlenmelidir. Sanatçı bu gözlemlerini belgelere dayandırmalı,  içine kendi duygu ve düşüncelerini karıştırmamalıdır.
 
Böyle söyleyen bir yazar,  aşağıdaki hangi edebiyat akımına bağlı olabilir?
 
A) Klasisizm       B) Realizm        C) Romantizm
D) Sürrealizm      E) Natüralizm
 
ÇÖZÜM
Paragrafta verilen özelliklere bağlı bir sanatçı "realizm" akımına bağlıdır; çünkü özellikler, realizmin özellikleridir. (Bak. s.92)
Yanıt: B
 
 
ÖRNEK 8
 
Aşağıdakilerden hangisi realizmin özelliklerinden değildir?
 
A)  Toplum ve insan gerçekleri ele alınır.
B)  Yaşanan ve gözlenen gerçek, bütün çıplaklığıyla anlatılır.
C) Gerçeğin tam yansıtılabilmesi için gerektiğinde anket gibi bazı sanat dışı yöntemlere başvurulur.
D) İnsan psikolojisi,  insanın kişiliğini etkileyen çevrenin tanıtımı, içinde bulunulan ortam, ayrıntılarıyla verilir.
E)  Dine ve milliyetçiliğe büyük önem verilir.
 
 
ÇÖZÜM
Realizmin özellikleri arasında "dine ve milliyetçiliğe önem vermek" yoktur. Bu, romantizm akımının bir özelliğidir.
Yanıt: E
 
 
 
ÖRNEK 9
 
Batı'da başlayıp gelişen edebiyat akımları bizim edebiyatımızı da etkilemiştir. Şinasi, Ahmet Vefik paşa – – – – akımının; Namık Kemal, Abdülhak Hâmit – – – – akımının; Halit Ziya, Ömer Seyfettin, Yakup Kadri – – – – akımının etkisinde kalmışlardır.
 
Bu parçada boş bırakılan yerlere, sırasıyla aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
 
A)  klasisizm – realizm – romantizm
B)  romantizm – nütaralizm – klasisizm
C) realizm – romantizm – klasisizm
D) klasisizm – romantizm – realizm
E)  romantizm – realizm – klasisizm
 
 
ÇÖZÜM
Paragraftaki boşluklara sırasıyla "klasisizm", "romantizm"  ve "realizm" getirilmelidir.
Yanıt: D
 
 
ROMANTİZM (COŞUMCULUK):
ROMANTİZM  (COŞUMCULUK):  
Romantizm,  XVII.  ve XVIII. yüzyılda klasisizme tepki olarak Fransa'da ortaya çıkmıştır.
DOĞUŞU
XVIII. yüzyıl, Avrupa'da, ekonomik ve toplumsal alanlarda büyük çalkantıların yaşandığı bir dönemdir.  Toplumsal güç dengesinin değişmesi, düşünce ve felsefe alanlarına da yansır. 1689'da İnsan Hakları Bildirgesi'nin kabul edilmesinden 1789 Fransız İhtilali'ne kadar geçen sürede Rousseau, Montesqieu, Diderot, Voltaire gibi düşünürler, cumhuriyet, eşitlik, adalet ve özgürlük kavramlarını işlemiş, yeni bir düşünce çağı başlatmışlardır. Romantizm, "Aydınlanma Çağı" da denen böyle bir düşünsel ortamın ürünüdür.
Romantizmin ilkeleri, ilk kez Victor Hugo'nun "Cromwell" adlı oyununun önsözünde açıklanmıştır.  Romantizmin klasisizme üstünlüğü ise aynı yazarın "Hernani" dramının sahnelenmesiyle (Hernani Savaşı) kanıtlanmıştır.
 
 
 
ÖZELLİKLERİ
Romantizm, klasisizme tepki olarak doğduğu için, romantizmin özellikleri ile klasisizmin özellikleri arasında tam bir karşıtlık vardır:
1.  Hayal ve duygu, akıl kadar gerekli ve önemlidir.
2.  Dış dünya, doğa, renkli ve göz alıcı betimlemelerle anlatılır.
3.  Kusursuz, genel ve evrensel olan konular değil, özel ve yerel olan konular işlenir.
4.  Yunan mitolojisi yerine Hıristiyanlık mucizeleri ve ulusal efsaneler işlenir. Konular, tarihten ya da günlük ya- şamdan alınır.
5.  Ölüm, acı, aşk, intihar gibi temalar işlenir.
6.  Konular işlenirken iyi-kötü, doğru-yanlış, ak-kara gibi karşıtlıklardan yararlanılır.
7.  Tiyatroda üç birlik kuralı kaldırılır ve "dram" türü başlatılır. (Dram türünün ilk izleri Shakespeare'de görülür; ama türü yaygınlaştıran romantiklerdir.  Bu nedenle, romantizmin kaynağının Shakespeare olduğu unutul- mamalıdır.)
8.  Toplum için sanat anlayışı benimsenir.
9.  Sanatçı,  yapıtında, kişiliğini gizleme gereği duymaz; olaylara karışır ve iyiden yana tavır alır.
BAŞLICA TEMSİLCİLERİ
 
J.J  ROUSSEAU  (1712-1778):  Romantik  bir  sanatçı olmaktan çok, bir aydınlanmacıdır. Fransız İhtilali'nin "kalbi" sayılmıştır. Halk egemenliği, eşitlik ve özgürlük temelleri- ne dayanan yeni bir toplum düzeni tasarlamış; bilim ve sanatta ilerlemenin ahlakta ilerlemeyi de birlikte getiremediğini, bu nedenle de ilkel insanın uygar insandan üstün olduğunu savunmuştur.
 
Yapıtları: Toplumsal Sözleşme, Emile, İtiraflar, Diyaloglar…
 
VOLTAIRE: Romantizm öncesi, aydınlanmacıdır. Kendin- den sonraki sanatçıları etkileyen güçlü bir düşünürdür.
Yapıtları: Zadig, Candide, Çıraklık Yılları (roman); Seçme Şiirler…
 
V. HUGO (1802-1885): Romantizmin kurucusu ve kuramcısıdır. Ressamlığının izleri yazdıklarına yansımıştır. Şiirlerindeki ana duygu aşk, doğa, özgürlük, vatan ve insan sevgisidir. Roman ve oyunlarında Fransız toplumunun çeşitli dönemlerini anlatmıştır.
Yapıtları: Sonbahar Yaprakları, Akşam Şarkıları, Işıklar ve Gölgeler (şiir); Ruy Blas, Kral Eğleniyor, Cromwell, Hernani (oyun); Sefiller, Notre-Dame'ın Kamburu (roman)…
 
GOETHE (1749-1832): Şiir, tiyatro, roman ve yaşamöyküsü türlerinde yapıtlar vermiştir.  Şiirlerinde,  başlangıçta Halk şiirinin olanaklarından yararlanmış, sonra da "hayat felsefesi"ni işleyen şiirler yazmıştır.
Yapıtları:   Roma Mersiyeleri,   Divan   (şiir);   Faust, İphigenie  Tauris'te,  Tasso  (oyun);  Werther,  Wilhelm Meister'in Çıraklık Yılları ve Gezileri (roman)…
 
A. PUŞKİN (1799-1837): Rus romantiklerin en büyüğüdür. Birçok türde yazmıştır.  Hareketli hayatı,  yazdıklarının renkli ve canlı olmasını sağlamıştır.
Yapıtları: Kafkas Esiri, Bahçesaray Çeşmesi, Çingeneler,  Evgeniy  Onegin (şiir, manzum  öykü), Yüzbaşının Kızı, Dubrovski, Maça Kızı, Biyelkin'in Hikâyeleri (roman, öykü)…
 
Diğer Temsilcileri
Mme DE STAÉL (1766-1817)   – Fransız
CHATEAUBRİAND (1768-1848) – Fransız
LAMARTİNE (1790-1869)          – Fransız
A. DUMAS PERE (1802-1870) – Fransız
GEORGE SAND (1804-1876)   – Fransız
SCHİLLER (1759-1805)             – Alman
LORD BYRON (1788-1824)      – İngiliz
SHELLEY (1792-1822)                – İngiliz
 
 
TÜRK EDEBİYATINA ETKİLERİ
Romantizmin Türk edebiyatındaki en yoğun etkisi Tanzimat döneminde görülür. Çeviriler yoluyla başlayan bu etki, özellikle Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi ve Abdülhak Hâmit'in yapıtlarında göze çarpar.
 
ÖRNEK 4
"Gerçeği olduğu gibi yansıtmak benim işim değildir. Dış dünyayı duygu ve hayal gücüyle zenginleştirerek vermek, tabiatın güzelliklerini dile getirmek sanatçının görevi olmalıdır."görüşünü ileri süren bir sanatçı, aşağıdaki edebiyat akımlarından hangisinin savunucusu durumun- dadır?
 
A) Klasisizm       B) Romantizm       C) Realizm
D) Natüralizm         E) Sürrealizm
(2006 ÖSS)
 
ÇÖZÜM
"Dış dünya olduğu gibi değil de duygu ve hayal gücüyle zenginleştirilerek verilmelidir.", görüşünü benimseyen sanatçı "romantizm" akımının savunucusu durumundadır.
Yanıt: B
 
 
 
ÖRNEK 5
Aşağıdaki sanatçılardan hangisi romantizm akımı içinde yer almaz?
 
A) J. J. Rousseau                               B) Chateaubriand  C) Schiller
D) Lamartine       E) Racine
(1995 ÖYS)
 
ÇÖZÜM
 
"Racine" klasik bir sanatçıdır.
Yanıt: E
 
 
 
ÖRNEK 6
 
Bizim Yeşilçam Sokağı'nın yerli film mantığı, çok sağlam bir reçeteye bağlanmıştır. Bulaşanlar bilir: Oğlan, daima haklı, daima namuslu, daima üstündür. Kız, asla kötü niyetleri olmayan,  başına dert gelse bile  "kaderin cilvesi"nden gelmiş olan bir tazeciktir. Kötü adam, Tanrı'nın kötü yarattığı, düzeltilemez, iyi tarafı olamaz bir adamdır.
 
Bu parçaya göre, Yeşilçam filmlerinin, hangi akımın özelliklerini yansıttığı söylenebilir?
 
A) Klasisizmin    B) Romantizmin   C) Realizmin
D) Natüralizmin   E) Sürrealizmin
 
ÇÖZÜM
Romantizm akımında konular işlenirken yaşantımızdaki ve doğadaki zıtlıklardan yararlanılmıştır. Bu akımda iyiler tam iyi, kötüler de tam kötüdür. Bu bakımdan parçada anlatılan Yeşilçam filmlerinin, romantizm akımının özelliklerini yansıttığını söyleyebiliriz.
Yanıt: B
 
 
SEMBOLİZM (SİMGECİLİK)
SEMBOLİZM (SİMGECİLİK)
 
Parnasizme tepki olarak doğmuş bir şiir akımıdır. 1885-
1900 yılları arasında en etkili dönemini yaşamış, kendin- den sonraki dönemlerin şiir anlayışları üzerinde etkili ol- muştur. Sembolizmin öncüsü, Charles Baudelaire'dir; "Kö- tülük Çiçekleri" adlı kitabı, bu akımın özelliklerini yansıtan örnekler içerir.
 
ÖZELLİKLERİ
 
1.  Parnasyenlerin şiirden kovdukları duygu ve hayal dünyası geri getirilir.
2.  Şiirde "anlam açıklığı"na karşı çıkılır; anlam açıklığının şiire değil, düzyazıya ait bir özellik olduğu savunulur.
3.  Sözcüklerin müzikli yapısına yaslanan bir "iç ahenk" elde edilmeye çalışılır.
4.  Sanatçı, gördüğünü değil, sezdiğini; doğayı değil, izlenimlerini anlatır.
5.  Gerçeğin nesnel anlatımına karşı olunduğu için, akşamın alacakaranlığı, günbatımının gizemli kızıllığı, ay ışıklı gece dekor olarak seçilir.
6.  Doğa, bir tül perdenin, buzlu bir camın arkasından izlenir gibi yansıtılır.
7.  Ölçü, uyak, nazım birimi gibi biçimsel özellikler ikinci plandadır.
8.  Toplumsal sorunlara yakınlık duyulmaz;  bu nedenle "sanat için sanat" anlayışı benimsenir.
 
 
 
 
ÖRNEK 3
 
1870'lerdeyiz. Genç ozanların, ozan adaylarının bir bunalımı var: Romantiklerin aşırı lirizmi (duygusallığı) ile realizmin soğukluğu arasında sıkışıp kalmışlar. Ancak buna- lımdan çıkış yolunu bulmakta gecikmiyorlar. Onlar, sözcüklerin şiirde yarattığı müziğin peşine düşüyorlar. Anlamı ikinci plana atıyorlar. Anlam kapalılığına katkısı olur diye loş ortamları, kızıl gün batışlarını, terk edilmiş parkları anlatıyorlar.
 
Bu parçada anlatılan sanat akımı,  aşağıdakilerden hangisidir?
 
A) Parnasizm     B) Sembolizm     C) Sürrealizm
D) Empresyonizm  E) Natüralizm
 
 
 
ÇÖZÜM
 
Parçada anlatılan özelliklerin tümü sembolizm akımına aittir.
Yanıt: B
 
 
 
 
 
BAŞLICA TEMSİLCİLERİ
 
E. ALLAN POE (1809-1849) ve C. BAUDELAİRE (1821-
1867)'in yapıtlarında, daha sembolist akım ortaya çıkmadan önce, bu akımın özellikleri görülür.
Yapıtları: Tamerlane ve Başka Şiirler, Kuzgun… (E. Allan Poe);  Kötülük Çiçekleri,  Yapma Cennetler…  (C. Baudelaire)
 
 
S. MALLARMÉ (1842-1898): Yapıtları: Eski Tanrılar, Şiirler, Saçmalar, Edgar Poe'nun Şiirleri…
 
 
P. VERLAİNE (1844-1896): Empresyonistler arasında da adı geçer.
 
Yapıtları: Âşıkların Bayramı, Güzel Şarkı, Şiir Sanatı, Sözsüz Romanlar…
 
 
A. RİMBAUD (1854-1891): Empresyonistler arasında adı geçmiş ve sürrealizme kaynaklık etmiştir.
Yapıtları: Sarhoş Gemi, Cehennemde Bir Mevsim, İl- hamlar…
 
ÖRNEK 4
 
Baudelarie,  şiirde biçim kusursuzluğuna önem vermemekle birlikte daima kendi izlenimlerini  
         I               II
 
anlatmıştır.   Açıklıktan kaçınmış, kapalılığa yönelmiş, duyguları sözcüklerin açık
 
III
 
 
anlamlarıyla anlatmak yerine ahenkleriyle sezdirerek    Romantizm akımının öncüleri arasında yer almıştır.                                           IV               V
 
 
 
Yukarıdaki numaralanmış yerlerin hangisinde bir bilgi yanlışı vardır?
 
A) I.         B) II.         C) III.           D) IV.        E) V. (1993 ÖYS)
 
ÇÖZÜM
 
Parçada,  Boudelaire ile birlikte özellikleri verilen akım, sembolizmdir.  Sembolizmin özellikleri,  romantizme mal edilerek bilgi yanlışı yapılmıştır.
 
Yanıt: E
 
 
 
 
 
TÜRK EDEBİYATINA ETKİLERİ
Sembolizm, Türk edebiyatında da yankısını bulmuştur. İlk etkiler, Servet-i Fünun şairi Cenap Şahabettin'de görülür. Ancak,  bu akımın bütün kurallarını benimseyen,  bunu düzyazılarında da savunan ve ona uygun şiirler yazan, Ahmet Haşim'dir. Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Ahmet Muhip Dıranas'ta da bu etki sezilmektedir.
 
 
ÖRNEK 5
Fransız simgecilerin yolunda giderek konu, biçim, beğeni ve anlayış yönünden şiirde anlama bağlı kalmıştır. Düzyazı alanında da yapıtlar veren sanatçı, açıklığın düzyazıya özgü olduğunu, şiirde ise güzelliğin ancak kapalılıktan doğabileceğini savunmuştur. Konuları düş gücüyle besler. Sözcükleri değişik anlamlarda kullanıp en soyut kavramları bile birtakım nesnelere benzeterek somutlayan bir anlatım yöntemi yaratır. Onun şiirlerinde sembolizm akımının tüm özelliklerini görmek mümkündür. Özellikle "Merdiven" şiiri bu bakımdan iyi bir örnektir.
 
Bu paragrafta sözü edilen sanatçı,  aşağıdakilerden hangisidir?
 
A) Cenap Şahabettin            B) Ahmet Haşim
C) Ahmet Hamdi Tanpınar   D) Cahit Sıtkı Tarancı
E) Yahya Kemal Beyatlı
 
ÇÖZÜM
 
Paragrafta, sembolizm akımının özelliklerini benimsemiş bir sanatçıdan söz edilmektedir. Yahya Kemal (E) dışındaki seçeneklere götürür bizi bu bilgiler. Ancak son cümlede ünlü "Merdiven" şiirinden söz edilerek, bu sembolist sanatçının Ahmet Haşim olması gerektiği gösterilmiştir.
 
Yanıt: B
 
 
NATÜRALİZM (DOĞALCILIK)
NATÜRALİZM (DOĞALCILIK)
Natüralizm, bilimsel realizmdir. Bu akımın amacı, olayları ve kişileri bir bilim adamı gözüyle, deneysel yöntemlerle incelemek; hayatın çirkin, iğrenç görünümlerini bile anlat- maktan çekinmemek; insan karakterini kalıtımla ve içinde yetiştiği çevreyle belirtmektir.
 
Realizme tepki olarak doğmayan, onun bir türevi olan natüralizmin kurucusu Emile Zola'dır. Zola, bu akımın ilkelerini "Deneysel Roman" adlı yapıtında açıklamıştır.
ÖZELLİKLERİ
 
1.  İnsan ve toplumla ilgili olaylar, bilimsel determinizm (aynı olayların, aynı koşullarda aynı sonucu doğurması) yöntemiyle incelenir.
2.  Kişiliğin yansıtılması için, biyolojinin soyaçekim yasalarından ve toplumbilimin kurallarından yararlanılır.
3.  İnsan davranışları, soyaçekimden gelen içgüdü özellikleriyle açıklanır.
4.  Sanatçının kişiliğini gizleyebilmek için,  üslupçuluğa karşı çıkılır; kişiler, sosyal düzeylerine göre konuşturulur.
5.  Sanat, toplumsal sorunların çözümü için bir araç olarak görülür; bu nedenle "toplum için sanat" anlayışı benimsenir.
6.  Çevrenin insan yaşamındaki etkisini yansıtabilmek amacıyla, tiyatroda, dekora, kostüme, aksesuara en ince ayrıntılarına kadar yer verilir.
 
 
 
BAŞLICA TEMSİLCİLERİ
 
E. ZOLA (1840 – 1902): Natüralizmin kurucusu ve kuramcısıdır. Kuramsal açıdan bir bilim adamı gibi davranmış, toplumsal hayatı ve çağdaş sorunları canlandırmada üs- tün bir başarı göstermiştir.
 
Yapıtları: Meyhane, Germinal, Toprak, Eser, Gerçek, Nana, Para…
 
 
GONCOURT KARDEŞLER:  Edmond  (1822-1886)  ve Jules (1830-1870) Goncourt, doğrudan yaptıkları gözlemlere dayanan nörotik tiplerin psikolojik incelemelerini, ya- pıtlarında malzeme olarak kullanmışlardır.
 
Yapıtları:               Manette   Salomon,  Journal,        Germinie
Lacerteux…
 
 
 
H. TAİNE (1828-1893): Yazarın "ırk ve çevre koşulları" üzerine ortaya attığı kuram, natüralistleri çok etkilemiştir.
 
Yapıtları: Zekâ, Sanat Felsefesi, Sanatta Ülküye Dair, Çağdaş Fransa'nın Kaynakları, XIX. Yüzyılda Fransa da Klasik Filozoflar…
 
 
 
A. DAUDET (1840-1897): Belgelere dayanarak çalışması, yazarı natüralistlere yaklaştırmıştır. Renklere ve biçimlere özen gösterdiği için şiirsel bir anlatımı vardır.
 
Yapıtları: Değirmenimden Mektuplar, Pazartesi Hikâ- yeleri, Sapho, Jack, Tarasconlu Tartarin…
 
 
G. DE MAUPASSANT (1850-1893): Karamsar bir bakışla yazmış, gözleme çok önem vermiş, yalın bir üslup kullanmıştır. Öykülerinde "olay" önemli bir yer tutar.
 
Yapıtları: Tombalak, Ayışığı, Küçük Raque, Bir Hayat, Güzel Dost, Ölüm Kadar Acı…
 
 
 
 
 
TÜRK EDEBİYATINA ETKİLERİ
Natüralizm, XIX. yüzyıl sonları ile XX. yüzyıl başlarında, Türk yazarlarını da etkilemiştir. Beşir Fuat, Nabizade Nazım ve Hüseyin Rahmi, bu etkiyi yapıtlarında ilk kez yansıtmışlardır.
ÖRNEK
 
 
Yazar; roman kişilerini, insanların kimi zaaflarını örneklendirmek için kullanır. Bu kişileri doğru yoldan çıkaran, kötü yapan içinde yaşadıkları koşullar ya da çevre değil içgüdüleridir. Hangi sınıftan, hangi cinsiyetten, hangi yaş- tan olurlarsa olsunlar, onları yöneten ve yönlendiren hep aynı şeydir.
 
Bu paragrafta sözü edilen yazarın eserleri aşağıdaki edebiyat akımlarından hangisine girebilir?
 
A) Klasisizm       B) Romantizm        C) Realizm
D) Natüralizm     E) Sürrealizm
(1988 ÖYS)
 
 
ÇÖZÜM
 
Bu akım sorusu ÖSYM'nin uzun yıllar sürdürdüğü açıklık ilkesine ters bir sorudur.  Önce natüralizmin en belirgin özelliği olan "çevre koşullarının kişiliğin oluşumuna katkısı" tezini dışlaması, sonra da "içgüdü" gibi başka bir natüralist tezi savunması pek çok adayı, bu akımları çok iyi bilen pek çok adayı yanıltmıştır.
Yanıt: D
 
 
 
 
 
 
 
 
ÖRNEK
 
O, bu yazarları fazla romantik ve bilimdışı bularak yeterince gerçekçi saymıyordu. Onların belli bir aşırılaştırma taşıyan tipik kişilerini fazla abartmalı buluyor, hayatın ve kişilerin bundan daha basit olduğunu öne sürerek, gerçekçiliğin ölçütü olarak aleladeliği, ortalama insanı ele alıyordu. Her şey aynen günlük yaşayıştaki gibi verilmeli, görülen ne ise bir fotoğraf titizliğiyle saptanmalıydı. Ona göre roman, sadece bir saptama, hayatı olduğu gibi bütün çıplaklığı hatta çirkinliğiyle gösterme demekti.
 
Bu paragrafta roman anlayışı belirtilen yazar aşağıda- kilerden hangisi olabilir?
 
A) E. Zola            B) G. Flaubert        C) V. Hugo
D) V. Goethe            E) H. Balzac
(1986 ÖYS)
 
 
 
ÇÖZÜM
 
Paragraf katı gerçeklilik ya da bilimsellik olan natüralizmi anlatıyor. Seçenek tablosunda iki realist  (Balzac ve Flaubert) iki de romantik sanatçı (Goethe ve Hugo) var. Tek natüralist Emile Zola'dır. Zola, natüralizmin temsilcisidir.
Yanıt: E
 
 
PARNASİZM
PARNASİZM
Parnasizm, XIX. yüzyılın ikinci yarısında romantik şiir anlayışına tepki olarak Fransa'da ortaya çıkan realist şiir akımıdır. Realizmle parnasizmin ortak yanı, romantizme karşı olmak ve pozitivizmi benimsemektir. Ancak, şiir ile düzyazının oluşumları çok farklı olduğu için, şiirde realizm ayrı bir akım olarak ortaya çıkmıştır.
 
Romantik çevreden gelen Thèophile Gautier ile Thèodore de Banville parnasizmin hazırlayıcısı, Leconte de Lisle de en büyük temsilcisi sayılmaktadır.
 
 
 
ÖZELLİKLERİ
 
1.  "Sanat için sanat" anlayışını benimser.
2.  Duyguya ve hayale değil;  betimlemeye,  düşünceye, biçim ve söyleyiş güzelliğine önem verir.
3.  Biçimsel güzelliğe ulaşabilmek için ölçüye, uyağa, biçime önem verir; konuya uygun bir ritim yaratır.
4.  Şiiri saf güzellik olarak ele alır, "güzel"i her zaman yararlıya tercih eder. Bu nedenle zaman zaman Greko – Latin kaynaklarına yönelir.
 
 
BAŞLICA  TEMSİLCİLERİ:  T.  GAUTİER  (1811-1872), T.DE BANVİLLE (1823-1894),
L. DE LİSLE (1818-1894), J.M. DE HÉRÉDİA (1842-1905), F. COPPEÉ (1842-1907)
 
 
 
ÖRNEK 1
 
(I) 1860-1885 yılları arasında Fransa'da, sanatçıların etkisi altında kaldıkları Parnasizm, sadece roman sanatına özgü bir akımdır. (II) Romantizme tepki olarak doğmuştur. (III) Parnasçıları romantiklerden ayıran önemli fark "Sanat, sanat içindir." ilkesine sımsıkı bağlanmalarıdır. (IV) Türk edebiyatında ilk izleri Servet-i Fünun şairlerinde görülür. (V)  Bu akımı  bizde  ilk  tanıtan  ve  temsil  eden  Cenap Şahabettin olmuştur.
 
Yukarıdaki parçada numaralanmış cümlelerin hangi- sinde bir bilgi yanlışı vardır?
 
A) I.        B) II.         C) III.          D) IV.         E) V. (1994 ÖYS)
 
ÇÖZÜM
 
Parnasizm sadece şiirde görülen bir akımdır, roman sana- tına özgü bir akım değildir. Bu nedenle I. cümlede bilgi yanlışı vardır.
 
Yanıt: A
 
TÜRK EDEBİYATINA ETKİLERİ
 
Tevfik Fikret'in              Servet'i            Fünun        dönemi           şiirlerinde parnasizmin açık etkisi görülür. 
Yahya Kemal'in ilk şiirlerinde de bu akımın izleri sezilmektedir.
 
 
ÖRNEK 2
 
Türk edebiyatında Parnasizmin ilk izleri Tanzimat şairlerin de görülür. Cenap Şahabettin bu
 
                                       I                                 II                                                       III
 
akımı bizde ilk olarak tanıtmış ve temsil etmeye çalışmıştır. Nazım biçimlerinden
 
                          IV
 
biri olan  sone de Türk edebiyatına bu akımı benimseyen  sanatçılar
     V
aracılığıyla gelmiştir.
 
 
Yukarıdaki numaralanmış yerlerin hangisinde bir bilgi yanlışı vardır?
 
A) I.          B) II.        C) III.          D) IV.         E) V. (1997 ÖYS)
 
ÇÖZÜM
 
Türk edebiyatında parnasizmin ilk izleri Tanzimat değil, Servet-i Fünun döneminde görülür.  Bu yüzden  "Tanzimat"ın kullanılması bilgi yanlışlığına neden olmuştur.
 
Yanıt: B
 
 
PARNASİZM
PARNASİZM
Parnasizm, XIX. yüzyılın ikinci yarısında romantik şiir anlayışına tepki olarak Fransa'da ortaya çıkan realist şiir akımıdır. Realizmle parnasizmin ortak yanı, romantizme karşı olmak ve pozitivizmi benimsemektir. Ancak, şiir ile düzyazının oluşumları çok farklı olduğu için, şiirde realizm ayrı bir akım olarak ortaya çıkmıştır.
 
Romantik çevreden gelen Thèophile Gautier ile Thèodore de Banville parnasizmin hazırlayıcısı, Leconte de Lisle de en büyük temsilcisi sayılmaktadır.
 
 
 
ÖZELLİKLERİ
 
1.  "Sanat için sanat" anlayışını benimser.
2.  Duyguya ve hayale değil;  betimlemeye,  düşünceye, biçim ve söyleyiş güzelliğine önem verir.
3.  Biçimsel güzelliğe ulaşabilmek için ölçüye, uyağa, biçime önem verir; konuya uygun bir ritim yaratır.
4.  Şiiri saf güzellik olarak ele alır, "güzel"i her zaman yararlıya tercih eder. Bu nedenle zaman zaman Greko – Latin kaynaklarına yönelir.
 
 
BAŞLICA  TEMSİLCİLERİ:  T.  GAUTİER  (1811-1872), T.DE BANVİLLE (1823-1894),
L. DE LİSLE (1818-1894), J.M. DE HÉRÉDİA (1842-1905), F. COPPEÉ (1842-1907)
 
 
 
ÖRNEK 1
 
(I) 1860-1885 yılları arasında Fransa'da, sanatçıların etkisi altında kaldıkları Parnasizm, sadece roman sanatına özgü bir akımdır. (II) Romantizme tepki olarak doğmuştur. (III) Parnasçıları romantiklerden ayıran önemli fark "Sanat, sanat içindir." ilkesine sımsıkı bağlanmalarıdır. (IV) Türk edebiyatında ilk izleri Servet-i Fünun şairlerinde görülür. (V)  Bu akımı  bizde  ilk  tanıtan  ve  temsil  eden  Cenap Şahabettin olmuştur.
 
Yukarıdaki parçada numaralanmış cümlelerin hangi- sinde bir bilgi yanlışı vardır?
 
A) I.        B) II.         C) III.          D) IV.         E) V. (1994 ÖYS)
 
ÇÖZÜM
 
Parnasizm sadece şiirde görülen bir akımdır, roman sana- tına özgü bir akım değildir. Bu nedenle I. cümlede bilgi yanlışı vardır.
 
Yanıt: A
 
TÜRK EDEBİYATINA ETKİLERİ
 
Tevfik Fikret'in              Servet'i            Fünun        dönemi           şiirlerinde parnasizmin açık etkisi görülür. 
Yahya Kemal'in ilk şiirlerinde de bu akımın izleri sezilmektedir.
 
 
ÖRNEK 2
 
Türk edebiyatında Parnasizmin ilk izleri Tanzimat şairlerin de görülür. Cenap Şahabettin bu
 
                                       I                                 II                                                       III
 
akımı bizde ilk olarak tanıtmış ve temsil etmeye çalışmıştır. Nazım biçimlerinden
 
                          IV
 
biri olan  sone de Türk edebiyatına bu akımı benimseyen  sanatçılar
     V
aracılığıyla gelmiştir.
 
 
Yukarıdaki numaralanmış yerlerin hangisinde bir bilgi yanlışı vardır?
 
A) I.          B) II.        C) III.          D) IV.         E) V. (1997 ÖYS)
 
ÇÖZÜM
 
Türk edebiyatında parnasizmin ilk izleri Tanzimat değil, Servet-i Fünun döneminde görülür.  Bu yüzden  "Tanzimat"ın kullanılması bilgi yanlışlığına neden olmuştur.
 
Yanıt: B
 
 
SÜRREALİZM (GERÇEKÜSTÜCÜLÜK)
SÜRREALİZM (GERÇEKÜSTÜCÜLÜK)
 
XX. yüzyıl başlarında ortaya çıkmış bir sanat akımıdır. Bilinçaltının karanlık ve karmaşık dünyasını sanata yansıtmak amacını güder.
Fransız filozofu Henry Bergson, "sezgicilik" adı verilen felsefesiyle ruhu savunmuş, onun beyne bağlı bir nitelik olmadığını, akıl ve mantıktan daha üstün bir varlık olduğunu ileri sürmüştür. Bu felsefi bakış, sürrealizmin düşün- sel temeli olmuştur.
 
Dr. Sigmund Freud, insanın varlığında iki yön bulur: bilinç ve bilinçaltı. O, insanı "bilinçaltı"yla açıklar. Sürrealizmin kurucusu Fransız şair ve ruh doktoru Andrè Brèton, "Mantıkçı aklın davulunu patlatıp yırtığından içine bakmak gerekir." demiştir.
Büyük savaşların (özellikle, Birinci Dünya Savaşı‘nın) yarattığı yıkım ve bunalım, insanları gerçeklerden kopmaya zorlamıştır.  Bu nedenle,  sanatçılar,  bilinçaltı dünyasına sığınmışlar; törelere, geleneklere karşı çıkmışlardır.
ÖZELLİKLERİ
 
1.  Bilinci ve aklı değil, bilinçaltını esas alır.
2.  Şiirin kaynağı olarak, aklı ve mantığı değil; rüya, bunalım ve sayıklama ortamını görür. Yetenek ve esinin (il- hamın), ancak bilinçaltının yansıtılmasıyla ortaya çıka- cağına inanır.
3.  Şiirlerde, dış dünyadaki varlıklar nesnel bağlantılarını kaybeder; rüyalara benzeyen bir dünya yer alır.
4.  Sanatçılar, bilinç durumundan çıkarak, hiçbir şey düşünmeden ve tasarlamadan yazmayı benimser.
5.  Kimileri, gruptakilerden her birinin rasgele birkaç sözcük ya da cümle söyleyerek oluşturduğu ve "otomatik yazı" dedikleri yöntemi dener.
6.  "Gülme"nin  insanı  ikiyüzlülükten  kurtaracağını  düşünür, mizaha ve espriye önem verir.
7.  Şaşırtıcı imajlardan yararlanarak "olmazı olur" yapar.
8.  Dil ve anlatımda anlaşılır olmayı önemsemez.
9.  Gelenek, görenek, töre ve yasalara karşı çıkar.
 
 
ÖRNEK 9
 
Sürrealizm (gerçeküstücülük), 20. yüzyıl başlarında, Fransa'da, Andre Breton tarafından, Freud'un görüşlerine dayanılarak açılan bir sanat akımıdır.
 
Aşağıdakilerden hangisi, bu akımın özelliklerinden biri olamaz?
 
A)  İnsan psikolojisinin erişilmemiş,  en gizli noktalarına ulaşılmış, bilinçaltı esas alınmıştır.
B)  İnsanın rüyada ortaya çıkan yönü, gerçek yönü kabul edilmiştir.
C) Yapıtlarda ikiliklerden, karşıtlıklardan yararlanılmış, dilin anlaşılır olmasına önem verilmiştir.
D) İnsan; aklın, mantığın, gelenek ve göreneklerin etkisinden kurtulmalıdır, anlayışı egemendir.
E)  En üstün eserler, hipnotize edilmiş insanların söylediği şiirlerdir, görüşü benimsenmiştir.
 
 
ÇÖZÜM
 
Sürrealizmde,  dilin  ve  anlatımın  anlaşılır  olması  önemsenmez. Bilinçaltı esas alınır ve ikiliklerden,
 
 karşıtlıklardan yararlanma amacı da güdülmez. A, B, D ve E'de verilen bilgiler, sürrealizme ilişkindir.
 
Yanıt: C
 
 
BAŞLICA TEMSİLCİLERİ
 
•A.     BRÉTON (1896-1966): Sürrealizmin kurucusu ve kuramcısı olan bu sanatçıya göre; şiir, insan mantığının ve iradesinin dışında kalan, bilinçaltının derinliklerinde yatan bir "cevher"dir.
 
 
Yapıtları:  Dindarlık Tepesi,  Manyetik Alanlar,  Bakire Gebelik,  Ak Saçlı Tabanca, Sürrealizm Manifestosu, İkinci Sürrealizm Manifestosu…
 
P. ELUARD (1895-1952): Dadaizmden sürrealizme, ora- dan da toplumsal gerçekçiliğe yönelmiştir.
 
Yapıtları: Ölmeden Ölmek, Açık Kitap, Çifte Karanlık, Görmek, Politik Şiirler…
 
 
L. ARAGON (1897-1982): Dadaizm ve sürrealizm anlayışlarından sonra sanatta başkaldırının yetersizliğini görmüş, toplumsal gerçekçiliğe yönelmiştir.
 
Yapıtları: Sevinç Ateşi, Çapkınlık, Rüyalardan Bir Dalga, Güzel Parçalar, Şahane Yolculuk, Tasa, Elsa'nın Gözleri…
 
 
 
 
ÖRNEK 10
– – – – ; moda halinde ortaya çıkıp bir iki yıl içinde unutulup giden akımlardan değildir. Etki alanını gittikçe genişleten ve zamanımıza dek gelen bu akım,  kübizm,  dadaizm akımlarını benimseyenleri de kendi alanına çekmiştir. Akıl ve mantığı değil, bilinçaltını, rüya bunalım ve sayıklama ortamını esas alır.
 
Bu parçada boş bırakılan yere getirilmesi gereken edebi akım, aşağıdakilerden hangisidir?
 
A) Romantizm     B) Parnasizm     C) Sembolizm
D) Empresyonizm E) Sürrealizm
 
 
 
ÇÖZÜM
Parçada sürrealizm akımının özellikleri verilmektedir.
Yanıt: E
 
 
 
 
 
 
TÜRK EDEBİYATINA ETKİLERİ
 
Sürrealizm, Türk edebiyatının, kısmen, "Birinci Yeni (Garipçiler)", özellikle de "İkinci Yeni" diye bilinen şiir akımları üzerinde etkili olmuştur.
 
 
EKSPRESYONİZM (DIŞAVURUMCULUK)
EKSPRESYONİZM (DIŞAVURUMCULUK)
 
Olayların, varlıkların, gerçekte olduğu gibi değil, sanatçının iç dünyasına göre anlatılması anlayışına dayanır (iç gözlem). Objektiflikten kaçmak bakımından dış âlemi tamamen ortadan kaldırmayı amaçlar.
 
 
BAŞLICA TEMSİLCİLERİ
 
J.  JOYCE  (1882-1941),  F.  KAFKA (1883-1924),  T.  S. ELİOT (1888-1965)
 
Türk edebiyatında; OĞUZ ATAY (1934-1979)
 
 
EMPRESYONİZM (İZLENİMCİLİK)
EMPRESYONİZM (İZLENİMCİLİK)
XIX. yüzyılın sonlarında ortaya çıkan bu akım, asıl etkisini resim sanatında göstermiştir. Öbür sanat dallarını da etkileyen empresyonizm, özellikle şiirde, sembolistlerin uyguladığı bir yöntem olarak görülür.
Empresyonistler, sanatçının dış dünyayı olduğu gibi anlatmasının mümkün olamayacağını ileri sürmüşler;  bu dünyanın, ancak sanatçının hayalleriyle bezenmiş izlenimleri yardımıyla anlatılabileceğini savunmuşlardır. Kısaca, varlığın gerçek ve nesnel yanını anlatma değil, sanatçıda uyandırdığı izlenimleri anlatma amacını güderler.
 
BAŞLICA TEMSİLCİLERİ
Empresyonizm, sembolizmin dünyaya bakma biçimini oluşturduğu için,
 
 kaynaklarda aynı sanatçıların, hem sembolistler, hem de empresyonistler arasında
 
sayıldığını görüyoruz.
 
R.M. RİLKE (1875-1926): Alman halk şarkıları geleneğin- den yararlanmıştır. Şiirlerinde doğa, ölüm, özlem ve aşk gibi ana duyguları işlediği görülür. Düzyazıları da vardır.
Yapıtları:  Chistop  Rilke'nin  Aşk  ve  Ölüm  Şarkısı, Duino  Mersiyeleri,  Malte  Laurids  Brigge'nin  Notları, Genç Bir Şaire Mektuplar…
 
ÖRNEK 6
Duyularımız dış dünyayı bize olduğu gibi değil, onun ger- çek görünüşünü değiştirerek ulaştırır. Bunun için de bizim anlattıklarımız, dış dünya değil, bu dünyanın hayalimizle bezenmiş bizdeki izlenimleridir.
 
Bu görüş aşağıdaki edebiyat akımlarından hangisiyle en çok ilgilidir?
 
A) Romantizm     B) Klasisizm        C) Realizm
D) Sürrealizm    E) Empresyonizm
(1986 ÖYS)
 
ÇÖZÜM
Paragrafta tanıtılan edebiyat akımı "empresyonizm"dir. Romantizm; duygu ve coşku öğesinin ağır bastığı, gerçekleri değil yüreğinin sesini dinleyen sanatçıların yarattığı bir akımdır. Klasisizm; aklın ve sağduyunun egemenliğini tanır. Realizm; gerçeği olduğu gibi yansıtır. Sürrealizm; bilinçaltı dünyasının yansımasıdır.
Yanıt: E
 
(Emperesyonizmin   resim   sanatındaki   temsilcileri: Monèt, Manèt, Degas, Gauguin, Renoir, Cezanne…)
 
ÖRNEK 7
İzlenimlerin bıraktığı etkileri, olduğu gibi göstermeyi amaç edinen sanat akımıdır. Yazar, gördüklerinin duyumlarını esas tutar. Edebiyatta okuyucunun olduğu gibi, resimde seyircinin, müzikte dinleyicinin yapıtla karşı karşıya gelir gelmez edineceği izlenim gerçeği,  bu akımın temelidir. George Duhamel bu akım için şöyle der: "Hüküm sürmeye başladığı günden beri, bu dünyanın renklerini yepyeni bir tarzda anlıyor, kavrıyoruz."
 
Bu parçada sözü edilen edebi akım, aşağıdakilerden hangisidir?
 
A) Natüralizm      B) Parnasizm     C) Romantizm
D) Empresyonizm  E) Sürrealizm
 
ÇÖZÜM
Parçada sözü edilen edebi akım, empresyonizmdir (İzlenimcilik). Çünkü empresyonizm, izlenimlerin bıraktığı etki- yi anlatmayı amaçlayan bir sanat akımıdır.
Yanıt: D
 
 
EGZİSTANSİYALİZM
EGZİSTANSİYALİZM (VAROLUŞÇULUK) Egzistansiyalizm,  kökü ilkçağ Yunan felsefesine kadar uzanan bir felsefe sistemidir. İkinci Dünya Savaşı'nın son yıllarında bağımsız bir felsefe olarak ortaya çıkmıştır. Felsefe ve edebiyat alanında en önemli temsilcisi ve kurucu- su Jean Paul Sartre'dır.
Egzistansiyalizm, insanlığın yok olma tehlikesiyle karşılaş- tığı ve bütün değer yargılarının sarsıldığı İkinci Dünya Savaşı yıllarında kendine uygun bir ortam bularak tutunmuş, yaygınlaşmış ve bir bunalım edebiyatı biçiminde "akımlar tarihi"ndeki yerini almıştır.
İnsanın bırakılmışlığını,  yalnızlığını, umutsuzluğunu, güvensizliğini belirtmek; insanın kendini tanımasını, özünü yaratmasını, baskılardan kurtulmasını sağlamak için sa- vaşmak egzistansiyalist yazarların başlıca sorunudur. Varoluşçuluk bir bakıma çağdaşlıktır.
ÖRNEK 11
 
Bir felsefe doktrini iken, II. Dünya Savaşı sonunda, Fransız yazarlarından J. P. Sartre tarafından özel bir edebiyat kolu olarak tanıtılan bu akımda, insan bütün bir dünyadır ve her şeyden sorumludur. Çünkü insan, özünü kendi yaratır ve edimlerinin toplamından ibarettir. Bu nedenle öz- gür olmaya mahkûmdur. Bu öncülük, ona her şeyi seçme sorumluluğunu, sorumluluk da bunalımı getirir.
 
Bu parçada sözü edilen edebi akım, aşağıdakilerden hangisidir?
 
A) Empresyonizm (izlenimcilik)
B) Sürrealizm (Gerçeküstücülük)
C) Egzistansializm (Varoluşçuluk)
D) Sembolizm (Simgecilik)
E) Natüralizm (Doğalcılık)
 
 
ÇÖZÜM
 
Bu paragrafta sözü edilen edebi akım egzistansializm- (varoluşçuluk)dir.
 
Yanıt: C
 
 
BAŞLICA TEMSİLCİLERİ
 
J.P SARTRE (1905-1980): Akımın kurucusu ve kuramcısı olan yazarın denemeleri, oyunları, roman ve öyküleri ge- nellikle düşüncelerini aktarmak içindir. Ancak, bunlar sa- natsal açıdan da büyük değer taşır.
 
Yapıtları: Varlık ve Yokluk, Diyalektik Aklın Eleştirisi, Egzistansiyalizm Bir Hümanizmdir,  Edebiyat Nedir? Sözcükler (deneme, eleştiri); Duvar (öykü); Bulantı, Öz- gürlük Yolları(roman); Sinekler, Saygılı Yosma, Kirli Eller (oyun)
 
F. NİETZSCHE (1844-1900), A. GİDE (1869-1951), W. FAULKNER (1897-1962), A. MALRAUX(1901-1976), S. DE BEAUVOİR (1908-1986), A. CAMUS (1913-1960) gibi yazarlar da bu akıma uygun yapıtlar vermişlerdir.
 
 
ÖRNEK 12
Almanya'da, egzistansialist düşüncenin kaynağında – – – – vardır. Freud onun için; "Kendisini tanımasındaki derinlik, şimdiye dek yaşamış ya da yaşayacak hiçbir insanda gö- rülecek şey değildir."der.   Varoluşçuluğun öyküsünde önemli bir yer tutan sanatçı, üstün insanı anlatan "Böyle Buyurdu Zerdüşt" ve kendi yaşamını anlatan "Ecce Homo" ile ününün zirvesine ulaşmıştır.
 
Bu parçada boş bırakılan yere, aşağıdakilerden han- gisi getirilmelidir?
 
A) Friedrich Nietzsche            B) Andre Gide
C) Albert Camus                      D) Jean Paul Sartre
E) Simone de Beuvoir
 
ÇÖZÜM
Parçada, hakkında bilgi verilen ve yapıtlarından söz edilen sanatçı Friedrich Nietzsche'dir.
Yanıt: A
 
TÜRK EDEBİYATINA ETKİLERİ
 
Bu akım, derecesi değişik olmakla birlikte, çağdaş Türk edebiyatı yazarlarından kimilerini etkilemiştir. Melih Cevdet Anday ile Demir Özlü'nün kimi yapıtlarında bu etki sezilmektedir.
 
 
DADADİZM
DADADİZM
 
Dil ve estetik kurallarını tanımayan, anlatımda başıboş bir yol tutan, bile bile kapalılığa sapan edebiyat çığırıdır. 20. yy. başlarında, anlamsız sayılan dünya değerlerine karşı çıkmak amacıyla doğmuş; akıldışı, rastlantısal, sezgisel ve anlamsız bir alaycılığı ön plana çıkarmıştır. Kuralsızlığı, kural olarak benimser. Kuşkuculuğu temel alır.
İsviçre'de Romanya asıllı Tristan Tzara ve arkadaşları tarafından kurulmuştur.
Zihinleri yargılardan kurtarmak bakımından önemlidir. Yerini sürrealizme (gerçeküstücülük) bırakmıştır.
 
 
ÖRNEK 8
 
– – – – , Romanya asıllı genç ozan Tristan Tzara öncülüğün- de başlamıştır. Bir kahvede, Tzara'nın, Larousse'tan gelişigüzel açtığı bir sayfada rastladığı anlamsız bir söz, anlamsızlığı benimseyen bu akımın adı olarak kabul edilmiştir.
 
Bu  parçanın  başına, aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
 
A) Dadaizm      B) Parnasizm       C) Sembolizm
D) Sürrealizm   E) Egzistansiyalizm
 
ÇÖZÜM
 
Akıldışı, anlamsız bir alaycılığa dayanan ve Tristan Tzara'nın Larousse'tan seçtiği sözcük "DADA", onun öncülüğünde ortaya çıkan bu akım da "dadaizm"dir.
Yanıt: A
 
KÜBİZM
KÜBİZM
 
Konunun görünen ve görünmeyen yönünü (özünü) geometrik şekillerle ortayakoymaya çalışan, daha çok resim dalında etkili olmuş bir akımdır. Duyularla olaylarıbirbirine karıştırmak, ayrı ayrı yerlerde geçen şeylerin birlikte aynı anda olduğunukabul etmek esasına dayanır.
 
BAŞLICA TEMSİLCİLERİ
 
M. JACOB (1876–1944), G. APOLLİNAİRE (1880–1918)
 
 
FÜTÜRİZM (GELECEKÇİLİK)
Modern yaşantının verdiği yeni heyecanlardan doğan bir edebiyat akımıdır;yenileşmenin tüm olanaklarına açılan bir yönelmedir. Amacı, dinamizmi sanatın içinesokmaktır. Fütürist anlayışla yazılan şiirlerde, duygunun yerini maki- ne, çark sesleri,fabrika gürültüleri almıştır.
 
BAŞLICA TEMSİLCİLERİ
 
F. T. MARİNETTİ (1876–1944), V. MAYAKOVSKİ (1893-
1930)
 
 
LETRİZM (HARFÇİLİK)
LETRİZM  (HARFÇİLİK)
 
Şiirde sözün anlamını değil, sesi (harfi) temel alan, hiçbir
şey anlatmayan, anlamsız şiire yönelen bir sanat akımıdır. En önemli temsilcisiRomanyalı şair İSODORE İSOU’dur.
 
 
ÜNANİMİZM (TEKRUHÇULUK)
 
ÜNANİMİZM (TEKRUHÇULUK)
 
Bireyci dünya görüşüne ve simgeci anlayışa tepki
 olarak doğmuştur. Kişinin toplumla ilişkisini,
toplumun kişi mutluluğundaki etkisini anlatan bir
edebiyat akımıdır. Çağdaş bir klasisizm yaratmayı
 amaçlar.
 
En önemli temsilcisi Fransız şair ve yazar,  JULES ROMAİNS’tir.
 
 
Edebi Akımlar Konu Testi 1

 
KONU TESTİ
 
 
1.  Edebi akımlar içinde “realizm” denince akla gelen, gözlem olmalıdır.“Romantizm”de kişiler ya tam iyi ya tam kötü; davranışlar ya tam güzel ya datam çirkindir.  Yani romantizm karşıtlıklar üzerine örülüdür. “Klasisizm” denince ise akla ilk gelen —- olmalıdır.
Bu parçada boş bırakılan yere, aşağıdakilerden hangisinin gelmesiuygun olur?
 
A) bilim ve deney                     B) akılcılık
C) simgecilik                            D) duygusallık
E) görecelilik
 
2.  – – – – kurucusu olan – – – – şöyle diyordu: “Akıl ve mantığı seviniz, yapıtlarınız, daimaen büyük süsünü ve değerini ondan alsın; “hakikat”ten başka hiçbir şey güzeldeğildir; yalnız o güzeldir. Doğayı taklit ediniz, dış doğayı değil, insanındeğişmeyen iç doğasını anlatınız.” – – – – bu yönde yapıt verdiler, evrensel “tip”leryaratmaya çalıştılar.
 
Bu parça aşağıdaki sözcük dizilerinden hangisiyle tamamlanmalıdır?
 
A)  Romantizmin – V. Hugo – Romantikler
B)  Realizmin – G. Flaubert – Realistler
C) Klasisizmin – Boileau – Klasikler
D) Natüralizmin – E. Zola – Natüralistler
E)  Sembolizmin – C. Baudelaire – Sembolistler
 
3.  Bu akım —- tepki olarak doğdu. Bunlar —- gibi antik- çağ sanatını örnek almadılar.Rönesansı, özelliklede Shakespeare’i örnek aldılar, Fransız İhtilali’nin getirdiğiözgürlükçü ortamın edebiyata yansıması da sayılan bu akım —- dir.
 
Bu  parçanın  anlam  bütünlüğü  kazanması  için, boş bırakılan yerlere,sırasıyla aşağıdaki sözcük dizilerinden hangisi yazılmalıdır?
 
A)  klasisizme – klasikler – romantizm
B)  klasisizme – klasikler – realizm
C) romantizme – romantikler – realizm
D) klasisizme – parnasçılar – sembolizm
E)  realizme – realistler – natüralizm
 
4.  XVIII. yüzyılda monarşi yıpranmaya, sarsılmaya başlamıştır. Soylulara karşıburjuva sınıfının oluştuğu bu yüzyılda edebiyat da soylular yerine halka yönelme, oluşan yeni okuyucu topluluğuna seslenme ve onun sorunlarını işlemegereksinmesini duymuştur.  Duygusallığı ve coşkuyu benimsemiş, kendinibağlayan klasik sanat düzeninin sıkı kurallarını kırma yoluna girmiştir.
 
Bu parçada anlatılanlar aşağıdaki akımlardan hangisinin gelişmesine işaret etmektedir?
 
A) Klasizim   B) Romantizm     C) Parnasizm
      D) Sembolizm     E) Sürrealizm
 
5.      I. – – – – “edebiyatta liberalizm”den başka bir şey değildir.
II. —- edebiyattaki Fransız İhtilali’dir.
III. – – – – ağlayan yıldız, inleyen rüzgâr, ürperen gece, uçan kuş, açan çiçektir.
 
Bu cümlelerin baş taraflarına yazılması gereken akım adlarıaşağıdakilerin hangisinde doğru verilmiştir?
        I                                        II                         III  
 
A)  Romantizm Realizm                  Sembolizm
B)  Romantizm Romantizm  Romantizm
C) Klasisizm                         Klasisizm         Klasisizm
D)  Romantizm Realizm                   Natüralizm
E)  Realizm                         Natüralizm         Sembolizm
 
 
6.  Olgulara dayanarak gerçeği anlatma yolu olan realizm, XIX. yüzyılda Fransa’dabaşlamış, dünya edebiyatlarına yayılması diğer edebiyat akımlarındandaha büyük çapta olmuştur. Pek çok ulus, dünya ölçüsünde realist sanatçılaryetiştirmiştir.
 
Aşağıdakilerin hangisinde aynı ulusun realistleri bir arada verilmiştir?
 
A)  Stendhal, Balzac, Gogol
B)  M. Gorki, Turgenyev, C. Dickens
C) J. London, E. Hemingway, G. Flaubert
D) Dostoyevski, Tolstoy, A. Çehov
E)  J. Stainback, C. Dickens, Stendhal
 
 
7.  (I) Realizmde her türlü gerçek, yapıtlara konu olabilir. (II) Çevreyi, olaykahramanlarının gözüyle gören ya- zar, bu çevreyi yeterince tanıtan gözlemeönem verir. (III)  Yaşanan olay ve onun geçtiği yer olağanüstü özellikler taşımaz.(IV) Dilde söz sanatları önemsenir, süslü bir üslup kulanılır. (V) Kendi kişiliğinigizleyen yazar, nesnel bir yaklaşım içindedir.
 
Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisinde bilgi yanlışı vardır?
 
A) I.       B) II.        C) III.       D) IV.       E) V.
 
 
8.  Aşağıdakilerden hangisi yazar, yapıt, etkilenilen edebiyat akımıbakımından, doğru sıralanışı gösterir?
 
A)  Stendhal – Kırmızı ve Siyah – Romantizm
B)  G. Flaubert – Goriot Baba – Realizm
C) Dostoyevski – Savaş ve Barış – Klasisizm
D) M. Twain – Tom Sowyer’in Maceraları – Natüralizm
         E)  J. Stainbeck – Gazap Üzümleri – Realizm
 
1.B      2.C      3.A      4.B      5.B     6.D      7.D      8.E
 
 
Edebi Akımlar Çözümlü Test
 
 
ÇÖZÜMLÜ TEST
 
1.  19. yüzyılın ikinci yarısında romantik şiir anlayışına tepki olarak Fransa’da ortayaçıkan realist şiir akımı- dır. Bu akımın sanatçıları duygu ve hayale değil; tasvire,düşünceye, biçim ve söyleyiş güzelliğine önem vermişlerdir. Eski Yunan ve Latinedebiyatına, mitolojiye geri dönülmüş “sanat için sanat” anlayışına bağlı kalınmıştır.  Temsilcilerinden birkaçı F.  Coppée,  T. Gautier, T. de Bonville’dir.
 
Bu parçada bazı özellikleri ve sanatçıları verilen akım ve bizdekitemsilcileri, aşağıdakilerin hangi- sinde doğru verilmiştir?
 
A)  Sembolizm – Ahmet Haşim – Cenap Şahabettin
B)  Parnasizm – Tevfik Fikret – Yahya Kemal Beyatlı
C) Empresyonizm – Ahmet Haşim – Tevfik Fikret
D) Parnasizm – Tevfik Fikret – Cenap Şahabettin
E)  Sembolizm – Ahmet Haşim – Yahya Kemal Beyatlı
 
ÇÖZÜM
Parçada özellikleri ve bazı temsilcileri verilen sanat akımı parnasizmdir.  Bu akımınTürk edebiyatındaki en büyük temsilcileri ise Tevfik Fikret ve Yahya Kemal Beyatlı’dır.
Yanıt: B
 
2.  Edebiyat akımlarıyla ilgili aşağıda verilen bilgilerden hangisi yanlıştır?
 
A)  Romantizm, iyi ile kötü çatışmasına dayanan ve bu çatışmada yazarın taraftuttuğu apaçık belli olan bir akımdır.
B)  Sembolizm,  anlamda mecazlara ve kapalılığa önem veren,  biçimyerine musikinin yardımıyla duyguları ön plana çıkaran bir akımdır.
C) Natüralizm, toplumu ve insanı bilimsel yöntemlerle inceleyen insandavranışlarını soyaçekimle ilişkilendiren bir akımdır.
D) Sürrealizm, Sigmund Freud’un psikanaliz yönteminden yararlanan, baskıaltına alınan duygu ve istekleri ortaya çıkaran bir akımdır.
E)  Parnasizm, “sanat toplum içindir” diyerek toplum- sal sorunları dile getirendaha çok, roman ve öyküde görülen bir akımdır.
 
ÇÖZÜM
Parnasizmde “sanat sanat içindir” anlayışı egemendir. Biçim ve söyleyiş güzelliğineönem verilir. Şiir, “saf güzellik” olarak ele alınır. E’de parnasizm için söylenenleryanlıştır.
Yanıt: E
 
3.  Aşağıdakilerin hangisi, sembolist şiirin özelliklerinden biri değildir?
 
A)  Gerçeği değil, doğal gerçeğin bizde bıraktığı izle- nimleri anlatır.
B)  Sözden çok musikiye yakındır.
C) Hiçbir şey açıkça anlatılmaz, anlatılmak istenen okuyucuların duyularınaseslenilerek sezdirilir.
D) Felsefi düşüncelerden yararlanılarak bilinçaltını gün ışığına çıkarmayı amaçlar.
E)  Semboller yetersiz kaldığında bilinen sözcüklere yeni anlamlar yükler.

 
ÇÖZÜM
 
Bilinçaltını gün ışığına çıkarmayı amaçlayan sanat akımı sürrealizmdir. Sembolizm,duygu ve hayal dünyasını, akşamın alacakaranlığını, günbatımının gizemli kızıllığını, ayışığı altındaki geceyi… anlatır.
 
Yanıt: D
 
 
 
 
 
 
 
 
4.  (I) Sembolizm, 19. yüzyılın sonlarında, önce Fransa’da,  sonra diğer Avrupaülkelerinde gelişmiş bir edebi akımdır. (II) Şiirin, gerçeği değil, gerçeğin in- sanda bıraktığı etkiyi anlatabileceği görüşünü savu- nur.  (III)  Kapalılık,  başlıcaözelliğidir.  (IV)  Parnasizmin devamı sayılan bu akımın öncüsü, Charles Baudelaire’dir. (V) Bizde ilk izleri, Servet-i Fünun şairlerinden Cenap Şahabettin’de görülür.
 
Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisinde, bir bilgi yanlışı vardır?
 
A) I.       B) II.        C) III.        D) IV.       E) V.
 
 
 
ÇÖZÜM
 
IV. cümlede bilgi yanlışı vardır. Çünkü sembolizm, parnasizmin devamı sayılan birakım değildir. Aksine, parnasizme tepkidir. Parnasyenlerin, şiirlerinde yer vermedikleri “duygu ve hayaller”e dayanır.
 
Yanıt: D
 
 
 
 
 
 
5.  Orhan Veli bir yazısında şöyle der: “Edebiyat tarihin- de her yeni akım, şiire yenibir sınır getirdi. Bu sınırı olabildiğince genişletmek, daha doğrusu, şiirisınırlardan kurtarmak bize nasip oldu. Bu yüzden bizim arzumuza en çokyaklaşan akım, bu olmuştur.”
 
Orhan Veli’nin bu sözlerle işaret ettiği akım, aşağıdakilerden hangisidir?
 
A) Romantizm    B) Parnasizm C) Sembolizm
D) Empresyonizm  E) Sürrealizm
 
 
ÇÖZÜM
 
Sürrealizmde, eserler içten geldiği gibi oluşturulmaya çalışılmış; aklın, dinin,geleneklerin, kuralların etkisinden kurtulmak gerektiği savunulmuştur. Her türlü kuralkaldırılmış, bilinçaltı sanata uygulanmıştır. Bu nedenle Orhan Veli’nin sözlerisürrealizmi işaret etmektedir.
 
Yanıt: E
 
 
Edebi Akımlar Konu Testi 2

 
KONU TESTİ
 
 
1.  Edebi akımların, oluşum sırasına göre doğru sıralanışı, aşağıdakilerdenhangisidir?
 
A)  Klasisizm – romantizm – realizm – natüralizm –sembolizm – sürrealizm
B)  Klasisizm – romantizm – natüralizm – realizm –sürrealizm – sembolizm
C) Romantizm – klasisizm – realizm – natüralizm –sembolizm – sürrealizm
D) Romantizm – klasisizm – realizm – sembolizm –sürrealizm – natüralizm
E)  Klasisizm – romantizm – realizm – sembolizm –natüralizm – sürrealizm
 
 
2.      I. Akıl, irade ve sağduyuya dayanma
II. Abartıdan ve bayağılıklardan kaçınma
III. Her sınıf halktan kahramanlara yer verme
IV. Halkın konuştuğu dili kullanma
 
Yukarıdakilerden hangileri klasisizm akımının özellikleri içinde yer alır?
 
A) III. ile IV.         B) II. ile IV.          C) I. ile IV.
D) I. ile III.            E) I. ile II.
 
 
3.  Yazınsal (edebi) akımlardan, hangi yazar ve şairimizin etkilendiğineilişkin, aşağıdaki bilgilerden hangisi yanlıştır?
 
A)  Klasisizmden Recaizade Mahmut Ekrem
B)  Romantizmden Namık Kemal
C) Sembolizmden Ahmet Haşim
D) Realizmden Halit Ziya Uşaklıgil
E)  Parnasizmden Yahya Kemal Beyatlı
 
 
4.  Onun en ünlü yapıtı Madame Bovary’dir. Yazar, bir doktorun karısının (EmmaBovary’nin) aşk serüvenlerini açıkça anlatmaktadır. Romanda anlatılan gerçeklerXIX.  yüzyıl Fransa’sında fırtınalar koparmıştı.
1857’de yayımlanan roman, yazarının başını derde sokmuş; yazar, romanında,roman kahramanı Bayan Bovary’nin cezasız kalmasına dikkat ettiği için tutucuçevrelerin şimşeklerini üstüne çekmişti. Yazar bu romanında “çevre”nin insanüzerindeki etkisini, gerçekçi gözlemlerle ortaya koymaya çalışmıştır.
 
Bu parçada anlatılan yazar ve onun bağlı olduğu sanat akımı,aşağıdakilerin hangisinde belirtilmiştir?
 
A)  Victor Hugo – Romantizm
B)  H. de Balzac – Natüralizm
C) Gustave Flaubert – Realizm
D) Charles Dickens – Realizm
E)  Mme de La Fayette – Klasisizm
 
5.  Aşağıdakilerin hangisinde sanat akımı ile onun kurucusu ya da en önemlitemsilcisi doğru eşleştirilmemiştir?
 
   Akım          Kurucusu / Temsilcisi
A)  Klasisizm    Boileau
B)  Romantizm Victor Hugo
C) Sürrealizm  A. Breton
D) Realizm       Emile Zola
E)  Sembolizm C. Baudelaire
 
 
 
 
 
6.  Aşağıda verilenlerden hangisi,  parnasizmin bir özelliği olamaz?
 
A)  Şiirde biçim güzelliği önem kazanmıştır.
B)  Toplumsal sorunlara ilgi gösterilmemiştir.
C) “Sanat için sanat” görüşü benimsenmiştir.
D) İnsan ve doğa dış yapısıyla ele alınmıştır.
E)  Felsefi düşünceler, bilim ve fenle ilgili konular işlenmiştir.
 
 
 
 
 
7.  – – – – , Baudelaire’in öncülüğünde başlamıştır. Görü- nenden daha çok hissedilenianlatmayı amaçlar. Bu akıma göre şiir,  söz ile müziğin birleşmiş şeklidir. Verlaine, Rimbaud, Mallarme gibi ustaların elinde olgunluk dönemini yaşamıştır.
 
Bu parçada boş bırakılan yere, aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
 
A) Klasisizm   B) Romantizm   C) Parnasizm
D) Sembolizm   E) Sürrealizm
 
 
 
 
 
8.       Yıldızların vurduğu karanlık, durgun suda
Beyaz Ofelya iri bir zambak gibi yüzer,
Ağır ağır gider iri tüller altında,
Uzak ormanlardan avcı sesleri iner
 
Bu dizeler – – – – akımının ünlü şairi Arthur Rimbaud’ nun “Ofelya” adlı şiirindenalınmıştır. Dizelerde, söz konusu akımın, gizemli, hayal kurmaya elverişli belli belirsiz ortamları tercih edişinin tipik bir örneği görülmektedir.
 
Bu parçada boş bırakılan yere, aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
 
A) sembolizm                           B) natüralizm
C) egzistansiyalizm                 D) sürrealizm
E) fütürizm
 
9.  Bu akım, özellikle resimde kendini gösterdi. 1867- 1886 arasında resimde enparlak dönemini yaşayan bu akımın sanatçıları romantik ve gerçekçi (realist) kuşağın dolaysız anlatımından uzaklaşarak bir düşünce ya da görüntünün sanatçıda bıraktığıetkiyi yansıtmaya çalıştılar… Örneğin, resimde havanın durumu, uzaklık ya dayakınlık, çevredeki başka nesnelerin etkisi gibi nedenlerle nesnelerin doğa içindealdığı değişik tonları yakalamayı amaçladılar. Bu akım, “konu”yu ikinci plana atıyor,konunun göreceli işlenişini önemsiyordu.
 
Bu parçada anlatılanlar, aşağıdaki sanat akımlarından hangisinin özelliklerini vermektedir?
 
A) Egzistansiyalizm           B) Empresyonizm
C) Sürrealizm                     D) Kübizm
      E) Parnasizm
 
 
 
 
 
 
10. – – – – , bugüne dek önemsenmemiş olan bazı çağrışım biçimlerinin üstün varlığını, rüyanın büyük gücünü, düşüncenin yarar gözetmeyen  yanını  kabul  edeninanca dayanmaktadır. Bu akım öteki tüm ruh mekanizmalarını yok etmek vehayatın belli başlı sorunlarının çözümünde onların yerine geçmek yönelimin- dedir. İşte, otomatizmi “düşünce”nin üstünde, rüyayı da “uyanıklık”ın üstünde tutan bir anlayış.
 
Bu parçanın başına aşağıdakilerden hangisi getirilirse parçada sözüedilen akım doğru belirtilmiş olur?
 
A) Dadaizm    B) Parnasizm   C) Sürrealizm
D) Empresyonizm  Ekspresyonizm
 
 
 
 
 
 
11. Yapıtlarda karakterlerin değil de,  durumlarla karşı karşıya kalmış insanlarınişlendiği; bu yüzden roman ve oyun örgüsünün, merakı sürekli olarak uyanıktutacak yönde düzenlendiği bir akımdır varoluşçuluk. Bu akıma bağlı ünlüFransız sanatçıları arasında – – – -,
—- ve —- sayılabilir.
 
Bu parçada boş bırakılan yerlere, aşağıdakilerden hangisinin getirilmesiuygundur?
 
A)  Robert Frost – F. Kafka – Paul Valery
    B)  William Faulkner – Tolstoy – Andre Gide
    C) V. Mayakovski – L. Anagon – J. P. Sartre
    D) Andre Gide – J. P. Sartre – Albert Camus
    E)  Oscar Wilde – A. Çehov – A. BretonE)
 
 
12. Aşağıdakilerden hangisi yazar, yapıt, etkilenilen edebiyat akımıbakımından yanlış sıralanmıştır?
 
A)  Namık Kemal – İntibah – Romantizm
B)  Recaizade  Mahmut  Ekrem  –  Araba  Sevdası  – Natüralizm
C) Ahmet Haşim – Piyale – Sembolizm
D) Cemal Süreya – Üvercinka – Sürrealizm
E)  Oğuz Atay – Tutunamayanlar – Ekspresyonizm
 
 
 
 
 
 
 
 
13. Empresyonizm (izlenimcilik), kübizm, fütürizm (gelecekçilik) gibi akımların herbiri, değişik açılardan birer dünya görüşünü anlatmaktadır.  Anlamları,  özellikle resimde, özden çok biçimde yenilik yaratmalarından ileri gelmektedir. – – – – iseöz bakımından yenilik getirmektedir. Joyce, Kafka, Eliot gibi ünlü sanatçılarınyetiştiği bu akımı,  sürrealizmin  (gerçeküstücülük) korkulu rüyalarınayaklaştırabiliriz.
 
Bu paragrafta boş bırakılan yere, aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
 
A)  Romantizm (coşumculuk)
B)  Sembolizm (simgecilik)
C) Ünanimizm (tekruhçuluk)
D) Ekspresyonizm (dışavurumculuk)
E)  Egzistansializm (varoluşçuluk)
 
14. Özellikle 1930’lardan sonra başlı başına bir görüş olarak yaygınlaşan bu akım M.Heidegger, J. Paul Sartre, Gabriel Marcel gibi temsilciler tarafındangeliştirilmiştir. Buna göre var oluş her zaman tek ve bireyseldir. Bu olayöncelikle “varoluş” sorununu içinde taşır ve dolayısıyla “varlık”ın anlamınınaraştırılmasını içerir. Bu akım J. P. Sartre’in, Albert Camus’nün, S. de Beauvoir’ın yapıtlarında somutlaştı.
 
Bu parçada tanıtılan edebi akım, aşağıdakilerden hangisidir?
 
A) Sembolizm
B) Empresyonizm
C) Egzistaniyalizm     
D) Ekspresyonizm
E) Kübizm
 
           1.A       2.E      3.A      4.C      5.D      6.E      7.D      8.A      9.B      10.C  
           11.D    12.B    13.D   14.C
Paylaş
Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

Bu Yazıya Toplam 0 Yorum Yapılmış

İsminiz

E-Posta Adresiniz

Şehir

İlgili Terimler :
Önceki yazıyı okuyun:
Batı Edebiyatı Konu Anlatımı

Batı Edebiyatı Konu Anlatımı "Batı Edebiyatı ve Sanat Akımları"  sözü;  Eski Yunan (Grek)  ve Latin Edebiyatı ile Hümanizm,  Klasisizm, Romantizm, Realizm,...

Kapat