KALDIRIMLAR
I
Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.
 
Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.
 
İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler…
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.
 
Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.
 
Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği bir çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!
 
Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim yol gitsin;
İki yanımdan aksın bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler.
 
Ne sabahı göreyim, ne de sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.
 
Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
Ölse, kaldırımların karasevdalı eşi…
 
[1927]
Görüldüğü üzre, şiirde dış yapı cihetinden kendisini evvela tebarüz ettiren unsur, muntazaman tekrarlanan “k” harfleridir. Bu aliterasyon, şiire elbette bir âhenk temin etmektedir. Şiirde en çok tekrarlanan ifade toplam 7 defa olmak üzre “kaldırımlar” kelimesidir. Bunu, 6 kere tekrar edilerek “sokak” ve “ben” kelimeleri, kendisi ve türeviyle (“yolumun”) birlikte 6 kez zikredilerek yol kelimesi, nitekim 5 farklı yerde kullanılması suretiyle de “kaldırımlar” kelimesi takip eder. Ayrıca 3’er defa zikredilmeleri hasebiyle “ta[â]k” ve “taş” kelimeleri dikkati celb eder. Bunlar haricinde de “uyku” ve “evler” ibareleri de 2’şer kez zikredilmiştir. Netice itibariyle bütün bu tekrarlar ön yapı cihetinden şiirde âhengin sağlanmasına yardımcı olur. “k” harfinin ve “tak” kelimesinin; belki “sokak” ve “kaldırım” kelimelerinin tekrarları da arka yapı cihetinden şiirin mücerretliği ve müşahhaslığı arasında bir denge vazifesi görür… Hatta öyle ki, şairin mücerret olan hissiyatına müşahhas bir çeşni katar ve bu vesileyle şiirin var olmasında; yahud da hissiyatın lisan libası giyerek şiire tebeddül etmesinde âmil vazifesi görür.
Yine görüldüğü üzre şiir, her biri dörder mısralık sekiz bentten müretteptir. 14’lü (7+7) hece vezniyle yazılan şiire çapraz kafiye hâkimdir. Şiirde tabii bir Türkçe kendini tebarüz ettirmekte olup imlâ ve noktalamaya riayet edilmiştir. Kafiye ve redifler şiire şeklî cihetten bir estetik kazandırırken şiirde olması icap eden ahengin temini hususunda da mühim bir rol üstlenmiştir.
 
Şiirde mevcut kafiye ve redifler:
1. Dörtlük
_____ortasında → -tasında
_____yürüyorum→ -rüyorum » -r+üyorum} –rü: tam kafiye, +yorum: redif
_____noktasında→ -tasında » -ta+sında } –ta: tam kafiye, +sında: redif
_____görüyorum → -rüyorum
2. Dörtlük
_____ kapanık → -anık
_____yıldırımlar → -ldırımlar» –ldırım+lar }-ldırım: zengin kafiye, +lar: redif
_____uyanık → -anık » -a-nık }-a: yarım kafiye, -nık: redif
_____kaldırımlar → -ldırımlar
3. Dörtlük
_____birikiyor → -ikiyor
_____devler → -evler » -ev+ler } –ev: tam kafiye, +ler: redif
_____dikiyor → -ikiyor » -ik+iyor } –ik: tam kafiye, +iyor: redif
_____ evler → evler
4. Dörtlük
_____annesi → -esi
_____insandır → -sandır » -san+dır }-san: tam kafiye, +dır: redif
_____sesi → -esi » -es+i }-es: tam kafiye, +i: redif
_____ lisandır → -sandır
5. Dörtlük
_____ kucakta → -akta
_____çocuğum → -uğum » -uğ+um }-uğ: tam kafiye, +um: redif
_____sokakta → -akta » -ak+ta }-ak: tam kafiye, +ta: redif
_____yolculuğum → -uğum
6. Dörtlük
_____ gitsin → -itsin
_____fenerler → -erler » -er+ler }-er: tam kafiye, +ler: redif
_____işitsin → -itsin » -it+sin }-it: tam kafiye, +sin: redif
_____ kemerler → -erler
7. Dörtlük
_____ görüneyim → -rüneyim
_____verin karanlıkları→ -erin karanlıkları » -er+in karanlıkları } -er: tam kafiye, +in karanlıkları: redif
_____bürüneyim → -rüneyim » -rü+neyim }-r: yarım kafiye +üneyim: redif
_____serin karanlıkları → -erin karanlıkları
8. Dörtlük
_____boya → -ya
_____ateşi → -eşi » -eş+i }-eş: tam kafiye, +i: redif
_____uykuya → -ya » -y+a }-y: yarım kafiye, +a: redif
_____eşi → eşi
2. Arka Yapı
2.1. Anlamsal Tabaka
2.1.1. Kelime Semantiği
Arı ve anlaşılması son derece kolay bir lisan şiirde kendisini tebarüz ettirmektedir. Şiir, gerek yazıldığı dönem gerekse günümüz itibariyle semantik cihetten kolayca anlaşılabilecek bir İstanbul Türkçesiyle yazılmıştır. Şiirde mevcut kelimelerin çok büyük bir kısmı gündelik hayatın bir parçası hüviyetindedir bu bağlamda, kelimelerin tek tek ne anlama geldiğini vurgulamak lüzumsuz olacaktır. Bununla birlikte “kaldırım”, “sokak”, “yol”, “ev” gibi, duyulmama yahut da bilinmeme ihtimali çok düşük olan sözcüklere nazaran daha az aşina olunan kelimelerin (şiirdeki) anlamları aşağıda verilmiştir.
âmâ: Görme engelli.
cin: Dinî inanışa göre duyularla kavranamayan, insanlar gibi irade ve anlama yeteneğine sahip, ilahi emirlere uymakla yükümlü tutulan yaratık.
çilekeş: Hayatı boyunca birçok sıkıntı ve üzüntü çekmiş (kimse).
esrar: Gizler, sırlar.
lisan: Dil.
mil: Türlü işlerde kullanılmak için yapılan ince ve uzun metal çubuk.
serseri: Belli bir işi ve yeri olmayan başıboş (kimse), hayta.
tâk: Millî bayramlarda veya önemli bir olayı anmak için düzenlenen şenliklerde, geçit yaplacak caddelere geçici olarak kurulan, yazılar ve çiçeklerle süslenen kemer.
 
2.1.2. Cümle Semantiği
Şiirde mevcut kelimeler ve cümleler ekseriyetle temel anlamları kastedilir şekilde kullanılmıştır. Esasen şiirde mevcut nesnelerin kendi hakiki varlıklarıyla birlikte çağrıştırdıkları anlamlar ve timsali oldukları mefhumlar da söz konusudur. Fakat şiirdeki bu durum, onun bariz bir sembolist anlayışla yazıldığını göstermez. Ayrıca eserde, imgeler üzerine kurulu bir kapalılık mevzu-i bahis olmamakla birlikte şiir sığ da değildir. Şair, vuzuhla ve derinlik arasında paralellik kurabilme noktasında muvaffak olabilmiştir.
 
Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.
 
Şiirin ilk dörtlüğü görüldüğü üzre son derece vazıhtır ve şairin kaldırımlardaki yolculuğunun başlangıcı hükmündedir. Şair, tenha bir sokakta ardına bakmazsızın yürür ve yolunun aydınlığının bittiği, ilerisini göremediği yerde bir hayalin onu beklediği zannına kapılır. Bu bir nevi psikolojik illüzyon gibidir. Birçok insanın yaşadığı üzre; gecenin bir vaktinde şairin de ifade ettiği gibi, yolun karanlığa saplanan bir noktasında öylece hareketsiz duran cansız bir nesne, algısal olarak belki vahşi bir hayvan yahut da ürkütücü bir imaj şeklini alabilir. Şairin yolunun karanlığa saplandığı noktada onun hayal görmesine sebep olacak bir nesne var mıdır bilinmiyor. Bu bir halüsinasyon mu yoksa bir psikolojik illüzyon mu bilinemiyor fakat olan bir şey var ki o da şairin kendisini beklediği sandığı hayaldir.
 
Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.
 
İkinci dörtlükte şair mekânı terennüm eder ve akabinde kendisini yoldaşı olduğu kaldırımlarla müşterekleştirir. Gece olması hasebiyle gök karadır ve gri bulutlarla kapalıdır. Şair, yıldırımı tavanların üzerinde görür ve ona bacaları kollaması suretiyle insani bir kisve büründürür. Hava kapalı ve yıldırımlar söz konusu olduğuna göre yağmur ya başlamak üzeredir yahut da yağıyordur.
 
İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler…
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.
 
Üçüncü dörtlüğe, yalnızlık dolayısıyla hissedilen bir korku ve bu korkunun mekânın algılanış şekline ettiği tesir neticesinde hâsıl olan bir peyzaj hâkimdir. Şair, gayet tabii olarak korkuyu içinde hisseder, tabir caizse -attığı her adımda- ‘içinde bir korku birikir’. Korkusunu düşündükçe kendi kendini korkutmaya başlar, endişeye kapılır nitekim her sokak başının devler tarafından kesildiği vehmi, evlerin siyah camlarının gözüne mil çekilmiş âmâya benzetilmesi ve sanki bu camların bilhassa şaire bakıyormuşçasına algılanışı işte bu korkunun tesiriyle vuku bulur.
 
Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.
 
Şair dördüncü kıtada dikkatleri tekrar kaldırımlara çeker ve adeta onlara sığınır. Nitekim kaldırımları çilekeş yalnızların annesi olarak tabir eder. Bu bir nevi sığınma psikolojisinin dışa vurumudur. Kaldırımların, ‘içinde yaşamış bir insan’ olduğunu ifade eden şair, bu dörtlükte kendisini tamamiyle kaldırımlarla özdeşleştirir. Hatta öyle ki “duyulur, ses, kesilince sesi” derken sanki kaldırımlara ruh üflemişçesine onlara kendisi arasında çok yakın bir bağ kurar. Zira sokakta ondan başka kimse yoktur. Son derece tenha olan etrafta çıkabilecek ses elbette onun ayak sesleridir ve o sesler, şairin kaldırımda yürümesi neticesinde ortaya çıkar. Yürüyen şairse üzerinde yürünen de kaldırımdır. Bu suretle çıkan ses sadece şaire değil aynı zamanda kaldırıma aittir. Neticede ortaya çıkan ses mevzuunda müşterektirler ve şair buradan hareketle kendisini kaldırımlarla hem fizikî hem de ruhî cihetten aynîleştirir. Nitekim “Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.” diyerek söz konusu aynîleştirme hususunda zirveye varır. Şiirde aralanması gereken perdeler şüphesiz en çok bu dörtlüktedir. Zira içe dönük olan ve buna bağlı olarak, gece, insanların uykuda olduğu bir vakitte faal olan şair, kaldırımları da bu kisveye sokar. Nitekim gündüz vakti, insanların akın akın yürüdüğü kaldırımlar o vakitler silik bir hüviyete bürünür. Sesi çok çıkmaz. Tabir caizse kalabalık o kaldırımları boğar, ezer ve yutar. İşte, şair de böyle bir hâlet-i rûhiyededir ve söz konusu aynileştirmenin sebebi de budur.
 
Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği bir çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!
 
Şair, beşinci dörtlükte kaldırımlara olan biatını ısrarla terennüm eder ve sadakatini o raddeye vardırır ki ölüm anında bile olsa kaldırımları yumuşak bir kucağa yeğler. Yine kaldırımlara anne kimliğini yükler ve nitekim kendisini kaldırımların emzirdiğini ifade ederek zihnindeki anne arketipini, kaldırımlarla bu suretle müşahhaslaştırır. Şair geceden ve kaldırımlardaki yolculuğundan memnundur. Hem de sabahın olmasını istemeyecek kadar. Zira ona göre kendisi de kaldırım da hakiki manada gece yaşamaktadırlar. Oysaki sabahla birlikte kalabalıklar gelecektir. Kalabalık da, cemiyetten kaçan şairi manevi cihetten, o cemiyet altında ezilerek silikleşen kaldırımı da maddî cihetten silikleştirecek ve öldürecektir. Binaenaleyh şair karanlık sokaktaki yolculuğunun bitmesini istememektedir.
 
Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim yol gitsin;
İki yanımdan aksın bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler.
 
Altıncı dörtlükte şair, adeta yolculuğunun tablosunu resmetmiştir. Dörtlük, söz konusu kaldırım yolculuğunun bir tablosu hüviyetindedir. Akış hâlinde devam eden yolculuk devam etmektedir ve dahi bunun böyle sürüp gitmesi temennî edilmektedir. Nitekim şair, gitme eylemini istek kipiyle ifade ederken aynı zamanda bu eylem sürmektedir. Yolculuğu burada bir sinema filmi gibi düşünmek icap ederse başrol oyuncusu elbette şairdir. Şairin her iki yanından akıp gitmesini istediği fenerler bu filmin görsel birer dekoratif unsurlarıdır. Aynı zamanda sürekliliği ve akışı temsil etmektedir. Filmin müzikal unsuru yahut da tabir caizse ‘soundrack’/ ‘main théme’sı ise şairin ‘tak tak’ ayak sesleridir. Aynı zamanda o, karanlık ve ıssız sokakların vazgeçilmez bir parçası olan ‘aç köpekler’i birer figüran olarak bu filme dâhil eder. Şairin kaldırımlardaki bu gizemli yolculuğu devam ederken onun kaldırım taşlarına akseden gölgesi ise şair için bir zafer tâkı hüviyetindedir. Hem öyle ki tâklar gerçek hayatta muayyen yerlere sabitlenirken şairin yolculuğunda böyle bir şey söz konusu değildir. Tâk adeta şairin teşrifine hürmeten onun gövdesi önünde sürüp gider. Bu ince teşbih, şairin söz konusu yolculuktaki ebedîlik arzusunun tipik bir tezahürüdür.
 
Ne sabahı göreyim, ne de sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.
 
Şair bu yolculukta kendisini zaman mefhumundan elbette tecrit etmemiştir ve dahi hızla akıp giden zamanın farkındadır. Zaten bu şiir bir nevi, zamana bağlı olarak tahakkuk eden gece ve gündüzün muhtevî oldukları nesnelerle birlikte mukayese ettirilmesi ve bunların tezadının vurgulanışıdır. Şu var ki şair geceden yanadır mamafih hızla yaklaşan sabahın da farkındadır. Nitekim bu dörtlük de sabaha, aydınlığa ve buna bağlı olarak da cemiyete olan soğukluğun yahut da cemiyetten kaçışın haykırışı, karanlığa, geceye ve yine buna bağlı olarak yalnızlığa sığınışın bir fısıltısı hükmündedir. Sabahı görmek ve sabaha görünmek istemeyen şair, karanlığı bir yorgana benzeterek yine sığınış arzusunu tebarüz ettirmektedir.
 
Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
Ölse, kaldırımların karasevdalı eşi…
 
Kaldırımlar’da nihai kertede vurgulanan husus ölüm temasıdır. Şiirin umumiyeti itibariyle her ne kadar yalnızlık teması kadar işlenmese de son kıtada terennüm edilmesi hasebiyle dikkate şayan ve dahi manidardır. Gündüzden ve cemiyetten kaçan şair geceye sığınarak bir nebze de olsa kendisini tesellî eder, avunur, geceyi ve geceye ait olan karanlık sokakları elbette kaldırımları sahiplenir, kendisini onlarla aynîleştirir, bu birlikteliğin ebediyetini arzu eder. Fakat ne var ki onun feryatları hızla akıp giden zamana karşı koyamaz, gece yavaş yavaş sona erirken sabah, her zamanki âdeti olduğu üzre aydınlığı getirmektedir. Nitekim o, dünyanın ezeli bir itiyadı olan bu duruma güç yetiremeyeceğini pekâlâ bilir ve en nihayetinde taşlara boylu boyunca uzanıp sokaklar kadar esrarlı bir uykuya dalmak; kaldırımların karasevdalı bir eşi olarak ölmek ister…
 
2.2. Nesne Tabakası
Şüphesiz şiirde en mühim nesne ‘kaldırımlar’dır. Şiir esas itibariyle onun üzerine kuruludur. ‘Kaldırımlar’ın hem maddî hem de manevi bir boyutu mevcuttur. Şair, yukarıda da ifade edildiği üzre kendi iç dünyasındaki hisleri yahut da metafizik duyuşları kaldırımlar vasıtasıyla müşahhaslaştırmıştır. Şair, yine kaldırımlar vasıtasıyla kendini gündüzden, aydınlıktan esasen cemiyetten mücerret kılmıştır. Şiire bakarak şairin nazarından kaldırımların üç ayrı kimliğinden bahsetmek mümkündür ki bunlar şairin bir anne yerine koyduğu kaldırımlar, şairin kendi içinde yaşattığı; kendisiyle aynîleştirdiği kaldırımlar ve dahi yine şairin karasevdayla bağlandığı ve kendisini onlara eş olarak addettiği kaldırımlar… Bu bağlamda, tabir caizse kaldırımlar şairin her şeyidir. Esas itibariyle şiirde, kaldırımların maddî hakikati söz konusudur. Şair bu maddî hakikati bir takım dekoratif anasır ve peyzajla tebarüz ettirir. Kaldırımların manevi boyutu ise onların birer yalnızlık ve kaçış teminin sembolü mahiyetinde ele alınışıdır. Zira şair aynı kaldırımlarda gündüz yürümemektedir. Binaenaleyh kaldırımları şairin gözünde kaldırım yapan gecenin ve karanlığın sessizliğidir, kimsesizliğidir. Bu bağlamda kaldırımların manevi boyutundan bahsetmek mümkündür.
 
Şiirin, üzerine inşa edildiği ana tema yalnızlıktır. Nitekim bu yalnızlık temine bağlı olarak şiirde teşekkül eden ve kendisini gösteren nesneler mevcuttur. Fıtratı itibariyle insan, içtimai bir mahlûktur. Sosyalliği, kurması yahut da yaşaması icap eden insanî münasebetleri onun hayatının vazgeçilmez bir parçasıdır. Şair, her ne kadar karanlığı, görünmemeyi ve dolayısıyla yalnızlığı istese de çevresindeki objelere bir takım insanî vasıflar yüklemesi, insan olmayan nesnelerin insanî bir şekilde müşahhaslaştırılması psikolojik ve sosyolojik bağlamda onun “içtimaî” oluşuyla alakalıdır. Nitekim şairin; ‘yolunun karanlığa saplanan noktası’nda onu bekleyen bir hayal görmesi; yıldırımları, evlerin bacasını kolluyormuşçasına tabir edişi; serseri kaldırımların da tıpkı kendisi gibi uyanık olduğunu terennüm etmesi –ki kaldırımlarla kendisini özdeşleştirmesi hasebiyle şayan-ı dikkat bir ifadedir-, bu durumun açık bir göstergesidir. Her sokak başını kesen devlerin muhtemel varlığı ve simsiyah camlarını tıpkı gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi şair üzerine dikmesi de aynı sebep bağlamında izah edilebilir. Fakat şu var ki, şairin ifade ettiği kaldırımların uyanık oluşunun sebebi, nesnelerin yahut da mekânın o şekilde esrarengiz algılanışı, sokak başını kesen devlerin varlığının zannı, siyah pencereleri bir âmânın gözlerine benzetilen evler, hâsıl-ı kelam şairin içinde biriken damla damla korkudur. Bütün bunlar onun yalnızlığı ve hâlinden memnun dahi olsa şairin söz konusu yalnızlığı neticesinde ortaya çıkan korkunun tezahürleridir.
 
2.3. Karakter Tabakası
Kaldırımlar, makineleşmiş bir asrın soğuk ve karanlık gecelerini münferit vaziyette özümsemiş bir bireyin bohem fısıltılarıdır. Şiirlerini iki mühim evreye ayırabileceğimiz Necip Fazıl’ın, kendisi henüz 24 yaşında iken aynı isimle neşredilen kitabında yer alan bu şiiri, 1934 yılından sonra kaleme alacağı diğer şiirleriyle bilhassa tematik cihetiyle çok farklılık arz edecektir. Kaldırımlar, Necip Fazıl’ın tabir caizse ‘saf şiir’lerindendir. Dolayısıyla mevzu-i bahis şiir, şairin karakterinden ve mizacından izler taşıması hususunda sonraki dönemlerde kaleme aldığı birçok şiirinden çok daha ehemmiyetlidir ve de tetkike şayandır. Şiir; içine kapanık, kendisini cemiyetten tecrit etmiş, kaçış temayülü sergileyen ve kendi âleminde yaşayan bir ferdin hissiyatını aksettiren bir hüviyete maliktir. Kaldırımlar, Necip Fazıl’ın karakteriyle paralellik gösteren bir şiirdir. Malûm olduğu üzre Necip Fazıl 1934’e kadar bohem kimlik sergilemiş fakat ilerleyen yıllarda bilhassa hayat felsefesi cihetinden ehemmiyeti haiz bir takım değişiklikler göstermiştir ve bu durum elbette sanatını da müteessir etmiştir. Mamafih o, kendi iç dünyasına olan temayüllerinden bir şey kaybetmemiş olsa olsa bu noktada tebdil-i kıyafet etmiştir. Bu nokta-i nazarda İsmail Habib’in aşağıdaki ifadeleri şayan-ı dikkattir:
“Nazım Hikmetin san’atini tersine çeviriniz ve o ters san’atinin bütün güzelliğini tebellür ettiriniz, bundan Necip Fazıl’ın san’ati çıkar: O haykırıyordu bu inler. O, dışa bakıyordu, bu içine gömülür; onun muhayyilesi Çin ü Maçini, Hind ü Sindi dolaşmaktadır, bunun kâinatı kendi kalbinin ışıklarından ibaret. O, kulağını dünya işlerine çevirmişti, bu, kulağını sadece kendi ruhunun sesine tutuyor, bundan başka türlü sada bekliyemeyeiz.”
 
2.4. Kader Tabakası
İnsan, aklı ve buna bağlı olarak iradesi olan bir varlıktır. İnsanın irade sahibi olması muhtelif alternatiflerin ortaya çıkışına ve tercih edilmesine de zemin hazırlamaktadır. Bir bakıma irade, beraberinde seçenekleri ve tercihleri getirmektedir.
İnsan aklı, iradesi, hayat felsefesi ve zevkleri dolayısıyla bir takım muhtelif sebepleri de baz alarak dâhil olduğu cemiyetle fikrî cihetten çatışabilir yahut da başka bir ifadeyle yaşadığı topluma ters düşebilir, kendi toplumuyla çelişebilir. Bu çatışma ve çelişme neticesinde zuhur edecek olan şey bir kaçış isteğidir. Bu kaçış cazip bulunan herhangi bir maddî veyahut da manevi bir varlığa olabilir. Söz gelimi kimi insanlarda ara ara kendini hissettiren ‘uzaklara, çok uzaklara gitme’ isteği, kimi insanın edebiyata, müziğe vb. sanat dallarına sığınışı, kimilerinin de tamamen kendi kabuğuna çekilip yalnızlığa sığınması ve kendi iç dünyasında kendi sesini dinlemesi, kaçış arzusu neticesinde ortaya çıkabilen maddî ve manevî ilticâgâhlardır.
 
İnsanların kimisi yukarda zikredilen kaçışa bağlı olarak iltica ettikleri maddî/manevi sığınaklarda tatmin olup saadete ererken kimileri ise aradığı mutluluğu orada da bulamayabilir yahut da söz konusu ilticâgâhtada tatmin olamayabilir, zamanla ye’se kapılabilirler. Bu süreçte ölmek arzusu kendisini gösterecektir.
 
3. Netice
Ontolojik çözümleme, varlığın yahut da sanat eserinin müstakil olarak ele alınması, söz konusu eseri teşkil eden küçük birimlere ayrılması irdelenmesi ve bu suretle tekrar bir bütün olarak reel ve irreel boyutlarıyla anlamlandırılmasıdır.
“Kaldırımlar I” şiir olması hasebiyle bir sanat eseridir. Neticede var olan bir sanat eserdir ve ontolojik metotla mümkün mertebe çözümlenmeye çalışılmıştır.
Netice olarak şunları ifade etmek mümkündür ki “Kaldırımlar I” adlı şiir gerek şeklî cihetten gerekse semantik açıdan kendisini teşekkül ettiren yapı birimlerine ayrıldıkça anlaşılması yahut da anlamlandırılması, bu suretle eserin varlığının estetik ve edebî boyutu sistemli ve tutarlı bir şekilde anlamlandırmak mümkün mertebe tahakkuk ettirilmiştir.
 
1 – KOLCU, Ali İhsan, Edebiyat Kuramları Tanım-Tenkit-Tahlil, Salkımsöğüt Yayınları, Konya 2011, s.210
2 – KOLCU, a.g.e., s.210
3 – KISAKÜREK, Necip Fazıl, “Çile” (6. baskı), b. d. Yayınları, Sıralar Matbaası, İstanbul 1977, s. 104, 105, 106
4 – [SEVÜK], İsmail Habib, “Tanzimattan Beri I”, Remzi Kitabevi, Kenan Basımevi, İstanbul 1940, s. 535, 536.

 

Yorum Yap

Önceki yazıyı okuyun:
Süleymaniye’de Bayram Sabahı – Yahya Kemal Beyatlı

    SÜLEYMANİYEDE BAYRAM SABAHI   Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede Bir mehabetli sabah oldu […]

Kapat
hacklink al hacklink hack forum crack forum php shell indir wordpress nulled themes bahisnow casinoslot adana escort perabet sekabet markobet betwinner grandbetting vdcasino marsbahis meritroyalbet meritroyalbet giris tipobet giris elexbet giris betebet giris cratosslot giris venusbet giris eskişehir escort betboo giris bahisnow giris limanbet giris bahsegel giris betpas giris jigolo siteleri casinoslot