OSMANLI TÜRKÇESİ SÖZLÜĞÜ – OSMANLICA SÖZLÜK ( H – I )

Ana Sayfa » MATERYALLER » SÖZLÜKLER » OSMANLI TÜRKÇESİ SÖZLÜĞÜ – OSMANLICA SÖZLÜK ( H – I )
Sitemize 18 Ağustos 2014 tarihinde eklenmiş ve 329 views kişi tarafından ziyaret edilmiş.
H
 
h [ خ ح ﻩ ] 1. Osmanlı alfabesinin sekizinci harfi. 2.Ebced alfabesine göre sayısal değeri: 8.
 
hâ (F.) [ ﺎﺧ ] çiğneyen.
 
hâ (F.) [ ﺎه ] çoğul eki: -ler, -lar. hâb (F.) [ باﻮﺧ ] 1.uyku. 2.rüya. habâb (A.) [ بﺎﺒﺣ ] hava kabarcığı. habâbe (A.) [ ﻪﺑﺎﺒﺣ ] hava kabarcığı. habâis (A.) [ ﺚﺋﺎﺒﺧ ] kötülükler. hâbâlûd (F.) [ دﻮﻝﺁ باﻮﺧ ] uykulu. hâbâlûde (F.) [ ﻩدﻮﻝﺁ باﻮﺧ ] uykulu.
habâset (A.) [ ﺖﺛﺎﺒﺧ ] kötülük, alçaklık. habb (A.) [ ﺐﺣ ] 1.çekirdek, tohum. 2.hap.
habbât (A.) [ تﺎﺒﺣ ] 1.hava kabarcıkları. 2.haplar. habbâz (A.) [ زﺎﺒﺧ ] ekmekçi.
habbe (A.) [ ﻪﺒﺣ ] taneler.
 
habbe-i hadrâ [ اﺮﻀﺣ ءﻪﺒﺣ ] çitlembik. habbe-i sevdâ [ ادﻮﺱ ءﻪﺒﺣ ] çörekotu. habbezâ (A.) [ اﺬﺒﺣ ] ne güzel.
habbülbülûğ (A.) [ غﻮﻠﺒﻝا ﺐﺣ ] ergenlik sivilcesi. hâbcâme (F.) [ ﻪﻡﺎﺝ باﻮﺧ ] 1.gecelik. 2.pijama.
 
haber (A.) [ ﺮﺒﺧ ] haber.
 
haberdar (A.-F.) [ رادﺮﺒﺧ ] haberli.
 
habeşe (A.) [ ﻪﺸﺒﺣ ] 1.Habeşistan. 2.Habeş. hâbgâh (F.) [ ﻩﺎﮕﺑاﻮﺧ ] yatak odası.
habîb (A.) [ ﺐﻴﺒﺣ ] 1.sevgili. 2.dost. 3.Hz. Muhammed habîr (A.) [ ﺮﻴﺒﺧ ] haberli.
habis (A.) [ ﺚﻴﺒﺧ ] kötü, pis. habl (A.) [ ﻞﺒﺣ ] ip.
hablülmesâkin (A.) [ ﻦﮐﺎﺴﻤﻝا ﻞﺒﺣ ] sarmaşık. hâbnâk (F.) [ کﺎﻨﺑاﻮﺧ ] uykulu.
hâbnâme (F.) [ ﻪﻡﺎﻥ باﻮﺧ ] rüya tabiri kitabı. habr (A.) [ ﺮﺒﺣ ] bilgin.
habs (A.) [ ﺲﺒﺣ ] 1.hapis. 2.tutma.
 
habshâne (A.-F.) [ ﻪﻥﺎﺧ ﺲﺒﺣ ] hapishane, tutukevi. habt (A.) [ ﻂﺒﺧ ] yanlış hareket.
habtühata (A.) [ ﺎﻄﺧ و ﻂﺒﺧ ] yanlış yapma. hac (A.) [ جﺎﺣ ] hacı.
hacâlet (A.) [ ﺖﻝﺎﺠﺧ ] utanma.
 
hacâletâver (A.) [ روﺁ ﺖﻝﺎﺠﺧ ] utanç verici. hacamat (A.) [ ﺖﻡﺎﺠﺣ ] kan alma.
hacamat yapmak kan almak.
 
hacâmet (A.) [ ﺖﻡﺎﺠﺣ ] kan alma, hacamat. hâcât (A.) [ تﺎﺝﺎﺣ ] 1.ihtiyaçlar. 2.istekler.
 
haccâm (A.) [ مﺎﺠﺣ ] hacamatçı. haccar (A.) [ رﺎﺠﺣ ] taş işçisi, taşçı. hâcce (A.) [ ﻪﺝﺎﺣ ] bayan hacı.
hâce (F.) [ ﻪﺝاﻮﺧ ] 1.hoca. 2.efendi. 3.ağa. 4.sahip. 5.vezir. hâcegân (F.) [ نﺎﮕﺝاﻮﺧ ] 1.hocalar. 2.efendiler.
hâcegî (F.) [ ﯽﮕﺝاﻮﺧ ] 1.hocalık. 2.efendilik. 3.ağalık. 4.sahiplik. 5.tüccar. hacel (A.) [ ﻞﺠﺧ ] utanma.
hacer (A.) [ ﺮﺠﺣ ] taş.
 
hacer-i esved [ دﻮﺱا ﺮﺠﺣ] karataş. hacer-i semâî [ ﯽﺋﺎﻤﺱ ﺮﺠﺣ ] göktaşı. hâceserâ (F.) [ اﺮﺱ ﻪﺝاﻮﺧ ] harem ağası. hâcet (A.) [ ﺖﺝﺎﺣ ] ihtiyaç.
hâcetmend (A.-F.) [ ﺪﻨﻤﺘﺝﺎﺣ ] muhtaç. hacı (A.) [ ﯽﺝﺎﺣ ] hacı.
hacıyân (A.-F.) [ نﺎﻴﺝﺎﺣ ] hacılar. hâcî (A.) [ ﯽﺝﺎه ] hicveden, yeren.
hâcib (A.) [ ﺐﺝﺎﺣ ] 1.kapıcı. 2.perdedar. 3.engel. 4.kaş. hacîl (A.) [ ﻞﻴﺠﺧ ] utangaç.
hâcir (A.) [ ﺮﺝﺎه ] göçmen.
 
hâciz (A.) [ ﺰﺝﺎﺣ ] 1.ayıran. 2.haczeden. hacle (A.) [ ﻪﻠﺠﺣ ] gerdek odası.
haclegâh (A.-F.) [ ﻩﺎﮔ ﻪﻠﺠﺣ ] gerdek odası. haclet (A.) [ ﺖﻠﺠﺧ ] utanma.
 
hacletâver (A.-F.) [ روﺁ ﺖﻠﺠﺧ ] utanç verici. hacm (A.) [ ﻢﺠﺣ ] hacim.
hacmen (A.) [ ﺎﻤﺠﺣ ] hacimce. hacz (A.) [ ﺰﺠﺣ ] haciz.
hadâik (A.) [ ﻖﺋاﺪﺣ ] bahçeler.
 
hâdd (A.) [ دﺎﺣ ] 1.keskin. 2.sivri. 3.dar. hadd (A.) [ ﺪﺣ ] 1.sınır. 2.şer’î ceza. hadd (A.) [ ﺪﺧ ] yanak.
haddâ’ (A.) [ عاﺪﺧ ] düzenbaz. haddâd (A.) [ داﺪﺣ ] demirci.
haddâdî (A.-F.) [ یداﺪﺣ ] demircilik. hadd-i asgarî [ یﺮﻐﺹا ﺪﺣ ] en az. hadd-i azamî [ ﯽﻤﻈﻋا ﺪﺣ ] en çok. hadd-i tabiî [ ﯽﻌﻴﺒﻃ ﺪﺣ] normal hal. hadd-i zâtında aslında.
hadeb (A.) [ بﺪﺣ ] kamburluk. hadem (A.) [ مﺪﺧ ] hizmetçiler. hademe (A.) [ ﻪﻡﺪﺧ ] hizmetçiler. hadeng (F.) [ ﮓﻥﺪﺧ ] ok.
hader (A.) [ رﺪﺧ ] uyuşma. hades (A.) [ سﺪﺣ ] sezi, tahmin.
hâdî (A.) [ یدﺎه ] doğru yolu gösteren. hâdi’ (A.) [ عدﺎﺧ ] düzenbaz.
 
hadîka (A.) [ ﻪﻘیﺪﺣ ] bahçe. hâdim (A.) [ مدﺎﺧ ] hizmetçi. hâdim olmak hizmet etmek.
hâdime (A.) [ ﻪﻡدﺎﺧ ] bayan hizmetçi.
 
hâdis (A.) [ ثدﺎﺣ ] 1.meydana gelen. 2.yeni. hadîs (A.) [ ﺚیﺪﺣ ] hadis, Peygamber sözü. hâdisat (A.) [ تﺎﺛدﺎﺣ ] olaylar.
hâdise (A.) [ ﻪﺛدﺎﺣ ] olay.
 
hadnâşinas (A.-F.) [ سﺎﻨﺵﺎﻥﺪﺣ ] haddini bilmez. hadrâ (A.) [ اﺮﻀﺣ ] yeşil.
hads (A.) [ سﺪﺣ ] 1.tahmin. 2.seziş. hadşe (A.) [ ﻪﺵﺪﺧ ] ürküntü.
hadşeâver (A.-F.) [ روﺁ ﻪﺵﺪﺧ ] ürküntü verici. hafâ (A.) [ ﺎﻔﺧ ] gizlilik.
hafâfîş (A.) [ ﺶﻴﻓﺎﻔﺧ ] yarasalar.
 
hafâgâh (A.-F.) [ ﻩﺎﮔﺎﻔﺧ ] gizlenilecek yer. hafâir (A.) [ ﺮﺋﺎﻔﺣ ] 1.çukurlar. 2.oyuklar. hafakan (A.) [ نﺎﻘﻔﺧ ] yürek çarpıntısı. hafâyâ (A.) [ ﺎیﺎﻔﺧ ] gizli şeyler.
hafız (A.) [ ﻆﻓﺎﺣ ] 1.koruyan. 2.ezberleyen. 3.Kur’ân hafızı. hafıza (A.) [ ﻪﻈﻓﺎﺣ ] bellek.
hâfız-ı kütüb [ ﺐﺘﮐ ﻆﻓﺎﺣ ] kütüphaneci. hâfî (A.) [ ﯽﻓﺎﺣ ] yalınayak koşan.
 
hafî (A.) [ ﯽﻔﺧ ] gizli hafîd (A.) [ ﺪﻴﻔﺣ ] torun. hafîde (A.) [ ﻩﺪﻴﻔﺣ ] kız torun. hafif (A.) [ ﻒﻴﻔﺧ ] hafif.
hâfir (A.) [ ﺮﻓﺎﺣ ] kazan, kazıcı. hafîr (A.) [ ﺮﻴﻔﺣ ] 1.çukur. 2.mezar. hafiyyât (A.) [ تﺎﻴﻔﺧ ] gizli şeyler. hafiyye (A.) [ ﻪﻴﻔﺧ ] gizli polis. hafiyyen (A.) [ ﺎﻴﻔﺧ ] gizlice.
hafr (A.) [ ﺮﻔﺣ ] kazma. hafriyyât (A.) [ تﺎیﺮﻔﺣ ] kazı. haftân (A.) [ نﺎﺘﻔﺧ ] kaftan. hâh (F.) [ ﻩاﻮﺧ ] isteyen.
hâhân (F.) [ نﺎهاﻮﺧ ] isteyen, istekli. hâher (F.) [ ﺮهاﻮﺧ ] kızkardeş.
hâherzâde (F.) [ ﻩدازﺮهاﻮﺧ ] yeğen, kızkardeşin çocuğu. hâhiş (F.) [ ﺶهاﻮﺧ ] rica, istek.
hâhişger (F.) [ ﺮﮕﺸهاﻮﺧ ] istekli. hâhişkâr (F.) [ رﺎﮑﺸهاﻮﺧ ] istekli. hâhişkerde (F.) [ ﻩدﺮﮐ ﺶهاﻮﺧ ] istekli. hâhnâhâh (F.) [ ﻩاﻮﺧﺎﻥ ﻩاﻮﺧ ] ister istemez. hâif (A.) [ ﻒﺋﺎﺧ ]  korkak.
hâifen (A.) [ ﺎﻔﺋﺎﺧ ] korkarak.
 
hâil (A.) [ ﻞﺋﺎه ] korkunç.
 
hâin (A.) [ ﻦﺋﺎﺧ ] 1.hain. 2.acımasız. hâinâne (A.-F.) [ ﻪﻥﺎﻨﺋﺎﺧ ] haince.
hâiz (A.) [ ﺰﺋﺎﺣ ] sahip, bulunduran. hâiz olmak bulundurmak, sahip olmak. hâiz-i ehemmiyet [ ﺖﻴﻤها ﺰﺋﺎﺣ ] önemli. hak (A.) [ ﻖﺣ ] 1.Tanrı. 2.doğru. 3.pay. hâk (F.) [ کﺎﺧ ] toprak.
hak etmek kazanmak.
 
hâk ile yeksân edilmek yerle bir edilmek. hâk ile yeksân etmek yerle bir etmek.
hâk ile yeksân olmak yerle bir olmak. Hak Teâlâ (A.) [ﯽﻝﺎﻌﺕ ﻖﺣ ] Yüce Tanrı. hakâik (A.) [ ﻖﺋﺎﻘﺣ ] gerçekler.
hakâret (A.) [ ترﺎﻘﺣ ] aşağılama, hakaret. hakaretâmiz (A.-F.) [ ﺰﻴﻡﺁ ترﺎﻘﺣ ] aşağılayıcı. hakâyık (A.) [ ﻖیﺎﻘﺣ ] gerçekler.
hâkbîz (F.) [ ﺰﻴﺑ کﺎﺧ ] kalbur. hakem (A.) [ ﻢﮑﺣ ] hakem. hâkezâ (A.) [ اﺬﮑه ] aynı şekilde.
hakgû (A.-F.) [ ﻮﮔ ﻖﺣ ] doğru sözlü. hâkî (A.) [ ﯽﮐﺎﺣ ] hikaye eden.
hâkî (F.) [ ﯽﮐﺎﺧ ] 1.hâki, toprak rengi. 2.toprak ile ilgili.
 
hakîkat (A.) [ ﺖﻘﻴﻘﺣ ] gerçek. hakîkaten (A.) [ ﺔﻘﻴﻘﺣ ] gerçekten.
hakikat-ı halde aslında, gerçekte, işin aslında. hakikatperver (A.-F.) gerçekçi.
hakikî (A.) [ ﯽﻘﻴﻘﺣ ] gerçek. hakikiye (A.) [ ﻪﻴﻘﻴﻘﺣ ] gerçek.
hakîm (A.) [ ﻢﻴﮑﺣ ] 1.Tanrı. 2.hakim, yargıç. hâkimiyet (A.) [ ﺖﻴﻤﮐﺎﺣ ] egemenlik.
hakîr (A.) [ ﺮﻴﻘﺣ ] 1.değersiz. 2.küçük. 3.bendeniz, ben. hâkister (F.) [ ﺮﺘﺴﮐﺎﺧ ] kül.
hâkisterî (F.) [ یﺮﺘﺴﮐﺎﺧ ] kül rengi.
 
hakk (A.) [ ﻖﺣ ] 1.Tanrı. 2.doğru. 3.hak. hakk (A.) [ ﮏﺣ ] kazıma.
hakkâ [ ﺎﻘﺣ ] gerçekten.
 
hakkâk (A.) [ کﺎﮑﺣ ] 1.mühürcü. 2.kazıyıcı. hakkaniyet (A.) [ ﺖﻴﻥﺎﻘﺣ ] doğruluk. hâkkedilmek kazılmak.
hâkketmek kazımak.
 
hâkrûb (F.) [ بوﺮﮐﺎﺧ ] süpürge. hakşinas (A.-F.) [ سﺎﻨﺵ ﻖﺣ ] haktanır. hakşinâsî (A.-F.) [ ﯽﺱﺎﻨﺵ ﻖﺣ ] haktanırlık.
hâl (A.) [ لﺎﺣ ] 1.hal, durum. 2.şimdiki durum, şimdiki zaman. hâl (A.) [ لﺎﺧ ] dayı.
 
hâl (F.) [ لﺎﺧ ] 1.ben. 2.benek. hal’ (A.) [ ﻊﻠﺧ ] tahttan indirme. hal’edilmek tahttan indirilmek. hal’etmek tahttan indirmek.
hâlâ (A.) [ ﻻﺎﺣ ] şimdi, hâlâ.
 
halâ (A.) [ ﻼﺧ ] 1.tuvalet. 2.boş.
 
halâik (A.) [ ﻖﺋﻼﺧ ] 1.yaratıklar. 2.halayık. halâl (A.) [ لﻼﺧ ] mesafe, aralık, açıklık. halâs (A.) [ صﻼﺧ ] kurtuluş, kurtulma. halâs bulmak kurtulmak.
halâs olmak kurtulmak.
 
halaskâr (A.-F.) [ رﺎﮑﺹﻼﺧ ] kurtarıcı. hâlâşina (A.-F.) [ ﺎﻨﺵﺁ لﺎﺣ ] halden anlayan. hâlât (A.) [ تﻻﺎﺣ ] haller.
halâvet (A.) [ توﻼﺣ ] tatlılık. haldâr (F.) [ راﺪﻝﺎﺧ ] benli.
hâle (A.) [ ﻪﻝﺎﺧ ] 1.hala. 2.teyze. hâle (A.) [ ﻪﻝﺎه ] ayça, hâle. halecan (A.) [ نﺎﺠﻠﺧ ] çarpıntı.
halef (A.) [ ﻒﻠﺧ ] 1.evlat, oğul. 2.halef, yerine geçen, arkadan gelen halel (A.) [ ﻞﻠﺧ ] bozukluk.
halel gelmek bozulmak, lekelenmek, gölge düşmek. haleldâr (A.-F.) [ راﺪﻠﻠﺧ ] bozulmuş, bozuk.
 
haleldâr etmek bozmak, halel getirmek. haleldâr olmak bozulmak, halel gelmek. halen (A.) [ ﻻﺎﺣ ] şimdilik, henüz.
hâlet (A.) [ ﺖﻝﺎﺣ ] 1.hal. 2.nitelik.
 
hâlet-i ruhiye [ﻪﻴﺣور ﺖﻝﺎﺣ ] ruhsal durum. halhal (A.) [ لﺎﺨﻠﺧ ] ayak bileziği, halhal. hâlık (A.) [ ﻖﻝﺎﺧ ] Yaratan, Tanrı.
hâlî (A.) [ ﯽﻝﺎﺧ ] boş.
 
hâlî kalmak geri durmak. halîb (A.) [ ﺐﻴﻠﺣ ] süt. halîc (A.) [ ﺞﻴﻠﺧ ] körfez.
hâlid (A.) [ ﺪﻝﺎﺧ ] sonsuz, ebedî. halîfe (A.) [ ﻪﻔﻴﻠﺧ ] 1.halife. 2.kalfa.
halihazır (A.-F.) [ﺮﺽﺎﺣ لﺎﺣ ] şimdiki durum. hâlik (A.) [ ﻖﻝﺎﺧ ] 1.Tanrı. 2.yaratan. hâlikiyet (A.) [ ﺖﻴﻘﻝﺎﺧ ] yaratıcılık.
halîm (A.) [ ﻢﻴﻠﺣ ] yumuşak huylu.
 
hâlis (A.) [ ﺺﻝﺎﺧ ] 1.katışıksız, saf, som. hâlisâne (A.-F.) [ ﻪﻥﺎﺼﻝﺎﺧ ] içtenlikle. halîta (A.) [ ﻪﻄﻴﻠﺧ ] 1.karışım. 2.alaşım. hâliyâ (A.) [ ﺎﻴﻝﺎﺣ ] şimdi, şu anda.
halk (A.) [ ﻖﻠﺣ ] boğaz.
 
halk (A.) [ ﻖﻠﺧ ] 1.yaratma. 2.yaratılma. 3.halk.
 
halk etmek yaratmak. halka (A.) [ ﻪﻘﻠﺣ ] halka.
halkabegûş (A.-F.) [ شﻮﮕﺑ ﻪﻘﻠﺣ ] köle. halkiyat (A.) [ تﺎﻴﻘﻠﺧ ] folklor, halk bilimi. hall (A.) [ ﻞﺣ ] 1.çözülme, erime. 2.çözme. hallâc (A.) [ جﻼﺣ ] halaç.
hallâk (A.) [ قﻼﺧ ] yaratıcı. hallâl (A.) [ لﻼﺣ ] çözen.
hallüfasl (A.) [ ﻞﺼﻓ و ﻞﺣ ] halletme, yoluna koyma. halt (A.) [ ﻂﻠﺧ ] karıştırma.
halûk (A.) [ قﻮﻠﺧ ] iyi huylu.
 
halvet (A.) [ تﻮﻠﺧ ] 1.tenha. 2.başbaşa kalma. halvetgâh (A.-F.) [ ﻩﺎﮕﺕﻮﻠﺧ ] başbaşa kalınacak yer. ham (F.) [ مﺎﺧ ] çiğ, ham.
ham (F.) [ ﻢﺧ ] 1.eğik eğri, bükük. hamâil (A.) [ ﻞﺋﺎﻤﺣ ] kılıç kayışı. hamâkat (A.) [ ﺖﻗﺎﻤﺣ ] ahmaklık. hamâme (A.) [ ﻪﻡﺎﻤﺣ ] güvercin.
hamâse (A.) [ ﻪﺱﺎﻤﺣ ] kahramanlık şiiri.
 
hamâset (A.) [ ﺖﺱﺎﻤﺣ ] kahramanlık şiiri, hamase. hamd (A.) [ ﺪﻤﺣ ] şükür.
hâme (F.) [ ﻪﻡﺎﺧ ] kalem. hamel (A.) [ ﻞﻤﺣ ] kuzu.
 
hamelât (A.) [ تﻼﻤﺣ ] saldırılar, hamleler. hâmî (A.) [ ﯽﻡﺎﺣ ] gözeten, himaye eden. hâmid (A.) [ ﺪﻡﺎﺣ ] hamd eden, şükreden. hamîde (F.) [ ﻩﺪﻴﻤﺧ ] eğik, eğri.
hâmil (A.) [ ﻞﻡﺎﺣ ] 1.taşıyan. 2.hamile. 3.sahip. hâmil olmak taşımak.
hâmile (A.) [ ﻪﻠﻡﺎﺣ ] gebe, hamile. hamîr (A.) [ ﺮﻴﻤﺣ ] hamur.
hâmis (A.) [ ﺲﻡﺎﺧ ] beşinci. hâmisen (A.) [ ﺎﺴﻡﺎﺧ ] beşincisi. hâmiş (A.) [ ﺶﻡﺎه ] mektup ilavesi. hâmiz (A.) [ ﺾﻡﺎﺣ ] 1.ekşi. 2.kekre.
haml (A.) [ ﻞﻤﺣ ] 1.taşıma. 2.gebelik. 3.yükleme. hamle (A.) [ ﻪﻠﻤﺣ ] 1.saldırı. 2.atak.
hamletmek yüklemek. hammâl (A.) [ لﺎﻤﺣ ] hamal.
hammâm (A.) [ مﺎﻤﺣ ] 1.banyo. 2.hamam. hammâr (A.) [ رﺎﻤﺧ ] meyhaneci.
hamr (A.) [ ﺮﻤﺧ ] şarap.
 
hamrâ (A.) [ اﺮﻤﺧ ] kırmızı, kızıl.
 
hamrâlanmak kızarmak, kırmızılaşmak, al al olmak. hams (A.) [ ﺲﻤﺧ ] beş.
hamse (A.) [ ﻪﺴﻤﺧ ] beş mesnevîlik eser.
 
hamsin (A.) [ ﻦﻴﺴﻤﺧ ] elli. hamûl (A.) [ لﻮﻤﺣ ] dayanıklı. hamûle (A.) [ ﻪﻝﻮﻤﺣ ] yük. hâmûn (F.) [ نﻮﻡﺎه ] çöl.
hâmûş (F.) [ شﻮﻡﺎﺧ ] suskun, sessiz. hamyâze (F.) [ ﻩزﺎﻴﻤﺧ ] esneme. hamz (A.) [ ﺾﻤﺣ ] ekşilik.
hân (F.) [ ناﻮﺧ ] okuyan. hân (F.) [ ناﻮﺧ ] sofra.
hanâzir (A.) [ ﺮیزﺎﻨﺧ ] domuzlar. hancer (A.) [ ﺮﺠﻨﺧ ] hançer.
hancere (A.) [ ﻩﺮﺠﻨﺣ ] gırtlak, hançere. handan (F.) [ ناﺪﻨﺧ ] güleç, gülen. handan etmek güldürmek.
hande (F.) [ ﻩﺪﻨﺧ ] gülüş. handek (A.) [ قﺪﻨﺧ ] hendek.
handerûy (F.) [ یور ﻩﺪﻨﺧ ] güleryüzlü. hâne (F.) [ ﻪﻥﺎﺧ ] ev.
hanedan (F.) [ ناﺪﻥﺎﺧ ] sülale, hanedan.
 
hâneharâb (F.) [ باﺮﺧ ﻪﻥﺎﺧ ] 1.perişan. 2.evsiz yurtsuz. 3.cahil. hânende (F.) [ ﻩﺪﻨﻥاﻮﺧ ] 1.şarkıcı. 2.okuyucu.
hanif [ ﻒﻴﻨﺣ ] İslâmiyetten önce Tanrı’ya inanan. hânkah (A.) [ ﻩﺎﻘﻥﺎﺧ ] tekke.
 
hânman (F.) [ نﺎﻤﻥﺎﺧ ] ev bark, yurt. hannas (A.) [ سﺎﻨﺧ ] şeytan. hânsâlar (F.) [ رﻻﺎﺱ ناﻮﺧ ] kilerci.
hânüman (F.) [ نﺎﻤﻥﺎﺧ ] ev bark, yurt.
 
hapis (A.) [ ﺲﺒﺣ ] bir yere kapatma veya kapanma. hapishane (A.-F.) [ ﻪﻥﺎﺧ ﺲﺒﺣ ] tutukevi, mahpushane. hâr (F.) [ رﺎﺧ ] diken.
har (F.) [ ﺮﺧ ] eşek.
 
hâr (F.) [ راﻮﺧ ] aşağılık, adi. hâr (F.) [ راﻮﺧ ] yiyen.
harâb (A.) [ باﺮﺧ ] 1.yıkık, harap. 2.fitil gibi sarhoş. harâb etmek yıkmak, bozmak, tahrip etmek.
harâb olmak yıkılmak, bozulmak, kırılmak. harâbat (A.) [ تﺎﺑاﺮﺧ ] meyhane.
harâbe (A.) [ ﻪﺑاﺮﺧ ] yıkıntı, harabe. harâc (A.) [ جاﺮﺧ ] haraç.
haram (A.) [ ماﺮﺣ ] haram. harâmi (A.) [ ﯽﻡاﺮﺣ ] eşkıya. haramzâde (A.-F.) [ ﻩداز ماﺮﺣ ] piç. harâret (A.) [ تراﺮﺣ ] 1.sıcaklık. harâtin (A.) [ ﻦﻴﻃاﺮﺧ ] solucan. harb (A.) [ بﺮﺣ ] harp, savaş. harbe (A.) [ ﻪﺑﺮﺣ ] süngü.
 
harb-i umûmî [ ﯽﻡﻮﻤﻋ بﺮﺣ ] Birinci Dünya Savaşı. harbiye (A.) [ ﻪﻴﺑﺮﺣ ] harp okulu.
harbiye nezareti  savunma bakanlığı. harbiyeli Harp Okulu öğrencisi. harbüze (F.) [ ﻩﺰﺑﺮﺧ ] kavun.
harc (A.) [ جﺮﺧ ] 1.vergi. 2.masraf.
 
harcıâlem [ ﻢﻝﺎﻋ جﺮﺧ ] herkese açık, herkese uygun. harcırah [ ﻩار جﺮﺧ] yol parası.
harçeng (F.) [ ﮓﻨچﺮﺧ ] yengeç. hardal (A.) [ لدﺮﺧ ] hardal.
hâre (F.) [ ﻩرﺎﺧ ] granit, sert taş. harekât (A.) [ تﺎﮐﺮﺣ ] hareketler.
hareket (A.) [ ﺖﮐﺮﺣ ] 1.hareket. 2.davranış. hareketsizlik hareket etmeme.
harem (A.) [ مﺮﺣ ] harem, herkesin giremeyeceği yer.
 
haremlik (A.-T.) harem dairesi, evde harem kısmy, herkesin uluorta giremeyeceği yer.
 
haremserây (A.-F.) [ یاﺮﺱ مﺮﺣ ] harem dairesi. harf (A.) [ فﺮﺣ ] 1.harf. 2.söz.
hargâh (F.) [ ﻩﺎﮔﺮﺧ ] otağ. hargûş (F.) [ شﻮﮔﺮﺧ ] tavşan. hârî (F.) [ یراﻮﺧ ] düşkünlük. hârib (A.) [ برﺎه ] kaçan.
 
hâric (A.) [ جرﺎﺧ ] dış, dışarı.
 
hâricen (A.) [ ﺎﺝرﺎﺧ ] dıştan, dışarıdan. hâricî (A.) [ ﯽﺝرﺎﺧ ] dış ile ilgili.
hariciye (A.) [ ﻪﻴﺝرﺎﺧ ] 1.dışa bağlı, dışarıya ilişkin. 2.dışişleri bakanlığı. harîd (F.) [ ﺪیﺮﺧ ] satın alma.
harîdâr (F.) [ راﺪیﺮﺧ ] müşteri, alıcı.
 
harîf (A.) [ ﻒیﺮﺣ ] 1.rakip. 2.meslektaş. harîk (A.) [ ﻖیﺮﺣ ] yangın.
hârika (A.) [ ﻪﻗرﺎﺧ ] harika.
 
hârikulâde (A.) [ ﻩدﺎﻌﻝا قرﺎﺧ ] olağanüstü. harîm (A.) [ ﻢیﺮﺣ ] 1.kutsal. 2.harem. 3.avlu. harîm-i ismet (F.) [ ﺖﻤﺼﻋ ﻢیﺮﺣ ] kutsal saha. harîr (A.) [ ﺮیﺮﺣ ] ipek.
harîrî (A.) [ یﺮیﺮﺣ ] ipekli. hâris (A.) [ ثرﺎﺣ ] çiftçi. hâris (A.) [ سرﺎﺣ ] bekçi. harîs (A.) [ ﺺیﺮﺣ ] hırslı.
hâristan (F.) [ نﺎﺘﺱرﺎﺧ ] dikenlik. harita (A.) [ ﻪﻄیﺮﺧ ] harita. harmen (F.) [ ﻦﻡﺮﺧ ] harman.
harmengâh (F.) [ ﻩﺎﮕﻨﻡﺮﺧ ] harman yeri. harmühre (F.) [ ﻩﺮﻬﻡﺮﺧ ] katır boncuğu. harnub (A.) [ بﻮﻥﺮﺧ ] keçi boynuzu.
 
hârpuşt (F.) [ ﺖﺸﭘرﺎﺧ ] kirpi. hârr (A.) [ رﺎﺣ ] kızgın, yakıcı. harrât (A.) [ طاﺮﺧ ] doğramacı. hars (A.) [ ثﺮﺣ ] kültür.
harsî (A.) [ ﯽﺛﺮﺣ ] kültürel. harvâr (F.) [ راوﺮﺧ ] eşek yükü. hârzâr (F.) [ رازرﺎﺧ ] dikenlik.
hâs (A.) [ صﺎﺧ ] 1.özgü, has. 2.saf. 3.özel. has (F.) [ ﺲﺧ ] çöp.
hasâdet (A.) [ تدﺎﺴﺣ ] kıskançlık.
 
hasâil (A.) [ ﻞﺋﺎﺼﺧ ] hasletler, tabiatlar. hasâis (A.) [ ﺺﺋﺎﺼﺧ ] nitelikler, özellikler. hasâr (A.) [ رﺎﺴﺧ ] zarar, hasar.
hasarât (A.) [ تاﺮﺴﺧ ] zararlar. hasardîde (A.-F.) [ ﻩﺪیدرﺎﺴﺧ ] hasarlı. hasâret (A.) [ ترﺎﺴﺧ ] zarar, hasar. hasâset (A.) [ ﺖﺱﺎﺴﺧ ] pintilik.
hasb (A.) [ ﺐﺴﺣ ] göre. hasbe (A.) [ ﻪﺒﺼﺣ ] kızamık.
hasbelkader (A.) [ رﺪﻘﻝا ﺐﺴﺣ ] kaderden ileri gelen, kadere bak. hasbetenlillah (A.) [ ﷲ ﺔﺒﺴﺣ ] Allah rızası için.
hasbihal (A.-F.) [ لﺎﺣ ﺐﺴﺣ] halleşme, dertleşme. hasbihal etmek halleşmek, dertleşmek.
 
hasbü’l-mâhiye (A.) [ ﻪﻴهﺎﻤﻝا ﺐﺴﺣ ] yapı bakımından. hasebe (A.) [ ﻪﺒﺼﺣ ] kızamık.
hased (A.) [ ﺪﺴﺣ ] kıskançlık. hased etmek kıskanmak. hasen (A.) [ ﻦﺴﺣ ] güzel.
hasenât (A.) [ تﺎﻨﺴﺣ ] iyilikler. hasene (A.) [ ﻪﻨﺴﺣ ] güzel, iyi.
hasenülhulk (A.) [ ﻖﻠﺨﻝا ﻦﺴﺣ ] huyu güzel. hasf (A.) [ ﻒﺴﺧ ] ay tutulması.
hâsıd (A.) [ ﺪﺹﺎﺣ ] ekin biçen, hasatçı. hâsıl (A.) [ ﻞﺹﺎﺣ ] ortaya çıkan, var olan.
hasıl etmek meydana getirmek, ortaya çıkarmak. hâsıl olmak ortaya çıkmak, var olmak.
hâsılat (A.) [ تﻼﺹﺎﺣ ] kazanç, gelir.
 
hâsılât-ı gayr-i sâfiye [ ﻪﻴﻓﺎﺹ ﺮﻴﻏ تﻼﺹﺎﺣ ] brüt gelir. hâsılât-ı sâfiye [ ﻪﻴﻓﺎﺹ تﻼﺹﺎﺣ ] net gelir.
hasıl-ı kelâm [ مﻼﮐ ﻞﺹﺎﺣ ] sözün kısası. hâsılı kısacası, sonuç olarak.
hasım (A.) [ ﻢﺼﺧ ] düşman.
 
hasîb (A.) [ ﺐﻴﺴﺣ ] 1.değerli. 2.muhasebeci. hâsid (A.) [ ﺪﺱﺎﺣ ] kıskanç.
hasîn (A.) [ ﻦﻴﺼﺣ ] sağlam, müstahkem. hasîr (A.) [ ﺮﻴﺼﺣ ] hasır.
 
hâsir (A.) [ ﺮﺱﺎﺧ ] zarar eden, hüsrana uğrayan. hasis (A.) [ ﺲﻴﺴﺧ ] pinti.
hasîsa (A.) [ ﻪﺼﻴﺼﺧ ] karakter.
 
hasiy (A.) [ ﯽﺼﺧ ] iğdiş, hadım edilmiş.
 
haslet (A.) [ ﺖﻠﺼﺧ ] tabiat, yaratılıştan gelen huy. hasm (A.) [ ﻢﺼﺧ ] düşman, hasım.
hasmâne (A.-F.) [ ﻪﻥﺎﻤﺼﺧ ] düşmanca. hasmî (A.-F.) [ ﯽﻤﺼﺧ ] düşmanlık.
hasnâ (A.) [ ﺎﻨﺴﺣ ] güzel kız, güzel kadın.
 
hasr (A.) [ ﺮﺼﺣ ] tahsis etme, ayırma, vakfetme, adama. hasret (A.) [ تﺮﺴﺣ ] özlem.
hasret çekmek özlem duymak.
 
hasretkeş (A.-F.) [ ﺶﮐ تﺮﺴﺣ ] hasret çeken. hasretmek adamak, ayırmak, tahsis etmek. hassa (A.) [ ﻪﺹﺎﺧ ] özellik.
hassâd (A.) [ دﺎﺼﺣ ] orakçı.
 
hassas (A.) [ سﺎﺴﺣ ] duygulu, hassas. hassâsiyyet (A.) [ ﺖﻴﺱﺎﺴﺣ ] hassaslık. hâsse (A.) [ ﻪﺹﺎﺧ ] duyu.
hâsseten (A.) [ ﺔﺹﺎﺧ ] özellikle, hele hele. hâssuâmm [ مﺎﻋ و صﺎﺧ ] herkes.
hâste (F.) [ ﻪﺘﺱﺎﺧ ] kalkmış, ayağa kalkmış. haste (F.) [ ﻪﺘﺴﺧ ] hasta.
 
hâste (F.) [ ﻪﺘﺱاﻮﺧ ] 1.istemiş. 2.istek. hastegî (F.) [ ﯽﮕﺘﺴﺧ ] hastalık.
hâstgâr (F.) [ رﺎﮕﺘﺱاﻮﺧ ] görücü. hâstgârî (F.) [ یرﺎﮕﺘﺱاﻮﺧ ] görücülük. hasûd (A.) [ دﻮﺴﺣ ] kıskanç.
hasûdâne (A.-F.) [ ﻪﻥادﻮﺴﺣ ] kıskanarak, kıskançlıkla. hasûdî (A.-F.) [ یدﻮﺴﺣ ] kıskançlık.
hâşâ (A.) [ ﺎﺵﺎﺣ ] uzak dursun, hâşa. hâşâk (F.) [ کﺎﺵﺎﺧ ] çerçöp.
haşeb (A.) [ ﺐﺸﺧ ] odun. haşem (A.) [ ﻢﺸﺣ ] maiyet.
haşerat (A.) [ تاﺮﺸﺣ ] haşereler, börtü böcek. haşere (A.) [ ﻩﺮﺸﺣ ] böcek, haşere.
haşhaş (A.) [ شﺎﺨﺸﺧ ] haşhaş. haşîn (A.) [ ﻦﻴﺸﺧ ] kaba, sert.
hâşiye (A.) [ ﻪﻴﺵﺎﺣ ] 1.kenar. 2.şerh kitabı. haşmet (A.) [ ﺖﻤﺸﺣ ] 1.görkem. 2.hiddet. haşmetmeab (A.) [ بﺂﻡ ﺖﻤﺸﺣ ] görkemli, haşmetli. haşmgîn (F.) [ ﻦﻴﮕﻤﺸﺧ ] öfkeli, hışımlı.
haşr (A.) [ ﺮﺸﺣ ] kıyamet, haşır.
 
haşv (A.) [ ﻮﺸﺣ ] 1.doldurulmuş, yararsız söz. 2.kuru ot. haşyet (A.) [ ﺖﻴﺸﺧ ] korkma.
haşyetengiz (A.-F.) [ ﺰﻴﮕﻥا ﺖﻴﺸﺧ ] korku salan, korkunç.
 
hatâ (A.) [ ﺎﻄﺧ ] 1.yanlış, hata. 2.kusur. hataâlûd (A.-F.) [ دﻮﻝﺁ ﺎﻄﺧ ] hatalı, yanlış dolu. hatab (A.) [ ﺐﻄﺣ ] odun.
hatâbahş (A.-F.) [ ﺶﺨﺑ ﺎﻄﺧ ] hataları affeden. hatâen (A.) [ ءﺎﻄﺧ ] yanlışlıkla.
hatâiyyât (A.) [ تﺎﻴﺋﺎﻄﺧ ] hatalar, yanlışlıklar. hatakâr (A.-F.) [ رﺎﮐﺎﻄﺧ ] hatalı, hata yapan. hatâpûş (A.-F.) [ شﻮﭘﺎﻄﺧ ] hataları örten. hatar (A.) [ ﺮﻄﺧ ] tehlike.
hatarât (A.) [ تاﺮﻄﺧ ] tehlikeler. hatarnâk (A.-F.) [ کﺎﻥﺮﻄﺧ ] tehlikeli. hatâyâ (A.) [ ﺎیﺎﻄﺧ ] yanlışlar, hatalar. hâtem (A.) [ ﻢﺕﺎﺧ ] 1.mühür. 2.yüzük. hâtıf (A.) [ ﻒﺕﺎه ] gaipten gelen ses. hâtır (A.) [ ﺮﻃﺎﺧ ] hatır, gönül.
hâtıra (A.) [ ﻩﺮﻃﺎﺧ ] hatıra, hatıra gelen. hatıra getirmek aklına getirmek, düşünmek. hâtıra hutûr etmek hatırlamak, anımsamak. hâtırat (A.) [ تاﺮﻃﺎﺧ ] 1.hatıralar. 2.anı kitabı.
hâtırâzâr (A.-F.) [ رازﺁ ﺮﻃﺎﺧ ] gönül inciten, hatır kıran. hâtırâzürde (A.-F.) [ ﻩدرزﺁ ﺮﻃﺎﺧ ] kalbi kırık.
hâtırşinâs (A.-F.) [ سﺎﻨﺵﺮﻃﺎﺧ ] hatırbilir. hatîa (A.) [ ﻪﺌﻴﻄﺧ ] kabahat.
 
hatîb (A.) [ ﺐﻴﻄﺧ ] hatip. hâtime (A.) [ ﻪﻤﺕﺎﺧ ] son. hâtime vermek son vermek.
hatîr (A.) [ ﺮﻴﻄﺧ ] 1.tehlikeli. 2.yüce.
 
hatm (A.) [ ﻢﺘﺧ ] 1.hatim, hatim indirme. 2.mühürleme. hatn (A.) [ ﻦﺘﺧ ] sünnet.
hatt (A.) [ ﻂﺧ ] 1.çizgi. 2.yol. 3.yeni terlemiş bıyık. hattâ (A.) [ ﯽﺘﺣ ] üstelik, hatta.
hattâb (A.) [ بﺎﻄﺣ ] oduncu.
 
hattat (A.) [ طﺎﻄﺧ ] hattat, güzel yazı yazan. hatve (A.) [ ﻩﻮﻄﺧ ] adım.
havâ (A.) [ اﻮه ] hava.
 
havadar (F.) [ راداﻮه ] açık mekanlı
 
havâdis (A.) [ ثداﻮﺣ ] 1.yeni haberler. 2.olaylar. havaî (A.) [ ﯽﺋاﻮه ] havaya ait.
havâkin (T.>A.) [ ﻦﻴﻗاﻮﺧ ] hakanlar. havale (A.) [ ﻪﻝاﻮﺣ ] ısmarlama, havale. havali (A.) [ ﯽﻝاﻮﺣ ] yöre.
havârik (A.) [ قراﻮﺧ ] harikalar.
 
havâss (A.) [ صاﻮﺧ ] 1.seçkin kişiler. 2.nitelikler. havâtîn (T.>A.) [ ﻦﻴﺕاﻮﺧ ] hatunlar, saygın hanımlar. havâyic (A.) [ ﺞیاﻮﺣ ] ihtiyaçlar, gereksinimler. hâven (A.) [ نوﺎه ] havan.
 
hâver (F.) [ روﺎﺧ ] doğu.
 
hâveran (F.) [ ناروﺎﺧ ] doğu ve batı.
 
hâverşinas (F.) [ سﺎﻨﺵروﺎﺧ ] doğubilimci, oryantalist, müsteşrik. havf (A.) [ فﻮﺧ ] korku.
havf eylemek korkmak.
 
havfnâk (A.-F.) [ کﺎﻨﻓﻮﺧ ] korkulu. hâvî (A.) [ یوﺎﺣ ] içeren, ihtiva eden. havl (A.) [ لﻮﺣ ] 1.güç. 2.çevre.
havsala (A.) [ ﻪﻠﺹﻮﺣ ] kavrama gücü, havsala. havz (A.) [ ضﻮﺣ ] havuz.
hayâ (A.) [ ﺎﻴﺣ ] utanma, haya, ar. hayâl (A.) [ لﺎﻴﺧ ] hayal, düş.
hayâlât (A.) [ تﻻﺎﻴﺧ ] hayaller, düşler. hayâlen (A.) [ ﻻﺎﻴﺧ ] hayali olarak. hayâlet (A.) [ ﺖﻝﺎﻴﺧ ] hayalet.
hayalî (A.) [ ﯽﻝﺎﻴﺧ ] 1.hayalî, hayal ürünü. 2.Karagöz oynatan. hayalperest (A.-F.) [ ﺖﺱﺮﭘ لﺎﻴﺧ ] hayalci.
hayat (A.) [ تﺎﻴﺣ ] yaşam.
 
hayatbahş (A.-F.) [ ﺶﺨﺑ تﺎﻴﺣ ] hayat veren. hayât-ı cinsiye [ ﻪﻴﺴﻨﺝ تﺎﻴﺣ ] cinsel yaşam. hayât-ı diniye [ ﻪﻴﻨید تﺎﻴﺣ ] dinsel yaşam.
hayât-ı rûz-i merre [ ﻩﺮﻡ زور تﺎﻴﺣ ] gündelik yaşam. hayatî (A.) [ ﯽﺕﺎﻴﺣ ] hayatla ilgili, yaşamsal.
 
hayâtiyyât (A.) [ تﺎﻴﺕﺎﻴﺣ ] biyoloji, yaşambilim.
 
haydud (Macarca>A.) [ دوﺪﻴﺣ ] eşkiya, haydut, yolkesen. hâye (F.) [ ﻪیﺎﺧ ] yumurta, haya.
hayf (A.) [ ﻒﻴﺣ ] yazık, vah vah. hayır (A.) [ ﺮﻴﺧ ] iyilik, hayır.
hayırhah (A.-F.) [ ﻩاﻮﺧﺮﻴﺧ ] iyiliksever. hayız bk. hayz.
hayl (A.) [ ﻞﻴﺧ ] 1.yılkı, at sürüsü. 2.zümre. hayli (F.) [ ﯽﻠﻴﺧ ] çok, fazla.
hayme (A.) [ ﻪﻤﻴﺧ ] çadır.
 
haymegâh (A.-F.) [ ﻩﺎﮔ ﻪﻤﻴﺧ ] çadır kurulan yer. haymenişin (A.-F.) [ ﻦﻴﺸﻥ ﻪﻤﻴﺧ ] göçebe, çadırda yaşayan. hayr (A.) [ ﺮﻴﺧ ] iyilik, hayır.
hayran (A.) [ ناﺮﻴﺣ ] 1.şaşkın. 2.hayran, tutkun. hayrendiş (A.-F.) [ ﺶیﺪﻥاﺮﻴﺧ ] iyi düşünceli. hayret (A.) [ تﺮﻴﺣ ] şaşkınlık.
hayretbahş (A.-F.) [ ﺶﺨﺑ تﺮﻴﺣ ] hayret verici. hayretkâr (A.-F.) [ رﺎﮐ تﺮﻴﺣ ] hayret eden. hayretzede (A.-F.) [ ﻩدز تﺮﻴﺣ ] şaşkın. haysiyyet (A.) [ ﺖﻴﺜﻴﺣ ] şeref, onur.
hayvan (A.) [ ناﻮﻴﺣ ] 1.canlı. 2.hayvan. hayvanî (A.) [ ﯽﻥاﻮﻴﺣ ] hayvansal.
hayvaniye (A.) [ ﻪﻴﻥاﻮﻴﺣ ] hayvana özgü, hayvansal.
 
hayy (A.) [ ﯽﺣ ] diri. hayyât (A.) [ طﺎﻴﺧ ] terzi. hayye (A.) [ ﻪﻴﺣ ] yılan.
hayyir (A.) [ ﺮﻴﺧ ] çok iyilik eden. hayz (A.) [ ﺾﻴﺧ ] regl, aybaşı. hazâin (A.) [ ﻦﺋاﺰﺧ ] hazineler. hazân (F.) [ ناﺰﺧ ] güz, sonbahar. hazar (A.) [ ﺮﻀﺣ ] güvenlik.
hazer (A.) [ زﺬﺣ ] sakınma. hazerat (A.) [ تاﺮﻀﺣ ] hazretler.
hazf (A.) [ فﺬﺣ ] silme, kaldırıp atma. hâzık (A.) [ قذﺎﺣ ] usta, yetenekli, ehil.
hazır (A.) [ ﺮﺽﺎﺣ ] 1.huzurda. 2.hazır, mevcut. hâzırûn (A.) [ نوﺮﺽﺎﺣ ] bulunanlar, hazır olanlar. hâzi (A.) [ ﻊﺽﺎﺧ ] alçakgönüllü.
hazîn (A.) [ ﻦیﺰﺣ ] hüzün dolu. hâzin (A.) [ نزﺎﺧ ] haznedar. hazine (A.) [ ﻪﻨیﺰﺧ ] hazine.
hazinedar (A.-F.) [ راد ﻪﻨیﺰﺧ ] haznedar, hazinenin birinci derecede sorumlusu. hazîre (A.) [ ﻩﺮﻴﻈﺣ ] etrafı çevrili yer (mezarlık vs.)
hazm (A.) [ ﻢﻀﺣ ] sindirim.
 
hazret (A.) [ تﺮﻀﺣ ] sayın, hazret. hazz (A.) [ ﻆﺣ ] sevinç, haz.
 
hebâ (A.) [ ﺎﺒه ] boş.
 
hebâ etmek yitirmek, yazık etmek, elden kaçırmak. hebâ olmak yitmek, yazık olmak, yok olmak. hebâya gitmek boşa gitmek, yazık olmak.
hecâ (A.) [ ﺎﺠه ] 1.hece. 2.yerme, hiciv. hecâgû (A.-F.) [ ﻮﮔﺎﺠه ] hicveden, yeren. hecîn (A.) [ ﻦﻴﺠه ] iki hörgüçlü deve. hecr (A.) [ ﺮﺠه ] ayrılık.
hedâyâ (A.) [ ﺎیاﺪه ] armağanlar, hediyeler. hedef (A.) [ فﺪه ] amaç, hedef.
heder (A.) [ رﺪه ] yazık olma, boşa gitme.
 
heder etmek yazık etmek, yitirmek, boşa harcamak. heder olmak yazık olmak, yitmek, kaybolmak. hediyye (A.) [ ﻪیﺪه ] armağan, hediye.
heft (F.) [ ﺖﻔه ] yedi. heftâd (F.) [ دﺎﺘﻔه ] yetmiş. hefte (F.) [ ﻪﺘﻔه ] hafta.
heftevreng (F.) [ ﮓﻥروا ﺖﻔه ] yedi yıldız. helâhil (A.) [ ﻞهﻼه ] zehir, ağı, boğanotu. helâk (A.) [ کﻼه ] 1.yok olma. 2.ölme.
helâk etmek 1.yok etmek, ortadan kaldırmak. 2.öldürmek.
 
helâk olmak 1.yok olmak, ortadan kalkmak. 2.ölmek. 3.çırpınmak. helal (A.) [ لﻼﺣ ] 1.helal. 2.eş, hanım.
 
helalzâde (A.-F.) [ ﻩداز لﻼﺣ ] 1.helal süt emmiş. 2.evli anne babanın çocuğu. helezon (A.) [ نوﺰﻠﺣ ] 1.sümüklüböcek. 2.yılankavî.
helva (A.) [ اﻮﻠﺣ ] helva.
 
helvafurûş (A.-F.) [ شوﺮﻓ اﻮﻠﺣ ] helvacı. helvâyî (A.) [ ﯽیاﻮﻠﺣ ] helvacı.
hem (F.) [ ﻢه ] 1. -deş, -daş anlamını verecek şekilde kelimeye türetmeye yarayan ön ek. 2.hem, üstelik.
 
hemâgûş (F.) [ شﻮﮔﺁ ﻢه ] sarmaş dolaş, kucak kucağa. hemâgûş olmak sarmaş dolaş olmak, kucaklaşmak. hemâheng (F.) [ ﮓﻨهﺁ ﻢه ] uyumlu.
hemâhenk bk. hemâheng.
 
heman (F.) [ نﺎﻤه ] derhal, hemen. hemânâ (F.) [ ﺎﻥﺎﻤه ] adeta, tıpkı. hemandem (F.) [ مﺪﻥﺎﻤه ] o anda. hemânend (F.) [ ﺪﻨﻥﺎﻤه ] gibi. hemasr (F.-A.) [ ﺮﺼﻋ ﻢه ] çağdaş. hemâvâz (F.) [ زاوﺁ ﻢه ] bir ağız. hembâz (F.) [ زﺎﺒﻤه ] ortak.
hemcevherlik (F.-T.) aynı cevherden olma, aynı asıldan gelme. hemcins (F.-A.) [ ﺲﻨﺝ ﻢه ] aynı cinsten.
hemcivâr (F.-A.) [ راﻮﺝ ﻢه ] komşu. hemçü (F.) [ ﻮﭽﻤه ] gibi.
hemdem (F.) [ مﺪﻤه ] arkadaş, yakın dost, sohbet arkadaşı.
 
hemderd (F.) [ درد ﻢه ] dert ortağı. hemdîger (F.) [ ﺮﮕیﺪﻤه ] birbiri. heme (F.) [ ﻪﻤه ] tümü, hepsi.
hemegân (F.) [ نﺎﮕﻤه ] tümü, hepsi, herkes. hemfikir bk. hemfikr.
hemfikr (F.-A.) [ ﺮﮑﻔﻤه ] aynı düşüncede, hemfikir. hemfikr olmak aynı fikri paylaşmak.
hemginân (F.) [ نﺎﻨﮕﻤه ] herkes. hemhudûd (F.-A.) [ دوﺪﺣ ﻢه ] sınırdaş. hemhudut bk. hemhudûd.
hemin (F.) [ ﻦﻴﻤه ] bu, işte bu.
 
hemîşe (F.) [ ﻪﺸﻴﻤه ] daima, her zaman. hemkadd (F.-A.) [ ﺪﻗ ﻢه ] boydaş, aynı boyda. hemkâr (F.) [ رﺎﮑﻤه ] meslektaş.
hemkîş (F.) [ ﺶﻴﮑﻤه ] dindaş. hemm (A.) [ ﻢه ] kaygı. hemnâm (F.) [ مﺎﻨﻤه ] adaş.
hempâ (F.) [ ﺎﭙﻤه ] arkadaş, kafadar. hemrâh (F.) [ ﻩاﺮﻤه ] yoldaş, yol arkadaşı. hemrâz (F.) [ زاﺮﻤه ] sırdaş.
hemrîş (F.) [ ﺶیﺮﻤه ] bacanak. hemsâl (F.) [ لﺎﺴﻤه ] yaşıt. hemsâye (F.) [ ﻪیﺎﺴﻤه ] komşu.
 
hemsefer (F.-A.) [ ﺮﻔﺴﻤه ] yoldaş.
 
hemser (F.) [ ﺮﺴﻤه ] eş, karı kocadan her biri. hemsinn (F.-A.) [ ﻦﺱ ﻢه ] yaşıt.
hemsohbet (F.-A.) [ ﺖﺒﺤﺹ ﻢه ] sohbet arkadaşı. hemşehrî (F.-A.) [ یﺮﻬﺵ ﻢه ] 1.hemşeri. 2.yurttaş. hemşeri bk. hemşehrî.
hemşîre (F.) [ ﻩﺮﻴﺸﻤه ] kızkardeş. hemtâ (F.) [ ﺎﺘﻤه ] eş, benzer, denk. hemvâr (F.) [ راﻮﻤه ] düz.
hemvâre (F.) [ ﻩراﻮﻤه ] daima. hemyân (F.) [ نﺎﻴﻤه ] heybe.
hemzâd (F.) [ داﺰﻤه ] 1.doğuşla birlikte gelen. 2.birlikte doğan. hemzebân (F.) [ نﺎﺑﺰﻤه ] aynı dili konuşan.
henâzir (A.) [ ﺮیزﺎﻨﺧ ] domuzlar. hendese (Peh.>A.) [ ﻪﺱﺪﻨه ] geometri. hendesî (A.) [ ﯽﺱﺪﻨه ] geometrik. hengâm (F.) [ مﺎﮕﻨه ] vakit, zaman. hengâme (F.) [ ﻪﻡﺎﮕﻨه ] kargaşa.
henüz (F.) [ زﻮﻨه ] ancak, daha. her (F.) [ ﺮه ] her.
her halde 1.mutlaka, her durumda. her vakit her zaman, daima. herâyîne (F.) [ ﻪﻨﻴیﺁ ﺮه ] mutlaka.
 
herbâr (F.) [ رﺎﺑﺮه ] her defasında.
 
hercâî (F.) [ ﯽﺋﺎﺝﺮه ] 1.şıpsevdi. 2.kararsız. hercâyî bk. hercâî.
hercümerc (F.) [ جﺮﻡ و جﺮه ] kargaşa, dağınıklık, düzensizlik. herçend (F.) [ ﺪﻨچﺮه ] ise de, her ne kadar.
herçibâdâbâd (F.) [ دﺎﺑ ادﺎﺑ ﻪچﺮه ] ne olursa olsun. herdem (F.) [ مدﺮه ] her an, daima.
herem (A.) [ مﺮه ] ehram.
 
hergele (F.) [ ﻪﻠﮔﺮﺧ ] 1.sürünün başında giden kılavuz eşek. 2.eşek sürüsü.
 
3.haylaz, yaramaz adam. hergiz (F.) [ ﺰﮔﺮه ] asla. herze (F.) [ ﻩزﺮه ] saçma.
herzegû (F.) [ ﻮﮔ ﻩزﺮه ] saçmalayan. herzegûyî (F.) [ ﯽیﻮﮔ ﻩزﺮه ] saçmalama. hesâb (A.) [ بﺎﺴﺣ ] hesap.
hestî (F.) [ ﯽﺘﺴه ] varlık. heşt (F.) [ ﺖﺸه ] sekiz. heştâd (F.) [ دﺎﺘﺸه ] seksen. hetk (A.) [ ﮏﺘه ] yırtma. hettâk (A.) [ کﺎﺘه ] yırtan.
hevâ (A.) [ اﻮه ] istek, nefis isteği. hevâdâr (A.-F.) [ راداﻮه ] istekli, taraftar. hevâdâr (F.) [ راداﻮه ] havalı, havadar.
 
hevâperest (A.-F.) [ ﺖﺱﺮﭘاﻮه ] nefsinin istekleri peşinde koşan. heves (A.) [ سﻮه ] istek, heves.
hevesât (A.) [ تﺎﺱﻮه ] istekler, hevesler. hevesdâr (A.-F.) [ راﺪﺱﻮه ] hevesli. heveskâr (A.-F.) [ رﺎﮑﺱﻮه ] hevesli, istekli. hevl (A.) [ لﻮه ] korku.
hevlnâk (A.-F.) [ کﺎﻨﻝﻮه ] korkunç.
 
hey’et (A.) [ ﺖﺌﻴه ] 1.ekip. 2.dış görünüş. 3.kurul. 4.topluluk. 5.astronomi. hey’etşinâs (A.-F.) [ سﺎﻨﺵ ﺖﺌﻴه ] astronom.
heyâkil (A.) [ ﻞﮐﺎﻴه ] heykeller.
 
heyecân (A.) [ نﺎﺠﻴه ] 1.coşku. 2.heyecan. heyelân (A.) [ نﻼﻴه ] toprak kayması, heyelan. heyet bk. hey’et
heyet-i ictimâiye [ ﻪﻴﻋﺎﻤﺘﺝا ﺖﺌﻴه ] toplum. heyet-i mecmua [ ﻪﻋﻮﻤﺠﻡ ﺖﺌﻴه ] genel, tüm.
heyet-i muallimîn [ ﻦﻴﻤﻠﻌﻡ ﺖﺌﻴه ] öğretmenler kurulu heyhât (A.) [ تﺎﻬﻴه ] yazık.
heykel (A.) [ ﻞﮑﻴه ] 1.heykel. 2.gövde.
 
heykeltıraş (A.-F.) [ شاﺮﺕ ﻞﮑﻴه ] heykelci, heykeltıraş.
 
heyûlâ (A.) [ ﻻﻮﻴه ] 1.ana madde. 2.zihinde tasarlanmış varlık. heyzüm (F.) [ مﺰﻴه ] odun.
hezâr (F.) [ راﺰه ] 1.bin. 2.bülbül. hezârân (F.) [ ناراﺰه ] binlerce.
 
hezârân (F.) [ ناراﺰه ] bülbül. hezârdestân (F.) [ نﺎﺘﺱدراﺰه ] bülbül. hezârpâ (F.) [ ﺎﭘراﺰه ] kırkayak.
hezeyân (A.) [ نﺎیﺰه ] 1.sayıklama. 2.saçmalama. hezîmet (A.) [ ﺖﻤیﺰه ] bozgun.
hezîmete uğramak bozguna uğramak. hezl (A.) [ لﺰه ] şaka, şakalaşma. hezlgû (A.-F.) [ ﻮﮔ لﺰه ] şakacı.
hıdiv (F.) [ ﻮیﺪﺧ ] Mısır valisi.
 
hıfz (A.) [ ﻆﻔﺣ ] 1.koruma. 2.ezberleme. hıfzetmek 1.ezberlemek. 2.korumak. hıfzıssıhha (A.) [ ﻪﺤﺼﻝا ﻆﻔﺣ ] sağlık koruma.
hılt (A.) [ ﻂﻠﺧ ] safra, sevda, dem (kan) ve balgam olmak üzere insan vücudundaki dört ana maddenin herbiri.
 
hınâ (A.) [ ﺎﻨﺣ ] kına.
 
hınzîr (A.) [ ﺮیﺰﻨﺧ ] domuz.
 
hırâmân (F.) [ نﺎﻡاﺮﺧ ] 1.salınan. 2.salınarak. hıred (F.) [ دﺮﺧ ] akıl.
hıredmend (F.) [ ﺪﻨﻡدﺮﺧ ] akıllı. hırka (A.) [ ﻪﻗﺮﺧ ] hırka.
hırkapûş (A.-F.) [ شﻮﭘ ﻪﻗﺮﺧ ] 1.hırka giyen. 2.derviş. hırkapûş olmak 1.hırka giymek. 2.derviş olmak. hırmân (A.) [ نﺎﻡﺮﺣ ] mahrumluk.
 
hırs (A.) [ صﺮﺣ ] hırs. hırs (F.) [ سﺮﺧ ] ayı.
hırz (A.) [ زﺮﺣ ] 1.sığınak. 2.nazar boncuğu. hısâl (A.) [ لﺎﺼﺧ ] huy, haslet.
hısn (A.) [ ﻦﺼﺣ ] kale. hışım (F.) [ ﻢﺸﺧ ] öfke. hışımlanmak öfkelenmek. hışm (F.) [ ﻢﺸﺧ ] öfke, hışım.
hışmgîn (F.) [ ﻦﻴﮕﻤﺸﺧ ] öfkeli, hışımlı. hışt (F.) [ ﺖﺸﺧ ] 1.kerpiç. 2.tuğla.
hıtat (A.) [ ﻂﻄﺧ ] ülkeler, diyarlar. hıtta (A.) [ ﻪﻄﺧ ] ülke, diyar. hıyâbân (F.) [ نﺎﺑﺎﻴﺧ ] cadde. hıyânet (A.) [ ﺖﻥﺎﻴﺧ ] hainlik. hıyânetkâr (A.-F.) [ رﺎﮑﺘﻥﺎﻴﺧ ] hain. hıyâr (A.) [ رﺎﻴﺧ ] seçme hakkı.
hıyre (F.) [ ﻩﺮﻴﺧ ] 1.kamaşmış. 2.fersiz.
 
hıyreçeşm (F.) [ ﻢﺸچ ﻩﺮﻴﺧ ] 1.arsız, hayasız. 2.cesur, gözüpek. hıyreser (F.) [ ﺮﺱ ﻩﺮﻴﺧ ] sersem.
hibâb (A.) [ بﺎﺒﺣ ] 1.haplar. 2.tohumlar. hibâle (A.) [ ﻪﻝﺎﺒﺣ ] 1.bağ. 2.tuzak.
hibe (A.) [ ﻪﺒه ] bağışlama, hibe.
 
hibr (A.) [ ﺮﺒﺣ ] 1.Yahudi bilgini. 2.mürekkep.
 
hibre (A.) [ ﻩﺮﺒﺧ ] deneyim. hicâ (A.) [ ﺎﺠه ] yerme.
hicâb (A.) [ بﺎﺠﺣ ] 1.perde. 2.utanma.
 
hicaz (A.) [ زﺎﺠﺣ ] 1.Arabistan’da Hicaz bölgesi. 2.hicaz makamı. hiciv (A.) [ ﻮﺠه ] yergi, taşlama.
hicr (A.) [ ﺮﺠه ] ayrılık.
 
hicrân (A.) [ ناﺮﺠه ] 1.ayrılık. 2.ayrılık acısı. hicret (A.) [ تﺮﺠه ] göç.
hicv (A.) [ ﻮﺠه ] yergi, taşlama. hicviye bk. hicviyye.
hicviyye (A.) [ ﻪیﻮﺠه ] taşlama, hicivle ilgili şiir veya düzyazı. hîç (F.) [ ﭻﻴه ] hiç.
hîçkes (F.) [ ﺲﮑﭽﻴه ] hiç kimse. hidâ’ (A.) [ عاﺪﺧ ] düzen, komplo.
hidayet (A.) [ ﺖیاﺪه ] doğru yolu gösterme. hidâyet etmek doğru yolu göstermek. hiddet (A.) [ تﺪﺣ ] 1.öfke. 2.keskinlik. hiddetlenmek öfkelenmek.
hidemat (A.) [ تﺎﻡﺪﺧ ] hizmetler. hidiv (F.) [ ﻮیﺪﺧ ] Mısır valisi. hidmet (A.) [ ﺖﻡﺪﺧ ] hizmet.
hidmetkâr (A.-F.) [ رﺎﮑﺘﻡﺪﺧ ] hizmetçi. hiffet (A.) [ ﺖﻔﺧ ] 1.hafiflik. 2.hoppalık.
 
hijdeh (F.) [ ﻩدﮋه ] onsekiz. hîk (F.) [ ﮏﻴﺧ ] tulum.
hikâyât (A.) [ تﺎیﺎﮑﺣ ] hikayeler, öyküler. hikâyet (A.) [ ﺖیﺎﮑﺣ ] öykü, hikaye.
hikem (A.) [ ﻢﮑﺣ ] hikmetler.
 
hikmet (A.) [ ﺖﻤﮑﺣ ] 1.bilgelik. 2.sebep. hikmetşinâs (A.-F.) [ سﺎﻨﺵ ﺖﻤﮑﺣ ] hakîm, felsefeci. hil’at (A.) [ ﺖﻌﻠﺧ ] kaftan.
hilâf (A.) [ فﻼﺧ ] aykırı, zıt. hilâfına aykırı olarak. hilafında aykırı olarak.
hilâl (A.) [ لﻼﺧ ] 1.aralık. 2.kürdan. hilâl (A.) [ لﻼه ] yeni ay, ilkay.
hîle (A.) [ ﻪﻠﻴﺣ ] düzen, oyun, hile.
 
hîlebaz (A.-F.) [ زﺎﺑ ﻪﻠﻴﺣ ] hilekâr, düzenbaz. hîlekâr (A.-F.) [ رﺎﮐ ﻪﻠﻴﺣ ] düzenbaz, hileci. hilkat (A.) [ ﺖﻘﻠﺧ ] 1.yaratılış. 2.Tanrı.
hilm (A.) [ ﻢﻠﺣ ] yumuşaklık.
 
hilye (A.) [ ﻪﻴﻠﺣ ] 1.süs. 2.güzel yüz. 3.güzel özellikler. himâr (A.) [ رﺎﻤﺣ ] eşek.
himaye (A.) [ ﻪیﺎﻤﺣ ] koruma, esirgeme. himayekârlık (A.-F.-T.) himaye etme. hîme (F.) [ ﻪﻤﻴه ] odun.
 
himem (A.) [ ﻢﻤه ] himmetler, çabalar. himmet (A.) [ ﺖﻤه ] çaba.
himmet etmek çaba göstermek.
 
hîn (A.) [ ﻦﻴﺣ ] zaman, vakit, esna. hinduvâne (F.) [ ﻪﻥاوﺪﻨه ] karpuz.
hîn-i hâcette  ihtiyaç duyulduğu zaman. hirâs (F.) [ ساﺮه ] korku.
hired (F.) [ دﺮﺧ ] akıl.
 
hiref (A.) [ فﺮﺣ ] meslekler. hirem (A.) [ مﺮه ] piramit. hirfet (A.) [ ﺖﻓﺮﺣ ] meslek.
hirmân (A.) [ نﺎﻡﺮﺣ ] mahrumluk. his bk. hiss.
hisâb (A.) [ بﺎﺴﺣ ] hesap. hisân (A.) [ نﺎﺼﺣ ] at, aygır. hisar (A.) [ رﺎﺼﺣ ] kale, hisar. hiss (A.) [ ﺲﺣ ] duygu.
hisse (A.) [ ﻪﺼﺣ ] pay.
 
hissedar (A.-F.) [ راد ﻪﺼﺣ ] pay sahibi. hissedar olmak payını almak.
hisset (A.) [ ﺖﺴﺧ ] pintilik. hissetmek duymak, algılamak. hisseyâb (A.-F.) [بﺎی ﻪﺼﺣ] pay alan.
 
hisseyâb olmak payını almak. hissî (A.) [ ﯽﺴﺣ ] duygulu.
hiss-i kablelvukû (F.-A.) [عﻮﻗﻮﻝا ﻞﺒﻗ ﺲﺣ] önsezi. hissiyât (A.) [ تﺎﻴﺴﺣ ] duygular.
hissiye (A.) [ ﻪﻴﺴﺣ ] duygu. hissolunmak duyulmak, hissedilmek. hîş (F.) [ ﺶیﻮﺧ ] 1.kendi. 2.akraba.
hitâb (A.) [ بﺎﻄﺧ ] konuşma, hitap etme. hitâb etmek muhatap alıp konuşmak. hitâbe (A.) [ ﻪﺑﺎﻄﺧ ] konuşma.
hitabet (A.) [ ﺖﺑﺎﻄﺧ ] hatiplik.
 
hitâm (A.) [ مﺎﺘﺧ ] son. 2.son bulma. hitam bulmak son bulmak, bitmek.
hitâma erdirmek bitirmek, sona erdirmek. hitâma ermek sona ermek.
hitan (A.) [ نﺎﺘﺧ ] sünnet, sünnet etme. hiyel (A.) [ ﻞﻴﺣ ] hileler.
hizâ (A.) [ اﺬﺣ ] sıra.
 
hizâb (F.) [ باﺰﻴﺧ ] dalga. hizâne (A.) [ ﻪﻥاﺰﺧ ] hazine.
hizâya gelmek 1.boyun eğmek, itaat etmek, kabullenmek. 2.sırayı bozmadan durmak.
 
hizâya girmek sıra olmak.
 
hizb (A.) [ بﺰﺣ ] 1.parti. 2.grup.
 
hizmet (A.) [ ﺖﻡﺪﺧ ] hizmet, görev yapma. hizmet etmek görev yapmak.
hizmet-i vataniye [ ﻪﻴﻨﻃو ﺖﻡﺪﺧ ] 1.askerlik. 2.vatan hizmeti, vatan borcu. hoca (F.) [ ﻪﺝاﻮﺧ ] 1.hoca. 2.sahip. 3.efendi. 4.üstad.
hod (F.) [ دﻮﺧ ] kendi.
 
hodbehod (F.) [ دﻮﺨﺑدﻮﺧ ] kendi kendine. hodbin (F.) [ ﻦﻴﺑدﻮﺧ ] bencil.
hodkâm (F.) [ مﺎﮐدﻮﺧ ] kendini beğenmiş, kendini düşünen. hodkâmlık (F.-T.) kendini düşünme.
hodrey (F.-A.) [ یاردﻮﺧ ] başınabuyruk. hodsitâ (F.) [ ﺎﺘﺱدﻮﺧ ] övüngen.
hokka (A.) [ ﻪﻘﺣ ] 1.mürekkep kabı. 2.tükürük kabı. hokkabaz (A.-F.) [ زﺎﺑ ﻪﻘﺣ ] düzenbaz.
hoşab (F.) [ بﺎﺵﻮﺧ ] hoşaf, komposto. hoşaf (F.) [ بﺎﺵﻮﺧ ] hoşaf, komposto.
hoşâmedgû (F.) [ ﻮﮔ ﺪﻡﺁ شﻮﺧ ] hoşgeldiniz diyen. hoşâvâz (F.) [ زاوﺁ شﻮﺧ ] tatlıses, güzelses.
hoşbû (F.) [ ﻮﺒﺵﻮﺧ ] hoş kokulu.
 
hoşgüvâr (F.) [ راﻮﮔ شﻮﺧ ] 1.leziz. 2.hazmy kolay. hoşlanmak hoşuna gitmek, sevmek.
hoşnûd (F.) [ دﻮﻨﺸﺧ ] memnun, razı. hoşnut bk. hoşnûd.
 
hoşrû (F.) [ ور شﻮﺧ ] sevimli.
 
hoşsohbet (F.-A.) [ ﺖﺒﺤﺹ شﻮﺧ ] tatlı sözü, sohbeti tatlı. hû (A.) [ ﻮه ] Tanrı.
hûb (F.) [ بﻮﺧ ] 1.güzel. 2.iyi. hubb (A.) [ ﺐﺣ ] sevgi.
hubbü’l-vatan mine’l-îmân (A.) [ نﺎﻤیﻻا ﻦﻡ ﻦﻃﻮﻝا ﺐﺣ ] vatan sevgisi imandan gelir.
 
hubeb (A.) [ ﺐﺒﺣ ] taneler. hûbî (F.) [ ﯽﺑﻮﺧ ] güzellik.
hûbrûy (F.) [ یوﺮﺑﻮﺧ ] güzel yüzlü. hûbter (F.) [ ﺮﺘﺑﻮﺧ ] daha güzel.
hubûb (A.) [ بﻮﺒﺣ ] 1.taneler. 2.haplar. hububat (A.) [ تﺎﺑﻮﺒﺣ ] tahıl.
hubz (A.) [ ﺰﺒﺧ ] ekmek. huccâc (A.) [ جﺎﺠﺣ ] hacılar. huccet (A.) [ ﺖﺠﺣ ] delil, kanıt.
huceste (F.) [ ﻪﺘﺴﺠﺧ ] kutlu, uğurlu. hûd (F.) [ دﻮﺧ ] miğfer.
hud’a (A.) [ ﻪﻋﺪﺧ ] düzen, dalavere. hudâ (F.) [ اﺪﺧ ] Tanrı.
hudâdâd (F.) [ داداﺪﺧ ] 1.Allah verdi. 2.Allah vergisi. hudânekerde (F.) [ ﻩدﺮﮑﻥاﺪﺧ ] Allah göstermesin, Allah etmesin. hudârâ (F.) [ ارﺁدﻮﺧ ] Allah aşkına.
 
hudâşinas (F.) [ سﺎﻨﺵاﺪﺧ ] tanrıtanır.
 
hudâvend (F.) [ ﺪﻥواﺪﺧ ] 1.Tanrı. 2.padişah. 3.efendi. hudâvendigâr (F.) [ رﺎﮔﺪﻥواﺪﺧ ] padişah.
hudâyâ (F.) [ ﺎیاﺪﺧ ] Tanrım. huddâm (A.) [ ماﺪﺧ ] hizmetçiler. hudperest (F.) [ ﺖﺱﺮﭘدﻮﺧ ] bencil.
hudperestlik (F.-T.) bencillik, kendini düşünme. hudûd (A.) [ دوﺪﺣ ] sınırlar.
hudûs (A.) [ سوﺪﺣ ] meydana gelme, vukubulma. huffâş (A.) [ شﺎﻔﺧ ] yarasa.
huffâz (A.) [ ظﺎﻔﺣ ] hafızlar.
 
hufre (A.) [ ﻩﺮﻔﺣ ] 1.çukur. 2.oyuk, delik. hufte (F.) [ ﻪﺘﻔﺧ ] uyuyan, uyumuş.
hûk (F.) [ کﻮﺧ ] domuz. hukne (A.) [ ﻪﻨﻘﺣ ] şırınga.
hukuk (A.) [ قﻮﻘﺣ ] 1.hukuk. 2.haklar.
 
hukuk-i siyasiye [ ﻪﻴﺱﺎﻴﺱ قﻮﻘﺣ ] siyasal hukuk. hukukşinas (A.-F.) [ سﺎﻨﺵ قﻮﻘﺣ ] hukukçu. hulâsa (A.) [ ﻪﺹﻼﺧ ] özet.
hulâsa-i kelâm [ مﻼﮐ ءﻪﺹﻼﺧ ] kısacası, sözün kısası. hulâsaten (A.) [ ﺔﺹﻼﺧ ] özetle, kısaca.
huld (A.) [ ﺪﻠﺧ ] cennet. hulefa (A.) [ ﺎﻔﻠﺧ ] halifeler.
 
hulk (A.) [ ﻖﻠﺧ ] huy. hulkum (A.) [ مﻮﻘﻠﺣ ] boğaz.
hulûl (A.) [ لﻮﻠﺣ ] gelme, gelip çatma. hulûl etmek gelmek, gelip çatmak. hulûs (A.) [ صﻮﻠﺧ ] içtenlik.
hulûskâr (A.-F.) [ رﺎﮑﺹﻮﻠﺧ ] yağcı, dalkavuk. hulyâ (Yun.>A.) [ ﺎﻴﻝﻮﺧ ] hülya, hayal.
hum (F.) [ ﻢﺧ ] küp.
 
humâr (A.) [ رﺎﻤﺧ ] mahmurluk. humekâ (A.) [ ﺎﻘﻤﺣ ] ahmaklar.
humhâne (F.) [ ﻪﻥﺎﺧ ﻢﺧ ] 1.şarap mahzeni. 2.meyhane. humk (A.) [ ﻖﻤﺣ ] ahmaklık.
hummâ (A.) [ ﺎﻤﺣ ] 1.nöbet, ateş nöbeti. 2.sıtma. humret (A.) [ تﺮﻤﺣ ] kırmızılık, kızıllık.
hums (A.) [ ﺲﻤﺧ ] beşte biri. humûzet (A.) [ ﺖﺽﻮﻤﺣ ] ekşilik. hûn (F.) [ نﻮﺧ ] kan.
hûnâlûd (F.) [ دﻮﻝﺁ نﻮﺧ ] kanlı, kana bulanmış. hunbehâ (F.) [ ﺎﻬﺑ نﻮﺧ ] diyet.
hunhâr (F.) [ راﻮﺨﻥﻮﺧ ] kan içen. hunnâk (A.) [ قﺎﻨﺧ ] boğmaca. hunrîz (F.) [ ﺰیﺮﻥﻮﺧ ] kan dökücü. hunyâger (F.) [ ﺮﮔﺎﻴﻨﺧ ] şarkıcı.
 
hûr (A.) [ رﻮﺣ ] huri.
 
hurâfât (A.) [ تﺎﻓاﺮﺧ ] hurafeler, batıl inançlar. hurafe (A.) [ ﻪﻓاﺮﺧ ] batıl inanç.
hurafeperver (A.-F.) [ روﺮﭘ ﻪﻓاﺮﺧ ] hurafelere inanan. hurafeperverlik (A.-F.-T.) hurafelere inanış.
hurd (F.) [ دﺮﺧ ] küçük, ufak.
 
hurdebin (F.) [ ﻦﻴﺑ ﻩدﺮﺧ ] 1.büyüteç. 2.mikroskop. hurdegîr (F.) [ ﺮﻴﮔ ﻩدﺮﺧ ] kusur bulan.
hûri (A.) [ یرﻮﺣ ] huri, cennet kızı.
 
hurûc (A.) [ جوﺮﺧ ] 1.çıkış. 2.ayaklanma. hurûş (F.) [ شوﺮﺧ ] coşku, coşma.
husemâ (A.) [ ﺎﻤﺼﺧ ] düşmanlar, hasımlar. husûf (A.) [ فﻮﺴﺧ ] ay tutulması.
husûl (A.) [ لﻮﺼﺧ ] ortaya çıkma, gerçekleşme, var olma. husûle getirmek meydana getirmek, gerçekleştirmek. husûmet (A.) [ ﺖﻡﻮﺼﺧ ] düşmanlık.
husûs (A.) [ صﻮﺼﺧ ] konu.
 
husûsat (A.) [ تﺎﺹﻮﺼﺧ ] hususlar, konular. hususî (A.) [ ﯽﺹﻮﺼﺧ ] özel.
husûsiyet (A.) [ ﺖﻴﺹﻮﺼﺧ ] özellik. husûsiyetle (A.-T.) özellikle, hele hele. husûsiyle (A.-T.) özellikle, hele hele. hûş (F.) [ شﻮه ] akıl.
 
hûşe (F.) [ ﻪﺵﻮﺧ ] 1.salkım. 2.başak. huşk (F.) [ ﮏﺸﺧ ] kuru.
huşksâlî (F.) [ ﯽﻝﺎﺱ ﮏﺸﺧ ] kuraklık.
 
huşû (A.) [ عﻮﺸﺧ ] 1.alçakgönüllülük. 2.Tanrı’ya karşı korku ve saygı duyma. huşûnet (A.) [ ﺖﻥﻮﺸﺧ ] haşinlik, sertlik.
huşyâr (F.) [ رﺎﻴﺸه ] akıllı.
 
hutût (A.) [ طﻮﻄﺧ ] 1.hatlar, yollar. 2.çizgiler. hûy (F.) [ یﻮﺧ ] huy.
huzme (A.) [ ﻪﻡﺰﺣ ] demet.
 
huzûr(A.) [ رﻮﻀﺣ ] 1.hazır olma, bulunma. 2.rahatlık. huzzâr (A.) [ رﺎﻀﺣ ] hazır olanlar, bulunanlar.
hüccet (A.) [ ﺖﺠﺣ ] delil, belge. hücec (A.) [ ﺞﺠﺣ ] deliller, belgeler. hüceyrat (A.) [ تاﺮﻴﺠﺣ ] hücrecikler. hüceyre (A.) [ ﻩﺮﻴﺠﺣ ] hücrecik.
hücre (A.) [ ﻩﺮﺠﺣ ] 1.odacık. 2.hücre, canlı organizmaların en küçük yapıtaşı. hücum (A.) [ مﻮﺠه ] saldırı, akın.
hücürât (A.) [ تاﺮﺠﺣ ] hücreler.
 
hüdhüd (A.) [ ﺪهﺪه ] çavuşkuşu, ibibik. hükemâ (A.) [ ﺎﻤﮑﺣ ] bilgeler, hakîmler. hükkâm (A.) [ مﺎﮑﺣ ] hakimler.
hükm (A.) [ ﻢﮑﺣ ] hüküm, emir, kesin karar. hükmünde yerinde, gibi.
 
hükmünü almak yerine geçmek, gibi olmak. hüküm vermek kesin karar vermek.
hükümat (A.) [تﺎﻡﻮﮑﺣ]  hükümetler.
 
hükümdar (A.-F.) [ راﺪﻤﮑﺣ ] padişah, sultan, hüküm sahibi. hükümdârî (A.-F.) hükümdarlık.
hükümet (A.) [ ﺖﻡﻮﮑﺣ ] 1.hükümet. 2.hakimiyet. 3.devlet. hükümet sürmek hakim olmak, hükmetmek, hüküm sürmek. hükümet-i müstebide [ ﻩﺪﺒﺘﺴﻡ ﺖﻡﻮﮑﺣ ] istibdat hükümeti. hükümran (A.-F.) [ ناﺮﻤﮑﺣ ] hüküm süren, hakim olan. hükümran olmak hakim olmak.
hükümrânî (A.-F.) [ ﯽﻥاﺮﻤﮑﺣ ] hüküm sürme, padişahlık. hülâsa (A.) [ ﻪﺹﻼﺧ ] özet.
hülâsa etmek özetlemek.
 
hülâsatan (A.) [ ﺔﺹﻼﺧ ] özetle, kısaca.
 
hümâ (F.) [ ﺎﻤه ] 1.zümrütüanka. 2.devletkuşu. hümâyûn (F.) [ نﻮیﺎﻤه] 1.kutlu. 2.padişah ile ile ilgili. hüner (F.) [ ﺮﻨه ] sanat, ustalık, beceri.
hünermend (F.) [ ﺪﻨﻡﺮﻨه ] marifetli, becerili, hüner sahibi. hünkâr (F.) [ رﺎﮑﻨﺧ ] padişah.
hünsâ (A.) [ ﯽﺜﻨﺧ ] 1.erkek ve dişi organları üstünde bulunduran. 2.nötr. hür (A.) [ ﺮﺣ ] özgür.
hürmet (A.) [ ﺖﻡﺮﺣ ] saygı.
 
hürmetkâr (A.-F.) [ رﺎﮑﺘﻡﺮﺣ ] saygı duyan.
 
hürr (A.) [ ﺮﺣ ] özgür.
 
hürriyet (A.) [ ﺖیﺮﺣ ] özgürlük. hüsam (A.) [ مﺎﺴﺣ ] kılıç.
hüsn (A.) [ ﻦﺴﺣ ] güzellik.
 
hüsn-i ahlak (A.-F.) [قﻼﺧا ﻦﺴﺣ ] güzel ahlak.
 
hüsn-i idare (A.-F.) [ ﻩرادا ﻦﺴﺣ ] iyi yönetim, iyi idare. hüsn-i kabul görmek iyi karşılanmak.
hüsn-i kabul göstermek ilgi göstermek, iyi karşılamak.
 
hüsn-i sûret (A.-F.) [ ترﻮﺹ ﻦﺴﺣ ] 1. yüz güzelliği. 2.en iyi biçim. hüsnü kabul göstermek bk. hüsn-i kabul göstermek.
hüsr (A.) [ ﺮﺴﺧ ] zarar.
 
hüsran (A.) [ ناﺮﺴﺧ ] 1.zarar. 2.hayal kırıklığı. hüsranhîz (A.-F.) [ ﺰﻴﺧ ناﺮﺴﺧ ] zarar dolu, hüsran dolu. hüsrev (F.) [ وﺮﺴﺧ ] hükümdar, padişah.
hüveydâ (F.) [ اﺪیﻮه ] açık, aşikâr, besbelli. hüviyyet (A.) [ ﺖیﻮه ] asıl, kimlik.
hüzn (A.) [ نﺰﺣ ] hüzün, üzüntü.
 
hüznengîz (A.-F.) [ ﺰﻴﮕﻥا نﺰﺣ ] hüzün veren. hüzzam (A.) [ ماﺰﺣ ] Türk musikîsinde bir makam.
 
 
 
 
 
 
I
 
 
ıhlamur (Yun.>A.) [ رﻮﻡﻼﺧا ] ıhlamur.
 
ık’âd (A.) [ دﺎﻌﻗا ] oturtma.
 
ıkd (A.) [ ﺪﻘﻋ ] 1.dizi. 2.kolye, gerdanlık.
 
ıklîm (A.) [ ﻢﻴﻠﻗا ] iklim.
 
ıktıdâ (A.) [ اﺪﺘﻗا ] uyma.
 
ırdâ (A.) [ عﺎﺽرا ] emzirme, süt verme.
 
ırk (A.) [ قﺮﻋ ] 1.soy, ırk. 2.damar. 3.kök.
 
ırk -ı ahmer [ ﺮﻤﺣا قﺮﻋ ] kızılderili ırkı.
 
ırk -ı ebyaz [ ﺾﻴﺑا قﺮﻋ] beyaz ırk. ırken (A.) [ ﺎﻗﺮﻋ ] ırk bakımından. ırkî (A.) [ ﯽﻗﺮﻋ ] ırk ile ilgili.
ırz (A.) [ ضﺮﻋ ] namus, iffet.
 
ırzâ (A.) [ عﺎﺽرا ] emzirme, süt verme.
 
ısdâr (A.) [ راﺪﺹا ] çıkartma. ısfırâr (A.) [ راﺮﻔﺹا ] sararma. ıskât (A.) [ طﺎﻘﺱا ] düşürme.
ıslâh (A.) [ حﻼﺹا ] düzeltme, iyileştirme, reform.
 
ıslâh etmek düzeltmek, iyileştirmek.
 
ıslâhât (A.) [ تﺎﺣﻼﺹا ] düzeltmeler, iyileştirmeler, reformlar.
 
ıslâhpezîr (A.-F.) [ ﺮیﺬﭘ حﻼﺹا  ] ıslah edilebilir, iyileştirilebilir.
 
ısrar (A.) [ راﺮﺹا ] diretme, üsteleme.
 
ıstıbâr (A.) [ رﺎﺒﻄﺹا ] sabretme.
 
ıstıfâ (A.) [ ﺎﻔﻄﺹا ] seçme, ayıklama. ıstıfâî (A.) [ ﯽﺋﺎﻔﻄﺹا ] seçimle ilgili. ıstılâh (A.) [ حﻼﻄﺹا ] terim, tabir.
ıstılâhât (A.) [ تﺎﺣﻼﻄﺹ ] terimler, tabirler.
 
ıstınâ’ (A.) [ عﺎﻨﻄﺹا ] seçme.
 
ıstırab (A.) [ باﺮﻄﺽا ] acı, ızdırap.
 
ışk (A.) [ ﻖﺸﻋ ] aşk.
 
ışka (A.) [ ﻪﻘﺸﻋ ] sarmaşık.
 
ıtk (A.) [ ﻖﺘﻋ ] âzâd etme, köle âzâd etme. ıtknâme (A.-F.) [ ﻪﻡﺎﻥ ﻖﺘﻋ ] âzâdlık belgesi. ıtlak (A.) [ قﻼﻃا ] bırakma, salma.
ıtnâb (A.) [ بﺎﻨﻃا ] sözü uzatma.
 
ıtr (A.) [ ﺮﻄﻋ ] koku, ıtır.
 
ıtrî (A.) [ یﺮﻄﻋ ] ıtırlı, kokulu.
 
ıtriyyât (A.) [ تﺎیﺮﻄﻋ ] kokular, ıtırlar, parfümler.
 
ıttılâ’ (A.) [ عﻼﻃا ] bilgi sahibi olma.
 
ıttılâât (A.) [ تﺎﻋﻼﻃا ] bilgiler.
 
ıttırad (A.) [ داﺮﻃا ] ritm.
 
ıyâdet (A.) [ تدﺎﻴﻋ ] hasta ziyareti.
 
ıyâl (A.) [ لﺎﻴﻋ ] eş, hanım.
 
ız’âf (A.) [ فﺎﻌﺽا ] zayıf düşürme, zayıflatma.
 
ızdırap (A.) [ باﺮﻄﺽا ] acı.
 
ızlâl (A.) [ لﻼﺽا ] yoldan çıkarma.
 
ızlâl (A.) [ لﻼﻇا ] gölgede bırakma.
 
ızrâr (A.) [ راﺮﺽا ] zarar verme, zarara sokma. ızrâr etmek zarar vermek, zarara sokmak. ıztırâb (A.) [ باﺮﻄﺽا ] ızdırap, acı.
ıztırâbâver (A.) [روﺁ باﺮﻄﺽا] acı verici. ıztırâr (A.) [ راﺮﻄﺽا ] zorunluluk. ıztırârî (A.) [ یراﺮﻄﺽا ] zorunlu.
 
 
 
 
Paylaş
Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

Bu Yazıya Toplam 0 Yorum Yapılmış

İsminiz

E-Posta Adresiniz

Şehir

Önceki yazıyı okuyun:
OSMANLI TÜRKÇESİ SÖZLÜĞÜ – OSMANLICA SÖZLÜK

  A   â  (F.)  [ﺁ]    1.ünlem  edatı  ey,  hey.  2.iki  kelimenin  arasına  girerek,  anlamı   pekiştiren yeni kelimeler türetmeye...

Kapat