M
 
 
 
 
 
mâ (A.) [ ﺎﻡ ] su.
 
mâ (F.) [ ﺎﻡ ] biz.
 
ma’âyib (A.) [ ﺐیﺎﻌﻡ ] kusurlar, ayıplar. ma’ber (A.) [ ﺮﺒﻌﻡ ] geçit.
ma’ni (A.) [ ﯽﻨﻌﻡ ] anlam. ma’raz (A.) [ ضﺮﻌﻡ ] sergi. ma’reke (A.) [ﻪﮐﺮﻌﻡ ] savaş alanı. ma’şerî (A.) [ یﺮﺸﻌﻡ ] kollektif.
maâbid (A.) [ ﺪﺑﺎﻌﻡ ] mabetler, ibadet yerleri. maâbir (A.) [ ﺮﺑﺎﻌﻡ ] geçitler.
maâd (A.) [ دﺎﻌﻡ ] 1.dönüş yeri. 2.ahiret.
 
mâadâ (A.) [ اﺪﻋﺎﻡ ] dışında, -den başka, başka, öte, yanı sıra. maâdin (A.) [ ندﺎﻌﻡ ] madenler.
maalesef (A.) [ ﻒﺱﻷا ﻊﻡ ] ne yazık ki. maalmemnûniye (A.) [ ﻪﻴﻥﻮﻨﻤﻤﻝا ﻊﻡ ] seve seve. maânî (A.) [ ﯽﻥﺎﻌﻡ ] anlamlar.
maârif (A.) [ فرﺎﻌﻡ ] 1.bilimler. 2.kültür. 3.Millî Eğitim Bakanlığı. maarif nezareti millî eğitim bakanlığı.
maâş (A.) [ شﺎﻌﻡ ] 1.geçim. 2.aylık.
 
maatteessüf (A.) [ ﻒﺱﺄﺘﻝا ﻊﻡ ] ne yazık ki, üzülerek, maalesef. maazâlik (A.) [ ﮏﻝذ ﻊﻡ ] bununla birlikte.
maâzallah (A.) [ ﷲا ذﺎﻌﻡ ] Allah esirgesin.
 
mâba’dut-tabîa (A.) [ ﻪﻌﻴﺒﻄﻝاﺪﻌﺑﺎﻡ ] fizik ötesi, doğa ötesi. mâba’duttabîiyye (A.) [ ﻪﻴﻌﻴﺒﻄﻝاﺪﻌﺑﺎﻡ ] metafizik, doğa ötesi. mâbad (A.) [ ﺪﻌﺑﺎﻡ ] sonraki.
mâbadı var (A.-T.) devam edecek, sürecek, arkası var. mabed (A.) [ ﺪﺒﻌﻡ ] 1.tapınak. 2.ibadethane.
mâbeyn (A.) [ ﻦﻴﺑﺎﻡ ] 1.arası. 2.padişah sarayı. mabud (A.) [ دﻮﺒﻌﻡ ] ibadet edilen,
mâcera (A.) [ اﺮﺝﺎﻡ ] 1.cereyan eden. 2.serüven. mâceraperest (A.-F.) [ ﺖﺱﺮﭘاﺮﺝﺎﻡ ] maceracı.
maceraperestî (A.-F.) [ ﯽﺘﺱﺮﭘاﺮﺝﺎﻡ ] maceracılık, maceraperestlik. mâdâmülhayat (A.) [ تﺎﻴﺤﻝﺎﻡادﺎﻡ ] ömür boyu.
madde be madde (A.-F.) [ ﻩدﺎﻤﺑ ﻩدﺎﻡ ] madde madde. maddî (A.) [ یدﺎﻡ ] 1.madde ile ilgili. 2.materyalist. maddiyet (A.) [ ﺖیدﺎﻡ ] maddîlik.
maddiyye (A.) [ ﻪیدﺎﻡ ] 1.madde ile ilgili. 2.matetaryalist. mâde (F.) [ ﻩدﺎﻡ ] dişi.
mâdelet (A.) [ ﺖﻝﺪﻌﻡ ] adalet.
 
madeniyyât (A.) [ تﺎﻴﻥﺪﻌﻡ] madencilik bilimi, mineraloji. mâder (F.) [ ردﺎﻡ ] anne.
maderî (F.) [ یردﺎﻡ ] anne ile ilgili, ana tarafı.
 
mâderzâd (F.) [ دازردﺎﻡ ] anadan doğma. mâdiyân (F.) [ نﺎیدﺎﻡ ] kısrak.
madûd (A.) [ دوﺪﻌﻡ ] sayılı. madûd olmak sayılmak.
mâdum (A.) [ موﺪﻌﻡ ] yok olmuş. mâdumiyet (A.) [ ﺖﻴﻡوﺪﻌﻡ ] yokluk. mâdun (A.) [ نودﺎﻡ ] ast, aşağıda, alt. mâfevk (A.) [ قﻮﻓﺎﻡ ] üst, üstü, yukarısı. mafsal (A.) [ ﻞﺼﻔﻡ ] eklem.
magâre (A.) [ ﻩرﺎﻐﻡ ] mağara.
 
mağâk (F.) [ کﺎﻐﻡ ] 1.çukur. 2.mezar.
 
mağâzî (A.) [ یزﺎﻐﻡ ] 1.savaşlar, gazalar. 2.savaş öyküleri. mağbûn (A.) [ نﻮﺒﻐﻡ ] aldatılmış.
mağdûr (A.) [ روﺪﻐﻡ ] haksızlığa uğramış.
 
mağdur etmek haksızlığa uğratarak zor durumda bırakmak. mağdur olmak haksızlığa uğramayarak zor durumda kalmak. mağduriyet (A.) [ ﺖیروﺪﻐﻡ ] haksızlığa uğrama, mağdur olma. mağfiret (A.) [ تﺮﻔﻐﻡ ] yarlıgama.
mağfiret etmek yarlıgamak. mağfur (A.) [ رﻮﻔﻐﻡ ] yarlıganmış.
mağlata (A.) [ ﻪﻄﻠﻐﻡ ] laf salatası, yanıltmaca. mağlub (A.) [ بﻮﻠﻐﻡ ] yenik.
mağmûm (A.) [ مﻮﻤﻐﻡ ] gamlı, kederli.
 
mağrib (A.) [ بﺮﻐﻡ ] 1.batı. 2.akşam namazı. 3.Kuzeybatı Afrika. 4.Fas. mağrur (A.) [ روﺮﻐﻡ ] gururlu, kendini beğenmiş.
mağrûr olmak gururlanmak.
 
mağrûrane (A.-F.) [ ﻪﻥاروﺮﻐﻡ ] gururlanarak, kendini beğenerek. mağsub (A.) [ بﻮﺼﻐﻡ ] gaspedilmiş.
mağşuş (A.) [ شﻮﺸﻐﻡ ] karışmış.
 
mağz (F.) [ ﺰﻐﻡ ] 1.beyin. 2.iç, öz. 3.ilik. mağzûb (A.) [ بﻮﻀﻐﻡ ] gazaba uğratılmış. mâh (F.) [ ﻩﺎﻡ ] ay.
mahabbet (A.) [ ﺖﺒﺤﻡ ] sevgi. mahabbet eylemek sevmek.
mahâfil (A.) [ ﻞﻓﺎﺤﻡ ] 1.mahfiller. 2.toplantı yerleri. mahâkim (A.) [ ﻢﮐﺎﺤﻡ ] mahkemeler.
mahal (A.) [ ﻞﺤﻡ ] yer. mahall (A.) [ ﻞﺤﻡ ] yer.
mahallî (A.) [ ﯽﻠﺤﻡ ] 1.yerel. 2.yerli. mahalliye (A.) [ ﻪﻴﻠﺤﻡ ] yerel. mâhâne (F.) [ ﻪﻥﺎهﺎﻡ ] aylık.
mahâret (A.) [ ترﺎﻬﻡ ] beceri. mâhasal (A.) [ ﻞﺼﺣﺎﻡ ] sonuç.
mahâsin (A.) [ ﻦﺱﺎﺤﻡ ] iyilikler, güzellikler. mâhazar (A.) [ ﺮﻀﺣﺎﻡ ] hazırda olan. mahâzin (A.) [ نزﺎﺨﻡ ] mahzenler.
 
mahâzîr (A.) [ ﺮیذﺎﺤﻡ ] sakıncalar. mahbes (A.) [ ﺲﺒﺤﻡ ] hapishane.
mahbûb (A.) [ بﻮﺒﺤﻡ ] 1.sevilen. 2.sevgili.
 
mahbus (A.) [ سﻮﺒﺤﻡ ] 1.hapsedilmiş. 2.hapishane. mahcûb (A.) [ بﻮﺠﺤﻡ ] 1.örtülmüş. 2.utangaç. mahcûb etmek utandırmak.
mahcûb olmak utanmak.
 
mahcûbiyet (A.) [ ﺖﻴﺑﻮﺠﺤﻡ ] utangaçlık. mahcûz (A.) [ ظﻮﺠﺤﻡ ] hacizli.
mahcûz olmak haczedilmek.
 
mahdud (A.) [ دوﺪﺤﻡ ] sınırlı, kasıtlı. mahdum (A.) [ موﺪﺨﻡ ] oğul.
mâhe (F.) [ ﻪهﺎﻡ ] matkap. mahfaza (A.) [ ﻪﻈﻔﺤﻡ ] kutu, kap. mahfî (A.) [ ﯽﻔﺨﻡ ] gizli.
mahfil (A.) [ ﻞﻔﺤﻡ ] 1.toplantı yeri. 2.cami mahfili. mahfiyyen (A.) [ ﺎﻴﻔﺨﻡ ] gizlice.
mahfuz (A.) [ ظﻮﻔﺤﻡ ] korunmuş, saklanmış. mâh-ı nev (F.) [ ﻮﻥ ﻩﺎﻡ ] hilal, ay.
mâh-ı sipihr [ ﺮﻬﭙﺱ ﻩﺎﻡ ] ay, gökyüzündeki ay. mâhî (F.) [ ﯽهﺎﻡ ] balık.
mahir (A.) [ ﺮهﺎﻡ ] becerili, maharetli. mahiyet (A.) [ ﺖﻴهﺎﻡ ] asıl, esas, içyüzü.
 
mahkûk (A.) [ کﻮﮑﺤﻡ ] kazılmış, kazılarak yazılmış, yontulmuş. mahkum (A.) [ مﻮﮑﺤﻡ ] hüküm giymiş.
mahkûm etmek hüküm giydirmek. mahkum olmak hüküm giymek. mahlas (A.) [ ﺺﻠﺨﻡ ] takma ad.
mahlû (A.) [ عﻮﻠﺨﻡ ] tahttan indirilmiş. mahluk (A.) [ قﻮﻠﺨﻡ ] yaratık.
mahlul (A.) [ لﻮﻠﺤﻡ ] erimiş, çözülmüş, hallolmuş. mahlut (A.) [ طﻮﻠﺨﻡ ] karışık.
mahmûd (A.) [ دﻮﻤﺤﻡ ] 1.övülmüş. 2.hamd edilmiş. mahmul (A.) [ لﻮﻤﺤﻡ ] yüklü.
mahmur (A.) [ رﻮﻤﺨﻡ ] uykulu, baygın.
 
mâhpâre (F.) [ ﻩرﺎﭘ ﻩﺎﻡ ] 1.ay parçası. 2.çok güzel. mahrec (A.) [ جﺮﺨﻡ ] çıkış yeri.
mahrem (A.) [ مﺮﺤﻡ ] 1.nikah düşmeyen. 2.gizli. mâhru (F.) [ وﺮهﺎﻡ ] ay yüzlü, güzel yüzlü. mahruk (A.) [ قوﺮﺤﻡ ] yanık, yanmış.
mahrûkat (A.) [ تﺎﻗوﺮﺤﻡ ] yakacak. mahrum (A.) [ موﺮﺤﻡ ] yoksun. mahrum etmek yoksun bırakmak. mahrum olmak yoksun kalmak.
mahrumiyet (A.) [ ﺖﻴﻡوﺮﺤﻡ ] yoksunluk, mahrumluk. mahrut (A.) [ طوﺮﺨﻡ ] koni.
 
mahsûb (A.) [ بﻮﺴﺤﻡ ] hesap edilen. mahsûl (A.) [ لﻮﺼﺤﻡ ] ürün, sonuç. mahsur (A.) [ رﻮﺼﺤﻡ ] kuşatılmış.
mahsus (A.) [ صﻮﺼﺨﻡ ] 1.özgü, ayrılmış. 2.bilerek. mahsûs (A.) [ صﻮﺼﺨﻡ ] hissedilen, hissedilir.
mahşer (A.) [ ﺮﺸﺤﻡ ] 1.kıyamet yeri. 2.aşırı kalabalık. mâhtâb (F.) [ بﺎﺘهﺎﻡ ] mehtap.
mahtûm (A.) [ مﻮﺘﺨﻡ ] mühürlü.
 
mahtût (A.) [ طﻮﻄﺨﻡ ] 1.yazılı. 2.çizili. mahv (A.) [ ﻮﺤﻡ ] 1.yok etme. 2.yok olma. mahvetmek (A.-T.) yok etmek.
mahz (A.) [ ﺾﺤﻡ ] sırf, sade, tam.
 
mahzar (A.) [ ﺮﻀﺤﻡ ] 1.huzur, kat. 2.görünüş. mahzun (A.) [ نوﺰﺤﻡ ] hüzünlü.
mahzun etmek hüzünlendirmek. mahzun olmak hüzünlenmek.
mahzûnane (A.-F.) [ ﻪﻥﺎﻥوﺰﺤﻡ ] hüzünlü bir halde. mahzur (A.) [ روﺬﺤﻡ ] sakınca.
mahzur görmek sakıncalı bulmak.
 
mahzûzat (A.) [ تﺎﻇﻮﻈﺤﻡ ] hoşa gidecek şeyler. mâî (A.) [ ﯽﺋﺎﻡ ] 1.su ile ilgili. 2.mavi.
mâ-i mukattar [ ﺮﻄﻘﻡ ءﺎﻡ ] damıtık su. mâide (A.) [ ﻩﺪﺋﺎﻡ ] sofra.
 
mâil (A.) [ ﻞﺋﺎﻡ ] 1.eğilimli, istekli. 2.eğimli, meyilli. 3.çalan. mâil olmak eğilim göstermek.
maîşet (A.) [ ﺖﺸﻴﻌﻡ ] geçim, dirlik.
 
maiyyet (A.) [ ﺖﻴﻌﻡ ] birlik, beraberlik, yanında bulunma. mak’ad (A.) [ ﺪﻌﻘﻡ ] 1.makat, kıç. 2.minder.
makâbir (A.) [ ﺮﺑﺎﻘﻡ ] mezarlar, kabirler. mâkabl (A.) [ ﻞﺒﻗﺎﻡ ] önceki, önü. mâkablettârih (A.) [ ﺦیرﺎﺘﻝا ﻞﺒﻗﺎﻡ ] tarih öncesi. makâl (A.) [ لﺎﻘﻡ ] söz.
makam (A.) [ مﺎﻘﻡ ] 1.yer. 2.kat, huzur. 3.musikî makamı
 
makâmat (A.) [ تﺎﻡﺎﻘﻡ ] makamlar. makarr (A.) [ ﺮﻘﻡ ] 1.başkent. 2.merkez. makâsıd (A.) [ ﺪﺹﺎﻘﻡ ] maksatlar. makber (A.) [ ﺮﺒﻘﻡ ] mezar.
makbere (A.) [ ﻩﺮﺒﻘﻡ ] mezar.
 
makbul (A.) [ لﻮﺒﻘﻡ ] kabul edilen, beğenilen. makbuz (A.) [ ضﻮﺒﻘﻡ ] 1.alınmış. 2.alındı belgesi. makdem (A.) [ مﺪﻘﻡ ] gelme, geliş.
makdur (A.) [ روﺪﻘﻡ ] 1.güç. 2.elden gelen. makes (A.) [ ﺲﮑﻌﻡ ] yansıma yeri.
makes bulmak (A.-T.) yansımak, yansıyacak yer bulmak. makes olmak (A.-T.) yansıtmak, yansıma yeri olmak.
makhûr (A.) [ رﻮﻬﻘﻡ ] 1.kahrolmuş, yenilmiş. 2.gazaba uğramış.
 
mâkiyan (F.) [ نﺎﻴﮐﺎﻡ ] tavuk. makrun (A.) [ نوﺮﻘﻡ ] yakın. maksad (A.) [ ﺪﺼﻘﻡ ] amaç.)
maksûd (A.) [ دﻮﺼﻘﻡ ] istenilen, maksat. makta (A.) [ ﻊﻄﻘﻡ ] 1.kesim yeri. 2.kesit.)
maktel (A.) [ ﻞﺘﻘﻡ ] 1.öldürme yeri. 2.ünlü birinin ölümü üzerine yazılan şiir. maktû (A.) [ عﻮﻄﻘﻡ ] 1.kesilmiş, kesik. 2.pazarlık yapılmaz.
maktül (A.) [ لﻮﺘﻘﻡ ] öldürülen. maktül olmak öldürülmek. mâkul (A.) [ لﻮﻘﻌﻡ ] akla uygun.
makûlat (A.) [ تﻻﻮﻘﻌﻡ ] aklî bilgiler. makûle (A.) [ ﻪﻝﻮﻘﻡ ] kategori.
makûs (A.) [ سﻮﮑﻌﻡ ] 1.ters. 2.uğursuz. mal (A.) [ لﺎﻡ ] 1.mal. 2.servet.
mâlâmâl (F.) [ لﺎﻡﻻﺎﻡ ] dopdolu.
 
mâlî (A.) [ ﯽﻝﺎﻡ ] 1.mal ile ilgili. 2.maliye ile ilgili. mâlihulya (Yun.-A.) [ ﺎﻴﻝﻮﺧ ﯽﻝﺎﻡ ] melankoli.
mâlik (A.) [ ﮏﻝﺎﻡ ] sahip.
 
mâlikiyet (A.) [ ﺖﻴﮑﻝﺎﻡ ] sahip olma.
 
maliye (A.) [ ﻪﻴﻝﺎﻡ ]  devletin gelir ve gider işlerini takip eden bakanlık ve ona bağlı daireler.
 
malûl (A.) [ لﻮﻠﻌﻡ ] özürlü, hastalıklı.
 
malûlen (A.) [ ﻻﻮﻠﻌﻡ ] sakatlanmış olarak, özürlü olarak.
 
malûlîn (A.) [ ﻦﻴﻝﻮﻠﻌﻡ ] hastalar, sakatlar. malûm (A.) [ مﻮﻠﻌﻡ ] bilinen.
malûm olmak anlaşılmak, bilinmek. malûmat (A.) [ تﺎﻡﻮﻠﻌﻡ ] bilgi.
malûmatfurûş (A.-F.) [ شوﺮﻓ تﺎﻡﻮﻠﻌﻡ ] bilgiçlik taslayan. malûmatfurûşluk (A.-F.-T.) bilgiçlik taslama. malûmatfurûşluk etmek bilgiçlik taslamak.
mâmafih (A.) [ ﻪﻴﻓﺎﻡ ﻊﻡ ] bununla birlikte. mâmelek (A.) [ ﮏﻠﻡﺎﻡ ] sahip olunan.
mamûl (A.) [ لﻮﻤﻌﻡ ] 1.yapılmış, imal edilmiş. 2.alışılmış. mamûlat (A.) [ تﻻﻮﻤﻌﻡ ] imal edilenler.
mamûlün fevkinde alışılmışın ötesinde. mamûr (A.) [ رﻮﻤﻌﻡ ] bayındır, imar edilmiş. mamûr edilmek bayındırlaştırılmak, imar edilmek. mamûr etmek bayındırlaştırmak.
mamûr olmak bayındır olmak. mamûre (A.) [ ﻩرﻮﻤﻌﻡ ] bayındır yer. mamûriyet (A.) [ ﺖیرﻮﻤﻌﻡ ] bayındırlık. mana (A.) [ ﯽﻨﻌﻡ ] anlam. manalandırmak anlam kazandırmak.
manen (A.) [ ﺎﻨﻌﻡ ] 1.mana yolu ile. 2.gönülden. mânend (F.) [ ﺪﻨﻥﺎﻡ ] gibi.
manevî (A.) [ یﻮﻨﻌﻡ ] 1.anlam ile ilgili. 2.ruh ile ilgili.
 
maneviyat (A.) [ تﺎیﻮﻨﻌﻡ ] 1.manaya dayalı şeyler. 2.moral değerler. mani (A.) [ ﯽﻨﻌﻡ ] engel.
mani olmak engel olmak. mânia (A.) [ ﻪﻌﻥﺎﻡ ] engel.
manidar (A.-F.) [ راد ﯽﻨﻌﻡ ] anlamlı.
 
mansıb (A.) [ ﺐﺼﻨﻡ ] devlet memuriyetindeki makam. mansıbdar (A.-F.) [ راﺪﺒﺼﻨﻡ ] makam sahibi devlet memuru. mansur (A.) [ رﻮﺼﻨﻡ ] Tanrı’nın yardımıyla zafer kazanan. mantıkan (A.) [ ﺎﻘﻄﻨﻡ ] mantık bakımından.
mantıkî (A.) [ ﯽﻘﻄﻨﻡ ] mantıklı.
 
mantıkiyyûn (A.) [ نﻮﻴﻘﻄﻨﻡ ] mantıkçılar, mantık bilginleri. manzar (A.) [ ﺮﻈﻨﻡ ] 1.seyir yeri. 2.görünüş. 3.yüz. manzara (A.) [ ﻩﺮﻈﻨﻡ ] görünüm.
manzum (A.) [ مﻮﻈﻨﻡ ] nazmedilmiş. manzûmât (A.) [ تﺎﻡﻮﻈﻨﻡ ] manzumeler.
manzûme (A.) [ ﻪﻡﻮﻈﻨﻡ ] 1.dizilmiş. 2.vezinli söz, şiir. 3.sistem. manzur (A.) [ رﻮﻈﻨﻡ ] 1.bakılan. 2.dikkat çeken.
manzur olmak görülmek, göze çarpmak. mâr (F.) [ رﺎﻡ ] yılan.
maraz (A.) [ ضﺮﻡ ] hastalık.
 
marazî (A.) [ ﯽﺽﺮﻡ ] hastalıklı, hastalkla ilgili. mârgîr (F.) [ ﺮﻴﮔرﺎﻡ ] yılancı, yılan tutan.
marifet (A.) [ ﺖﻓﺮﻌﻡ ] 1.bilme. 2.ustalık, beceri. 3.aracı.
 
mariz (A.) [ ﺾیﺮﻡ ] hasta.
 
mârpîç (F.) [ ﭻﻴﭘرﺎﻡ ] marpuç, nargile marpucu. maruf (A.) [ فوﺮﻌﻡ ] 1.bilinen. 2.ünlü, tanınmış. marûf olmak tanınmak, bilinmek.
maruz (A.) [ ضوﺮﻌﻡ ] 1.arzedilen, sunulan. 2.karşı karşıya kalma, tutulma. maruz olmak karşı karşıya kalmak.
maruzat (A.) [ تﺎﺽوﺮﻌﻡ ] sunulanlar, arzedilecek şeyler. mâsabak (A.) [ ﻖﺒﺱﺎﻡ ] geçen, geçmiş.
masâri (A.) [ عرﺎﺼﻡ ] dizeler, mısralar. masârif (A.) [ فرﺎﺼﻡ ] harcamalar.
masdar (A.) [ رﺪﺼﻡ ] 1.çıkış yeri, kaynak. 2.masdar. mâsebak (A.) [ ﻖﺒﺱﺎﻡ ] geçen, geçmiş.
mashara (A.) [ ﻩﺮﺨﺴﻡ ] soytarı.
 
mâsiva (A.) [ یﻮﺱﺎﻡ ] 1.Tanrı’nın dışındaki varlıklar. 2.dünyaya özgü her şey. masiyet (A.) [ ﺖﻴﺼﻌﻡ ] 1.günah. 2.isyan.
maskat (A.) [ ﻂﻘﺴﻡ ] 1.düşüş yeri. maskat-ı re’s [ سأر ﻂﻘﺴﻡ ] doğum yeri. maslahat (A.) [ ﺖﺤﻠﺼﻡ ] 1.iş. 2.dirlik düzenlik.
maslahatgüzar (A.-F.) [راﺰﮔ ﺖﺤﻠﺼﻡ ] elçi adına devlet işlerini yürüten. masnû (A.) [ عﻮﻨﺼﻡ ] 1.yapma, yapay. 2.sanatlı.
masraf (A.) [ فﺮﺼﻡ ] harcama, gider. masrû (A.) [ عوﺮﺼﻡ ] saralı.
masrûf (A.) [ فوﺮﺼﻡ ] harcanmış.
 
masruf olmak harcanmak. mass (A.) [ ﺺﻡ ] emme. massetmek emmek, çekmek. mâst (F.) [ ﺖﺱﺎﻡ ] yoğurt.
mastaba (A.) [ ﻪﺒﻄﺼﻡ ] 1.meyhane. 2.sedir.
 
masum (A.) [ مﻮﺼﻌﻡ ] 1.suçsuz, günahsız. 2.küçük çocuk. masumane (A.-F.) [ ﻪﻥﺎﻡﻮﺼﻌﻡ ] masumca.
masume (A.) [ ﻪﻡﻮﺼﻌﻡ ] 1.suçsuz, günahsız. 2.küçük kız çocuğu. masumiyet (A.) [ ﺖﻴﻡﻮﺼﻌﻡ ] masumluk, suçsuzluk.
masûn (A.) [ نﻮﺼﻡ ] korunmuş, saklanmış. masûn kalmak korunmak, zarar gelmemek. mâşe (F.) [ ﻪﺵﺎﻡ ] maşa.
maşer (A.) [ ﺮﺸﻌﻡ ] toplum.
 
maşerî (A.) [ یﺮﺸﻌﻡ ] kollektif, ortaklaşa.
 
mâşıta (A.) [ ﻪﻄﺵﺎﻡ ] kadın makyajcısı, kadın kuaförü. mâşî (A.) [ ﯽﺵﺎﻡ ] yürüyen.
mâşiyen (A.) [ ﺎﻴﺵﺎﻡ ] yürüyerek. maşrık (A.) [ قﺮﺸﻡ ] doğu.
maşûk (A.) [ قﻮﺸﻌﻡ ] (erkek) sevgili. maşuka (A.) [ ﻪﻗﻮﺸﻌﻡ ] (bayan) sevgili. matbaa (A.) [ ﻪﻌﺒﻄﻡ ] basımevi.
matbah (A.) [ ﺦﺒﻄﻡ ] mutfak.
 
matbû (A.) [ عﻮﺒﻄﻡ ] 1.basılı. 2.hoşa giden, hoş.
 
matbûat (A.) [ تﺎﻋﻮﺒﻄﻡ ] 1.basın. 2.basılı şeyler. mâtem (A.) [ ﻢﺕﺎﻡ ] yas.
mâtem tutmak yas tutmak. mâtemdar (A.-F.) [ راﺪﻤﺕﺎﻡ ] yaslı. mâtemî (A.-F.) [ ﯽﻤﺕﺎﻡ ] yaslı. mâtemli (A.-T.) yaslı.
mâtemserâ (A.-F.) [ اﺮﺴﻤﺕﺎﻡ ] yas tutulan ev. mâtemzede (A.-F.) [ ﻩدز ﻢﺕﺎﻡ ] yaslı.
matla (A.) [ ﻊﻠﻄﻡ ] 1.doğuş yeri. 2.kaside ve gazelin ilk beyti. matlab (A.) [ ﺐﻠﻄﻡ ] 1.konu. 2.istek.
matlub (A.) [ بﻮﻠﻄﻡ ] 1.istenilen, aranan. 2.alacak. matlûb etmek istemek.
matrûd (A.) [ دوﺮﻄﻡ ] kovulmuş.
 
matrûş (A.) [ شوﺮﻄﻡ ] 1.sakalsız. 2.tıraşlanmış. matuf (A.) [ فﻮﻄﻌﻡ ] yönelik, çevrili.
matûh (A.) [ ﻩﻮﺘﻌﻡ ] bunak, bunamış.
 
matûhe (A.) [ ﻪهﻮﺘﻌﻡ ] bunak, bunamış (bayan). mâvaka (A.) [ ﻊﻗوﺎﻡ ] olup biten.
mâverâ (A.) [ اروﺎﻡ ] 1.öte, ötesinde. 2.ahiret, öbür dünya. mavtın (A.) [ ﻦﻃﻮﻡ ] yurt tutulan yer.
mâye (F.) [ ﻪیﺎﻡ ] 1.maya. 2.para. 3.mal. 4.güç.
 
mâyedar (F.) [ راد ﻪیﺎﻡ ] 1.mayalı. 2.paralı. 3.mal sahibi. 4.güçlü. mâyi (A.) [ ﻊیﺎﻡ ] sıvı.
 
mayûb (A.) [ بﻮﻴﻌﻡ ] 1.kusurlu. 2.ayıplanmış. mazanna (A.) [ ﻪﻨﻈﻡ ] 1.ermiş sanılan.2.zan altındaki. mazarrat (A.) [ تﺮﻀﻡ ] 1.zarar verme. 2.zarar. mazarrât (A.) [ تاﺮﻀﻡ ] zararlar.
mazbata (A.) [ ﻪﻄﺒﻀﻡ ] tutanak.
 
mazbata tanzim etmek tutanak düzenlemek.
 
mazbut (A.) [ طﻮﺒﻀﻡ ] 1.zaptedilmiş. 2.kayda geçirilmiş. 3.derli toplu. 4.sağlam. mazbutat (A.) [ تﺎﻃﻮﺒﻀﻡ ] kayda geçirilenler.
mazeret (A.) [ ترﺬﻌﻡ ] özür.
 
mazerethâh (A.-F.) [ ﻩاﻮﺧ ترﺬﻌﻡ ] özür dileyen.
 
mazhar (A.) [ ﺮﻬﻈﻡ ] 1.ortaya çıkış yeri. 2.şereflenme, nail olma. mazhar olmak karşılaşmak, nail olmak.
mâzi (A.) [ ﯽﺽﺎﻡ ] geçmiş, geçmiş zaman.
 
mazlum (A.) [ مﻮﻠﻈﻡ ] 1.zulme uğramış. 2.sesiz sedasız. mazlumâne (A.-F.) [ ﻪﻥﺎﻡﻮﻠﻈﻡ ] mazlumca.
mazlûmiyet (A.) [ ﺖﻴﻡﻮﻠﻈﻡ  ]  1.mazlumluk, zulme uğramışlık. 2.sesiz sedasız olma.
 
mazmaza (A.) [ ﻪﻀﻤﻀﻡ ] gargara.
 
mazmaza yapmak gargara yapmak, ağızda su çalkalamak. mazmun (A.) [ نﻮﻤﻀﻡ ] 1.kavram. 2.ince söz.
maznun (A.) [ نﻮﻨﻈﻡ ] zanlı. maznun olmak zan altında kalmak.
mazrub (A.) [ بوﺮﻀﻡ ] 1.dövülen. 2.çarpılan.
 
mazruf (A.) [ فوﺮﻈﻡ ] 1.kaba konulan. 2.zarflı. mâzu (F.) [ وزﺎﻡ ] mazı.
mazûl (A.) [ لوﺰﻌﻡ ] görevden alınmış, azledilmiş. mazul olmak görevden alınmak, azledilmek.
mazur (A.) [ روﺬﻌﻡ ] özürlü. me’vâ (A.) [ اوﺄﻡ ] sığınma yeri. me’yûs (A.) [ سﻮیﺄﻡ ] umutsuz. me’yûs etmek umutsuz bırakmak. me’yûs olmak umudunu yitirmek. meâb (A.) [ بﺂﻡ ] sığınma yeri.
meâd (A.) [ دﺎﻌﻡ ] 1.dönüş yeri. 2.ahiret. meâhiz (A.) [ ﺬﺧﺂﻡ ] kaynaklar.
meâl (A.) [ لﺂﻡ ] anlam.
 
meâric (A.) [ جرﺎﻌﻡ ] merdivenler.
 
meâsî (A.) [ ﯽﺹﺎﻌﻡ ] 1.isyanlar. 2.günahlar. meâyib (A.) [ ﺐیﺎﻌﻡ ] kusurlar, ayıplar.
mebâd (F.) [ دﺎﺒﻡ ] sakın, aman sakın, olmaya. mebâdâ (F.) [ ادﺎﺒﻡ ] sakın, aman sakın, olmaya. mebâdî (A.) [ یدﺎﺒﻡ ] ilkeler, prensipler. mebâhis (A.) [ ﺚﺣﺎﺒﻡ ] konular, bahisler.
mebânî (A.) [ ﯽﻥﺎﺒﻡ ] 1.temeller. 2.yapılar, binalar. mebde’ (A.) [ أﺪﺒﻡ ] 1.başlangıç noktası.
mebde-i tarih [ ﺦیرﺎﺕ أﺪﺒﻡ ] tarih başlangıcı.
 
mebhas (A.) [ ﺚﺤﺒﻡ ] 1.bölüm, fasıl. 2.bilim. mebhûs (A.) [ ثﻮﺤﺒﻡ ] bahsedilen.
mebhût (A.) [ تﻮﻬﺒﻡ ] şaşkın. meblağ (A.) [ ﻎﻠﺒﻡ ] 1.tutar. 2.para. mebnâ (A.) [ ﯽﻨﺒﻡ ] bina.
mebnî (A.) [ ﯽﻨﺒﻡ ] 1.dayanan. 2.bina edilmiş. mebsût (A.) [ طﻮﺴﺒﻡ ] yaygın, açık.
mebsûten (A.) [ ﺎﻃﻮﺴﺒﻡ ] yaygın olarak.
 
mebus (A.) [ ثﻮﻌﺒﻡ ] 1.gönderilmiş. 2.milletvekili. 3.ölümden sonra dirilen. mebzûl (A.) [ لوﺬﺒﻡ ] bol.
mebzûlen (A.) [ ﻻوﺬﺒﻡ ] bolca. mebzûliyet (A.) [ ﺖﻴﻝوﺬﺒﻡ ] bolluk. mec’ûl (A.) [ لﻮﻌﺠﻡ ] yapay.
mecâl (A.) [ لﺎﺠﻡ ] 1.güç, kuvvet. 2.fırsat. mecâlis (A.) [ ﺲﻝﺎﺠﻡ ] meclisler.
mecâmi (A.) [ ﻊﻡﺎﺠﻡ ] toplantı yerleri. mecânîn (A.) [ ﻦﻴﻥﺎﺠﻡ ] mecnunlar, çılgınlar. mecbûr (A.) [ رﻮﺒﺠﻡ ] 1.zorunlu. 2.zora koşulmuş. mecbûrî (A.) [ یرﻮﺒﺠﻡ ] zorunlu.
mecbûriyet (A.) [ ﺖیرﻮﺒﺠﻡ ] zorunluluk. meccânen (A.) [ ﺎﻥﺎﺠﻡ ] parasız olarak. meccânî (A.) [ ﯽﻥﺎﺠﻡ ] parasız.
mecd (A.) [ ﺪﺠﻡ ] ululuk.
 
mecelle (A.) [ ﻪﻠﺠﻡ ] dergi.
 
mechûl (A.) [ لﻮﻬﺠﻡ ] bilinmeyen. mechûlât (A.) [ تﻻﻮﻬﺠﻡ ] bilinmeyenler. mechûliyet (A.) [ ﺖﻴﻝﻮﻬﺠﻡ ] bilinmezlik.
mechûlünneseb (A.) [ ﺐﺴﻨﻝا لﻮﻬﺠﻡ ] onun bunun çocuğu. mecîd (A.) [ ﺪﻴﺠﻡ ] ulu.
meclis (A.) [ ﺲﻠﺠﻡ ] toplantı yeri.
 
meclisefrûz (A.-F.) [ زوﺮﻓا ﺲﻠﺠﻡ ] meclisi aydınlatan, meclisi şenlendiren. meclûb (A.) [ بﻮﻠﺠﻡ ] 1.celbedilmiş. 2.aşık, tutkun.
mecma’ (A.) [ ﻊﻤﺠﻡ ] toplantı yeri. mecmû’ (A.) [ عﻮﻤﺠﻡ ] toplam, tümü.
mecmûa (A.) [ ﻪﻋﻮﻤﺠﻡ ]  1.dergi. 2.küçük risale veya farklı kitapların bir araya getirildiği eser.
 
mecmûan (A.) [ ﺎﻋﻮﻤﺠﻡ ] toplam olarak.
 
mecnûn (A.) [ نﻮﻨﺠﻡ ] 1.delice seven. 2.cinli. 3.Leyla’nın aşığı. mecnûnâne (A.-F.) [ ﻪﻥﺎﻥﻮﻨﺠﻡ ] çılğınca, delicesine.
mecrâ (A.) [ اﺮﺠﻡ ] 1.su yatağı. 2.yol, güzergah. mecrûh (A.) [ حوﺮﺠﻡ ] yaralı.
mecrûhîn (A.) [ ﻦﻴﺣوﺮﺠﻡ ] yaralılar.
 
mecûsî (A.) [ ﯽﺱﻮﺠﻡ ] ateşperest, ateşe tapan.
 
meczûb (A.) [ بوﺬﺠﻡ ] 1.cezbedilmiş. 2.Tanrı sevgisiyle cezbeye kapılan. 2.deli. med’uv (A.) [ ﻮﻋﺪﻡ ] davetli.
med’uvvîn (A.) [ ﻦیﻮﻋﺪﻡ ] davetliler.
 
medâfin (A.) [ ﻦﻓاﺪﻡ ] mezarlar.
 
medâr (A.) [ راﺪﻡ ] 1.yörünge 2.dönence. 3.vesile, vasıta. 4.yardımcı. medâric (A.) [ جراﺪﻡ ] merdivenler.
medâris (A.) [ سراﺪﻡ ] medreseler. medd (A.) [ ﺪﻡ ] 1.uzatma. 2.çekme.
meddâh (A.) [ حاﺪﻡ ] 1.çok öven. 2.meddah. meded (A.) [ دﺪﻡ ] yardım, medet.
mededhâh (A.-F.) [ ﻩاﻮﺧدﺪﻡ ] yardım isteyen. mededkâr (A.-F.) [ رﺎﮐدﺪﻡ ] yardım eden, yardımcı. mededres (A.-F.) [ سردﺪﻡ ] yardıma koşan, imdada koşan.
medenî (A.) [ ﯽﻥﺪﻡ ] 1.şehirli. 2.uygar. 3.görgülü. 4.Medineli. medenîleşmek uygarlaşmak.
medeniyyet (A.) [ ﺖﻴﻥﺪﻡ ] uygarlık. medfa (A.) [ ﻊﻓﺪﻡ ] top.
medfen (A.) [ ﻦﻓﺪﻡ ] mezar, defin yeri.
 
medfû (A.) [ عﻮﻓﺪﻡ ] 1.çıkarılmış. 2.dışkı. 3.para kasasından çıkmış. medfûn (A.) [ نﻮﻓﺪﻡ ] gömülü, defnedilmiş.
medfûn edilmek gömülmek. medh (A.) [ حﺪﻡ ] övgü.
medhal (A.) [ ﻞﺧﺪﻡ ] 1.giriş. 2.giriş yeri. 3.başlangıç. 4.dehalet. medhaldâr (A.-F.) [ راﺪﻠﺧﺪﻡ ] parmağı olan, müdahale etmiş olan. medhaldar bulunmak (A.-F.-T.) parmağı olmak; müdahalesi bulunmak. medhedilmek övülmek.
 
medhetmek övmek.
 
medhiye (A.) [ ﻪﻴﺣﺪﻡ ] övgü. medhiyyât (A.) [ تﺎﻴﺣﺪﻡ ] övgüler. medhûş (A.) [ شﻮهﺪﻡ ] dehşete kapılmış. medîd (A.) [ ﺪیﺪﻡ ] 1.uzun. 2.çekilmiş. medîde (A.) [ ﻩﺪیﺪﻡ ] 1.uzun. 2.çekilmiş. medîha (A.) [ ﻪﺤیﺪﻡ ] övgü şiiri, kaside.
medîhagû (A.-F.) [ ﻮﮔ ﻪﺤیﺪﻡ ] övgü şairi, kaside şairi. medîne (A.) [ ﻪﻨیﺪﻡ ] 1.şehir. 2.Medine. medînetünnebî (A.) [ ﯽﺒﻨﻝا ﺔﻨیﺪﻡ ] Medine. medînetüsselam (A.) [ مﻼﺴﻝا ﺔﻨیﺪﻡ ] Bağdat.
medlûl (A.) [ لﻮﻝﺪﻡ ] kanıt olarak gösterilen. medresevî (A.) [ یﻮﺱرﺪﻡ ] medrese ile ilgili.
medrûs (A.) [ سورﺪﻡ ] 1.eski, yırtık pırtık. 2.ders olarak verilen. medyûn (A.) [ نﻮیﺪﻡ ] borçlu.
mefâhîm (A.) [ ﻢﻴهﺎﻔﻡ ] mefhumlar. mefâhir (A.) [ ﺮﺧﺎﻔﻡ ] övünülecek şeyler. mefâsıl (A.) [ ﻞﺹﺎﻔﻡ ] eklemler.
mefâtih (A.) [ ﺢﻴﺕﺎﻔﻡ ] anahtarlar. mefhar (A.) [ ﺮﺨﻔﻡ ] övünç kaynağı. mefhum (A.) [ مﻮﻬﻔﻡ ] kavram. mefhûm olmak anlaşılmak.
mefkûd (A.) [ دﻮﻘﻔﻡ ] 1.kayıp. 2.yok olmuş.
 
mefkûd olmak 1.kaybolmak. 2.yok olmak. mefkûre (A.) [ ﻩرﻮﮑﻔﻡ ] ülkü, ideal. mefkûrevî (A.) [ یورﻮﮑﻔﻡ ] ülkü ile ilgili. meflûc (A.) [ جﻮﻠﻔﻡ ] felçli.
meflûc olmak felç olmak, kımıldayamaz hale gelmek. meflûciyet (A.) [ ﺖﻴﺝﻮﻠﻔﻡ ] 1.felçlilik. 2.kıpırdayamama. mefrûş (A.) [ شوﺮﻔﻡ ] döşenmiş.
mefrûşat (A.) [ تﺎﺵوﺮﻔﻡ ] döşeme. mefrûz (A.) [ زوﺮﻔﻡ ] ayırılmış. mefrûz (A.) [ ضوﺮﻔﻡ ] farzedilmiş.
meftûh (A.) [ حﻮﺘﻔﻡ ] 1.açık. 2.fethedilmiş. 3.fethalı. meftûn (A.) [ نﻮﺘﻔﻡ ] tutkun, aşık.
meftûn etmek aşık etmek.
 
meftûn olmak aşık olmak, tutulmak. meftûniyet (A.) [ ﺖﻴﻥﻮﺘﻔﻡ ] tutkunluk. meger (F.) [ ﺮﮕﻡ ] 1.meğer. 2.oysa. meges (F.) [ ﺲﮕﻡ ] sinek.
meğâk (F.) [ کﺎﻐﻡ ] 1.çukur. 2.mezar. meh (F.) [ ﻪﻡ ] ay.
mehâbet (A.) [ ﺖﺑﺎﻬﻡ ] heybetlilik. mehâlik (A.) [ ﮏﻝﺎﻬﻡ ] tehlikeli yerler. mehâr (F.) [ رﺎﻬﻡ ] yular, dizgin. mehaz (A.) [ ﺬﺧﺄﻡ ]] kaynak.
 
mehbil (A.) [ ﻞﺒﻬﻡ ] rahim yolu. mehd (A.) [ ﺪﻬﻡ ] beşik.
mehekk (A.) [ ﮏﺤﻡ ] mihenk taşı. mehîb (A.) [ ﺐﻴﻬﻡ ] heybetli.
mehl (A.) [ ﻞﻬﻡ ] süre tanıma. mehleke (A.) [ ﻪﮑﻠﻬﻡ ] tehlikeli yer.
mehlikâ (F.-A.) [ ﺎﻘﻝ ﻪﻡ ] ay yüzlü, güzel yüzlü. mehpare (F.) [ ﻩرﺎﭘ ﻪﻡ ] 1.ay parçası. 2.güzel yüzlü. mehpeyker (F.) [ ﺮﮑﻴﭘ ﻪﻡ ] güzel yüzlü, parlak yüzlü. mehr (A.) [ ﺮﻬﻡ ] mehir.
mehrû (F.) [ وﺮﻬﻡ ] ay yüzlü, güzel yüzlü. mehtâb (F.) [ بﺎﺘﻬﻡ ] mehtap, ay ışığı. mehûz (A.) [ ذﻮﺧﺄﻡ ] alınmış.
mehveş (F.) [ شﻮﻬﻡ ] 1.ay gibi, ay kadar güzel. 2.güzel yüzlü. mekân (A.) [ نﺎﮑﻡ ] 1.yer. 2.ev.
mekâre (A.) [ ﻩرﺎﮑﻡ ] kiralık binek veya yük hayvanı. mekâreci (A.-T.) binek veya yük hayvanı kiralayan. mekârim (A.) [ مرﺎﮑﻡ ] cömertlikler.
mekâtîb (A.) [ ﺐﻴﺕﺎﮑﻡ ] mektuplar. mekâtib (A.) [ ﺐﺕﺎﮑﻡ ] okullar.
mekâtib-i âliye [ ﻪﻴﻝﺎﻋ ﺐﺕﺎﮑﻡ ] yüksekokullar. mekâtib-i askeriye [ ﻪیﺮﮑﺴﻋ ﺐﺕﺎﮑﻡ ] askerî okullar. mekhûl (A.) [ لﻮﺤﮑﻡ ] sürmeli.
 
meknûn (A.) [ نﻮﻨﮑﻡ ] 1.dizili. 2.gizli. mekr (A.) [ ﺮﮑﻡ ] hile.
mekrûh (A.) [ ﻩوﺮﮑﻡ ] iğrenç.
 
meks (A.) [ ﺚﮑﻡ ] duralama, duraklama. meksur (A.) [ رﻮﺴﮑﻡ ] kırık.
mekşûf (A.) [ فﻮﺸﮑﻡ ] keşfedilmiş. mekteb (A.) [ ﺐﺘﮑﻡ ] 1.okul. 2.ekol. mekteb-i âlî [ ﯽﻝﺎﻋ ﺐﺘﮑﻡ ] yüksekokul.
mekteb-i harbiye [ ﻪﻴﺑﺮﺣ ﺐﺘﮑﻡ ] harp okulu. mekteb-i i’dâdî [ یداﺪﻋا ﺐﺘﮑﻡ ] lise.
mekteb-i ibtidâî [ ﯽﺋاﺪﺘﺑا ﺐﺘﮑﻡ ] ilkokul. mekteb-i rüşdî [ یﺪﺵر ﺐﺘﮑﻡ ] ortaokul.
mekteb-i sultânî [ ﯽﻥﺎﻄﻠﺱ ﺐﺘﮑﻡ ] Galatasaray Lisesi. mektep (A.) [ ﺐﺘﮑﻡ ] okul.
mektub (A.) [ بﻮﺘﮑﻡ ] 1.yazılı. 2.mektup. mektûbat (A.) [ تﺎﺑﻮﺘﮑﻡ ] mektuplar.
mektûbî (A.) [ ﯽﺑﻮﺘﮑﻡ ] valilik özel kalem müdürü. mektûm (A.) [ مﻮﺘﮑﻡ ] gizli.
melabe (A.) [ ﻪﺒﻌﻠﻡ ] oyuncak. melâbis (A.) [ ﺲﺑﻼﻡ ] giysiler. melah (F.) [ ﺦﻠﻡ ] çekirge.
melahat (A.) [ ﺖﺣﻼﻡ ] yüz güzelliği.
 
melâhide (A.) [ ﻩﺪﺣﻼﻡ ] dinsizler, tanrıtanımazlar.
 
melâik (A.) [ ﮏﺋﻼﻡ ] melekler. melâike (A.) [ ﻪﮑﺋﻼﻡ ] melekler.) melâl (A.) [ لﻼﻡ ] sıkıntı, usanma. melalli (A.-T.) sıkıntılı.
melanet (A.) [ ﺖﻨﻌﻠﻡ ] melunluk.
 
melce (A.) [ ﺄﺠﻠﻡ ] sığınak, sığınacak yer. melekât (A.) [ تﺎﮑﻠﻡ ] yetiler.
meleke (A.) [ ﻪﮑﻠﻡ ] yeti.
 
meleksîmâ (A.) [ ﺎﻤﻴﺱ ﮏﻠﻡ ] melek yüzlü güzel. melekût (A.) [ تﻮﮑﻠﻡ ] ruhlar alemi.
melfûfen (A.) [ ﺎﻓﻮﻔﻠﻡ ] ilişikte.
 
melhûz (A.) [ ظﻮﺤﻠﻡ ] düşünülen, öngörülen. melik (A.) [ ﮏﻠﻡ ] padişah.
mellah (A.) [ حﻼﻡ ] gemici. melsûk (A.) [ قﻮﺼﻠﻡ ] yapışık. melûf (A.) [ فﻮﻝﺄﻡ ] alışık. melun (A.) [ نﻮﻌﻠﻡ ] lanet olası.
memâlik (A.) [ ﮏﻝﺎﻤﻡ ] 1.ülkeler. 2.topraklar, diyarlar. memât (A.) [ تﺎﻤﻡ ] ölüm.
memduh (A.) [ حوﺪﻤﻡ ] övülmüş. memer (A.) [ ﺮﻤﻡ ] geçit. memhûr (A.) [ رﻮﻬﻤﻡ ] mühürlü.
memleket (A.) [ ﺖﮑﻠﻤﻡ ] 1.ülke. 2.şehir.
 
memlûk (A.) [ کﻮﻠﻤﻡ ] köle. memnû (A.) [ عﻮﻨﻤﻡ ] yasak. memnûa (A.) [ ﻪﻋﻮﻨﻤﻡ ] yasak.
memnûiyet (A.) [ ﺖﻴﻋﻮﻨﻡ ] yasak olma hali. memnûn (A.) [ نﻮﻨﻤﻡ ] 1.mutlu, razı. 2.sevinçli.
memnun etmek 1.mutlu edilmek, razı edilmek. 2.sevindirilmek. memnuniyet (A.) [ ﺖﻴﻥﻮﻨﻤﻡ ] memnunluk.
memûl (A.) [ لﻮﻡﺄﻡ ] umulan, beklenilen.
 
memur (A.) [ رﻮﻡﺄﻡ ] 1.görevli. 2.devlet memuru. memurîn (A.) [ ﻦیرﻮﻡﺄﻡ ] memurlar, görevliler. memûriyet (A.) [ ﺖیرﻮﻡﺄﻡ ] memurluk.
memzuc (A.) [ جوﺰﻤﻡ ] karışık. men (F.) [ ﻦﻡ ] ben.
men’  (A.)  [  ﻊﻨﻡ  ]   1.engel  olma,  alıkoyma.  2.engel  olunma,  alıkonulma.
 
3.yasaklama. 4.yasaklanma. men’ edilmek yasaklanmak.
men’ etmek 1.engel olmak, alıkoymak. 2.yasaklamak. men’ olunmak yasaklanmak.
menâbi’ (A.) [ ﻊﺑﺎﻨﻡ ] kaynaklar.
 
menâfi’ (A.) [ ﻊﻓﺎﻨﻡ ] menfaatler, çıkarlar, yararlar.
 
menâkıb (A.) [ ﺐﻗﺎﻨﻡ ] menkıbeler, övgüye değer özellikler. menâm (A.) [ مﺎﻨﻡ ] 1.uyku. 2.rüya.
menâre (A.) [ ﻩرﺎﻨﻡ ] minare.
 
menâsıb (A.) [ ﺐﺹﺎﻨﻡ ] makamlar. menâtık (A.) [ ﻖﻃﺎﻨﻡ ] bölgeler. menâzır (A.) [ ﺮﻇﺎﻨﻡ ] manzaralar.
menâzil (A.) [ لزﺎﻨﻡ ] 1.konaklar. 2.aşamalar. menba (A.) [ ﻊﺒﻨﻡ ] 1.kaynak. 2.pınar.
menfâ (A.) [ ﯽﻔﻨﻡ ] sürgün.
 
menfaat (A.) [ ﺖﻌﻔﻨﻡ ] çıkar, yarar. menfaatperest (A.-F.) [ ﺖﺱﺮﭘ ﺖﻌﻔﻨﻡ ] çıkarcı. menfâlık (A.-T.) sürgün hayatı.
menfez (A.) [ ﺬﻔﻨﻡ ] nüfuz etme yeri, delik, yarık, giriş veya çıkış yolu.
 
menfî  (A.)  [  ﯽﻔﻨﻡ  ]   1.olumsuz. 2.hep  olumsuz düşünen, her  şeye  olumsuz yaklaşan. 3.sürgüne gönderilmiş.
 
menfur (A.) [ رﻮﻔﻨﻡ ] nefret edilen. menhî (A.) [ ﯽﻬﻨﻡ ] yasaklanmış. menhiyat (A.) [ تﺎﻴﻬﻨﻡ ] yasaklar. menhus (A.) [سﻮﺤﻨﻡ  ] uğursuz. meni (A.) [ ﯽﻨﻡ ] sperma.
menî (F.) [ ﯽﻨﻡ ] benlik.
 
menî’ (A.) [ ﻊﻴﻨﻡ ] aşılmaz, sarp, geçit vermez.
 
menkabe (A.) [ ﻪﺒﻘﻨﻡ  ]  ünlü kişilerin yaşamlarına ilişkin ve çoğu gerçekle bağdaşmaz öyküler.
 
menkûha (A.) [ ﻪﺣﻮﮑﻨﻡ ] nikahlı hanım, eş.
 
menkul (A.) [ لﻮﻘﻨﻡ ] 1.nakledilen. 2.anlatılan, rivayet edilen. menkûş (A.) [ شﻮﻘﻨﻡ ] nakışlı, işlemeli, desenli.
 
mensûb (A.) [ بﻮﺼﻨﻡ ] nispet edilen, ait, bağlı. mensûbîn (A.) [ ﻦﻴﺑﻮﺼﻨﻡ ] mensuplar.
mensubiyet (A.) [ ﺖﻴﺑﻮﺼﻨﻡ ] mensup olma, bağlı olma. mensûc (A.) [ جﻮﺴﻨﻡ ] dokunmuş.
mensûcât (A.) [ تﺎﺝﻮﺴﻨﻡ ] 1.dokumalar. 2.dokuma sektörü. mensûh (A.) [ خﻮﺴﻨﻡ ] hükümsüz.
mensûr (A.) [ رﻮﺜﻨﻡ ] düzyazı. menşe (A.) [ ﺎﺸﻨﻡ ] köken..
menşur (A.) [ رﻮﺸﻨﻡ ] 1.ferman. 2.prizma. menus (A.) [ سﻮﻥﺄﻡ ] 1.alışılmış. 2.alışkın. menût (A.) [ طﻮﻨﻡ ] bağlı.
menzil (A.) [ لﺰﻨﻡ ] 1.konak. 2.ev. 3.bir günde gidilebilen yol. menzil alınmak yol alınmak.
menzil almak yol almak.
 
menzilgâh (A.-F.) [ ﻩﺎﮕﻝﺰﻨﻡ ] konak yeri. mer’î (A.) [ ﯽﺋﺮﻡ ] yürürlükte, geçerli. mera (A.) [ ﯽﻋﺮﻡ ] otlak.
merâkiz (A.) [ ﺰﮐاﺮﻡ ] merkezler.
 
merâm (A.) [ ماﺮﻡ ] amaç, anlatılmak istenen şey. merâret (A.) [ تراﺮﻡ ] acılık.
merâsî (A.) [ ﯽﺛاﺮﻡ ] ağıtlar, mersiyeler. merâsim (A.) [ ﻢﺱاﺮﻡ ] 1.törenler. 2.tören. merâtib (A.) [ ﺐﺕاﺮﻡ ] rütbeler, mertebeler.
 
merbut (A.) [ طﻮﺑﺮﻡ ] bağlı.
 
merbûtiyet (A.) [ ﺖﻴﻃﻮﺑﺮﻡ ] 1.bağlılık. 2.düşkünlük, aşırı ilgi. mercân (A.) [ نﺎﺝﺮﻡ ] mercan.
merci (A.) [ ﻊﺝﺮﻡ ] başvuru yeri. merd (F.) [ دﺮﻡ ] 1.adam. 2.yiğit. merdâne (F.) [ ﻪﻥادﺮﻡ] yiğitçe. merdiven (F.) [ نﺎﺑدﺮﻥ ] merdiven.
merdûd (A.) [ دودﺮﻡ ] reddedilmiş, kabul edilmemiş. merdum (F.) [ مدﺮﻡ ] 1.insan. 2.halk. 3.gözbebeği. merdumharlık (F.-T.) insan eti yeme, yamyamlık.. merdüm (F.) [ مدﺮﻡ ] 1.insan. 2.halk. 3.gözbebeği. merdümek (F.) [ ﮏﻡدﺮﻡ ] gözbebeği.
merdümgiriz (F.) [ ﺰیﺮﮕﻡﺮﻡ ] insanlardan kaçan. merdümhar (F.) [ راﻮﺧ مدﺮﻡ ] insan yiyen, yamyam. merdümî (F.) [ ﯽﻡدﺮﻡ ] 1.insanlık. 2.yiğitlik. meremmet (A.) [ ﺖﻡﺮﻡ ] onarım.
meremmet etmek onarmak. merg (F.) [ گﺮﻡ ] ölüm.
mergub (A.) [ بﻮﻏﺮﻡ ] rağbet edilen, aranılan, istenilen. merhale (A.) [ ﻪﻠﺣﺮﻡ ] 1.aşama. 2.konak, menzil. merhamet (A.) [ ﺖﻤﺣﺮﻡ ] acıma.
merhamet etmek acımak. merhametli (A.-T.) acıyan.
 
merhametsiz (A.-T.) acımasız.
 
merhem (A.) [ ﻢهﺮﻡ ] pomad, yara kremi. merhemsâz olmak çare bulmak.
merhûm (A.) [ مﻮﺣﺮﻡ ] (erkek) ölü. merhûme (A.) [ ﻪﻡﻮﺣﺮﻡ ] (bayan) ölü.
merhun (A.) [ نﻮهﺮﻡ ] 1.rehinli, ipotekli. 2.zamana bağlı, bir şeye bağlı. merih (A.) [ ﺦیﺮﻡ ] Mars.
merkad (A.) [ ﺪﻗﺮﻡ ] mezar.
 
merkeb (A.) [ ﺐﮐﺮﻡ ] 1.binit. 2.eşek.
 
merkum (A.) [ مﻮﻗﺮﻡ ] adı geçen, anılan; yazılmış. merkûz (A.) [ زﻮﮐﺮﻡ ] dikili, dikilmiş.
mermi (A.) [ ﯽﻡﺮﻡ ] kurşun.
 
mermûz (A.) [ زﻮﻡﺮﻡ ] 1.gizemli. 2.rumuzlu. merrât (A.) [ تاﺮﻡ ] defalar.
merre (A.) [ ﻩﺮﻡ ] defa.
 
mersiye (A.) [ ﻪﻴﺛﺮﻡ ] ağıt, mersiye. mertebe (A.) [ ﻪﺒﺕﺮﻡ ] 1.derece. 2.miktar. merzagî (A.) [ ﯽﻏزﺮﻡ ] bataklık.
merzüban (F.) [ نﺎﺑزﺮﻡ ] 1.sınır muhafızı. 2.sınır beyi. mesâ (A.) [ ﺎﺴﻡ ] akşam.
mesâcid (A.) [ ﺪﺝﺎﺴﻡ ] mesçitler. mesafe (A.) [ ﻪﻓﺎﺴﻡ ] uzaklık. mesâha (A.) [ ﻪﺣﺎﺴﻡ ] ölçüm.
 
mesai (A.) [ ﯽﻋﺎﺴﻡ ] çalışma, çalışmalar. mesâib (A.) [ ﺐﺋﺎﺼﻡ ] musibetler.
mesâil (A.) [ ﻞﺋﺎﺴﻡ ] meseleler.
 
mesâkîn (A.) [ ﻦﮐﺎﺴﻡ ] 1.yoksullar. 2.miskinler. mesâkin (A.) [ ﻦﮐﺎﺴﻡ ] konutlar.
mesâme (A.) [ ﻪﻡﺎﺴﻡ ] derideki küçük delikler. mesârif (A.) [ فرﺎﺼﻡ]  harcamalar.
mesâvî (A.) [ یوﺎﺴﻡ ] kötülükler. mescid (A.) [ ﺪﺠﺴﻡ ] mesçit.
mesdûd (A.) [ دوﺪﺴﻡ ] kapalı, set çekili, tıkalı.
 
mesel (A.) [ ﻞﺜﻡ ] 1.örnek. 2.özlü söz. 3.öğretici hikaye. meselâ (A.) [ ﻼﺜﻡ ] örneğin.
mesele (A.) [ ﻪﻠﺌﺴﻡ ] 1.mesele, konu. 2.sorun. 3.problem. meserrât (A.) [ تاﺮﺴﻡ ] sevinçler.
meserret (A.) [ تﺮﺴﻡ ] sevinç. mesh (A.) [ ﺦﺴﻡ ] silme, sıvama. meshetmek silmek, sıvamak. meshûr (A.) [ رﻮﺤﺴﻡ ] büyülenmiş. meshûr etmek büyülemek.
meshûr olmak büyülenmek. mesîh (A.) [ ﺢﻴﺴﻡ ] İsa.
mesîhî (A.) [ ﯽﺤﻴﺴﻡ ] Hıristiyan. mesîhiyyet (A.) [ ﺖﻴﺤﻴﺴﻡ ] Hıristiyanlık.
 
mesîr (A.) [ ﺮﻴﺴﻡ ] 1.seyir yeri. 2.güzergah. mesîre (A.) [ ﻩﺮﻴﺴﻡ ] gezinti yeri.
mesken (A.) [ ﻦﮑﺴﻡ ] konut. mesken etmek yurt tutmak.
mesken ittihaz etmek (A.-T.) yurt tutmak, mesken edinmek. meskenet (A.) [ ﺖﻨﮑﺴﻡ ] miskinlik.
meskûkât (A.) [ تﺎﮐﻮﮑﺴﻡ ] madenî paralar, sikkeler. meskûn (A.) [ نﻮﮑﺴﻡ ] yerleşilmiş, iskan edilmiş. meslah (A.) [ ﺦﻠﺴﻡ ] mezbaha.
meslek (A.) [ ﮏﻠﺴﻡ ] 1.yol, tarz. 2.sistem. 3.uğraşı, meslek. meslûl (A.) [ لﻮﻠﺴﻡ ] veremli.
mesmû (A.) [ عﻮﻤﺴﻡ ] duyulan, işitilen.
 
mesmûat (A.) [ تﺎﻋﻮﻤﺴﻡ ] duyulanlar, işitilenler. mesmûm (A.) [ مﻮﻤﺴﻡ ] zehirli.
mesned (A.) [ ﺪﻨﺴﻡ ] 1.dayanak. 2.makam. mesnevîhan (A.-F.) [ ناﻮﺧ یﻮﻨﺜﻡ ] mesnevi okuyan. mesruk (A.) [ قوﺮﺴﻡ ] çalınmış.
mesrûr (A.) [ روﺮﺴﻡ ] sevinçli. mesrûrane (A.-F.) [ ﻪﻥاروﺮﺴﻡ ] sevinçle. messah (A.) [ حﺎﺴﻡ ] ölçümcü.
mest (F.) [ ﺖﺴﻡ ] sarhoş, mest. mestâne (F.) [ ﻪﻥﺎﺘﺴﻡ ] sarhoşça. mestî (F.) [ ﯽﺘﺴﻡ ] sarhoşluk.
 
mest-i harâb (F.-A.) [ باﺮﺧ ﺖﺴﻡ ] körkütük sarhoş. mest-i harâb olmak körkütük sarhoş olmak.
mestûr (A.) [ رﻮﺘﺴﻡ ] örtülü, gizli, kapalı. mestûr (A.) [ رﻮﻄﺴﻡ ] yazılı.
mesud (A.) [ دﻮﻌﺴﻡ ] 1.mutlu, saadetli. 2.kutlu. mesûdâne (A.-F.) [ ﻪﻥادﻮﻌﺴﻡ ] mesutça, bahtiyarlıkla. mesuliyet (A.) [ ﺖﻴﻝﻮﺌﺴﻡ ] sorumluluk.
meş’al (A.) [ ﻞﻌﺸﻡ ] meşale.
 
meş’um (A.) [ مﻮﺌﺸﻡ ] uğursuz, şom. meş’ûr (A.) [ رﻮﻌﺸﻡ ] bilinçli, şuurlu. meşâgil (A.) [ ﻞﻏﺎﺸﻡ ] uğraşlar. meşâhîr (A.) [ ﺮﻴهﺎﺸﻡ ] ünlüler.
meşâil (A.) [ ﻞﻋﺎﺸﻡ ] meşaleler. meşakkat (A.) [ ﺖﻘﺸﻡ ] sıkıntı, güçlük.
meşakkat çekmek sıkıntı çekmek, güçlüğe katlanmak. meşâmm (A.) [ مﺎﺸﻡ ] burun.
meşârık (A.) [ قرﺎﺸﻡ ] doğular. meşâyih (A.) [ ﺦیﺎﺸﻡ ] şeyhler.
meşbû (A.) [ عﻮﺒﺸﻡ ] 1.dolu. 2.tok, doygun. meşcer (A.) [ ﺮﺠﺸﻡ ] ağaçlık.
meşcere (A.) [ ﻩﺮﺠﺸﻡ ] ağaçlık. meşgale (A.) [ ﻪﻠﻐﺸﻡ ] uğraşı. meşgûliyet (A.) [ ﺖﻴﻝﻮﻐﺸﻡ ] iş güç.
 
meşhed (A.) [ ﺪﻬﺸﻡ ] şehit düşülen yer. meşher (A.) [ ﺮﻬﺸﻡ ] sergi, sergilenen yer. meşhûd (A.) [ دﻮﻬﺸﻡ ] görülmüş, gözlenmiş. meşhûd olmak görülmek, gözlenmek. meşhûn (A.) [ نﻮﺤﺸﻡ ] dolu.
meşhûr (A.) [ رﻮﻬﺸﻡ ] ünlü, tanınmış, bilinen. meşîhat (A.) [ ﺖﺨﻴﺸﻡ ] 1.şeyhlik. 2.şeyhlik makamı. meşk (A.) [ ﻖﺸﻡ ] 1.yazı örneği. 2.temrin.
meşk (F.) [ ﮏﺸﻡ ] kırba.
 
meşkûk (A.) [ کﻮﮑﺸﻡ ] şüphe götürür. meşkûkiyyet (A.) [ ﺖﻴﮐﻮﮑﺸﻡ ] şüphe götürme. meşkûr (A.) [ رﻮﮑﺸﻡ ] övülen, beğenilen.
meşreb (A.) [ بﺮﺸﻡ ] 1.yaratılış, tabiat. 2.içme yeri. meşrebe (A.) [ ﻪﺑﺮﺸﻡ ] maşrapa.
meşrû (A.) [ عوﺮﺸﻡ ] yasal.
 
meşrûbât (A.) [ تﺎﺑوﺮﺸﻡ ] içilecek şeyler. meşrûh (A.) [ حوﺮﺸﻡ ] açıklanmış, şerhedilmiş. meşrûhât (A.) [ تﺎﺣوﺮﺸﻡ ] açıklamalar. meşrûiyyet (A.) [ ﺖﻴﻋوﺮﺸﻡ ] yasallık.
meşrût (A.) [ طوﺮﺸﻡ ] koşullu. meşrut olunmak şart koşulmak. meşşâte (A.) [ ﻪﻃﺎﺸﻡ ] gelin süsleyen. meşveret (A.) [ ترﻮﺸﻡ ] danışma.
 
meşveret etmek danışmak. metâ (A.) [ عﺎﺘﻡ ] mal, eşya.
metâli (A.) [ ﻊﻝﺎﻄﻡ ] doğuş yerleri. metânet (A.) [ ﺖﻥﺎﺘﻡ ] dayanıklılık.
metbû (A.) [ عﻮﺒﺘﻡ ] uyulan, izinden gidilen, tâbi olunan. metin (A.) [ ﻦﻴﺘﻡ ] sağlam, dayanıklı.
metn (A.) [ ﻦﺘﻡ ] yazıya dökülmüş bilgi. metremik’ab (A.) [ ﺐﻌﮑﻡ وﺮﺘﻡ ] metreküp. metrûk (A.) [ کوﺮﺘﻡ ] terkedilmiş.
metrûkat (A.) [ تﺎﮐوﺮﺘﻡ ] miras olarak bırakılanlar, geride bırakılanlar. metrûkiyete uğramak (A.-T.) terkedilmek, metruk bırakılmak.
mev’ize (A.) [ ﻪﻈﻋﻮﻡ ] öğüt.
 
mev’ûd (A.) [ دﻮﻋﻮﻡ ] 1.vaat edilmiş. 2.vadeli. mevâd (A.) [ داﻮﻡ ] maddeler.
mevârid (A.) [ دراﻮﻡ ] konular, hususlar, yerler. mevc (A.) [ جﻮﻡ ] dalga.
mevce (A.) [ ﻪﺝﻮﻡ ] dalga.
 
mevcûd (A.) [ دﻮﺝﻮﻡ ] 1.var. 2.hazır. 3.varlık. mevcûdât (A.) [ تادﻮﺝﻮﻡ ] varlıklar. mevcûdiyet göstermek varlık göstermek. mevcûdiyyet (A.) [ ﺖیدﻮﺝﻮﻡ ] var olma, varlık. meveddet (A.) [ تدﻮﻡ ] sevgi.
mevhibe (A.) [ ﻪﺒهﻮﻡ ] bağış.
 
mevhûm (A.) [ مﻮهﻮﻡ ] vehmedilmiş, asılsız, kuruntuya dayalı. mevki (A.) [ ﻊﻗﻮﻡ ] 1.durum, konum. 2.yer.
mevkib (A.) [ ﺐﮐﻮﻡ ] alay, kafile.
 
mevkif (A.) [ ﻒﻗﻮﻡ ] 1.durak. 2.istasyon.
 
mevki-i rüchan (A.-F.) [ نﺎﺤﺝر ﻊﻗﻮﻡ ] tercih mevkii. mevkûf (A.) [ فﻮﻗﻮﻡ ] vakfedilmiş.
mevkufleh (A.) [ ﻪﻝ فﻮﻗﻮﻡ ] vakfeden.
 
mevlâ (A.) [ ﯽﻝﻮﻡ ] 1.Tanrı. 2.efendi. 3.velî. 4.köle azat eden. mevlid (A.) [ ﺪﻝﻮﻡ ] 1.doğum yeri, doğuş yeri. 2.mevlüt. mevsuk (A.) [ قﻮﺛﻮﻡ ] güvenilir, belgeye dayanan.
mevsûkiyet (A.) [ ﺖﻴﻗﻮﺛﻮﻡ ] güvenilirlik, belgeye dayanma. mevsûm (A.) [ مﻮﺱﻮﻡ ] adlandırılmış.
mevt (A.) [ تﻮﻡ ] ölüm. mevtâ (A.) [ ﺎﺕﻮﻡ ] ölüler. mevtâî (A.) [ ﯽﺋﺎﺕﻮﻡ ] ölümcül. mevtın (A.) [ ﻦﻃﻮﻡ ] yurt. mevzi (A.) [ ﻊﺽﻮﻡ ] yer. mevzi’î (A.) [ ﯽﻌﺽﻮﻡ ] yerel. mevzû (A.) [ عﻮﺽﻮﻡ ] konu.
mevzu-i bahis (A.-F.) [ ﺚﺤﺑ عﻮﺽﻮﻡ ] sözkonusu. mevzun (A.) [ نوزﻮﻡ ] 1.biçimli, düzgün. 2.vezinli. mey (F.) [ ﯽﻡ ] 1.şarap. 2.içki.
meyânında (F.-T.) arasında.
 
meydân (A.) [ ناﺪﻴﻡ ] alan.
 
meygûn (F.) [ نﻮﮕﻴﻡ ] şarap rengi.
 
meyhâne (F.) [ ﻪﻥﺎﺨﻴﻡ ] şarap içilen yer, içkievi. meyhâr (F.) [ راﻮﺨﻴﻡ ] içkici.
meyil (A.) [ ﻞﻴﻡ ] istek, eğilim. meyil vermek eğilim göstermek. meykede (F.) [ ﻩﺪﮑﻴﻡ ] meyhane.
meyl (A.) [ ﻞﻴﻡ ] 1.eğim. 2.eğilim, istek. 3.yatkınlık. meyl etmek (A.-T.) eğilmek.
meymene (A.) [ ﻪﻨﻤﻴﻡ ] sağ kanat. meymûn (A.) [ نﻮﻤﻴﻡ ] uğurlu. meysere (A.) [ ﻩﺮﺴﻴﻡ ] sol kanat. meyt (A.) [ ﺖﻴﻡ ] ölü.
meyus (A.) [ سﻮیﺄﻡ ] umutsuz, üzgün. meyvedâr (F.) [ راد ﻩﻮﻴﻡ ] meşveli. meyyâl (A.) [ لﺎﻴﻡ ] 1.eğimli. 2.eğilimli. meyyit (A.) [ ﺖﻴﻡ ] ölü.
mezâhib (A.) [ ﺐهاﺬﻡ ] mezhepler. mezâlim (A.) [ ﻢﻝﺎﻈﻡ ] zulümlerr.
mezâmin (A.) [ ﻦﻡﺎﻀﻡ ] 1.kavramlar. 2.incelikler. 3.semboller. mezargâh (A.-F.) [ ﻩﺎﮔراﺰﻡ ] mezar yeri.
mezâri (A.) [ عراﺰﻡ ] tarlalar.
 
mezâyâ (A.) [ ﺎیاﺰﻡ ] meziyetler, üstünlükler.
 
mezbele (A.) [ ﻪﻠﺑﺰﻡ ] çöplük, döküntü alanı. mezbuh (A.) [ حﻮﺑﺬﻡ ] boğazlanmış.
mezbûr (A.) [ رﻮﺑﺰﻡ ] anılan, belirtilen. mezc (A.) [ جﺰﻡ ] karıştırma. mezcetmek (A.-T.) karıştırmak. mezellet (A.) [ ﺖﻝﺬﻡ ] düşkünlük.
mezheb (A.) [ ﺐهﺬﻡ ] 1.yol. 2.mezhep. 3.ekol. mezîd etmek (A.-T.) arttırmak, çoğaltmak. meziyyât (A.) [ تﺎیﺰﻡ ] meziyetler, üstünlükler. meziyyet (A.) [ ﺖیﺰﻡ ] üstünlük.
mezkûr (A.) [ رﻮﮐﺬﻡ ] zikredilen, belirtilen, adı geçen. mezmûm (A.) [ مﻮﻡﺬﻡ ] kötülenmiş, ayıplanmış.
mezra (A.) [ عرﺰﻡ ] tarla. mezra’a (A.) [ ﻪﻋرﺰﻡ ] tarla. mezrû (A.) [ عورﺰﻡ ] ekili.
mezun (A.) [ نوذﺄﻡ ] 1.izinli. 2.diplomalı. mezunen (A.) [ ﺎﻥوذﺄﻡ ] izin alarak, izinli olarak. mıkraz (A.) [ ضاﺮﻘﻡ ] makas.
mıntaka (A.) [ ﻪﻘﻄﻨﻡ ] 1.bölge, mıntıka. 2.iklim kuşağı. mısbah (A.) [ حﺎﺒﺼﻡ ] kandil.
mısdak (A.) [ قاﺪﺼﻡ ] ölçüt, kriter. mısra (A.) [ عاﺮﺼﻡ ] dize.
mıtrak (A.) [ قﺮﻄﻡ ] 1.değnek. 2.tokmak. 3.çekiç.
 
mızrab (A.) [ بﺮﻀﻡ ] mızrap. mızrak (A.) [ قارﺰﻡ ] kargı. miâd (A.) [ دﺎﻌﻴﻡ ] buluşma yeri. micmer (A.) [ ﺮﻤﺠﻡ ] buhurdan.
midevî (A.) [ یوﺪﻌﻡ ] mideyi yormayan. midhat (A.) [ ﺖﺣﺪﻡ ] övgü.
mie (A.) [ ﻪﺋﺎﻡ ] yüz.
 
miftah (A.) [ حﺎﺘﻔﻡ ] anahtar. miğfer (A.) [ ﺮﻔﻐﻡ ] tulga. mîh (F.) [ ﺦﻴﻡ ] çivi.
mihekk (A.) [ ﮏﺤﻡ ] mihenk taşı. mihen (A.) [ ﻦﺤﻡ ] sıkıntılar. mihmân (F.) [ نﺎﻤﻬﻡ ] konuk.
mihmannevaz (F.) [ زاﻮﻥ نﺎﻤﻬﻡ ] misafirsever. mihmannevazlık (F.-T.) misavirseverlik. mihmannüvaz (F.) [ زاﻮﻥ نﺎﻤﻬﻡ ] misafirsever. mihmânserâ (F.) [ اﺮﺱ نﺎﻤﻬﻡ ] misafirhane. mihnet (A.) [ ﺖﻨﺤﻡ ] sıkıntı, acı, dert.
mihr (F.) [ ﺮﻬﻡ ] 1.sevgi. 2.güneş. mihrak (A.) [ قاﺮﺤﻡ ] odak.
mihrbân (F.) [ نﺎﺑﺮﻬﻡ ] sevgi dolu, şefkatli.
 
mihter (F.) [ ﺮﺘﻬﻡ ] 1.daha büyük. 2.büyük insan. mihver (A.) [ رﻮﺤﻡ ] eksen.
 
mik’ab (A.) [ ﺐﻌﮑﻡ ] küp.
 
mîkat (A.) [ تﺎﻘﻴﻡ ] 1.buluşma yeri. 2.buluşma zamanı. mikdar (A.) [ راﺪﻘﻡ ] 1.miktar. 2.değer. 3.derece.
mikraz (A.) [ ضاﺮﻘﻡ ] makas. mikyas (A.) [ سﺎﻴﻘﻡ ] ölçek, ölçü. mil (A.) [ ﻞﻴﻡ ] 1.şiş. 2.yol işareti. mîlâd (A.) [ دﻼﻴﻡ ] doğum günü.
milel (A.) [ ﻞﻠﻡ ] 1.milletler. 2.dinler. milhafe (A.) [ ﻪﻔﺤﻠﻡ ] yorgan.
milk (A.) [ ﮏﻠﻡ ] mülk.
 
millet (A.) [ ﺖﻠﻡ ] 1.din. 2.ulus. millî (A.) [ ﯽﻠﻡ ] ulusal.
milliyetperver (A.-F.) [ روﺮﭘ ﺖیﺎﻡ ] milliyetçi, nasyonalist. milliyetperverlik (A.-F.-T.) milliyetçilik, nasyonalizm. milliyye (A.) [ ﻪﻴﻠﻡ ] ulusal.
mîna (F.) [ ﺎﻨﻴﻡ ] mine.
 
minba’d (A.) [ﺪﻌﺑ ﻦﻡ ] bundan sonra. minelkadim (A.) [ ﻢیﺪﻘﻝا ﻦﻡ ] eskiden beri. minen (A.) [ ﻦﻨﻡ ] minnetler.
minkale (A.) [ ﻪﻠﻘﻨﻡ ] iletki. minkar (A.) [ رﺎﻘﻨﻡ ] gaga. minkaş (A.) [ شﺎﻘﻨﻡ ] cımbız.
minnetdâr (A.-F.) [ راﺪﺘﻨﻡ ] minnet altında kalan.
 
minşâr (A.) [ رﺎﺸﻨﻡ ] bıçkı. minvâl (A.) [ لاﻮﻨﻡ ] tarz, yol. mir’ât (A.) [ تﺁﺮﻡ ] ayna.
mirâc (A.) [ جاﺮﻌﻡ ] miraç, göğe ağma. mîrahur (A.-F.) [ رﻮﺧﺁﺮﻴﻡ ] imrahor. miralay (F.-T.) [ یﻻﺁﺮﻴﻡ ] albay.
mirâren (A.) [ اراﺮﻡ ] defalarca, birçok kez. mirashâr (A.-F.) [ راﻮﺧ ثاﺮﻴﻡ ] mirasyedi. mirliva (F.-A.) [ اﻮﻝﺮﻴﻡ ] tuğgeneral.
mirsâd (A.) [ دﺎﺹﺮﻡ ] gözlemevi, gözlem yeri. mirvaha (A.) [ ﻪﺣوﺮﻡ ] yelpaze.
mirza (F.) [ ازﺮﻴﻡ ] beyzade. mîsak (A.) [ قﺎﺜﻴﻡ ] sözleşme. misal (A.) [ ] örnek.
misal almak örnek almak. misâli (A.-T.) gibi. misillü (A.-T.) gibi.
miskin (A.) [ ﻦﻴﮑﺴﻡ ] 1.zavallı, uyuşuk. 2.cüzzamlı. miskîn (F.) [ ﻦﻴﮑﺴﻡ ] misk sürülmüş, miskli.
misl (A.) [ ﻞﺜﻡ ] 1.gibi. 2.kat. mîşîn (F.) [ ﻦﻴﺸﻴﻡ ] meşin. mithara (A.) [ ﻩﺮﻬﻄﻡ ] matara. mîvedar (F.) [ راد ﻩﻮﻴﻡ ] meyvalı.
 
miyâh (A.) [ ﻩﺎﻴﻡ ] sular.
 
miyân (F.) [ نﺎﻴﻡ ] 1.orta. 2.bel. 3.ara. miyâr (A.) [ رﺎﻴﻌﻡ ] ölçü.
mizâc (A.) [ جاﺰﻡ ] huy, tabiat, mizaç.
 
mîzan (A.) [ ناﺰﻴﻡ ]   1.terazi. 2.ölçü. 3.terazi burcu. 4.mahşer günü, kıyamet günü.
 
mû (F.) [ ﻮﻡ ] kıl.
 
muhafazakâr (A.-F.) [ رﺎﮐ ﻪﻈﻓﺎﺤﻡ ] tutucu.
 
mu‘arrif (A.) [ فﺮﻌﻡ ]  1.tanıtan, sunan, bildiren. 2.hayır sahiplerinin adlarını
 
okuyan müezzin.
 
mu’cizât (A.) [ تاﺰﺠﻌﻡ ] mucizeler.
 
mu’cizegû (A.-F.) [ ﻮﮔ ﻩﺰﺠﻌﻡ ] 1.mucizeler anlatan. 2.mucize gibi söyleyen. mu’tâ (A.) [ ﯽﻄﻌﻡ ] 1.veri. 2.verilen, verilmiş.
mu’tâd (A.) [ دﺎﺘﻌﻡ ] alışılmış. mu’tâde (A.) [ ﻩدﺎﺘﻌﻡ ] alışılmış. mu’tiyat (A.) [ تﺎﻴﻄﻌﻡ ] veri.
muabbir (A.) [ ﺮﺒﻌﻡ ] rüya yorumcusu.
 
muaccel (A.) [ ﻞﺠﻌﻡ ] 1.peşin. 2.acele edilmiş. muaddil (A.) [ لﺪﻌﻡ ] denk.
muâdele (A.) [ ﻪﻝدﺎﻌﻡ ] denklem. muâdelet (A.) [ ﺖﻝدﺎﻌﻡ ] denklik. muâdil (A.) [ لدﺎﻌﻡ ] denk, eşdeğer.
muâfiyet (A.) [ ﺖﻴﻓﺎﻌﻡ ] 1.muaf tutulma. 2.bağışıklık. muâhede (A.) [ ﻩﺪهﺎﻌﻡ ] ahitleşme, antlaşma.
 
muâhede yapmak antlaşma yapmak.
 
muâhedenâme (A.-F.) [ ﻪﻡﺎﻥ ﻩﺪهﺎﻌﻡ ] antlaşma metni. muâheze (A.) [ ﻩﺬﺧاﺆﻡ ] çıkışma, azarlama, paylama. muahhar (A.) [ ﺮﺧﺆﻡ ] sonraki, daha sonraki, geç. muakkib (A.) [ ﺐﻘﻌﻡ ] takip eden, izleyen.
mualla (A.) [ ﯽﻠﻌﻡ ] yüce, yüksek. muallak (A.) [ ﻖﻠﻌﻡ ] asılı, havada.
muallakiyet (A.) [ ﺖﻴﻘﻠﻌﻡ ] havada kalma, asılı kalma, hükümsüz olma. muallim (A.) [ ﻢﻠﻌﻡ ] öğretmen.
muallimât (A.) [ تﺎﻤﻠﻌﻡ ] bayan öğretmenler. muallime (A.) [ ﻪﻤﻠﻌﻡ ] bayan öğretmen. muallimîn (A.) [ ﻦﻴﻤﻠﻌﻡ ] öğretmenler. muamelat (A.) [ تﻼﻡﺎﻌﻡ ] işlemler.
muamele (A.) [ ﻪﻠﻡﺎﻌﻡ ] 1.işlem. 2.davranış. muamma (A.) [ ﺎﻤﻌﻡ ] bilmece.
muanber (A.) [ ﺮﺒﻨﻌﻡ ] hoş kokulu, amberli. muânid (A.) [ ﺪﻥﺎﻌﻡ ] inatçı.
muannid (A.) [ ﺪﻨﻌﻡ ] inatçı. muâraza (A.) [ ﻪﺽرﺎﻌﻡ ] çatışkı. muârız (A.) [ ضرﺎﻌﻡ ] karşıt, itirazcı. muarrâ (A.) [ یﺮﻌﻡ ] arınmış.
muâsır (A.) [ ﺮﺹﺎﻌﻡ ] çağdaş. muasırlaşmak çağdaşlaşmak.
 
muâşaka (A.) [ ﻪﻘﺵﺎﻌﻡ ] sevişme. muâvaza (A.) [ ﻪﺽوﺎﻌﻡ ] değiştokuş. muavenet (A.) [ ﺖﻥوﺎﻌﻡ ] yardım. muavenet etmek yardım etmek. muavin (A.) [ نوﺎﻌﻡ ] yardımcı. muayede (A.) [ ﻩﺪیﺎﻌﻡ ] bayramlaşma. muayyen (A.) [ ﻦﻴﻌﻡ ] belirli. muazzam (A.) [ ﻢﻈﻌﻡ ] azametli, ulu.
muazzeb (A.) [ بﺬﻌﻡ ] acı çeken, azap çeken. muazzez (A.) [ زﺰﻌﻡ ] değerli, aziz.
mubassır (A.) [ ﺮﺼﺒﻡ ] okul düzenini sağlayan görevli. mûcez (A.) [ ﺰﺝﻮﻡ ] derli toplu, özlü.
mûcib (A.) [ ﺐﺝﻮﻡ ] 1.gereken. 2.sebep. mûcib olmak sebep olmak.
mûcid (A.) [ ﺪﺝﻮﻡ ] icat eden, mucit. mudhike (A.) [ ﻪﮑﺤﻀﻡ ] gülünç. mufassalan (A.) [ ﻼﺼﻔﻡ ] ayrıntılı olarak. mugâlata (A.) [ ﻪﻄﻝﺎﻐﻡ ] yanıltmaca. mugannî (A.) [ ﯽﻨﻐﻡ ] şarkıcı.
muganniye (A.) [ ﻪﻴﻨﻐﻡ ] bayan şarkıcı. mugâyeret (A.) [ تﺮیﺎﻐﻡ ] zıtlık, aykırılık. mugayir (A.) [ ﺮیﺎﻐﻡ ] aykırı, zıt.
mugîlân (A.>F.) [ نﻼﻴﻐﻡ ] deve dikeni.
 
muğber (A.) [ ﺮﺒﻐﻡ ] kırgın, gücenik. muğber olmak kırılmak, gücenmek. muğfil (A.) [ ﻞﻔﻐﻡ ] aldatan, aldatıcı. muğlak (A.) [ ﻖﻠﻐﻡ ] karmaşık, çapraşık.
muğlakiyet (A.) [ ﺖﻴﻘﻠﻐﻡ ] karmaşıklık, çapraşıklık. muhabbet (A.) [ ﺖﺒﺤﻡ ] sevgi.
muhabere (A.) [ ﻩﺮﺑﺎﺨﻡ ] haberleşme. muhabir (A.) [ ﺮﺑﺎﺨﻡ ] haberci. muhâceret (A.) [ تﺮﺝﺎﻬﻡ ] göç.
muhacim (A.) [ ﻢﺝﺎﻬﻡ ] 1.saldıran. 2.saldırgan. muhacir (A.) [ ﺮﺝﺎﻬﻡ ] göçmen.
muhaddir (A.) [ رﺪﺨﻡ ] uyuşturucu. muhaddis (A.) [ ثﺪﺤﻡ ] hadis bilgini. muhafaza (A.) [ ﻪﻈﻓﺎﺤﻡ ] koruma. muhafaza etmek korumak, saklamak. muhafaza olunmak korunmak, saklanmak. muhafazakâr (A.-F.) [ رﺎﮐ ﻪﻈﻓﺎﺤﻡ ] tutucu. muhafazakârlık (A.-F.-T.) tutuculuk. muhaffef (A.) [ ﻒﻔﺨﻡ ] hafifletilmiş. muhaffif (A.) [ ﻒﻔﺨﻡ ] hafifletici.
muhâfız (A.) [ ﻆﻓﺎﺤﻡ ] koruyucu.
 
muhâkemat (A.) [ تﺎﻤﮐﺎﺤﻡ ] 1.hüküm yürütmeler. 2.yargılamalar. muhakeme (A.) [ ﻪﻤﮐﺎﺤﻡ ] 1.hüküm yürütme. 2.yargılama.
 
muhakkak (A.) [ ﻖﻘﺤﻡ ] 1.doğru. 2.kesin. 3.mutlaka. muhakkık (A.) [ ﻖﻘﺤﻡ ] araştırmacı, tahkik edici. muhâl (A.) [ لﺎﺤﻡ ] imkansız.
muhalefet (A.) [ ﺖﻔﻝﺎﺨﻡ ] karşı düşüncede olma. muhallil (A.) [ ﻞﻠﺤﻡ ] hülleci.
muhammen (A.) [ ﻦﻤﺨﻡ ] tahmin edilen. muhammer (A.) [ ﺮﻤﺨﻡ ] mayalı.
muhammes (A.) [ ﺲﻤﺨﻡ ] 1.beşli. 2.beşgen. 3.beş dizeli şiir. muhannens (A.) [ ﺚﻨﺨﻡ ] kalleş.
muhannet (A.) [ ﻂﻨﺤﻡ ] kalleş.
 
muhannetlik etmek kalleşlik etmek, edilik etmek. muharebat (A.) [ تﺎﺑرﺎﺤﻡ ] harpler, muharebeler. muharebe (A.) [ ﻪﺑرﺎﺤﻡ ] harbetme, savaş. muharib (A.) [ برﺎﺤﻡ ] savaşçı.
muharremât (A.) [ تﺎﻡﺮﺤﻡ ] dinî yasaklar. muharrer (A.) [ رﺮﺤﻡ ] yazılı.
muharrib (A.) [ بﺮﺨﻡ ] tahrip edici, yıkıcı. muharrik (A.) [ قﺮﺤﻡ ] yakıcı.
muharrir (A.) [ رﺮﺤﻡ ] yazar.
 
muhasara (A.) [ ﻩﺮﺹﺎﺤﻡ ] sarma, kuşatma. muhasara etmek sarmak, kuşatmak. muhasib (A.) [ ﺐﺱﺎﺤﻡ ] muhasebeci. muhassala (A.) [ ﻪﻠﺼﺤﻡ ] sonuç.
 
muhassas (A.) [ ﺺﺼﺨﻡ ] tahsis edilmiş, özgü. muhât (A.) [ طﺎﺤﻡ ] çevrili, kuşatılmış.
muhatara (A.) [ ﻩﺮﻃﺎﺨﻡ ] 1.tehlike. 2.zarar, ziyan. muhavere (A.) [ ﻩروﺎﺤﻡ ] konuşma.
muhayyel (A.) [ ﻞﻴﺨﻡ ] hayal edilen. muhayyile (A.) [ ﻪﻠﻴﺨﻡ ] hayal gücü.
muhayyirülukûl (A.) [ لﻮﻘﻌﻝاﺮﻴﺤﻡ ] akıllara durgunluk veren. muhbir (A.) [ ﺮﺒﺨﻡ ] haber veren, haberci.
muhık (A.) [ ﻖﺤﻡ ] haklı. muhib (A.) [ ﺐﺤﻡ ] seven.
mûhiş (A.) [ ﺶﺣﻮﻡ ] korkunç, korkutucu. muhit (A.) [ ﻂﻴﺤﻡ ] 1.çevre. 2.saran, kuşatan. muhtâc (A.) [ جﺎﺘﺤﻡ ] 1.ihtiyaç sahibi. 2.yoksul. muhtariyet (A.) [ ﺖیرﺎﺘﺨﻡ ] özerklik.
muhtasar (A.) [ ﺮﺼﺘﺨﻡ ] kısa, özlü. muhtasaran (A.) [ اﺮﺼﺘﺨﻡ ] kısaca. muhtekir (A.) [ ﺮﮑﺘﺤﻡ ] vurguncu. muhtelefünfîh (A.) [ ﻪﻴﻓ ﻒﻠﺘﺨﻡ ] ihtilaflı. muhtelif (A.) [ ﻒﻠﺘﺨﻡ ] türlü.
muhtelit (A.) [ ﻂﻠﺘﺨﻡ ] karışık.
 
muhterem (A.) [ مﺮﺘﺤﻡ ] saygın, saygıdeğer. muhterik olmak yanmak.
muhteriz (A.) [ زﺮﺘﺤﻡ ] kaçınan, uzak duran.
 
muhteşem (A.) [ ﻢﺸﺘﺤﻡ ] görkemli, ihtişamlı. muhteva (A.) [ اﻮﺘﺤﻡ ] içerik.
muhtevî (A.) [ یﻮﺘﺤﻡ ] içeren, içine alan. muhtevî olmak içermek, içine almak. muhteviyat (A.) [ تﺎیﻮﺘﺤﻡ ] içindekiler. muhyî (A.) [ ﯽﻴﺤﻡ ] hayat veren.
mukâbil (A.) [ ﻞﺑﺎﻘﻡ ] 1.karşılığında. 2.karşılık. mukaddem (A.) [ مﺪﻘﻡ ] 1.önde. 2.önce, önceki. mukaddemâ (A.) [ ﺎﻡﺪﻘﻡ ] önceden.
mukadderat (A.) [ تارﺪﻘﻡ ] yazgı. mukaddes (A.) [ سﺪﻘﻡ ] kutsal.
mukaddesat (A.) [ تﺎﺱﺪﻘﻡ ] kutsal değerler. mukaddime (A.) [ ﻪﻡﺪﻘﻡ ] 1.giriş. 2.önsöz. mukallid (A.) [ ﺪﻠﻘﻡ ] taklitçi.
mukanna (A.) [ ﻊﻨﻘﻡ ] peçeli. mukannin (A.) [ ﻦﻨﻘﻡ ] yasa koyucu. mukarreb (A.) [ بﺮﻘﻡ ] yakın.
mukarrer (A.) [ رﺮﻘﻡ ] 1.kararlaştırılmış. 2.kesin. mukarrerat (A.) [ تارﺮﻘﻡ ] kararlar.
mukassır (A.) [ ﺮﺼﻘﻡ ] kusurlu. mukattar (A.) [ ﺮﻄﻘﻡ ] damıtılmış. mukavelat (A.) [ تﻻوﺎﻘﻡ ] sözleşmeler. mukavele (A.) [ ﻪﻝوﺎﻘﻡ ] sözleşme.
 
mukavelename (A.-F.) [ ﻪﻡﺎﻥ ﻪﻝوﺎﻘﻡ ] sözleşme metni.) mukavemet (A.) [ ﺖﻡوﺎﻘﻡ ] karşı koyma, direnme. mukavemet etmek karşı koymak, direnmek.
mukavim (A.) [ موﺎﻘﻡ ] karşı koyan, direnen, dirençli. mukavvî (A.) [ یﻮﻘﻡ ] güç veren.
mukâyese (A.) [ ﻪﺴیﺎﻘﻡ ] kıyaslama, karşılaştırma. mukayyed (A.) [ ﺪﻴﻘﻡ ] 1.bağlı, zincire vurulmuş. 2.kayıtlı. mukayyi (A.) [ ءﯽﻴﻘﻡ ] kusturucu.
mukırr (A.) [ ﺮﻘﻡ]  itirafçı.
 
mukîm (A.) [ ﻢﻴﻘﻡ ] oturan, yerleşik. mukni (A.) [ ﻊﻨﻘﻡ ] ikna edici.
muktebes (A.) [ ﺲﺒﺘﻘﻡ ] alıntı yapılmış. muktedâ (A.) [ اﺪﺘﻘﻡ ] uyulan.
muktedî (A.) [ یﺪﺘﻘﻡ ] uyan. muktedî olmak uymak.
muktedir (A.) [ رﺪﺘﻘﻡ ] güçlü, iktidarlı. muktesid (A.) [ ﺪﺼﺘﻘﻡ ] tutumlu, iktisatlı.) muktezî (A.) [ ﯽﻀﺘﻘﻡ ] gereken.
mûmâileyh (A.) [ ﻪﻴﻝا ﯽﻡﻮﻡ ] anılan, adı geçen. mûmâileyhim (A.) [ ﻢﻬﻴﻝا ﯽﻡﻮﻡ ] adı geçenler. mumza (A.) [ ﯽﻀﻤﻡ ] imzalı, imzalanmış. munfasıl (A.) [ ﻞﺼﻔﻨﻡ ] ayrı.
munis (A.) [ ﺲﻥﻮﻡ ] cana yakın, alışılmış.
 
munkalib (A.) [ ﺐﻠﻘﻨﻡ ] değişen, dönüşen. munkalib olmak değişmek, dönüşmek. munkarız (A.) [ ضﺮﻘﻨﻡ ] yıkılan, çöken, sönen. munkarız olmak yıkılmak, çökmek, sönmek. munsarif (A.) [ فﺮﺼﻨﻡ ] vazgeçen.
munsarif olmak vazgeçmek. munsif (A.) [ ﻒﺼﻨﻡ ] insaflı.
muntabık (A.) [ ﻖﺒﻄﻨﻡ ] uygun, uyumlu.
 
muntazam (A.) [ ﻢﻈﺘﻨﻡ ] düzenli, düzgün, intizamlı. muntazaman (A.) [ ﺎﻤﻈﺘﻨﻡ ] düzenli olarak.
muntazır (A.) [ ﺮﻈﺘﻨﻡ ] bekleyen. munzam (A.) [ ﻢﻀﻨﻡ ] ek.
mûr (F.) [ رﻮﻡ ] karınca.
 
murabba (A.) [ ﻊﺑﺮﻡ ] 1.dörtgen. 2.kare.
 
murabbauşşekl (A.) [ ﻞﮑﺸﻝا ﻊﺑﺮﻡ ] dörtgen şeklinde, kare şeklinde. murâd (A) [ داﺮﻡ ] istek, arzu.
murâfaa (A.) [ ﻪﻌﻓاﺮﻡ ] duruşma. murahhas (A.) [ ﺺﺧﺮﻡ ] delege.
murakabe (A.) [ ﻪﺒﻗاﺮﻡ ] 1.denetim. 2.kendi iç dünyasına dalma. murakıb (A.) [ ﺐﻗاﺮﻡ ] denetçi.
murakka (A.) [ ﻊﻗﺮﻡ ] yamalı.
 
murassa (A.) [ ﻊﺹﺮﻡ ] değerli taşlarla süslenmiş. murg (F.) [ غﺮﻡ ] kuş.
 
murûr etmek geçmek.
 
murzia (A.) [ ﻪﻌﺽﺮﻡ ] sütanne.
 
musâb (A.) [ بﺎﺼﻡ ] yakalanmış, tutulmuş, uğramış. musâb olmak yakalanmak, tutulmak.
musadif (A.) [ فدﺎﺼﻡ ] rastlayan. musâfaha (A.) [ ﻪﺤﻓﺎﺼﻡ ] tokalaşma. musâfaha etmek tokalaşmak, el sıkışmak.
musahabe (A.) [ ﻪﺒﺣﺎﺼﻡ ] konuşma, sohbet etme. musahhah (A.) [ ﺢﺤﺼﻡ ] düzeltilmiş.
musahib (A.) [ ﺐﺣﺎﺼﻡ ]  1.arkadaş, sohbet arkadaşı. 2.padişahın özel işlerine bakan.
 
musalaha (A.) [ ﻪﺤﻝﺎﺼﻡ ] barış.
 
musanna 1.gösterişli. 2.usta elinden çıkmış. musannif (A.) [ ﻒﻨﺼﻡ ] yazar, kitap yazarı.
musarra (A.) [ عﺮﺼﻡ ] iki mısraı birbiriyle kafiyelendirilmiş beyit. musattah (A.) [ ﺢﻄﺴﻡ ] düz.
musavver (A.) [ رﻮﺼﻡ ] 1.resimli. 2.tasvir edilmiş. musavvir (A.) [ رﻮﺼﻡ ] ressam.
mushaf (A.) [ ﻒﺤﺼﻡ ] Kur’ân.
 
musîbet (A.) [ ﺖﺒﻴﺼﻡ ] 1.bela. 2.şirret, uğursuz. mûsikîşinas (A.-F.) [ سﺎﻨﺵ ﯽﻘﻴﺱﻮﻡ ] müzisyen. musir (A.) [ ﺮﺼﻡ ] ısrarcı, ısrar eden.
musirrane (A.-F.) [ ﻪﻥاﺮﺼﻡ] ısrarla, ısrar ederek.
 
mustakim (A.) [ ﻢﻴﻘﺘﺴﻡ ] doğru, düz, dosdoğru. mûş (F.) [ شﻮﻡ ] fare.
muşamma (A.) [ ﻊﻤﺸﻡ ] muşamba. mûşikâfâne (F.) [ ﻪﻥﺎﻓﺎﮑﺵﻮﻡ ] kılı kırk yararak. muşt (F.) [ ﺖﺸﻡ ] 1.yumruk. 2.avuç.
muta’assıb (A.) [ ﺐﺼﻌﺘﻡ ] taassup gösteren, aşırı tutucu, yobaz. mutabık (A.) [ ﻖﺑﺎﻄﻡ ] uyan, uyumlu.
mutâlebât (A.) [ تﺎﺒﻝﺎﻄﻡ ] istekler.
 
mutâlebe (A.) [ ﻪﺒﻝﺎﻄﻡ] 1.istek. 2.isteme, talep. mutâlebe etmek istemek, talep etmek.
mutantan (A.) [ ﻦﻄﻨﻄﻡ ] 1.tantanalı. 2.gösterişli. mutarriden (A.) [ ادﺮﻄﻡ ] biteviye.
mutasarrıf (A.) [ فﺮﺼﺘﻡ ] sancak beyi. mutasavvıfâne (A.-F.) [ ﻪﻥﺎﻓﻮﺼﺘﻡ ] sûfice.
mutâva’at (A.) [ ﺖﻋوﺎﻄﻡ ] baş eğme, boyun eğme, itaat. mutavattın (A.) [ ﻦﻃﻮﺘﻡ ] yurt tutmuş.
mutayebe (A.) [ ﻪﺒیﺎﻄﻡ ] şakalaşma, birbirine fıkra anlatma. mutazammin (A.) [ ﻦﻤﻀﺘﻡ ] içeren.
mutazarrır (A.) [ رﺮﻀﺘﻡ ] zarar gören. mutazarrır olmak zarar görmek.
muteber (A.) [ ﺮﺒﺘﻌﻡ ] 1.itibarlı. 2.geçerli.
 
mutedil (A.) [ لﺪﺘﻌﻡ ] 1.ylıman. 2.mülayim, hoşgörülü. mutekid (A.) [ ﺪﻘﺘﻌﻡ ] inanan, inancında olan.
 
mutemed (A.) [ ﺪﻤﺘﻌﻡ ] güvenilir.
 
mutî (A.) [ ﻊﻴﻄﻡ ] itaat eden, boyun eğen. mutî olmak itaat etmek, boyun eğmek. mutlak (A.) [ ﻖﻠﻄﻡ ] kesin.
mutlaka (A.) [ ﺎﻘﻠﻄﻡ ] kesinlikle, zorunlu olarak, kayıtsız şartsız. mutrib (A.) [ بﺮﻄﻡ ] 1.çalgıcı. 2.şarkıcı.
muttasıl (A.) [ ﻞﺼﺘﻡ ] sürekli, durmadan. muvacehe (A.) [ ﻪﻬﺝاﻮﻡ ] karşı, yüzyüze. muvaffak (A.) [ ﻖﻓﻮﻡ ] başarılı.
muvaffak olmak başarmak, başarılı olmak. muvaffakiyet (A.) [ ﺖﻴﻘﻓﻮﻡ ] başarı. muvaffakiyet ihraz etmek başarı göstermek. muvafık gelmek uygun olmak.
muvahhiş (A.) [ ﺶﺣﻮﻡ ] korkutucu. muvakkar (A.) [ ﺮﻗﻮﻡ ] ağırbaşlı. muvakkat (A.) [ ﺖﻗﻮﻡ ] geçici. muvakkaten (A.) [ ﺎﺘﻗﻮﻡ ] geçici olarak.
muvâsalat (A.) [ تﻼﺹاﻮﻡ ] varma, ulaşma. muvâsalat etmek ulaşmak, varmak. muvâzaten (A.) [ ﺎﺕازاﻮﻡ ] paralel olarak. muvazene (A.) [ ﻪﻥزاﻮﻡ ] denge.
muvazene-i umûmiye kanunu bütçe kanunu. muvazenesiz (A.-T.) dengesiz.
 
muvazi (A.) [ یزاﻮﻡ ] paralel. muvazzaf (A.) [ ﻒﻇﻮﻡ ] görevli. muzaffer olmak zafer kazanmak.
muzafferiyet (A.) [ ﺖیﺮﻔﻈﻡ ] zafer kazanma. muzdarip (A.) [ بﺮﻄﻀﻡ ] ızdıraplı, acı çeken. muzdarip etmek ızdırap vermek, üzmek.
muzır (A.) [ ﺮﻀﻡ ] zararlı, muzur. muzlim (A.) [ ﻢﻠﻈﻡ ] karanlık.
muztarib (A.) [ بﺮﻄﻀﻡ ] acı çeken, ızdıraplı. mübadele (A.) [ ﻪﻝدﺎﺒﻡ ] değiştokuş, alışveriş. mübahesat (A.) [ تﺎﺜﺣﺎﺒﻡ ] tartışmalar. mübahese (A.) [ ﻪﺜﺣﺎﺒﻡ ] tartışma.
mübahese olunmak tartışılmak.
 
mübalağa (A.) [ ﻪﻐﻝﺎﺒﻡ] 1.abartma. 2.abartı. mübalağa edilmek abartılmak.
mübalağa etmek abartmak.
 
mübarek (A.) [ کرﺎﺒﻡ ] kutlu, bereketli.
 
mübareze (A.) [ ﻩزرﺎﺒﻡ ] 1.uğraşı, mücadele. 2.savaş. mübareze etmek mücadele etmek.
mübaşeret olunmak girişilmek, işe başlanmak. mübâyaa (A.) [ ﻪﻌیﺎﺒﻡ ] satın alma.
mübâyaa edilmek alınmak, satın alınmak. mübâyaa etmek almak, satın almak.
 
mübdi (A.) [ عﺪﺒﻡ ] yenilik getiren, yeni bir şey bulan. mübeşşir (A.) [ ﺮﺸﺒﻡ ] müjdeci, müjdeleyen.
mübhem (A.) [ ﻢﻬﺒﻡ ] belirsiz.
 
mübin (A.) [ ﻦﻴﺒﻡ ] açıklayan, açıklayıcı. mübrem (A.) [ مﺮﺒﻡ ] kaçınılmaz, zorunlu. mübremleşmek kaçınılmaz bir hal almak.
mübtedi (A.) [ یﺪﺘﺒﻡ ] 1.başlayan. 2.ilkokula başlayan öğrenci. mübtela (A.) [ ﻼﺘﺒﻡ ] uğramış, tutulmuş, yakalanmış.
mübtela olmak uğramak, tutulmak, yakalanmak. mübtenî (A.) [ ﯽﻨﺘﺒﻡ ] dayanan.
mübtezel (A.) [ لﺬﺘﺒﻡ ] 1.ele ayağa düşmüş. 2.orta malı. 3.çok bulunan. mücadele (A.) [ ﻪﻝدﺎﺠﻡ ] savaşım.
mücavir (A.) [ روﺎﺠﻡ ] komşu.
 
mücazat (A.) [ تازﺎﺠﻡ ] 1.cezalandırma. 2.karşılık verme. mücbir (A.) [ ﺮﺒﺠﻡ ] zorlayıcı.
müceddid (A.) [ دﺪﺠﻡ ] yenilikçi. mücehhez (A.) [ ﺰﻬﺠﻡ ] donanmış. mücellâ (A.) [ ﻼﺠﻡ ] cilalı. mücellid (A.) [ ﺪﻠﺠﻡ ] ciltçi. mücerreb (A.) [ بﺮﺠﻡ ] deneyimli.
mücerred (A.) [ دﺮﺠﻡ ] 1.bekar. 2.soyut. mücmelen (A.) [ ﻼﻤﺠﻡ ] özetle.
mücrim (A.) [ مﺮﺠﻡ ] suçlu.
 
müctemi’ (A.) [ ﻊﻤﺘﺠﻡ ] derli toplu. müdafaa (A.) [ ﻪﻌﻓاﺪﻡ ] savunma. müdahale (A.) [ ﻪﻠﺧاﺪﻡ ] karışma.
müdahene (A.) [ ﻪﻨهاﺪﻡ ] yağcılık, yardakçılık. müdavim (A.) [ مواﺪﻡ ] devam eden.
müddeî (A.) [ ﯽﻋﺪﻡ ] 1.davacı. 2.inatçı. müddet (A.) [ تﺪﻡ ] süre.
müddet-i muvakkata [ ﻪﺘﻗﻮﻡ تﺪﻡ ] geçici süre. müddet-i tahsiliye [ ﻪﻴﻠﻴﺼﺤﺕ تﺪﻡ ] öğrenim süresi. müdevver (A.) [ روﺪﻡ ] yuvarlak.
müdhiş (A.) [ ﺶهﺪﻡ ] dehşet verici. müdhişe (A.) [ ﻪﺸهﺪﻡ ] dehşet verici. müdrik (A.) [ کرﺪﻡ ] idrak eden. müdrik olmak idrak etmek. müebbeden (A.) [ اﺪﺑﺆﻡ ] ömür boyu.
müellefat (A.) [ تﺎﻔﻝﺆﻡ ] telif edilmiş yapıtlar. müellif (A.) [ ﻒﻝﺆﻡ ] yazar.
müesses (A.) [ ﺲﺱﺆﻡ ] kurulu, kurulmuş.
 
müessesat (A.) [ تﺎﺴﺱﺆﻡ ] kurumlar, kuruluşlar, müesseseler. müessese (A.) [ ﻪﺴﺱﺆﻡ] kurum, kuruluş.
müessif (A.) [ ﻒﺱﺆﻡ ] üzücü.
 
müessir (A.) [ ﺮﺛﺆﻡ ]1.etkileyici, etkili. müessiriyet (A.) [ ﺖیﺮﺛﺆﻡ ] etkileme gücü.
 
müessis (A.) [ ﺲﺱﺆﻡ ] kurucu. müeyyide (A.) [ ﻩﺪیﺆﻡ ] yaptırım. müfekkire (A.) [ ﻩﺮﮑﻔﻡ ] düşünme gücü. müfid (A.) [ ﺪﻴﻔﻡ ] yararlı.
müflis (A.) [ ﺲﻠﻔﻡ ] 1.iflas etmiş. 2.sefil. müfreze (A.) [ ﻩزﺮﻔﻡ ] askerî birlik. müfrit (A.) [ طﺮﻔﻡ ] aşırı.
müfsid (A.) [ ﺪﺴﻔﻡ ] bozucu. müftehir (A.) [ ﺮﺨﺘﻔﻡ ] iftihar eden.
müftekir (A.) [ ﺮﻘﺘﻔﻡ ] 1.yoksul. 2.bağlı, muhtaç. müfteri (A.) [ یﺮﺘﻔﻡ ] iftiracı.
müheyya (A.) [ ﺎﻴﻬﻡ ] hazır.
 
müheyyic (A.) [ ﺞﻴﻬﻡ ] heyecan verici. mühim (A.) [ ﻢﻬﻡ ] önemli.
mühimmat (A.) [ تﺎﻤﻬﻡ ] savaş malzemesi. mühimme (A.) [ ﻪﻤﻬﻡ ] önemli.
mühlet (A.) [ ﺖﻠﻬﻡ ] tanınmış süre. mühlet vermek süre tanımak. mühlik (A.) [ ﮏﻠﻬﻡ ] öldürücü. mühr (F.) [ ﺮﻬﻡ ] mühür.
mühtedî (A.) [ یﺪﺘﻬﻡ ] islam dinini kabul etmiş. mühtez (A.) [ ﺰﺘﻬﻡ ] titrek.
mühürdar (F.) [ رادﺮﻬﻡ ] özel kalem müdürü.
 
müje (F.) [ ﻩﮋﻡ ] kirpik.
 
müjgan (F.) [ نﺎﮔﮋﻡ ] 1. kirpik. 2.kirpikler. mükâfat (A.) [ تﺎﻓﺎﮑﻡ ] ödül.
mükâleme (A.) [ ﻪﻤﻝﺎﮑﻡ ] konuşma. mükâtebe (A.) [ ﻪﺒﺕﺎﮑﻡ ] yazışma. mükedder (A.) [ رﺪﮑﻡ ] kederli.
mükemmelen (A.) [ ﻼﻤﮑﻡ ] tam olarak, mükemmel olarak. mükemmeliyet (A.) [ ﺖﻴﻠﻤﮑﻡ ] mükemmellik.
mükerrer (A.) [ رﺮﮑﻡ ] tekrarlanmış, yinelenmiş. mükerreren (A.) [ ارﺮﮑﻡ ] tekrar tekrar.
mükeyyif (A.) [ ﻒﻴﮑﻡ ] keyif verici. mükteseb (A.) [ ﺐﺴﺘﮑﻡ ] kazanılmış. müktesebat (A.) [ تﺎﺒﺴﺘﮑﻡ ] bilgi birikimi. müktesebe (A.) [ ﻪﺒﺴﺘﮑﻡ ] kazanılmış.
mülakat (A.) [ تﺎﻗﻼﻡ ] 1.buluşma. 2.görüşme. mülâki olmak 1.karşılaşmak. 2.görüşmek. mülayim (A.) [ ﻢیﻼﻡ ] yumuşak.
mülazemet etmek 1.devam etmek. 2.staj yapmak. 3.bir işle ilgilenmek. mülazım (A.) [ مزﻼﻡ ] teğmen.
mülazım-ı evvel [ لوا مزﻼﻡ ] üsteğmen. mülazım-ı sâni [ ﯽﻥﺎﺛ مزﻼﻡ ] teğmen. mülevven (A.) [ نﻮﻠﻡ ] rengarenk. mülevves (A.) [ ثﻮﻠﻡ ] kirli.
 
mülga (A.) [ ﺎﻐﻠﻡ ] kaldırılmış.
 
mülhakat (A.) [ تﺎﻘﺤﻠﻡ ] 1.ekler. 2.bir yere bağlı olan başka yerler. mülk (A.) [ ﮏﻠﻡ ] 1.yurt. 2.kazanç getiren taşınmaz.
mülteci (A.) [ ﯽﺠﺘﻠﻡ ] sığınmacı.
 
mültefit (A.) [ ﺖﻔﺘﻠﻡ ] iltifat eden, güleryüzlü. mülûk (A.) [ کﻮﻠﻡ ] melikler.
mümane’et (A.) [ ﺖﻌﻥﺎﻤﻡ ] engelleme. mümaselet (A.) [ ﺖﻠﺛﺎﻤﻡ ] benzerlik. mümasil (A.) [ ﻞﺛﺎﻤﻡ ] benzer, andıran. mümasil olmak berbirine benzemek.
mümâşat (A.) [ تﺎﺵﺎﻤﻡ ] uysallık, suyuna gitme, alttan alma. mümessil (A.) [ ﻞﺜﻤﻡ ] 1.temsilci. 2.sınıf temsilcisi. mümeyyiz (A.) [ ﺰﻴﻤﻡ ] 1.katip. 2.sınava giren öğretmen. mümeyyize (A.) [ ﻩﺰﻴﻤﻡ ] tırnak işareti.
mümin (A.) [ ﻦﻡﺆﻡ ] inanan, iman eden. müminîn (A.) [ ﻦﻴﻨﻡﺆﻡ ] inananlar, iman edenler. mümkin (A.) [ ﻦﮑﻤﻡ ] mümkün.
mümsik (A.) [ ﮏﺴﻤﻡ ] elisıkı. mümtaz (A.) [ زﺎﺘﻤﻡ ] seçkin.
mümtehin (A.) [ ﻦﺤﺘﻤﻡ ] sınav yapan, sınayan. mümteni (A.) [ ﻊﻨﺘﻤﻡ ] imkansız.
mümzâ (A.) [ ﯽﻀﻤﻡ ] imzalı, imzalanmış. mün’adim olmak yok olmak.
 
mün’akid (A.) [ ﺪﻘﻌﻨﻡ ] yapılmış, imzalanmış, kabul edilmiş. mün’akis (A.) [ ﺲﮑﻌﻨﻡ ] yansıtan.
mün’im (A.) [ ﻢﻌﻨﻡ ] 1.Tanrı. 2.velînimet. münâcat (A.) [ تﺎﺝﺎﻨﻡ ] Tanrı’ya yakarma.
münâdi (A.) [ یدﺎﻨﻡ ] 1.müezzin. 2.tellal, çığırtkan. münafık (A.) [ ﻖﻓﺎﻨﻡ ] ikiyüzlü, nifak sokucu. münâkalat (A.) [ تﻼﻗﺎﻨﻡ ] taşımacılık.
münâkasa (A.) [ ﻪﺼﻗﺎﻨﻡ ] açık eksiltme. münâkaşa [ ﻪﺸﻗﺎﻨﻡ ] 1.tartışma. 2.irdeleme. münâkız olmak (A.-T.) çelişmek.
münakkaş (A.) [ ﺶﻘﻨﻡ ] nakışlı, işlemeli, desenli. münasebat (A.) [ تﺎﺒﺱﺎﻨﻡ ] münasebetler.
münatif (A.) [ ﻒﻄﻌﻨﻡ ] çevrilmiş,yönelik. münatif olmak çevrilmek.
münâvebeten (A.) [ ﺔﺑوﺎﻨﻡ ] dönüşümlü olaram. münaza’ât (A.) [ تﺎﻋزﺎﻨﻡ ] çatışmalar, çekişmeler. münbais (A.) [ ﺚﻌﺒﻨﻡ ] ileri gelen, kaynaklanan. münbit (A.) [ ﺖﺒﻨﻡ ] verimli.
müncemid (A.) [ ﺪﻤﺠﻨﻡ ] donuk. müncer olmak sonuçlanmak.
mündemic (A.) [ ﺞﻡﺪﻨﻡ ] içinde yer alan, içinde bulunan. mündericât (A.) [ تﺎﺝرﺪﻨﻡ ] içindekiler.
münderis olmak izi kalmamak.
 
münebbih (A.) [ ﻪﺒﻨﻡ ] uyarıcı, uyandırıcı. münekkid (A.) [ ﺪﻘﻨﻡ ] eleştirmen.
münevver (A.) [ رﻮﻨﻡ ] 1.aydınlanmış, parlak. 2.aydın fikirli. münevver eylemek aydınlatmak.
münfail olmak gücenmek, alınmak.
 
münferid (A.) [ دﺮﻔﻨﻡ ] 1.ayrı, tek başına. 2.tektük. münhal (A.) [ ﻞﺤﻨﻡ ] 1.boş, açık. 2.çölülmüş. münhasır (A.) [ ﺮﺼﺤﻨﻡ ] dönük, ait, yönelik. münhasıran (A.) [ اﺮﺼﺤﻨﻡ ] sırf, sadece.
münhedim olmak yıkılmak, yok olmak. münhezim (A.) [ مﺰﻬﻨﻡ ] bozguna uğramış. münhezim olmak bozguna uğramak. müneccim (A.) [ ﻢﺠﻨﻡ ] yıldızbilimci, astrolog. münkasım (A.) [ ﻢﺴﻘﻨﻡ ] bölünmüş.
münkasım olmak bölünmek, bölünmüş olmak. münker (A.) [ ﺮﮑﻨﻡ ] inkâr edilen.
münkesir (A.) [ ﺮﺴﮑﻨﻡ ] kırık. münkesir olmak kırılmak. münkir (A.) [ ﺮﮑﻨﻡ ] inkâr eden. münselib olmak kalmamak.
müntahab (A.) [ ﺐﺨﺘﻨﻡ ] seçilmiş, seçkin. müntahabat (A.) [ تﺎﺒﺨﺘﻨﻡ ] seçki, antoloji. müntakim (A.) [ ﻢﻘﺘﻨﻡ ] intikam alan.
 
münteha (A.) [ ﺎﻬﺘﻨﻡ ] son.
 
müntehi olmak sona ermek, son bulmak. müntesib (A.) [ ﺐﺴﺘﻨﻡ ] mensup, intisab etmiş. müntesip bk. müntesib.
münteşir (A.) [ ﺮﺸﺘﻨﻡ ] yaygın.
 
müphem (A.) [ ﻢﻬﺒﻡ ] belirsiz, belli belirsiz.
 
müptelâ (A.) [ ﻼﺘﺒﻡ ] uğramış, tutulmuş, yakalanmış. müptelâ olmak tutulmak, yakalanmak, uğramak. mürâat (A.) [ تﺎﻋاﺮﻡ ] gözetme.
müracaat (A.) [ ﺖﻌﺝاﺮﻡ ] başvuru. 2.geri dönüş. müracaat etmek 1.başvurmak. 2.geri dönmek. müradif (A.) [ فداﺮﻡ ] eşanlamlı.
mürai (A.) [ ﯽﺋاﺮﻡ ] ikiyüzlü.
 
müraselât (A.) [ تﻼﺱاﺮﻡ ] mektuplaşmalar. mürasele (A.) [ ﻪﻠﺱاﺮﻡ ] mektuplaşma. mürde (F.) [ ﻩدﺮﻡ ] ölü.
mürebbî (A.) [ ﯽﺑﺮﻡ ] eğitmen, eğitici.
 
müreccah (A.) [ ﺢﺝﺮﻡ ] tercih sebebi, tercih edilir. müreffeh (A.) [ ﻪﻓﺮﻡ ] refah içinde, bolluk içinde. mürekkeb (A.) [ ﺐﮐﺮﻡ ] 1.oluşan, bileşen. 2.mürekkep.
müretteb (A.) [ ﺐﺕﺮﻡ ] 1.düzenlenmiş, tertip edilmiş. 2.dizilmiş. mürettib (A.) [ ﺐﺕﺮﻡ ] dizgici.
mürevvic (A.) [ جوﺮﻡ ] revaç veren, propagandasını yapan.
 
mürg (F.) [ غﺮﻡ ] kuş.
 
mürgâb (F.) [ بﺎﻏﺮﻡ ] 1.ördek. 2.kurbağa.
 
mürid (A.) [ ﺪیﺮﻡ ] 1.buyuran. 2.şeyhe bağlı kişi, mürit. mürit bk. murid.
mürşid (A.) [ ﺪﺵﺮﻡ ] 1.şeyh. 2.doğru yolu gösteren, irşad eden. mürteci (A.) [ ﻊﺠﺕﺮﻡ ] gerici.
mürted (A.) [ ﺪﺕﺮﻡ ] islam dininden çıkan. mürtefi (A.) [ ﻊﻔﺕﺮﻡ ] yüksek.
mürtehen (A.) [ ﻦﻬﺕﺮﻡ ] rehinli, ipotekli. mürteiş (A.) [ ﺶﻌﺕﺮﻡ ] titrek.
mürtekib (A.) [ ﺐﮑﺕﺮﻡ ] kötü bir iş yapan, işleyen. mürteşî (A.) [ ﯽﺸﺕﺮﻡ ] rüşvetçi, rüşvet yiyen. mürûr (A.) [ روﺮﻡ ] geçme, geçip gitme, geçiş. mürûr -i zaman [ نﺎﻡز روﺮﻡ ] zamanın akışı.
mürûr etmek geçmek.
 
mürûr eylemek 1.geçmek. 2.uğramak. mürüvvet (A.) [ توﺮﻡ ] 1.insanlık. 2.iyilik. müsaade (A.) [ ﻩﺪﻋﺎﺴﻡ ] 1.izin. 2.yardım. müsaade edilmek izin verilmek.
müsaade etmek izin vermek.
 
müsaadekâr (A.-F.) [ رﺎﮐ ﻩﺪﻋﺎﺴﻡ ] yardımcı, izin verici. müsaadekârlık (A.-F.-T.) yardımcı olma, izin verme. müsabaka (A.) [ ﻪﻘﺑﺎﺴﻡ ] yarışma.
 
müsabık (A.) [ ﻖﺑﺎﺴﻡ ] yarışmacı.
 
müsademe (A.) [ ﻪﻡدﺎﺼﻡ ] 1.çarpışma. 2.çatışma. müsadere (A.) [ ﻩردﺎﺼﻡ ] mal varlığına el koyma. müsadere edilmek mal varlığına el konulmak. müsadere etmek mal varlığına el koymak. müsâdif (A.) [ فدﺎﺼﻡ ] rastlar, rastlayan.
müsafir (A.) [ ﺮﻓﺎﺴﻡ ] 1.yolcu. 2.konuk. müsâhelekârlık (A.-F.-T.) kolaylık gösterme. müsaid (A.) [ ﺪﻋﺎﺴﻡ ] uygun.
müsalaha (A.) [ ﻪﺤﻝﺎﺼﻡ ] barış yapma. müsalemetkâr (A.-F.) [ رﺎﮐ ﺖﻤﻝﺎﺴﻡ ] barışçıl. müsâmaha (A.) [ ﻪﺤﻡﺎﺴﻡ ] hoşgörü. müsâmahakâr (A.-F.) [ رﺎﮐ ﻪﺤﻡﺎﺴﻡ ] hoşgörülü.
müsamere (A.) [ ﻩﺮﻡﺎﺴﻡ ] 1.gece eğlencesi. 2.okul piyesi. müsâvat (A.) [ تاوﺎﺴﻡ ] eşitlik.
müsâvatsızlık (A.-T.) eşitsizlik. müsbet (A.) [ ﺖﺒﺜﻡ ] olumlu, pozitif. müsebbib (A.) [ ﺐﺒﺴﻡ ] yol açan, sebep olan. müseccel (A.) [ ﻞﺠﺴﻡ ]  tescilli.
müsekkin (A.) [ ﻦﮑﺴﻡ ] sakinleştirici, yatıştırıcı. müsekkit (A.) [ ﺖﮑﺴﻡ ] susturucu.
müsellah (A.) [ ﺢﻠﺴﻡ ] silahlı.
 
müselleme (A.) [ ﻪﻤﻠﺴﻡ ] herkes tarafından kabul edilmiş.
 
müselles (A.) [ ﺚﻠﺜﻡ ] üçgen. müsellesat (A.) [ تﺎﺜﻠﺜﻡ ] trigonometri. müsellesüşşekl (A.) [ ﻞﮑﺸﻝا ﺚﻠﺜﻡ ] üçgen şeklinde. müselmân (A.) [ نﺎﻤﻠﺴﻡ ]  müslüman.
müselsel (A.) [ ﻞﺴﻠﺴﻡ ] zincirleme. müsemma (A.) [ ﯽﻤﺴﻡ ] adlandırılmış.
müshil (A.) [ ﻞﻬﺴﻡ ] 1.kolaylaştıran. 2.ishal edici. müsin (A.) [ ﻦﺴﻡ ] yaşlı.
müskirat (A.) [ تاﺮﮑﺴﻡ ] sarhoş edici şeyler. müslim (A.) [ ﻢﻠﺴﻡ ] müslüman.
müsmir (A.) [ ﺮﻤﺜﻡ ] 1.verimli. 2.iyi sonuç veren. müsmiriyet (A.) [ ﺖیﺮﻤﺜﻡ ] verimlilik.
müsrif (A.) [ فﺮﺴﻡ ] savurgan. müsta’mere (A.) [ ﻩﺮﻤﻌﺘﺴﻡ ] sömürge. müstab’ed (A.) [ ﺪﻌﺒﺘﺴﻡ ] uzak.
müsta'fî (A.) [ ﯽﻔﻌﺘﺴﻡ ] istifa etmiş, istifa eden. müstağnî (A.) [ ﯽﻨﻐﺘﺴﻡ ] doygun, eyvallah etmeyen. müstahak (A.) [ ﻖﺤﺘﺴﻡ ] hak kazanmış.
müstahdem (A.) [ مﺪﺨﺘﺴﻡ ] çalışan, hizmet eden. müstahdemîn (A.) [ ﻦﻴﻡﺪﺨﺘﺴﻡ ] çalışanlar, hizmet edenler. müstaid (A.) [ ﺪﻌﺘﺴﻡ ] yetenekli.
müstakil (A.) [ ﻞﻘﺘﺴﻡ ] bağımsız.
 
müstakillen (A.) [ ﻼﻘﺘﺴﻡ ] bağımsız olarak, ayrıca.
 
müstakraza (A.) [ ﻪﺽﺮﻘﺘﺴﻡ ] borç alınan.
 
müstamel (A.) [ ﻞﻤﻌﺘﺴﻡ ] 1.kullanılmış. 2.kullanılan. müstantık (A.) [ ﻖﻄﻨﺘﺴﻡ ] sorgu yargıcı.
müste’cir (A.) [ ﺮﺝﺄﺘﺴﻡ ] kiracı. müstebân olmak anlaşılmak. müstebid (A.) [ ﺪﺒﺘﺴﻡ ] despot. müstefid olmak yararlanmak. müstehlik (A.) [ ﮏﻠﻬﺘﺴﻡ ] tüketici. müstehzi (A.) [ یﺰﻬﺘﺴﻡ ] alaycı.
müstemleke (A.) [ ﻪﮑﻠﻤﺘﺴﻡ ] sömürge, koloni. müstenid (A.) [ ﺪﻨﺘﺴﻡ ] dayanan.
müsteniden (A.) [ اﺪﻨﺘﺴﻡ ] dayanarak. müsterih (A.) [ ﺢیﺮﺘﺴﻡ ] gönlü rahat.
müstesnâ (A.) [ ﯽﻨﺜﺘﺴﻡ ] 1.apayrı. 2.dışında haricinde. müsteşar (A.) [ رﺎﺸﺘﺴﻡ ] danışman.
müsteşrik (A.) [ قﺮﺸﺘﺴﻡ ] doğubilimci, oryantalist. müsvedde (A.) [ ﻩدﻮﺴﻡ ] taslak.
müşa’şa (A.) [ ﻊﺸﻌﺸﻡ ] gösterişli, şaşaalı. müşabehet (A.) [ ﺖﻬﺑﺎﺸﻡ ] benzerlik. müşabih (A.) [ ﻪﺑﺎﺸﻡ ] benzer.
müşahedât (A.) [ تاﺪهﺎﺸﻡ ] gözlemler. müşâhede (A.) [ ﻩﺪهﺎﺸﻡ ] gözlem. müşâhede edilmek gözlemlenmek.
 
müşâhede olunmak gözlemlenmek. müşahhas (A.) [ ﺺﺨﺸﻡ ] somut. müşarik (A.) [ کرﺎﺸﻡ ] ortak.
müşarünileyh (A.) [ ﻪﻴﻝا رﺎﺸﻡ ] anılan, adı geçen. müşavere (A.) [ ﻩروﺎﺸﻡ ] danışma.
müşavere etmek danışmak.
 
müşekkel (A.) [ ﻞﮑﺸﻡ ] biçimli, kalıplı. müşerref olmak şeref kazanmak. müşevveş (A.) [ شﻮﺸﻡ ] karışık.
müşfik (A.) [ ﻖﻔﺸﻡ ] şefkatli. müşir (A.) [ ﺮﻴﺸﻡ ] mareşal. müşkil (A.) [ ﻞﮑﺸﻡ ] güç, zor.
müşkilât (A.) [ تﻼﮑﺸﻡ ] güçlükler, zorluklar. müşkilat çekmek zorluk çekmek, sıkıntı çekmek. müşkilpesend (A.-F.) [ ﺪﻨﺴﭘ ﻞﮑﺸﻡ ] güç beğenen. müşt (F.) [ ﺖﺸﻡ ] 1.yumruk. 2.avuç.
müştail (A.) [ ﻞﻌﺘﺸﻡ ] alevli.
 
müştak (A.) [ قﺎﺘﺸﻡ ] çok isteyen, can atan. müştehir (A.) [ ﺮﻬﺘﺸﻡ ] ünlü.
müşteki (A.) [ ﯽﮑﺘﺸﻡ ] şikayetçi.
 
müştemilat (A.) [ تﻼﻤﺘﺸﻡ ] eklentiler, ek yapılar. müştereken (A.) [ ﺎﮐﺮﺘﺸﻡ ] ortaklaşa.
mütalaa (A.) [ ﻪﻌﻝﺎﻄﻡ ] 1.okuma. 2.görüş. 3.inceleme.
 
mütareke (A.) [ ﻪﮐرﺎﺘﻡ ] bırakışma, karşılıklı silah bırakma. müteaddid (A.) [ دﺪﻌﺘﻡ ] birçok.
müteaffin (A.) [ ﻦﻔﻌﺘﻡ ] kokuşmuş.
 
müteahhid (A.) [ ﺪﻬﻌﺘﻡ ] taahhüt eden, üstlenen. müteakib (A.) [ ﺐﻗﺎﻌﺘﻡ ] ardından.
müteallik (A.) [ ﻖﻠﻌﺘﻡ ] ilgili, ilişkin. müteallim (A.) [ ﻢﻠﻌﺘﻡ ] öğrenci. müteammim (A.) [ ﻢﻤﻌﺘﻡ ] yaygın. müteannid (A.) [ ﺪﻨﻌﺘﻡ ] inatçı.
müteârife (A.) [ ﻪﻓرﺎﻌﺘﻡ ] kanıtlanmak gerektirmeyecek kadar açık. müteassıb (A.) [ ﺐﺼﻌﺘﻡ ] taassup gösteren.
mütebahhir (A.) [ ﺮﺤﺒﺘﻡ ] derin bilgi sahibi. mütebahhirane (A.-F.) [ ﻪﻥاﺮﺤﺒﺘﻡ ] derinlemesine. mütebaki (A.) [ ﯽﻗﺎﺒﺘﻡ ] kalan, geriye kalan. mütebariz (A.) [ زرﺎﺒﺘﻡ ] açık seçik, belirgin. mütebasbıs (A.) [ ﺺﺒﺼﺒﺘﻡ ] yaltakçı, yardakçı.
mütebessim (A.) [ ﻢﺴﺒﺘﻡ ] gülümseyen, tebessüm eden. mütecânis (A.) [ ﺲﻥﺎﺠﺘﻡ ] aynı cinsten, homojen.
mütecâviz (A.) [ زوﺎﺠﺘﻡ ]  1.aşkın. 2.saldırgan, tecavüzkâr. 3.sarkıntılık eden, tecavüzcü.
 
müteceddid (A.) [ دﺪﺠﺘﻡ ] 1.yenilikçi. 2.yenileşen. mütecellî (A.) [ ﯽﻠﺠﺘﻡ ] görünen, tecelli eden. mütecessis (A.) [ ﺲﺴﺠﺘﻡ ] meraklı, merak eden.
 
mütecessisâne (A.-F.) [ ﻪﻥﺎﺴﺴﺠﺘﻡ ] merak ederek, meraklı. mütedair (A.) [ ﺮﺋاﺪﺘﻡ ] ilişkin.
mütedeyyin (A.) [ ﻦیﺪﺘﻡ ] dindar, dinine düşkün. müteehhil (A.) [ ﻞهﺄﺘﻡ ] evli.
müteellim (A.) [ ﻢﻝﺄﺘﻡ ] elemli. müteessif (A.) [ ﻒﺱﺄﺘﻡ ] üzgün. müteessif olmak üzülmek.
müteessifâne (A.-F.) [ ﻪﻥﺎﻔﺱﺄﺘﻡ ] üzgün, esefli. müteessir (A.) [ ﺮﺛﺄﺘﻡ ] 1.üzgün. 2.etkilenen. müteessir olmak 1.üzülmek. 2.etkilenmek. müteezzî (A.) [ یذﺄﺘﻡ ] eziyet çekmiş, eza görmüş. müteezzi etmek acı çektirmek.
mütefekkir (A.) [ ﺮﮑﻔﺘﻡ ] 1.düşünür. 2.düşünceli. mütefekkirane (A.-F.) [ ﻪﻥاﺮﮑﻔﺘﻡ ] düşünceli düşünceli. mütefelsifâne (A.-F.) [ ﻪﻥﺎﻔﺴﻠﻔﺘﻡ ] bir filozof gibi.
mütefennin (A.) [ ﻦﻨﻔﺘﻡ ] fen bilimleri ile uğraşan, teknik ile uğraşan. müteferrik (A.) [ قﺮﻔﺘﻡ ] dağınık.
mütefessih (A.) [ ﺦﺴﻔﺘﻡ ] bozulmuş, kokuşmuş, çürümüş. mütegallib (A.) [ ﺐﻠﻐﺘﻡ ] zorba.
mütegâyir (A.) [ ﺮیﺎﻐﺘﻡ ] birbirine zıt.
 
mütehaccir (A.) [ ﺮﺠﺤﺘﻡ ] taşlaşmış, fosilleşmiş. mütehalif (A.) [ ﻒﻝﺎﺨﺘﻡ ] birbirine uymayan. mütehammil (A.) [ ﻞﻤﺤﺘﻡ ] dayanan.
 
müteharrî (A.) [ یﺮﺤﺘﻡ ] araştırıcı, araştıran. müteharrik (A.) [ کﺮﺤﺘﻡ ] hareket eden, kıpırdayan. mütehassıs (A.) [ ﺺﺼﺨﺘﻡ ] uzman.
mütehassir (A.) [ ﺮﺴﺤﺘﻡ ] özlem duyan. mütehassis (A.) [ ﺲﺴﺤﺘﻡ ] duygulu. mütehâşi (A.) [ ﯽﺵﺎﺤﺘﻡ ] çekingen. mütehavvil (A.) [ لﻮﺤﺘﻡ ] değişken. mütehayyir (A.) [ ﺮﻴﺤﺘﻡ ] şaşkın, şaşırmış. mütekâbil (A.) [ ﻞﺑﺎﻘﺘﻡ ] karşılıklı. mütekâbile (A.) [ ﻪﻠﺑﺎﻘﺘﻡ ] karşılıklı. mütekâbilen (A.) [ ﻼﺑﺎﻘﺘﻡ ] karşılıklı olarak. mütekaddim (A.) [ مﺪﻘﺘﻡ ] geçmiş, eski. mütekaid (A.) [ ﺪﻋﺎﻘﺘﻡ ] emekli.
mütekamil (A.) [ ﻞﻡﺎﮑﺘﻡ ] olgun, tam, gelişmiş.
 
mütekebbir (A.) [ ﺮﺒﮑﺘﻡ ] kendini beğenmiş, şişinen, büyüklenen. mütekeddir (A.) [ رﺪﮑﺘﻡ ] kederli.
mütekellim (A.) [ ﻢﻠﮑﺘﻡ ] 1.konuşan. 2.birinci tekil şahıs. mütelebbis (A.) [ ﺲﺒﻠﺘﻡ ] giyinmiş, kuşanmış.
mütelevvin (A.) [ نﻮﻠﺘﻡ ] renkten renge giren, yanar döner. mütemadi (A.) [ یدﺎﻤﺘﻡ ] sürekli.
mütemadiyen (A.) [ ﺎیدﺎﻤﺘﻡ ] sürekli olarak.
 
mütemayil (A.) [ ﻞیﺎﻤﺘﻡ ] 1.eğimli. 2.eğilimli, yönelik. mütemeddin (A.) [ نﺪﻤﺘﻡ ] uygar.
 
mütemellik (A.) [ ﮏﻠﻤﺘﻡ ] dalkavuk, yardakçı. mütemerkiz (A.) [ ﺰﮐﺮﻤﺘﻡ ] bir merkezde toplanma. mütemevvic (A.) [ جﻮﻤﺘﻡ ] dalgalı.
mütemevvil (A.) [ لﻮﻤﺘﻡ ] varlıklı, zengin. mütemmim (A.) [ ﻢﻤﺘﻡ ] 1.tamamlayıcı. 2.tümleç. mütenâhi (A.) [ ﯽهﺎﻨﺘﻡ ] sona eren.
mütenasib (A.) [ ﺐﺱﺎﻨﺘﻡ ] uygun, uyumlu. mütenavib (A.) [ بوﺎﻨﺘﻡ ] dönüşümlü.
mütenâzır (A.) [ ﺮﻇﺎﻨﺘﻡ ] 1.birbirine bakan. 2.simetrik.
 
müteneffizân (A.-F.) [ ناﺬﻔﻨﺘﻡ ] etkili kişiler, nüfuz sahipleri, sözü geçenler. mütenevvi (A.) [ عﻮﻨﺘﻡ ] çeşitli, türlü türlü.
müteradif (A.) [ فداﺮﺘﻡ ] eşanlamlı.
 
müterafik (A.) [ ﻖﻓاﺮﺘﻡ ] 1.refakat eden. 2.karışık, bir arada. mütercem (A.) [ ﻢﺝﺮﺘﻡ ] çevrilmiş, tercüme edilmiş. mütercim (A.) [ ﻢﺝﺮﺘﻡ ] çevirmen.
mütesadif (A.) [ فدﺎﺼﺘﻡ ] rastlayan, tesadüf eden. mütesâvi (A.) [ یوﺎﺴﺘﻡ ] eşit.
mütesâviyen (A.) [ ﺎیوﺎﺴﺘﻡ ] eşit olarak. müteselli (A.) [ ﯽﻠﺴﺘﻡ ] teselli bulan, avunan. müteselli olmak teselli bulmak, avunmak. müteselsil (A.) [ ﻞﺴﻠﺴﺘﻡ ] zincirleme.
müteselsilen (A.) [ ﻼﺴﻠﺴﺘﻡ ] zincirleme olarak, birbirinin ardı sıra. müteşâir (A.) [ ﺮﻋﺎﺸﺘﻡ ] şair geçinen, şair müsveddesi.
 
müteşebbis (A.) [ ﺚﺒﺸﺘﻡ ] 1.girişen, teşebbüs eden. 2.girişimci. müteşekkî (A.) [ ﯽﮑﺸﺘﻡ ] şikayetçi.
müteşekkil (A.) [ ﻞﮑﺸﺘﻡ ] oluşmuş, teşekkül etmiş. müteşekkir (A.) [ ﺮﮑﺸﺘﻡ ] şükran borçlu.
müteşettit (A.) [ ﺖﺘﺸﺘﻡ ] karışık, dağınık. mütetebbi (A.) [ ﻊﺒﺘﺘﻡ ] araştırmacı. mütevakkıf (A.) [ ﻒﻗﻮﺘﻡ ] bağlı. mütevaliyen (A.) [ ﺎﻴﻝاﻮﺘﻡ ] sürekli olarak.
mütevattın (A.) [ ﻦﻃﻮﺘﻡ ] yerleşik, yurt tutmuş. mütevâzı (A.) [ ﻊﺽاﻮﺘﻡ ] alçakgönüllü.
mütevâzıyâne (A.-F.) [ ﻪﻥﺎﻴﺽاﻮﺘﻡ ] alçakgönüllülükle. mütevazin (A.) [ نزاﻮﺘﻡ ] oranlı, uyumlu, dengeli. müteveccih (A.) [ ﻪﺝﻮﺘﻡ ] dönük, yönelik.
müteveccihen (A.) [ ﺎﻬﺝﻮﺘﻡ ] 1.dönük olarak. 2.bir yere gitmek üzere. müteveffâ (A.) [ ﺎﻓﻮﺘﻡ ] ölmüş, ölü.
mütevekkil (A.) [ ﻞﮐﻮﺘﻡ ] tevekkül eden her işini Tanrı’nın iradesine bırakan. mütevellî (A.) [ ﯽﻝﻮﺘﻡ ] bir vakfın üst yöneticisi.
mütevellid (A.) [ ﺪﻝﻮﺘﻡ ] 1.doğan. 2.ileri gelen, kaynaklanan. müteverrim (A.) [ مرﻮﺘﻡ ] veremli, verem hastası. müteyakkız (A.) [ ﻆﻘﻴﺘﻡ ] uyanık, teyakkuz durumunda olan. mütezâyid (A.) [ ﺪیاﺰﺘﻡ ] artan, çoğalan.
mütezelzil (A.) [ لﺰﻝﺰﺘﻡ ] sarsılan. mütezelzil olmak 1.sarsılmak. 2.bozulmak.
 
müttefik (A.) [ ﻖﻔﺘﻡ ] birlik olmuş, ittifak yapmış. müttehid (A.) [ ﺪﺤﺘﻡ ] birleşik.
müvekkil (A.) [ ﻞﮐﻮﻡ ] vekalet veren. müverrah (A.) [ خرﻮﻡ ] tarihli.
müverrih (A.) [ خرﻮﻡ ] tarihçi, tarih yazarı. müverrihin (A.) [ ﻦﻴﺧرﻮﻡ ] tarihçiler. müyesser olmak gerçekleşmek.
müzaheret (A.) [ تﺮهﺎﻈﻡ ] destek, yardım, arka çıkma. müzahrefat (A.) [ تﺎﻓﺮﺧﺰﻡ ] 1.pislikler, süprüntüler, döküntüler. müzakere (A.) [ ﻩﺮﮐاﺬﻡ ] görüşme.
müzayede (A.) [ ﻩﺪیاﺰﻡ ] açık arttırma. müzehheb (A.) [ ﺐهﺬﻡ ] altın yaldızlı. müzekker (A.) [ ﺮﮐﺬﻡ ] eril.
müzevvir (A.) [ روﺰﻡ ] arabozucu. müzeyyen (A.) [ ﻦیﺰﻡ ] süslü, ziynetli. müzmin (A.) [ ﻦﻡﺰﻡ ] kronik, süreğen.
 
 
 
 
 
 
N
 
 
 
 
 
nâ (F.) [ ﺎﻥ ] olumsuzluk eki.
 
na’l (A.) [ ﻞﻌﻥ ] nal.
 
na’lbend (A.-F.) [ ﺪﻨﺒﻠﻌﻥ ] nalbant. na’lbur (A.-F.) [ ﺮﺒﻠﻌﻥ ] nalbur. na’lçe (A.-F.) [ ﻪﭽﻠﻌﻥ ] nalça. na’nâ’ (A.) [ عﺎﻨﻌﻥ ] nane.
na’re (A.) [ ﻩﺮﻌﻥ ] nara, haykırma. na’ş (A.) [ ﺶﻌﻥ ] naaş, cenaze.
na’t (A.) [ ﺖﻌﻥ ] 1.övme. 2.Hz. Muhammed’i övücü şiir. nââşnâ (F.) [ ﺎﻨﺵﺁ  ﺎﻥ ] yabancı.
naat (A.) [ ﺖﻌﻥ ] 1.övme. 2.Hz. Muhammed’i övücü şiir. nâb (F.) [ بﺎﻥ ] saf, halis, katışıksız.
nâbecâ (F.) [ ﺎﺠﺑﺎﻥ ] yersiz.
 
nâbehre (F.) [ ﻩﺮﻬﺑﺎﻥ ] 1.nasipsiz. 2.soysuz. nâbekâr (F.) [ رﺎﮑﺑﺎﻥ ] 1.hayırsız. 2.işe yaramaz. nâbîna (F.) [ ﺎﻨﻴﺑﺎﻥ ] kör.
nâbûd (F.) [ دﻮﺑﺎﻥ ] 1.yok. 2.yokluk. 3.perişan. nabz (A.) [ ﺾﺒﻥ ] nabız.
nabzgîr (A.-F.) [ ﺮﻴﮔ ﺾﺒﻥ ] nabza göre şerbet veren.
 
nâcî (A.) [ ﯽﺝﺎﻥ ] kurtulan.
 
nâcins (F.-A.) [ ﺲﻨﺝﺎﻥ ] soysuz, cinsi bozuk.
 
nâçâr (F.) [ رﺎچﺎﻥ ] 1.çaresiz, sorunda. 2.ister istemez. nâçîz (F.) [ ﺰﻴچﺎﻥ ] değersiz, önemsiz.
nâdân (F.) [ نادﺎﻥ ] 1.cahil. 2.hödük. nâdânlık (F.-T.) 1.cahillik. 2.hödüklük. nâdî (A.) [ یدﺎﻥ ] seslenen, çağıran. nâdim (A.) [ مدﺎﻥ ] pişman.
nâdim etmek pişman etmek. nâdim olmak pişman olmak. nâdir (A.) [ ردﺎﻥ ] az bulunur.
nâdirât (A.) [ تاردﺎﻥ ] az bulunur şeyler. nâdire (A.) [ ﻩردﺎﻥ ] az bulunur.
nâdiren (A.) [ اردﺎﻥ ] nadir olarak.
 
nâehl (F.-A.) [ ﻞهأﺎﻥ ] ehil olmayan, ehliyetli olmayan. nâf (F.) [ فﺎﻥ ] göbek.
nafaka (A.) [ ﻪﻘﻔﻥ ] geçim parası.
 
nâfe (F.) [ ﻪﻓﺎﻥ ] 1.ceylanın göbeğinden çıkan misk. 2.sevgilinin saçı. nâfercâm (F.) [ مﺎﺝﺮﻓﺎﻥ ] sonu iyi olmayan, yararsız.
nâfıa (A.) [ ﻪﻌﻓﺎﻥ ] bayındırlık işleri.
 
nâfıa müdüriyeti bayındırlık müdürlüğü. nâfıa nâzırı bayındırlık bakanı.
nâfıa nezareti bayındırlık bakanlığı.
 
nâfıa vekâleti bayındırlık bakanlığı.
 
nâfile (A.) [ ﻪﻠﻓﺎﻥ ] 1.boşuna. 2.nafile namazı, farz dışında kılınan namaz. nâfiz (A.) [ ﺬﻓﺎﻥ ] etkileyici, nüfuz edici, işleyici.
nâgâh (F.) [ ﻩﺎﮔﺎﻥ ] ansızın. nâgehan (F.) [ نﺎﻬﮔﺎﻥ ] ansızın. nağamât (A.) [ تﺎﻤﻐﻥ ] nağmeler. nağme (A.) [ ﻪﻤﻐﻥ ] ezgi, melodi. nağz (F.) [ ﺰﻐﻥ ] güzel, hoş. nâhak (F.-A.) [ ﻖﺣﺎﻥ ] haksız.
nâhalef (F.-A.) [ ﻒﻠﺧﺎﻥ ] hayırsız evlat. nahçîr (F.) [ ﺮﻴﭽﺨﻥ ] av hayvanı.
nâhencâr (F.) [ رﺎﺠﻨهﺎﻥ ] doğru olmayan, uygun olmayan. nâhid (F.) [ ﺪﻴهﺎﻥ ] Venüs, Çulpan, Zühre.
nahif (A.) [ ﻒﻴﺤﻥ ] cılız.
 
nâhiye (A.) [ ﻪﻴﺣﺎﻥ ] 1.yöre, bölge. 2.bucak. 3.taraf. nahl (A.) [ ﻞﺨﻥ ] hurma ağacı.
nahl (A.) [ ﻞﺤﻥ ] bal arısı.
 
nahlistan (A.-F.) [ نﺎﺘﺴﻠﺨﻥ ] hurmalık. nâhoş (F.) [ شﻮﺧﺎﻥ ] hoş olmayan. nahs (A.) [ ﺲﺤﻥ ] uğursuzluk.
nâhudâ (F.) [ اﺪﺧﺎﻥ ] kaptan. nâhudâ (F.) [ اﺪﺧﺎﻥ ] Allahsız. nâhun (F.) [ ﻦﺧﺎﻥ ] tırnak.
 
nahv (A.) [ ﻮﺤﻥ ] 1.sözdizimi. 2.taraf. 3.gibi. nahvet (A.) [ تﻮﺨﻥ ] böbürlenme.
nahvî (A.) [ یﻮﺤﻥ ] gramerci, nahiv uzmanı. nâib (A.) [ ﺐﺋﺎﻥ ] 1.vekil. 2.kadı, yargıç.
nâil (A.) [ ﻞﺋﺎﻥ ] erişen, kavuşan, murada eren. nail olmak muradına ermek, kavuşmak, erişmek. nâim (A.) [ ﻢﺋﺎﻥ ] uyuyan.
nâka (A.) [ ﻪﻗﺎﻥ ] dişi deve.
nakd (A.) [ ﺪﻘﻥ ] 1.nakit. 2.madeni para. nakden (A.) [ اﺪﻘﻥ ] peşin olarak.
nâkes (F.) [ ﺲﮐﺎﻥ ] 1.soysuz, işe yaramaz. 2.pinti, nekes. nâkıs (A.) [ ﺺﻗﺎﻥ ] 1.eksik. 2.eksi.
nakış (A.) [ ﺶﻘﻥ ] desen.
nakib (A.) [ ﺐﻴﻘﻥ ] 1.şeyh yardımcısı. 2.reis vekili. nâkil (A.) [ ﻞﻗﺎﻥ ] 1.taşıma, nakil. 2.anlatan, nakleden. nakîsa (A.) [ ﻪﺼﻴﻘﻥ ] kusur.
nakîse (A.) [ ﻪﺼﻴﻘﻥ ] kusur. nakkad (A.) [ دﺎﻘﻥ ] eleştirmen.
nakkal (A.) [ لﺎﻘﻥ ] nakleden, öykü veya masal anlatan. nakkare (A.) [ ﻩرﺎﻘﻥ ] 1.davul. 2.dümbelek.
nakl (A.) [ ﻞﻘﻥ ] 1.nakil, anlatma. 2.taşıma. nakledilmek 1.anlatılmak. 2.taşınmak.
naklen (A.) [ ﻼﻘﻥ ] naklederek, nakil yolu ile.
 
nakletmek 1.anlatmak. 2.taşımak. nakliyat (A.) [ تﺎﻴﻠﻘﻥ ] taşımacılık. nakliye (A.) [ ﻪﻴﻠﻘﻥ ] taşıma.
nakş (A.) [ ﺶﻘﻥ ] 1.nakış, desen. 2.resim. 3.duvar resmi. nakşedilmek işlenmek.
nakş etmek işlemek. nâkus (A.) [ سﻮﻗﺎﻥ ] çan.
nakz (A.) [ ﺾﻘﻥ ] 1.yok sayma. 2.bozma, çözme. nâlân (F.) [ نﻻﺎﻥ ] inleyen.
nâlân etmek inletmek. nâlân olmak inlemek. nâle (F.) [ ﻪﻝﺎﻥ ] inilti.
nâlende (F.) [ ﻩﺪﻨﻝﺎﻥ ] inleyen.
 
nâm (F.) [ مﺎﻥ ] 1.ad. 2.adında, adlı. 3.ün, şöhret. nam vermek ad vermek, adlandırmak.
nâmahdud (F.-A.) [ دوﺪﺤﻡﺎﻥ ] sınırsız.
 
nâmahrem  (F.-A.)  [  مﺮﺤﻡﺎﻥ ]   1.mahrem  olmayan.  2.nikah  düşmeyen  kişi.
 
3.yabancı.
 
nâmahsus (F.-A.) [ سﻮﺴﺤﻡﺎﻥ ] hissedilmeyen. nâmakbul (F.-A.) [ لﻮﺒﻘﻡﺎﻥ ] makbul olmayan. nâmakul (F.-A.)) [ لﻮﻘﻌﻡﺎﻥ ] makul olmayan. nâmalûm (F.-A.) [ مﻮﻠﻌﻡﺎﻥ ] bilinmeyen. nâmâver (F.) [ روﺁ مﺎﻥ ] ünlü, sanlı.
 
namaz (F.) [ زﺎﻤﻥ ] namaz.
 
namazgâh (F.) [ ﻩﺎﮔزﺎﻤﻥ ] namazlık, üstü açık mesçit. nâmberdar (F.) [ رادﺮﺒﻡﺎﻥ ] ünlü, sanlı.
nâmcû (F.) [ ﻮﺠﻡﺎﻥ ] yiğit.
 
nâmdar (F.) [ راﺪﻡﺎﻥ ] ünlü, namlı. nâme (F.) [ ﻪﻡﺎﻥ ] 1.mektup. 2.kitap.
nâme’mûl (F.-A.) [ لﻮﻡﺄﻡﺎﻥ ] umulmayan, beklenmedik. nâmefhûm (F.-A.) [ مﻮﻬﻔﻡﺎﻥ ] anlaşılmaz.
nâmer’î (F.-A.) [ ﯽﺋﺮﻡﺎﻥ ] görülmeyen, görülmez. nâmerd (F.) [ دﺮﻡﺎﻥ ] alçak, aşağılık, namert.
nâmesbûk (F.-A.) [ قﻮﺒﺴﻡﺎﻥ ] olmamış, geçmemiş, cereyan etmemiş. nâmına (F.-T.) adına.
nâmî (F.) [ ﯽﻡﺎﻥ ] ünlü, namlı.
 
nâmurad (F.-A.) [ داﺮﻡﺎﻥ ] muradına ermemiş.
 
nâmus (A.<Yun.) [ سﻮﻡﺎﻥ ] 1.ırz. 2.dürüstlük. 3.yasa. nâmuskâr (A.-F.) [ رﺎﮑﺱﻮﻡﺎﻥ ] namuslu.
namuskârane (A.-F.) [ ﻪﻥارﺎﮑﺱﻮﻡﺎﻥ ] namusluca, namuslulara yakışır. nâmüsaid (F.-A.) [ ﺪﻋﺎﺴﻡﺎﻥ ] uygun olmayan.
nâmütenahi (F.-A.) [ ﯽهﺎﻨﺘﻡﺎﻥ ] sonsuz, engin. nâmver (F.) [ رﻮﻡﺎﻥ ] ünlü.
namzed (F.) [ دﺰﻡﺎﻥ ] 1.aday. 2.nişanlı. nân (F.) [ نﺎﻥ ] ekmek.
nâpâyidar (F.) [ راﺪیﺎﭘﺎﻥ ] kalıcı olmayan.
 
nâpervâ (F.) [ اوﺮﭘﺎﻥ ] korkusuz, pervasız. nâr (A.) [ رﺎﻥ ] ateş.
nâr (F.) [ رﺎﻥ ] nar.
 
nârencî (F.) [ ﯽﺠﻥرﺎﻥ ] turuncu.
 
nâres (F.) [ سرﺎﻥ ] ham, olgunlaşmamış. nâresâ (F.) [ ﺎﺱرﺎﻥ ] 1.ham. 2.uygun olmayan. nârevâ (F.) [ اورﺎﻥ ] yakışık almaz.
narh (F.) [ خﺮﻥ ] nark. nâs (A.) [ سﺎﻥ ] insanlar.
nasâra (A.) [ ارﺎﺼﻥ ] Hıristiyanlar. nasâyih (A.) [ ﺢیﺎﺼﻥ ] öğütler.
nasib (A.) [ ﺐﻴﺼﻥ ] 1.pay. 2.Tanrı’nın kula verdiği. nasihat (A.) [ ﺖﺤﻴﺼﻥ ] öğüt.
nâsipas (F.) [ سﺎﭙﺱﺎﻥ ] nankör. nâsiye (A.) [ ﻪﻴﺹﺎﻥ ] alın.
nasrâni (A.) [ ﯽﻥاﺮﺼﻥ ] Hıristiyan. nass (A.) [ ﺺﻥ ] kesinlik.
nâsûtî (A.) [ ﯽﺕﻮﺱﺎﻥ ] insanlık ile ilgili.
 
nâşî (A.) [ ﯽﺵﺎﻥ ] ileri gelen, kaynaklanan, dolayı. nâşinas (F.) [ سﺎﻨﺵﺎﻥ ] yabancı.
nâşir (A.) [ ﺮﺵﺎﻥ ] yayıncı.
 
nâtamam (F.-A.) [ مﺎﻤﺕﺎﻥ ] tamamlanmamış, yarım kalmış. nâtık (A.) [ ﻖﻃﺎﻥ ] konuşan.
 
nâtıka (A.) [ ﻪﻘﻃﺎﻥ ] konuşma gücü.
 
nâtıkaperdâz (A.-F.) [ زادﺮﭘ ﻪﻘﻃﺎﻥ ] düzgün ve etkili konuşan. nats (A.) [ ﺲﻄﻥ ] nadas.
natûk (A.) [ قﻮﻄﻥ ] düzgün konuşan. nâtüvân (F.) [ ناﻮﺕﺎﻥ ] güçsüz, zayıf. nâv (F.) [ وﺎﻥ ] 1.gemi. 2.kayık. nâvdan (F.) [ نادوﺎﻥ ] oluk.
nâvek (F.) [ کوﺎﻥ ] ok.
 
nây (F.) [ یﺎﻥ ] 1.ney. 2.kamış. nâyçe (F.) [ ﻪﭽیﺎﻥ ] küçük ney. nâyî (F.) [ ﯽیﺎﻥ ] neyzen. nâyzen (F.) [ نﺰیﺎﻥ ] neyzen.
naz (F.) [ زﺎﻥ ] 1.işve, cilve. 2.kapris. 3.naz. naza çekmek nazlanmak.
nâzan (F.) [ نازﺎﻥ ] nazlı.
 
nazar (A.) [ ﺮﻈﻥ ] 1.bakış. 2.ilgi gösterme, iltifat etme. 3. bakış açısı. nazaran (A.) [ اﺮﻈﻥ ] göre, nispetle, bakılırsa.
nazargâh (A.-F.) [ ﻩﺎﮔﺮﻈﻥ ] 1.bakış yeri. 2.bakılan yer. nazar-ı şübhe [ ﻪﻬﺒﺵ ﺮﻈﻥ ] şüpheli göz, şüpheli bakış. nazarında (A.-T.) göre, fikrince, gözünde.
nazarî (A.) [ یﺮﻈﻥ ] teorik.
 
nazariyat (A.) [ تﺎیﺮﻈﻥ ] teoriler, nazariyeler. nazariye (A.) [ ﻪیﺮﻈﻥ ] teori.
 
nazariyyat (A.) [ تﺎیﺮﻈﻥ ] teoriler, nazariyeler. nâzende (F.) [ ﻩﺪﻥزﺎﻥ ] nazlı.
nâzenin (F.) [ ﻦﻴﻥزﺎﻥ ] 1.nazlı. 2.narin.
 
nâzım (A.) [ ﻢﻇﺎﻥ ] 1.düzenleyen. 2.nazmeden. nâzır (A.) [ ﺮﻇﺎﻥ ] 1.bakan. 2.nezaret eden. nâzırlık (A.-T.) bakanlık.
nazif (A.) [ ﻒﻴﻈﻥ ] temiz.
 
nâzik (F.) [ کزﺎﻥ ] 1.ince. 2.kibar. nâzikâne (F.) [ ﻪﻥﺎﮐزﺎﻥ ] kibarca, nazikçe. nâzil (A.) [ لزﺎﻥ ] inen.
nâzil olmak inmek.
 
nazile (A.) [ ﻪﻝزﺎﻥ ] 1.nezle. 2.inmiş. 3.sıkıntı. nazîr (A.) [ ﺮﻴﻈﻥ ] benzer.
nazm (A.) [ ﻢﻈﻥ ]  1.dizme. 2.düzenleme, tertip etme. 3.vezinli ve kafiyeli söz söyleme.
 
nazmen (A.) [ ﺎﻤﻈﻥ ] manzum olarak. nâzperver (F.) [ روﺮﭘزﺎﻥ ] nazlı, naz eden.
nâzperverde (F.) [ ﻩدروﺮﭘزﺎﻥ ] nazlı, naz içinde büyümüş. nebât (A.) [ تﺎﺒﻥ ] bitki.
nebat (F.) [ تﺎﺒﻥ ] nöbet şekeri.
 
nebâtât (A.) [ تﺎﺕﺎﺒﻥ ] 1.bitkiler. 2.botanik. nebatî (A.) [ ﯽﺕﺎﺒﻥ ] bitkisel.
neberd (F.) [ دﺮﺒﻥ ] savaş.
 
nebî (A.) [ ﯽﺒﻥ ] peygamber. nebîre (A.) [ ﻩﺮﻴﺒﻥ ] torun. necabet (A.) [ ﺖﺑﺎﺠﻥ ] soyluluk. necâset (A.) [ ﺖﺱﺎﺠﻥ ] pislik.
necîb (A.) [ ﺐﻴﺠﻥ ] soylu, asil, kişizade. necîs (A.) [ ﺲﻴﺠﻥ ] pis.
necm (A.) [ ﻢﺠﻥ ] yıldız.
 
nedâmet (A.) [ ﺖﻡاﺪﻥ ] pişmanlık. nedâmet getirmek pişman olmak.
nedim (A.) [ ﻢیﺪﻥ ] 1.padişahların ve yüksek rütbeli devlet ricalinin sohbet arkadaşı. 2.güzel hikaye anlatan.
 
nedret (A.) [ ترﺪﻥ ] azlık. nef’ (A.) [ ﻊﻔﻥ ] çıkar, yarar.
nefâis (A.) [ ﺲﺋﺎﻔﻥ ] değerli ve nefis eserler. nefâset (A.) [ ﺖﺱﺎﻔﻥ ] nefislik.
nefer (A.) [ ﺮﻔﻥ ] 1.kişi. 2.asker.
 
nefh etmek nefes vermek, kazandırmak. nefha (A.) [ ﻪﺤﻔﻥ ] üfürme.
nefîr (A.) [ ﺮﻴﻔﻥ ] boynuzdan yapılmış boru. nefrin (F.) [ ﻦیﺮﻔﻥ ] lanet, ilenç.
nefs (A.) [ ﺲﻔﻥ ] 1.nefis, can. 2.kendi. 3.iç.
 
nefs- i emmâre [ ﻩرﺎﻡا ﺲﻔﻥ ] kötülükleri emreden nefis. nefs-i (A.-F.) [ ِﺲﻔﻥ ] içinde.
 
nefsî (A.) [ ﯽﺴﻔﻥ ] 1.nefis ile ilgili. 2.subjektif. neftî (F.) [ ﯽﺘﻔﻥ ] petrol yeşili.
nefy (A.) [ ] sürgün. nehâr (A.) [ رﺎﻬﻥ ] gündüz.
nehârî (A.) [ یرﺎﻬﻥ ] yatılı olmayan okul. nehc (A.) [ ﺞﻬﻥ ] 1.yol. 2.kast teşkilatı. neheng (F.) [ ﮓﻨﻬﻥ ] timsah.
nehiy (A.) [ ﯽﻬﻥ ] 1.olumsuzluk. 2.yasaklama. nehr (A.) [ ﺮﻬﻥ ] ırmak, nehir.
nehy (A.) [ ﯽﻬﻥ ] 1.olumsuzluk. 2.yasaklama. nehy etmek yasaklamak.
nejad (F.) [ داﮋﻥ ] soy, ırk.
 
nekahet (A.) [ ﺖهﺎﻘﻥ ] hastalıktan sonraki tehlikeli geçiş dönemi. nekbet (A.) [ ﺖﺒﮑﻥ ] 1.talihsizlik. 2.felaket.
nekes (F.) [ ﺲﮑﻥ ] 1.hayırsız. 2.elisıkı. nem (F.) [ ﻢﻥ ] rutubet.
nemâ (A.) [ ﺎﻤﻥ ] 1.gelişme, büyüme, serpilme. 2.faiz. nemed (F.) [ ﺪﻤﻥ ] keçe.
nemedpûş (F.) [ شﻮﭘﺪﻤﻥ ] derviş. nemek (F.) [ ﮏﻤﻥ ] tuz.
neml (A.) [ ﻞﻤﻥ ] karınca. nemnâk (F.) [ کﺎﻨﻤﻥ ] nemli. neng (F.) [ ﮓﻨﻥ ] ar, utanma.
 
nerd (F.) [ دﺮﻥ ] tavla.
 
nerm (F.) [ مﺮﻥ ] yumuşak. nermin (F.) [ ﻦﻴﻡﺮﻥ ] yumuşak. nesc (A.) [ ﺞﺴﻥ ] doku.
neseb (A.) [ ﺐﺴﻥ ] soy.
 
nesh (A.) [ ﺦﺴﻥ ] 1.hükümsüz kılma. 2.nesih yazı. nesîm (F.) [ ﻢﻴﺴﻥ ] meltem, esinti.
nesl (A.) [ ﻞﺴﻥ ] kuşak, nesil. nesr (A.) [ ﺮﺜﻥ ] düzyazı. nesren (A.) [ اﺮﺜﻥ ] düzyazı ile.
nesrin (F.) [ ﻦیﺮﺴﻥ ] yaban gülü. nessac (A.) [ جﺎﺴﻥ ] dokumacı. nesteren (F.) [ نﺮﺘﺴﻥ ] yaban gülü.
neş’et (A.) [ ﺖﺌﺸﻥ ] kaynaklanma, ileri gelme, doğma, doğuş. neş’et etmek kaynaklanmak, ileri gelmek.
neşat (A.) [ طﺎﺸﻥ ] sevinç.
 
neşîde (A.) [ ﻩﺪﻴﺸﻥ ] 1.şiir. 2.besteli ve güfteli eser.
 
neşr (A.) [ ﺮﺸﻥ ] 1.yayma. 2.yayınlama. 3.yayınlanma. neşr etmek 1.yaymak. 2.yayınlamak.
neşr olunmak yayınlanmak. neşriyat (A.) [ تﺎیﺮﺸﻥ ] yayın.
neşv ü nemâ (A.) [ ﺎﻤﻥ و ﻮﺸﻥ ] serpilme, gelişme, büyüme. neşv ü nemâ bulmak gelişmek, yayılmak.
 
neşve (A.) [ ﻩﻮﺸﻥ ] sevinç.
 
neşvedâr (A.-F.) [ راد ﻩﻮﺸﻥ ] neşeli. neşveyâb olmak neşelenmek. netâic (A.) [ ﺞﺋﺎﺘﻥ ] sonuçlar.
netîce (A.) [ ﻪﺠﻴﺘﻥ ] sonuç.
 
netice çıkarmak sonuç çıkarmak, sonuca varmak. netîcepezîr olmak sonuçlanmak.
nev (F.) [ ﻮﻥ ] 1.yeni. 2.taze, körpe. nev’ (A.) [ عﻮﻥ ] tür, nevi, çeşit. nev’an mâ (A.) [ ﺎﻡ ﺎﻋﻮﻥ ] bir bakıma. nevâ (F.) [ اﻮﻥ ] ses.
nevâde (F.) [ ﻩداﻮﻥ ] torun.
 
nevâdir (A.) [ رداﻮﻥ ] nadir olan değerli eşyalar. nevâle (A.) [ ﻪﻝاﻮﻥ ] 1.kısmet. 2.azık.
nevâz (F.) [ زاﻮﻥ ] okşayan. nevâziş (F.) [ شزاﻮﻥ ] okşama. nevâziş eylemek okşamak. nevbahar (F.) [ رﺎﻬﺑﻮﻥ ] ilkbahar. nevbet (A.) [ ﺖﺑﻮﻥ ] sıra, nöbet.
nevcivan (F.) [ ناﻮﺝﻮﻥ ] delikanlı, genç. nevdevlet (F.-A.) [ ﺖﻝودﻮﻥ ] sonradan görme. neve (F.) [ ﻩﻮﻥ ] torun.
nevha (A.) [ ﻪﺣﻮﻥ ] ağıt.
 
nevi (A.) [ عﻮﻥ ] tür, çeşit. nevid (F.) [ ﺪیﻮﻥ ] müjde. nevin (F.) [ ﻦیﻮﻥ ] yeni. nevm (A.) [ مﻮﻥ ] uyku.
nevmîd (F.) [ ﺪﻴﻡﻮﻥ ] umutsuz.
 
nevmîd etmek umutsuzluğa düşürmek. nevmîd olmak umutsuzluğa kapılmak. nevnihal (F.) [ لﺎﻬﻥﻮﻥ ] genç fidan. nevres (F.) [ سرﻮﻥ ] yeti yetişmiş.
nevruz (F.) [ زورﻮﻥ ] 1.yeni gün. 2.nevruz.
 
nevruziye (F.-A.) [ ﻪیزورﻮﻥ ] nevruz için yazılan kaside. nevzad (F.) [ دازﻮﻥ ] 1.yeni doğmuş. 2.bebek.
neyistan (F.) [ نﺎﺘﺴﻴﻥ ] sazlık, kamışlık. neyzâr (F.) [ راﺰﻴﻥ ] sazlık, kamışlık. neyzen (F.) [ نﺰﻴﻥ ] ney üfleyen.
nez’ edilmek (A.-T.) ayırılmak, çekip atılmak, sökülmek.
 
nez’ (A.) [ عﺰﻥ ] 1.can çekişme. 2.sökme, koparma, zorla alma. nez’ eylemek ayırmak, çekip atmak, sökmek, koparmak. nezâfet (A.) [ ﺖﻓﺎﻈﻥ ] temizlik.
nezâket (Osmanlıca>A.) [ ﺖﮐاﺰﻥ ] 1.incelik. 2.hassaslık. nezâret (A.) [ ترﺎﻈﻥ ] 1.nazırlık. 2.gözetme.
nezd (F.) [ دﺰﻥ ] 1.yan, yanı. 2.kat. nezih (A.) [ ﻪیﺰﻥ ] temiz.
 
nezr (A.) [ رﺬﻥ ] adak. nezr etmek adamak.
nısf (A.) [ ﻒﺼﻥ ] yarı, yarım.
 
nısf -ı ahîr [ ﺮﻴﺧا ﻒﺼﻥ ] son yarısı. nısfunnehâr (A.) [ رﺎﻬﻨﻝا ﻒﺼﻥ ] meridyen. niam (A.) [ ﻢﻌﻥ ] nimetler.
nida etmek seslenmek.
 
nidâ eylemek seslenmek, duyurmak. nidâ’ (A.) [ ءاﺪﻥ ] ses.
nifâk (A.) [ قﺎﻔﻥ ] ikiyüzlülük. nigâh (F.) [ ﻩﺎﮕﻥ ] bakış.
nigâh eylemek bakmak.
 
nigâr (F.) [ رﺎﮕﻥ ] 1.sevgili. 2.resim. nigeh (F.) [ ﻪﮕﻥ ] bakış.
nigîn (F.) [ ﻦﻴﮕﻥ ] 1.yüzük. 2.yüzük kaşı. 3.mühür. nihâd (F.) [ دﺎﻬﻥ ] yaratılış, tabiat.
nihâl (F.) [ لﺎﻬﻥ ] fidan.
 
nihân (F.) [ نﺎﻬﻥ ] 1.gizli. 2.gizlice.
 
nihan olmak gizlenmek, saklanmak, kaybolmak. nihayet (A.) [ ﺖیﺎﻬﻥ ] son.
nihayet bulmak sona ermek. nijâd (F.) [ داﮋﻥ ] soy.
nîk (F.) [ ﮏﻴﻥ ] iyi, güzel.
 
nikab (A.) [ بﺎﻘﻥ ] peçe. nikbin (F.) [ ﻦﻴﺒﮑﻴﻥ ] iyimser. nilgun (F.) [ نﻮﮕﻠﻴﻥ ] lacivert.
nîm (F.) [ ﻢﻴﻥ ] 1.yarı. 2.yarım. 3.buçuk. nîm muzlim (F.-A.) [ ﻢﻠﻈﻡ ﻢﻴﻥ ] loş.
nîm cahilî (F.-A.) [ ﯽﻠهﺎﺝ ﻢﻴﻥ ] yarıcahil, yarı cahilî. nimet (A.) [ ﺖﻤﻌﻥ ] 1.iyilik. 2.yiyecek.
nîm resmî (F.-A.) [ ﯽﻤﺱر  ﻢﻴﻥ ] yarı resmî. nîreng (F.) [ ﮓﻥﺮﻴﻥ ] 1.afsun. 2.hile, düzen. nisâ (A.) [ ﺎﺴﻥ ] kadınlar.
nisâb (A.) [ بﺎﺼﻥ ] 1.aranan sınır. 2.sermaye. nisâr (A.) [ رﺎﺜﻥ ] saçma.
nisâr etmek saçmak.
 
nisbet (A.) [ ﺖﺒﺴﻥ ] 1.oran. 2.oranla. nisbî (A.) [ ﯽﺒﺴﻥ ] göreceli.
nisvân (A.) [ ناﻮﺴﻥ ] kadınlar.
 
nisyân (A.) [ نﺎﻴﺴﻥ ] 1.unutma. 2.unutulma.
 
nişan (F.) [ نﺎﺸﻥ ] 1.iz. 2.belirti. 3.nişan yeri. 4.devlet madalyası. nişâne (F.) [ ﻪﻥﺎﺸﻥ ] belirti, işaret.
nişangâh (F.) [ ﻩﺎﮕﻥﺎﺸﻥ ] nişan tahtası. nişîn (F.) [ ﻦﻴﺸﻥ ] oturan.
niyâbet (A.) [ ﺖﺑﺎﻴﻥ ] naiplik, vekillik. niyâm (F.) [ مﺎﻴﻥ ] kın.
 
niyâz (F.) [ زﺎﻴﻥ ] 1.yalvarma. 2.dua. niyâz etmek 1.yalvarmak. 2.rica etmek. niyâzmend (F.) [ ﺪﻨﻡزﺎﻴﻥ ] muhtaç.
niyyet (A.) [ ﺖﻴﻥ ] niyet.
 
nizâ (A.) [ عاﺰﻥ ] kavga, çekişme. nizâm (A.) [ مﺎﻈﻥ ] düzen.
nizâm bulmak düzene girmek. nizâmname (A.-F.) [ ﻪﻡﺎﻥ مﺎﻈﻥ ] tüzük. nîze (F.) [ ﻩﺰﻴﻥ ] 1.mızrak. 2.süngü. nohudî (F.) [ یدﻮﺨﻥ ] nohut rengi.
noksân (A.) [ نﺎﺼﻘﻥ ] 1.eksiklik. 2.kusur. 3.eksik. nokta-i nazar [ ﺮﻈﻥ ءﻪﻄﻘﻥ ] görüş açısı, bakım. nuhbe (A.) [ ﻪﺒﺨﻥ ] seçkin.
nukât (A.) [ طﺎﻘﻥ ] noktalar, hususlar. nukud (A.) [ دﻮﻘﻥ ] nakitler.
nukûş (A.) [ شﻮﻘﻥ ] nakışlar, işlemeler. nur (A.) [ رﻮﻥ ] ışık.
nuranî (A.) [ ﯽﻥارﻮﻥ ] nurlu, ışıklı. nush (A.) [ ﺢﺼﻥ ] öğüt, nasihat. nusrat vermek üstünlük vermek.
nusret (A.) [ تﺮﺼﻥ ] 1.Tanrı’nın yardımı. 2.üstünlük. nûş etmek içmek.
nûşin (F.) [ ﻦﻴﺵﻮﻥ ] tatlı.
 
nutfe (A.) [ ﻪﻔﻄﻥ ] sperma.
 
nutk (A.) [ ﻖﻄﻥ ] 1.nutuk, söylev. 2.konuşma. nuzzâr (A.) [ رﺎﻈﻥ ] nazırlar.
nübüvvet (A.) [ تﻮﺒﻥ ] peygamberlik. nücum (A.) [ مﻮﺠﻥ ] 1.yıldızlar. 2.astoroloji. nüfus (A.) [ سﻮﻔﻥ ] 1.nefisler. 2.insanlar.
nüfuz (A.) [ ذﻮﻔﻥ ] 1.etki etme, işleme. 2.etki gücü. nüfuz etmek işlemek, etki etmek.
nükhet (A.) [ ﺖﻬﮑﻥ ] koku. nükte (A.) [ ﻪﺘﮑﻥ ] ince anlam.
nüktedan (A.-F.) [ ناد ﻪﺘﮑﻥ ] zarif insan, nükteli sözler bilen. nümayan (F.) [ نﺎیﺎﻤﻥ ] görünen.
nümayan olmak görünmek. nümayiş (F.) [ ﺶیﺎﻤﻥ ] gösteri. nümune (F.) [ ﻪﻥﻮﻤﻥ ] örnek. nüsah (A.) [ ﺦﺴﻥ ] nüshalar.
nüsha (A.) [ ﻪﺨﺴﻥ ] 1.yazılı belge. 2.muska. 3.süreli yayın sayısı. nüve (A.) [ ﻩﻮﻥ ] çekirdek.
nüvid (F.) [ ﺪیﻮﻥ ] müjde.
 
nüzhet (A.) [ ﺖهﺰﻥ ] gezinti, gezip dolaşma. nüzul

 

Yorum Yap

Önceki yazıyı okuyun:
OSMANLI TÜRKÇESİ SÖZLÜĞÜ – OSMANLICA SÖZLÜK ( Ö – P – R)

Ö   ömr (A.) [ ﺮﻤﻋ ] ömür.   örf (A.) [ فﺮﻋ ] gelenek, […]

Kapat
hacklink al hack forum crack forum php shell indir wordpress nulled themes bahisnow casinoslot adana escort perabet sekabet markobet betwinner grandbetting vdcasino marsbahis meritroyalbet meritroyalbet giris tipobet giris elexbet giris betebet giris cratosslot giris venusbet giris eskişehir escort betboo giris bahisnow giris limanbet giris bahsegel giris betpas giris jigolo siteleri casinoslot