OSMANLI TÜRKÇESİ SÖZLÜĞÜ – OSMANLICA SÖZLÜK

Ana Sayfa » MATERYALLER » SÖZLÜKLER » OSMANLI TÜRKÇESİ SÖZLÜĞÜ – OSMANLICA SÖZLÜK
Sitemize 18 Ağustos 2014 tarihinde eklenmiş ve 319 views kişi tarafından ziyaret edilmiş.
 
A
 
â  (F.)  [ﺁ]    1.ünlem  edatı  ey,  hey.  2.iki  kelimenin  arasına  girerek,  anlamı
 
pekiştiren yeni kelimeler türetmeye yarayan orta ek. a’dâ (A.) [اﺪﻋا] düşmanlar.
a’dâd (A.) [داﺪﻋا] sayılar. â’ik (A.) [ﻖﺋﺎﻋ] engel.
a’lâ (A.) [ﯽﻠﻋا] en yüksek, en yüce. a’lâf (A.) [فﻻﺁ] otlar.
a’lâl (A.) [لﻼﻋا] 1.hastalıklar. 2.sebepler. a’lâm (A.) [مﻼﻋا] 1.bayraklar. 2.özel isimler. a’lem (A.) [ﻢﻠﻋا] en iyi bilen.
a’mâ (A.) [ﯽﻤﻋا] kör.
 
a’mâk (A.) [قﺎﻤﻋا] derinlikler.
 
a’mâl (A.) [لﺎﻤﻋا] işler, ameller, davranışlar. a’mâr (A.) [رﺎﻤﻋا] 1.ömürler. 2.yaşlar.
a’nî (A.) [ﯽﻨﻋا] yani.
 
a’râb (A.) [باﺮﻋا] Araplar, çöl arapları. a’râbî (A.) [ﯽﺑاﺮﻋا] çöl arabı.
a’râz (A.) [ضاﺮﻋا] belirtiler.
 
a’sâb (A.) [بﺎﺼﻋا] sinirler. a’sâr (A.) [رﺎﺼﻋا] yüz yıllar.
a’şâr (A.) [رﺎﺸﻋا] öşür vergileri, onda birler. a’şârî (A.) [یرﺎﺸﻋا] ondalık.
a’vec (A.) [جﻮﻋا] yamuk, eğri büğrü. a’ver (A.) [رﻮﻋا] tek gözlü.
a’yâd (A.) [دﺎﻴﻋا] bayramlar.
 
a’yân (A.) [نﺎﻴﻋا] 1.ileri gelenler, eşraf, sosyete. 2.gözler. a’yün (A.) [ﻦﻴﻋا] 1.gözler. 2.pınarlar.
a’zâ (A.) [ﺎﻀﻋا] 1.üyeler. 2.organlar. a’zam (A.) [ﻢﻈﻋا] en büyük.
âb  (F.)  [بﺁ]   1.su.  2.deniz.  3.ırmak.  4.tükürük. 5.özsuyu. 6.ter.  7.döl  suyu.
 
8.sidik. 9.parlaklık. 10.yüzsuyu. 11.letafet, hava. âb (F.) [بﺁ] Ağustos.
âb -ı âbistenî [ﯽﻨﺘﺴﺑﺁ بﺁ] 1.meni; 2.bitkilerin yetişmesine neden olan su. âb -ı adâlet [ﺖﻝاﺪﻋ بﺁ] 1.adalet suyu; 2.doğruluğun bereketi.
âb -ı ahmer [ﺮﻤﺣا بﺁ] 1.kızıl su. 2.kırmızı şarap. 3.gözyaşı. âb -ı âteşîn [ﻦﻴﺸﺕﺁ بﺁ] 1.ateşli su; 2.kırmızı şarap; 3.gözyaşı.
âb -ı bâdereng [ﮓﻥر ﻩدﺎﺑ بﺁ] 1.kızıl su. 2.gözyaşı, kanlı gözyaşı. âb -ı engûr [رﻮﮕﻥا بﺁ] 1.üzüm suyu. 2.şarap.
âb -ı harâbât [تﺎﺑاﺮﺧ بﺁ] (meyhane suyu) şarap. âb -ı kevser [ﺮﺛﻮﮐ بﺁ] 1.cennet suyu, 2.şarap. ab’âb (A.) [بﺎﻌﺒﻋ] vantrolog.
 
abâ (A.) [ﺎﺒﻋ] 1.kaba yün kumaş. 2.aba. âbâ’ (A.) [ءﺎﺑﺁ] 1.babalar. 2.gezegenler. âbâd (A.) [دﺎﺑﺁ] ebedler.
âbâd (F.) [دﺎﺑﺁ] bayındır, mamûr.
 
âbâd etmek/eylemek 1.mamûr etmek. 2.zenginleştirmek. 3.huzur vermek. âbâd olmak 1.mamûrlaşmak. 2.zenginleşmek. 3.huzura kavuşmak.
âbâdân (F.) [نادﺎﺑﺁ] bayındır. âbâdânî (F.) [ﯽﻥادﺎﺑﺁ] bayındırlık.
âbâdî (F.) [یدﺎﺑﺁ] 1.bayındırlık. 2.ince Hint kağıdı. âbâl (A.) [لﺎﺑﺁ] develer.
âbân (F.) [نﺎﺑﺁ] Âbân ayı.
 
abâpûş (A.-F.) [شﻮﭘﺎﺒﻋ] 1.abalı. 2.derviş. 3.yoksul. âbâr (A.) [رﺎﺑﺁ] kuyular.
âbcâme (F.) [ﻪﻡﺎﺠﺑﺁ]  su kabı. âbçîn (F.) [ﻦﻴﭽﺑﺁ] peştemal. abd (A.) [ﺪﺒﻋ] 1.kul. 2.köle.
âbdân (F.) [ناﺪﺑﺁ] 1.su kabı. 2.mesane. âbdâr (F.) [راﺪﺑﺁ] 1.sulu. 2.parlak. 3.hoş âbdendân (F.) [ناﺪﻥﺪﺑﺁ] 1.bön. 2.âciz. abdest (F.) [ﺖﺱﺪﺑﺁ] 1.abdest. 2.paylama.
abdesthâne (F.) [ﻪﻥﺎﺨﺘﺱﺪﺑﺁ]  1.tuvalet. 2.abdest alınan yer. abdestlik (F.-T.) kısa cübbe.
âbek (F.) [ﮏﺑﺁ] 1.sulu. 2.cıva.
 
abes (A.) [ﺚﺒﻋ] saçma, abes.
 
âbgîne (F.) [ﻪﻨﻴﮕﺑﺁ] 1.kristal. 2.kadeh. 3.sürahi. 4.ayna. 5.gözyaşı. âbgîr (F.) [ﺮﻴﮕﺑﺁ] 1.havuz. 2.su birikintisi.
âbgûn (F.) [نﻮﮕﺑﺁ] 1.su rengi. 2.mavi.
 
abher (A.) [ﺮﻬﺒﻋ] 1.nergis. 2.zerrinkadeh çiçeği. 3.yasemin. âbhîz (F.) [ﺰﻴﺨﺑﺁ] büyük dalga.
âbhord (F.) [درﻮﺨﺑﺁ] nasip. âbırû (F.) [وﺮﺑﺁ] yüzsuyu. âbî (F.) [ﯽﺑﺁ] mavi.
âbid (A.) [ﺪﺑﺎﻋ] 1.ibadet eden. 2.erkek adı. abîd (A.) [ﺪﻴﺒﻋ] 1.kullar. 2.köleler.
âbidât [تاﺪﺑﺁ] anıtlar. âbide (A.) [ﻩﺪﺑﺁ] anıt. âbidevî (A.) [یوﺪﺑﺁ] anıtsal.
âbile (F.) [ﻪﻠﺑﺁ] 1.su çiçeği. 2.sivilce. 3.su kabarcığı. âbir (A.) [ﺮﺑﺎﻋ] yaya.
âbisten (F.) [ﻦﺘﺴﺑﺁ] gebe.
 
âbistengâh (F.) [ﻩﺎﮕﻨﺘﺴﺑﺁ] döl yatağı.
 
âbişhor (F.) [رﻮﺨﺸﺑﺁ] 1.sulama yeri. 2.nasip. âbkâr (F.) [رﺎﮑﺑﺁ] 1.saka. 2.ayyaş.
âbkeş (F.) [ﺶﮑﺑﺁ] 1.saka, su çeken. 2.kevgir. âbnûs (F.) [سﻮﻨﺑﺁ] abanoz.
âbrâh (F.) [ﻩاﺮﺑﺁ] su yolu, kanal.
 
abraş (A.) [شﺮﺑا] alacalı.
 
âbrîz (F.) [ﺰیﺮﺑﺁ]  1.tuvalet. 2.ıbrık. âbşâr (F.) [رﺎﺸﺑﺁ] çağlayan.
abûs (A.) [سﻮﺒﻋ] somurtkan. âbühava (F.-A.) [اﻮه و بﺁ] iklim.
âbzih (F.) [ﻩﺰﺑﺁ] 1.su kaynağı. 2.gözyaşı. âc (A.) [ جﺎﻋ] fildişi.
âc (F.) [جﺁ] ılgın ağacı.
 
acâib (A.) [ﺐﺋﺎﺠﻋ] tuhaf, ilginç, acaip. acâleten (A.) [ﺔﻝﺎﺠﻋ]  alelacele.
aceb (A.) [ﺐﺠﻋ] 1.tuhaflık. 2.acaba. acebâ (A.) [ﺎﺒﺠﻋ] acaba.
acele (A.) [ﻪﻠﺠﻋ] acele.
 
aceleten (A.) [ﺔﻠﺠﻋ] çarçabuk, alelacele.
 
acem (A.) [ﻢﺠﻋ] 1.arap olmayan. 2.İranlı, acem.
 
acemaşîran (A.) [ناﺮﻴﺸﻋ ﻢﺠﻋ] Türk mûsikisinde bir makam. acemce (A.-T.) Farsça.
acemî (A.) [ﯽﻤﺠﻋ] 1.deneyimsiz, acemi. 2.İranlı. acemistan (A.-F.) [نﺎﺘﺴﻤﺠﻋ] İran.
acemiyân (A.-F.) [نﺎﻴﻤﺠﻋ] 1.deneyimsizler. 2.İranlılar. aceze (A.) [ﻩﺰﺠﻋ] düşkünler, âcizler.
acîb (A.) [ﺐﻴﺠﻋ] tuhaf, acayip, ilginç. acîbe (A.) [ﻪﺒﻴﺠﻋ] şaşılacak şey.
 
âcil (A.) [ﻞﺝﺎﻋ] acil.
 
âcilen (A.) [ﻼﺝﺎﻋ] derhal, acil olarak. acîn (A.) [ﻦﻴﺠﻋ] macun, yoğurulmuş. âciz (A.) [ﺰﺝﺎﻋ] 1.aciz. 2.ben.
âcizâne (A.-F.) [ﻪﻥاﺰﺝﺎﻋ] 1.acizce. 2.alçakgönüllüce. âcizî (A.-F.) [یﺰﺝﺎﻋ] acizlik.
âciziyyet (A.) [ﺖیﺰﺝﺎﻋ]  acizlik. âcizleri (A.-T.) bendeniz, ben. acûl (A.) [لﻮﺠﻋ] aceleci.
acûlâne (A.-F.) [ﻪﻥﻻﻮﺠﻋ] acele acele. acûz (A.) [زﻮﺠﻋ] 1.kocakarı. 2.cadı. acûze (A.) [ﻩزﻮﺠﻋ] 1.kocakarı. 2.cadı. âcür (F.) [ﺮﺝﺁ] 1.tuğla. 2.kiremit.
acz (A.) [ﺰﺠﻋ] acizlik, çaresizlik, bir şey yapamama. âdâb (A.) [بادﺁ] 1.edepler, terbiyeler. 2.yol yordam. adalât (A.) [تﻼﻀﻋ] kaslar.
adale (A.) [ﻪﻠﻀﻋ]1.kas. 2.kaslar. adâlet (A.) [ﺖﻝاﺪﻋ]  adalet.
adaletkâr (A.-F.) [رﺎﮑﺘﻝاﺪﻋ] adil, adaletli. âdât (A.) [تادﺎﻋ] âdetler, alışkanlıklar. adâvet (A.) [تواﺪﻋ] düşmanlık.
adâvet etmek/eylemek düşmanlık gütmek.
 
add (A.) [ﺪﻋ] sayma, görme, değerlendirme, kabul etme.
 
addedilmek sayılmak, görülmek, değerlendirilmek. addetmek/eylemek saymak, görmek, değerlendirmek. addolunmak sayılmak, kabul edilmek.
aded (A.) [دﺪﻋ] sayı. adeden (A.) [ادﺪﻋ] sayıca. adedî (A.) [یدﺪﻋ] sayısal.
âdem (A.) [مدﺁ] 1.ilk insan, Adem Peygamber. 2.insan, adam. adem (A.) [مﺪﻋ] yokluk, bulunmama, adem.
adem -i muvaffakiyet [ ﺖﻴﻘﻓﻮﻡ مﺪﻋ] başarısızlık. adem -i muvazenet [ ﺖﻥزاﻮﻡ مﺪﻋ] dengesizlik. adem -i riâyet [ ﺖیﺎﻋر مﺪﻋ] uymama..
adem -i te’lîfiyet [ ﺖﻴﻔﻴﻝﺄﺕ مﺪﻋ] uzlaşamama, bir araya gelememe. adem -i teveccüh [ﻪﺝﻮﺕ مﺪﻋ ] ilgisizlik.
ademâbâd (A.-F.) [دﺎﺑﺁ مﺪﻋ] yokluk ülkesi. âdemhâr (A.-F.) [راﻮﺧ مدﺁ] yamyam, insan yiyen. âdemî (A.-F.) [ﯽﻡدﺁ]1.insanoğlu. 2.insanlık. âdemiyân (A.-F.) [نﺎﻴﻡدﺁ]  insanlar.
âdemiyyet (A.) [ﺖﻴﻡدﺁ]  1.insanlık. 2.adamlık. ades (A.) [سﺪﻋ] mercimek.
adese (A.) [ﻪﺱﺪﻋ]  mercek.
 
âdet (A.) [تدﺎﻋ] alışkanlık, âdet. âdeta (A.) [ﺎﺕدﺎﻋ]  basbayağı.
âdeten (A.) [ﺎﺕﺪﻋ]  âdet olarak, geleneklere göre.
 
adhâ (A.) [ﯽﺤﺽا] kurbanlar.
 
âdi (A.) [یدﺎﻋ] sıradan, âdi, değersiz. adîd (A.) [ﺪیﺪﻋ]  birçok.
adîde (A.) [ﻩﺪیﺪﻋ]  birçok. âdil (A.) [لدﺎﻋ] adaletli. adîl (A.) [ﻞیﺪﻋ]  eşit, denk.
âdilâne (A.-F.) [ﻪﻥﻻﺪﻋ] adilce. adîm (A.) [ﻢیﺪﻋ]  yok olan.
adîmülimkân (A.) [نﺎﮑﻡﻻا ﻢیﺪﻋ]  imkânsız. âdiye (A.) [ﻪیدﺎﻋ]  alışılmış, sıradan.
adl (A.) [لﺪﻋ] adalet.
 
adlâ’ (A.) عﻼﺽا] kenarlar.
 
adlî (A.) [ﯽﻝﺪﻋ]  adalet ile ilgili. adliyye (A.) [ﻪﻴﻝﺪﻋ]  mahkeme, adliye. adn (A.) [نﺪﻋ] cennet.
adû (A.) [وﺪﻋ] düşman. âfâk (A.) [قﺎﻓﺁ] ufuklar.
âfâkî (A.) [ﯽﻗﺎﻓﺁ] 1.nesnel. 2.şuradan buradan konuşma. âfât (A.) [تﺎﻓﺁ] afetler, belalar.
âferîde (F.) [ﻩﺪیﺮﻓﺁ]  yaratık, yaratılmış, mahluk. âferîdgâr (F.) [رﺎﮔﺪیﺮﻓﺁ]  yaratan, Tanrı.
âferîn (F.) [ﻦیﺮﻓﺁ]  bravo, çok yaşa, aferin. âferîn (F.) [ﻦیﺮﻓﺁ]  yaratan.
 
âferînende (F.) [ﻩﺪﻨﻨیﺮﻓﺁ]  yaratıcı. âferîniş (F.) [ﺶﻨیﺮﻓﺁ]  yaratılış.
âfet (A.) [ﺖﻓﺁ] 1.afet, bela, felaket. 2.güzel sevgili. âfet -i cân [ نﺎﺝ ﺖﻓﺁ] 1.can belası. 2.güzel.
âfet -i devrân [ نارود ﺖﻓﺁ] 1.güzel, dilber. âfetengîz (A.-F.) [ﺰﻴﮕﻥا ﺖﻓﺁ] afet getiren. âfetresân (A.-F.) [نﺎﺱر ﺖﻓﺁ] bela getiren.
âfetzede (A.-F.) [ﻩدز ﺖﻓﺁ] belaya uğramış, afet görmüş. afîf (A.) [ﻒﻴﻔﻋ] iffetli.
âfil (A.) [ﻞﻓﺁ] 1.batan. 2.görünmez olan. âfitâb (F.) [ بﺎﺘﻓﺁ] güneş.
âfitâbcemâl (F.-A.) [ لﺎﻤﺝ بﺎﺘﻓﺁ]  güzel yüzlü, parlak yüzlü, yüzü güneş gibi parlayan, sevgili, maşuk.
 
âfiyet (A.) [ﺖﻴﻓﺎﻋ] esenlik.
 
âfiyet bulmak sağlığına kavuşmak. afiyetbahş [ ﺶﺨﺑ ﺖﻴﻓﺁ] afiyet verici. afrika (A.) [ﺎﻘیﺮﻓا]  Afrika kıtası. afsun (F.) [نﻮﺴﻓا] büyü, efsun.
âftâb (F.) [بﺎﺘﻓﺁ] güneş.
 
âftâbe (F.) [ﻪﺑﺎﺘﻓﺁ] ıbrık, su kabı.
 
âftâbgîr (F.) [ﺮﻴﮕﺑﺎﺘﻓﺁ] güneş alan, güneş gören. âftâbî (F.) [ﯽﺑﺎﺘﻓﺁ] güneşlik.
âftâbrû (F.) [ور بﺎﺘﻓﺁ] parlak yüzlü.
 
afv (A.) [ﻮﻔﻋ] bağışlama, af. âgâh (F.) [ﻩﺎﮔﺁ] haberdar. âgâh etmek haberdar etmek. âgâh olmak haberdar olmak.
âgâhî (F.) [ﯽهﺎﮔﺁ]  haberdarlık. âgeh (F.) [ﻪﮔﺁ] haberdar.
âgehî (F.) [ﯽﻬﮔﺁ] haberdarlık. âgîn (F.) [ﻦﻴﮔﺁ] dolu.
âgûş (A.) [شﻮﻏﺁ] kucak. âğâliş (F.) [ﺶﻝﺎﻏﺁ]  kışkırtma. ağayân (T.-F.) [نﺎیﺎﻏﺁ]  ağalar.
âğâz (F.) [زﺎﻏﺁ] 1.başlama. 2.başlangıç. ağbiyâ (A.) [ﺎﻴﺒﻏا] kalın kafalılar.
âğişte (F.) [ﻪﺘﺸﻏﺁ] bulaşmış, bulanık.
 
ağlâl (A.) [لﻼﻏا] 1.boyunduruklar. 2.zincirler. ağlât (A.) [طﻼﻏا] hatalar.
ağleb [(A.) [لﺎﻤﺘﺣا ﺐﻠﻏا] çoğunlukla, genellikle, sık sık.
 
ağleb -i ihtimâl [لﺎﻤﺘﺣا ﺐﻠﻏا] büyük bir ihtimalle, büyük bir olasılıkla. ağnâ (A.) [ﯽﻨﻏا] en zengin.
ağnâm (A.) [مﺎﻨﻏا] koyunlar. ağniyâ (A.) [ﺎﻴﻨﻏا] zenginler. ağniye (A.) [ﻪﻴﻨﻏا] şarkılar. ağrâs (A.) [ساﺮﻏا] fidanlar.
 
ağrâz (A.) [ضاﺮﻏا] maksatlar. ağsân (A.) [نﺎﺼﻏا] dallar.
ağşiye (A.) [ﻪﻴﺸﻏا] 1.perdeler. 2.zarlar. ağyâr (A.) [رﺎﻴﻏا] yabancılar.
ah (A.) [خا] 1.kardeş. 2.dost.
 
âh (F.) [ﻩﺁ] 1.feryat etme, feryat. 2.ilenme.
 
âh almak biri tarafından kendisine ilenilmek. âh ü zâr [ راز و ﻩﺁ] âh edip inleme.
âhâd (A.) [دﺎﺣﺁ] birler. ahad (A.) [ﺪﺣا] bir.
ahali (A.) [ﯽﻝﺎها] halk, ahali, insan topluluğu. ahavât (A.) [تاﻮﺧا] kızkardeşler.
ahbâb (A.) [بﺎﺒﺣا] 1.dostlar. 2.dost. ahbap (A.) [بﺎﺒﺣا] dostlar, sevdikler. ahbâr (A.) [رﺎﺒﺧا] haberler.
ahcâr (A.) [رﺎﺠﺣا] taşlar.
 
ahd (A.) [ﺪﻬﻋ] 1.yemin, and. 2.çağ, devir. 3.söz verme. ahd -i atîk [ﻖﻴﺘﻋ ﺪﻬﻋ] Tevrat, Zebur ve Mezâmir.
ahd -i cedîd [ﺪیﺪﺝ ﺪﻬﻋ] İncil ve ekleri. ahdar (A.) [ﺮﻀﺣا] yemyeşil.
ahdâs (A.) [ثاﺪﺣا] 1.yeni olaylar. 2.dertler. 3.gençler. ahdeb (A.) [بﺪﺣا] kambur.
ahdnâme (A.-F.) [ﻪﻡﺎﻥﺪﻬﻋ] ahitname, antlaşma metni.
 
ahdüpeymân (A.-F.) [نﺎﻤﻴﭘ و ﺪﻬﻋ] and. âhek (F.) [ﮏهﺁ]  kireç.
âhen (F.) [ﻦهﺁ]  demir.
 
âhendil (F.) [لد ﻦهﺁ]  acımasız.
 
âheng (F.) [ﮓﻨهﺁ]  1.uyum, ahenk. 2.eğlence. âheng -i esvât [تاﻮﺹا ﮓﻨهﺁ]  ses uyumu. âhengdâr (F.) [راﺪﮕﻨهﺁ]  uyumlu.
âhenger (F.) [ﺮﮕﻨهﺁ]  demirci.
 
âhenggüzâr (F.) [ راﺬﮔ ﮓﻨهﺁ]  uyumlu, ahenkli. âhenîn (F.) [ﻦﻴﻨهﺁ]  1.demirden. 2.demir gibi. âhenîndil (F.) [لد ﻦﻴﻨهﺁ]  1.katı yürekli. 2.yiğit. âhenk (F.) [ﮓﻨهﺁ]  ahenk, uyum.
âhenkdâr (F.) [راد ﮓﻨهﺁ]  uyumlu, ahenkli. âhenkeş (F.) [ﺶﮑﻨهﺁ]  miknatıs.
âhenrüba (F.) [ﺎﺑر ﻦهﺁ]  miknatıs. âhensâ(y) (F.) [یﺎﺱ ﻦهﺁ]  törpü. âher (A.) [ﺮﺧﺁ] başka, diğer.
âheste (F.) [ﻪﺘﺴهﺁ]  yavaş, usul, ağır. âhestegî (F.) [ﯽﮕﺘﺴهﺁ]  yavaşlık.
ahfâ (A.) [ﺎﻔﺧا] en gizli. ahfâd (A.) [دﺎﻔﺣا] torunlar. ahger (F.) [ﺮﮕﺧا] kor ateş.
ahibbâ (A.) [ﺎﺒﺣا] dostlar, sevilenler; sevgililer.
 
ahid (A.) [ﺪﻬﻋ] söz, yemin.
 
ahidşiken (A.-F.) [ﻦﮑﺵﺪﻬﻋ] sözünden dönen, antlaşmayı bozan. âhîhte (F.) [ﻪﺘﺨﻴهﺁ]  kınından çıkmış, sıyrılmış.
ahîr (A.) [ﺮﺧﺁ] son, en son.
 
âhir -i kâr [رﺎﮐ ﺮﺧﺁ] 1.sonunda. 2.sonuç. âhirbîn (A.-F.) [ﻦﻴﺑﺮﺧﺁ] ileri görüşlü. âhire (A.) [ﻩﺮﺧﺁ] son.
ahîren (A.) [اﺮﻴﺧا] geçenlerde, son zamanlarda, son olarak. âhiret (A.) [تﺮﺧﺁ] öbür dünya.
âhiretlik (A.-T.) 1.ahiret kardeşi. 2.evlat edinilen öksüz. âhirin (A.-F.) [ﻦیﺮﺧﺁ]  1.sonuncu. 2.sonrakiler.
âhirkâr (A.-F.) [رﺎﮐﺮﺧﺁ] sonunda, nihayet. âhirülemr (A.) [ﺮﻡﻻاﺮﺧﺁ]  sonunda, işin sonunda. âhiz (A.) [ﺬﺧﺁ] alan.
ahize (A.) [ﻩﺬﺧﺁ] alıcı gereç. ahkâm (A.) [مﺎﮑﺣا] hükümler. ahlâf (A.) [فﻼﺧا] halefler. ahlâk (A.) [قﻼﺧا] huy, ahlak.
ahlâk -ı amelî [ﯽﻠﻤﻋ قﻼﺧا] uygulamadaki ahlak anlayışı. ahlâk -ı hasene [ﻪﻨﺴﺣ قﻼﺧا] iyi huy.
ahlâk -ı nazarî [یﺮﻈﻥ قﻼﺧا] teorideki ahlak anlayışı. ahlâk -ı zemîme [ﻪﻤﻴﻡذ قﻼﺧا] kötü huy.
ahlâken (A.) [ﺎﻗﻼﺧا] ahlakça.
 
ahlâkiyat (A.) [تﺎﻴﻗﻼﺧا] ahlak bilgisi. ahlâkiyûn (A.) [نﻮﻴﻗﻼﺧا] ahlakçılar.
ahlâm (A.) [مﻼﺣا] 1.karmakarışık rüyalar. 2.düşazmalar. ahlât (A.) [طﻼﺧا] salgılar.
ahlât -ı erba’a [ﻪﻌﺑرا طﻼﺧا] dört özsuyu kan, salya, safra, dalak. ahmak (A.) [ﻖﻤﺣا] budala, aptal, ahmak.
ahmakâne (A.-F.) [ﻪﻥﺎﻘﻤﺣا] ahmakça. ahmakî (A.-F.) [ﯽﻘﻤﺣا] ahmaklık. ahmer (A.) [ﺮﻤﺣا] kırmızı, kızıl.
ahrâm (A.) [ماﺮﺣا] 1.kutsal yerler. 2.haremler. 3.hanımlar, eşler. ahrâr (A.) [راﺮﺣا] özgürler.
ahrârâne (A.-F.) [ﻪﻥاراﺮﺣا] özgürce.
 
ahrâs (A.) [ساﺮﺣا] koruyucular, muhafızlar. ahret (A.) [تﺮﺧﺁ] öbür dünya, ahiret.
ahretlik (A.-T.) 1.ahiret kardeşi. 2.evlat edinilen öksüz. ahsâs (A.) [سﺎﺴﺣا] duygular.
ahsen (A.) [ﻦﺴﺣا] en güzel.
 
ahşâ’ (A.) [ءﺎﺸﺣا] 1.iç organlar, 2.bölgeler, yöreler. ahşâb (A.>T.) [بﺎﺸﺧا] 1.ahşap. 2.keresteler.
ahşâm (A.) [مﺎﺸﺣا] maiyet. ahtâb (A.) [بﺎﻄﺣا] odunlar. ahtâr (A.) [رﺎﻄﺧا] tehlikeler.
âhte (F.) [ﻪﺘﺧﺁ] 1.iğdiş edilmiş. 2.kınından çıkarılmış.
 
ahter (F.) [ﺮﺘﺧا] yıldız.
 
ahter -i dünbâledâr [راد ﻪﻝﺎﺒﻥد ﺮﺘﺧا] kuyruklu yıldız. ahterbîn (F.) [ﻦﻴﺑﺮﺘﺧا] astrolog, yıldızbilimci. ahterşinâs (F.) [سﺎﻨﺵﺮﺘﺧا] yıldızbilimci.
ahterşümâr (F.) [رﺎﻤﺵﺮﺘﺧا] 1.yıldızbilimci. 2.geceleri uyuyamayan. ahu (A.) [ﻮﺧا] kardeş.
âhû (F.) [ﻮهﺁ] ceylan, karaca.
 
âhûbere (F.) [ﻩﺮﺑﻮهﺁ]  ceylan yavrusu. âhûdil (F.) [لدﻮهﺁ]  ödlek, korkak. âhund (F.) [ﺪﻥﻮﺧﺁ]  molla, hoca. âhûnigah (F.) [ﻩﺎﮕﻥﻮهﺁ] ceylan bakışlı. âhur (F.) [ﺮﺧﺁ] ahır.
âhuvân (F.) [ناﻮهﺁ]  ceylanlar. âhûvâne (F.) [ﻪﻥاﻮهﺁ] ceylan gibi.
âhüvâh(F.) [ﻩاو و ﻩﺁ] feryat, sızlanma, hayıflanma.
 
âhüvâveylâ (F.-A.) [ ﻼیواو و ﻩﺁ] feryat, âh çekme, figan etme. âhüzâr (F.) [راز و ﻩﺁ] âh çekip inleme.
ahvâl (A.) [لاﻮﺣا] haller, durumlar.
 
ahvâl -i âdiye [ﻪیدﺎﻋ لاﻮﺣا] olağan haller. ahvâl -i sıhhiye [ﻪﻴﺤﺹ لاﻮﺣا] sağlık durumu ahvef (A.) [فﻮﺧا] en korkunç.
ahvel (A.) [لﻮﺣا] şaşı. ahyâ (A.) [ﺎﻴﺣا] diriler.
 
ahyâl (A.) [لﺎﻴﺧا] yılkılar.
 
ahyânen (A.) [ﺎﻥﺎﻴﺣا]  arasıra, kimi zaman. ahyâr (A.) [رﺎﻴﺧا] iyiler.
ahyât (A.) [طﺎﻴﺧا] iplikler. ahz (A.) [ﺬﺧا] alma.
ahz ü kabul etmek alıp kabul etmek.
 
ahzâb (A.) [باﺰﺣا] 1.kütleler. 2.partiler. 3.Ahzâb sûresi. ahzân (A.) [ناﺰﺣا] hüzünler.
ahzar (A.) [ﺮﻀﺧا] yeşil.
 
ahzen (A.) [نﺰﺣا] çok hüzünlü. ahzetmek almak.
ahzüi’tâ (A.) [ﺎﻄﻋ و ﺬﺧا] alış veriş.
 
ahzükabz (A.) [ﺾﺒﻗ و ﺬﺧا] alıp sahip çıkma. âid (A.) [ﺪﺋﺎﻋ] 1.ait, ilişkin. 2.geri dönen. âidât (A.) [تاﺪﺋﺎﻋ] gelirler, aidat.
âide (A.) [ﻩﺪﺋﺎﻋ] kâr, kazanç, gelir. âika (A.) [ﻪﻘﺋﺎﻋ] engel.
âile (A.) [ﻪﻠﺋﺎﻋ] 1.aile. 2.eş, karı. ailevî (A.) [یﻮﻠﺋﺎﻋ] aile ile ilgili.
âjeng (F.) [ﮓﻥژﺁ]  buruşuk, cilt kırışığı. âk (A.) [قﺎﻋ] serkeş.
akab (A.) [ﺐﻘﻋ] 1.arka, art. 2.topuk, ökçe. akabât (A.) [تﺎﺒﻘﻋ] 1.yokuşlar. 2.tehlikeli anlar.
 
akabe (A.) [ﻪﺒﻘﻋ] 1.geçilmesi güç geçit. 2.yokuş. akabinde (A.-T.) ardından.
akâid (A.) [ﺪﺋﺎﻘﻋ] inançlar, akideler.
 
akâmet (A.) [ﺖﻡﺎﻘﻋ]  1.verimsizlik, durgunlaştırma, aksatma. 2.kısırlık. akar (A.) [رﺎﻘﻋ] kazanç sağlayan mülk.
akarât (A.) [تاﺮﻘﻋ] kazanç sağlayan mülkler, akarlar. akbeh (A.) [ﺢﺒﻗا] çok çirkin.
akd (A.) [ﺪﻘﻋ] 1.düğümleme, bağlama. 2.nikah. 3.kararlaştırma. 4.kurma. akdâh (A.) [حاﺪﻗا] kadehler.
akdâm (A.) [ماﺪﻗا] ayaklar.
 
akdedilmek yapılmak, uygulanmak, icra edilmek. akdem (A.) [مﺪﻗا] önce, önceki.
akdes (A.) [سﺪﻗا] en kutsal.
 
akdetmek/  eylemek  yapmak,  uygulamak,  icra  etmek,  imzalamak,  antlaşma yapmak, sözleşme yapmak.
 
akıbet (A.) [ﺖﺒﻗﺎﻋ] son.
 
âkıbetbîn (A.-F.) [ﻦﻴﺑ ﺖﺒﻗﺎﻋ] sonu gören, ileri görüşlü. âkıbetendîş (A.-F.) [ﺶیﺪﻥا ﺖﺒﻗﺎﻋ] sonunu düşünen. âkıbetülemr (A.) [ﺮﻡﻻا ﺖﺒﻗﺎﻋ] sonunda.
âkıl (A.) [ﻞﻗﺎﻋ] akıllı, akıl sahibi. akıl (A.) [ﻞﻘﻋ] akıl.
âkılâne (A.-F.) [ﻞﻗﺎﻋ] akıllıca. âkıle (A.) [ﻪﻠﻗﺎﻋ] akıllı kadın.
 
âkır (A.) [ﺮﻗﺎﻋ] 1.kısır. 2.verimsiz. âkid (A.) [ﺪﻗﺎﻋ] akit yapan.
akîde (A.) [ﻩﺪﻴﻘﻋ] inanç, akide.
 
akîdefurûş (A.-F.) [ شوﺮﻓ ﻩﺪﻴﻘﻋ] inanç tüccarı. akîk (A.) [ﻖﻴﻘﻋ] akik taşı.
âkil (A.) [ﻞﮐﺁ] yiyen.
 
akîm (A.) [ﻢﻴﻘﻋ] 1.kısır. 2.sonuçsuz.
 
akim kalmak gerçekleşememek, sonuçsuz kalmak. akis (A.) [ﺲﮑﻋ] yansıma, aksetme, akis.
akl (A.) [ﻞﻘﻋ] akıl.
 
akl -ı bâliğ [ﻎﻝﺎﺑ ﻞﻘﻋ] ergin. akl -ı evvel [لوا ﻞﻘﻋ] Tanrı.
akl -ı küll [ﻞﮐ ﻞﻘﻋ] 1.doğadaki genel uyum. 2.Cebrail. akl -ı mücerred [دﺮﺠﻡ ﻞﻘﻋ] soyut akıl.
akl -ı selim [ﻢﻴﻠﺱ ﻞﻘﻋ] sağduyu.
 
aklâm (A.) [مﻼﻗا] 1.kalemler. 2.yazı gereçleri. 3.devlet daireleri. aklen (A.) [ﻼﻗا] akılca.
aklıselim (A.-F.) [ﻢﻴﻠﺱ ﻞﻘﻋ] sağduyu.
 
aklî (A.) [ﯽﻠﻘﻋ] akılca, akıl bakımından, rasyonel. akliyye (A.) [ﻪﻴﻠﻘﻋ] akılcılık, rasyonalizm. akliyyûn (A.) [نﻮﻴﻠﻘﻋ] akılcılar, rasyonalistler. akm (A.) [ﻢﻘﻋ] kısırlık.
akmâr (A.) [رﺎﻤﻗا] aylar.
 
akmişe (A.) [ﻪﺸﻤﻗا] kumaşlar.
 
akrabâ (A.) [ءﺎﺑﺮﻗا] akraba, yakınlar. akran (A.) [ناﺮﻗا] yaşıtlar.
akreb (A.) [بﺮﻗا] en yakın.
 
akreb (A.) [بﺮﻘﻋ] 1.akrep. 2.saat ibresi. akrebek (A.-F.) [ﮏﺑﺮﻘﻋ] saati gösteren ibre. aks (A.) [ﺲﮑﻋ] yansıma, akis.
aks -i müddeâ [ﺎﻋﺪﻡ ﺲﮑﻋ] çatışkı. aks -i sedâ [اﺪﺹ ﺲﮑﻋ] yankı.
aksâ (A.) [ﯽﺼﻗا] uzak, en son.
 
aksâ -yı emel [ﻞﻡا یﺎﺼﻗا] ülkü, ideal. aksâ -yı şark [قﺮﺵ یﺎﺼﻗا] Uzakdoğu. aksâm (A.) [مﺎﺴﻗا] kısımlar, bölümler.
aksâm -ı sâire [ﻩﺮﺋﺎﺱ مﺎﺴﻗا] diğer kısımlar, öbür bölümler. akser (A.) [ﺮﺼﻗا] en kısa.
aksetmek yansımak, vurmak.
 
aksî (A.) [ﯽﺴﮑﻋ] 1.inatçı. 2.ters, zıt. 3.huysuz. aksülamel (A.) [ﻞﻤﻌﻝا ﺲﮑﻋ] tepki, reaksiyon. aktâ’ (A. [عﺎﻄﻗا] 1.kesmeler. 2.beylik araziler.
aktâb (A.) [بﺎﻄﻗا] 1.kutuplar. 2.azizler. 3.efendiler. aktâr (A.) [رﺎﻄﻗا] taraflar, yöreler.
aktâr-ı cihân [ نﺎﻬﺝ رﺎﻄﻗا] dünyanın her tarafı. akûr (A.) [رﻮﻘﻋ] azgın, kudurmuş, saldırgan.
 
akûrâne (A.-F.) [ﻪﻥارﻮﻘﻋ] kudurmuşçasına. akvâl (A.) [لاﻮﻗا] sözler.
akvâm (A.) [ماﻮﻗا] kavimler. akviyâ (A.) [ﺎیﻮﻗا]  kuvvetliler.
âl (A.) [لﺁ] 1.aile. 2.sülale. 3.evlat. âl (A.) [لﺎﻋ] yüce, yüksek.
alâ (A.) [ءﻼﻋ] yücelik, şeref. alâ (A.) [ﯽﻠﻋ] üst, üstü, üzeri.
alâeyyihâl (A.) [لﺎﺣ یا ﯽﻠﻋ] her nasıl olsa. âlâf (A.) [فﻻﺁ] binler.
alâhide (A.) [ﻩﺪﺤﻴﻠﻋ] tek başına, başlı başına. alâik (A.) [ﻖﺋﻼﻋ] alakalar, ilgiler.
alâim (A.) [ ] işaretler, alametler. alâim-i semâ [ﺎﻤﺱ ﻢﺋﻼﻋ] gökkuşağı. alak (A.) [ﻖﻠﻋ] 1.kan pıhtısı. 2.sülük. alâka (A.) [ﻪﻗﻼﻋ] ilgi, alaka.
alâkabahş (A.-F.) [ﺶﺨﺑ ﻪﻗﻼﻋ] ilgilendiren, ilgili. alâkadar (A.-F.) [راد ﻪﻗﻼﻋ] ilgili, alakalı. alâkadar etmek ilgilendirmek.
alâkadar olmak ilgilenmek.
 
alakadârân (A.-F.) [ناراد ﻪﻗﻼﻋ] ilgililer. alâkadrilimkân (A.) [نﺎﮑﻡﻻارﺪﻗﻼﻋ]  olabildiğince. âlâm (A.) [مﻻﺁ] elemler, acılar.
 
alâmât (A.) [تﺎﻡﻼﻋ]  işaretler, alametler.
 
alâmet (A.) [ﺖﻡﻼﻋ]  işaret, iz, alamet, belirti. 2.çok iri. âlât (A.) [تﻻﺁ] aletler.
alâvechi (A.) [ﻪﺝو ﯽﻠﻋ] üzere. alâvefk (A.) [ﻖﻓو ﯽﻠﻋ] uygun olarak. âlâyiş (F.) [ﺶیﻻﺁ]  1.bulaşma. 2.gösteriş. aleddevam (A.) [ماوﺪﻝا ﯽﻠﻋ] sürekli.
alef (A.) [ﻒﻠﻋ] 1.ot. 2.hayvan yemi. aleka (A.) [ﻪﻘﻠﻋ] 1.kan pıhtısı. 2.balçık. alelacele (A.) [ﻪﻠﺠﻌﻝا ﯽﻠﻋ] çarçabuk. alelâde (A.) [ﻩدﺎﻌﻝا ﯽﻠﻋ] sıradan, bayağı. alelamyâ (A.) [ﺎﻴﻤﻌﻝا ﯽﻠﻋ] körükörüne. alelekser (A.) [ﺮﺜﮐﻻا ﯽﻠﻋ] çok defa. alelhusûs (A.) [صﻮﺼﺨﻝا ﯽﻠﻋ] özellikle.
alelıtlâk (A.) [قﻼﻃﻻا ﯽﻠﻋ] 1.genellikle. 2.rastgele. alelicmâl (A.) [لﺎﻤﺝﻻا ﯽﻠﻋ] topluca.
alelinfirâd (A.) [داﺮﻔﻥﻻا ﯽﻠﻋ] birer birer. alelistimrâr (A.) [راﺮﻤﺘﺱﻻا ﯽﻠﻋ] sürekli, aralıksız. aleliştirâk (A.) [کاﺮﺘﺵﻻا ﯽﻠﻋ] ortaklaşa. alelkifâye (A.) [ﻪیﺎﻔﮑﻝا ﯽﻠﻋ] yeterince.
alelumûm (A.) [مﻮﻤﻌﻝا ﯽﻠﻋ] genellikle, genelde, genel olarak. âlem (A.) [ﻢﻝﺎﻋ]  dünya; evren.
alem (A.) [ﻢﻠﻋ] 1.sancak. 2.alem. 3.nişan, alamet.
 
âlemârâ (A.-F.) [ارﺁ ﻢﻝﺎﻋ]  dünyayı süsleyen. alemdâr (A.-F.) [راﺪﻤﻠﻋ] sancaktar.
âlemefrûz (A.-F.) [زوﺮﻓا ﻢﻝﺎﻋ]  dünyayı parlatan.
 
âlemgîr (A.-F.) [ﺮﻴﮕﻤﻝﺎﻋ] 1.dünyayı fetheden. 2.dünyaya yayılan. âlemiyân (A.-F.) [نﺎﻴﻤﻝﺎﻋ] insanlar.
âlemşümûl (A.) [لﻮﻤﺵ ﻢﻠﻋ] dünyayı kaplayan. âlemtâb (A.-F.) [بﺎﺘﻤﻝﺎﻋ] dünyayı aydınlatan. alenen (A.) [ﺎﻨﻠﻋ] açıkça.
alenî (A.) [ﯽﻨﻠﻋ] açık, aşikâr.
 
âlet (A.) [ﺖﻝﺁ]  1.araç, alet. 2.aygıt.
 
alettafsîl (A.) [ﻞﻴﺼﻔﺘﻝا ﯽﻠﻋ] ayrıntılı olarak. alettevâlî (A.) [ﯽﻝاﻮﺘﻝا ﯽﻠﻋ] peşpeşe.
aleyh (A.) [ﻪﻴﻠﻋ] karşı, karşıt; üzerine. aleyhdar (A.-F.) [راد ﻪﻴﻠﻋ] karşıt, zıt.
aleyhisselâm (A.) [مﻼﺴﻝا ﻪﻴﻠﻋ] selam onun üzerine olsun. âlî (A.) [ﯽﻝﺎﻋ]  yüce; yüksek.
âlîcâh (A.-F.) [ﻩﺎﺝ ﯽﻝﺎﻋ]  yüksek dereceli. âlîcenâb (A.) [بﺎﻨﺝ ﯽﻝﺎﻋ]  1.cömert. 2.haysiyetli. âlihe (A.) [ﻪﻬﻝﺁ]  ilahlar.
âlîhimmet (A.) [ﺖﻤه ﯽﻝﺎﻋ]  yüce himmetli. âlîkadr (A.) [رﺪﻗ ﯽﻝﺎﻋ]  saygıdeğer.
alîl (A.) [ﻞﻴﻠﻋ] 1.hasta, hastalıklı, illetli. 2.sakat. âlim (A.) [ﻢﻝﺎﻋ]  bilgin.
 
alîm (A.) [ﻢﻴﻠﻋ] çok bilen.
 
âlîmakâm (A.) [مﺎﻘﻡ ﯽﻝﺎﻋ]  yüksek makamlı. âlînazar (A.) [ﺮﻈﻥ ﯽﻝﺎﻋ]  yüksek görüşlü. âlîşan (A.) [نﺎﺵ ﯽﻝﺎﻋ]  şanı yüce.
âliye (A.) [ﻪﻴﻝﺎﻋ]  yüce, yüksek. aliyyülâlâ (A.) [ﻼﻋﻻا ﯽﻠﻋ] en iyisi. Allâh (A.) [ﷲا] Tanrı, Allah. allâme (A.) [ﻪﻡﻼﻋ]  büyük bilgin. âlû (F.) [ﻮﻝﺁ]  erik.
âlûbâlu (F.) [ﻮﻝﺎﺑﻮﻝﺁ]  vişne.
 
âlûd (F.) [دﻮﻝﺁ]  bulanmış, bulaşmış. âlûde (F.) [ﻩدﻮﻝﺁ]  bulanmış, bulaşmış. âlûdedâmen (F.) [ﻦﻡاد ﻩدﻮﻝﺁ]  iffetsiz. âlûdegî (F.) [ﯽﮔدﻮﻝﺁ] bulaşma, bulaşıklık. âlüfte (F.) [ﻪﺘﻔﻝﺁ]  1.iffetsiz, fahişe. 2.alışık. âmâc (F.) [جﺎﻡﺁ]  1.hedef. 2.nişan tahtası. âmâcgâh (F.) [ﻩﺎﮕﺝﺎﻡﺁ] nişan alınan yer. âmâde (F.) [ﻩدﺎﻡﺁ]  hazır.
âmâdegî (F.) [ﯽﮔدﺎﻡﺁ]  hazırlık.
 
a'mâl (A.) [لﺎﻤﻋا] davranışlar, ameller. âmâl (A.) [لﺎﻡﺁ]  emeller.
âmâl (A.) [لﺎﻡﺁ]  emeller.
 
âmâr (F.) [رﺎﻡﺁ]  1.sayım. 2.hesap.
 
amd (A.) [ﺪﻤﻋ] kasıt.
 
amden (A.) [اﺪﻤﻋ] kasıtlı olarak. âmed (F.) [ﺪﻡﺁ]  gelme, geliş. âmedşüd (F.) [ﺪﺵﺪﻡﺁ] geliş gidiş. âmedüreft (F.) [ﺖﻓروﺪﻡﺁ]  geliş gidiş. âmedüşüd (F.) [ﺪﺵوﺪﻡﺁ] geliş gidiş. amel (A.) [ﻞﻤﻋ] 1.iş. 2.ishal.
amele (A.) [ﻪﻠﻤﻋ] işçi.
 
amelen (A.) [ﻼﻤﻋ] bilfiil, işleyerek. amelî (A.) [ﯽﻠﻤﻋ] pratik, uygulamalı.
ameliyât (A.) [تﺎﻴﻠﻤﻋ] 1.işlemler, uygulamalar. 2.ameliyat. ameliye(A.) [ﻪﻴﻠﻤﻋ] işlem, uygulama.
âmennâ (A.) [ﺎﻨﻡﺁ]  diyecek bir şey yok, inandık. âmîhte (A.) [ﻪﺘﺨﻴﻡﺁ]  karışık, karışmış.
amîk (A.) [ﻖﻴﻤﻋ] derin.
 
âmil (A.) [ﻞﻡﺎﻋ]  1.yapan, işleyen. 2.faktör, etken. 3.vergi memuru. 4.vali. amîm (A.) [ﻢﻴﻤﻋ] yaygın.
âmîn (A.) [ﻦﻡﺁ]  amin.
 
âminen (A.) [ﺎﻨﻡﺁ]  emin olarak. âmir (A.) [ﺮﻡﺁ]  emreden.
âmirâne (A.-F.) [ﻪﻥاﺮﻡﺁ] emredercesine. âmiyâne (A.-F.) [ﻪﻥﺎﻴﻡﺎﻋ] bayağı, avamca. âmm (A.) [مﺎﻋ] genel, yaygın.
 
âmm (A.) [مﺎﻋ] yıl. amm (A.) [ﻢﻋ] amca. ammâ (A.) [ﺎﻡا]  ama.
ammâba’d (A.) [(ﺪﻌﺑﺎﻡا]  maksada gelince. amme (A.) [ﻪﻤﻋ] hala.
amûd (A.) [دﻮﻤﻋ] direk. amûden (A.) [ادﻮﻤﻋ] dikine. amûdî (A.) [یدﻮﻤﻋ] dikey.
âmurziş (F.) [شزﺮﻡﺁ]  1.bağışlama, affetme. âmûz (F.) [زﻮﻡﺁ]  1.öğrenen. 2.öğreten. âmûzgâr (F.) [رﺎﮔزﻮﻡﺁ]  öğretmen.
âmürzgâr (F.) [رﺎﮔزﺮﻡﺁ]  bağışlayıcı, Tanrı. âmürziş (F.) [شزﺮﻡﺁ]  bağışlama.
ân (A.) [نﺁ] an.
 
an (A.) [ﻦﻋ] –den, -dan.
 
ân (F.) [نا] 1.çoğul eki -ler, -lar. 2.zarf yapan ek -erek, -arak. ân (F.) [نﺁ] alım, cazibe, hava.
an’anât (A.) [تﺎﻨﻌﻨﻋ] gelenekler. an’ane (A.) [ﻪﻨﻌﻨﻋ] gelenek. an’anevî (A.) [یﻮﻨﻌﻨﻋ] geleneksel. ânân (F.) [نﺎﻥﺁ]  onlar.
anâsır (A.) [ﺮﺹﺎﻨﻋ] unsurlar, elemanlar.
 
anâsır-ı erba’a [ﻪﻌﺑرا ﺮﺹﺎﻨﻋ] dört unsur ateş, hava, su, toprak.
 
ânât (A.) [تﺎﻥﺁ]  anlar.
 
anbean (A.-F.) [نﺁ ﻪﺑ نﺁ] her an, gittikçe. anber (A.) [ﺮﺒﻨﻋ] amber.
anberbû (A.-F.) [ﻮﺑﺮﺒﻨﻋ] amber kokulu. andelîb (A.) [ﺐﻴﻝﺪﻨﻋ] bülbül.
âne (F.) [ﻪﻥا]  gibi anlamını verecek şekilde sıfat ve zarf yapan son ek. anh (A.) [ﻪﻨﻋ] ondan.
anhâ (A.) [ﺎﻬﻨﻋ] ondan. anhâ (F.) [ﺎﻬﻥﺁ]  onlar.
ânî (A.-F.) [ﯽﻥﺁ]  1.bir an. 2.derhal.
 
ânifen (A.) [ﺎﻔﻥﺁ]  1.az önce, demin. 2.yukarıda. âniyen (A.) [ﺎﻴﻥﺁ]  bir anda, der hal, o anda.
ankâ (A.) [ﺎﻘﻨﻋ] zümrütüanka,
 
ankarîb (A.) [ﺐیﺮﻗ ﻦﻋ] yakında, yakından, çok geçmeden. ankasdin (A.) [ﺪﺼﻗ ﻦﻋ] kasıtlı olarak, bile bile.
ankebût (A.) [تﻮﺒﮑﻨﻋ] örümcek.
 
ansamîmilkalb (A.) [ﺐﻠﻘﻝا ﻢﻴﻤﺹ ﻦﻋ] içtenlikle, canügönülden. anûd (A.) [دﻮﻨﻋ] inatçı.
âr (A.) [رﺎﻋ] utanma, ar.
 
ar’ar (A.) [ﺮﻋﺮﻋ] 1.anırma. 2.dikenli ardıç. ârâ (F.) [ارﺁ] süsleyen.
ârâ’ (A.) [ءارﺁ] oylar.
 
arâ’is (A.) [ﺲﺋاﺮﻋ] gelinler.
 
arab (A.) [بﺮﻋ] arap arabî (A.) [ﯽﺑﺮﻋ] arapça. arak (A.) [قﺮﻋ] 1.ter. 2.rakı.
arakçîn (A.-F.) [ﻦﻴﭽﻗﺮﻋ] takke kavuk altı takkesi. arakdâr (A.-F.) [راﺪﻗﺮﻋ] terli.
arakıyye (A.) [ﻪﻴﻗﺮﻋ] derviş külahı.
 
ârâm (F.) [مارﺁ] 1.dinlenme. 2.yerleşme. ârâm etmek yerleşmek
ârâmbahş (F.) [ﺶﺨﺑ مارﺁ] dinlendiren, huzur veren. ârâmgâh (F.) [ﻩﺎﮕﻡارﺁ]  1.dinlenme yeri. 2.mezar. ârâmiş (F.) [ﺶﻡارﺁ]  1.dinlenme. 2.huzur.
ârâste (F.) [ﻪﺘﺱارﺁ] süslenmiş, süslü. ârâyiş (F.) [ﺶیارﺁ]  1.süs. 2.süslenme.
araz (A.) [ضﺮﻋ] 1.işaret, belirti. 2.tesadüf. arâzî (A.) [ﯽﺽارا] yerler, arazi.
arbede (A.) [ﻩﺪﺑﺮﻋ] kavga.
 
arbedecû (A.-F.) [ﻮﺝ ﻩﺪﺑﺮﻋ] kavgacı. ard (F.) [درﺁ] un.
ardbîz (F.) [ﺰﻴﺑدرﺁ] elek.
 
arefe (A.) [ﻪﻓﺮﻋ] arife, bayramdan önceki gün. ârız (A.) [ضرﺎﻋ] 1.yanak. 2.gelen. 3.engel. ârızî (A.) [ﯽﺽرﺎﻋ] geçici.
ârî (A.) [یرﺎﻋ] 1.çıplak. 2.uzak, uzakta, soyutlanmış.
 
ârî (F.) [یرﺁ] evet.
 
ârif (A.) [فرﺎﻋ] bilen, arif, irfan sahibi. âriyyet (A.) [ﺖیرﺎﻋ]  ödünç.
arîz (A.) [ﺾیﺮﻋ]  geniş, genişlemesine. arman (F.) [نﺎﻡرﺁ]  1.özlem. sıkıntı.
arsa (A.) [ﻪﺹﺮﻋ]  yer, meydan.
 
arş (A.) [شﺮﻋ] 1.gök. 2.taht. 3.çardak. arşa (A.) [ﻪﺵﺮﻋ]  güverte.
arûs (A.) [ ] gelin.
 
arz (A.) [ضرا] 1.yer. 2.dünya, yeryüzü. arz (A.) [ضﺮﻋ] 1.genişlik, en. 2.enlem. arz (A.) [ضﺮﻋ] sunma, arzetme.
arzan (A.) [ﺎﺽرا] enine, genişliğine. arzıhâl (A.) [لﺎﺣ ضرا] dilekçe.
ârzû (F.) [وزرﺁ] istek, heves.
 
asâ (A.) [ﺎﺼﻋ] 1.değnek, sopa. 2.derviş değneği. âsâ (F.) [ﺎﺱﺁ]  gibi.
asab (A.) [ﺐﺼﻋ] sinir. asabî (A.) [ﯽﺒﺼﻋ] sinirli.
asabiyülmizac (A.) [جاﺰﻤﻝا ﯽﺒﺼﻋ] asabî mizaçlı. asabiyyet (A.) [ﺖﻴﺒﺼﻋ] sinirlilik.
âsaf (A.) [ﻒﺹﺁ] 1.vezir. Hz. Süleyman’ın veziri. asâkir (A.) [ﺮﮐﺎﺴﻋ] askerler.
 
asalet (A.) [ﺖﻝﺎﺹا]  asillik. asamm (A.) [ﻢﺹا]  sağır. âsân (F.) [نﺎﺱﺁ]  kolay.
âsâr (A.) [رﺎﺛﺁ] 1.izler. 2.eserler.
 
âsâyiş (F.) [ﺶیﺎﺱﺁ]  1.huzur. 2.güvenlik.
 
âsâyiş berkemâl [ لﺎﻤﮐﺮﺑ ﺶیﺎﺱﺁ ] her yerde huzur hakim. asdika (A.) [ﺎﻗﺪﺹا] gerçek dostlar.
asel (A.) [ﻞﺴﻋ] bal.
 
ases (A.) [ﺲﺴﻋ] gece bekçisi.
 
asfer (A.) [ﺮﻔﺹا] 1.sarı. 2.soluk benizli. asgar (A.) [ﺮﻐﺹا] en küçük.
asgarî (A.) [یﺮﻐﺹا] en az.
 
ashâb (A.) [بﺎﺤﺹا] 1.dostlar, arkadaşlar. 2.sahipler. âsım (A.) [ﻢﺹﺎﻋ] 1.günahtan sakınan. 2.iffetli.
asır ba’de asır (A.) [ﺮﺼﻋ ﺪﻌﺑ ﺮﺼﻋ] asırlarca, yüzyıllarca. âsî (A.) [ﯽﺹﺎﻋ] 1.isyancı. 2.günahkâr.
âsîb (F.) [ﺐﻴﺱﺁ]  felaket, bela, zarar. asîl (A.) [ﻞﻴﺹا] 1.sağlam. 2.soylu.
asîlzâde (A.-F.) [ﻩداز ﻞﻴﺹا] soylu çocuğu, asilzade. asîr (A.) [ﺮﻴﺼﻋ] özsuyu, usare.
âsitan (F.) [نﺎﺘﺱﺁ]  eşik. âsiyâ (F.) [ﺎﻴﺱﺁ]  değirmen. âsiyâb (F.) [بﺎﻴﺱﺁ]  değirmen.
 
asker (A.) [ﺮﮑﺴﻋ] asker, er.
 
asl (A.) [ﻞﺹا]  1.asıl. 2.kök. 3.gerçek. asla (A.) [ﻼﺹا]  hiçbir zaman.
aslî (A.) [ﯽﻠﺹا] asıl.
 
aslünesl (A.-F.) [ﻞﺴﻥ و ﻞﺹا]  soy sop. âsmân (F.) [نﺎﻤﺱﺁ]  gök, gökyüzü.
âsmânî (F.) [ﯽﻥﺎﻤﺱﺁ]  1.gökyüzüne ait. 2.melek. 3.açık mavi. asnâm (A.) [مﺎﻨﺹا] 1.putlar. 2.dilberler.
asr (A.) [ﺮﺼﻋ] 1.yüzyıl. 2.ikindi vakti. asrî (A.) [یﺮﺼﻋ] modern.
âstân (F.) [نﺎﺘﺱﺁ]  1.eşik. 2.tekke.
 
âstâne (F.) [ﻪﻥﺎﺘﺱﺁ]  1.eşik. 2.başkent. 3.tekke. 4.İstanbul. âster (F.) [ﺮﺘﺱﺁ]  astar.
âstîn (F.) [ﻦﻴﺘﺱﺁ]  yen.
 
âsûde (F.) [ﻩدﻮﺱﺁ]  rahat, huzurlu. âsûdegî (F.) [ﯽﮔدﻮﺱﺁ] huzur.
âsûdehâtır (F.-A.) [ﺮﻃﺎﺧ ﻩدﻮﺱﺁ]  gönlü rahat, huzurlu. âsüman (F.) [نﺎﻤﺱﺁ]  gökyüzü.
âş (F.) [شﺁ] 1.yemek. 2.aşûre. âşâm (F.) [مﺎﺵﺁ]  içen.
aşer (A.) [ﺮﺸﻋ] on. aşere (A.) [ﻩﺮﺸﻋ] onlar. aşhâne (F.) [ﻪﻥﺎﺨﺵﺁ]  mutfak.
 
âşık (A.) [ﻖﺵﺎﻋ]  aşık.
 
âşıkân (A.-F.) [نﺎﻘﺵﺎﻋ] aşıklar.
 
âşifte (F.) [ﻪﺘﻔﺵﺁ]  1.perişan. 2.iffetsiz kadın. âşikâr (F.) [رﺎﮑﺵﺁ]  açık, belli, aşikâr.
âşikâr etmek ortaya çıkarmak, belli etmek. âşikâr olmak ortaya çıkmak, belli olmak. âşikâre (F.) [ﻩرﺎﮑﺵﺁ] açık, belli.
âşina (F.) [ﺎﻨﺵﺁ]  1.tanıdık, bildik. 2.bilen. âşir (A.) [ﺮﺵﺎﻋ]  onuncu.
aşîr (A.) [ﺮﻴﺸﻋ] onda bir. âşiren (A.) [اﺮﺵﺎﻋ] onuncusu. âşiyân (F.) [نﺎﻴﺵﺁ]  1.yuva. 2.ev. aşk (A.) [ﻖﺸﻋ] [ﻖﺸﻋ] aşk.
âşkâr (F.) [رﺎﮑﺵﺁ]  1.açık, belli, aşikâr. âşkârâ (F.) [ارﺎﮑﺵﺁ] açık, belli, aşikâr. âşnâ (F.) [ﺎﻨﺵﺁ]  tanıdık, dost, aşina. âşnâyân (F.) [نﺎیﺎﻨﺵﺁ]  tanıdıklar, dostlar.
âşnâyî (F.) [ﯽیﺎﻨﺵﺁ]  1.dostluk. 2.bilme, haberdarlık. âşpez (F.) [ﺰﭙﺵﺁ]  aşçı.
aşre (A.) [ﻩﺮﺸﻋ] on.
 
âşûb (F.) [بﻮﺵﺁ]  1.kargaşa. 2.karıştırıcı. âşûbengîz (F.) [ﺰﻴﮕﻥا بﻮﺵﺁ]  kargaşa çıkaran. âşûrâ (A.) [ارﻮﺵﺎﻋ] aşûre.
 
âşüfte (F.) [ﻪﺘﻔﺵﺁ]  1.iffetsiz kadın. 2.perişan. âşüftedil (F.) [لد ﻪﺘﻔﺵﺁ]  gönlü perişan.
ât (A.) [تا] çoğul eki -ler, -lar.
 
at’ime (A.) [ﻪﻤﻌﻃا] taamlar, yiyecekler. atâ (A.) [ءﺎﻄﻋ] bağış, ihsan, bahşiş.
atâbahş (A.-F.) [ﺶﺨﺑ ﺎﻄﻋ] bahşiş veren, ihsanda bulunan. atâlet (A.) [ﺖﻝﺎﻄﻋ] 1.durgunluk. 2.tembellik.
ataş (A.) [ﺶﻄﻋ] susuzluk.
 
atâyâ (A.) [ﺎیﺎﻄﻋ]  bağışlar, ihsanlar, bahşişler.
 
atebât (A.) [تﺎﺒﺘﻋ] 1.eşikler. 2.şiîlerin ziyaret yerleri Necef, Kerbela, Kâzımiye. atebe (A.) [ﻪﺒﺘﻋ] eşik.
ateh (A.) [ﻪﺘﻋ] bunama. ateh getirmek bunamak. âteş (F.) [ﺶﺕﺁ]  ateş.
âteşbâr (F.) [رﺎﺑ ﺶﺕﺁ]  ateş yağdıran. âteşbâz (F.) [زﺎﺒﺸﺕﺁ]  fişekçi.
âteşdân (F.) [ناﺪﺸﺕﺁ]  1.mangal. 2.ocak. âteşdem (F.) [مد ﺶﺕﺁ]  acı sözlü. âteşefrûz (F.) [زوﺮﻓا ﺶﺕﺁ]  ateş yakan.
âteşfâm (F.) [مﺎﻓ ﺶﺕﺁ]  1.ateş rengi. 2.kırmızı. âteşfeşân (F.) [نﺎﺸﻓ ﺶﺕﺁ]  ateş saçan.
âteşgâh (F.) [ﻩﺎﮕﺸﺕﺁ]  ateşkede, ateşperest tapınağı. âteşgede (F.) [ﻩﺪﮕﺸﺕﺁ]  ateşkede, ateşperest tapınağı.
 
âteşgîre (F.) [ﻩﺮﻴﮔ ﺶﺕﺁ]  1.maşa. 2.çıra. âteşgûn (F.) [نﻮﮔ ﺶﺕﺁ]  ateş rengi, kırmızı.
âteşî (F.) [ﯽﺸﺕﺁ]  1.ateşli. 2.öfkeli, kızgın. 3.acı, dokunaklı. 4.cehennemlik. âteşîn (F.) [ﻦﻴﺸﺕﺁ]  1.ateşli. 2.hararetli.
âteşkâr (F.) [رﺎﮐ ﺶﺕﺁ]  külhancı, ateşçi. âteşmizâc (F.-A.) [جاﺰﻡ ﺶﺕﺁ]  sert mizaçlı. âteşpâre (F.) [ﻩرﺎﭘ ﺶﺕﺁ]  kıvılcım.
âteşperest (F.) [ﺖﺱﺮﭘ ﺶﺕﺁ]  ateşe tapan, ateşperest.
 
atf (A.) [ﻒﻄﻋ] 1.eğme. 2.bağlaç. 3.çevirme,yöneltme. atfen (A.) [ﺎﻔﻄﻋ] atıfta bulunarak,
atfetmek yöneltmek, vermek.
 
âtıf (A.) [ﻒﻃﺎﻋ] 1.şefkatli. 2.meyleden. 3.bağlayan. âtıfet (A.) [ﺖﻔﻃﺎﻋ] şefkat gösterme.
âtıfetkâr (A.-F) [رﺎﮑﺘﻔﻃﺎﻋ] şefkat gösteren, gözeten. âtıl (A.) [ﻞﻃﺎﻋ] 1.yararsız. 2.tembel.
âtî (A.) [ﯽﺕﺁ]  1.gelecek.
 
âtîdeki (A.-T.) [ ] ilerideki, aşağıdaki, gelecek olan. atîk (A.) [ﻖﻴﺘﻋ] 1.eski, antik. 2.asil. 3.özgür.
atîka (A.) [ﻪﻘﻴﺘﻋ] 1.eski, antik. 2.asil. 3.özgür. atîkiyyât (A.) [تﺎﻴﻘﻴﺘﻋ] arkeoloji.
âtiye (A.) [ﻪﻴﺕﺁ]  gelecek.
 
âtiyen (A.) [ﺎﻴﺕﺁ]  1.gelecekte. 2.aşağıda görüleceği gibi. âtiyülbeyân (A.) [نﺎﻴﺒﻝا ﯽﺕﺁ]  aşağıda açıklanacak olan.
 
âtiyüzzikr (A.) [ﺮﮐﺬﻝا ﯽﺕﺁ]  aşağıda zikredilecek olan. atiyyât (A.) [تﺎﻴﻄﻋ] bağışlar, ihsanlar.
atiyye-i seniyye [ﻪﻴﻨﺱ ءﻪﻴﻄﻋ] padişah tarafından verilen hediye. atlas (A.) [ﺲﻠﻃا] 1.atlas kumaş. 2.büyük harita, dünya haritası. atnâb (A.) [بﺎﻨﻃا] 1.ipler. 2.çadır ipleri. 3.ağaç kökleri.
ats (A.) [ﺲﻄﻋ] hapşırma, aksırma. atse (A.) [ﻪﺴﻄﻋ] hapşırık, aksırık. atş (A.) [ﺶﻄﻋ] susuzluk.
atşân (A.) [نﺎﺸﻄﻋ] susuz, susamış. attar (A.) [رﺎﻄﻋ] attar, baharatçı.
attârî (A.-F.) [یرﺎﻄﻋ] 1.attarlık. 2.attar dükkanı. atûfet (A.) [ﺖﻓﻮﻄﻋ] şefkat.
avâid (A.) [ﺪﺋاﻮﻋ] gelirler.
 
avâkıb (A.) [ﺐﻗاﻮﻋ] 1.sonuçlar. 2.sonlar. avâlim (A.) [ﻢﻝاﻮﻋ]  âlemler, dünyalar. avâm (A.) [ماﻮﻋ] halk tabakası.
avâmil (A.) [ﻞﻡاﻮﻋ]  1.etkenler, faktörler. avâmpesend (A.-F.) [ﺪﻨﺴﭘ ماﻮﻋ] halkın beğendiği. avân (A.) [ناوا] zaman.
âvâre (F.) [ﻩراوﺁ] aylak. âvâreser (F.) [ﺮﺱ ﻩراوﺁ] aylak.
avârız (A.) [ضراﻮﻋ] 1.belalar. 2.engeller. 3.geçici vergi. avârif (A.) [فراﻮﻋ] bilginler, arifler.
 
âvâz (F.) [زاوﺁ] ses.
 
âvâze (F.) [ﻩزاوﺁ] 1.bağırma. 2.ün. avdet (A.) [تدﻮﻋ] geri dönüş. avdet etmek dönmek.
avene (A.) [ﻪﻥﻮﻋ]  yardakçılar, avene. âvîze (F.) [ﻩﺰیوﺁ]  asılı.
avn (A.) [نﻮﻋ] yardım.
 
avrât (A.) [تارﻮﻋ] kadınlar. avret (A.) [ترﻮﻋ] kadın.
âyâ (F.) [ﺎیﺁ]  acaba.
 
ayân (A.) [نﺎﻴﻋ] açık, belli, aşikâr. ayâr (A.) [رﺎﻴﻋ] ayar.
âyât (A.) [تﺎیﺁ]  ayetler. ayb (A.) [ﺐﻴﻋ] ayıp.
âyet (A.) [ﺖیﺁ]  1.ayet. 2.işaret.
 
âyîn (F.) [ﻦﻴیﺁ]  1.tören. 2.ayin. 3.din. âyine (F.) [ﻪﻨیﺁ]  ayna.
âyînhân (F.) [ناﻮﺧ ﻦﻴیﺁ]  ayin okuyan.
 
ayn (A.) [ﻦﻴﻋ] 1.göz. 2.tıpkı. 3.ayın harfi. aynen (A.) [ﺎﻨﻴﻋ] tıpkı, aynen, olduğu gibi.
ayniyye (A.) [ﻪﻴﻨﻴﻋ] 1.taşınabilir değerli eşya. 2.göz hastalıkları bölümü. ayniyyet (A.) [ﺖﻴﻨﻴﻋ] aynılık.
aynülyakîn (A.) [ﻦﻴﻘﻴﻝا ﻦﻴﻋ] kesin, kesin bilgi.
 
ayş (A.) [ﺶﻴﻋ] yaşama, keyif alma, gününü gün etme. ayyâr (A.) [رﺎﻴﻋ] 1.kurnaz. 2.düzenbaz.
ayyârî (A.-F.) [یرﺎﻴﻋ] 1.kurnazlık. 2.düzenbazlık. azâb (A.) [باﺬﻋ] azap.
azab (A.) [بﺰﻋ] bekar.
 
azâbengiz (A.-F.) [ﺰﻴﮕﻥا باﺬﻋ] azap veren. âzâd (F.) [دازﺁ] özgür.
âzâde (F.) [ﻩدازﺁ] özgür. âzâdî (F.) [یدازﺁ] özgürlük.
azamet (A.) [ﺖﻤﻈﻋ] 1.büyüklük, ululuk. 2.çalım. âzâr (F.) [رازﺁ] 1.incitme. 2.inciten.
azdâd (A.) [داﺪﺽا] zıtlar, karşıtlar. âzer (F.) [رذﺁ] 1.ateş. 2.Âzer ayı.
âzerâsâ (F.) [ﺎﺱﺁرذﺁ] 1.ateş gibi. 2.ateş rengi. azil (A.) [لﺰﻋ] görevden alma.
âzim (A.) [مزﺎﻋ] kararlı. azîm (A.) [ﻢﻴﻈﻋ] büyük.
azîmet (A.) [ﺖﻤیﺰﻋ]  gitme, yola çıkma. azimet etmek gitmek.
aziz (A.) [ﺰیﺰﻋ]  değerli, saygın. azîzan (A.-F.) [ناﺰیﺰﻋ]  değerliler. azîze (A.) [ﻩﺰیﺰﻋ]  1.sevgili. 2.saygın. azl (A.) [لﺰﻋ] görevden alma.
 
azm (A.) [مﺰﻋ] 1.azim. 2.niyet. azm (A.) [ﻢﻈﻋ] kemik.
âzmâyiş (F.) [ﺶیﺎﻡزﺁ] deneme, sınama. âzmend (F.) [ﺪﻨﻡزﺁ]  hırslı.
azrâ (A.) [ارﺬﻋ] bâkire. azrâil (A.) [ﻞﻴﺋادﺰﻋ] Azrail. azrar (A.) [راﺮﺽا] zararlar. azulât (A.) [تﻼﻀﻋ] adaleler.
âzürde (F.) [ﻩدرزﺁ] incinmiş, gücenmiş.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
B
 
 
bâ (F.) [ﺎﺑ] 1.ile. 2.sahip.
 
ba’de (A.) [ﺪﻌﺑ] sonra.
 
ba’dehu (A.) [ﻩﺪﻌﺑ] daha sonra, ondan sonra.
 
ba’delmîlâd (A.) [دﻼﻴﻤﻝاﺪﻌﺑ]  milattan sonra, İsa’dan sonra. ba’demâ (A.) [ﺎﻡﺪﻌﺑ]  bundan böyle.
ba’dezin (A.-F.) [ﻦیازاﺪﻌﺑ]  bundan sonra, bundan böyle. ba’s (A.) [ﺚﻌﺑ] diriliş.
ba’süba’delmevt (A.) [تﻮﻤﻝا ﺪﻌﺑ ﺚﻌﺑ] ölümden sonra diriliş. ba’zan (A.) [ﺎﻀﻌﺑ] bazen, kimi zaman.
bâb (A.) [بﺎﺑ] 1.kapı. 2.konu. 3.bölüm. bâbâ (F.) [ﺎﺑﺎﺑ] 1.baba. 2.ata.
bâbâyâne (F.) [ﻪﻥﺎیﺎﺑﺎﺑ]  babaca, babacan. bâbûne (F.) [ﻪﻥﻮﺑﺎﺑ]  babuna, papatya.
bâc (F.) [جﺎﺑ] 1.haraç. 2.vergi. 3.gümrük vergisi. bâcgîr (F.) [ﺮﻴﮕﺝﺎﺑ] vergi memuru.
bâd (F.) [دﺎﺑ] 1.rüzgar, yel. 2.defa, kez. 3.yük. 4.olsun. bâdâm (F.) [مادﺎﺑ] badem.
bâdbân (F.) [نﺎﺑدﺎﺑ] yelken.
 
bâdbedest (F.) [ﺖﺱﺪﺑدﺎﺑ] eli boş, züğürt. bâdbîz (F.) [ﺰﻴﺑدﺎﺑ] yelpaze.
bâde (F.) [ﻩدﺎﺑ] 1.içki. 2.şarap. bâdefürûş (F.) [شوﺮﻓ ﻩدﺎﺑ] meyhaneci. bâdehâr (F.) [راﻮﺧ ﻩدﺎﺑ] içki içen. bâdekeş (F.) [ﺶﮐ ﻩدﺎﺑ] şarap içen. bâdenûş (F.) [شﻮﻥ ﻩدﺎﺑ] içki içen.
bâdî (A.) [یدﺎﺑ] sebep olan, yol açan. bâdî olmak sebep olmak, yol açmak. bâdire (A.) [ﻩردﺎﺑ] tehlikeli olay, felaket. bâdiye (A.) [ﻪیدﺎﺑ]  çöl.
bâğ (F.) [غﺎﺑ] bahçe, bağ. bağal (F.) [ﻞﻐﺑ] koltuk. bâğbân (F.) [نﺎﺒﻏﺎﺑ] bahçıvan. bâğçe (F.) [ﻪﭽﻏﺎﺑ] bahçe.
bağçevan (F.) [ناﻮﭽﻏﺎﺑ] bahçıvan. bağteten (A.) [ﺔﺘﻐﺑ] ansızın, birdenbire. bâh (A.) [ﻩﺎﺑ] cinsel güç.
bahâ (F.) [ﺎﻬﺑ] değer, kıymet.
 
bâhaber (F.-A.) [ﺮﺒﺧﺎﺑ] haberli, haberdar. bahâdar (F.) [رادﺎﻬﺑ] kıymetli.
bahâdır (F.) [ردﺎﻬﺑ] yiğit.
 
bahâne (F.) [ﻪﻥﺎﻬﺑ]  1.bahane. 2.sebep.
 
bahânecû (F.) [ﻮﺝ ﻪﻥﺎﻬﺑ]  bahaneci.
 
bahâr (F.) [رﺎﻬﺑ] 1.ilkbahar. 2.bahar. 3.baharat. bahârî (F.) [یرﺎﻬﺑ] ilkbahar ile ilgili.
bahâyim (A.) [ﻢیﺎﻬﺑ]  dört ayaklı hayvanlar. bahîl (A.) [ﻞﻴﺨﺑ] cimri.
bâhired (F.) [دﺮﺧﺎﺑ] akıllı.
 
bâhis (A.) [ﺚﺣﺎﺑ] bahseden, söz eden. bahis (A.) [ﺚﺤﺑ] 1.konu. 2.tartışma. bahr -i siyâh [ﻩﺎﻴﺱ ﺮﺤﺑ] Karadeniz. bahr (A.) [ﺮﺤﺑ] deniz.
bahr -i ahdar [ﺮﻀﺣا ﺮﺤﺑ] Hint Okyanusu. bahr -i ahmer [ﺮﻤﺣا ﺮﺤﺑ] Kızıldeniz.
bahr -i hazer [رﺰﺧ ﺮﺤﺑ] Hazar Denizi. bahr -i kulzum [مﺰﻠﻗ ﺮﺤﺑ] Kızıldeniz.
bahr -i muhît-i atlasî [ﯽﺴﻠﻃا ﻂﻴﺤﻡ ﺮﺤﺑ] Atlas Okyanusu. bahr -i muhît-i kebîr [ﺮﻴﺒﮐ ﻂﻴﺤﻡ ﺮﺤﺑ] Büyük Okyanus. bahr -i mutavassıt [ﻂﺱﻮﺘﻡ ﺮﺤﺑ] Akdeniz.
bahs (A.) [ﺚﺤﺑ] 1.konu. 2.tartışma. bahs edilmek ele alınmak, söz edilmek. bahs etmek ele almak, söz etmek.
bahş (F.) [ﺶﺨﺑ] bağışlayan.
 
bahş edilmek 1.bağışlanmak. 2.verilmek. bahş etmek 1.bağışlamak. 2.vermek.
 
bahşâyiş (F.) [ﺶیﺎﺸﺨﺑ]  1.bağışlama. 2.bağış, ihsan. bahşiş (F.) [ﺶﺸﺨﺑ] 1.bağış. 2.bahşiş.
baht (F.) [ﺖﺨﺑ] talih.
 
bahtiyârî (F.) [یرﺎﻴﺘﺨﺑ] bahtiyarlık. bâhûr (A.) [رﻮﺧﺎﺑ] aşırı sıcak.
bâhusus (F.-A.) [صﻮﺼﺧﺎﺑ] hele hele, özellikle. baîd (A.) [ﺪﻴﻌﺑ] uzak.
bâis (A.) [ﺚﻋﺎﺑ] yol açan, sebep olan. bâis olmak yol açmak, sebep olmak. bâjurnal (F.-Fr.) [لﺎﻥروژﺎﺑ] tutanak ile. bâk (F.) [کﺎﺑ] korku.
bakâyâ (A.) [ﺎیﺎﻘﺑ]  geriye kalanlar. bakıyye (A.) [ﻪﻴﻘﺑ] geriye kalan, bakiye.
bâkî (A.) [ﯽﻗﺎﺑ] 1.kalıcı, ölümsüz. 2.artan, geri kalan. bâkir (A.) [ﺮﮐﺎﺑ] el sürülmemiş.
bâkire (A.) [ﻩﺮﮐﺎﺑ] kızoğlan kız. bâl (F.) [لﺎﺑ] kanat.
bâlâ (F.) [ﻻﺎﺑ] 1.yukarı, üst. 2.boy. bâlâbülend (F.) [ﺪﻨﻠﺑﻻﺎﺑ] uzun boylu. bâlâhâne (F.) [ﻪﻥﺎﺧﻻﺎﺑ] tavan arası, çatı.
bâlâpervaz (F.) [زاوﺮﭘﻻﺎﺑ] yükseklerden uçan. bâliğ (A.) [ﻎﻝﺎﺑ]  1.erişkin. 2.tutan, varan.
bâliğ olmak 1.erişkin olmak. 2.tutmak, ulaşmak, varmak
 
bâlîn (F.) [ﻦﻴﻝﺎﺑ]  1.başucu. 2.yastık. bâliş (F.) [ﺶﻝﺎﺑ]  yastık.
bâm (F.) [مﺎﺑ] dam, çatı.
 
bâmazbata (F.-A.) [ﻪﻄﺒﻀﻡﺎﺑ]  tutanak ile. bâmdâd (F.) [داﺪﻡﺎﺑ]  sabah, sabahleyin.
bâmukâvele (F.-A.) [ﻪﻝوﺎﻘﻡﺎﺑ] sözleşme ile, sözleşmeli. bâng (F.) [ﮓﻥﺎﺑ]  1.ses. 2.haykırış.
bânû (F.) [ﻮﻥﺎﺑ]  1.bayan. 2.büyük hanım.
 
bâr (F.) [رﺎﺑ] 1.yük. 2.defa, kez. 3.Tanrı. 4.meyva. 5.yağdıran. bâr vermek meyva vermek.
bârân (F.) [نارﺎﺑ] yağmur.
 
bârapor (F.-Fr.) [رﻮﭘارﺎﺑ] rapor ile birlikte, raporlu. bârber (F.) [ﺮﺑرﺎﺑ] hamal.
bâre (F.) [ﻩرﺎﺑ] 1.defa. 2.sur.
 
bârgâh (F.) [ﻩﺎﮔرﺎﺑ] 1.yüksek huzur, padişah huzuru. 2.otağ. bârgîr (F.) [ﺮﻴﮔرﺎﺑ] beygir.
bârî (F.) [یرﺎﺑ] hiç olmazsa, en azından. bârid (A.) [درﺎﺑ] soğuk.
bârîk (F.) [ﮏیرﺎﺑ]  ince. bârika (A.) [ﻪﻗرﺎﺑ] şimşek. bâriz (A.) [زرﺎﺑ] belirgin.
bârû (F.) [ورﺎﺑ] burç, hisar burcu.
 
bârver (F.) [رورﺎﺑ] 1.verimli. 2.meyvalı.
 
basar (A.) [ﺮﺼﺑ] 1.görme. 2.görme yetisi. basîret (A.) [تﺮﻴﺼﺑ] görüş, ileriyi görme gücü. basît (A.) [ﻂﻴﺴﺑ] 1.sade. 2.kolay.
bast (A.) [ﻂﺴﺑ] yayma.
 
batâet (A.) [ﺖﺋﺎﻄﺑ] ağırlık, yavaşlık. bâtakrîr (F.-A.) [ﺮیﺮﻘﺕﺎﺑ]  rapor halinde. bâtıl (A.) [ﻞﻃﺎﺑ] 1.hükümsüz. 2.boş. batın (A.) [ﻦﻄﺑ] 1.karın. 2.kuşak, nesil. bâtınen (A.) [ﺎﻨﻃﺎﺑ] işin iç yüzünde.
batî (A.) [ﯽﻄﺑ] ağır, yavaş.
 
batn (A.) [ﻦﻄﺑ] 1.karın. 2.kuşak, nesil. batt (A.) [ﻂﺑ] kaz.
battal (A.) [لﺎﻄﺑ] 1.yiğit. 2.köhnemiş. 3.hantal. bâvekar (F.-A.) [رﺎﻗوﺎﺑ] ağırbaşlı.
bâyi (A.) [ﻊیﺎﺑ]  satıcı.
 
bayrakdâr (A.-F.) [راﺪﻗﺪﻴﺑ] bayraktar, sancaktar. baytâr (A.) [رﺎﻄﻴﺑ] veteriner.
bâz (F.) [زﺎﺑ] 1.tekrar. 2.açık. 3.doğan. bazargâh (F.) [ﻩﺎﮔرازﺎﺑ] pazar yeri. bazen (A.) [ﺎﻀﻌﺑ] kimi zaman
bazı (A.) [ﺾﻌﺑ] kimi. bâzî (F.) [یزﺎﺑ] oyun.
bâzîçe (F.) [ﻪﭽیزﺎﺑ]  oyuncak.
 
bâzû (F.) [وزﺎﺑ] 1.kol. 2.güç. be’s (A.) [سﺄﺑ] zarar, kötü yan. bebr (F.) [ﺮﺒﺑ] kaplan.
becâ (F.) [ﺎﺠﺑ] yerinde.
 
becâyiş (F.) [ﺶیﺎﺠﺑ]  yer değişimi. beççe (F.) [ﻪﭽﺑ] 1.çocuk. 2.yavru. bed (F.) [ﺪﺑ] kötü.
bed’ etmek başlamak.
 
bedahd (F.-A.) [ﺪﻬﻋﺪﺑ] sözünde durmayan. bedâheten (A.) [ﺔهاﺪﺑ]  düşünmeden. bedahlâk (F.-A.) [قﻼﺧاﺪﺑ] ahlaksız. bedâvâz (F.) [زاوﺁﺪﺑ] kötü sesli.
bedâvet (A.) [تواﺪﺑ] 1.göçebelik. 2.bedevîlik. bedâyi’ (A.) [ﻊیاﺪﺑ]  yeni ve güzel şeyler. bedbaht (F.) [ﺖﺨﺑﺪﺑ] tahilsiz.
bedbaht etmek mutsuz etmek.
 
bedbîn (F.) [ﻦﻴﺑﺪﺑ] kötümser, karamsar. bedbû (F.) [ﻮﺑﺪﺑ] kötü kokulu.
bedcins (F.-A.) [ﺲﻨﺝﺪﺑ] kötü cinsli, cinsi bozuk. bedçeşm (F.) [ﻢﺸچﺪﺑ] kötü gözlü.
beddil (F.) [لدﺪﺑ] ödlek. bedduâ (F.-A.) [ﺎﻋدﺪﺑ] ilenç. bedelât (A.) [تﻻﺪﺑ] bedeller.
 
bedendîş (F.) [ﺶیﺪﻥاﺪﺑ]  kötü düşünceli. bedenen (A.) [ﺎﻥﺪﺑ]  vücutça.
bedestân (F.) [نﺎﺘﺱﺰﺑ] bedesten. bedevî (A.) [یوﺪﺑ] çöl arabı.
bedeviyyet (A.) [ﺖیوﺪﺑ]  1.göçebelik. 2.bedevîlik. bedfercâm (F.) [مﺎﺝﺮﻓﺪﺑ] kötü sonlu.
bedgû (F.) [ﻮﮔﺪﺑ] dedikoducu.
 
bedgüher (F.) [ﺮﻬﮔﺪﺑ] kalbi bozuk, mayası bozuk.
 
bedhâh (F.) [ﻩاﻮﺧﺪﺑ] birinin kötülüğünü isteyen, kötü niyetli. bedhû (F.) [ﻮﺧﺪﺑ] huysuz, kötü huylu.
bedî’ (A.) [ﻊیﺪﺑ]  güzel, yepyeni. bedîa (A.) [ﻪﻌیﺪﺑ]  yepyeni şey. bedîhe (A.) [ﻪﻬیﺪﺑ]  düşünmeden. bedîhî (A.) [ﯽﻬیﺪﺑ]  kuşkusuz. bedkâr (F.) [رﺎﮐﺪﺑ] kötü hareketli. bedlikâ (F.-A.) [ﺎﻘﻝﺪﺑ]  çirkin.
bedmâye (F.) [ﻪیﺎﻡﺪﺑ]  mayası bozuk. bedmest (F.) [ﺖﺴﻡﺪﺑ]  içip içip dağıtan. bedmestî (F.) [ﯽﺘﺴﻡﺪﺑ]  içip içip dağıtma. bedmestlik (F.-T.) [ed+mes] içip içip dağıtma. bedmestlik etmek içip için dağıtmak.
bedmihr (F.) [ﺮﻬﻡﺪﺑ]  sevgisiz.
 
bednâm (F.) [مﺎﻥﺪﺑ]  adı kötüye çıkmış.
 
bednigâh (F.) [ﻩﺎﮕﻥﺪﺑ]  kötü gözlü, kötü bakışlı. bednihâd (F.) [دﺎﻬﻥﺪﺑ]  kötü yaratılışlı, soysuz. bedr (A.) [رﺪﺑ] dolunay.
bedre (A.) [ﻩرﺪﺑ] para kesesi.
 
bedreftâr (F.) [رﺎﺘﻓرﺪﺑ] kötü davranışlı.
 
bedreka (F.) [ﻪﻗرﺪﺑ] 1.uğurlama, yolcu etme. 2.kılavuz. bedrûd (F.) [دورﺪﺑ] veda.
bedsigâl (F.) [لﺎﮕﺱﺪﺑ] kötü düşünceli. bedsîret (F.-A.) [تﺮﻴﺱﺪﺑ] ahlaksız.
bedsirişt (F.) [ﺖﺵﺮﺱﺪﺑ]  kötü yaratılışlı, mayası bozuk. bedter (F.) [ﺮﺕﺪﺑ]  daha kötü, beter.
bedtıynet (F.-A.) [ﺖﻨﻴﻃﺪﺑ] tıynetsiz, karaktersiz. bedzebân (F.) [نﺎﺑزﺪﺑ] ağzı bozuk.
bedzehre (F.) [ﻩﺮهزﺪﺑ]  ödlek.
 
begâyet (F.-A.) [ﺖیﺎﻐﺑ]  çok, son derece. behâ (F.) [ﺎﻬﺑ] değer, kıymet.
behbûd (F.) [دﻮﺒﻬﺑ] sağlık.
 
behcet (A.) [ﺖﺠﻬﺑ] 1.sevinç. 2.güzellik. behem (F.) [ﻢﻬﺑ] birlikte, beraber.
behemehâl (F.-A.) [لﺎﺣ ﻪﻬﺑ] her halükârda, mutlaka, ne olursa olsun. beher (F.) [ﺮﻬﺑ] her, her biri.
behic (A.) [ﺞﻴﻬﺑ] güleryüzlü. behîmî (A.) [ﯽﻤﻴﻬﺑ] hayvanî.
 
behîmiyyet (A.) [ﺖﻴﻤﻴﻬﺑ] hayvanlık. behişt (F.) [ﺖﺸﻬﺑ] cennet.
behiştî (F.) [ﯽﺘﺸﻬﺑ] cennetlik. behiyye (A.) [ﻪﻴﻬﺑ] güzel. behmân (F.) [نﺎﻤﻬﺑ] falan, filan. behre (F.) [ﻩﺮﻬﺑ] nasip.
behremend (F.) [ﺪﻨﻡﺮﻬﺑ]  1.hisse sahibi. 2.yararlanan. beht (A.) [ﺖﻬﺑ] şaşkınlık.
behte uğramak şaşakalmak, şaşkınlığından donakalmak. bekâ (A.) [ﺎﻘﺑ] kalıcılık.
bekâm (F.) [مﺎﮑﺑ] muradına ermiş. bekâm olmak muradına ermek.
bekâya (A.) [ﺎیﺎﻘﺑ]  geriye kalanlar; kalıntılar. bekrî (A.) [یﺮﮑﺑ] içki düşkünü.
beksimat (F.) [تﺎﻤﺴﮑﺑ] peksimet. bel (A.) [ﻞﺑ] belki.
bel’ (A.) [ﻊﻠﺑ] 1.yutma. 2.yutulma. bel’ edilmek yutulmak.
bel’ etmek yutmak.
 
belâ (A.) [ﻼﺑ] felaket, musibet. belâ (A.) [ﯽﻠﺑ] evet.
belâdet (A.) [تدﻼﺑ] dangalaklık. belâdîde (A.-F.) [ﻩﺪیدﻼﺑ]  belaya uğramış.
 
belâgat (A.) [ﺖﻏﻼﺑ] kusursuz söz söyleme belâhet (A.) [ﺖهﻼﺑ]  eblehlik.
belâyâ (A.) [ﺎیﻼﺑ]  belalar.
 
belde (A.) [ﻩﺪﻠﺑ] 1.kent. 2.diyar, memleket. beled (A.) [ﺪﻠﺑ] 1.kent. 2.memleket.
beledî (A.) [یﺪﻠﺑ] kentli. belediyye (A.) [ﻪیﺪﻠﺑ]  belediye. belî (A.) [ﯽﻠﺑ] evet.
belîğ (A.) [ﻎﻴﻠﺑ] 1.fasih konuşan. 2.fasih, düzgün. beliyyât (A.) [تﺎﻴﻠﺑ] belalar.
belki (F.-A.) [ﻪﮑﻠﺑ] olabilir, belki.
 
belût (A.) [طﻮﻠﺑ] 1.pelit, palamut. 2.meşe. benâdir (A.
benâm (F.) [مﺎﻨﺑ] 1.ünlü. 2.adında.
 
benân (A.) [نﺎﻨﺑ] 1.parmaklar. 2.parmak uçları. benât (A.) [تﺎﻨﺑ] kızlar.
bend (F.) [ﺪﻨﺑ] 1.bağ. 2.zincir. 3.boğum. 4.bend, fıkra. 4.baraj, su bendi. bend olmak bağlanmak.
bende (F.) [ﻩﺪﻨﺑ] 1.kul. 2.köle.
 
bendegân (F.) [نﺎﮔﺪﻨﺑ] 1.kullar. 2.köleler. bendegî (F.) [ﯽﮔﺪﻨﺑ] 1.kulluk. 2.kölelik. bendehâne (F.) [ﻪﻥﺎﺧ ﻩﺪﻨﺑ] benim evim. bender (F.) [رﺪﻨﺑ] liman.
 
bendergâh (F.) [ﻩﺎﮔرﺪﻨﺑ] rıhtım.
 
bendezâde (F.) [ﻩداز ﻩﺪﻨﺑ] 1.köle çocuğu. 2.benim çocuğum. benefşe (F.) [ﻪﺸﻔﻨﺑ] menekşe.
benefşî (F.) [ﯽﺸﻔﻨﺑ] mor. beng (F.) [ﮓﻨﺑ] esrar. bengî (F.) [ﯽﮕﻨﺑ] esrarkeş. benî (A.) [ﯽﻨﺑ] oğullar.
benîâdem [ مدﺁ ﯽﻨﺑ ] insanlar, Adem oğulları. benîisrâîl ı [ ﻞﻴﺋاﺮﺱا ﯽﻨﺑ ] İsrailoğulları.
bennâ (A.) [ءﺎﻨﺑ] yapı ustası. benû (A.) [ﻮﻨﺑ] oğullar.
ber (F.) [ﺮﺑ] 1.üzeri. 2.üzere. 3.göğüs. 4.meyva. berâ’et (A.) [ﺖﺋاﺮﺑ] aklanma.
berâ’et etmek aklanmak.
 
berâber (F.) [ﺮﺑاﺮﺑ] 1.birlikte. 2.eşit. berâberî (F.) [یﺮﺑاﺮﺑ] 1.birliktelik. 2.eşitlik. berâhîn (A.) [ﻦﻴهاﺮﺑ]  deliller, kanıtlar. berâyı (F.) [یاﺮﺑ] için.
berâyı malûmât [ تﺎﻡﻮﻠﻌﻡ یاﺮﺑ ] bilgi edinmek için, bilgi vermek için, bilgi sahibi olmak için.
 
berbâd (F.) [دﺎﺑﺮﺑ] 1.mahvolmuş. 2.kötü, pis, berbat. bercâ (F.) [ﺎﺝﺮﺑ] yerinde, uygun.
berceste (F.) [ﻪﺘﺴﺝﺮﺑ] seçkin, seçme.
 
berd (A.) [دﺮﺑ] soğuk. berde (F.) [ﻩدﺮﺑ] köle.
berdevâm (F.-A.) [ماودﺮﺑ] sürekli, devam eden. berdülacuz (A.) [زﻮﺠﻌﻝادﺮﺑ] kocakarı soğuğu. bere (F.) [ﻩﺮﺑ] kuzu.
berehne (F.) [ﻪﻨهﺮﺑ]  çıplak. berekât (A.) [تﺎﮐﺮﺑ] bereketler. bereket (A.) [ﺖﮐﺮﺑ] 1.bolluk. 2.uğur. berevât (A.) [تاوﺮﺑ] beratlar.
berf (F.) [فﺮﺑ] kar. berfîn (F.) [ﻦﻴﻓﺮﺑ] karlı. berg (F.) [گﺮﺑ] yaprak.
bergüzâr (F.) [راﺬﮔﺮﺑ] hatıra, hediye, yadigâr. berhâne (F.) [ﻪﻥﺎﺧﺮﺑ] harap vaziyetteki ev. berhayât (F.-A.) [تﺎﻴﺣﺮﺑ] hayatta olan, sağ. berhayât bulunmak yaşamak, hayatta olmak. berhürdâr (F.) [رادرﻮﺧﺮﺑ] mutlu, muradına ermiş. berî (A.) [یﺮﺑ] arınmış, temiz, uzak.
berîd (A.) [ﺪیﺮﺑ]  1.ulak. 2.postacı. berîn (F.) [ﻦیﺮﺑ]  yüksek, yüce. berk (A.) [قﺮﺑ] şimşek.
berkarâr (F.-A.) [راﺮﻗﺮﺑ] yerinde duran, karar eden. berkarâr olmak devam etmek, kalmak.
 
berkemâl (F.-A.) [لﺎﻤﮐﺰﺑ] en iyi şekilde, mükemmel. bermâh (F.) [ﻩﺎﻡﺮﺑ]  matkap, burgu.
bermu’tâd (F.-A.) [دﺎﺘﻌﻡﺮﺑ]  alışıldığı gibi, mutâd olduğu üzere. bermûcib-i (F.-A.) [ﺐﺝﻮﻡﺮﺑ] uyarınca, gereğince.
bernâ (F.) [ﺎﻥﺮﺑ]  genç. berpâ (F.) [ﺎﭘﺮﺑ] ayakta.
berr (A.) [ﺮﺑ] 1.toprak. 2.kara. 3.kıta. berrak (A.) [قاﺮﺑ] duru.
berren (A.) [اﺮﺑ] kara yolu ile. berrî (A.) [یﺮﺑ] kara ile ilgili.
bersâbık (F.-A.) [ﻖﺑﺎﺱﺮﺑ] eskiden olduğu gibi. bertaraf (F.-A.) [فﺮﻃﺮﺑ] 1.bir yana. 2.giderilmiş. bertaraf etmek gidermek.
bertaraf olmak giderilmek. berter (F.) [ﺮﺕﺮﺑ]  daha üstün. berterîn (F.) [ﻦیﺮﺕﺮﺑ]  en üstün. bervech-i (F.-A.) [ﻪﺝوﺮﺑ] gibi.
berzah (A.) [خزﺮﺑ] 1.cehennem. 2.dil, kara uzantısı. 3.sorun, dert. berzger (F.) [ﺮﮔزﺮﺑ] çiftçi.
bes (F.) [ﺲﺑ] 1.yeterli. 2.çok. besâ (F.) [ﺎﺴﺑ] nice.
besâtîn (A.) [ﻦﻴﺕﺎﺴﺑ]  bahçeler. besend (F.) [ﺪﻨﺴﺑ] yeterli.
 
besende (F.) [ﻩﺪﻨﺴﺑ] yeterli.
 
beserüçeşm (F.) [ﻢﺸچ و ﺮﺴﺑ] başüstüne, başım gözüm üstüne. besî (F.) [ﯽﺴﺑ] birçok.
besîm (A.) [ﻢﻴﺴﺑ] güleç.
 
beste (F.) [ﻪﺘﺴﺑ] 1.kapalı. 2.beste. bestekâr (F.) [رﺎﮐ ﻪﺘﺴﺑ] besteci.
bestenigâr (F.) [رﺎﮕﻥ ﻪﺘﺴﺑ] Türk mûsikîsinde bir makam adı. beşâret (A.) [ترﺎﺸﺑ] müjde.
beşer (A.) [ﺮﺸﺑ] 1.insan. 2.insanlık. beşere (A.) [ﻩﺮﺸﺑ] deri, dış deri.
beşerî (A.) [یﺮﺸﺑ] insanlıkla ilgili, insanî. beşeriyyât (A.) [تﺎیﺮﺸﺑ]  antropoloji. beşeriyyet (A.) [ﺖیﺮﺸﺑ]  insanlık.
beşîr (A.) [ﺮﻴﺸﺑ] müjdeci. beşûş (A.) [شﻮﺸﺑ] güleç.
beşûşâne (A.-F.) [ﻪﻥﺎﺵﻮﺸﺑ]  güleryüzle. betâet (A.) [ﺖﺋﺎﻄﺑ] ağırlık, yavaşlık.
beter (F.) [ﺮﺕﺪﺑ]  daha kötü, beter, şiddetli. bevl (A.) [لﻮﺑ] 1.idrar. 2.işeme.
bevlî (A.) [ﯽﻝﻮﺑ]  idrar ile ilgili. bevliyye (A.) [ﻪﻴﻝﻮﺑ]  üroloji. bevvâb (A.) [باﻮﺑ] kapıcı. bevvâbîn (A.) [ﻦﻴﺑاﻮﺑ] kapıcılar.
 
bey’ (A.) [ﻊﻴﺑ] satış. beyâbân (F.) [نﺎﺑﺎﻴﺑ] çöl.
beyân (A.) [نﺎﻴﺑ] açıklama, ifade etme, dile getirme. beyân edilmek açıklanmak, dile getirilmek.
beyân etmek açıklamak, dile getirmek. beyânât (A.) [تﺎﻥﺎﻴﺑ] açıklamalar, demeç. beyânnâme (A.-F.) [ﻪﻡﺎﻥ نﺎﻴﺑ] bildirge. beyâz (A.) [ضﺎﻴﺑ] ak, beyaz.
beyhûde (F.) [ﻩدﻮﻬﻴﺑ] boş, boşuna. beyn (A.) [ﻦﻴﺑ] ara, orta.
beynelmilel (A.) [ﻞﻠﻤﻝا ﻦﻴﺑ] uluslararası. beyn-i (A.-F.) [ِﻦﻴﺑ] arasında, ortasında. beynülmilel (A.) [ﻞﻠﻤﻝا ﻦﻴﺑ] uluslararası. beyt (A.) [ﺖﻴﺑ] 1.ev. 2.konut. 3.beyit. beytâr (A.) [رﺎﻄﻴﺑ] veteriner.
beytullah (A.) [ﷲا ﺖﻴﺑ] Kâbe. beytûtet (A.) [ﺖﺕﻮﺘﻴﺑ]  geceleme.
beytülmal (A.) [لﺎﻤﻝا ﺖﻴﺑ] hazine, maliye hazinesi. beyzâ (A.) [ﺎﻀﻴﺑ] bembeyaz, çok beyaz.
beyze (A.) [ﻪﻀﻴﺑ] 1.yumurta. 2.husye. beyzî (A.) [ﯽﻀﻴﺑ] oval.
beze (F.) [ﻩﺰﺑ] 1.günah. 2.suç.
 
bezekâr (F.) [رﺎﮐ ﻩﺰﺑ] 1.günahkar. 2.suçlu.
 
bezir (A.) [رﺬﺑ] tohum. bezirgân (F.) [نﺎﮔرزﺎﺑ] tüccar. bezistân (A.-F.) [نﺎﺘﺱﺰﺑ] bedesten. bezle (A.) [ﻪﻝﺬﺑ]  şaka, latife. bezlegû (A.-F.) [ﻮﮔ ﻪﻝﺬﺑ]  şakacı.
bezm (F.) [مﺰﺑ] 1.eğlence meclisi. 2.içki meclisi. bezmgâh (F.) [ﻩﺎﮕﻡﺰﺑ]  eğlence yeri, eğlence meclisi. bezzaz (A.) [ﺰﺑﺰﺑ] manifaturacı, kumaşçı.
bi’r (A.) [ﺮﺌﺑ] kuyu.
 
bi’set (A.) [ﺖﺜﺌﺑ] gönderiliş, Hz. Muhammed’in peygamber olarak gönderilişi. bîaman (F.) [نﺎﻡا ﯽﺑ] amansız.
bîâr (F.-A.) [رﺎﻋ ﯽﺑ] arsız.
 
bîbahâ (F.) [ﺎﻬﺑ ﯽﺑ] çok değerli, paha biçilmez. bîbedel (F.-A.) [لﺪﺑ ﯽﺑ] eşsiz, benzersiz. bîbehre (F.) [ﻩﺮﻬﺑ ﯽﺑ] nasipsiz.
bîcâ (F.) [ﺎﺠﻴﺑ] yersiz. bîcan (F.) [نﺎﺝ ﯽﺑ] cansız.
bîçâre (F.) [ﻩرﺎﭽﻴﺑ] 1.çaresiz. 2.zavallı.
 
bîçâregân (F.) [نﺎﮔرﺎﭽﻴﺑ] 1.çaresizler. 2.zavallılar. bîçunuçirâ (F.) [اﺮچ و نﻮچ ﯽﺑ] 1.sorgusuz sualsiz. 2.Tanrı. bîd (F.) [ﺪﻴﺑ] söğüt.
bid’at (A.) [ﺖﻋﺪﺑ] 1.sonradan ortaya çıkma. 2.dinde yeni getirilmiş şey. bîdâd (F.) [داﺪﻴﺑ] zulüm.
 
bîdâdger (F.) [ﺮﮔداﺪﻴﺑ] zalim. bîdâr (F.) [راﺪﻴﺑ] uyanık. bîdârbaht (F.) [ﺖﺨﺑراﺪﻴﺑ] talihli. bidâyet (A.) [ﺖیاﺪﺑ]  başlangıç.
bidâyette (A.-T.) [d] başlangıçta.
 
bîd-i mecnûn [ نﻮﻨﺠﻡ ﺪﻴﺑ ] salkımsöğüt. bîdil (F.) [لﺪﻴﺑ] aşık.
bîdin (F.-A.) [ﻦید ﯽﺑ] dinsiz.
 
bîedeb (F.-A.) [بدا ﯽﺑ] terbiyesiz, edepsiz. bîeman (F.) [نﺎﻡا ﯽﺑ] amansız.
bîendişe (F.) [ﻪﺸیﺪﻥا ﯽﺑ] düşünmeyen, umursamayan. bîgâne (F.) [ﻪﻥﺎﮕﻴﺑ]  yabancı.
bîgüman (F.) [نﺎﻤﮔ ﯽﺑ] kuşkusuz.
 
bîgünah (F.) [ﻩﺎﻨﮔ ﯽﺑ] 1.günahsız. 2.suçsuz. bîh (F.) [ﺦﻴﺑ] kök.
bîhaber (F.-A.) [ﺮﺒﺧ ﯽﺑ] habersiz. bîhadd (F.-A.) [ﺪﺣ ﯽﺑ] sınırsız.
bihakkın (A.) [ﻖﺤﺑ] hakkıyla, hak ederek. bihamdillah (A.) [ﷲاﺪﻤﺤﺑ] Allah’a şükürler olsun. bihâr (A.) [رﺎﺤﺑ] denizler.
bîhareket (F.-A.) [ﺖﮐﺮﺣ ﯽﺑ] hareketsiz. bîhâsıl (F.-A.) [ﻞﺹﺎﺣ ﯽﺑ] sonuçsuz. bîhayâ (F.-A.) [ﺎﻴﺣ ﯽﺑ] utanmaz, hayasız.
 
bîhayat (F.-A.) [تﺎﻴﺣ ﯽﺑ] cansız, yaşamayan.
 
bihâzelemr (A.) [ ﺮﻡﻻا اﺬﻬﺑ] buna göre, bu durumda, böylelikle. bihbûd (F.) [دﻮﺒﻬﺑ] sağlık.
bîhemtâ (F.) [ﺎﺘﻤه ﯽﺑ] benzersiz.
 
bîhesâb (F.-A.) [بﺎﺴﺣ ﯽﺑ] hesapsız, sonsuz. bîhiss (F.-A.) [ﺲﺣ ﯽﺑ] hissiz, duygusuz. bihişt (F.) [ﺖﺸﻬﺑ] cennet.
bîhod (F.) [دﻮﺨﻴﺑ] 1.baygın. 2.kendine olmama, kendinden geçme. bihter (F.) [ﺮﺘﻬﺑ] daha iyi.
bîhude (F.) [ﻩﺪﻬﻴﺑ] boşuna, beyhude. bîinsâf (F.-A.) [فﺎﺼﻥا ﯽﺑ] insafsız. bîkâr (F.) [رﺎﮑﻴﺑ] 1.işsiz. 2.bekar. bîkarâr (F.-A.) [راﺮﻗ ﯽﺑ] kararsız.
bikr (A.) [ﺮﮑﺑ] 1.el sürülmemiş. 2.yepyeni, orijinal. bîl (F.) [ﻞﻴﺑ] bel.
bilâd (A.) [دﻼﺑ] 1.beldeler. 2.memleketler. bilâfâsıla (A.) [ﻪﻠﺹﺎﻓﻼﺑ] aralıksız, kesintisiz.
bilâhareket (A.) [ﺖﮐﺮﺣﻼﺑ] hareketsiz, hareket etmeden. bilâhere (A.) [ﻩﺮﺧﻵﺎﺑ] 1.sonradan. 2.sonunda, nihayet. bilâinkıtâ (A.) [عﺎﻄﻘﻥاﻼﺑ] kesintisiz, aralıksız.
bilâkayt (A.) [ﺪﻴﻗﻼﺑ] kayıtsız şartsız, kesin. bilakis (A.) [ﺲﮑﻌﻝﺎﺑ] aksine, tersine. bilâmâni’a (A.) [ﻪﻌﻥﺎﻡﻼﺑ] engelsiz
 
bilâmazeret (A.) [ترﺬﻌﻡﻼﺑ]  mazeretsiz, özür bildirmeksizin. bilâmerhamet (A.) [ﺖﻤﺣﺮﻡﻼﺑ]  acımasızca.
bilâmühlet (A.) [ﺖﻠﻬﻡﻼﺑ]  zaman tanımadan, süre vermeden. bilâpervâ (A.-F.) [اوﺮﭘﻼﺑ] korkusuzca.
bilâşikâyet (A.) [ﺖیﺎﮑﺵﻼﺑ]  şikayet etmeden. bilâte’ehhür (A.) [ﺮﺧﺄﺕﻼﺑ]  gecikmeden.
bilâtefrik (A.) [ﻖیﺮﻔﺕﻼﺑ]  hiçbir ayırım gözetmeksizin. bilâtehlike (A.) [ﻪﮑﻠﻬﺕﻼﺑ]  tehlikesizce.
bilâteminat (A.) [تﺎﻨﻴﻡﺄﺕﻼﺑ] güvencesiz, teminatsız. bilâücret (A.) [تﺮﺝأﻼﺑ] parasız, ücretsiz.
bilcümle (A.) [ﻪﻠﻤﺠﻝﺎﺑ] tümüyle. bilfarz (A.) [ضﺮﻔﻝﺎﺑ] diyelim ki.
bilfiil (A.) [ﻞﻌﻔﻝﺎﺑ]  gerçekten, yaparak, katılarak, bizzat. bilhassa (A.) [ﻪﺹﺎﺨﻝﺎﺑ]  özellikle, hele hele.
biliktizâ (A.) [ﺎﻀﺘﻗﻻﺎﺑ] gerektiğinden. bililtizâm (A.) [ماﺰﺘﻝﻻﺎﺑ] bilerek, bile bile.
bilistifade (A.) [ﻩدﺎﻔﺘﺱﻻﺎﺑ] yararlanarak, istifade ederek. bilistihsâl (A.) [لﺎﺼﺤﺘﺱﻻﺎﺑ] alarak, elde ederek. biliştirâk (A.) [کاﺮﺘﺵﻻﺎﺑ] katılarak.
billûr (A.) [رﻮﻠﺑ] kristal.
 
bilmecbûriye (A.) [ﻪیﺮﺌﺒﺠﻤﻝﺎﺑ]  zorunlu olarak, mecburen.
 
bilmukabele (A.) [ﻪﻠﺑﺎﻘﻤﻝﺎﺑ] karşılığında, aynen, mukabele ederek, mukâbil olarak. bilmünâsebe (A.) [ﻪﺒﺱﺎﻨﻤﻝﺎﺑ]  bir münasebetle, sırası geldiğinde.
 
bilmünâvebe (A.) [ﻪﺑوﺎﻨﻤﻝﺎﺑ] dönüşümlü. bilmüzakere (A.) [ﻩﺮﮐاﺬﻤﻝﺎﺑ] görüşülerek. bilumum (A.) [مﻮﻤﻌﻝﺎﺑ] tüm, bütün. bilvâsıta (A.) [ﻪﻄﺱاﻮﻝﺎﺑ]  dolaylı olarak. bîm (F.) [ﻢﻴﺑ] korku.
bîma’nâ (F.-A.) [ﯽﻨﻌﻡ ﯽﺑ] anlamsız. bîmâr (F.) [رﺎﻤﻴﺑ] hasta.
bîmârân (F.) [نارﺎﻤﻴﺑ] hastalar.
 
bîmecâl (F.-A.) [لﺎﺠﻡ ﯽﺑ] takatsiz, dermansız. bîmekân (F.-A.) [نﺎﮑﻡ ﯽﺑ] 1.yersiz. 2.aylak. bîmerhamet (F.-A.) [ﺖﻤﺣﺮﻡ ﯽﺑ] acımasız. bîmeze (F.) [ﻩﺰﻡ ﯽﺑ] lezzetsiz, tatsız.
bîmihr (F.) [ﺮﻬﻡ ﯽﺑ] sevgisiz, şefkatsiz. bîmisâl (F.-A.) [لﺎﺜﻡ ﯽﺑ] benzersiz. bîmuhâbâ (F.-A.) [ﺎﺑﺎﺤﻡ ﯽﺑ] çekinmeden.
bîmübâlât (F.-A.) [تﻻﺎﺒﻡ ﯽﺑ] kayıtsız, umursamaz. bîmürüvvet (F.-A.) [توﺮﻡ ﯽﺑ] mürüvvetsiz.
bin (A.) [ﻦﺑ] oğul. binâ (A.) [ءﺎﻨﺑ] yapı.
bînâ (F.) [ﺎﻨﻴﺑ] gören, iyi gören.
 
binâberin (A.-F.) [ﻦیﺮﺑﺎﻨﺑ]  bundan dolayı, buna dayanarak. binâen (A.) [ءﺎﻨﺑ] dayanarak, göre.
binâenaleyh (A.) [ﻪﻴﻠﻋ ءﺎﻨﺑ] bu yüzden, bundan dolayı.
 
bînâm (F.) [مﺎﻨﻴﺑ] adsız, tanınmamış. bînamaz (F.) [زﺎﻤﻥ ﯽﺑ] beynamaz.
bînasîb (F.-A.) [ﺐﻴﺼﻥ ﯽﺑ] nasipsiz, kısmetsiz. bînazîr (F.-A.) [ﺮﻴﻈﻥ ﯽﺑ] benzersiz.
bînemek (F.) [ﮏﻤﻥ ﯽﺑ] tuzsuz.
 
bînevâ (F.) [اﻮﻨﻴﺑ] 1.zavallı. 2.yoksul. bînî (F.) [ﯽﻨﻴﺑ] burun.
bînihaye (F.-A.) [ﻪیﺎﻬﻥ ﯽﺑ] sonsuz, bitmez tükenmez. binnetice (A.) [ﻪﺠﻴﺘﻨﻝﺎﺑ] sonuçta, sonuç olarak. binnisbe (A.) [ﻪﺒﺴﻨﻝﺎﺑ] bir dereceye kadar, nispeten. bint (A.) [ﺖﻨﺑ] kız.
bîpâyân (F.) [نﺎیﺎﭘ ﯽﺑ] sonsuz.
 
bîpervâ (F.) [اوﺮﭘ ﯽﺑ] 1.korkusuz. 2.çekinmeden. bir gûna (T.-F.) [ ] hiçbir, herhangi bir.
bir nevi (T.-A.) [ ] adeta, bir bakıma. birâder (F.) [رداﺮﺑ] erkek kardeş.
bîrahm (F.-A.) [ﻢﺣر ﯽﺑ] merhametsiz, acımasız. bîrayb (F.-A.) [ﺐیر ﯽﺑ] kuşkusuz.
birinc (F.) [ﺞﻥﺮﺑ]  pirinç.
 
birişte (F.) [ﻪﺘﺵﺮﺑ]  kavrulmuş. bîrûn (F.) [نوﺮﻴﺑ] 1.dış. 2.dışarı. biryân (F.) [نﺎیﺮﺑ]  kebap.
bisât (A.) [طﺎﺴﺑ] yaygı.
 
bîsebat (F.-A.) [تﺎﺒﺛ ﯽﺑ] dayanıksız. bîsebeb (F.-A.) [ﺐﺒﺱ ﯽﺑ] dayanıksız. bîser (F.) [ﺮﺱ ﯽﺑ] başsız.
bîst (F.) [ﺖﺴﻴﺑ] yirmi. bister (F.) [ﺮﺘﺴﺑ] yatak. bîsûd (F.) [دﻮﺱ ﯽﺑ] yararsız. bisyâr (F.) [رﺎﻴﺴﺑ] çok.
bîşe (F.) [ﻪﺸﻴﺑ] orman. bîşerm (F.) [مﺮﺵ ﯽﺑ] orman.
bîşuur (F.-A.) [رﻮﻌﺵ ﯽﺑ] bilinçsiz.
 
bîşübhe (F.-A.) [ﻪﻬﺒﺵ ﯽﺑ] kuşkusuz, şüphesiz. bîşümâr (F.) [رﺎﻤﺵ ﯽﺑ] sayısız.
bîtâb (F.-A.) [بﺎﺘﻴﺑ] yorgun, takatsiz. bîtâb kalmak bitkin düşmek.
bîtâbane (F.) [ﻪﻥﺎﺑﺎﺘﻴﺑ] bitkince.
 
bitamâmihâ (A.) [ﺎﻬﻡﺎﻤﺘﺑ]  tümüyle, tamamen. bîtaraf (F.-A.) [فﺮﻃ ﯽﺑ] tarafsız.
bîtarafâne (F.-A.) [ﻪﻥﺎﻓﺮﻃ ﯽﺑ] tarafsızca, yan tutmadan. bittab’ (A.) [ﻊﺒﻄﻝﺎﺑ]  doğal olarak.
bittafsîl (A.) [ﻞﻴﺼﻔﺘﻝﺎﺑ] ayrıntılı olarak, uzun uzadıya. bittamâm (A.) [مﺎﻤﺘﻝﺎﺑ]  tümüyle.
bîve (F.) [ﻩﻮﻴﺑ] dul.
 
bîvefâ (F.-A.) [ﺎﻓو ﯽﺑ] vefasız.
 
bîvezen (F.) [نز ﻩﻮﻴﺑ] dul kadın. bîzâr (F.) [راﺰﻴﺑ] bıkmış, usanmış. bîzâr olmak bıkmak, usanmak. bizâtihi (A.) [ﻪﺕاﺬﺑ]  kendiliğinden.
bizzarûre (A.) [ﻩروﺮﻀﻝﺎﺑ] zorunlu olarak. bostân (F.) [نﺎﺘﺱﻮﺑ] bahçe.
bû (F.) [ﻮﺑ] koku.
 
bu’d (A.) [ﺪﻌﺑ] 1.uzaklık. 2.boyut. bu’diyet (A.) [ﺖیﺪﻌﺑ]  uzaklık, mesafe. bûd (F.) [دﻮﺑ] varlık.
buğrâ (F.) [اﺮﻐﺑ] turna. buhalâ (A.) [ﻼﺨﺑ] cimriler. buhâr (A.) [رﺎﺨﺑ] buğu, buhar. buhl (A.) [ﻞﺨﺑ] cimrilik.
buhrân (A.) [ناﺮﺤﺑ] bunalım, kriz. buht (A.) [ﺖﻬﺑ] şaşkınlık.
buhûr (F.) [رﻮﺨﺑ] tütsü.
 
buhurdan (F.) [نادرﻮﺨﺑ] tütsülük, tütsü kabı. buk’a (A.) [ﻪﻌﻘﺑ]1.yer, diyar. 2.ülke.
buk’avî (A.) [یﻮﻌﻘﺑ] yerel. bûm (F.) [مﻮﺑ] 1.yer. 2.ülke. bûm (F.) [مﻮﺑ] baykuş. bûmehen (F.) [ﻦﻬﻡﻮﺑ]  deprem.
 
bundan mâada (T.-A.) [dan+m] bundan başka, bunun yanısıra. bûr (F.) [رﻮﺑ] kumral.
burc (A.) [جﺮﺑ] 1.burç. 2.yıldız kümesi. burhan (A.) [نﺎهﺮﺑ]  kanıt, delil.
bûriya (F.) [ﺎیرﻮﺑ]  hasır. burûc (A.) [جوﺮﺑ] burçlar. burûdet (A.) [تدوﺮﺑ] soğukluk. bûs etmek öpmek.
bûse (F.) [ﻪﺱﻮﺑ]  öpücük. bûstân (F.) [نﺎﺘﺱﻮﺑ] bahçe.
bûte (F.) [ﻪﺕﻮﺑ]  1.çalı çırpı. 2.pota. bûtimar (F.) [رﺎﻤﻴﺕﻮﺑ]  balıkçıl, botimar.
butlân (A.) [نﻼﻄﺑ] 1.boşluk, anlamsızlık. 2.yalan. butûn (A.) [نﻮﻄﺑ] 1.karınlar. 2.kuşaklar, nesiller. bûy (F.) [یﻮﺑ] koku.
bûydâr (F.) [راﺪیﻮﺑ]  kokulu. bûzîne (F.) [ﻪﻨیزﻮﺑ]  maymun. bühtân (A.) [نﺎﺘﻬﺑ] iftira. bühtân etmek iftira etmek. bükâ (A.) [ءﺎﮑﺑ] ağlama.
bülaceb (A.) [ﺐﺠﻌﻝاﻮﺑ] şaşılacak şey.
 
büldân (A.) [ناﺪﻠﺑ] beldeler, diyarlar, ülkeler. büleğâ (A.) [ءﺎﻐﻠﺑ] belagat sahipleri.
 
bülend (F.) [ﺪﻨﻠﺑ] 1.yüksek. 2.yüce. bülendbâlâ (F.) [ﻻﺎﺑﺪﻨﻠﺑ] uzun boylu.
bülendpervâz (F.) [زاوﺮﭘﺪﻨﻠﺑ] 1.yükseklerden uçan. 2.şerefli. bülheves (A.) [سﻮﻬﻝاﻮﺑ] maymun iştahlı.
bülûğ (A.) [غﻮﻠﺑ] erginlik.
 
bün (F.) [ﻦﺑ] 1.kök. 2.dip. 3.temel.
 
bünyâd (F.) [دﺎﻴﻨﺑ] 1.temel, kök. 2.yapı, bina. bünye (A.) [ﻪﻴﻨﺑ] yapı.
bünyeviyat (A.) [تﺎیﻮﻴﻨﺑ]  bünye ile ilgili bilim dalı, morfoloji. bürdbâr (F.) [رﺎﺑدﺮﺑ] sabırlı.
bürde (A.) [ﻩدﺮﺑ] hırka. bürhân (A.) [نﺎهﺮﺑ]  kanıt. bürîde (F.) [ﻩﺪیﺮﺑ]  kesik. bürka (A.) [ﻊﻗﺮﺑ] peçe. bürnâ (F.) [ﺎﻥﺮﺑ]  genç. bürrân (F.) [ناﺮﺑ] keskin.
bürûdet (A.) [تدوﺮﺑ] soğukluk. bürûz (A.) [زوﺮﺑ] ortaya çıkma. büstân (F.) [نﺎﺘﺴﺑ] bahçe.
büşrâ (A.) [اﺮﺸﺑ] müjde. büt (F.) [ﺖﺑ] put.
büthâne (F.) [ﻪﻥﺎﺧ ﺖﺑ] puthane.
 
bütperest (F.) [ﺖﺱﺮﭘ ﺖﺑ] putperest, puta tapan.
 
bütûn (A.) [نﻮﻄﺑ] 1.karınlar. 2.kuşaklar, nesiller. büyût (A.) [تﻮﻴﺑ] 1.evler. 2.beyitler.
büz (F.) [ﺰﺑ] keçi.
 
büzdil (F.) [لدﺰﺑ] ödlek. büzûr (A.) [روﺬﺑ] tohumlar.
büzürg (F.) [گرﺰﺑ] 1.büyük. 2.ulu. büzürgân (F.) [نﺎﮔرﺰﺑ] 1.büyükler. 2.ulular.
büzürgzâde (F.) [ﻩداز گرﺰﺑ] seçkin kişinin çocuğu, asilzade, kişizade.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
C
 
 
câ (F.) [ﺎﺝ] 1.yer. 2.mevki. 3.makam.
 
ca’l (A.) [ﻞﻌﺝ] yapma.
 
ca’lî (A.) [ﯽﻠﻌﺝ] 1.yapma, uydurma. 2.sahte. câbecâ (F.) [ﺎﺠﺑﺎﺝ] yer yer.
câbir (A.) [ﺮﺑﺎﺝ] zorlayıcı.
 
câdde (A.) [ﻩدﺎﺝ] ana yol, cadde. câdû (F.) [ودﺎﺝ] 1.büyücü. 2.cadı. câdûger (F.) [ﺮﮔودﺎﺝ] büyücü.
câh (F.) [ﻩﺎﺝ] makam, mevki.
 
câhid (A.) [ﺪهﺎﺝ]  çalışıp çabalayan. câhil (A.) [ﻞهﺎﺝ]  bilgisiz.
câhilâne (A.-F.) [ﻪﻥﻼهﺎﺝ] cahilce. câiz (A.) [ﺰﺋﺎﺝ] uygun.
câize (A.) [ﻩﺰﺋﺎﺝ] ödül.
 
câlib (A.) [ﺐﻝﺎﺝ]  ilginç, çekici.
 
câlib -i dikkat [ ﺖﻗد ﺐﻝﺎﺝ ]dikkat çekici. câm (F.) [مﺎﺝ] 1.kadeh. 2.şişe. 3.cam. câme (F.) [ﻪﻡﺎﺝ] giysi.
 
câmedân (F.) [ناد ﻪﻡﺎﺝ]  gardrop.
 
câmegî (F.) [ﯽﮕﻡﺎﺝ] 1.giysi parası. 2.hizmetçi. câmekan (F.) [نﺎﮑﻡﺎﺝ] hamamda soyunma odası. câmekan (F.-A.) [نﺎﮑﻡﺎﺝ] 1.camlı bölme. 2.vitrin. câmeşûy (F.) [یﻮﺵ ﻪﻡﺎﺝ]  çamaşırcı.
câmi’ (A.) [ﻊﻡﺎﺝ] 1.toplayan. 2.cami. câmia (A.) [ﻪﻌﻡﺎﺝ]  topluluk.
câmid (A.) [ﺪﻡﺎﺝ]  1.cansız. 2.donuk. câmûs (A.) [سﻮﻡﺎﺝ] manda, camız. cân (F.) [نﺎﺝ] 1.ruh. 2.can. 3.sevgili. cânâ (F.) [ﺎﻥﺎﺝ]  sevgilim, ey sevgili. cânân (F.) [نﺎﻥﺎﺝ]  sevgili.
cânâne (F.) [ﻪﻥﺎﻥﺎﺝ]  sevgili.
 
cânbâz (F.) [زﺎﺒﻥﺎﺝ]  1.canını hiçe sayan. 2.fedai. 3.cambaz. cândâr (F.) [راﺪﻥﺎﺝ]  1.canlı. 2.koruyucu.
canefşân (F.) [نﺎﺸﻓا نﺎﺝ] canını hiçe sayan, fedai. cânefzâ (F.) [اﺰﻓا نﺎﺝ] cana can katan.
cânfersâ (F.) [ﺎﺱﺮﻓ نﺎﺝ] ömür törpüsü, yürek tüketen. cânfeşân (F.) [نﺎﺸﻓ نﺎﺝ] canını hiçe sayan, fedai. cânfezâ (F.) [اﺰﻓ نﺎﺝ] cana can katan.
cângüdâz (F.) [زاﺪﮔ نﺎﺝ] yürek yakan. canhıraş (F.) [شاﺮﺧ نﺎﺝ] yürek paralayan. cânib (A.) [ﺐﻥﺎﺝ]  taraf.
 
cânişin (F.) [ﻦﻴﺸﻥﺎﺝ] halef, birinin yerine oturan. cânnisâr (F.-A.) [رﺎﺜﻥ نﺎﺝ] canını feda eden. cânsipâr (F.) [رﺎﭙﺱ نﺎﺝ] canını feda eden.
cânsiperâne (F.) [ﻪﻥاﺮﭙﺱ نﺎﺝ] canını feda edercesine. cânsitân (F.) [نﺎﺘﺱ نﺎﺝ] can alan.
cânver (F.) [رو نﺎﺝ] 1.canlı. 2.canavar. câr (A.) [رﺎﺝ] komşu.
cârî (A.) [ِرﺎﺝ] geçerli, yürürlükte.
 
câriha (A.) [ﻪﺣرﺎﺝ] 1.yırtıcı kuş. 2.yırtıcı hayvan. câriye (A.) [ﻪیرﺎﺝ]  halayık.
cârû (F.) [ورﺎﺝ] süpürge. cârûb (F.) [بورﺎﺝ] süpürge.
câsûsî (A.-F.) [ﯽﺱﻮﺱﺎﺝ]  casusluk, ajanlık. câvid (F.) [دوﺎﺝ] kalıcı, sonsuz, ebedi. câvidân (F.) [نادوﺎﺝ] kalıcı, sonsuz, ebedi. cây (F.) [یﺎﺝ] yer.
câygâh (F.) [ﻩﺎﮕیﺎﺝ]  1.yer. 2.makam. câyi’ (A.) [ﻊیﺎﺝ]  aç.
câynişîn (F.) [ﻦﻴﺸﻨیﺎﺝ]  birinin yerine geçen, halef. câzib (A.) [بذﺎﺝ] 1.ilginç. 2.çekici.
câzibe (A.) [ﻪﺑذﺎﺝ] çekicilik.
 
cazibedar (A.-F.) [راد ﻪﺑذﺎﺝ] çekici, cazibeli. câzibiyyet (A.) [ﺖﻴﺑذﺎﺝ] çekicilik.
 
cebâbire (A.) [ﻩﺮﺑﺎﺒﺝ] zorbalar. cebânet (A.) [ﺖﻥﺎﺒﺝ]  korkaklık.
cebbâr (A.) [رﺎﺒﺝ] 1.zorba. 2.güçlü. 3.Tanrı. 4.tuttuğunu koparan, becerikli. cebbârî (A.-F.) [یرﺎﺒﺝ] 1.zorbalık. 2.beceriklilik, tuttuğunu koparma.
cebel (A.) [ﻞﺒﺝ] dağ.
 
cebhe (A.) [ﻪﻬﺒﺝ] 1.cephe. 2.alın. 3.yüz. cebîn (A.) [ﻦﻴﺒﺝ] korkak.
cebr (A.) [ﺮﺒﺝ] 1.zorlama. 2.cebir. cebr etmek zorlamak.
cebren (A.) [اﺮﺒﺝ] zorla.
 
cebrî (A.) [یﺮﺒﺝ] zoraki, zorla.
 
cedâvil (A.) [لواﺪﺝ] cetveller, çizelgeler. cedd (A.) [ﺪﺝ] ata.
cedel (A.) [لﺪﺝ] 1.tartışma. 2.mücadele.
 
cedelî (A.) [ﯽﻝﺪﺝ]  tartışmaya dayalı, münakaşa üstüne oturmuş. cedî (A.) [یﺪﺝ] 1.oğlak. 2.oğlak burcu.
cedîd (A.) [ﺪیﺪﺝ]  yeni. cedîde (A.) [ﻩﺪیﺪﺝ]  yeni.
cedvel (A.) [لوﺪﺝ] 1.cetvel. 2.çizelge. cefâ (A.) [ﺎﻔﺝ] üzme, eziyet etme.
cefâ çekmek cefaya katlanan, üzülen. cefâcû (A.-F.) [ﻮﺝﺎﻔﺝ] üzen, cefa eden.
cefâdîde (A.-F.) [ﻩﺪیدﺎﻔﺝ]  üzülmüş, cefa çekmiş.
 
cefâkâr (A.-F.) [رﺎﮐﺎﻔﺝ] 1.cefa eden, üzen. 2.cefa çeken, üzülen. cefâkârî (A.-F.) [یرﺎﮐﺎﻔﺝ] 1.cefa etme, üzme. 2.cefa çekme. cefâkeş (A.-F.) [ﺶﮐﺎﻔﺝ] üzülen, cefa çeken, eziyete katlanan.
cefâpîşe (A.-F.) [ﻪﺸﻴﭘﺎﻔﺝ] 1.üzmeyi huy edinmiş, cefa eden. 2.aşığını üzen sevgili.
 
cefcâf (F.) [فﺎﺠﻔﺝ] 1.hoppa kadın. 2.orospu. ceffelkalem (A.) [ﻢﻠﻘﻝا ﻒﺝ] çalakalem.
cefr (A.) [ﺮﻔﺝ] gaipten haber veren bilim. cehâlet (A.) [ﺖﻝﺎﻬﺝ]  cahillik, bilgisizlik. cehd (A.) [ﺪﻬﺝ] çalışma, çabalama.
cehd etmek çalışıp çabalamak. cehele (A.) [ﻪﻠﻬﺝ] cahiller.
cehennemî (A.-F.) [ﯽﻤﻨﻬﺝ] 1.cehennemlik. 2.cehennem gibi sıcak. cehl (A.) [ﻞﻬﺝ] cahillik, bilgisizlik.
cehren (A.) [اﺮﻬﺝ] açıkça. celâdet (A.) [تدﻼﺝ] yiğitlik. celâl (A.) [لﻼﺝ] ululuk.
celb (A.) [ﺐﻠﺝ] kendine çekme.
 
celb edilmek 1.kendine çekilmek. 2.yazı ile çağırılmak. celb etmek 1.kendine çekmek. 2.yazı ile çağırmak. celbnâme (A.-F.) [ﻪﻡﺎﻥ ﺐﻠﺝ] çağırı mektubu.
celeb (A.) [ﺐﻠﺝ] sığır tüccarı. celesât (A.) [تﺎﺴﻠﺝ] oturumlar.
 
celîl (A.) [ﻞﻴﻠﺝ] ulu.
 
celîs (A.) [ﺲﻴﻠﺝ] arkadaş. cellâd (A.) [دﻼﺝ] cellat.
cellâdî (A.-F.) [یدﻼﺝ] cellatlık. celse (A.) [ﻪﺴﻠﺝ] oturum.
cem’ (A.) [ﻊﻤﺝ] 1.toplama. 2.çoğul. cem’ edilmek toplanılmak.
cem’ etmek toplamak, derlemek, bir araya getirmek. cem’an (A.) [ﺎﻌﻤﺝ] toplam.
cem’iyyât (A.) [تﺎﻴﻌﻤﺝ] cemiyetler, dernekler. cem’iyyet (A.) [ﺖﻴﻌﻤﺝ] 1.cemiyet, dernek. 2.topluluk. cem’iyyet -i akvâm [ ماﻮﻗا ﺖﻴﻌﻤﺝ ]Birleşmiş Milletler. cemâat (A.) [ﺖﻋﺎﻤﺝ] 1.topluluk. 2.camide ibadet edenler. cemâd (A.) [دﺎﻤﺝ] cansız varlık.
cemâdât (A.) [تادﺎﻤﺝ] cansız varlıklar. cemâhîr (A.) [ﺮﻴهﺎﻤﺝ]  cumhuriyetler. cemâl (A.) [لﺎﻤﺝ] yüz güzelliği.
cemel (A.) [ﻞﻤﺝ] deve. cemî’ (A.) [ﻊﻴﻤﺝ] tümü. cemî’an (A.) [ﺎﻌﻴﻤﺝ] tümüyle.
cemil (A.) [ﻞﻴﻤﺝ] 1.güzel. 2.yüzü güzel. cemîle (A.) [ﻪﻠﻴﻤﺝ] iyilik.
cemiyet (A.) [ﺖﻴﻌﻤﺝ] topluluk, toplum.
 
cemm (A.) [ﻢﺝ] kalabalık. cenâb (A.) [بﺎﻨﺝ] hazret.
cenâbet (A.) [ﺖﺑﺎﻨﺝ] 1.pis, murdar. 2.cünüplük hali. cenâh (A.) [حﺎﻨﺝ] kanat.
cenb (A.) [ﺐﻨﺝ] taraf.
 
cendere (A.) [ﻩرﺪﻨﺝ] 1.pres. 2.basınç, baskı. 3.oklava. ceng (F.) [ﮓﻨﺝ] savaş.
ceng etmek 1.savaşmak. 2.dövüşmek. cengâver (F.) [روﺎﮕﻨﺝ] savaşçı. cengâverî (F.) [یروﺎﮕﻨﺝ] savaşçılık.
cengcû (F.) [ﻮﺠﮕﻨﺝ] 1.savaşçı. 2.kavgacı. cengel (F.) [ﻞﮕﻨﺝ] orman.
cennât (A.) [تﺎﻨﺝ] 1.cennetler. 2.bahçeler. cennet (A.) [ﺖﻨﺝ] 1.cennet. 2.bahçe. cennet -i a’lâ [ ﯽﻠﻋا ﺖﻨﺝ ] cennet.
cennetmekân (A.) [ نﺎﮑﻡ ﺖﻨﺝ ] mekanı cennet olan. cenûb (A.) [بﻮﻨﺝ] güney.
cenûb -i garb [ بﺮﻏ بﻮﻨﺝ ] güneybatı. cenûb -i garbî [ ﯽﺑﺮﻏ بﻮﻨﺝ ] güneybatı. cenûb -i şark [ قﺮﺵ بﻮﻨﺝ ] güneydoğu. cenûb -i şarkî [ ﯽﻗﺮﺵ بﻮﻨﺝ ] güneydoğu. cenûbî (A.) [ﯽﺑﻮﻨﺝ] güneye ait.
cerâd (A.) [داﺮﺝ] çekirge.
 
cerâhat (A.) [ﺖﺣاﺮﺝ] yara. cerâid (A.) [ﺪﺋاﺮﺝ] gazeteler. cerâim (A.) [ﻢﺋاﺮﺝ] suçlar. cerbeze (A.) [ﻩﺰﺑﺮﺝ] beceriklilik.
ceres (A.) [سﺮﺝ] 1.çan. 2.çıngırak.
 
cereyân (A.) [نﺎیﺮﺝ]  1.akış. 2.oluş. 3.akım. cereyân etmek olmak, gerçekleşmek.
cerge (F.) [ﻪﮔﺮﺝ] küme.
 
cerh (A.) [حﺮﺝ] 1.yaralama. 2.çürütme. cerh edilmek 1.yaralanmak. 2.çürütülmek. cerh etmek 1.yaralamak. 2.çürütmek. cerîde (A.) [ﻩﺪیﺮﺝ]  1.gazete. 2.tutanak. cerîha (A.) [ﻪﺤیﺮﺝ]  yara.
cerîme (A.) [ﻪﻤیﺮﺝ]  1.suç. 2.para cezası, cereme. 3.ceza ödeme. cerrâh (A.) [حاﺮﺝ] operatör.
cerrâhî (A.) [ﯽﺣاﺮﺝ] operatörlük. cesâmet (A.) [ﺖﻡﺎﺴﺝ] irilik. cesâret (A.) [ترﺎﺴﺝ] cesurluk. cesîm (A.) [ﻢﻴﺴﺝ] iri, büyük.
cesîmülcüsse (A.) [ﻪﺜﺠﻝا ﻢﻴﺴﺝ] iri yapılı, iriyarı. cesûr (A.) [رﻮﺴﺝ] cesaret sahibi.
cev (F.) [ﻮﺝ] arpa.
 
cevâb (A.) [باﻮﺝ] 1.yanıt. 2.karşılık.
 
cevâben (A.) [ﺎﺑاﻮﺝ] yanıt olarak. cevâd (A.) [داﻮﺝ] cömert.
cevâhir (A.) [ﺮهاﻮﺝ]  1.mücevherler. 2.mücevher. cevâmi’ (A.) [ﻊﻡاﻮﺝ]  camiler.
cevâmid (A.) [ﺪﻡاﻮﺝ]  cansız varlıklar. cevâmîs (A.) [ﺲﻴﻡاﻮﺝ] mandalar. cevân (F.) [ناﻮﺝ] genç.
cevânib (A.) [ﺐﻥاﻮﺝ] yanlar, yönler. cevârî (A.) [یراﻮﺝ] halayıklar.
cevâz (A.) [زاﻮﺝ] izin, uygun verme.
 
cevâz vermek uygun vermek, olur vermek, müsaade etmek. cevdet (A.) [تدﻮﺝ] 1iyilik. 2.olgunluk. 3.tazelik.
cevelân (A.) [نﻻﻮﺝ] dolaşma, gezinti.
 
cevelân etmek 1.dolaşmak, akmak. 2.gezinmek.
 
cevelângâh (A.-F.) [ﻩﺎﮕﻥﻻﻮﺝ] 1.gezinti yeri, mesire yeri. 2.dolaşım yeri. cevf (A.) [فﻮﺝ] boşluk.
cevher (A.) [ﺮهﻮﺝ]  1.mücevher. 2.öz. 3.elmas. cevherfürûş (A.-F.) [شوﺮﻓﺮهﻮﺝ]  mücevherci.
cevherî (A.) [یﺮهﻮﺝ]  1.mücevherle ilgili. 2.mücevherli. 3.öz ile ilgili. cevîn (F.) [ﻦیﻮﺝ]  arpadan yapılmış.
cevir (A.) [رﻮﺝ] haksızlık, üzülme, üzme, zulüm. cevir çekmek acı çekmek, zulüm görmek.
cevr (A.) [رﻮﺝ] haksızlık, üzme, üzülme, zulüm.
 
cevr etmek haksızlık etmek, üzmek, acı çektirmek. cevşen (F.) [ﻦﺵﻮﺝ]  zırhlı giysi.
cevv (A.) [ﻮﺝ] 1.hava. 2.boşluk.
 
cevvâl (A.) [لاﻮﺝ] çok hareketli, koşan. cevvî (A.) [یﻮﺝ] hava ile ilgili.
cevzâ (A.) [ءازﻮﺝ] ikizler burcu. ceyb (A.) [ﺐﻴﺝ] cep.
ceyş (A.) [ﺲﻴﺝ] asker. ceyyid (A.) [ﺪﻴﺝ] iyi, güzel.
cezâ (A.) [ءاﺰﺝ] 1.karşılık. 2.ceza. cezâir (A.) [ﺮﺋاﺰﺝ] adalar.
cezâlet (A.) [ﺖﻝاﺰﺝ]  akıcılık, düzgünlük. cezb (A.) [بﺬﺝ] kendine çekme.
cezb edilmek kendine çekilmek. cezb etmek kendine çekmek.
cezbe (A.) [ﻪﺑﺬﺝ] 1.coşku. 2.kendinden geçiş. cezer (A.) [رﺰﺝ] havuç.
cezîre (A.) [ﻩﺮیﺰﺝ]  ada.
 
cezm (A.) [مﺰﺝ] kesin karar.
 
cezm etmek kesin karar vermek, kesin olarak niyetlenmek. cezzâb (A.) [باﺬﺝ] çekici, cazibeli.
cibâl (A.) [لﺎﺒﺝ] dağlar.
 
cibillet (A.) [ﺖﻠﺒﺝ] karakter, yaratılış.
 
cibilliyet (A.) [ﺖﻴﻠﺒﺝ] karakter, yaratılış.
 
cibilliyetsiz (A.-T.) [ﺰﺴﺘﻠﺒﺝ] karaktersiz, kötü yaratılışlı. cidâl (A.) [لاﺪﺝ] mücadele.
cidâlcû (A.-F.) [ﻮﺝ لاﺪﺝ] mücadeleci. cidâr (A.) [راﺪﺝ] 1.duvar. 2.zar. cidden (A.) [اﺪﺝ] ciddi olarak.
ciddî (A.) [یﺪﺝ] 1.ağırbaşlı. 2.önemli. ciddiyyet (A.) [ﺖیﺪﺝ]  1.ciddilik. 2.ağırbaşlılık. cîfe (A.) [ﻪﻔﻴﺝ] leş.
ciger (F.) [ﺮﮕﺝ] ciğer.
 
cigergûşe (F.) [ﻪﺵﻮﮔﺮﮕﺝ] 1.ciğerköşe, evlat. 2.sevgili. cigerpâre (F.) [ﻩرﺎﭘﺮﮕﺝ] 1.ciğer parçası. 2.evlat. cigersûz (F.) [زﻮﺱﺮﮕﺝ] yürek yakan.
cihâd (A.) [دﺎﻬﺝ] din uğrunda savaş. cihâd etmek din uğrunda savaşmak. cihân (F.) [نﺎﻬﺝ] 1.dünya. 2.âlem.
cihânâferîn (F.) [ﻦیﺮﻓﺁ نﺎﻬﺝ] dünyayı yaratan, Tanrı. cihandar (F.) [راﺪﻥﺎﻬﺝ] büyük hükümdar, imparator. cihandîde (F.) [ﻩﺪید نﺎﺨﺝ] görmüş geçirmiş.
cihangîr (F.) [ﺮﻴﮕﻥﺎﻬﺝ] büyük hükümdar, imparator. cihangîrî (F.) [یﺮﻴﮕﻥﺎﻬﺝ] büyük hükümdarlık, imparatorluk. cihângüşâ (F.) [ﺎﺸﮕﻥﺎﻬﺝ] dünyayı feth eden, fatih hükümdar. cihânî (F.) [ﯽﻥﺎﻬﺝ]  1.dünya ile ilgili. 2.insan.
 
cihannüma (F.) [ﺎﻤﻥ نﺎﻬﺝ] 1.dünya atlası. 2.taraça. cihâr (F.) [رﺎﻬچ] dört.
cihâren (A.) [ارﺎﻬﺝ] açıkça.
 
cihât (A.) [تﺎﻬﺝ] 1.yönler. 2.sebepler. 3.yerler. cihâz (A.) [زﺎﻬﺝ] 1.çeyiz. 2.aygıt. 3.sistem.
cihet (A.) [ﺖﻬﺝ] 1.yön, taraf. 2.bakım, nokta. 3.sebep. cilâ (A.) [ءﻼﺝ] 1.parlaklık. 2.cila.
cilâdar (A.-F.) [رادﻼﺝ] cilalı.
 
cild (A.) [ﺪﻠﺝ] 1.deri, cilt. 2.kitap.
 
cilve (A.) [ﻩﻮﻠﺝ] 1.görünme. 2.kırıtma. cilvegâh (A.-F.) [ﻩﺎﮔ ﻩﻮﻠﺝ] görünme yeri. cilvegâh olmak yatak teşkil etmek, yurt olmak. cilveger (A.-F.) [ﺮﮔ ﻩﻮﻠﺝ] 1.görünen. 2.kırıtan. cilvesâz (A.-F.) [زﺎﺱ ﻩﻮﻠﺝ] kırıtan, cilve yapan. cimâ’ (A.) [عﺎﻤﺝ]  cinsel ilişki.
cimâ’ etmek cinsel ilişkide bulunmak. cinâ’î (A.) [ﯽﺋﺎﻨﺝ] cinayetle ilgili.
cinân (A.) [نﺎﻨﺝ] 1.cennetler. 2.bahçeler. cinayetkâr (A.-F.) [رﺎﮑﺘیﺎﻨﺝ]  câni, cinayet işleyen. cinâze (A.) [ﻩزﺎﻨﺝ] tabut.
cindar (A.-F.) [راﺪﻨﺝ] cinci, afsuncu.
 
cindarlık (A.-F.-T.) cincilik, afsunculuk, muskacılık. cinnet (A.) [ﺖﻨﺝ] çıldırma.
 
cins (A.) [ﺲﻨﺝ] 1.tür. 2.soy. cinsî (A.) [ﯽﺴﻨﺝ] cinsel.
cirm (A.) [مﺮﺝ] cismin kapladığı yer, hacim. cism (A.) [ﻢﺴﺝ] 1.cisim, madde. 2.vücut, beden. cismânî (A.) [ﯽﻥﺎﻤﺴﺝ] 1.cisim ile ilgili. 2.bedensel. cismen (A.) [ﺎﻤﺴﺝ] bedenen.
cisr (A.) [ﺮﺴﺝ] köprü. civan (F.) [ناﻮﺝ] genç. civânân (F.) [نﺎﻥاﻮﺝ] gençler.
civanbaht (F.) [ﺖﺨﺑ ناﻮﺝ] talihli. civânî (F.) [ﯽﻥاﻮﺝ]  gençlik.
civânmerd (F.) [دﺮﻤﻥاﻮﺝ] 1.cömert. 2.soylu. civâr (A.) [راﻮﺝ] yakın çevre.
cîve (F.) [ﻩﻮﻴﺝ] cıva.
 
cizye (A.) [ﻪیﺰﺝ]  gayrimüslim vergisi. cû (F.) [ﻮﺝ] 1.arayan. 2.arama.
cû (F.) [ﻮﺝ] çay, ırmak. cû’ (A.) [شﻮﺝ] açlık. cûce (F.) [ﻪﺝﻮﺝ] civciv. cûd (A.) [دﻮﺝ] cömertlik. cuğd (A.) [ﺪﻐﺝ] baykuş.
cûlâh (F.) [ﻩﻻﻮﺝ] 1.dokumacı. 2.çulha. cum’a (A.) [ﻪﻌﻤﺝ] cuma.
 
cumhûr (A.) [رﻮﻬﻤﺝ] 1.halk. 2.kalabalık. cumhûrî (A.) [یرﻮﻬﻤﺝ] cumhuriyetle ilgili. cumhûriyyet (A.) [ﺖیرﻮﻬﻤﺝ] cumhuriyet. cûş (F.) [شﻮﺝ] 1.coşku. 2.kaynama.
cûş eylemek coşmak, coşup taşmak. cûşâcûş (F.) [شﻮﺝﺎﺵﻮﺝ] coşkun, coşkulu. cûşân (F.) [نﺎﺵﻮﺝ] 1.coşan. 2.kaynayan. cûşiş (F.) [ﺶﺵﻮﺝ] coşku.
cûy (F.) [یﻮﺝ] 1.arayan. 2.arama. cûy (F.) [یﻮﺝ] çay, ırmak.
cûybâr (F.) [رﺎﺒیﻮﺝ]  ırmak. cûyende (F.) [ﻩﺪﻨیﻮﺝ]  arayan. cübn (A.) [ﻦﺒﺝ] korkaklık. cüdâ (F.) [اﺪﺝ] ayrı.
cüda kalmak ayrı düşmek, uzak kalmak. cüdâyî (F.) [ﯽیاﺪﺝ]  ayrılık.
cüdrân (A.) [نارﺪﺝ] duvarlar. cüft (F.) [ﺖﻔﺝ] çift.
cüfte (F.) [ﻪﺘﻔﺝ] çifte.
 
cühelâ (A.) [ءﻼﻬﺝ] cahiller. cühhâl (A.) [لﺎﻬﺝ] cahiller.
cüllâh (A.) [ﻩﻼﺝ] dokumacı, çulhacı.
 
cülûs (A.) [سﻮﻠﺝ] 1.oturma. 2.tahta geçme.
 
cülûs etmek tahta geçmek.
 
cülûsiyye (A.) [ﻪﻴﺱﻮﻠﺝ] 1.tahta çıkan hükümdarın dağıttığı bahşiş. 2.tahta çıkan hükümdar için yazılan şiir.
 
cümcüme (A.) [ﻪﻤﺠﻤﺝ] kafatası. cümel (A.) [ﻞﻤﺝ] cümleler.
cümle (A.) [ﻪﻠﻤﺝ] 1.bütün, tüm. 2.tümce. cümleten (A.) [ﺔﻠﻤﺝ] tümüyle
cümûd (A.) [دﻮﻤﺝ] donukluk. cümûdiyye (A.) [ﻪیدﻮﻤﺝ]  buzul.
cünbân (F.) [نﺎﺒﻨﺝ] 1.sallayan. 2.sallanan. cünbiş (F.) [ﺶﺒﻨﺝ] kıpırtı, hareket, sallanma. cünd (A.) [ﺪﻨﺝ] 1.asker. 2.ordu.
cündî (A.) [یﺪﻨﺝ] usta binici.
 
cündîlik (A.-T.) [ ] binicilik, at binme. cünha (A.) [ﻪﺤﻨﺝ] küçük suç.
cünûd (A.) [دﻮﻨﺝ] 1.askerler. 2.ordular. cürm (A.) [مﺮﺝ] suç.
cürûf (A.) [فوﺮﺝ] maden atığı, maden posası. cüsse (A.) [ﻪﺜﺝ] gövde, yapı.
cüstücû (F.) [ﻮﺝ و ﺖﺴﺝ] arayış, arama. cüvâl (F.) [لاﻮﺝ] çuval.
cüvân bk. civan.
 
cüz’ (A.) [ءﺰﺝ] 1.parça. 2.medrese alfabe kitabı.
 
cüz’î (A.) [ﯽﺋﺰﺝ] çok az.
 
cüz’iyyât (A.) [تﺎﻴﺋﺰﺝ] küçük şeyler, önemsiz şeyler. cüzâm (A.) [ماﺬﺝ] cüzzam.
cüzdan (A.-F.) [ناﺪﺋﺰﺝ] 1.para çantası. 2.evrak çantası.
 
 
 
 
 
 
Ç
 
 
çâbük (F.) [ﮏﺑﺎچ] kıvrak, çevik, çabuk.
 
çâbükî (F.) [ﯽﮑﺑﺎچ] kıvraklık, çeviklik, çabukluk. çâbükpâ (F.) [ﺎﭘ ﮏﺑﺎچ] ayağına çabuk.
çâbükrev (F.) [ور ﮏﺑﺎچ] hızlı giden. çâbüksüvar (F.) [راﻮﺱ ﮏﺑﺎچ] usta binici.
çâder (F.) [ردﺎچ] 1.çadır. 2.örtü, kadınların giydiği örtü. çâdernişin (F.) [ﻦﻴﺸﻥردﺎچ] göçebe, çadırda yaşayan.
çadır (F.) [ردﺎچ] 1.çadır. 2.örtü, kadınların giydiği örtü. çağz (F.) [ﺰﻐچ] kurbağa.
çâh (F.) [ﻩﺎچ] 1.kuyu. 2.çukur.
 
çâk (F.) [کﺎچ] 1.yırtık. 2.yırtmaç. çâk etmek yırtmak.
çâk olmak yırtılmak.
 
çâkâçâk (F.) [کﺎچﺎﮐﺎچ] kılıç şakırtısı. çâker (F.) [ﺮﮐﺎچ] 1.kul. 2.hizmetkâr.
çâkerî (F.) [یﺮﮐﺎچ] 1.kulluk. 2.hizmetkârlık. çâkûç (F.) [چﻮﮐﺎچ] çekiç.
çâlâk (F.) [کﻻﺎچ] çevik, kıvrak.
 
çâlâkî (F.) [ﯽﮐﻻﺎچ] çeviklik, kıvraklık. çâlik (F.) [ﮏﻴﻝﺎچ]  çelik çomak.
 
çâlpâre (F.) [ﻩرﺎﭘرﺎچ] çalpara. çâme (F.) [ﻪﻡﺎچ] şiir.
çâne (F.) [ﻪﻥﺎچ]  çene.
 
çâpâr (F.) [رﺎﭘﺎچ] 1.ulak. 2.postacı. çâplûs (F.) [سﻮﻠﭘﺎچ] dalkavuk.
çâr (F.) [رﺎچ] çare. çâr (F.) [رﺎچ] dört.
çârçûbe (F.) [ﻪﺑﻮچرﺎچ] çerçeve. çardak (F.) [قﺎﻃرﺎچ] çardak. çârdeh (F.) [ﻩدرﺎچ] ondört.
çâre (F.) [ﻩرﺎچ] 1.tedbir. 2.çare. 3.ilaç, derman. çârecû (F.) [ﻮﺝ ﻩرﺎچ] çare arayan.
çâresâz (F.) [زﺎﺱ ﻩرﺎچ] çare bulan. çâresâz olmak çare bulmak.
çâresâzî (F.) [یزﺎﺱ ﻩرﺎچ] çare bulma.
 
çârgâh (F.) [ﻩﺎﮔرﺎچ] Türk musikîsinde bir makam. çârgûşe (F.) [ﻪﺵﻮﮔرﺎچ]  dört köşe.
çarh (F.) [خﺮچ] 1.tekerlek. 2.çarkıfelek. 3.felek. 4.tef. 5.çıkrık. çarmıh (F.) [ﺦﻴﻡرﺎچ] çarmıh.
çârnâçâr (F.) [رﺎچﺎﻥرﺎچ] ister istemez, çaresiz, mecburen. çârpâ (F.) [ﺎﭘرﺎچ] dört ayaklı.
çârsû (F.) [ﻮﺱرﺎچ] dört yön. çârsû (F.-A.) [ﻮﺱرﺎچ]  çarşı.
 
çârşeb (F.) [ﺐﺵرﺎچ] çarşaf. çârşenbe (F.) [ﻪﺒﻨﺵرﺎچ] çarşamba.
çârtâk (F.) [قﺎﻃرﺎچ] 1.çardak. 2.kare şeklinde çadır. çârüm (F.) [مرﺎچ] dördüncü.
çâryâr (F.) [رﺎیرﺎچ]  dört halife, Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali. çâşni (F.) [ﯽﻨﺵﺎچ]  çeşni.
çâşnigîr (F.) [ﺮﻴﮔ ﯽﻨﺵﺎچ]  çeşnici. çâşt (F.) [ﺖﺵﺎچ]  kuşluk vakti. çeğâle (F.) [ﻪﻝﺎﻐچ]  çağla.
çeh (F.) [ﻪچ] 1.kuyu. 2.çukur. çehâr (F.) [رﺎﻬچ] dört.
çehre (F.) [ﻩﺮﻬچ] yüz.
 
çehreperdâz (F.) [زادﺮﭘ ﻩﺮﻬچ] ressam. çekâçâk (F.) [کﺎچﺎﮑچ] kılıç şakırtısı. çekîde (F.) [ﻩﺪﻴﮑچ] damlamış.
çekûç (F.) [چﻮﮑچ] çekiç. çelîpâ (F.) [ﺎﭙﻴﻠچ] haç.
çem (F.) [ﻢچ] 1.salınma. 2.süslü.
 
çemen (F.) [ﻦﻤچ] 1.çimenlik, çayırlık. 2.yeşillik. çemenzâr (F.) [راﺰﻨﻤچ] çimenlik.
çenâr (F.) [رﺎﻨچ] çınar.
 
çenber (F.) [ﺮﺒﻨچ] 1.çember. 2.kasnak.
 
çend (F.) [ﺪﻨچ] 1.kaç. 2.birkaç. 3.ne zamana kadar.
 
çendan (F.) [ناﺪﻨچ] o kadar, onca. çendin (F.) [ﻦیﺪﻨچ]  bu kadar, bunca.
çeng (F.) [ﮓﻨچ] 1.pençe. 2.el. 3.harp, çeng. çengâl (F.) [لﺎﮕﻨچ] 1.pençe. 2.çengel.
çengî (F.) [ﯽﮕﻨچ] 1.çeng çalan. 2.dansöz, çengi. çep (F.) [ﭗچ] sol.
çerâ (F.) [اﺮچ] otlama. çerâgâh (F.) [ﻩﺎﮔاﺮچ] otlak.
çerâğ (F.) [غاﺮچ] 1.mum. 2.kandil.
 
çerâğân (F.) [نﺎﻏاﺮچ] aydınlatma, donatma. çerâkese (A.) [ﻪﺴﮐاﺮچ] çerkesler.
çerb (F.) [بﺮچ] semiz.
 
çerbzebân (F.) [نﺎﺑز بﺮچ] 1.yaltakçı. 2.ağzı laf yapan.
 
çerh (F.) [خﺮچ] 1.çark. 2.felek. 3.tekerlek. 4.çıkrık. 5.çarkıfelek. 6.tef. çerm (F.) [مﺮچ] deri.
çeşm (F.) [ﻢﺸچ] göz. çeşmân (F.) [نﺎﻤﺸچ] gözler. çeşmderîde (F.) [ﻩﺪیرد ﻢﺸچ] arsız. çeşme (F.) [ﻪﻤﺸچ]  1.pınar. 2.çeşme. çetr (F.) [ﺮﺘچ]  1.gölgelik. 2.şemsiye. çevgân (F.) [نﺎﮔﻮچ] çevgen.
çeyrek (F.) [ﮏیرﺎﻬچ]  dörtte bir, çeyrek. çîgûne (F.) [ﻪﻥﻮﮕچ]  nasıl.
 
çigûnegî (F.) [ﯽﮕﻥﻮﮕچ] nitelik. çihâr (F.) [رﺎﻬچ] dört.
çihar yâr (F.) [رﺎیرﺎﻬچ]  dört halife. Ebubekir, Ömer, Osman, Ali. çihârüdü (F.) [ود و رﺎﻬچ] dört ve iki.
çihârüse (F.) [ﻪﺱ و رﺎﻬچ] dört ve üç. çihârüyek (F.) [ﮏی و رﺎﻬچ] dört ve bir. çihil (F.) [ﻞﻬچ] kırk.
çihilpâ (F.) [ﺎﭘ ﻞﻬچ] kırkayak. çihre (F.) [ﻩﺮﻬچ] yüz.
çil (F.) [ﻞچ] kırk.
 
çile (F.) [ﻪﻠچ] 1.kırk günlük ibadet. 2.sıkıntı, azap. 3.iplik demeti. çilekeş (F.) [ﺶﮐ ﻪﻠچ] çile çeken, acı çeken.
çimen (F.) [ﻦﻤچ] çimenlik. çîn (F.) [ﻦﻴچ] kırışık.
çirâğ (F.) [غاﺮچ] 1.mum. 2.kandil. 2.çırak. çîredest (F.) [ﺖﺱد ﻩﺮﻴچ] yetenekli, becerikli. çirk (F.) [کﺮچ] 1.kir. 2.irin.
çirkâb (F.) [بﺁ کﺮچ] pis su.
 
çirkîn (F.) [ﻦﻴﮐﺮچ] 1.kirlenmiş. 2.çirkin. çîz (F.) [ﺰﻴچ] şey.
çûb (F.) [بﻮچ] 1.sopa. 2.odun. 3.tahta. çûbân (F.) [نﺎﺑﻮچ] çoban.
çûbek (F.) [ﮏﺑﻮچ] 1.tokmak, tokaç. 2.çomak.
 
çun (F.) [نﻮچ] 1.gibi. 2.mademki. 3.nasıl. 4.için. 5.çünkü. çün (F.) [ﻦچ] 1.gibi. 2.mademki. 3.nasıl. 4.için. 5.çünkü. çünki (F.) [ﻪﮑﻥﻮچ]  çünkü.
çüst (F.) [ﺖﺴچ] çevik, kıvrak.
 
çüstî (F.) [ﯽﺘﺴچ] çeviklik, kıvraklık. çüvâl (F.) [لاﻮچ] çuval.
çüvaldûz (F.) [زوﺪﻝاﻮچ] çuvaldız.
 
 
 
 
 
 
D
 
dâ’î (A.) [ﯽﻋاد] 1.dua eden, duacı. 2.davet eden.
 
dâ’ussıla (A.) [ﻪﻠﺼﻝا ءاد] yurdunu özleme, köyünü özleme. dâd (F.) [داد] 1.adalet. 2.iyilik, ihsan.
dâd (F.) [داد] 1.verme. 2.verdi. 3.vergi. dâdgâh (F.) [ﻩﺎﮔداد] mahkeme.
dâdhâh (F.) [ﻩاﻮﺧداد] davacı.
 
dâdres (F.) [سرداد] imdada koşan. dâdû (F.) [وداد] dadı.
dâdüferyâd (F.) [دﺎیﺮﻓوداد] feryat figan. dâdüsited (F.) [ﺪﺘﺱ و داد] alışveriş.
dâfi’ (A.) [ﻊﻓاد] uzaklaştıran, defeden.
 
dâğ (F.) [غاد] 1.yara. 2.kızgın demirle vurulmuş işaret. dağal (F.) [ﻞﻏد] hile, hilehurda, alavere dalavere. dağalbâz (F.) [زﺎﺑ ﻞﻏد] hileci.
dağdağa (A.) [ﻪﻏﺪﻏد] telaş, gürültü patırtı. dâhî (A.) [ﯽهاد]  deha sahibi.
dâhil (A.) [ﻞﺧاد] iç, içeri. dâhil olmak içeri girmek. dâhile (A.) [ﻪﻠﺧاد] iç, iç yüz. dâhilen (A.) [ﻼﺧاد] içten.
 
dâhilî (A.) [ﯽﻠﺧاد] iç ile ilgili, iç yüze ait. dâhiliye (A.) [ﻪﻴﻠﺧاد] iç ile ilgili, iç yüze ait. dahl (A.) [ﻞﺧد] müdahale etme, karışma.
dahme (F.) [ﻪﻤﺨﺽ] 1.mezar. 2.mezarlık. 3.lahit. dâim (A.) [ﻢﺋاد] sürekli, devamlı.
dâimî (A.) [ﯽﻤﺋاد] sürekli, devamlı.
 
dâir (A.) [ﺮﺋاد] 1.ilişkin, hakkında. 3.dönen.
 
dâire (A.) [ﻩﺮﺋاد] 1.daire. 2.büro, ofis. 3.devlet dairesi. 4.tef, zilli tef. dâirenmâdâr (A.) [رادﺎﻡ اﺮﺋاد] çepeçevre.
dâirevî (A.) [یوﺮﺋاد] dairemsi. dâirezen (A.-F.) [نز ﻩﺮﺋاد] daire çalan. dâiye (A.) [ﻪﻴﻋاد] 1.arzu, istek. 2.iddia.
dakâyık (A.) [ﻖیﺎﻗد]  1.incelikler. 2.dakikalar.
 
dakîk (A.) [ﻖﻴﻗد] 1.ince, hassas. 2.dakika şaşmayan. dakîka (A.) [ﻪﻘﻴﻗد] 1.incelik. 2.dakika.
dalâlet (A.) [ﺖﻝﻼﺽ]  sapkınlık. dâll (A.) [لاد] delalet eden.
dâlle (A.) [ﻪﻝﺎﺽ]  sapık, yoldan çıkmış.
 
dâm (F.) [ماد] 1.tuzak, kapan. 2.besi hayvanı. dâmâd (F.) [دﺎﻡاد]  damat, güveyi.
dâmân (F.) [نﺎﻡاد]  etek. dâmen (F.) [ﻦﻡاد]  etek.
dâmenâlûde (F.) [ﻩدﻮﻝﺁ ﻦﻡاد]  iffetsiz.
 
dâmenbûs (F.) [سﻮﺑ ﻦﻡاد]  etek öpen. dâmene (F.) [ﻪﻨﻡاد]  yamaç, dağ eteği.
dâmengîr (F.) [ﺮﻴﮔ ﻦﻡاد]  1.davacı, şikayetçi. 2.eteğe sarılan. dâmgâh (F.) [ﻩﺎﮕﻡاد]  tuzak kurulmuş yer.
dân (F.) [ناد] bilen. dân (F.) [ناد] kap.
dânâ (F.) [ﺎﻥاد]  bilgili, iyi bilen.
 
dâne (F.) [ﻪﻥاد]  1.tohum. 2.yem. 3.tane. dânende (F.) [ﻩﺪﻨﻥاد]  bilen.
dâng (F.) [ﮓﻥاد]  altıdabirlik dirhem. dâniş (F.) [ﺶﻥاد]  1.bilgi. 2.bilim. dânişâmûz (F.) [زﻮﻡﺁ ﺶﻥاد]  öğrenci. dânişgâh (F.) [ﻩﺎﮕﺸﻥاد] üniversite.
dânişmend (F.) [ﺪﻨﻤﺸﻥاد] 1.bilgin, alim. 2.stajiyer kadı. dânişver (A.) [رﻮﺸﻥاد] bilgin.
dâr (A.) [راد] 1.yurt. 2.ev. dâr (F.) [راد] dar ağacı.
dâr (F.) [راد] sahip olan, bulunduran, tutan. dâr -ı bekâ [ ﺎﻘﺑ راد ] ahiret.
dâr -ı fenâ [ ﺎﻨﻓ راد ] dünya.
 
dârâ (F.) [اراد] 1.sahip. 2.büyük hükümdar. darabân (A.) [نﺎﺑﺮﺽ] 1.çarpıntı. 2.vuruş. darabât (A.) [تﺎﺑﺮﺽ] 1.darbeler, vuruşlar.
 
darb (A.) [بﺮﺽ] 1.vuruş. 2.para basımı. 3.dövme. darbe (A.) [ﻪﺑﺮﺽ] 1.vuruş, darbe. 2.bela.
darbhâne (A.) [ﻪﻥﺎﺧ بﺮﺽ] darphane, para basımevi. darbımesel (A.-F.) [ﻞﺜﻡ بﺮﺽ] atasözü.
dârçîn (F.) [ﻦﻴچراد] tarçın. dârende (F.) [ﻩﺪﻥراد]  sahip.
darîr (A.) [ﺮیﺮﺽ]  doğuştan kör. dârû (F.) [وراد] ilaç.
dârûhâne (F.) [ﻪﻥﺎﺧوراد] eczane. dârülaceze (A.) [ﻩﺰﺠﻌﻝاراد] düşkünler evi. dârülbedâyi (A.) [ﻊیاﺪﺒﻝاراد]  konservatuvar. dârülelhân (A.) [نﺎﺤﻝﻻاراد] konservatuvar. dârüleytâm (A.) [مﺎﺘیﻻاراد] yetimhane. dârülfünun (A.) [نﻮﻨﻔﻝاراد] üniversite.
dârülhilâfe (A.) [ﻪﻓﻼﺨﻝاراد] 1.İstanbul. 2.halifelik merkezi. dârülkütüb (A.) [ﺐﺘﮑﻝاراد] kütüphane.
dârülmuallimât (A.) [تﺎﻤﻠﻌﻤﻝاراد] kız öğretmen okulu. dârülmuallimîn (A.) [ﻦﻴﻤﻠﻌﻤﻝاراد] erkek öğretmen okulu. dârülmülk (A.) [ﮏﻠﻤﻝاراد] başkent.
dârülvilâde (A.) [ﻩدﻻﻮﻝاراد] doğumevi. dârüssaltana (A.) [ﻪﻨﻄﻠﺴﻝاراد] İstanbul. dârüsselam (A.) [مﻼﺴﻝاراد] 1.Bağdat. 2.cennet. dâs (F.) [ساد] orak.
 
dâstân (F.) [نﺎﺘﺱاد] 1.destan. 2.hikaye. 3.masal.
 
dâstânî (F.) [ﯽﻥﺎﺘﺱاد]  destânî, kahramanlıkla ilgili, epik. davâ (A.) [یﻮﻋد] 1.dava. 2.teorem. 3.mesele.
dâver (F.) [رواد] 1.yargıç. 2.hükümdar. 3.Tanrı. davet (A.) [تﻮﻋد] çağrı.
dâye (F.) [ﻪیاد]  dadı. dâyin (A.) [ﻦیاد]  alacaklı. deâvî (A.) [یوﺎﻋد] davalar. debbağ (A.) [غﺎﺑد] sepici. debdebe (A.) [ﻪﺑﺪﺑد] gösteriş. debir (F.) [ﺮﻴﺑد] katip.
ded (F.) [دد] yırtıcı hayvan. def (F.) [فد] tef.
def’ (A.) [ﻊﻓد] uzaklaştırma.
 
def’ edilmek 1.uzaklaştırılmak. 2.giderilmek. def’ etmek 1.uzaklaştırmak. 2.gidermek.
def’a (A.) [ﻪﻌﻓد] kez, kere, defa. def’aten (A.) [ﺔﻌﻓد] bir defada. defaât (A.) [تﺎﻌﻓد] kereler, defalar.
defâin (A.) [ﻦﺋﺎﻓد] gömüler, defineler. defâtir (A.) [ﺮﻴﺕﺎﻓد]  defterler.
define (A.) [ﻪﻨﻴﻓد] gömü.
 
defn (A.) [ﻦﻓد] gömme, defin.
 
defter (A.) [ﺮﺘﻓد] defter.
 
defterdâr (A.-F.) [رادﺮﺘﻓد] 1.ildeki en üst düzey maliye yetkilisi. 2.maliye bakanı. defzen (A.-F.) [نﺰﻓد] tef çalan.
deh (F.) [ﻩد] on.
 
dehâ (A.) [ﺎهد] dahilik.
 
dehâlet (A.) [ﺖﻝﺎﺧد]  1.karışma. 2.sığınma. dehâlîz (A.) [ﺰﻴﻝﺎهد] dehlizler.
dehân (F.) [نﺎهد]  ağız.
 
dehânbeste (F.) [ﻪﺘﺴﺑ نﺎهد]  suskun. dehen (F.) [ﻦهد]  ağız.
dehliz (A.) [ﺰﻴﻠهد]  koridor.
 
dehr (A.) [ﺮهد]  1.dünya. 2.devir, zamane. dehrî (A.) [یﺮهد]  materyalist.
dehriyye (A.) [ﻪیﺮهد] materyalistlik. dehşetâver (A.-F.) [روﺁ ﺖﺸهد]  dehşet verici. dehşetengîz (A.-F.) [ﺰﻴﮕﻥا ﺖﺸهد]  ürkünç, dehşet verici. dekâkîn (A.) [ﻦﻴﮐﺎﮐد]  dükkanlar.
delâil (A.) [ﻞﺋﻻد] kanıtlar, deliller.
 
delâlet (A.) [ﺖﻝﻻد]  delillik, yol gösterme.
 
delâlet etmek 1.yol göstermek. 2.anlamına gelmek. delîl (A.) [ﻞﻴﻝد]  1.kanıt. 2.rehber. 3.şahit.
delk (F.) [ﻖﻝد]  derviş hırkası. dellâk (A.) [کﻻد] tellak.
 
dellâl (A.) [لﻻد] komisyoncu, tellal. delv (A.) [ﻮﻝد]  1.kova. 2.kova burcu. dem (A.) [مد] kan.
dem (F.) [مد] 1.zaman. 2.nefes. 3.içki. demâdem (F.) [مدﺎﻡد]  her an. dembedem (F.) [مﺪﺒﻡد]  her an.
demsâz (F.) [زﺎﺴﻡد]  1.yakın arkadaş.2.sırdaş. denâet (A.) [ﺖﺋﺎﻥد]  alçaklık.
dendân (F.) [ناﺪﻥد]  diş.
 
dendanmüzd (F.) [دﺰﻡ ناﺪﻥد]  diş kirası. denî (A.) [ﯽﻥد]  alçak.
der (F.) [رد] kapı.
 
derâhim (A.) [ﻢهارد]  dirhemler.
 
derakab (F.-A.) [ﺐﻘﻋرد] ardından, hemen, derhal, hemen ardından. derâmed (F.) [ﺪﻡﺁ رد] kazanç, gelir.
derâz (F.) [زارد] uzun. derbân (F.) [نﺎﺑرد] kapıcı. derbâr (F.) [رﺎﺑرد] saray.
derbeder (F.) [رﺪﺑرد] aylak, avare.
 
derbend (F.) [ﺪﻨﺑرد] 1.dar geçit. 2.sınır kalesi. 3.hudut. derc (A.) [جرد] içine alma, biriktirme.
derc edilmek içine alınmak. derc etmek içine almak.
 
derd (F.) [درد] 1.dert. acı. 3.ağrı.
 
derdâ (F.) [ادرد] ne yazık ki, eyvahlar olsun. derdest (F.) [ﺖﺱدرد] 1.yakalama. 2.el altında olma. derdest edilmek yakalanmak.
derdest etmek yakalamak.
 
derdiser (F.) [ﺮﺱ درد] baş belası, baş ağrısı, sorun, problem. derdmend (F.) [ﺪﻨﻡدرد]  dertli.
derecât (A.) [تﺎﺝرد] dereceler.
 
derece (A.) [ﻪﺝرد] 1.derece. 2.aşama. 3.kat. 3.miktar. derekât (A.) [تﺎﮐرد] 1.katlar. 2.basamaklar.
dereke (A.) [ﻪﮐرد] 1.kat. 2.basamak. derende (F.) [ﻩﺪﻥرد]  yırtıcı.
dergâh (F.) [ﻩﺎﮔرد] 1.dergah. 2.saray. 3.tekke. 4.tapı, huzur. derhâl (F.-A.) [لﺎﺣرد] hemen.
derhâst (F.) [ﺖﺱاﻮﺧرد] 1.istek, talep, rica. 2.dilekçe. derhâtır (F.-A.) [ﺮﻃﺎﺧ رد] 1.hatırlama. 2.hatırda tutma. derhâtır ettirmek hatırlatmak, akla getirmek.
derhâtır eylemek hatırlamak. derhor (F.) [رﻮﺧرد] layık.
derîçe (F.) [ﻪﭽیرد]  1.pencere. 2.küçük kapı. derk (A.) [کرد] 1.anlama, idrak etme. 2.alma. derk etmek anlamak, idrak etmek.
derkenâr (F.-A.) [رﺎﻨﮐرد] kenar yazısı.
 
dermân (F.) [نﺎﻡرد]  1.ilaç. 2.çare. 3.güç. dermânde (F.) [ﻩﺪﻥﺎﻡرد] 1.aciz. 2.zavallı. dermeyân (F.) [نﺎﻴﻡرد]  ortada.
dermeyân edilmek ortaya konulmak, ele alınmak. dermeyân etmek ortaya koymak, ele almak.
derpîş (F.) [ﺶﻴﭘرد] göz önünde.
 
derpîş edilmek göz önünde bulundurulmak. derpîş etmek göz önünde bulundurmak. derrâk (A.) [کارد] anlayışlı.
derre (F.) [ﻩرد] dere.
 
dersaadet (F.-A.) [تدﺎﻌﺱ رد] İstanbul. dershân (A.-F.) [ناﻮﺨﺱرد] öğrenci.
deruhde edilmek üste alınmak, görev bilinmek. deruhde etmek üstüne almak.
derûn (F.) [نورد] 1.iç, içerisi. 2.gönül. derûnî (F.) [ﯽﻥورد] içten gelen, içe ait.
dervâze (F.) [ﻩزاورد] 1.ana kapı. 2.kale kapısı. 3.şehir kapısı. dervîş (F.) [ﺶیورد]  1.yoksul. 2.tarikat şeyhine bağlı mürit. dervîşân (F.) [نﺎﺸیورد] dervişler.
deryâ (F.) [ﺎیرد]  deniz.
 
deryâdil (F.) [لدﺎیرد]  1.gönlü zengin. 2.büyük himmetli. deryâneverd (F.) [درﻮﻥﺎیرد]  denizci.
derzî (F.) [یزرد] terzi.
 
desâis (A.) [ﺲﺋﺎﺱد] hileler, oyunlar. desîse (A.) [ﻪﺴﻴﺱد] hile, oyun.
desîsekâr (A.-F.) [رﺎﮐ ﻪﺴﻴﺱد] hileci, düzenbaz. dessâs (A.) [سﺎﺱد]  hileci, düzenbaz.
dest (F.) [ﺖﺱد]  el.
 
destân (F.) [نﺎﺘﺱد]  1.hikaye. 2.destan. 3.masal. destâr (F.) [رﺎﺘﺱد]  sarık.
destâvîz (F.) [ﺰیوﺎﺘﺱد]  küçük hediye. destbedest (F.) [ﺖﺱﺪﺑ ﺖﺱد]  elden ele. destbûs (F.) [سﻮﺑ ﺖﺱد]  el öpen. destbûsî (F.) [ﯽﺱﻮﺑ ﺖﺱد]  el öpme.
deste (F.) [ﻪﺘﺱد]  1.grup. 2.demet. 3.kulp. destere (F.) [ﻩﺮﺘﺱد]  testere, bıçkı.
destgâh (F.) [ﻩﺎﮕﺘﺱد] 1.tezgah. 2.atölye. 3.halı dokuma tezgahı. destgîr (F.) [ﺮﻴﮕﺘﺱد] elden tutan, yardım eden.
destî (F.) [ﯽﺘﺱد]  testi. destkâr (F.) [رﺎﮑﺘﺱد] il işi.
destmâl (F.) [لﺎﻤﺘﺱد] 1.mendil. 2.el bezi.
 
destmüzd (F.) [دﺰﻡ ﺖﺱد]  1.ücret, el emeği. 2.bahşiş. destres (F.) [سﺮﺘﺱد] ulaşma, elde etmek.
destres olmak ulaşmak, elde etmek. destres olunmak ulaşılmak.
destûr (F.) [رﻮﺘﺱد] 1.izin. 2.zerdüşt rahibi. 3.uzak dur. 4.izin ver.
 
deşne (F.) [ﻪﻨﺵد]  hançer.
 
deşt (F.) [ﺖﺵد]  1.kır. 2.ova. 3.çöl. devâ (A.) [ءاود] 1.ilaç. 2.çare.
devâbb (A.) [باود] 1.yük hayvanları. 2.binek hayvanları. devâir (A.) [ﺮﺋاود] daireler.
devâm (A.) [ماود] 1.süreklilik. 2.kalıcılık. 3.devam.
 
devâsâz (A.-F.) [زﺎﺱاود] 1.çare olan. 2.tedavi eden, şifa veren. devât (A.) [تاود] divit.
devâvîn (A.) [ﻦیواود]  divanlar.
 
deverân (A.) [نارود] dönme, dolaşma, dolaşım. deverân etmek dönmek, dolanmak.
devlet (A.) [ﺖﻝود]  1.devlet. 2.talih. 3.mevki. devr (A.) [رود] 1.devir. 2.dönme.
devrân (A.) [نارود] felek, zamane. devre (A.) [ﻩرود] dönem.
dey (F.) [ید] kış. deyn (A.) [ﻦید]  borç. deyr (A.) [ﺮید]  manastır. dıl’ (A.) [ﻊﻠﺽ]  kenar. dırâz (F.) [زارد] uzun.
dî (F.) [ید] dün.
 
dîbâ (F.) [ﺎﺒید]  ipekli kumaş. dîbâce (F.) [ﻪﺝﺎﺒید]  giriş, önsöz.
 
dicâce (A.) [ﻪﺝﺎﺝد] tavuk.
 
dîdâr (F.) [راﺪید]  1.görüşme, buluşma. 2.yüz. dîde (F.) [ﻩﺪید]  görmüş.
dîde (F.) [ﻩﺪید]  göz.
 
dîdegân (F.) [نﺎﮔﺪید]  gözler. dîg (F.) [ﮓید]  tencere.
diger (F.) [ﺮﮔد] diğer, başka. dîgergûn (F.) [نﻮﮔﺮﮔد] başka.
dîgerkâm (F.) [مﺎﮐﺮﮕید]  başkalarını düşünen. dih (F.) [ﻩد] köy.
dihât (F.) [تﺎهد]  köyler.
 
dihhodâ (F.) [اﺪﺨهد]  1.köy ağası. 2.köy kahyası. dihkân (F.) [نﺎﻘهد]  1.çiftçi. 2.köy ağası.
dikkat (A.) [ﺖﻗد] 1.dakiklik. 2.incelik. 3.dikkat. dil (F.) [لد] gönül.
dilârâ (F.) [ارﺁ لد] gönül süsleyen.
 
dilâşûb (F.) [بﻮﺵﺁ لد] gönül karıştıran, sevgili. dilâver (F.) [روﻻد] yürekli, yiğit.
dilâvîz (F.) [ﺰیوﻻد]  güzel, gönül çekici. dilâzâr (F.) [رازﺁ لد] gönül kıran, inciten. dilâzürde (F.) [ﻩدرزﺁ لد] kalbi kırık. dilbâz (F.) [زﺎﺒﻝد]  gönül şenlendiren.
dilbend (F.) [ﺪﻨﺒﻝد]  gönül bağlanan, sevgili.
 
dilber (F.) [ﺮﺒﻝد]  gönül alan, güzel, sevgili. dilbeste (F.) [ﻪﺘﺴﺒﻝد]  gönlü bağlanmış, aşık. dilcû (F.) [ﻮﺠﻝد]  gönlün aradığı, güzel, sevgili. dildâde (F.) [ﻩداد لد] gönlünü vermiş, aşık. dildâr (F.) [راﺪﻝد]  gönül tutan, sevgili.
dildüzd (F.) [دزد لد] gönül hırsızı. dilefgâr (F.) [رﺎﮕﻓا لد] gönlü yaralı, aşık.
dilefrûz (F.) [زوﺮﻓا لد] gönül aydınlatan, sevgili. dilfigâr (F.) [رﺎﮕﻓ لد] gönlü yaralı, aşık.
dilfirîb (F.) [ﺐیﺮﻓ لد] gönül aldatan, sevgili. dilgîr (F.) [ﺮﻴﮕﻝد]  kırgın, alınmış.
dilgüdâz (F.) [زاﺪﮔ لد] gönül eriten, yürek törpüsü. dilgüşâ (F.) [ﺎﺸﮕﻝد]  iç açıcı, ferahlık verici.
dilhâh (F.) [ﻩاﻮﺨﻝد]  gönlün istediği. dilhaste (F.) [ﻪﺘﺱاﻮﺨﻝد]  gönlü yaralı. dilhırâş (F.) [شاﺮﺧ لد] yürek parçalayan.
dilhûn (F.) [نﻮﺨﻝد] yüreği kanlı, içi kan ağlayan. dilîr (F.) [ﺮﻴﻝد]  yürekli, yiğit.
dilkeş (F.) [ﺶﮑﻝد]  cazibeli, gönül çekici. dilnişîn (F.) [ﻦﻴﺸﻨﻝد] makbul, hoş. dilnüvaz (F.) [زاﻮﻥ لد] gönül okşayan.
dilpesend (F.) [ﺪﻨﺴﭘ لد] gönlün beğendiği. dilrübâ (F.) [ﺎﺑﺮﻝد]  gönül hırsızı, gönül çalan.
 
dilsûhte (F.) [ﻪﺘﺧﻮﺱ لد] bağrı yanık, gönlü yaralı. dilsûz (F.) [زﻮﺴﻝد]  yürek yakan.
dilşâd (F.) [دﺎﺸﻝد]  gönlü şen.
 
dilşâd etmek gönlünü şenlendirmek, mutlu etmek. dilşâd olmak gönlü şenlenmek, mutlu olmak. dilşikâr (F.) [رﺎﮑﺵ لد] gönül avcısı.
dilşiken (F.) [ﻦﮑﺵ لد] kalp kıran. dilşikeste (F.) [ﻪﺘﺴﮑﺵ لد] kalbi kırık.
dilteng (F.) [ﮓﻨﺕ لد] yüreği daralmış, sıkıntılı. dilteşne (F.) [ﻪﻨﺸﺕ لد] can atan.
dimâğ (A.) [ غﺎﻡد ] 1.beyin. 2.bilinç, şuur. dindârî (A.-F.) [ یراﺪﻨید ] dindarlık.
dînen (A.) [ ﺎﻨید ] dince, din bakımından. dînî (A.) [ ﯽﻨید ] dinsel.
dîr (F.) [ ﺮید ] geç.
 
dirahşân (F.) [ نﺎﺸﺧرد ] parlak, parlayan. diraht (F.) [ ﺖﺧرد ] ağaç.
dirâyetli (A.-T.) bilgili ve kavrama yeteneği olan. direfş (F.) [ ﺶﻓرد ] 1.sancak. 2.bayrak.
direm (F.) [ مرد ] dirhem, akçe, gümüş para. dirîğ (F.) [ ﻎیرد ] esirgeme.
dirîğ etmek esirgemek.
 
dirîğâ (F.) [ ﺎﻐیرد ] ne yazık ki, vah vah, eyvahlar olsun.
 
dîrîn (F.) [ ﻦیﺮید ] eski. dîrîne (F.) [ ﻪﻨیﺮید ] eski. dîşeb (F.) [ ﺐﺸید ] dün gece.
dîvân (A.) [ ناﻮید ] 1.meclis. 2.padişah meclisi. 3.şairin şiirlerinin bir araya getirildiği eser.
 
dîvâne (F.) [ ﻪﻥاﻮید ] deli, çılgın.
 
dîvânegî (F.) [ ﯽﮕﻥاﻮید ] delilik, çılgınlık. dîvâr (F.) [ راﻮید ] duvar.
diyâr (A.) [ رﺎید ] ülke, topraklar, memleket. dizdâr (F.) [ رادزد ] kale muhafızı.
dost (F.) [ ﺖﺱود ] 1.sevgili. 2.yakın arkadaş. 3.Tanrı. dostâne (F.) [ ﻪﻥﺎﺘﺱود ] dostça.
dostî (F.) [ ﯽﺘﺱود ] dostluk.
 
dostkâm (F.) [ مﺎﮑﺘﺱود ] dost canlısı. duâgû (A.-F.) [ ﻮﮔﺎﻋد ] duacı, dua eden.
dûçâr (F.) [ رﺎچد ] uğramış, yakalanmış, maruz kalmış. dûçâr etmek uğratmak, müptela etmek.
dûçâr olmak uğramak, müptela olmak. dûd (A.) [ دود ] böcek, kurtçuk, kurt. dûd (F.) [ دود ] duman.
dûde (F.) [ ﻩدود ] is.
 
dûdmân (F.) [ نﺎﻡدود ] soy sop. dûğ (F.) [ غود ] ayran.
 
duhân (A.) [ نﺎﺧد ] 1.tütün. 2.duman. duht (F.) [ ﺖﺧد ] kız.
duhter (F.) [ ﺮﺘﺧد ] kız.
 
duhûl (A.) [ لﻮﺧد ] giriş, içeri girme. duhûl etmek girmek, içeri girmek. duhûliye (A.) [ ﻪﻴﻝﻮﺧد ] giriş ücreti. dumûr (A.) [ رﻮﻡد ] körelme.
dûn (A.) [ نود ] 1.aşağı, alt. 2.aşağılık, adi.
 
dûnperver (A.-F.) [ روﺮﭘ نود ] aşağılık kimseleri koruyan. dûr (F.) [ رود ] uzak.
dûrbîn (F.) [ ﻦﻴﺑرود ] dürbün.
 
dûrdest (F.) [ ﺖﺱدرود ] ırak, çok uzak.
 
dûrendîş (F.) [ ﺶیﺪﻥارود ] ileri görüşlü, ileriyi düşünen. dûrî (F.) [ یرود ] uzaklık.
durûb-i emsâl (A.-F.) [ لﺎﺜﻡا بوﺮﺽ ] atasözleri. durûd (F.) [ دورد ] 1.övgü. 2.selam.
dûst (F.) [ ﺖﺱود ] 1.dost. 2.sevgili. 3.Tanrı. dûş (F.) [ شود ] dün gece.
dûş (F.) [ شود ] omuz.
 
dûşîze (F.) [ ﻩﺰﻴﺵود ] kız, matmazel. dûzah (F.) [ خزود ] cehennem.
dü (F.) [ ود ] iki.
 
dübâre (F.) [ ﻩرﺎﺑود ] tekrar, yeniden.
 
dübb (A.) [ بد ] ayı.
 
dübür (A.) [ ﺮﺑد ] 1.makat. 2.arka. dücâce (A.) [ ﻪﺝﺎﺝد ] tavuk.
düçar-ı inkıtâ olmak kesintiye uğramak. düdil (F.) [ لدود ] ikircikli, tereddütlü. dühûr (A.) [ رﻮهد ] 1.devirler. 2.dünyalar. dühül (F.) [ ﻞهد ] davul.
düm (F.) [ مد ] kuyruk.
 
dümbâl (F.) [ لﺎﺒﻥد ] 1.kuyruk. 2.peş, art. dümel (A.) [ ﻞﻡد ] kan çıbanı.
dümûy (F.) [ یﻮﻡود ] kırçıl.
 
dünbâl (F.) [ لﺎﺒﻥد ] 1.kuyruk. 2.peş, art. dünbek (F.) [ ﮏﺒﻥد ] dümbelek.
dünîm (F.) [ ﻢﻴﻥود ] ikiye bölünmüş.
 
dünyâperest (A.-F.) [ ﺖﺱﺮﭘﺎﻴﻥد ] dünya düşkünü. dünyevî (A.) [ یﻮﻴﻥد ] dünya ile ilgili.
dürc (A.) [ جرد ] 1.kutu. 2.mücevher kutusu. 3.sevgilinin küçük ağzı. dürd (F.) [ درد ] tortu.
dürdâne (A.-F.) [ ﻪﻥادرد ] 1.inci tanesi. 2.sevgili. dürdkeş (F.) [ ﺶﮐدرد ] tortulu şarap içen.
dürer (A.) [ ررد ] inciler. dürr (A.) [ رد ] inci.
dürrâ’a (A.) [ ﻪﻋارد ] ferace.
 
dürre (A.) [ ﻩرد ] iri inci. dürû (F.) [ ورود ] ikiyüzlü. dürûğ (F.) [ غورد ] yalan.
dürûğzen (F.) [ نز غورد ] yalancı. dürûs (A.) [ سورد ] dersler.
dürüst (F.) [ ﺖﺱرد ] 1.sağlıklı. 2.tam. 3.doğru. dürüşt (F.) [ ﺖﺵرد ] 1.kaba. 2.iri. 3.kalın.
düstûr (A.) [ رﻮﺘﺱد ] 1.kural, prensip. 2.kanun kitabı. düşenbe (F.) [ ﻪﺒﻨﺵود ] pazartesi.
düşine (F.) [ ﻪﻨﻴﺵود ] dün geceki. düşmen (F.) [ ﻦﻤﺵد ] düşman. düşnâm (F.) [ مﺎﻨﺵد ] küfür, sövgü. düşvâr (F.) [ راﻮﺵد ] güç.
düvâzdeh (F.) [ ﻩدزاود ] oniki. düvel (A.) [ لود ] devletler. düvist (F.) [ ﺖﺴیود ] ikiyüz. düvüm (F.) [ مود ] ikinci. düyûn (A.) [ نﻮید ] borçlar. düzd (F.) [ دزد ] hırsız.
düzdî (F.) [ یدزد ] hırsızlık.
 
düzdîde (F.) [ ﻩﺪیدزد ] çalıntı, çalınmış.
 

 

Paylaş
Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

Bu Yazıya Toplam 0 Yorum Yapılmış

İsminiz

E-Posta Adresiniz

Şehir

Önceki yazıyı okuyun:
ÖZ TÜRKÇE KARŞILIKLAR KILAVUZU (A-İ)

  A   Ab : Su Aba : Keçe Abacı : Keçeci Abacılık : Keçecilik   Abaküs : 1.Çörkü 2.Sayıboncuğu...

Kapat