Tevfik Fikret – Cenâb
Helecanlarla geçen bir günün akşamında;
Mai bir gölgeliğin sine-i ârâmında,
Gecenin bir ebedî ân-ı semen fâmında,
Pür / sükûn, zemzeme-i hilkati gûş etdinse…
 
Varsa şairliğe ruhunda nüfuzun, hünerin,
Dolaşıp neş’e-i san’atle gülen didelerin
Çehre-i girye nikabında hayat-ı beşerin
Bir müşerrih gibi teşrih-i nükûş etdinse…
 
Bir şey anlarsın, evet, belki bu simadan sen,
Bir şey anlarsın onun şive-i takririnden;
Yazamam yoksa Cenab’ın sana mahiyyetini.
 
Şöyle temsil edeyim: Bir yeni ufk-ı meşhûd,
Bir semâ/pâre-i nev/dîde ki her çeşm-i şuhûd
Göremez, görse de idrak edemez füshatini.
 

Bilinmeyen Kelimeler:

Sine-i ârâm: Dinlenme yeri, huzur veren göğüs
Semen-fâm: Yasemin renkli
Zemzeme-i hilkat: Yaradılışın şarkısı
Girye: Gözyaşı
Nikâb: Örtü
Müşerrih: Anatomist
Nükûş: Nakışlar
Füshat: Genişler
Gûş etmek: Dinlemek, işitmek
Meşhûd: Gözle görülmüş, görülen
Şühûd: Şahitler, tanıklar
 

Nesre çevrilmiş şekli

Kalp çarpıntısıyla geçen bir günün akşamında mai bir gölgeliğin huzurlu göğsünde gecenin yasemin renkli sonsuz bir anında sükûn içinde yaradılışın şarkısını dinledinse…

Şairliğe ruhunla nüfuz edebiliyorsan (şairliği ruhunda hissedebiliyorsan) ve hünerin varsa sanatın neşesiyle gülen gözlerin insan hayatının gözyaşıyla örtülü çehresinde dolaşıp bir anatomist gibi nakışları (resimleri) açabildinse.

Evet, belki bu çehreden sen bir şey anlarsın, onun konuşma üslûbundan bir şey anlarsın, yoksa sana Cenab’ın ne olduğunu anlatamam, yazamam.

Onu şöyle temsil edeyim: O görülen yeni bir ufuk, yeni görülmüş bir gök parçası ki her gören göz göremez, görse de genişlik ve derinliğini anlayamaz.

Tahlil

Tevfik Fikret, Rübab-ı Şikeste adlı kitabının Aveng-i Tesâvir bölümünde yer alan bu şiirde, Cenab’ın manevi portresini, onun sanatına, şiirlerine, mizaç ve karakterine dayanarak çizer.

İlk bölümde Cenab’ın şiirlerinde sıkça geçen iki tamlama dikkatimizi çekiyor; mâi gölge ve ân-ı semen fam. Cenab, “saat-ı semen-fam” tamlamasını kullandığı için dekadanlıkla suçlanmıştı.

Mâi bir gölge sözüyle empresyonist resme has bir üslûbu şiire dahil eden Tevfik Fikret, Cenab’ın tabiatta yeni renkler bulduğunu anlatmaktadır.

Yine birinci bölümde, Cenab’ın üzerinde çok durduğu musiki temasına “zemzeme-i hilkat” tamlamasıyla telmih yapılmıştır.

Şiirin genelinden yola çıkılarak söylenebilir ki Cenab için tabiat hem işitilen hem de seyredilen bir şeydir (gûş etmek fiilinden de bu sonuca ulaşıyoruz).

Şiirin ikinci bölümünde Cenab’ın insan hayatını adeta bir anatomist gibi en küçük ayrıntısına kadar incelemek arzusunda olduğunu görüyoruz. Müşerrih ve teşrih sözcükleriyle Cenab’ın mesleğine telmih yapılmaktadır.

Üçüncü bölümde Cenab’ı anlamanın kolay olmadığı, eserlerini, üslûbunu bilmeyenlere Cenab’ı anlatmanın mümkün olmayacağı anlatılıyor.

Dördüncü bölümde Cenab’ın edebiyatımıza yaptığı katkılardan söz ediliyor. Cenab’ın tabiata yeni bir gözle baktığı, tabiatın bir ruh olduğunu ve buna kâinat adını verdiği anlatılıyor.

Bu şiirde sentaks dikkati çeker. Şiirin ilk üç parçası bir cümledir. Bu yapı şiire muhteva ve ifade bütünlüğü kazandırıyor.

Servet-Fünuncular Parnasçılardan tablo gibi şiiri, sembolistlerden de müzik gibi şiiri almışlardır.  

Yorum Yap

Önceki yazıyı okuyun:
Edebiyatımızda İlkler

Edebiyatımızda "İlk"ler » İlk yerli tiyatro eseri: Şinasi / Şair Evlenmesi /1859 » İlk yerli […]

Kapat
hacklink al hack forum iyi oyun izle narcos izle karlar ülkesi 2 izle wordpress nulled themes