ياغمور

Yağmur


كوچوك، مطرد، محترز ضربه لر
قفسلرده، جاملرده پر اهثزاز
اولور دمبدم نوحه كر، نغمه ساز
قفسلرده، جاملرده پر اهثزاز
كوچوك، مطرد، محترز ضربه لر…

Küçük, muttarid, muhteriz darbeler
Kafeslerde, camlarda pür ihtizâz;
Olur dem-be-dem nevhâger, nağme-sâz
Kafeslerde, camlarda pür ihtizâz;
Küçük, muttarid, muhteriz darbeler

Küçük, tekdüze, ürkek vuruşlar
Kafeslerde, camlarda titreşerek
Durmadan türkü söyler, ağıt yakar
Kafeslerde, camlarda titreşerek
Küçük, tekdüze, ürkek vuruşlar

سوقاقلرده سيلابه لر آغلاشير
افق ياقلاشير، ياقلاشير، ياقلاشير؛

Sokaklarda seyl-âbeler ağlaşır
Ufuk yaklaşır, yaklaşır, yaklaşır;

Sokaklarda seller ağlaşır
Ufuk yaklaşır, yaklaşır, yaklaşır;

بولوتلر قاراردقجه ذراته بر
آغير، محتضر طالغه لانمق كلير؛

Bulutlar karardıkça zerrâta bir
Ağır, muhtazır dalgalanmak gelir;

Bulutlar karardıkca zerrelere bir
Ağır, olgun dalgalanma gelir;

،بورور بر صوغوق كولكه اطرافى هپ
نمايان اولور كوندوزون نصف شب.

Bürür bir soğuk, gölge etrâfı hep,
Nûmâyân olur gündüzün nısf-ı şeb.

Bir soğuk gölge çevreyi bürür,
Gündüzden gece yarısı görünür.

سونر شمدى منظور الوركن دمين
هيولاسى قارشيمده برعالمڭ

Söner şimdi, manzûr olurken demin
Heyûlâsı karşımda bir âlemin.

Söner şimdi, görünürken demin
Maddesi karşımda bir alemin

آچيلماز نه بر يوز، نه بر پنجره
باقلدقجه وحشت چوكر يرلره.

Açılmaz ne bir yüz, ne bir pencere;
Bakıldıkça vahşet çöker yerlere.

Açılmaz ne bir yüz, ne bir pencere;
Bakıldıkça vahşet çöker yerlere.

 

كچر بوش سوقاقدن، خيالت كبى
شتابان و پوشيده سر بر صبى؛

Geçer boş sokaktan, hayâlet gibi,
Şitabân u pûşide-ser bir sabi;

Geçer boş sokaktan, hayalet gibi
Koşarak bir çocuk, başı örtülü

او دم ليل يادمده، صولغون تباه
سورور بر قادين بر رداى سياه.

O dem leyl-i yâdımda, solgun, tebâh,
Sürûr bir kadın, bir rıda-yı siyâh

O sıra, andığım gece, solgun ve bitkin,
Sürür bir kara çarşafı bir kadın

صاچاقلرده قوشلر حزيندر بو پك!
صوصارلر، اوزاقدن اولور بر كوپك.

Saçaklarda kuşlar -hazîndir bu pek! –
Susarlar, uzaktan ulur bir köpek.

Saçaklarda kuşlar – acıdır bu pek! –
Susarlar, uzaktan ulur bir köpek.

اوتر كوش روحمده بوش بر انين،
بوغوق بر تضاد سكون و طنين:

Öter gûş-ı rûhumda boş bir enîn,
Boğuk bir tezâd-ı sükûn u tanın;

Öter ruhumun kulağında boş bir inilti,
Boğuk bir sessizlikle tınlamanın çelişkisi

كوچوك، پر هوس، كوهرين قتره لر
سوقاقرده طاملرده، پر اهثزاز؛

Küçük, pür heves, gevherin katreler
Sokaklarda, damlarda pür-ihtizâz

Küçük, istek dolu, inci gibi damlalar
Sokaklarda, damlarda hep titreşir

اولور متصل نوحه كر، نغمه ساز؛
سوقاقرده طاملرده، پر اهثزاز

Olur muttasıl nevhâ-ger, nağme-sâz
Sokaklarda, damlarda pür-ihtizâz

Ezgi söyler durmadan, ağıt yakar
Sokaklarda, damlarda hep titreşir

كوچوك، مطرد، محترز ضربه لرياغمور

Küçük, pür heves, gevherin katreler…

Küçük, istek dolu, inci gibi damlalar…

(İst. 1327, s.107-109 ،رباب شكسته)

(Rübâb-ı Şikeste, İstanbul, s.107-109)

توفيق فكرت

Tevfik Fikret – Yağmur
Küçük, muttarid, muhteriz darbeler
Kafeslerde, camlarda pür ihtizaz
Olur dembedem nevha-ger, nagme-saz
Kafeslerde, camlarda pür ihtizaz
Küçük, muttarid, muhteriz darbeler…
 
Sokaklarda seylabeler ağlaşır
Ufuk yaklaşır, yaklaşır, yaklaşır;
 
Bulutlar karardıkça zerrata bir
Ağır, muhtazır dalgalanmak gelir;
 
Bürür bir soğuk, gölge etrafı hep,
Numayan olur gündüzün nısf-ı şeb.
 
Söner şimdi, manzur olurken demin
Hayulası karşımda bir alemin.
 
Açılmaz ne bir yüz, ne bir pencere;
Bakıldıkça vahşet çöker yerlere.
 
Geçer boş sokaktan, hayalet gibi,
Şitaban u puşide-ser bir sabi;
 
O dem leyl-i yadımda, solgun, tebah,
Surur bir kadın bir rıda-yı siyah
 
Saçaklarda kuşlar -hazindir bu pek! –
Susarlar, uzaktan ulur bir köpek.
 
Öter guş-ı ruhumda boş bir enin,
Boğuk bir tezad-ı sukun u tanın;
 
Küçük, pür heves, gevherin katreler
Sokaklarda, damlarda pür ihtizaz
Olur muttasıl nevha-ger, nağme-saz
Sokaklarda, damlarda pür ihtizaz
Küçük, pür heves, gevherin katreler…
 
Bilinmeyen Kelimeler:
Muttarid: Tek düze
Muhteriz: Ürkek, çekingen
İhtizaz: Titreyiş
Dem-be-dem: Durmadan, daima
Nevha-ger: Yüksek sesle ölmüş için ağlayan, ağıt yakan
Nağme-saz: Şarkı söyleyen
Seylâbe: Su birikintileri
Zerrata: Zerreler
Muhtazır: Can çekişen
Tebâh: Boğuk, çürük, yıkılmış
Ridâ-yı siyah: Siyah örtü
Ridâ: Kara çarşaf
Gûş-i ruh: Ruh kulağı
Enin: İnilti
Tezad-ı sükûn u tenin: Sakinliğin ve çınlayışın tezadı
Katre: Damla
Muttasıl: Sürekli
Nümâyân: açık seçik olmak, görünmek
Nısf-ı şeb: Gece yarısı
Manzur: Görünmek
Heyûla:  kötü hayal
Şitâbân: Koşan
Püşide-ser: Başı örtülü
 

ŞiirinTahlili-İncelenmesi

(1) Küçük tek düze, ürkek darbeler, kafeslerde, camlarda titreyiş dolu devamlı ağıt yakar, türkü söyler. Küçük tek düze ürkek darbeler.

(2) Sokaklarda su birikintileri ağlaşır, ufuk yaklaşır, yaklaşır, yaklaşır. Bulutlar karardıkça zerrelere ağır bir can çekişen dalgalanmak gelir.

Muhteriz darbeler / Sıfat tamlaması
Muttarit darbeler / Sıfat tamlaması
Küçük darbeler / Sıfat tamlaması
Ağır, muhtazır dalgalanmak / ikili sıfat tamlaması

(3) Etrafı hep soğuk bir gölge bürür, gündüzün gece yarısı gibi görünür.

Soğuk gölge / Sıfat tamlaması
Nısf-ı seb / (Farsça) Belirtisiz isim tamlaması
Nümâyan olmak / Birleşik fiil
 
(4) Demin âlemin kötü hayali karşımda görünürken, şimdi söner.
Âlemin heyulası / İsim tamlaması

(5) Ne bir yüz, ne bir pencere açılmaz (bugünkü kullanımda “açılır”) bakıldıkça yerlere vahşilik çöker.

(6) Koşan ve başı örtülü bir çocuk boş sokaktan hayalet gibi geçer.

(7) O zaman hatıramın gecesinde solgun ve yıkılmış bir kadın siyah bir örtüyü sürür.

Leyl-i yâd / (Farsça) İsim tamlaması
Solgun, tebâh kadın / (Farsça) Sıfat tamlaması
Ridâ-yı siyah / (Farsça) İsim tamlaması
 
(8) Saçaklarda kuşlar / bu pek hazindir!
     Susarlar, uzaktan bir köpek ulur.
(9) Ruhumun kulağında boş bir inilti, boğuk bir sakinlik ve çınlayış tezadı öter.
     Ruhumun kulağı / Belirtili isim tamlaması
     Boş bir enin / Sıfat tamlaması
     Boğuk tezâd / Sıfat tamlaması
     Tezâd-ı sükûn / İsim tamlaması

(10) Küçük, heves dolu, mücevherden yapılmış damlalar, sokaklarda, damlarda titreyerek durmadan ağlar, şarkı söyler.

Vezin: fe û lün / fe û lün / fe û lün / fe ûl
Vezin, şiire ritim ve ahenk kazandırır.

Şair şiirde yağmuru seyrediyor. Kendisi yağmur altında değildir, duyularıyla yağmuru idrak eder. Şiirde yağmur sesini vermeye çalışıyor. Kelime tekrarlarının nedeni budur. Müzikaliteyi arttırmak için aliterasyona başvuruyor. En çok tekrarlanan konsonantlar s, r, ş harfleridir.

 

Yağmur küçük damlalar halinde başlıyor, ikinci parçada damlaların büyümesi söz konusudur, daha sonra da sel haline gelir. Yağmur harekete dayalı olduğu için şiirde çok fazla fiil kullanılmış.

Şiir bütünüyle bir tablo şiiridir. Hem göze hem de kulağa hitap etmeye çalışır.

Yorum Yap

Önceki yazıyı okuyun:
Tevfik Fikret – Sabah Ezanında

Tevfik Fikret – Sabah Ezanında Allahü ekber... Allahü ekber... Bir samt-i ulvî: Güya tabiat Hâmûş […]

Kapat
hacklink al hack forum iyi oyun izle narcos izle karlar ülkesi 2 izle wordpress nulled themes