Göğe Bakma Durağı

İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım

Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat.
Turgut Uyar





Göğe Bakma Durağı’nda şairin göğü kaybetmişliğe dair tepkisi açığa çıkmaktadır. Bunu daha şiirinin ilk mısra bloğunda açık ederek “Bu evleri atla bu evleri de bunları da / Göğe bakalım” şeklinde söyler. Evlerin arkasında başka evler vardır ve bu evler “göğü kapatmaktadır.” Evler, evler, evler nedeniyle gök görülmemektedir. Bu şiir Dünyanın En Güzel Arabistanı (1959) başlıklı kitabında yer aldığı için şairin “göğün kapanmışlığı” hakkındaki itirazı şaşırtıcıdır. Zira şair Türkiye’nin kent yoğunlaşmasının ilk dalgasından rahatsız olmaktadır. Ancak bu “kentsel gök kapanmışlığına” dair rahatsızlık yanında kentteki insanların “ölmek fikrine” dair göksel kapanmışlığına da eleştiri vardır. Bu iki eleştiri (kentin göğü kapatması; dünyevîleşmenin yere kapaklanması) birlikte yürür ve şairi sık sık “ölmekle göğü yarmak” noktasında “hazırlığa” sevkeder: “en azından yıkanmaya hazır olmalıyım / nallanmaya hazırlanan at gibi / bedenimi cömertce kullanmalıyım / yani ölüme / yani rahatça ölmeye” (Ölüm Yıkanması). “Yıkanmaya hazır”lık mevtanın gasilhanede son temizliğidir.Şair “İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım” dizesinde muhatabı kadınla birlikte bir saadet arayışındadır ama bu saadet “evsiz”dir. “Bu evleri atla bu evleri de bunları da” diyerek evsizliğini katmerleştirir. Bazı eleştirmenler şairin “sokakları ve kadını” soylulaştırdığını düşündürecek yorumlar yapmışlarsa da konu kanaatimizce başkadır: Evler sokakları karanlık kılmıştır. “Göğün altı”nın karanlıkta kalması şairi kaygılandırmaz. Şiirde gök ile gök altı birbirine “karşı” konumlanmaktadır. Gök altı’nın karanlığından dolayı tanrıya teşekkür eder: “Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya / Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum.”Göğe Bakma Durağı’nı bazı eleştirmenler “kaçış şiiri” şeklinde değerlendirmişlerdir. Oysa şairin böyle bir tasası yoktur. “Yeryüzü, kent, insanlardan kaçayım” vurgusunu şiirde yakalayamayız. Tam tersine şair kendini “uykudan uyanmışlık” içinde tanımlamak istemektedir. “Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun / Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam / Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım / Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda / Beni bırak göğe bakalım.” Herkesin uyuduğu toplumda şair sevdalısını uyumaktan korumakta ve kendisi de uyumaya direnmektedir. Uyumamakla “biz oluruz [ikimiz ve kendimiz]” diye düşünmektedir. Bu mısra blogu hakkında da şairin sokağa (hürriyete) vurgu yaptığı ve sevdalısı ile sokakta sevişmekten bahsettiği ileri sürülmüştür. Şair “uyumayalım, nasıl olsa sarhoşuz (sarhoş: Allah aşkıyla uyanan, derviş)” ifadesindedir; “nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda” deyişi ise “sokaklarda öpüşelim” anlamında değildir. Şair “istesek nasıl olsa öpüşürüz, ama sen beni bırak göğe bakalım” ikazı ile bakışı kentin hay-huyundan uzaklaştırmak istemektedir.  Bu manada şiir çoklu okumaya müsaittir.Şairin kente tepkisi dünyevîleşmeye, dünyaya çakılmaya ilişkin olarak değerlendirilebilir: “Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından / Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından / Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar.” Bu mısralarda şairin kentteki “kapalı ve sıkıcı mekânlara” dair kelimeler seçilmemiştir. Tam tersine şair kırın yaban otlarını, çiftçinin şeker kamışını, ailelerin göz sevinci bebelerin dişlerini aşan, onlardan göğe sıçrayan bir korku-kaygıdan bahsetmektedir: “Şu aranıp duran korkak ellerimi tut.” Dolayısıyla şiir metafizik bir “gök” ile maddi dünya arasındaki gerilimi anlatmaktadır. “Korkak ellerimi tut” mısrasındaki kaygılar şairin “Ölüme Dair Konuşmalar 5” şiirinde: “Bir nefis sabahsa eğer, ölümü / Ellerin ellerimde bekliyeyim” mısraları ile büyük koşutluk içindedir. Bu nedenle Turgut Uyar’ın şiirindeki dilin “cinsel” kabuğunun altında bulunan “öz”ün farklı anlamlara açıldığını söylemek çok yanlış olmayacaktır. “Harcadığım şu gözlerimi al kurtar” ifadesinde “göz” uğraşında tükenmekte ve “hakikat” olana yükselememektedir. Göz, kentteki değişime takılmakta ve ufukta beliren yükseltiler, neonlar, sıra sıra evler insan tekini “yabancı”laştırmaktadır. Şairin kendini “anasız bir tay gibi” (Çılgın-Hüzünlü) hissettiği bir kent kurulmuştur. Kent çözümsüzlüğü dayatan bir çözülmeye uğratılmıştır: “İşte her şey nasıl haince karıştırılmış / kirli çamaşırlarla sabunlar ayrı semtlerde” (Çılgın-Hüzünlü). “Şehir bir ihanet gibi karşımda / Ah tarlalar tarlalar tarlalar” (Yanık Tarlalara).

Bu okumadan yürüyünce “Göğe Bakma Durağı”nın temel imgesi “kaçış” terimi ile belirlenemeyecektir. Mehmet Kaplan’ın “Göğe Bakma Durağı Bir kaçış şiiridir. Yeryüzünden, şehirlerden, insanlardan kaçış, kadına ve aşka sığınış, onu adeta Tanrı yerine koyuş şiiridir” yargısı metnin kabuk dilini esas almaktadır. Kaplan’ın bu cümlesinde Turgut Uyar şiirinin “Gök”le ilintisi kurulmamıştır. Şair, yeryüzünü, insanı, kenti aşan bir “Gök” vurgusunu hemen bütün şiirlerinde yineler. Kaplan’ın “kaçış, kadına ve aşka sığınış, onu adeta Tanrı yerine koyuş” diyerek sekülerleşirdiği şiir aslında “Gök” terimi ile tanrısal olana açılmaktadır. Rubailerinden birindeki: “haydi ben geldim oturalım konuşalım ey gök / bütün altın tarlası bütün komşularımla / tarla tapan ırgat esnaf bütün komşularımla / in dolaş bir yerlerde buluşalım ey gök” mısraları ile vahiyle ilintili bir şiir yazmaktadır: “Rab’bin Kendisi bir emir çağrısıyla, başmeleğin seslenmesiyle, Tanrı’nın borazanıyla gökten inecek” (1.Selanikliler 4 / 16). Bu rubaide “altın” imgesi ve “haydi ben geldim oturalım konuşalım ey gök” ifadesi de Tevrat’ta anlatılan Musa-Gök buluşmasını hatırlatmaktadır: (Mısır’dan Çıkış 3) “2 Rab’bin meleği bir çalıdan yükselen alevlerin içinde ona göründü. Musa baktı, çalı yanıyor, ama tükenmiyor. 3‘Çok garip’ diye düşündü, ‘Gidip bir bakayım çalı neden tükenmiyor?’ 4 RAB Tanrı Musa’nın yaklaştığını görünce, çalının içinden, ‘Musa, Musa!’ diye seslendi. Musa, ‘Buyur’ diye yanıtladı. 5 Tanrı, ‘Fazla yaklaşma’ dedi, ‘Çarıklarını çıkar. Çünkü bastığın yer kutsal topraktır.” Turgut Uyar, şiirinin alt metnini vahyi olanla paralelleştirmiştir. Bu nedenle toprağın kirletilmesini, tabiattaki saflığın ve kadim mesleklerin yitimini ve ortaya çıkan dinsizliği reddetmektedir. “ilk defa böyle güzel böyle tenha bir kamış / bir donanmış yaz gününe azıcık yer veriyor” (delta’da). “Yeni bir insan” arayışı mevcut “sivri burunlu ve para kesesi kullanan bazı kişilerle…” (baharat yolu) ortaya çıkmayacaktır. Bu pinti acımasızlık “değer”leri ziyan etmektedir: “aşklar telef olup gider sokak köpeği gibi / gitsin. Harcansın bazı şeyler. Sen dur e mi” (rubai). Turgut Uyar’ın akıp giden, israf edilen, telef edilen dünya / insan / yeryüzü karşısında, “duran-direnen” yeni bir insana işaret ettiği söylenebilecektir: “hüseyin de öldü ölür hasan da ölür / ölen ve dirilen o bitmez insana gel” (susuzluk’a); “yeni insan sensin, eski kanların her şeye alışık çünkü / kırkbir basamaklı bir merdivenden iner gibi terleyen” (terleyen’e). Bu insanla birlikte olmak, yeni bir doğuş gerçekleştirmek hakkında umut içerir. “Göğe Bakma Durağı”nın “kaçış” gibi değerlendirilen imgesi aslında Musa’nın eşiyle birlikte Tanrı ile buluşmaya gitmesi hadisesini andırmaktadır: “Hani bir ateş görmüştü de ailesine şöyle demişti: Durun! bir ateş gördüm, umulur ki size ondan bir kor getiririm veya ateşin yanında bir yol gösterici bulurum * Nitekim ona gidince kendisine seslenildi: Ey Musa! * Gerçekten Ben, Ben senin Rabbinim! Ayakkabılarını çıkar; çünkü sen, kutsal vadi olan Tuva’dasın” (20 Taha 10 – 11- 12). “Göğe Bakma Durağı”nda da “Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım / İnecek var deriz otobüs durur ineriz / Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya” mısraları kadim anlatının hakikat koşullarının yeniden tezahür ettiğine işaretlerde bulunur ve şair bu işaretlerden kendine misyon yüklenir. Şiirde sürekli yinelenen “Göğe bakalım” sözü, Musa’nın karısıyla Mısır’ın parabinalarını yıkmaya giderken yüklendiği tüm fikrî ve toplumsal sorumluluğu içselleştirmiştir. Okuyucuya “otobüs” imgesiyle verilen “yolculuk” fikri “Göğe bakmayı başarmış” oldukları için Mısır’dan çıkarılacak insanları almak içindir. “mısır sapından ayırdım sandal çektim denize / söyle sen kaç yaşındayken gelmiştin bize … büyük şehirlerde dururum farkeder şaşkın olurum / aklım başıma gelir kıyıya inince” (ürkek ırmaklar’a). Turgut Uyar şiirinin bütünü bu okuyuş nedeniyle Tevrat-İncil-Kur’an’ın beyanlarıyla sıkı bir ilişki içindedir: “çünkü ben ey derim ve severim ey demeyi bilenleri …ey kim varsa orda o tek olanın adına çekin kürekleri” (münacat); “bütün dertler söylendi çareleri bir bir yazıldı / son büyük toplantıda bir bir okunmak üzere” (naat). Son büyük toplantı elbette ki mahşer’dir. Uyar “şehir birden başladı … ve onun hüznü bir haydudun hüznüdür / biraz da kendinin yaptığı” (yaralı olduğunu sanan birisinin hüznüne gazel) mısralarında “birden başlayan” kentleşmenin, köleleştirmenin, hazzın (Mısır ya da Roma debdebesinin) karşısına geçer. “Göğe Bakma Durağı”nın temel imgesi bu nedenle “kaçış” değil, “çıkış”tır. “Ben biliyorum. 604 gümüş Roma sikkesi / kayboldu müzelerden. Ki o sadece / Şarap ve köle almaya yarayan bir Roma / parasıydı” (Ölü Yıkayıcılar). Şair’in korkusu kenttekilere benzemektir: “Korkuyorum duyarlığımdan ve tanrısızlığın / adını anmaktan” (Ölü Yıkayıcılar).
“Seni aldım bu sunturlu yere getirdim / Sayısız penceren vardı bir bir kapattım / Bana dönesin diye bir bir kapattım / Şimdi otobüs gelir biner gideriz / Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç / Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin / Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat / Durma kendini hatırlat / Durma göğe bakalım” şiirin bu mısra bloğunda yolculuğa birlikte çıkacağı kadını kentin afetinden korumaktadır. Sayısız “pencere” şair tarafından kapatılır. Ancak bu bir basit birliktelik amacına matuf değildir. Şair “Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç” diyerek bir yolculuktan bahsetmektedir: “Şimdi otobüs gelir biner gideriz.”


Şiirdeki “otobüs” imgesi, yolculuğun kentler arasında olduğuna dair bir veriye sahip değil. Uyar’ın “birden karışmış gördüm / -karışmış olduğunu gördüm- / otobüs duraklarıyla reklam levhalarının / tutunduğum bir sarmaşık değildi / bir kayıştı otobüste” (Yenilgi Günlüğü) mısralarında da “otobüs durağı” kentin içindeki ulaşımla ilgilidir. Şair “tanrı ile buluşma”yı mümkün kılacak “bir durak” aramaktadır. Bu yolculuk hep iki kişiliktir: “Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat / Durma kendini hatırlat / Durma göğe bakalım.” Kaçışı değil kent ve tanrısızlıktan “Çıkış” kaygısını temel alan bu “uyanıklık-uyku çözümü” karanlığı yarmaktadır. Şair yeni insan olmaktadır.


Turgut Uyar’ın “Gök”, “Göğe bakma”, “Ölüm” imgelerini birlikte verdiği pek çok şiiri bulunuyor. Aşağıda vereceğim “Şimdi Biz” şiirini de “Göğe Bakma Durağı” ile okumak gerekliliği bulunuyor diye düşünüyorum. İnsanların kentleşmeye, hırsa, maddi gelişmelere teşne taleplerine karşı “kara kuru adam”ların “göğe bakma eylemi”ni öne çıkarıyor. “Göğe bakmak” şairin bu şiirinde de görüleceği gibi “sonsuzluğa” açılmaktadır. Sonsuzluk, durgunluk değildir. Kentlerde akıp giden telaş, gürültü, temaşa, ışıklar, vs. “hayat değildir.” Turgut Uyar’ın ahşap bir evi, bir incirin büyümesini, bir akasyanın göğe doğru yükselişini, örümceklerin kavgasını “hayat” diyerek selamlaması ve hayatla “ölüm”ü de birlikte zikretmesini önemsemek gerekir. Bu ölüm, mutlu bir ölümdür Turgut Uyar’da. Sevgiliden farksızdır.

Yorum Yap

Önceki yazıyı okuyun:
TÜRK EDEBİYATINDA İSTANBUL – MEHMET KAPLAN

TÜRK EDEBİYATINDA İSTANBUL Asırlar ve nesiller boyunca İstanbul, Türk zevk ve yaratıcılığının her sahada en […]

Kapat
hacklink al hacklink hack forum crack forum php shell indir wordpress nulled themes bahisnow casinoslot adana escort perabet sekabet markobet betwinner grandbetting vdcasino marsbahis meritroyalbet meritroyalbet giris tipobet giris elexbet giris betebet giris cratosslot giris venusbet giris eskişehir escort betboo giris bahisnow giris limanbet giris bahsegel giris betpas giris jigolo siteleri casinoslot