DİĞER İÇERİKLER

Yunan Mitolojisi

Ana Sayfa » MATERYALLER » MİTOLOJİ » Yunan Mitolojisi
Sitemize 14 Ağustos 2014 tarihinde eklenmiş ve 510 views kişi tarafından ziyaret edilmiş.

 

Yunan Mitolojisinde Aşk

İlk olarak, platonik aşk… Bu terim, Platon’dan gelmektedir(bu kısım mitoloji değil gerçektir, tabii ki). Kendisi okulunda bir öğrencisine aşık olmuştur ve o zamanlar kızlarla erkekler ayrı ayrı eğitim görmektedirler. Burdan anlıyoruz ki Platon bir erkek öğrencisine aşık olmuştur ve karşılık alamamıştır, bu tür aşka da adını vermiştir (ama platonik aşkın homoseksüellikle bir alakası yoktur).

Karşılıksız aşkın yansıması olarak Echo’nun hikayesi bir örnektir… Echo’nun da kitaptan kitaba değişen hikayeleri bulunmaktadır.

Pan, mitolojide çoban ve sürülerin yarı insan-yarı keçi tanrısıdır; flüt çalmaktadır ve yaptığı müzik, “panik” kelimesinin de kökenidir ve hareketli, neşeli, hatta gürültücüdür.

Pan, bir gün küçük bir vadiden geçerken bir nenfin (nymph) şarkı söylediğini işitir. Bu bir orman perisi olan Echo’dur. Yalnızlığı seven, Zeus’un perileri olan "muse"lerden flüt çalmayı ve şarkı söylemeyi öğrenen bu genç kız Echo, insan topluluğundan ve tanrılardan kaçar, evlenmek istemezdi. Onun ahenkli ve berrak sesini duyan Pan, ona karşı vahşi bir sevgi duydu. Onun yeteneğini kıskanan ve onun güzelliğinden istifade edemeyen bu keçi sakallı mabut, etraftaki bütün çobanların yollarını şaşırttı. Bu şaşkınlıkla bir gün nenfe hücum ettiler, onu öldürdüler ve vücudunun parçalarını dağıttılar. O günden beri, her tarafa dağılmış olan Echo'nun kendine özel bir yeri yoktur. Gürültüyü duyduğu her yerdedir. Ölümden sonra da müzik hafızasını kaybetmemiştir. Kulağına çarpan sesleri tekrarlar.

Diğer bir masala göre de Echo'nun felaketine sebep olan Pan değil, baş tanrı Zeus’tur. Bir gün Çapkın Zeus arza inerek bazı güzel nenfleri ziyaret etmişti. Evlilik tanrışası olan kıskanç karısı Hera onu yakalamak istediği zaman Echo onun dikkatini başka tarafa çekti ve uzun tutarak nenflerin saklanmaları için vakit kazandırdı; fakat Hera bu hileyi anlamıştı. Sözleriyle kendisini aldatmış olduğundan, ona ceza olarak söz söylemesini kısıtlayacağını bildirdi. Hera'nın emri yerine geldi. O zamandan beri Echo, hiçbir zaman ilk defa söze başlayamaz ve ona söz söylendiği zaman susamaz. Ancak durmadan işittiği seslerin son kısmını tekrar eder.

Başka bir masala göre de (ki bu bence en güzelidir), Echo, geyikleri kovalıyan bir avcı gördü. Adı Narcisse olan bu genç avcıdan daha yakışıklı bir delikanlı az bulunurdu. Onu görür görmez Echo şiddetli bir aşka tutuldu. Gizlice onu takip ediyor, günden güne aşkı alevleniyordu. Derdini açığa vuramıyordu. Delikanlı da izlendiğini hissediyor ve rahatsız olup ormanlara kaçarak gizleniyordu. Ümitsizliğe kapılan Echo başarısızlığını saklamak için derin bir mağaraya kapandı. Artık dağlarda görünmez olmuştu. Beslediği aşk onu günden güne eritti. Bütün vücudu tükendi, kanı çekildi. Ondan geriye yalnız kemikleriyle sesi kaldı. Kemikleri kaya şeklini aldılar, sesi de her tarafta dolaşarak seslenenlere cevap verir oldu.

Diğer taraftan Narcisse'in “narsist kişilik bozukluğu”na da isim veren yersiz gururu tanrıları kızdırmıştı. Onun bu anlamsız gururunu ve katı kalbini cezalandırmak için, ona garip bir heves verdiler. Bir gün av ve yaz sıcağının yorgunluğu ile sakin ve şeffaf bir pınarın başına geldi. Su ayna gibi parlaktı. Narcisse su içmek için eğildi ve berrak suya yansıyan yüzünü gördü. Suda aksini görüp büyülenen Narcisse hareketsiz kalmıştı. Adeta aşkla aksine bakıyordu, hiçbir kuvvet onu ordan ayıramıyordu. Yavaş yavaş, güneşin altındaki buz gibi, renginin solduğunu ve eridiğini gördü. Güneş onu yakarak bitirdiği zaman kızkardeşleri onun için ağladılar ve mezarının üstüne koymak için saçlarını kestiler. Cesedi götürmek için hazırlandıkları vakit, onun yerinde sarı ve beyaz bir çiçek buldular ki bu çiçek onun adını taşıyan nergistir.

 

 

 

EROS

EROS 
İlkçağ'ın en eski metinlerinden itibaren karşımıza çıkan, evrensel birleşme ve üremeyi simgeleyen doğal güçtür. Hesiodos'a göre Eros, Khaos'tan sonra ortaya çıkan Gaia ve Tartaros'la birlikte ilk evrensel güçtür. Bazı anlatımlarda tanrı değil, ölümlü-ölümsüz arası bir varlık, yani cindir. Bir başka efsaneye göre Eros, Yoksulluk Tanrıçası Penia ile Bolluk tanrısının Poros oğludur. Bazı önemli efsanelerde de Aphrodite ile Hermes'in oğlu olarak karşımıza çıkar. Anteros (Karşılıklı aşk) adıyla anılan Eros efsaneleri, Eros'un özündeki çok yönlülüğü dile getirmek için sonradan uydurulmuş olmalıdır.

Eros İlkçağdan itibaren hem şair, hem de ressam ve heykeltraşların başlıca konularından biri olmuştur.Yunan mitolojisindeki başlangıçtaki evrensel güç ilkesinden giderek değişmiş, insanları oklarıyla kovalayan ve yaralayan, alaycı yaramaz ve hatta zaman zaman oldukça tehlikeli bir çocuk kimliğine bürünmüştür.

Tasvirlerin çoğunda Eros ya küçük, tombul, yaramaz kanatlı bir bebek ya da çok genç sırtında kanatları olan bir delikanlı olarak görülür.   Delikanlı olarak gösterildiğinde ya da anlatıldığında, Eros'un tıpkı kelebek gibi kanatlı, uçan çok güzel bir genç kız olarak tasvir edilen Psykhe (ruh) adında bir sevgilisinden söz edilir. Eros ile Psykhe'nin aşkını anlatan bir masal dilden dile dolaşır.

HERMES (Mercurius)

HERMES (Mercurius) 
Hermes, Zeus ile Titanlar soyundan gelen Maia'nın oğludur.Bir başka adı Argiphontes'tir.

Doğduğu günün akşamı kundağını çözüp beşiğinden çıkar. Mağaranın önündeki kaplumbağayı öldürüp içini boşaltarak yedi tel takar ve bir kithara haline getirir. Sonra Apollon'un sürüsünden 50 inek çalarak onları bir mağaraya saklar. Gerçeği öğrenen Apollon, Hermes'in mağarasına gelir, orada beşiğinde uyuyan Hermes inekleri çaldığını inkar eder. Bunun üzerine Zeus'un yargıçlığına başvurulur. Zeus'un kararı Hermes'in inekleri Apollon'a geri vermesidir.Ancak mağarada kitharayı gören Apollon sazı alıp karşılığında inekleri vermeyi kabul eder. Hermes bundan sonra Pan kavalını içat eder. Apollon Syrinks denilen bu kavalı da ister ve karşılığında kerykaion denilen sihirli altın değneğini verir. Hermes bu değnekle habercilerin ve hırsızların tanrısı olur. Zeus da çocuklarının arasında en akıllısı ve kurnazı olan Hermes'i kendisine haberci olarak seçmiştir. Hermes, Zeus'un buyruklarını ölümlülere ve tanrılara iletir.Hermes Olymposlu diğer tanrılar arasında da haberleşmeyi sağlar.Haberci tanrı Hermes efsanelerde daima kanatlı ayakkabıları ve başlığıyla anılır. Hermes Yunan tanrıları içinde en renkli kişiliklerden biridir, tanrı olarak nitelikleri çok fazladır.

1.Sürülerin tanrısıdır. Arkaik dönem Yunan sanatında çoğu kez omuzlarında bir koçla tasvir edilir. Odysseus'un karısı Penelope ile Arkadia dağlarında birleşmelerinden çobanların tanrısı Pan doğmuştur.

2.Hile ve hırsızların tanrısıdır. Bu konudaki öykü, Hermes'e ait efsanelerin en ilginçlerinden biridir. Hermes doğduğu gün olağanüstü işlere girişmiş ve aklı va yetenekleriyle tanrıların hepsinden daha üstün ve kurnaz olduğunu kanıtlamıştır:

3.Güzel ve inandırıcı konuşur. Bu özelliğiyle hatiplerin tanrısıdır.

4.Hermes yolları, yolcuları, tüccarları ve ticareti korur. Yollara dikilen Herme denilen heykelleri, İlkçağın kilometre taşlarıdır. Bunlar bir tanrı büstü ve fallos simgesini taşıyan yuvarlak veya dörtgen kaidelerdir.

5.Hermes yeraltı ile yerüstü arasında habercilik yapar, ölenlerin ruhunu yeraltı ülkesine, Hades'e götürür.

6.Zeus'un gönderdiği uykuyu ve rüyaları insanlara iletmek onun görevidir.Bunu Apollon'un kendisine verdiği değnekle yapar.

 

AMAZONLAR

 

Amazonlar, inanışa göre yalnızca bir mitos, uydurulmuş bir efsane değildir. Amazonlar,

Fatsa yada Ordu'dan Karadeniz'e dökülen Thermedon ırmağının yakınlarında yaşayan savaşçı kadınlardır. Başkentleri Themiskyra kentiydi.

Amazonlar, Anadolu yarımadasında büyük bir öneme sahipti. Hem tarihçiler hem de mitos yazarları İzmir'in, Efes'in, Sinop'un ve daha pek çok kıyı kentinin Amazonlar tarafından kurulduğunu söylerler. Platon ve Sokrates Anadolu'da yaşayan bu çok kuvvetli ve cesur kadınların sık sık Yunanistan'a akın ettiklerinden bahseder.

Mitolojiye göre Amazonlar savaş tanrısı Ares'le Harmonia (yada Aphrodite)'nın kızlarıdır. Tasvirlerde çok iyi ok, yay, kargı ve mızrak, iki ağızlı balta (Labrys) kullandıkları ve at sırtında savaştıkları  görülmektedir.

Amazon sözcüğünün eski bir Anadolu diline ait olduğu söylenir. Bazı bilginlere göre A-mazon=Memesiz anlamına gelir. Yaylarını daha rahat çekebilmek için sağ göğüslerini kestikleri ve bundan dolayı kendilerine Amazon adı verildiği ileri sürülür. Oysa en erken tarihlerden itibaren yapılmış olan tasvirlerin çoğunda Amazonlar'ın göğüslerinin ikisi de görülür. Başka bir görüşe göre Amazon'un A'sı şiddet ve güç anlamına gelir, mazon ise göğüs demektir. Sözcük bu kez memesiz değil, tam tersi geniş ve kuvvetli göğüslü demektir. Bir diğer görüşe göre Amazon kelimesindeki "A", Türkçe'deki-maz-eki gibi olumsuzluk getiren bir takıdır. "Mazo" ise dokunulmaz demektir. Bu görüşe göre Amazon bir erkek tarafından dokunulmaz olan kadın demektir. Pek çok Amazon kadınının mitolojideki kahramanlarla ilişkisi olmuştur; Hippolyte'nin Herakles, Antiope'nin Theseus, Penthesileia'nın Akhilleus efsanelerinde adları geçer. Bir diğer görüşe göre ise eski Kafkas dilinde"Maza" ay demektir. Amazonlar'ın hem ay tanrıçasına hem de önce Kybele sonra da Efes Artemisi'ne taptıkları için Amazonlara bu ad verilmiştir.

       Amazonlar savaşta tutsak ettikleri erkeklerle birlikte olup daha sonra onları öldürmeyi adet edinmişlerdir. Bazen de komşu ülkelerle bir anlaşma yapıp komşu ülke erkekleri ile özellikle ilkbaharda birlikte olmuşlar, doğan çocukların kız olanlarını alıp, erkek çocukları onlara vermişlerdir

 

TUFAN MİTOSU

Tufan, yani insanlığın bir felaketle yokedilmesini işleyen mitos İlkçağ'da Doğu Akdeniz çevresi uygarlıklarının mitolojilerinde önemli bir yer tutar. Ancak Yunan mitolojisinde küçük bir öykü dışında insanlığın yokedilmesi motifiyle pek karşılaşılmaz.Bu öyküye göre Zeus giderek daha isyankar ve günahkar olan insanları bir tufanla yoketmeye karar verir. Su ile gelen bu tufandan yalnızca Prometheus'un oğlu Deukalion ile karısı (yeryüzündeki ilk kadın olan Pandora'nın kızı) Pyrrha kurtulur. Geleceği gören Prometheus oğluna bu olayı haber vererek bir tekne yapmasını öğütlemiştir. Tufan 9 gün, 9 gece sürmüş ve tekne sonunda Parnassos Dağı'na çıkmıştır. Bundan sonra karı koca Zeus'tan yeni insanlar yaratmasını dilerler. Zeus da toprağın üzerindeki taşları toplayarak arkaya atmalarını söyler. Böylece Deukalion'un attığı taşlardan erkekler, Pyrrha'nın attıklarından kadınlar olmak üzere yeni bir insan soyu türedi.

 

ARTEMİS (Diana)

 

Artemis, Yunan mitolojisine göre Leto ile Zeus kızı, Apollon'un kız kardeşidir.Doğum yerinin Efes olduğu kabul edilir. Adı, Apollon7un adı gibi Yunanca değildir. Dokunulmamış, bozulmamış anlamına gelen 'artemes' sıfatından türetilmiş olması mümkündür.
 

Artemis ok, yay ve arabayla yakından ilgilidir. Onun için "hedefi vuran", "gümüş yaylı" sıfatları da kullanılmıştır. Yayını sadece avlanmak için değil kardeşi Apollon gibi insanları cezalandırmak ve öldürmek, için de kullanır. Örneğin bir kerede 14 çocuk doğurduğunu söyleyerektanrıçaya nisbet yapan Manisalı Niobe'nin çocuklarını oklarıyla öldürmüştür. Çocuk doğururken ölen kadınlardan da Artemis sorumludur. Tanrıçanın zalimliği ile bir başka hikayede avcı Aktaion'la ilgilidir; Kentavros Kheiron'un yetiştirmesi Aktaion öyle yaman bir avcıdır ki, Thebai bölgesinde onun üstüne kimse yoktur. Gurura kapıldığı için Artemis'ten daha üstün bir avcı olduğunu söylemiştir. Bundan başka bir de tanrıçayı derede çıplak yıkanırken gözetlemiştir. Bu küstahlığa dayanamayan Artemis'te Aktaion'u geyiğe dönüştürmüş ve elli köpeğini de üstüne salmıştır. Parçaladıkları geyiğin kendi efendileri olduğunu anlamayan hayvanlar uluyarak Aktaion'u aramaya koyulmuşlar, sonunda Kheiron da onları avutmak için Aktaion'un heykelini yapmıştır.

Bazı efsanelerde Artemis doğa güçlerini ve özellikle hayvanları elinde tutan Potnia Theron olarak gösterilir. Bazı destanlarda avcılık ve bakire nitelikleri de yer almaktadır. Artemis, Efes Artemis'inde olduğu gibi kişiliğinde dişiliğinin 3 aşamasını; yani kızlık, kadınlık ve analık aşamalarını birleştirir.

Yunan mitolojisinde Apollon güneşle, Artemis'de ayla bağlantılıdır. Bu nedenle Artemis, Phoibe ve Selene (latince Luna) adlarını da almıştır. Artemis Olympos tanrılarıyla ilişkisi olmayan ve hiç bir efsaneye karışmayan Efes Artemis'inin pek çok özelliğini yansıttığı için Anadolulu olarak kabul edilmiştir.Bazı şairler tarafından gökte Selene, yeryüzünde Artemis ve yeraltında karanlığa büründüğü zaman bu güçlere egemen kılan Hekate ile bir tutulur.

 

Efes Artemisi; Efes, İlkçağın en önemli merkezlerinden biridir. Ününü çok üstün bir uygarlık seviyesine sahip olmasının yanı sıra iki dinin merkezi olmasından da kaynaklanır. Daha sonra Artemis'e dönüşecek olan Anadolu'nun ana tanrıçası Kybele'nin dini ve daha sonra ki Hz.İsa dini.Hıristiyanlığın ilk yıllarında kurulan yedi kiliseden ilki Efes'te kurulmuştur. Efes'te kazılarda ortaya çıkartılan üç Artemis heykeli çok memeli Artemis motifinin kaynağının Efes olduğunu gösterir. Efes'in çok memeli Artemis heykelleri tanrıçanın doğaya hakimiyetini ve her türlü uygarlığın koruyucusu olduğunu simgeler. Heykellerden birininin başında 3 katlı kule biçimli tapınak vardır. Bu şehirlerin koruyucusu olduğunun sembolüdür. Ensesi dolunay biçiminde bir diskle çevrilidir, bu onun bakireliğinin işaretidir (bozulmamış ay). Alnındaki hilal ise ay tanrıçası olduğunun işaretidir. Diskin iki yanında beşer grifon, yani kartal başlı aslan vardır. Boynuna burç işaretlerinin yer aldığı kalın bir gerdanlık takmıştır.Gerdanlığın altında 4 sıra halinde, sayısı 17 ile 40 arasında değişen memeleri vardır (Polymastos yani çok memeli). Bunlar tanrıçanın bolluk ve bereket simgeleridir. Altı kat halindeki eteği, dörtgen biçimli plakalara bölünmüştür. Her dörtgenin içinde aslanlar, boğalar, keçiler,grifonlar, sfenksler ve arılar kabartma olarak gösterilmiştir. Bunlar Artemis'in doğa üstündeki egemenliğinin simgeleri olmalıdır. Efes Artemis heykelinin değişmez kutsal simgelerinden biri de üç sayısıdır. Bu sayı ile Artemis'in üçlü karekteri dile gelmektedir; bakire, kadın ve anne.

MÖ 5.yy.da yapılmış olan Efes Artemis Tapına€, dünyanın yedi harikasından biriydi. İlkçağ'da Efes'te Artemis kültü son derece güçlüydü bu sebeple Efes, Anadolu'da Hıristiyanlığa karşı en büyük direnci gösteren kent olmuştur.Ancak Hıristiyanlık çok köklü bir şekilde yerleşmiştir. Efesliler Hıristiyanlığı Meryem sayesinde benimsemişlerdi. Tanrıça Artemis'in pekçok özelliği Meryem'e aktarılmıştır.Bu açıdan bakılınca Efes'te, Kybele, Artemis ve Meryem Ana kültleri hiçbir kesintiye uğramamıştır.

 

POSEIDON (Neptün)

 

Zeus'un kardeşidir. Zeus ona denizlerin, deniz canlılarının ve tüm akarsuların hakimiyetini vermiştir. Poseidon'a yer altında yürüyen denir. Depremler yaratır ve karaları sarsar. Aynı zamanda atlarında tanrısıdır. Tunç nallı atların çektiği arabası ile hem denizin altından hem de üstünden gidebilir. Yunus balığının yanısıra Poseidon'un elinde taşıdığı üç çatallı yaba onun simgesidir (atribu). Bu yabayı fırlattığı zaman, denizde fırtınalar ve korkunç dalgalar yaratabilir. Görünüşü Zeus'a benzer, orta yaşlı ve sakallıdır. Poseidon, Zeus ve Athena ile devamlı mücadele halindedir. Özellikle Atina kentinin baş tanrısının belirlenmesi için mücadele vermişlerdir. Poseidon kente at, Athena da zeytin ağacı bağışlamıştır. Atinalıların Athena'nın bağışını seçmeleri üzerine kızan Poseidon yabasını yere vurmuş kentin de içinde bulunduğu yarım adanın tuzlu sular altında kalmasını sağlamıştır.

 

Poseidon, Nereidlerden (su perisi) Amphitrite ile evlidir. Bu tanrı çiftinin Triton adındaki çocuklarının vücudunun üst yarısı insan, alt yarısı balık şeklindedir. Birleşme yerinde de bir çift at bacağı vardır. Daha sonraları bu tür deniz canavarlarının hepsine birden Triton denmiştir. Triton deniz kabuğundan (deniz minaresi) borusunu öttürerek, denize hükmeder. Tatlı ve güzel nağmelerle denizin azgın dalgalarının yumuşamasına neden olur. Poseidon'un başka sevgililerinden çocukları da olmuştur. Bunlardan biri de insan yiyen bir dev olan Polyphemos'tur. Odysseus arkadaşlarını yiyen devi sarhoş edip, tek gözünü kör etmiştir. Bu nedenle de Poseidon'un düşmanı olmuştur.

 

HERA (Iuno)

 

Baş tanrı Zeus'un karısı ve kız kardeşidir. Yunanlılara göre Zeus ile Hera'nın düğünleri, yeryüzündeki her türlü bolluk ve verimliliğinin simgesidir.Bu evliliğe Hieros Gamos(Kutsal evlilik) adı verilir. Zeus ile Hera'nın evliliğinden Ares, Hebe ve Hephaistos doğmuştur.

Zeus ile Olympos'a yerleşen tanrıça Zeus'un saltanatını paylaşmıştır. Onun gibi hayata, dünya düzenine, fırtına, rüzgar ve yağmurlara, mevsimlerin değişmesine hükmetmiştir. Her şeyden önce kadınları gözetir, onların hayatını düzenler, analığı ve doğumu koruyan bir tanrıça olmuştur. Evliliğin kutsal düzenini bozan herkes özellikle de Zeus'un sevgilileri ve çocukları en büyük düşmanlarıdır. Simgeleri tavus kuşu, nar ve zambaktır. Hera daima dolgun vücutlu, gür saçlı güzel bir kadın olarak tasvir edilmiştir

Hera aynı zamanda geçimsiz, hırslı, kindar ve tutkulu bir kadındır. İşlerini çoğunlukla düzen kurarak yürütür. Hera tipik Yunan tanrıçası olarak Yunan yarımadasının ırk, soy, din ve dünya görüşlerini, çıkarlarını Anadolu'ya ve Ege'ye karşı savunmuştur. Argos Hera'nın kutsal ilidir. En ünlü tapınağı Samos adasında bulunur.

 

Üç güzeller yarışmasında birinciliği Afrodit'e kaptırması Paris ve Troya'ya karşı bitmez bir kin duymasına neden olmuş ve Troya'nın yokedilmesini istemiştir. Savaş boyunca hep Akhaları tutmuş, savaş Troyalıların lehine döndüğü zaman İda Dağı'nda savaşı seyreden Zeus'un yanına gelerek onunla sevişip, oyalayarak diğer tanrılarla birlikte Akhalara yardım etmiştir. 

Hera, Afrodit'ten sonra en güzel tanrıça olduğu halde bunu hiç bir zaman kullanmamış, kendisine aşık olan erkekleri hep reddetmiş, Zeus'a hep sadık kalmıştır. Güzelliğini hep Zeus'a sunmuş, her yıl Kanathos Irmağının kutsal sularında yıkanarak bekaretini geri almıştır.

 

ZEUS (Jupiter)

 

Tanrılar tanrısı ve Olympos tanrıların en güçlüsüdür. Yunanlılar Zeus'u Balkan yarımadasına göçleri sırasında getirdiler. Göçmen Yunanlıların Zeus ile yerli tanrılar arasında bazı ilişkiler kuruldu. Yerli Argos tanrısı Zeus'un karısı oldu. Eski tanrılar Hera, Hades ve Poseidon onun kardeşleri sayıldı. Girit ve Trakya'nın tanrıları Athena, Apollon, Artemis, Ares ve Dionysos ise Zeus'un çocukları olarak kabul edildi.

Gökyüzü tanrısı olan Zeus'ta, gökle ilgili doğal güçlerin hepsi kişileşir. Işık, aydınlık, bulut, gök gürlemesi, şimşek, yıldırım Zeus'un emri altındadır. Gökteki nesnelerin uyumu, yeryüzündeki düzen, bilgelik Zeus'a bağlıdır. Ölümlüler ve ölümsüzler onun buyruğu altındadır. Zeus'un adına her zaman Kronosoğlu ve Olymposlu sıfatları eklenmiştir.Olympos'ta taht kuran tanrılar tanrısı Zeus, demirci tanrı Hephaistos'un yaptığı krallık asasını taşır.

 

Tasvirlerinde orta yaşlı, güçlü, uzun ve gür saç ve sakalı olan bir görünümdedir.Elinde Kykloplar'dan aldığı yıldırım demetini tutar. Yanında kutsal kuşu olan kartal vardır.   Krallık gücünü simgeleyen asasını kime verirse o kral olur. Bütün krallar Zeus'tan doğma ve onun yetiştirmesi olarak kabul edilirler.Bu nedenle güç ve yetkilerini iyi kullanmazlarsa Zeus onları cezalandırır. En sevgili oğlu, geleceği bildiren tanrı Apollon, en sevdiği kızı ise akıl ve savaş tanrıçası Athena'dır.

Zeus iyiliksever ve konukseverdir, zorda kalanlara, gariplere sevgi ve saygı gösterilmesini ister. Bu nedenle adalete dayanan insanca bir düzenin kurucusu ve koruyucusudur. Ulusların bağımsızlığının koruyucusudur.

 

Zeus güçlü bir tanrı olmasına rağmen ölümlülere özgü zaafları ve tutkuları vardır. Karısı Hera'dan çekinmesine rağmen yasak aşklar yaşamaktan ve serüvenlere atılmaktan kaçınmamıştır. Bu ilişkilerinden bazılarında şekil değiştirdiği de görülür. Örneğin Zeus, Hera'ya soğuktan titreyen guguk kuşu şeklinde yanaşmıştır. Boğa kılığına girerek de Europe'yi kaçırmıştır. Leda bir kuğu biçiminde, Antiope'ye satir kılığına girerek yanaşmıştır. Babasının yer altındaki tunç kaplı bir odaya hapsettiği Danae'e altın damlası şekline girerek ulaşmıştır. Evli bir kadın olan Alkmene'yle de kadının kocasının görünümünü alarak birleşmiştir. Troya Kralının oğlu olan Ganymedes'i kartal biçimine girerek kaçırmıştır. Bu çapkınlıkların sonucu Apollon, Artemis, Athena, Ares, Hermes, Dionysos ve Persephone gibi ölümsüz (tanrı-tanrıça), Perseus, Herakles ve Dioskurlar  gibi ölümlü çok sayıda çocukları olmuştur.

 

YUNAN ve ROMA MİTOLOJİSİNİN KAYNAKLARI

 

Homeros: Yunan mitolojisinin ilk ve en önemli kaynağı Homeros'tur. Homeros'un kim olduğu henüz tam olarak ortaya çıkmış değil. Pek çok açıdan bizler için hala bir sır. Nerede doğduğu ve yaşadığı konusunda hayli yazılmış ve çizilmiş ama bunların pek çoğu birbirini tutmamaktadır. Onu ölümsüzlüğe ulaştıran iki eseri ile tanınmaktadır. Bunlar İlyada ve Odysseia'dır. Ancak bu iki eserde de kendi yaşamıyla ilgili bilgi yoktur, ozan kendinden söz etmemiştir. Homeros hakkında bilinen en kesin şeyler MÖ.850 civarında yaşadığı ve İzmirli olduğudur.

Homeros'un destanları gerçek bir dünyayı anlatır. Bu dünya iki tarih tabakası üzerine yayılır; kendi yaşadığı çağ ve eski çağlar üzerine bildikleri. Homeros sözlü geleneği sürdüren bir ozandı. Daha sonra ki ozanlar gibi O da muhtemelen saraydan saraya dolaşıp destan okurdu. Yaşadığı 9.yy.ın İonyası'nda 400 yıl önce yapılmış olan Troya Savaşı (MÖ.1200) anıları hala çok canlı ve çok iyi bilinen bir konuydu. Ne var ki bu savaşta Troya yenilmiş ve efsanenin süslediği bu olay Yunanistan'dan gelen Akhaların zaferiyle sonuçlanmıştı. Homeros'un sevgisi Troya'ya olsa bile dinleyicilerine yani efendisi olan Yunanlılar'a karşı kendisini beğendirmesinin koşulu Akhaları kahraman ve üstün görmekti.

Hem İlyada hem de Odysseia sözlü geleneğin ürünleridir. İlk kez yazıya geçirilişi İlk Çağ'da, Yunanistan'da olmuştur.

Homeros'un Troyası Schliemann'ın 1870'lerde ortaya çıkardığı bölüm değildir. Schliemann öyle olduğunu zannetmişti, ancak onun bulduğu kent, 9 katlı yerleşimin ikinci katmanı yani Anadolu'nun Tunç Çağı'na[1] ait olan katmandır.Homeros'un Troyası ise altıncı katmandır.
İlyada; Homeros'un Yunanca İlias adını taşıyan destanı, İlyon ya da Troya olarak anılan kentin destanıdır. Konusu Troya Savaşı olmakla beraber, savaşın ancak kısa bir dönemini kapsar ve Troya efsaneleri diye andığımız büyük efsane ve masal çemberinin küçük bir bölümünü içine alır.

Troyalılar ile Akhalar arasınadaki Troya Savaşı, öncesi ve sonrasıyla 30 yıl sürmüştür (savaşın kendisi ise 10 yıl).24 bölüm ve 16.000'i aşkın dizeden oluşan bu büyük destan ise savaşın tamamını değil, 9.yılında son 51 günlük süreyi kapsar. İlyada aslında Troya'nın değil Akhilleus'un destanıdır.

İlyada destanının konusu sınırlıdır. Destan Akhilleus ile Yunan ordusunun başkomutanı Agamemnon arasında, Troya kenti önünde çıkan bir kavgayla başlar. Agamemnon, Akhilleus'un güzel gözdesi Briseis'i onun elinden almıştır. Buna kızan Akhilleus savaştan çekilir. Annesi Thetis'in yalvarmaları üzerine Zeus da savaşın seyrini Troyalılardan yana çevirir. Bunun üzerine Agamemnon Akhilleus'a bir ricacılar heyeti gönderir ve ona Briseis'i geri vermeyi teklif eder. Ancak Akhilleus savaşa dönmeyi reddeder. Bu sırada Troya kahramanı Hektor, Yunan gemilerini yakmıştır. Dostunun ölümü Akhilleus'un savaşa girmesine yolaçar. Yeni silahlarını kuşanarak Hektor'la teke tek bir mücadeleye girişir ve Hektor'u öldürür. Ölüsünü bir arabaya bağlayarak Troya çevresinde sürükletir. Sonunda merhamete gelip Hektor'un cesedini babası Troya Kralı yaşlı Priamos'a verir.

Odysseia; İlyada bir olayın, Odysseia bir kişinin yani Ithaka kralı Odysseus'un destanıdır. Latin dünyasındaki adı Ulisex'tir. 24 bölümden oluşan destan, Odysseus'un Troya'dan ülkesine dönüş yolculuğunu anlatır. Olaylar burada da İlyada'da olduğu gibi belli bir kronolojik sıraya göre anlatılmaz.

Odysseus evinden 20 yıl uzak kalmıştır. Dönüş yolculuğunda gemisi parçalanır ve Ogygia adasında nymphe Kalypso tarafından alıkonur[2].Destanda Odysseus'un ülkesi Ithaka'da olup bitenlerde ahlatılır.Sadık karısı Penelope sabırla kocasının dönüşünü beklemiş, oğlu Telemakhos büyümüş, babasını aramak için yolculuğa çıkmıştır. Destan, Odysseus'un ülkesine dönüşü ve kendisini bekleyen karısına kavuşmasıyla sona erer. 
Yunan mitolojisi hakkında ikinci önemli kaynak Hesiodos'tur.MÖ.8.yy.da yaşamıştır. O da İonyalı'dır. Foça'nın kuzeydoğusundaki Kyme şehrinde, yoksul bir çiftçinin oğlu olarak dünyaya gelmiştir. Buradan Yunanistan'a göç etmiş, Helikon yamaçlarında koyun güderken Musalar yani esin perileri ona şairlik bağışlamışlardır. İşler ve Günler[3] ve Tanrıların Yaratılışı (Theogonie) isimli iki uzun şiiri bulunmaktadır.Bunlar, Homeros destanlarından sonra Yunan mitolojisinin en değerli kaynakları olarak kabul edilir.
MÖ.7.-6.yy.da Lesbos (Midilli) adasında yaşamış ilk Yunan kadın şairi olan Sappho, Pindaros (MÖ 518-446), Kallimakhos (MÖ 310-240) ve Theokritos (MÖ 3.yy başları) Yunan mitoslarını işleyen diğer ünlü Yunan şairleridir. Eserlerinde mitosları işlemiş Latin şairleri de bulunmaktadır. Bunların en ünlüsü MÖ 70-19 yılları arasında yaşamış olan Vergilius'tur. Mitolojiye en geniş şekilde kucaklayan eseri Aeneis Destanı'dır. Lucretius (MÖ.98-55) ve Horatius (MÖ 65-8)'ta mitolojiyi işleyen ünlü Romalı şairlerdir.

Ayrıca Yunan komedi ve özellikle de tragedyalarının tek kaynağı mitoslardır. MÖ 5.yy'da yaşamış olan üç büyük tragedya yazarı Aiskhylos, Sophokles ve Euripides ile komedya türünde yazmış olan Aristophanes, Latin edebiyatında ise Seneca (MÖ 4-MS 65) ile Plautus mitolojik konuları ele alan şairlerdir

 

 

——————————————————————————–

[1] Anadolu’da; 3000-2000 İlk Tunç Çağı, 2000-1600 Orta Tunç Çağı, 1600-1200 Genç Tunç Çağı, 1200-800 Erken Demir Çağı’dır. [2] Kalypso Odysseus’a aşık bir nymphe, destandaki en güzelkadın. Odysseus’u bırakmak istememiş ancak Zeus emredince bırakmak zorunda kalmıştır.[3]çev.Suat Yakup Baydur, İst.1948 

 

ÇANAKKALE BOĞAZI İLE İLGİLİ EFSANELER

Efsaneye göre Denizlerin efendisi olan Poseidon, Çanakkale Boğazı'nı karaların arasına girerek ve toprakları ikiye bölerek açmıştı.

 

Yunanistan'ın Thebai kentinin kralı Anthamas ile güzel karısı Nephele'nin Phriksos adında bir erkek ve Helle adında bir kız çocuğu vardı. Ancak kral bir süre sonra karısından bıkarak ikinci bir kadınla evlenir. Anthamas'ın ilk karısını ve çocuklarını kıskanan kadın kahinleri etkileyerek, O sırada sürmekte olan kıtlığın giderilmesi için iki çocuğun kurban edilmesi gerektiğini söyletir. Kurban töreni sırasında Nephele (kelime anlamı bulut) ikisini de bir buluta sararak kaçırır.Çocukları kanatlı ve altın bir posta bindirerek Karadeniz'e yollar. Ancak Çanakkale Boğazı'nı geçerlerken büyük bir fırtına kopar ve Helle denize düşerek boğulur. Ondan sonra da buraya Helle'nin denizi anlamına gelen Hellespontos adı verilir. Herodot tarihinde Helle'nin mezarının Kardiya (Bolayır)'da olduğu belirtilmektedir. Phriksos Karadeniz'de Kolktis'e (Gürcistan) vardıktan sonra koçu Zeus'a kurban eder.

 

Dardanel Boğazı'nın efsanesi ise şöyledir; Okeanos'la Tethy'in venmelerinden Elektra adlı güzel bir kız doğmuştur. Kıza aşık olan Zeus, Elektra'yla zorla sevişir ve Elektra Dardonos adında bir erkek çocuk doğurur. Daha sonra Çanakkale'ye gelen Dardanos kralın kızıyla evlenerek Dardania adlı bir kent kurar. Çanakkale Boğazı'nın adı da Dardanos'tan Dardanel olur.

 

Dardanos'un oğlu Tros, bu bölgeye Troad, halkına da Troyalı adını verir. Onun oğlu İlus da kente kenti adını koyar ve kent ondan sonra İlium olarak tanınır.

 

Hera, Zeus'un diğer sevgilileri gibi Elektra'nın da farkına varmış, Elektra'dan doğacak Zeus soyunu lanetlemiştir. Gerçekten de bu lanet tutar ve Troya yerle bir olur.

 

Çanakkale ile ilgili bir başka efsane de Hero ile Leandros öyküsüdür. Bir zamanlar Çanakkale'nin Anadolu kıyısında, Nara kıyısında Abydos olarak anılan çok eski bir kent varmış. Abydos'un karşı kıyısında, Trakya tarafında Miletoslular tarafından kurulan Sestos adında bir kent daha varmış. Bu iki kent arası Boğaz'ın en dar yeriymiş. Sestos'ta Aphrodite'nin ölen sevgilisi Adonis için her yıl şenlikler düzenlenirmiş.Bu törenlerden biri sırasında Abydos kralının oğlu Leandros, Aphrodite'nin rahibesi Sestoslu güzel Hero'ya aşık olmuş.Ancak nevar ki Hero da ona aşık olmasına rağmen rahibe olduğu için evlenmemişler.Bu iki sevgilinin birbirlerini görmelerini engelleyemiş.Leandros her gece Marmara'nın bembeyaz köpükleri üzerine binerek karşı kıyıya, sevglisini görmeye gidermiş. Efsaneye göre Hero da her gece bir kuleye çıkarak, elinde tuttuğu meşaleyle, denizde yüzmekte olduğu sevgiisine yol gösterirmiş. Hero zaman zaman çok korkmasına rağmen ona gelme diyemez, en azgın fırtınalarda bile meşaleyi yanına çağırırmış. Bir gece denizde korkunç bir fırtına patlamış ve Hero'nun meşalesini söndürmüştü. Yolun yarısındayken ışık sönünce nereye yüzeceğini bilemeyen Leandros sonunda dalgalara yenik düşüp boğuldu. Cesedi sabahleyin Sestos kıyılarına vurdu. Hero da sevgilisinin ölüsünü görünce kendisini kuleden atarak canına kıydı.

 

Paylaş
Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

Bu Yazıya Toplam 0 Yorum Yapılmış

İsminiz

E-Posta Adresiniz

Şehir

İlgili Terimler :
Önceki yazıyı okuyun:
Türk Mitolojisi

Sözcük anlamı "efsane bilimi"olan mitoloji ilkel insanların ve insan üstü varlıkların başından geçen masalsı olayların incelenip anlatılmasıdır. Eski çağlarda yaşamış...

Kapat